VATAN HAİNİ ÖRGÜT FETHULLAHÇI'LARA DARBE  ÜSTÜNE DARBE:

TÜRK ORDUSUNU KARALAMAK İSTEYEN FETHULLAHÇI PROVAKATÖR; NUH GÖNÜLTAŞ SUSTURULDU!!!

 

Şehit aileleri Ordu’ya dil uzatan Nuh Gönültaş’ı protesto etti

 

GÖNÜL ALPAYDIN: Türk anası için evladını şehit vermek onurdur

 

Başbakan Diyarbakır’da konuştuktan sonra olaylar patladı

TÜRKSOLU: Öncelikle Nuh Gönültaş’ı protesto eylemine gerek duydunuz? Kimlere bir mesaj vermek istediniz?

GÖNÜL ALPAYDIN: Bugünkü eylemdeki mesajımız Bugün gazetesineydi. “Hep erler şehit oluyor. Subaylar niye şehit olmuyor?” gibi şeyler yazıyorlar. Emin Çölaşan’ın da yazdığı gibi, sürekli olarak Ordu’yu bir köşeye sıkıştırmak istiyorlar. “Ordu, milletin çocuklarını askere topluyor. Topladıklarını PKK’nın önüne sürüyor, kendileri bir taraflara kaçıyorlar, böylece şehit olmuyorlar.” gibi bir olgu yaratmaya çalışıyorlar bize göre. Bu durum bizi derinden yaraladı. Biz şehitlerimizi onlar gibi subay, astsubay ve er olarak ayırmıyoruz. Hepsi bizim şehidimiz. Hepsini seviyoruz ve onların hepsi vatan için öldüler.

Bizler davul zurna ile bu çocukları topluyoruz, askere gönderiyoruz. Hepsi seve seve askere gidiyor. Bir tanesi bile “Ben gitmiyorum!” diye itiraz etmiyor. Anneler de mutluluk içinde çocuklarının eline kına yakarak çocuklarını askere yolluyorlar; çünkü Türk anası için askere bir evlat göndermek çok ulvi bir görev. Gidiyorlar ve bazıları orada şehit oluyorlar; ama bazı mihraklar, bazı sapkınlar var ya.... İslamiyet bütün dinlerin üstünde. Benim Kuran-ı Kerim gibi bir kitabım olduktan sonra, onun bunun telkini ile de hareket etmem.

Türk Ordusu, değil bu bölgenin, dünyanın en yetenekli ordusudur. Bakın bugün Irak’ta ABD elinde son sistem silahlar olmasına karşın askerlerini (onlarınkine şehit diyemiyoruz) yitiriyor; ama maneviyatları yok. Türk askeri elindeki silahla değil, yüreğindeki, kafasındaki Atatürk’le, sahip olduğu maneviyatla, ülkesine, milletine güvenerek savaşır. Toprağının bir çakıl taşını vermemek için kolunu verir, bacağını verir. Gerekirse hayatını verir, şehit olur; ama onun ailesi “Ne yapalım, vatan sağ olsun!” der. Hangi ülkenin annesi bunu diyebiliyor?

Türk Ordusu değil bu bölgenin, dünyanın en yetenekli ordusudur. Türk askeri elindeki silahla değil, yüreğindeki, kafasındaki Atatürk’le, sahip olduğu maneviyatla, ülkesine, milletine güvenerek savaşır. Toprağının bir çakıl taşını vermemek için kolunu verir, bacağını verir. Gerekirse hayatını verir, şehit olur; ama onun ailesi “Ne yapalım, vatan sağ olsun!” der. Hangi ülkenin annesi bunu diyebiliyor?

TÜRKSOLU: Peki Gönül Hanım, neredeyse durma ve hatta yok olma noktasına gelen terör olayları son zamanlarda yeniden artmaya başladı. Yeniden her gün şehitler vermeye başladık. Terör olayları neden arttı. Bunun sorumlusu sizce kim?

GÖNÜL ALPAYDIN: Benim düşündüğümün aynısını Türk Milleti de düşünüyor, şehit aileleri de düşünüyor. Ben mensubu olduğum derneğin insanlarının, şehit annelerinin, gazilerinin ne düşündüğünü bilmemden dolayı böyle rahat konuşabiliyorum. Başbakan, Diyarbakır’a gidip “Kürt davası vardır ve bu dava benim davamdır.” dediği anda bu iş patladı; çünkü orada yalnız birkaç çapulcu kendini haklı görüyordu. “Başbakan da aynı şeyleri söylüyor, demek ki biz haklıyız.” dediler ve maalesef işler bugün bu noktaya geldi.

Bir iktidarın, bir hükümetin böyle tutarsız davranışları; hükümetin görevini layık olduğu şekilde yapmaması neticesi bundan yüz bulan terör mihrakları bu işi tırmandırdılar. Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri’nin siyasi bir iradenin “evet”ine ihtiyacı var. Bu hükümet ise bu “evet”i hiçbir zaman vermedi ve hâlâ da vermiyor. Vermediği zaman asker ne yapabilir ki? Asker elinden geldiğince gerekeni yine yapıyor; ama maalesef sınır ötesi bir önlem alamıyor asker. Bunu Genelkurmay Başkanımızın ağzından da duyduk. “Bana emir verilsin, gereklidir.” dedi. “Gereklidir” diyen bir komutan gitmez mi? Emir almadığı için gidemiyor tabi ki.

TÜRKSOLU: Konumunuz itibariyle şehit aileleri ile her gün berabersiniz. Türk Ordusu’nun Kuzey Irak’a girmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Şehit aileleri, gaziler ve derneğinize gelen diğer insanlar bu konuda ne düşünüyor?

GÖNÜL ALPAYDIN: Duyduklarımı söyleyeyim o zaman: “Biz her gün mü şehit cenazesi getireceğiz, her gün mü gözyaşı dökeceğiz, her gün mü evlatlarımızın öldüğünü göreceğiz?”... Herkes feveran içinde ve hepsi Türk Ordusu’nun müdahale etmesini bekliyor. “Türk Ordusu gitsin ve bunu kökünden bitirsin!” diyorlar. Şehit ailelerinde böyle bir irade var. Sağduyulu herkes, Türk Ordusu’nun bunu başaracak güçte ve çapta bir Ordu olduğunu söylüyor. Herkes müdahale edilmesini istiyor.

