|
VATAN HAİNİ ÖRGÜT FETHULLAHÇI'LARA DARBE ÜSTÜNE DARBE: TÜRK ORDUSUNU KARALAMAK İSTEYEN FETHULLAHÇI PROVAKATÖR; NUH GÖNÜLTAŞ SUSTURULDU!!! |
|
Şehit aileleri Ordu’ya dil uzatan Nuh Gönültaş’ı protesto etti
GÖNÜL ALPAYDIN: Türk anası için evladını şehit vermek onurdur
Başbakan
Diyarbakır’da konuştuktan sonra olaylar TÜRKSOLU: Öncelikle Nuh Gönültaş’ı protesto eylemine gerek duydunuz? Kimlere bir mesaj vermek istediniz? GÖNÜL ALPAYDIN: Bugünkü eylemdeki mesajımız Bugün gazetesineydi. “Hep erler şehit oluyor. Subaylar niye şehit olmuyor?” gibi şeyler yazıyorlar. Emin Çölaşan’ın da yazdığı gibi, sürekli olarak Ordu’yu bir köşeye sıkıştırmak istiyorlar. “Ordu, milletin çocuklarını askere topluyor. Topladıklarını PKK’nın önüne sürüyor, kendileri bir taraflara kaçıyorlar, böylece şehit olmuyorlar.” gibi bir olgu yaratmaya çalışıyorlar bize göre. Bu durum bizi derinden yaraladı. Biz şehitlerimizi onlar gibi subay, astsubay ve er olarak ayırmıyoruz. Hepsi bizim şehidimiz. Hepsini seviyoruz ve onların hepsi vatan için öldüler. Bizler davul zurna ile bu çocukları topluyoruz, askere gönderiyoruz. Hepsi seve seve askere gidiyor. Bir tanesi bile “Ben gitmiyorum!” diye itiraz etmiyor. Anneler de mutluluk içinde çocuklarının eline kına yakarak çocuklarını askere yolluyorlar; çünkü Türk anası için askere bir evlat göndermek çok ulvi bir görev. Gidiyorlar ve bazıları orada şehit oluyorlar; ama bazı mihraklar, bazı sapkınlar var ya.... İslamiyet bütün dinlerin üstünde. Benim Kuran-ı Kerim gibi bir kitabım olduktan sonra, onun bunun telkini ile de hareket etmem. Türk Ordusu, değil bu bölgenin, dünyanın en yetenekli ordusudur. Bakın bugün Irak’ta ABD elinde son sistem silahlar olmasına karşın askerlerini (onlarınkine şehit diyemiyoruz) yitiriyor; ama maneviyatları yok. Türk askeri elindeki silahla değil, yüreğindeki, kafasındaki Atatürk’le, sahip olduğu maneviyatla, ülkesine, milletine güvenerek savaşır. Toprağının bir çakıl taşını vermemek için kolunu verir, bacağını verir. Gerekirse hayatını verir, şehit olur; ama onun ailesi “Ne yapalım, vatan sağ olsun!” der. Hangi ülkenin annesi bunu diyebiliyor?
