BİLGİ ALANLARIMIZDA ÖNCELİK SIRASI

 

                 

                     MUSTAFA ÖZ

 

 

Bu grubu nasıl görüyorum? Bu grubu ne olarak görüyorum? Herkes bir şey olarak görüyor tabi! Sanırım çoğunluğun görüşünü şu sözcüklerle özetleyebiliriz: Sapık! Sıyrık! Kafayı yemişler topluluğu... Neymiş? Neymiş? Dappeymiş. . . Hııaaahhaahaa!

Bayılıyorum bu sade suya tiritlere!

Aslında grubun dışındakilerin grubu nasıl gördüğü, ne dediği ve nasıl nitelediği pek o kadar önemli değil; asıl önemli olan, grubun üyelerinin grubu nasıl ve ne olarak gördükleri.

Dışarıdakilerin saldırısından, karalamasından, dalga geçmesinden kimse asla yakasını sıyıramaz. Düşünsenize, o gül yüzlüye taş, topaç yağdırıyorlar, kesmiyor bir de işkembe atıyorlar başına geçirmek için. Aaa!.. ama harika bir şey oluyor sonra. Sıkı durun. Zeyd’le birlikte tabanları yağlıyorlar. Koş baba koş. . . Kaç baba kaç. . . sonra sakin, güvenli bir yere gelince Zeyd o gül yüzlünün yüzünü gözünü siliyor. Yüzünde ciddi ciddî sıyrıklar vardır. İnce ince kan sızmaktadır. O zaman tepesi atıyor Zeyd’in “Ya Resül” diyor. “Şunları lânetle. Şunlara öyle bir beddua et ki, feleklerini şaşsınlar!” O zaman o deli, o kafayı sıyırmış olan gül yüzlü yukarıya el açıp ne diyor biliyor musunuz? “Ya Rabbi! Onlar cahil. Onlara acı... Onlar bilmiyorlar!" Üff... Zurnanın zırt ettiği yer burasıdır! Ve sanırım bu gruptan beklenen de budur. Burada anlaşalım. İyi anlaşalım. . . Sıkı sıkı anlaşalım.

Benim bu grubu nasıl gördüğüme gelince; elbette bu önce Hans'ı nasıl gördüğüme bağlı. Ben Hans'ı Müslüman coğrafyalara bilinç sıçraması yaptırmak üzere görevlendirilmiş "İş adamı!" olarak görüyorum. Yani "Görevli"! Onun "Kur'an'la bilen" özelliği, bilgiye ve bilime verdiği önem, "Kur'anî Âlim" niteliği çok açık hissedilir bir bilgi-bilim işçiliğini de beraberinde getiriyor. Dolayısıyla bu grup artık sadece ve sıradan bir kıyamet işçiliği misyonuna kilitlenmiş, insanı bıyık altından gülümseten bir Mehdici grup değil! Üst düzeyde bilgi ve bilimin fokurdadığı bir misyonluk!  Doğrusu misyonluk dediğine de bu yakışır. Üst düzeyde bilgi, üst düzeyde zihinsel enerji, ve kendini çabucak açığa vuran bir hizmet bilinci yoksa hiç uzatmadan naylon bir misyonlukla karşı karşıya olduğunuza karar verebilirsiniz!

İşte bu noktada Hans'daki bilginin enginliğine dikkatinizi çekiyorum. Eğer bu grup, Hans'tan sonra  da varlığını sürdürecekse, mutlaka yukarıdaki üç niteliğe sahip insanlar tarafından bu iş başarılacaktır.

Şimdi bir çok grup elemanı, Hans'ın söylediklerinin yüzde onuna ulaşınca kendini seçkin ve ulema sanıyor. Bu, grubun karnının yumuşak noktalarından biridir! Yok öyle yağma! Zamanla her şey yerli yerine oturduğunda, dışarıdakiler tarafından yine "üşütük" olarak algılanmağa devam edeceksiniz ama işte o oturuşma günlerinde, bu grup üyelerinin tek belirgin niteliği "Bilgi" olacak. Bu gruptan olmak, önce kafayı sıyırmış olmak anlamına gelecek ama ardından hemen "Tekin değil bu herifler, hiç umulmadık konularda birçok şey biliyorlar" diyecekler.

Kendimden bir örnek vereyim: Hans'la ilgili birinci kitabı yazdığımda, kafama elektrik yükü takılmıştı. Daha lise birdeyken de Manyetizmayı merak ederdim. Kütlelerde iten veya çekenin ne olduğunu sorardım hocalara. Yeni yetmelik işte! Maaşına maşallah tipler olduğunu nereden bilebilirdim?