TÜRKSOLU: Peki milletin iradesini yansıttığını iddia eden bir hükümetin böyle bir durumda Kuzey Irak’a girilmesini istememesinin nedeni ne olabilir?

GÖNÜL ALPAYDIN: Milletin iradesini gerçekten yansıtmış olsalardı cumhurbaşkanını seçebilirlerdi. Yansıtamamış demek ki! Daha önceden aldıkları oylara güvenmesinler. Oy aldıkları gün ile bugün arasında 4.5 yıl gibi bir zaman geçti. Şu anda iradeyi temsil ettiklerini mi kabul ediyorlar? Yok! Bence de yok, birçok insan için de yok. Onlara oy verenler bile, bugün onlara oy verdiklerinden dolayı pişman olduklarını söylüyorlar.

Şehit aileleri Ordu’ya dil uzatan
Nuh Gönültaş’ı protesto etti

13 Haziran Çarşamba günü şehit aileleri Bugün gazetesi önünde “Erlerimiz ölüyor, subaylarımız nerede?” diyerek Türk Ordusu’na hakaret eden Nuh Gönültaş’ı protesto etti. Gönültaş’ın yazarı olduğu Fethullahçı Bugün gazetesinin İstanbul Levent’teki binasının önünde gerçekleşen protesto eyleminde gazetenin kapısına siyah çelenk bırakıldı.

Türk askeri ancak öldüğü zaman yan gelip yatıyor

TÜRKSOLU: Son zamanlarda artan terör nedeniyle yapılan onca şehit cenazesine Başbakan’ın katılmaması ya da katılan bakanların protesto edilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

GÖNÜL ALPAYDIN: Hükümet üyelerinin yuhalanması biraz ayıp kaçıyor bana göre; ama demek ki hak ediyorlar bunu. Demek ki şehitler için “kelle” demek ve “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir.” lafının yetkili bir ağızdan duyulması hiç hoş olmamıştır. Şehit aileleri de bunlara karşı cephe aldılar. Hiçbir asker ya da şehit “kelle” olamaz. “Kelle” dediğiniz zaman askeri de koyun gibi görüyorsunuz demektir. Şehit aileleri bunu hiçbir zaman affetmeyecek. Türk askeri ancak öldüğü zaman yan gelip yatıyor. Onların çocukları askere gitmemek için sahte rapor alırken, Türk ailesinin çocukları seve seve Anadolu’nun dağlarında bekliyor. Göğüslerini PKK’nın kurşunlarına siper ederek aslanlar gibi şehit oluyorlar. Sonuna kadar toprağını savunuyorlar. Var mı dünya üzerinde böyle başka bir asker? Düşündüğünüz zaman bu yüce milletin evlatları gibisi dünyanın başka hiçbir yerinde yok. Hiçbir zaman bu söylenenleri kabul edemeyiz.

TÜRKSOLU: Atılan sloganlara baktığımız zaman “Meclis Başkanı Devlet Düşmanı”, “AKP-PKK Omuz Omuza” “İşbirlikçi AKP” gibi sloganlar görüyoruz. Bu sloganlar hükümetin teröre karşı sesini çıkartmadığı anlamında yorumlanabilir mi?

GÖNÜL ALPAYDIN: Ordu’ya yeterli destek vermemesi, şehit ailelerinin dertlerini dinlememesi ve bu arada Barzani denilen bitli eşkıya ile 70 milyonluk koca Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı olarak konuşması, kucaklaşması bu insanları yaraladı. Tepkiler tabiî ki bundan dolayı. İnsanlar yoksa durdukları yerde niye tepki versinler? Ne olurdu ki şehit olayları başladıktan sonra “Ben Diyarbakır’da bir laf söyledim. Bugün görüyorum ki bu yaptığım hata imiş.” deyip şehit ailelerine gitseydi? Şehit aileleri onları bağırlarına basarlardı; ama bunu hiçbir zaman yapmadılar. Şimdi seçim yaklaştığı için göstermelik olarak katılıyorlar; ama artık kimse bunu kabul edemiyor.

PKK’nın arkasında ABD ve AB olduğunu bugün 5 yaşındaki çocuklar bile biliyor

TÜRKSOLU: Dünkü MGK’dan önce de yaptığı açıklamada Maliki ile görüşeceğini, masaya çağıracağını, önümüzdeki haftalarda çözümü masada arayacağını söylüyor. Masada çözüm sizce mümkün mü?

GÖNÜL ALPAYDIN: Hâlâ daha diyaloga çağırıyor. Kaç şehit daha vereceğiz? Daha 100-200 şehit verdikten sonra mı? Maliki’in arkasında kim var? Maliki’nin arkasında ABD var. Yani bilmiyor mu ki Maliki kendi başına muktedir değildir orada. ABD Türkiye’ye, “Biz sizinle dostuz.” diyerek en büyük kötülükleri hazırlıyor. Avrupa Birliği de mayın ve lojistik desteği vererek PKK’yı destekliyor. Bunu artık 5 yaşındaki bir çocuk bile biliyor. Bunu Türk halkının, Genelkurmay’ın, komutanların, askerin bilmemesi olanak dışı yani.

Bulunan mayınlar nedense hep İtalyan yapımı oluyor. “İnsan hakları, insan hakları” diye kendisini yırtan Avrupa Birliği dünyadan artık kalktığı halde mayınları PKK’ya veriyor. Neden veriyor? Türkiye bölünsün, Türkiye parçalansın diye. Avrupa Birliği’ne niye bizi almıyorlar? Sırf Müslüman olduğumuz için. Hıristiyan toplumu Müslümanları çok düşük düzeyde görüyor. Muhatap olarak kabul edemiyor. Hatta Türklerin Türkiye’de bile yaşamalarını istemiyor. Biliyorsunuz bir Şark Meselesi var. “Orta Asya’ya gitsinler. Onların memleketi orası...” diyorlar. Buyursunlar, erkeklerse gelip silahla burayı alsınlar; tabii alabiliyorlarsa!