TÜRKSOLU: Peki Gönül Hanım, neredeyse durma ve hatta yok olma noktasına gelen terör olayları son zamanlarda yeniden artmaya başladı. Yeniden her gün şehitler vermeye başladık. Terör olayları neden arttı. Bunun sorumlusu sizce kim? GÖNÜL ALPAYDIN: Benim düşündüğümün aynısını Türk Milleti de düşünüyor, şehit aileleri de düşünüyor. Ben mensubu olduğum derneğin insanlarının, şehit annelerinin, gazilerinin ne düşündüğünü bilmemden dolayı böyle rahat konuşabiliyorum. Başbakan, Diyarbakır’a gidip “Kürt davası vardır ve bu dava benim davamdır.” dediği anda bu iş patladı; çünkü orada yalnız birkaç çapulcu kendini haklı görüyordu. “Başbakan da aynı şeyleri söylüyor, demek ki biz haklıyız.” dediler ve maalesef işler bugün bu noktaya geldi. Bir iktidarın, bir hükümetin böyle tutarsız davranışları; hükümetin görevini layık olduğu şekilde yapmaması neticesi bundan yüz bulan terör mihrakları bu işi tırmandırdılar. Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri’nin siyasi bir iradenin “evet”ine ihtiyacı var. Bu hükümet ise bu “evet”i hiçbir zaman vermedi ve hâlâ da vermiyor. Vermediği zaman asker ne yapabilir ki? Asker elinden geldiğince gerekeni yine yapıyor; ama maalesef sınır ötesi bir önlem alamıyor asker. Bunu Genelkurmay Başkanımızın ağzından da duyduk. “Bana emir verilsin, gereklidir.” dedi. “Gereklidir” diyen bir komutan gitmez mi? Emir almadığı için gidemiyor tabi ki. TÜRKSOLU: Konumunuz itibariyle şehit aileleri ile her gün berabersiniz. Türk Ordusu’nun Kuzey Irak’a girmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Şehit aileleri, gaziler ve derneğinize gelen diğer insanlar bu konuda ne düşünüyor? GÖNÜL ALPAYDIN: Duyduklarımı söyleyeyim o zaman: “Biz her gün mü şehit cenazesi getireceğiz, her gün mü gözyaşı dökeceğiz, her gün mü evlatlarımızın öldüğünü göreceğiz?”... Herkes feveran içinde ve hepsi Türk Ordusu’nun müdahale etmesini bekliyor. “Türk Ordusu gitsin ve bunu kökünden bitirsin!” diyorlar. Şehit ailelerinde böyle bir irade var. Sağduyulu herkes, Türk Ordusu’nun bunu başaracak güçte ve çapta bir Ordu olduğunu söylüyor. Herkes müdahale edilmesini istiyor. TÜRKSOLU: Peki milletin iradesini yansıttığını iddia eden bir hükümetin böyle bir durumda Kuzey Irak’a girilmesini istememesinin nedeni ne olabilir? GÖNÜL ALPAYDIN: Milletin iradesini gerçekten yansıtmış olsalardı cumhurbaşkanını seçebilirlerdi. Yansıtamamış demek ki! Daha önceden aldıkları oylara güvenmesinler. Oy aldıkları gün ile bugün arasında 4.5 yıl gibi bir zaman geçti. Şu anda iradeyi temsil ettiklerini mi kabul ediyorlar? Yok! Bence de yok, birçok insan için de yok. Onlara oy verenler bile, bugün onlara oy verdiklerinden dolayı pişman olduklarını söylüyorlar.
Türk askeri ancak öldüğü zaman yan gelip yatıyor TÜRKSOLU: Son zamanlarda artan terör nedeniyle yapılan onca şehit cenazesine Başbakan’ın katılmaması ya da katılan bakanların protesto edilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? GÖNÜL ALPAYDIN: Hükümet üyelerinin yuhalanması biraz ayıp kaçıyor bana göre; ama demek ki hak ediyorlar bunu. Demek ki şehitler için “kelle” demek ve “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir.” lafının yetkili bir ağızdan duyulması hiç hoş olmamıştır. Şehit aileleri de bunlara karşı cephe aldılar. Hiçbir asker ya da şehit “kelle” olamaz. “Kelle” dediğiniz zaman askeri de koyun gibi görüyorsunuz demektir. Şehit aileleri bunu hiçbir zaman affetmeyecek. Türk askeri ancak öldüğü zaman yan gelip yatıyor. Onların çocukları askere gitmemek için sahte rapor alırken, Türk ailesinin çocukları seve seve Anadolu’nun dağlarında bekliyor. Göğüslerini PKK’nın kurşunlarına siper ederek aslanlar gibi şehit oluyorlar. Sonuna kadar toprağını savunuyorlar. Var mı dünya üzerinde böyle başka bir asker? Düşündüğünüz zaman bu yüce milletin evlatları gibisi dünyanın başka hiçbir yerinde yok. Hiçbir zaman bu söylenenleri kabul edemeyiz. TÜRKSOLU: Atılan sloganlara baktığımız zaman “Meclis Başkanı Devlet Düşmanı”, “AKP-PKK Omuz Omuza” “İşbirlikçi AKP” gibi sloganlar görüyoruz. Bu sloganlar hükümetin teröre karşı sesini çıkartmadığı anlamında yorumlanabilir mi? GÖNÜL ALPAYDIN: Ordu’ya yeterli destek vermemesi, şehit ailelerinin dertlerini dinlememesi ve bu arada Barzani denilen bitli eşkıya ile 70 milyonluk koca Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı olarak konuşması, kucaklaşması bu insanları yaraladı. Tepkiler tabiî ki bundan dolayı. İnsanlar yoksa durdukları yerde niye tepki versinler? Ne olurdu ki şehit olayları başladıktan sonra “Ben Diyarbakır’da bir laf söyledim. Bugün görüyorum ki bu yaptığım hata imiş.” deyip şehit ailelerine gitseydi? Şehit aileleri onları bağırlarına basarlardı; ama bunu hiçbir zaman yapmadılar. Şimdi seçim yaklaştığı için göstermelik olarak katılıyorlar; ama artık kimse bunu kabul edemiyor. PKK’nın arkasında ABD ve AB olduğunu bugün 5 yaşındaki çocuklar bile biliyor TÜRKSOLU: Dünkü MGK’dan önce de yaptığı açıklamada Maliki ile görüşeceğini, masaya çağıracağını, önümüzdeki haftalarda çözümü masada arayacağını söylüyor. Masada çözüm sizce mümkün mü? GÖNÜL ALPAYDIN: Hâlâ daha diyaloga çağırıyor. Kaç şehit daha vereceğiz? Daha 100-200 şehit verdikten sonra mı? Maliki’in arkasında kim var? Maliki’nin arkasında ABD var. Yani bilmiyor mu ki Maliki kendi başına muktedir değildir orada. ABD Türkiye’ye, “Biz sizinle dostuz.” diyerek en büyük kötülükleri hazırlıyor. Avrupa Birliği de mayın ve lojistik desteği vererek PKK’yı destekliyor. Bunu artık 5 yaşındaki bir çocuk bile biliyor. Bunu Türk halkının, Genelkurmay’ın, komutanların, askerin bilmemesi olanak dışı yani. Bulunan mayınlar nedense hep İtalyan yapımı oluyor. “İnsan hakları, insan hakları” diye kendisini yırtan Avrupa Birliği dünyadan artık kalktığı halde mayınları PKK’ya veriyor. Neden veriyor? Türkiye bölünsün, Türkiye parçalansın diye. Avrupa Birliği’ne niye bizi almıyorlar? Sırf Müslüman olduğumuz için. Hıristiyan toplumu Müslümanları çok düşük düzeyde görüyor. Muhatap olarak kabul edemiyor. Hatta Türklerin Türkiye’de bile yaşamalarını istemiyor. Biliyorsunuz bir Şark Meselesi var. “Orta Asya’ya gitsinler. Onların memleketi orası...” diyorlar. Buyursunlar, erkeklerse gelip silahla burayı alsınlar; tabii alabiliyorlarsa! Masaya artık yumruğumuzu vurmalıyız Ermenistan’ı başımıza bela ediyorlar. PKK’yı başımıza bela ediyorlar. Avrupa’nın şımarık çocuğu Yunanistan ile ikide bir Türkiye’yi sıkıştırıyorlar. Dikkat edin, Türkiye çok güzel bir yerde, kızarmış ördek gibi herkesin yemeye hazırlandığı ve dört gözle baktığı bir ülke. Bizim akıllı olmamız lazım. Öyle