D)   ŞEYTAN

 

 Müslüman Dünyası'ndaki Kıyamet söyleminde her ne kadar araya sıkıştırılmış gibi görünse de aslında olayın en önemli kahramanı Şeytan'dır.

Hans'ın Şeytan hakkında söylediklerini şöyle özetleyebiliriz:

Paralel evrenler vardır ve her birinde farklı yapıda yaratıklar bulunur.

İnsanın doğası ya da temel yapısı, C yani Karbon ya da Karbon kimyasıdır. Toprak teriminin 7 anlamı vardır. Toprak aynı zamanda enerjinin madde olmuş haline denir. Toprak, "kuru toprak" olmadan önce ıslaktı. Biraz daha geri giderseniz "balçık", biraz daha geri giderseniz "bataklıktı". Bataklık ve balçık arası haline, Kur'an'da "salsal" denir. Salsal su, CO2, metan ve amonyaktan oluşur. Bunun üzerine bir de yıldırım koydunuz mu çekirdek asitleri ve bazlarını elde edersiniz. İnsanın temel yapısı budur.

Deccal'ınki Si (silisyum)'dur. Silisyum toprağın ana maddesidir.

Melekler takyon yapılıdır.

Ye'cüc, hayvansı yapıda, insansı köktendir. Biz gibi ama biraz farklı canavarlar.

Me'cüc ise, bitki – hayvanlardır. Yani klorofilli hücreleri ve sinir sistemleri, beyinleri vardır. Ağaç gibi kök salmazlar. Canlı olarak yürüyen bitkilerdir. Suyu kuruturlar, sinekkapanlar gibi beslenirler.

Cinler ise, elekrik yüklü salt enerjidir.

Şeytan'a gelince, "Siccin" varlığıdır. Yüksüz elektrikten, nötrino benzerinden oluşur.

Hans, bu yapısal belirlemelerden sonra Kur'an'daki öyküye geçiyor. Bu öykü şöyle:  

Allah'ımız İblisten Adem'e secde etmesini istedi. Yani enerjinin çok yoğunlaşarak madde olmasını istedi. Takyonik varlıklar olan Melekler buna uydular ama Şeytan "Ben ateşten yaratıldım! Adem'e secde etmem. Toprağa dönüşecek kadar düşmek istemiyorum!" diyerek itiraz etti. Bu da onun bedensiz kalmasına yol açtı! Tam anlamıyla yüksüz ve kitlesiz nötrinoya çevrildi ve Tanrı davetinden kuşkulandığı için, sadece vesvese veren bir varlık oluverdi.

Ademse maddeye bürünmeyi, lütfen ve geçici olarak titreşimini düşürüp madde-toprak olmayı kabul etti. Bu onun tipine de yansıdı. Böylece, daha yüksek titreşimli varlıklara göre daha hantal bir görünüm kazandı. Böylece ateş ya da enerji grubunda kalanlar ise,  yani titreşim düzeyi yüksek ve hareketleri ışık hızına yakın olanlar ise, bedensiz kaldılar. Onların bu yapısal özellikleri tiplerine uçarılık, hafifmeşreplik ve hırçınlık olarak yansıdı. Bu yüzden vesvese, kuruntu, nevroz, psikoz ve paranoya yatkınlığı onların tiplerinin temelini oluşturdu. İnsan böylesi durumlarda tedavi görür ama ateş ehli için bunlar normal durumlardır.

Ateş ehlinin en nevrotik olanı ise, Şeytan'dır!

Tanrı'ya karşı çıkmasının haklılığını göstermek için hemen yok edilmemesini ve insanlardan intikamını alabilmek için, İsa'nın kendisini öldürünceye kadar mühlet verilmesini istedi.

Bu mühlet ona nasıl sağlanmıştır?

"Şeytan'ın da her yaratık gibi belli bir ömrü vardır ancak bu ömür, zamanda geri dönebilmelerle uzunca bir zamana yayılmış görünmektedir. Şeytan'ın zamanda yaptığı zigzakı ise Hans şöyle anlatmaktadır: "Şeytan, antinötrino yerine nötrinoyu kullanmaktadır. Böylece zamanda geri gidebilmektedir. Üçüncü bileşeni dolayısıyla zaman oku terstir. Bu yüzden, onun  zamanı özeldir. Alternatif akım gibi önce zamanda ileri gider (biz gibi) sonra zaman oku tersine döner ve gençleşir. İşte bunu 12 saat arayla yaptığını söyleyebilirim. Antinötrinolar zamanda geri gider... Nötrinolar da ileri. Böylece bir ileri bir geri..."