Masaya artık yumruğumuzu vurmalıyız

Ermenistan’ı başımıza bela ediyorlar. PKK’yı başımıza bela ediyorlar. Avrupa’nın şımarık çocuğu Yunanistan ile ikide bir Türkiye’yi sıkıştırıyorlar. Dikkat edin, Türkiye çok güzel bir yerde, kızarmış ördek gibi herkesin yemeye hazırlandığı ve dört gözle baktığı bir ülke. Bizim akıllı olmamız lazım. Öyle güzel bir politika üretmemiz lazım ki bunlara hiçbir şekilde fırsat vermemeliyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin Ordusu ve milleti ile Ortadoğu’nun büyük bir gücü olarak masaya yumruğunu vurması gerekir. Bunu yaptığımız anda Avrupa Birliği de bize gelecek.

Ben bir Türk vatandaşı olarak Avrupa Birliği’ni istemiyorum. Yüzde 70 olan Avrupa Birliği’ne destek bugünlerde %20’lere düştü; çünkü millet artık gerçeği anladı: Bizden sürekli olarak bir şeyler almaya çalışıyorlar.

Bu yüzyıl artık su savaşlarının başlayacağı bir yüzyıl olacak. Dünya nimetlerinin tükeneceğini düşünürseniz su savaşlarının başlayacağı bir dünyada Dicle ve Fırat’ın suları çok büyük bir önem taşıyor. İsrail için de önemli, ABD için de önemli. Ben öyle ABD’nin Arapları falan da düşündüğünü zannetmiyorum. ABD bugün yalnızca emellerine ulaşmak için Kürt toplumunu kullanıyor. Geçmişte Baba Mustafa Barzani’yi kullanıp attığı gibi bugün de oradaki Kürt toplumunu kullanıyor. Onlar da ABD’ye güvenmenin bedelini çok ağır ödeyecekler; çünkü Amerika ilelebet burada kalamaz.

TÜRKSOLU: Yaklaşan seçimlerde DTP’lilerin bağımsız olarak Meclis’e girmesinin PKK terörüne sizce ne gibi bir etkisi olacak?

GÖNÜL ALPAYDIN: İnşallah kötü bir şeyler olmaz diyorum; ama bunlar çeşitli entrikalar ile TBMM’ye girmek istiyorlar. Bugün 70-80 tane Doğu kökenli olan ama “Keşke Türk vatandaşı gibi davransınlar” dediğimiz milletvekili var. Görüyorsunuz bugün maalesef PKK’nın temsilciliğini yapıyorlar. Keşke yapmasalardı. Bağımsız olarak Meclis’e gelecek bazı grupların PKK davasını Meclis’e getireceklerine inanıyorum. Keşke getirmeseler de, sağlıklı bir milletvekili olarak millete hizmet etseler. Halklarına en büyük kötülüğü kendileri yapıyorlar.

TÜRKSOLU: Son zamanlarda Kuzey Irak’a yönelik bir operasyon gündeme geldiğinde birçok medya kuruluşu “Kuzey Irak’a yapılacak operasyon felaket olur, batağa saplanırız, bu operasyon PKK’ya yarar.” gibi haberler yapıyor. Sizce medya Kuzey Irak’a yapılacak bir operasyonu niçin böyle ısrarla engellemek istiyor?

GÖNÜL ALPAYDIN: Bugün Türkiye’de medyanın nereden destek aldığını biliyoruz. Avrupa fonlarından para alan, ABD’den yardım alan ve onların çıkarlarını korumaya hizmet eden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları var bu ülkede. Biz onları “satılmış” olarak niteliyoruz. O satılmışlar bu tür yayınları yapıyorlar. Ben de bu yayınları ibretle seyrediyorum bazen.

Türk Ordusu geçmişte Kıbrıs’a çıkartma yaptı. Türk Ordusu bugün denizaşırı çıkartma yapabilecek yetenekteki ender ordulardan birisi. Yani Ordumuzun eşi emsali yok. Kimsenin hiç ummadığı bir harekâtı yapmış ve bunda da son derece başarılı olmuştur. Kıbrıs Harekâtı’nı yapan Türk Ordusu uçaklarını kaldırıp 20 km. içeri giremez mi? Rahatlıkla girer. Türk Ordusu’nun yeteneksiz olduğunu mu düşünüyorlar, yoksa menfaatleri baltalanacak onu mu düşünüyorlar? Ben menfaatlerinin baltalanacağını düşünerek acı acı gülüyorum. Onlara o zaman ne Avrupa basınının ne de ABD basınının yardımcı olmayacağını biliyorlar.

Atatürk’ün, “Dahili ve harici bedhahların olacaktır.” dediğini biliyorsunuz. Bunlar işte o dahili bedhahlar; ama bu ülkeye hiç kimse hiçbir zaman bir şey yapamaz. Onlar ancak kendilerini aldatırlar. Gelecek nesillere hesap verecek bir yüzleri kalmaz.


http://www.turksolu.org/143/alpaydin143.htm

 

FETHULLAHÇI GAZETEYE PROTESTO

13 Haziran 2007

 

Şehit aileleri, "Erler ölüyor, subaylar nerede?" diyen gazetenin önünde toplandı.

Fethullahçılara yakınlığıyla bilinen Bugün Gazetesi'nin köşe yazarı Nuh Gönültaş’ın "Erlerimiz savaşıyor, subaylarımız nerede" başlıklı yazısı protestolara neden oldu. Gazete önünde bir araya gelen şehit aileleri, halkın orduya, erin ise komutana karşı kışkırtılmaya çalışıldığını öne sürdü.

Şehit aileleri, Nuh Gönültaş’ın Bugün Gazetesi’ndeki “Erlerimiz savaşıyor, subaylarımız nerede” başlıklı köşe yazısını, gazete önüne siyah çelenk bırakarak protesto etti. Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı gazete önünde biraya gelen İstanbul Şehit Aileleri Dayanışma ve Sosyal Yardımlaşma Derneği (ŞADDER) üyesi bir grup basın açıklaması yaptı.

ŞADDER Genel Başkanı Şencan Bayramoğlu, grup adına yaptığı açıklamada Gönültaş’ın yazısını sert bir şekilde eleştirdi.