güzel bir politika üretmemiz lazım ki bunlara hiçbir şekilde fırsat vermemeliyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin Ordusu ve milleti ile Ortadoğu’nun büyük bir gücü olarak masaya yumruğunu vurması gerekir. Bunu yaptığımız anda Avrupa Birliği de bize gelecek. Ben bir Türk vatandaşı olarak Avrupa Birliği’ni istemiyorum. Yüzde 70 olan Avrupa Birliği’ne destek bugünlerde %20’lere düştü; çünkü millet artık gerçeği anladı: Bizden sürekli olarak bir şeyler almaya çalışıyorlar. Bu yüzyıl artık su savaşlarının başlayacağı bir yüzyıl olacak. Dünya nimetlerinin tükeneceğini düşünürseniz su savaşlarının başlayacağı bir dünyada Dicle ve Fırat’ın suları çok büyük bir önem taşıyor. İsrail için de önemli, ABD için de önemli. Ben öyle ABD’nin Arapları falan da düşündüğünü zannetmiyorum. ABD bugün yalnızca emellerine ulaşmak için Kürt toplumunu kullanıyor. Geçmişte Baba Mustafa Barzani’yi kullanıp attığı gibi bugün de oradaki Kürt toplumunu kullanıyor. Onlar da ABD’ye güvenmenin bedelini çok ağır ödeyecekler; çünkü Amerika ilelebet burada kalamaz. TÜRKSOLU: Yaklaşan seçimlerde DTP’lilerin bağımsız olarak Meclis’e girmesinin PKK terörüne sizce ne gibi bir etkisi olacak? GÖNÜL ALPAYDIN: İnşallah kötü bir şeyler olmaz diyorum; ama bunlar çeşitli entrikalar ile TBMM’ye girmek istiyorlar. Bugün 70-80 tane Doğu kökenli olan ama “Keşke Türk vatandaşı gibi davransınlar” dediğimiz milletvekili var. Görüyorsunuz bugün maalesef PKK’nın temsilciliğini yapıyorlar. Keşke yapmasalardı. Bağımsız olarak Meclis’e gelecek bazı grupların PKK davasını Meclis’e getireceklerine inanıyorum. Keşke getirmeseler de, sağlıklı bir milletvekili olarak millete hizmet etseler. Halklarına en büyük kötülüğü kendileri yapıyorlar. TÜRKSOLU: Son zamanlarda Kuzey Irak’a yönelik bir operasyon gündeme geldiğinde birçok medya kuruluşu “Kuzey Irak’a yapılacak operasyon felaket olur, batağa saplanırız, bu operasyon PKK’ya yarar.” gibi haberler yapıyor. Sizce medya Kuzey Irak’a yapılacak bir operasyonu niçin böyle ısrarla engellemek istiyor? GÖNÜL ALPAYDIN: Bugün Türkiye’de medyanın nereden destek aldığını biliyoruz. Avrupa fonlarından para alan, ABD’den yardım alan ve onların çıkarlarını korumaya hizmet eden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları var bu ülkede. Biz onları “satılmış” olarak niteliyoruz. O satılmışlar bu tür yayınları yapıyorlar. Ben de bu yayınları ibretle seyrediyorum bazen. Türk Ordusu geçmişte Kıbrıs’a çıkartma yaptı. Türk Ordusu bugün denizaşırı çıkartma yapabilecek yetenekteki ender ordulardan birisi. Yani Ordumuzun eşi emsali yok. Kimsenin hiç ummadığı bir harekâtı yapmış ve bunda da son derece başarılı olmuştur. Kıbrıs Harekâtı’nı yapan Türk Ordusu uçaklarını kaldırıp 20 km. içeri giremez mi? Rahatlıkla girer. Türk Ordusu’nun yeteneksiz olduğunu mu düşünüyorlar, yoksa menfaatleri baltalanacak onu mu düşünüyorlar? Ben menfaatlerinin baltalanacağını düşünerek acı acı gülüyorum. Onlara o zaman ne Avrupa basınının ne de ABD basınının yardımcı olmayacağını biliyorlar. Atatürk’ün, “Dahili ve harici bedhahların olacaktır.” dediğini biliyorsunuz. Bunlar işte o dahili bedhahlar; ama bu ülkeye hiç kimse hiçbir zaman bir şey yapamaz. Onlar ancak kendilerini aldatırlar. Gelecek nesillere hesap verecek bir yüzleri kalmaz.