Hans'ın meraklısına Şeytan konusunda getirdiği bir de problem var:

Şeytan, ateş-cin grubundan mıdır yoksa bir takyonik yapılı melek türü müdür?

Çoğumuz şeytanı tek sapkın melek olarak bellemişizdir. Hepimize böyle öğretilmiştir. Hans bu konuda da dik çıkıyor ve Bant:1 C:2  S:165'de,"Melekler Şeytanın henüz masum bir cin iken cennete alınması için niyazda bulunmuşlardı. İblis 40 yıl meleklere cennette öğretmenlik yapmıştı. Meleklerin bu yanılgıya düşmelerinin nedeni, nefs denen bir tür tanrılaşmak isteyen öz kimlik kavramına yabancı olmalarıydı." diyor. Yani Şeytan'ı melek değil, cin grubuna sokuyor. Hans bunu yaparken iyi mi kötü mü, doğru mu yanlış mı yapıyor? Orasını ben bilmem ama kendi düşünüş tarzı içinde tutarlı olduğunu söyleyebilirim; çünkü Şeytan ve İblis sözcüklerinin anlamlarına baktığımızda hiç de Melek gibi teslimiyet, kararlılık ve dinginlik içermediğini görürüz. Şeytan "Şatanet" yani "kötülük" sözcüğünden gelir. Her kötülük eyleminin içinde bir kin ve öfke unsuru vardır. Bunlar aynı zamanda o eylemi yapanın gergin, çatışmalı yani nevroz durumunda olduğunu gösterir. İblis de "Saptıran, çeldiren, bulandırarak örten" anlamına gelmektedir. Böyle bir eylemde bulunabilmek için de karşımızda karşı çıktığımız yani bizi geren birinin olması gerekir. Sonuçta İblis eylemi de nevrotik, gergin, çatışmalı bir eylemdir. Bütün bu açıklamalar size de Şeytan'ı cin kategorisine yerleştirmek gerektiğini göstermiyor mu?

Temel işlevi vesvese salmak, ikirciklendirmek, kuşkulandırmak, karşı çıkmayı sağlamak olan bir varlığın, temel işlevi dengelilik, kararlılık ve teslimiyet olan bir varlıkla aynı hamurdan olması, hiç olmaz değil ama en azından alışkanlıklarımızın mantığına ters düşüyor.

    

 *        *       *

Hans'ın şeytan konusunda getirdiği yeni bir bilgi var. Onu da sizinle paylaşmak isterim. Bu yeni bilgi, onun temel işlevini yani vesvese verişini bilimsel, ussal bir biçimde açıklamasıdır. Şimdi sözün tam burasında benim bir çıkıntı yapmama izin verin: Deccal, etkili renk ve ses efektleri ile çeldiren ya da saptıran demek. İblis de sözcük anlamında çeldiren, bulandırarak örten, küfrettiren demek. İkisinde de ortak olan yön, çeldiricilikleri. O halde, bu ortak işlevdeki ayırımları nerededir?

Deccal daha çekici hedefler göstererek insanın yönünü saptırmaktadır. Yani yürüdüğümüz yolu bize unutturarak, bizi o yola küfrettirmektedir.  (Örtmekte ya da yok saydırmaktadır.) Onun çeldirmesinde, başka bir şeyin peşine takılma esastır. Bunu hevesle ve daha büyük ödüller umarak, zevkle, iştahla yapmaktayızdır. Şeytanın çeldirmesi ise, yürüdüğümüz yol üzerinde kuşku, vesvese, bulanıklık yaratarak olmaktadır. Giderek yol rahatsızlık verici bir bulanıklığa bürünmektedir. O bize başka bir hedef göstermez, sadece önümüzdeki yolu yürümek yerine, bu yürüyüşü tatsızlaştırır, anlamını bulandırır ve giderek kuşku-vesvese üretmemize yol açar. Her ikisinde de sonuç düş kırıklığıdır. Peki şeytan bu düş kırıklığını yaratmak için gerekli olan vesveseyi nasıl ürettirir?