Bayramoğlu açıklamasında, “Bir yanda operasyon komutana, subaya, astsubaya yasal yetki vermeden ‘dağa git teröristi yakala’ diyeceksin. Diğer başka bir yandan ise “erlerimiz savaşıyor, subaylarımız nerede” diye halkı orduya, eri komutanına kışkırtacaksın. Sonra tam 3 gün sonra 1 yarbay, 1 binbaşı, 1 er’i aynı anda aynı yerde koyun koyuna şehit vereceksin” dedi.

Bayramoğlu, Gönültaş’ın kaleme aldığı yazıyla halkına, devletine ve ülkesine düşmanlık yaptığını ileri sürdü. “Bir yazar böyle bir yazı yazıp eri komutanına kışkırtabilir mi? Halkı ordusuna düşman etmek isteyebilir mi?” diyen Bayramoğlu, “Bu zihniyetteki yazarlar aslında ne Mehmetçik, ne devlet, ne millet düşünüyor! Bu yazarların korkusu ve endişesi çok açık ama bunu doğrudan dile getiremiyorlar. Bu noktada orduya vurmak istiyorlar” diyerek yazarı sert bir dille eleştirdi. Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Eren Erol’un da destek verdiği açıklamaya katılan grup olaysız bir şekilde dağıldı.

http://www.medyarazzi.com/haber_detay.asp?id=11401

 

"Subaylar ölmüyor" diyenler utansın

12 Haziran 2007

 

Bir süre önce bir gazetenin yazarı tarafından şu soru sorulmuştu:

- "Güneydoğu’da erlerimiz ölüyor savaşıyor subaylarımız nerede?"

Toplumun değişik kesimlerinden büyük tepki görmüştü. Ancak bazı çevreler bu soruyu çoğalttılar…

TSK düşmanları bu soruyu sormaya başladılar.

Askerin içine bir nifak gibi sokulmaya çalışılan soru derin rahatsızlık yaratmıştı. Ve önceki gün Şırnak’ta bir yarbayımız bir binbaşımız ve bir erimiz şehit olunca bu soruyu soranlara karşı bir öfke seli oluştu.

Gazetenin sahibi yazıyı yazan yazarı zorunlu izne çıkarmak zorunda kaldı. 

Şimdi herkes soruyor:

- "Subaylar ölmüyor" diyenler bugün subaylarımızın cenaze törenine bakıp utanacak mı?…


http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6685438.asp?gid=180

 

Subaylar nerede imiş!

Emin ÇÖLAŞAN

7 Haziran 2007


FETHULLAH Gülen’e yakınlığı ile bilinen Bugün Gazetesi’nde dün bir köşe yazısı. Başlığı şöyle:

"Erlerimiz savaşıyor, subaylarımız nerede?"

Başlığı okuyunca ne demek istediğini anlıyorsunuz. PKK mücadelesinde subaylarımız yok! Onlar sütre gerisine çekilip keyif yaparken erlerimizi araziye sürüyorlar. Erlerimiz şehit düşüyor, yaralanıyor, sakat kalıyor.

Yazıda özetle aynen şöyle deniliyor:

"Muharebe subay işidir. Ama (Güneydoğu’da) erler savaştırılıyor, yedeksubaylar savaştırılıyor.

PKK ile mücadelede subaylarımız nerede?

Ortada mücadele planı yok.

PKK ile mücadele er muharebesi değil, subay muhaberesidir. Bölgede kaç subay vardır? Subaylarımız nerede?"

Türkiye’de belli kesimlerde korkunç bir ordu düşmanlığı var. Özellikle şeriatçılarda ve kendilerini "aydın" olarak tanımlayan entel kesimde bu düşmanlık had safhada.

* * *

Dünyanın her yerindeki savaşlarda rütbeli kaybı daha az, er kaybı daha fazladır. Nerede, hangi savaşta olursa olsun bu gerçek değişmez.

PKK olayında da böyledir. Kaldı ki, o kesimlerin tamamı vatan evladıdır.

Olayı kirli siyasete, ordu düşmanlığına alet etmenin anlamı yoktur.

Subaylar nerede imiş!

Bu yazıyı yazan şahıs Güneydoğu’da binlerce subay ve astsubayımızın evlerinden ve ailelerinden uzakta, mütevazı lojmanlarda, kışlalarda, arazide çadırlarda, karakol binalarında yattığını herhalde bilmiyor. Ya da bildiği halde, sadece onları suçlamak için bu incileri döktürüyor.

...

Kim ve hangi rütbede olursa olsun onlar şehitlerimizdir, sakat kalmış, hayatı kaymış gazilerimizdir. Sen Fethullah Gülen ekibinden o gazeteye geçmiş olabilirsin. Siyasal nedenlerle Türk Ordusu’na karşı da olabilirsin.

Ama kendi askerin, subayın için bunları yazmaya hakkın yoktur. Bu gibi yazılar ve söylemler sadece PKK’ya moral verir.

Bugün
Gazetesi’nin sahibi olan İpek Ailesi’ni tanıyorum. Bu tür yazıları hoşgörüyle karşılayacak insanlar olmadıklarını da biliyorum. Söz konusu yazıyı okurken, yazan şahıs adına gerçekten utandım.

O yazıyı kaleme alan şahıs -eğer yüreği yetiyorsa- yarınki yazısında Başbakan ve ekibine sormalıdır:

"Dün, sizin ’kelle’ diye tanımladığınız yedi şehit cenazesi kaldırdık. Parti ve seçim işlerini bir günlüğüne bırakıp hangisine katıldınız?"

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6662703.asp?yazarid=5&gid=61

 ***

Subaylar nerede imiş!!!

Emin ÇÖLAŞAN

11 Haziran 2007

 

SEVGİLİ okuyucularım, bugün yazı günüm değil. Ancak bazen öyle oluyor ki, içinizden bir şeyler patlıyor ve günü olmadığı halde oturup yazmaya başlıyorsunuz.

Şırnak’ta yeniden üç şehit verdik.

Yarbay, binbaşı, er.

Fethullahçı
şahıs merak etmişti, köşe yazısında daha birkaç gün önce soruyordu. Yazısının başlığı şöyle idi:

"Erlerimiz Savaşıyor, Subaylarımız Nerede?"

Sonra devam ediyordu:

"Muharebe subay işidir. Ama (Güneydoğu’da) erler savaştırılıyor, yedeksubaylar savaştırılıyor.