|
|
FETHULLAHÇI GAZETEYE PROTESTO
13 Haziran 2007
Şehit
aileleri, "Erler ölüyor, subaylar nerede?" diyen gazetenin
önünde toplandı. Fethullahçılara
yakınlığıyla bilinen Bugün Gazetesi'nin köşe
yazarı Nuh Gönültaş’ın "Erlerimiz savaşıyor,
subaylarımız nerede" başlıklı yazısı
protestolara neden oldu. Gazete önünde bir araya gelen şehit
aileleri, halkın orduya, erin ise komutana karşı kışkırtılmaya
çalışıldığını öne sürdü. ŞADDER
Genel Başkanı Şencan Bayramoğlu, grup adına
yaptığı açıklamada Gönültaş’ın yazısını
sert bir şekilde eleştirdi. Bayramoğlu
açıklamasında, “Bir yanda operasyon komutana, subaya,
astsubaya yasal yetki vermeden ‘dağa git teröristi yakala’
diyeceksin. Diğer başka bir yandan ise “erlerimiz savaşıyor,
subaylarımız nerede” diye halkı orduya, eri komutanına
kışkırtacaksın. Sonra tam 3 gün sonra 1 yarbay, 1
binbaşı, 1 er’i aynı anda aynı yerde koyun koyuna
şehit vereceksin” dedi. http://www.medyarazzi.com/haber_detay.asp?id=11401 |
|
"Subaylar ölmüyor" diyenler utansın12 Haziran 2007
Bir süre önce bir gazetenin yazarı tarafından şu soru sorulmuştu: - "Güneydoğu’da erlerimiz ölüyor savaşıyor subaylarımız nerede?" Toplumun değişik kesimlerinden büyük tepki görmüştü. Ancak bazı çevreler bu soruyu çoğalttılar… TSK düşmanları bu soruyu sormaya başladılar. Askerin içine bir nifak gibi sokulmaya çalışılan soru derin rahatsızlık yaratmıştı. Ve önceki gün Şırnak’ta bir yarbayımız bir binbaşımız ve bir erimiz şehit olunca bu soruyu soranlara karşı bir öfke seli oluştu. Gazetenin sahibi yazıyı yazan yazarı zorunlu izne çıkarmak zorunda kaldı. Şimdi herkes soruyor: - "Subaylar ölmüyor" diyenler bugün subaylarımızın cenaze törenine bakıp utanacak mı?…
|
|
Subaylar nerede imiş!
Emin ÇÖLAŞAN 7 Haziran 2007
FETHULLAH
Gülen’e yakınlığı ile bilinen Bugün
Gazetesi’nde dün bir köşe yazısı. Başlığı
şöyle: ... Kim
ve hangi rütbede olursa olsun onlar şehitlerimizdir, sakat kalmış,
hayatı kaymış gazilerimizdir. Sen Fethullah Gülen ekibinden
o gazeteye geçmiş olabilirsin. Siyasal nedenlerle Türk
Ordusu’na karşı da olabilirsin. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6662703.asp?yazarid=5&gid=61 *** Subaylar nerede imiş!!!