Bu konuda Hans'ın getirdiği yeni bilgi şudur: "Nötrinolar, özellikle tau nötrinoları, düşüncede vesvese üreten zihinsel bir etki gücüne sahip, atomaltı parçacıklardır. Güneşten çıkan bu nötrinolar, Dünya’nın gündüz olan bölümüne / kabuğuna çarparlar. Madde ile hiç etkileşmediklerinden Dünya’nın içini saniyenin 25'de biri gibi kısa zamanda kat edip Dünya’nın öteki karanlık / gece bölümünden dışarı çıkarlar. Aydınlık kabuğa ok yönü olarak "girdi" biçiminde, öteki karanlık yarı küreden çıkması ise ok yönü girdi değil "çıktı" biçiminde olur. İşte şu amansız düşmanımız şeytan, bu doğa kuvvetine zayıf nükleer kuvvetin zayıf nötr akımlar denen bu kurye (carrier) dalgalara bulandırıcı, vesvese ürettiren etkisini yükler.

Bu etki, özellikle Dünya’nın gece bölümünde olan kısmında daha kolay gözlemlenir bir şeydir. Bu etki ile geceler bir tuhaf olur, suçlar daha çok işlenir, insanlarda bir tür kurt adam hastalığı başlar. Gece korkutur ve daha çok günaha zorlar. Paranoya (Kur'an'daki adıyla zann) bir vesvese hastalığıdır.

Cinler ve biz yüklüyüz... Şeytanlar ise yüksüz. Ama bedenimiz denen kompleks yapıda içiçe tortul faz katmanları var. Bildiğimiz biyolojik ve mekanik bedeni izleyerek ikinci bir katman olarak vital beden var. Bu biyosferde diğer tüm canlılarla kompleks yaşıyor fakat ayrıca kendisi de bir öz yani ayrık kişilik olarak imza atıyor.

"Kirlian beden" dediğimiz bu ikinci enerji ve psikolojik bedenin şu meşhur ışıkları, galaksi gibi yanıp sönen ve sinir elektriği (pion) ile doğrudan ilişkili, led tipi ışıkları var ya... İşte onlar bu zayıf nötr akımları (nötrinotic vesveseleri) aktarabiliyor." 

Görüldüğü gibi, açıklama basit: Neutrino ve neuron ilişkisi! 

Vesvese mekanizmasının tamamı şudur:

Top quark ® taon nötrinosu ® muon nötrinosu ® elektron nötrinosu® nöron

 

"Nötrinolar güneşten geldiği için (Güneş ışınlarının % 7'si nötrino akımıdır) ve tam ufuk noktasında bir tek pırıltı verdikleri için zaman yeniden düzleşiyor. Şeytanın eli kolu bağlanıyor (unutkan oluyor, bize nasıl bir kötülük yapacağını hatırlamıyor). O dönüm noktasını hemen hemen vesvesesiz ve şeytansız geçiriyoruz, onun adı meşhud (şahidli) namaz vaktidir.

Ben mutlaka o vakitte sabahı kılıyorum... Şeytansız yaşadığımız tek kısa an... Veya vesvesesiz yaşadığımız an... O saatte tüm akıl ve ruh hastaları bile çok sakindir. Doğa mahmurdur... Karaciğer tüm toksinleri atmıştır ve zindedir. Hücreler içi boş çuval olmaktan çıkmış gürbüzleşmişlerdir. İşte o mahmurlukta hele bir de saba yelinde namaz hem de meşhud namaz çok hoş oluyor. Tadını bilen bilir. Allah'ımızın adlarından biri vacid yani vecd ve huşu veren, kulunu kişisel Mir'ac'a götüren, kulunun ayağına tenezzül eden vb. Al-vâcid bu anlama gelmektedir. Huşuyu ve hazzı, mutluluk denen iç konforu bu isim bize vermektedir.

Böylece parabiology uyarınca, vesvese ve de vesvasil hannas sırrını açıklayabiliriz. Vesvas, vesvese veren; hannas ise, parabiyolojik operatördür. Bu parabiyolojik operatör, biyosferdir. Biyosferin kendisi kurye dalgadır. Ona mesaji yükleyen ise hannas yani bilinçli bir varlıktır. Bu bilinçli varlık, insan da cin de şeytan da olabilir."  

 

 

 

 

 

önceki bölüm                               Kitap Ana Sayfa                                    sonraki bölüm