PKK ile mücadelede subaylarımız nerede?

Ortada mücadele planı yok.


PKK ile mücadele er muharebesi değil, subay muhaberesidir. Bölgede kaç subay vardır? Subaylarımız nerede?"

Herhalde, bölgedeki binlerce rütbeliyi piknikte, tatilde, turistik gezide zannediyordu! Ya da bunları gıcıklık olsun, cemaatin hoşuna gitsin diye yazıyordu. Önceki akşam saatlerinde ikisi subay üç askerimiz şehit edildi.

Yarbay Melih Gülova, Binbaşı Ramazan Armutçuoğlu ve er Hasan Güreşen.

Allah hepsine rahmet eylesin. Allah "Subaylar nerede" diye hiç utanmadan yazı yazanların günahını affetsin.

Subaylar işte orada. Tabutlarının içinde yatıyorlar.

* * *

Güneydoğu’da bugüne kadar general dahil her rütbeden yüzlerce subay ve astsubayımız, binlerce askerimiz, polisimiz şehit düştü. Ancak bazıları, özellikle din baronlarının adamları ve kendilerini piyasada "aydın (!)" diye yutturan bizim entel-liboş kesim, sırf kendilerine özgü asker düşmanlığı nedeniyle, rütbeliler için böyle uçuk, saçma sapan yazı ve yorumlarla gitmeyi yeğledi.

Subaylar nerede imiş!

Şimdi Genelkurmay Başkanlığı’ndan bir istirhamım var. PKK terörünün başladığı 1984 yılından bu yana Güneydoğu’da şehit düşen subay ve astsubaylarımızın sayısını açıklasınlar.

Bu rakama ayrıca rütbeli rütbesiz bütün personel sayısını da eklesinler.

Dikkatinizi çekerim, biz burada sadece şehitlerle ilgileniyoruz. Odaklanma orada.

Bir de (rütbeli rütbesiz) sakat kalan ve birçok sorunla boğuşan binlerce gazimiz var. Elini kolunu, ayağını bacağını, gözlerini yitiren, yaşam savaşı veren gaziler. Devlet onların maaşıyla bile uğraşıyor. Çoğu Emekli Sandığı aleyhine davalar açtı. Böyle binlerce dava var. O insanların maaşına bile göz dikenler, onların hakkını savunacak bir tek yasayı bile 4.5 yıl içerisinde çıkarmayanlar, şimdi Türkiye’yi yönetiyor.

Onların destekçileri ise haykırıyor: "Subaylar nerede?"

Tablo felaket, tam bir yüz karası. Tablo ne insanlığa yakışıyor, ne Müslümanlığa, ne de devlet yönetimine.

* * *

Bu yazıyı yazarken bir şeyi çok merak ediyorum. Şehit Binbaşı Ramazan Armutçuoğlu’nun cenazesi bugün Ankara’da toprağa verilecek. Bay Başbakan acaba törene gelecek mi?

Gelirse katılanlardan acaba alkış mı alacak!!!

Yoksa yine
(en hafif deyimiyle) protesto mu edilecek?

Sevgili okuyucularım, kimlerin elinde ne günlere kaldığımızı hep birlikte görüyoruz.

Fakat endişe etmeyin, bu günler de geçecek. Çok az kaldı.

 

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6683798.asp?yazarid=5&gid=61


 

11 Haziran 2007

 

 

ŞEHİT YARBAY MELİH GÜLOVA, ÜÇÜNCÜ KEZ 'ŞARK HİZMETİ'NE GİTMİŞTİ

 

Şırnak ilk tercihiydi

Güçlükonak'ta şehit edilen Yarbay Melih Gülova, Binbaşı Ramazan Armutçuoğlu ile er Hasan Güreşen bugün toprağa veriliyor. Gülova'nın üçüncü 'şark hizmeti'ni yaptığı ve Şırnak'ın ilk tercihi olduğu öğrenildi

 


Şırnak'ın Güçlükonak ilçesinde operasyon dönüşü PKK'lı teröristlerin yola döşediği uzaktan kumandalı mayının patlatılması sonucu şehit düşen Yarbay Melih Gülova, Binbaşı Ramazan Armutçuoğlu ve er Hasan Güreşen için dün Şırnak 23'üncü Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı'nda uğurlama töreni düzenlendi. Törene Şırnak Valisi Selahattin Aparı, 23'üncü Jandarma Sınır Tümen Komutanı Tümgeneral Ahmet Yavuz, üst düzey subaylar ve korucular katıldı.
Basına kapalı törenin ardından şehitlerin cenazeleri önce helikopterle Diyarbakır Askeri Havaalanı'na, oradan da toprağa verilmek üzere uçakla memleketlerine gönderildi.

10 yıllık evliydi

Bursalı olan Piyade Yarbay Gülova (43), üçüncü kez doğu hizmetine gitmişti. Teğmenliğinde Ağrı'ya giden Gülova, yüzbaşıyken Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesinde görev yaptı. Manisa'ya tayin edilen Gülova, Celal Bayar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde görev yapan ve 6 ay önce Yardımcı Doçent olan öğretim üyesi Asena Gülova (37) ile 10 yıl önce evlendi. Çiftin mutlu birlikteliklerinden tek çocukları Naz dünyaya geldi.
Yarbay Gülova'ya geçen yıl üçüncü kez doğu görevi çıktı ve terörle mücadelede en kritik merkezlerden biri olan Şırnak'ı, gitmek istediği yerler arasında ilk sırada tercih etti. Öğretim üyesi eşi Asena Gülova ile kızı Naz (4) ise Manisa'da kaldı. Asena Gülova, eşinin şehit olduğunu öğrenince baygınlık geçirdi.



Operasyonda bir er daha şehit

DHA

Şırnak'ta sürdürülen operasyonlarda Osmaniyeli er Murat Kahraman da şehit oldu. Yedi aylık asker olan oğullarının acı haberini komutanlarından alan Hatice ve Mehmet Kahraman, sinir krizi geçirdi. Dördü kız 10 kardeşi olan Kahraman'ın, terhis olduktan sonra Almanya'da yaşayan nişanlısı ile evlenmeyi planladığı öğrenildi. Ağabey Tahir Kahraman, "Kardeşimle dün telefonla görüşmüştük. Morali yerindeydi. Bugün şehit olduğu haberini aldık. Teröristleri Allah'a havale ediyorum" dedi.