Emin ÇÖLAŞAN 11 Haziran 2007
SEVGİLİ
okuyucularım, bugün yazı günüm değil. Ancak bazen öyle
oluyor ki, içinizden bir şeyler patlıyor ve günü olmadığı
halde oturup yazmaya başlıyorsunuz.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6683798.asp?yazarid=5&gid=61
|
|
|
|
YOBAZ BÖYLEDİR GÜNEŞ Rıza Zelyut 12 Haziran 2007
<%Tarih%>
Asker düşmanlığı, bunların kromozomlarına işlenmiştir. Hükümet'in basındaki bir numaralı destekçileri Fethullahçı taifeden söz ediyorum. Efendileri, onlara; 'Sezdirmeden sistemin kılcal damarlarına kadar sızın!' emrini verdi; onlar da sızdılar... Polisteler, adliyedeler, milli eğitimdeler, müşavirlikteler, her yerdeler... Ve basındalar... Star'ı onlara sattılar. Bugün onların oldu. Zaman Gazetesi ise bunların Kabesi... İşaret, Amerika'da oturan Fethullah'tan oraya geliyor. Bunlara Yeni Şafak'ı ve küfürcü-şantajcı Vakit Gazetesi'ni de ekleyin. Basındaki Fethullahçı tosuncuklar, askeri kötülemek için çok ince numaralar çekerler. Bunlardan birisi, 'Güneydoğuda erler savaşıyor, subaylar kaçıyor!' anlamına gelen yazı döşenmiş. Sanki o erler oraya, kendi kafalarına göre pikniğe gidiyorlar da... Bu yobazcık, bunca subayımız şehit olmuşken onları görmezden gelir... Yobazcıklar; 'Yahu bu güneydoğuya hep sıradan insanlaırn çocukları gidiyor; neden zenginlerin çocukları; neden başbakanların çocukları gitmiyor?' diye asla sormaz; soramaz. Hele hele; ehliyet alabilen oğluna çürük raporu alan ve onu askerden kaçıran bir başbakana bu yobazcıklar asla söz edemezler... Sonra da Allah'tan, Kuran'dan söz ederek sıradan insanları kandırırlar. Allah, kimseyi bunların durumuna düşürmesin. ... |
Vatana İhanet "Köşeleri"
Altemur KILIÇ
“Halikarnas Balıkçısı” Cevat Şakir, babamın üyesi olduğu İstiklal Mahkemesi’nde, o zaman Zekeriya-Sabiha Sertel’in yönetimindeki “Resimli Ay” dergisinde yazdığı bir yazıda, “asker kaçaklarını savunmak ve halkı Ordudan soğutmak” suçundan yargılanmış, idama mahkûm edilmişti. Cevat Şakir’in dayısı Nedim Bey Ankara’ya gelmiş, Medine’den askerlik arkadaşı Kılıç Ali’den şefaat istemiş. Babam, dosyada hafifletici bazı sebepler bulmuş, cezası sürgüne çevrilmiş ve rivayete göre, “Sürün keratayı Bodrum’a” demiş. Neticede, Bodrum, “Halikarnas Balıkçısı” sayesinde, bugünkü Bodrum olmuş...(*) Bozgunculuk Cumhuriyetin son sigortası TSK’yı dışarıdan vuramadılar, şimdi halkı askerlikten soğutmaya -içine sızarak- çalışıyorlar. “Vicdani ret”, bedelli askerlik; şimdiye kadar, askere davul zurnayla giden gençleri, askerlikten soğutmak, gayretlerin bir parçası. Bazılarına göre eşcinsel olmak mubah ama askerlik kötü! Ama şimdi bazıları, Orduyu yıpratmak gayretlerini iyice aleniyete vurdular. “Darbe söylentileri” ve Kuzey Irak’a olası bir operasyon, bu nifak tohumlarının mümbit zemini. Emin Çölaşan, Bugün gazetesinde bir köşe yazarının “Subaylar Nerede?” başlıklı bir yazısından alıntı yapmış. Bu sorunun maksadı belli. Yazar açıkça, Güneydoğuda, PKK ile mücadelede eden subayların “yan gelip yattıklarını” , hep erlerin öldüğünü iddia ediyor. Bu soruya gereken cevabı vermeye, Genelkurmay tenezzül eder mi bilmiyorum, ama biliyorum ki, Çölaşan’ın yazdığı gibi, en az 500 subay astsubay şehit oldu. Uzuvlarını kaybeden, tekerlekli iskemleye mahkûm olan gaziler de caba! Ama ortaya nifak tohumu at, mümbit ortamda yeşerir. Şüyuu vukuundan beterdir! Fakat ihanetin de ihaneti var! İnsanın değil söylemeyi, düşünmeyi bile aklına getiremeyeceği, istemeyeceği şeyler vardır. Bunları ancak, şom ağızlılar, vatan hainleri, Ordunun darbe yapmasından işkillenen ve bir yerleri dingildeyen malum yazarlar, hem düşünüyor hem de yazıp söylüyorlar. Adları, bizce malûm! Ve bunlar şimdi, TSK’ya karşı eteklerinde ne varsa döküyorlar. Birinin adını da vereyim: Bir ihanet sacayağının ortanca bacağı “büyük usta” Çetin Altan’ın büyük oğlu Ahmet Altan! Darbe veya müdahale olursa “olabilecekleri” yazmış. “Ordunun omurgası çöker” diyor ve ekliyor; “Eğer Genelkurmay Başkanı, kendi üstü durumundaki başbakanı dinlemez de hiyerarşi zincirini bozarsa, onun altındaki kuvvet komutanları da onu dinlemez, kuvvet komutanlarının altındaki generaller de o komutanları dinlemez, generallerin altındaki subaylar da generalleri dinlemez, sonunda genç subaylar rahatsız olurlar... Genelkurmay Başkanı, başbakanla ve devlet görevlileriyle özel olarak konuşması gereken hayati konuları, basın toplantılarıyla açıklamaya koyulur...” Fakat daha sonra söyledikleri daha da dehşet verici. Sakalının altından, umutlarını açıklıyor, yol gösteriyor: “Çünkü bu sefer ” darbeden “ fazla şeyler olur. Bütün subaylar, aynı fikirde değiller. Bazıları Batı’dan yana, NATO’dan, Amerika’dan yana. Bir darbe olması halinde bu iki grup, Türkiye’nin geleceğini kendi düşünceleri çerçevesinde biçimlendirmek için ” bir şeyler yaparlar... “ Yani subaylar arasına nifak girer. Bu ordunun bölünmesi ve ciddi bir iç savaş anlamına gelir.” Altan bu dehşet senaryolarına devam ediyor: “Cumhuriyet tarihinde hiç rastlanmamış başka bir ihtimal var” diyor ve ekliyor: “Ordu hep silahlarını solculara, demokratlara, Kürtlere, Alevilere doğrultmaz... Silahlar Sünni dindarlara döner... Orduyu oluşturan neferlerin ailelerine, babalarına, kardeşlerine, amcaoğullarına, arkadaşlarına... Neferler, diğer darbelerde olduğu gibi, cuntacı generallerin emirlerini dinleyecekler mi? Yasadışı bir hareketin parçası olup, silahlarını ailelerine çevirecekler mi?” Bunlar, vatana ihanetin kanıtları! Benim ömrüm bu hainlerle mücadele etmekle nihayet bulacak ama galiba bu hainler, demokrasi ve düşünce özgürlüğü sayesinde, nihayet bulmayacak! * * *
|
|
Gülen'in 'aracıları' askerleri hedef aldı, okurlar sert tepki gösterdi
Türkiye'nin
terör konusunda oldukça hassas bir dönemden geçiyor olmasına
karşın, Fethullah Gülen 'in ABD'den "aracı
gazeteciler" ile verdiği ve doğrudan Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin subay kademesini hedef alan mesajı
tepkilere neden oldu.