En son numaram bir kaç lise fizik öğretmenine bu elektriğin ne olduğunu, elektromanyetik alandaki o itme ve çekmenin ne olduğunu ve nereden kaynaklandığını sormak oldu. Hafazanallah! Adamlar soruyu anlamıyorlardı! Ama lâpinler misali konuya atlıyor ve alt alta formülleri döşeniyorlardı! Sonra da beni bilgi düzeyimin yetersizliği ile suçlayıp, bu işlerle ilgilenmemem gerektiği konusunda öğütleyip öğütleyip sepetliyorlardı! Birine boyutlardan söz edeyim dedim. Olmadı. Konudan haberleri yokmuş. Dışa açılan dört boyutu da ben anlatamadım herhalde! Yedi mesani fazla gaz yaptı bunlarda! Sonra bir ara "Quark"lardan söz ettim. Tepki şu: "Biz okumadık bilmiyoruz!" sonrası fırça... "Sen ne ilgileniyorsun bunlarla? Senin işin mi bunlar? Felsefeciysen felsefe yaz, din yazacaksan din yaz. Bu seninki ne biçim dalga böyle! Bak bi de emekli olmuşsun. Baksana dalgana sen!"

İşte böyle... fırça üstüne fırça... Hem de tel fırça! Ama devamında gelen değerlendirme farklı: "Hoca tekin değil!" Olayın bir de sidik yarıştırma boyutu var. Oraya göz dikmenizi önermicem ama başıma geldi diye söyliyeyim: Bu muhteremlerin çoğu, fizikçi ve felsefeci arasında bilgi adına doluluk, boşluk, hafiflik ağırlık ve ille de ille bir de solcuk karizması kovalıyorlardı. Hiç biri kalmadı. Beni görünce hafife almaları kalmadı. Siz bu konuda bu söylediklerimi ya da beni değil, becerebilirseniz Hans'ı izleyin. İyi izleyin. Onunla ilk karşılaşanlar, bir bilim adamı ile ya da bilime adanmış biri ile değil de "Haneberduş" biri ile karşılaştığını sanıyor. Ama konuşma uzadıkça o ilk kanaat değişiyor ve konuşmanın sonunda ise o kişi,  kendisine tır çarptığını sanıyor! "Kardeşim, bu adam var ya bu adam!.."

Ve işte gelecekte, bu grup oturduğunda sanırım grubun her üyesi için bu söylenecektir. Bunu dedirtemeyecek olan hazırcı ve tembel, üretici değil de tüketici olanlar, elbet zaman içinde elenecek ve muhalefet saflarında yerlerini alacaklardır! Yani demem o ki, işin içine girenler yani bu grubun üyesi olanlar, en kısa zamanda şunu anlayacaklar: Bu grup içinde geçer akçe bilgidir. En değerli olan, en çok üreten ve en çok bilgiye ilişkin etkinlikte bulunandır! İnanmasanız da olur; elime o sihirbazların sihirli sopasını alıyor ve grubun üzerinde dolaştırdıktan sonra şunu diyorum: "Kahramanlık dönemi kapanmıştır!"

Anlayan anladı!

Şimdi bilgi insanı olmasını istediğim bu grubun üyelerinin her biri için, standart saydığım bilgi ile ilgili alanlara değinmek istiyorum. Örneğin, herkesin orta boy bir felsefe tarihi formasyonu olmalı. Buna ek olarak: Parapsikoloji, Tarih, Dinler Tarihi, Çağdaş Spritüel öğreti ve gelişmeler, Ezoterizm, Tasavvuf, Quantum Fiziği konularında her üyenin en az orta boy bir formasyonu olmalı.  

Bana öyle geliyor ki, zamanı gelince, bu grubun gerçek üyesi olabilmenin en önemli koşulu bu alanlarda yeterli bir formasyon kazanmış olmak olacak. Bu bilgilenme ve aydınlanma zemini üzerinden, özel işlere, konu ve alanlara yönelecek olanlar yönelir. Ama bu ortak zeminde buluşamayanlar, bu grubun gelecekteki normal üyeleri bile olamayacaklar gibime geliyor.

Bence daha fazla vakit kaybetmeden, çalışmak ve üretmek üzere gerekli planlar yapılmalı, örgütlenme sağlanmalı. Bu grup, bana uzun yıllar çekirdek olarak iş yapacakmış gibi görünüyor. Burada insanlar bilgilenmeli, eğitilmeli ve işlerinin başına getirilmeli. O günler yahşi olacağa benziyor. Yeter ki, bilim idealinden ayrılınmasın. Yeter ki meydan kahramanlara kalmasın!

 

Elestiri ve yorumlariniz icin: e-mail mozhoca@softhome.net