Binbaşının eşi TV'den öğrendi

Binbaşı Ramazan Armutçuoğlu'nun Ankara Mamak'taki askeri lojmanda oturan ailesi acı haberle yasa boğuldu. Çocukları Emre (18) ve Eren'le (11) birlikte Ankara'da kalan Nilgün Armutçuoğlu, acı haberi televizyondan öğrendi. Askeriyede sivil memur olarak çalışan ve bir yıl önce emekli olan Nilgün Armutçuoğlu ile çocuklarını yakınları sakinleştirmeye çalıştı. 18 yaşındaki Emre'nin ÖSS'ye gireceği öğrenildi.
Dört çocuğunun en büyüğü olan Binbaşı Ramazan Armutçuoğlu'nu şehit veren emekli baba Haydar Armutçuoğlu da acı haberle gözyaşlarına boğuldu. Şehit Binbaşı Armutçuoğlu'nun ağıtlar yakan yakınları, terör örgütüne de lanet yağdırdı. Şehit Binbaşı bugün Kocatepe Camii'ndeki törenin ardından Cebeci Şehitliği'nde toprağa verilecek. Törene Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın da katılabileceği öğrenildi.


BUGÜN YAZARI GÖNÜLTAŞ SORMUŞTU:

Subaylarımız nerede?

Bugün gazetesi yazarı Nuh Gönültaş, 6 Haziran'da "Erlerimiz savaşıyor subaylarımız nerede?" başlıklı bir yazı yazmıştı. Gönültaş yazıda söyle demişti:
"Niye 30 yıldır bu bela yüreğimizi yakıyor, niye engellenemiyor? Bunlardan birinci sebep subay kadrosunun asıl görevi olan bu işlerden çok siyasetle, iç siyasetle uğraşması, gerçek görevine gerektiği gibi odaklanmamasıdır. Askerin kafasındaki tehdit sıralaması ne yazık ki farklıdır ve bu sıralama ne yazık ki yanlıştır... Muharebe subay işidir. Ama ne yazık ki erler savaştırılıyor, yedek subaylar savaştırılıyor. PKK ile mücadelede subaylarımız nerede?"
Bu arada yazıya, gazetenin internet arşivinde yer verilmediği görüldü.


'Oğlum son olsun'

İstanbullu er Hasan Güreşen'in şehit olduğu haberi ailesinin Gaziosmanpaşa Merkez Mahallesi'ndeki evine bomba gibi düştü. Ev taziyeye gelenlerle dolup taşarken, Güreşen ailesinin fenalaşan fertlerine İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü'nce görevlendirilen ekip ilk müdahaleyi yaptı. Evli olan şehit erin 9 aylık Ahmet Nuri ile 2.5 yaşında Zehra isimli iki çocuğunun bulunduğu belirtildi.
Telefonla ulaşamadığı 23 yaşındaki oğlunun şehit olduğunu televizyon haberlerinden öğrenen Nuri Güreşen, "Vatan sağ olsun, benim şehidim son olsun" dedi. Şehit erin dayısının oğlu Tosun İpek'in de 19 yıl önce vatani görevini yaptığı sırada şehit olduğu öğrenildi. Güreşen, bugün Levent Camii'ndeki törenin ardından toprağa verilecek.


http://www.milliyet.com.tr/2007/06/11/

 

YOBAZ BÖYLEDİR

GÜNEŞ

Rıza Zelyut

12 Haziran 2007 <%Tarih%>


Asker düşmanlığı, bunların kromozomlarına işlenmiştir. Hükümet'in basındaki bir numaralı destekçileri Fethullahçı taifeden söz ediyorum. Efendileri, onlara; 'Sezdirmeden sistemin kılcal damarlarına kadar sızın!' emrini verdi; onlar da sızdılar... Polisteler, adliyedeler, milli eğitimdeler, müşavirlikteler, her yerdeler... Ve basındalar... Star'ı onlara sattılar. Bugün onların oldu. Zaman Gazetesi ise bunların Kabesi... 

İşaret, Amerika'da oturan Fethullah'tan oraya geliyor. Bunlara Yeni Şafak'ı ve küfürcü-şantajcı Vakit Gazetesi'ni de ekleyin. Basındaki Fethullahçı tosuncuklar, askeri kötülemek için çok ince numaralar çekerler. Bunlardan birisi, 'Güneydoğuda erler savaşıyor, subaylar kaçıyor!' anlamına gelen yazı döşenmiş. Sanki o erler oraya, kendi kafalarına göre pikniğe gidiyorlar da...

Bu yobazcık, bunca subayımız şehit olmuşken onları görmezden gelir... Yobazcıklar; 'Yahu bu güneydoğuya hep sıradan insanlaırn çocukları gidiyor; neden zenginlerin çocukları; neden başbakanların çocukları gitmiyor?' diye asla sormaz; soramaz.

Hele hele; ehliyet alabilen oğluna çürük raporu alan ve onu askerden kaçıran bir başbakana bu yobazcıklar asla söz edemezler...

Sonra da Allah'tan, Kuran'dan söz ederek sıradan insanları kandırırlar. Allah, kimseyi bunların durumuna düşürmesin.

...

http://www.gunes.com/2007/06/12/yazarlar/y4.html

 

Vatana İhanet "Köşeleri"

 

logo

 

Altemur KILIÇ

 

“Halikarnas Balıkçısı” Cevat Şakir, babamın üyesi olduğu İstiklal Mahkemesi’nde, o zaman Zekeriya-Sabiha Sertel’in yönetimindeki “Resimli Ay” dergisinde yazdığı bir yazıda, “asker kaçaklarını savunmak ve halkı Ordudan soğutmak” suçundan yargılanmış, idama mahkûm edilmişti. Cevat Şakir’in dayısı Nedim Bey Ankara’ya gelmiş, Medine’den askerlik arkadaşı Kılıç Ali’den şefaat istemiş. Babam, dosyada hafifletici bazı sebepler bulmuş, cezası sürgüne çevrilmiş ve rivayete göre, “Sürün keratayı Bodrum’a” demiş. Neticede, Bodrum, “Halikarnas Balıkçısı” sayesinde, bugünkü Bodrum olmuş...(*)

Bozgunculuk

Cumhuriyetin son sigortası TSK’yı dışarıdan vuramadılar, şimdi halkı askerlikten soğutmaya -içine sızarak- çalışıyorlar. “Vicdani ret”, bedelli askerlik; şimdiye kadar, askere davul zurnayla giden gençleri, askerlikten soğutmak, gayretlerin bir parçası. Bazılarına göre eşcinsel olmak mubah ama askerlik kötü!