Gülen'in,
K. Irak'a operasyonun tartışıldığı bir dönemde
kendisine "çok yakın" gazeteciler aracılığıyla
TSK'nin subay kadrosuna yönelik çıkış yapması,
asker karşısında AKP'ye destek olarak yorumlandı. Bugün
gazetesi yazarlarından olan ve yazılarında Gülen'in
mesajlarını aktarması ile bilinen Nuh Gönültaş'
ın "Erlerimiz savaşıyor, subaylarımız
nerede?" başlıklı yazısı tepkiye
neden oldu.
|
|
Çölaşan'ın ömrüne bereket!
Hakkı Devrim 8 Haziran 2007 *** Emin Çölaşan'ın dün yazdığı, şayet hiç yazılmamış olsaydı (nitekim bu nokta üzerinde duran ondan başka biri yoktu dünkü gün), gazeteci olarak ben de çok üzülür, çok utanırdım. Bu ihmal edilmemesi gereken tepkinin, görevin yerine getirilmemiş olmasının manevî bedelini, pişmanlık bildirerek, nasıl gözümüzden kaçtı diye hayıflanarak ödeyemezdik. Neden mi söz ediyorum? 6 haziran tarihli Bugün gazetesinde Nuh Gönültaş'ın yazı başlığı, anlamı çok açık bir sualdi: «Erlerimiz savaşıyor, subaylarımız nerede?» Konu, Silahlı Kuvvetlerimizin PKK'lılarla süre giden mücadelesi. Gönültaş, canı kıymetli subayların, erleri ve yedek subayları öne sürerek, kendilerinin cephe gerisinde kaldığını söylüyor. Ve beride, «Gerekeni yapmayanlar ile yapılmaması gerekeni yapanlar»ın affetmez takipçisi Emin Çölaşan. Dilime persenk olmuş deyişin tam yeridir: – Emin, ömrüne bereket! Benim de ihmal ettiğim görevi yerine getirdiği için. ***
|
|
FETHULLAHÇI
BUGÜN GAZETESİ VE NUH GÖNÜLTAŞ ADLI YAZAR BOZUNTUSU KINA
YAKSIN!..
"Hep
erler savaşıyor, subaylar nerede " diye soran Bugün
gazetesi'ne tokat gibi yanıt olacak Şırnak'tan geldi Şırnak'ın Güçlükonak ilçesinde karayoluna terör örgütü PKK üyelerince döşenen uzaktan kumandalı patlayıcının patlatılması sonucu 1 yarbay ile 1 binbaşı ve 1 er şehit oldu. AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Akçay Tugay Komutanlığı'na bağlı askeri konvoyun Güçlükonak ilçesine hareketi sırasında, karayolunun 10. kilometresinde terör örgütü PKK üyelerince yola döşenen uzaktan kumandalı patlayıcı infilak ettirildi. Patlamada, askeri araçta bulunan 1 yarbay, 1 binbaşı ile 1 erin şehit olduğu, 4 askerin de yaralandığı bildirildi.
http://www.medyarazzi.com/haber_detay.asp?id=11337 *** PATRON,YAZARINI ZORUNLU İZNE ÇIKARDI! Olay Bugün Gazetesi'nde gerçekleşti. Bugün yazarının 3 gün önce yazdığı yazıyı, Emin Çölaşan eleştirince patron harekete geçti.
Fethullah
Gülen Cemaati'nin yayın organlarından olan ve bedava dağıtılan
Bugün Gazetesi, bir yazarını "izne çıkarmak
zorunda kaldı." http://www.medyarazzi.com/haber_detay.asp?id=11336
|
|
KİN KUSAN yazara zorunlu izin
BUGÜN yazarı Nuh Gönültaş bu yazıdan dolayı köşesini kaybetti. *** http://www.ensonhaber.com/news_detail.php?id=56427 |
|
|
|
|