Ama şimdi bazıları, Orduyu yıpratmak gayretlerini iyice aleniyete vurdular. “Darbe söylentileri” ve Kuzey Irak’a olası bir operasyon, bu nifak tohumlarının mümbit zemini.

Emin Çölaşan, Bugün gazetesinde bir köşe yazarının “Subaylar Nerede?” başlıklı bir yazısından alıntı yapmış. Bu sorunun maksadı belli. Yazar açıkça, Güneydoğuda, PKK ile mücadelede eden subayların “yan gelip yattıklarını” , hep erlerin öldüğünü iddia ediyor. Bu soruya gereken cevabı vermeye, Genelkurmay tenezzül eder mi bilmiyorum, ama biliyorum ki, Çölaşan’ın yazdığı gibi, en az 500 subay astsubay şehit oldu. Uzuvlarını kaybeden, tekerlekli iskemleye mahkûm olan gaziler de caba!

Ama ortaya nifak tohumu at, mümbit ortamda yeşerir. Şüyuu vukuundan beterdir!

Fakat ihanetin de ihaneti var! İnsanın değil söylemeyi, düşünmeyi bile aklına getiremeyeceği, istemeyeceği şeyler vardır. Bunları ancak, şom ağızlılar, vatan hainleri, Ordunun darbe yapmasından işkillenen ve bir yerleri dingildeyen malum yazarlar, hem düşünüyor hem de yazıp söylüyorlar. Adları, bizce malûm! Ve bunlar şimdi, TSK’ya karşı eteklerinde ne varsa döküyorlar.

Birinin adını da vereyim: Bir ihanet sacayağının ortanca bacağı “büyük usta” Çetin Altan’ın büyük oğlu Ahmet Altan! Darbe veya müdahale olursa “olabilecekleri” yazmış. “Ordunun omurgası çöker” diyor ve ekliyor; “Eğer Genelkurmay Başkanı, kendi üstü durumundaki başbakanı dinlemez de hiyerarşi zincirini bozarsa, onun altındaki kuvvet komutanları da onu dinlemez, kuvvet komutanlarının altındaki generaller de o komutanları dinlemez, generallerin altındaki subaylar da generalleri dinlemez, sonunda genç subaylar rahatsız olurlar... 

Genelkurmay Başkanı, başbakanla ve devlet görevlileriyle özel olarak konuşması gereken hayati konuları, basın toplantılarıyla açıklamaya koyulur...”

Fakat daha sonra söyledikleri daha da dehşet verici. Sakalının altından, umutlarını açıklıyor, yol gösteriyor: “Çünkü bu sefer ” darbeden “ fazla şeyler olur. Bütün subaylar, aynı fikirde değiller. Bazıları Batı’dan yana, NATO’dan, Amerika’dan yana. Bir darbe olması halinde bu iki grup, Türkiye’nin geleceğini kendi düşünceleri çerçevesinde biçimlendirmek için ” bir şeyler yaparlar... “ Yani subaylar arasına nifak girer. Bu ordunun bölünmesi ve ciddi bir iç savaş anlamına gelir.”

Altan bu dehşet senaryolarına devam ediyor: “Cumhuriyet tarihinde hiç rastlanmamış başka bir ihtimal var” diyor ve ekliyor: “Ordu hep silahlarını solculara, demokratlara, Kürtlere, Alevilere doğrultmaz... Silahlar Sünni dindarlara döner... Orduyu oluşturan neferlerin ailelerine, babalarına, kardeşlerine, amcaoğullarına, arkadaşlarına... Neferler, diğer darbelerde olduğu gibi, cuntacı generallerin emirlerini dinleyecekler mi? Yasadışı bir hareketin parçası olup, silahlarını ailelerine çevirecekler mi?”

Bunlar, vatana ihanetin kanıtları! Benim ömrüm bu hainlerle mücadele etmekle nihayet bulacak ama galiba bu hainler, demokrasi ve düşünce özgürlüğü sayesinde, nihayet bulmayacak!

* * *


http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php?news=1248

 

Gülen'in 'aracıları' askerleri hedef aldı, okurlar sert tepki gösterdi


Türkiye'nin terör konusunda oldukça hassas bir dönemden geçiyor olmasına karşın, Fethullah Gülen 'in ABD'den "aracı gazeteciler" ile verdiği ve doğrudan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin subay kademesini hedef alan mesajı tepkilere neden oldu.

Gülen'in, K. Irak'a operasyonun tartışıldığı bir dönemde kendisine "çok yakın" gazeteciler aracılığıyla TSK'nin subay kadrosuna yönelik çıkış yapması, asker karşısında AKP'ye destek olarak yorumlandı. Bugün gazetesi yazarlarından olan ve yazılarında Gülen'in mesajlarını aktarması ile bilinen Nuh Gönültaş' ın "Erlerimiz savaşıyor, subaylarımız nerede?" başlıklı yazısı tepkiye neden oldu.


Önceki günkü yazısında, Tunceli'de 7 askerin şehit edilmesine ilişkin değerlendirme yapan Gönültaş, "Niye 30 yıldır bu bela engellenemiyor? Birinci sebep subay kadrosunun asıl görevi olan bu işlerden çok siyasetle uğraşması, gerçek görevine gerektiği gibi odaklanamamasıdır" görüşünü ortaya koymuş, "Askerin kafasındaki tehdit sıralaması yanlıştır. Bunun yanlış olduğunu 25 yıldır anlamamalarını anlamak mümkün değil. Bu arada PKK belasının 12 Eylül darbesinin ürünü olduğunu unutmamak lazım! PKK ile mücadelede başarısızlık PKK ile mücadelede kullanılan askerlerle de çok ilgili. Erler savaştırılıyor, yedek subaylar savaştırılıyor. PKK ile mücadelede subaylarımız nerede" diye sormuştu. Yazının gazetenin internet sayfasında yer almasından sonra ciddi bir okuyucu tepkisi ortaya çıktı. Yorumlar bölümünde, Cumhur Yıldız adlı okuyucu, "Türk ordusuna olan bu nefretinizin ardında yatan sebepler nelerdir? Çok şükür ki fazla değilsiniz" derken Hüseyin Garip ise "Babasını küçük yaşta kaybetmiş bir subay çocuğu olarak sizi kınıyorum. Türk halkı sizin gibi Ali Kemal müsveddelerine gereken dersi verecektir" diye yazdı. Kemal Ölmez adıyla yazan bir subay ise " 6 yılım Güneydoğu'da geçti. Mayınla yaralandım ve böbreklerim artık beni taşımıyor. Eğer üzerinde hakkım varsa sen ve senin gibi düşünenlere haram olsun" sözleriyle tepkisini dile getirdi.

Cumhuriyet


http://www.turkpolitika.com/modules.php?name=News&file=article&sid=8404&&

 

Çölaşan'ın ömrüne bereket!

Radikal-çevrimiçi

Hakkı Devrim

8 Haziran 2007 

***

Emin Çölaşan'ın dün yazdığı, şayet hiç yazılmamış olsaydı (nitekim bu nokta üzerinde duran ondan başka biri yoktu dünkü gün), gazeteci olarak ben de çok üzülür, çok utanırdım. Bu ihmal edilmemesi gereken tepkinin, görevin yerine getirilmemiş olmasının manevî bedelini, pişmanlık bildirerek, nasıl gözümüzden kaçtı diye hayıflanarak ödeyemezdik.

Neden mi söz ediyorum?

6 haziran tarihli Bugün gazetesinde Nuh Gönültaş'ın yazı başlığı, anlamı çok açık bir sualdi: «Erlerimiz savaşıyor, subaylarımız nerede?»

Konu, Silahlı Kuvvetlerimizin PKK'lılarla süre giden mücadelesi. Gönültaş, canı kıymetli subayların, erleri ve yedek subayları öne sürerek, kendilerinin cephe gerisinde kaldığını söylüyor. Ve beride, «Gerekeni yapmayanlar ile yapılmaması gerekeni yapanlar»ın affetmez takipçisi Emin Çölaşan.

Dilime persenk olmuş deyişin tam yeridir:

– Emin, ömrüne bereket!

Benim de ihmal ettiğim görevi yerine getirdiği için.

***



http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=223542&tarih=08/06/2007

 

FETHULLAHÇI BUGÜN GAZETESİ VE NUH GÖNÜLTAŞ ADLI YAZAR BOZUNTUSU KINA YAKSIN!..
ŞIRNAK'TA BİR YARBAY, BİR BİNBAŞI VE BİR ERİMİZ DAHA ŞEHİT EDİLDİ!...

"Hep erler savaşıyor, subaylar nerede " diye soran Bugün gazetesi'ne tokat gibi yanıt olacak Şırnak'tan geldi

Şırnak'ın Güçlükonak ilçesinde karayoluna terör örgütü PKK üyelerince döşenen uzaktan kumandalı patlayıcının patlatılması sonucu 1 yarbay ile 1 binbaşı ve 1 er şehit oldu. AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Akçay Tugay Komutanlığı'na bağlı askeri konvoyun Güçlükonak ilçesine hareketi sırasında, karayolunun 10. kilometresinde terör örgütü PKK üyelerince yola döşenen uzaktan kumandalı patlayıcı infilak ettirildi. Patlamada, askeri araçta bulunan 1 yarbay, 1 binbaşı ile 1 erin şehit olduğu, 4 askerin de yaralandığı bildirildi.

 

http://www.medyarazzi.com/haber_detay.asp?id=11337

***

PATRON,YAZARINI ZORUNLU İZNE ÇIKARDI!

Olay Bugün Gazetesi'nde gerçekleşti. Bugün yazarının 3 gün önce yazdığı yazıyı, Emin Çölaşan eleştirince patron harekete geçti.


 

Fethullah Gülen Cemaati'nin yayın organlarından olan ve bedava dağıtılan Bugün Gazetesi, bir yazarını "izne çıkarmak zorunda kaldı."

Bugün Yazarı Nuh Gönültaş, "her manganın başında rütbelilerin bulunduğu"nu "unutarak", "Erlerimiz savaşıyor, subaylar nerede?" demişti.

Gazete yönetimi, bu yazının ardından gelen tepkileri göğüsleyebilmek için, Fethullah Gülen'e ve AKP'ye yakınlığıyla bilinen Yazar Nuh Gönültaş'ı "izne çıkardı."

Önce yazıyı yayımlayan gazetenin, gelen tepkilerin ardından yazarının arkasında duramaması ise şaşkınlık yarattı.

http://www.medyarazzi.com/haber_detay.asp?id=11336

 

 

 

Bugün yazarına zorunlu izin

Çünkü gerçekleri bilmelisiniz...

"Erlerimiz savaşıyor, subaylar nerede" diye yazan Fethullahçı yazar, izne ayrıldı.

Fethullah Gülen Cemaati'nin yayın organlarından olan ve bedava dağıtılan Bugün Gazetesi, bir yazarını "izne çıkarmak zorunda kaldı."

Bugün Yazarı Nuh Gönültaş, "her manganın başında rütbelilerin bulunduğu"nu "unutarak", "Erlerimiz savaşıyor, subaylar nerede?" demişti.

Gazete yönetimi, bu yazının ardından gelen tepkileri göğüsleyebilmek için, Fethullah Gülen'e ve AKP'ye yakınlığıyla bilinen Yazar Nuh Gönültaş'ı "izne çıkardı."

Önce yazıyı yayımlayan gazetenin, gelen tepkilerin ardından yazarının arkasında duramaması ise şaşkınlık yarattı.

http://gercekgundem.com/?p=68379

 

KİN KUSAN yazara zorunlu izin

 

BUGÜN yazarı Nuh Gönültaş bu yazıdan dolayı köşesini kaybetti.

***

http://www.ensonhaber.com/news_detail.php?id=56427