|
9) BU KİTABI
BİTİRİRKEN Bu kitabı bitirirken, yapmak istediğim açıklama, iletmek istediğim yorum, iki gruba yöneltmek istediğim uyarılarım ve Hans'a sormak istediğim sorular var. Yapmak istediğim "açıklama" şudur: "Bu kitabı bitirirken" değil, "Bu bölümü bitirirken" demeliydim; çünkü bu elinizdeki kitap ve okuduğunuz satırlar, Hans'la ilgili yazacaklarımın tamamı değildir. Yalnızca birinci kitaptır. O yüzden yukarıdaki başlığa bakarak, Hans'ı bitirdiğimi düşünmemelisiniz. Hans'ı yazmağa devam edeceğim. İkinci iletmek istediğim şey, Kıyamet'le ilgili kendi yorumumdur. Bu yorumu Hans'ın okumasını ve bana bir yanıt vermesini arzu ediyorum. İşte Kıyametle ilgili yorumum: Kıyamet hakkında her kültür ve toplumda bir şeyler konuşulmuştur ve hâlâ da konuşulmaktadır. Hemen hemen tüm Kıyamet söylemleri, temelinde bir korkutma öğesi taşırlar. Hans'ınki de öyle! Benim kıyametim öyle değil! Benim kıyametim bir müjdedir! Fiziksel katastrof hakkında kim ne söyleyebilir? En söylenebilir olanı Hans söylüyor bu konuda. Hem de bilimsel kesinlikler koyarak. Siz bu bilimsel kesinliği ciddiye alıyor musunuz? Ben almıyorum. Sanırım burada temel bakış açıları da önemli. Hans Dünya'yı test olunacak bir yer olarak görüyor ve Kıyamet'i de buna bağlı olarak "testin sonu" olarak görüyor olabilir. Ben Dünya'yı bir okul, yaşamı eğitilme olarak görüyorum. Onun için de bana fizik katastrof, beni değil, okul müdürünü bile aşan bir şey olarak görünüyor. Türkiye'de bir okulun binası yıkılacak mı, değiştirilecek mi, tamir mi edilecek; buna "Ankara" karar verir! Ve Ankara, bir ilk okul öğrencisine, okulun binasını yıkmak için ya da tamir için ne danışır ne de izin ister! Haber bile vermez. Peki o zaman ben nasıl bir Kıyamet'ten söz ediyorum? Dedim ya benim kıyametim bir müjde! Önce sözcükten başlayalım: Kıyamet ne demek? Ayağa kalkmak, dikilmek, yükselmek demek. Buna göre Kıyamet dendi mi ben bilincin gelişmesini, büyümesini anlıyorum. İnsanın gerçek kıyamı budur! Sonuçta benim söylediklerim de bir yorum elbet. Her yorum gibi de bir olasılık sadece. Bu olasılığa oynamak bana çekici geliyor. Ben Kıyamet konusunda bu yoruma tutunuyorum. E peki fiziksel katastroftan hiç mi söz edemeyiz? Fizik evrenin fiziksel olarak çöküp dağılması, bizde yaşarken oluşmuş pek çok inançtan biridir. İçimizde fizik evrene de bir "son" düşüncesi ve inancı vardır doğal olarak. Ama bu "son"un zamanı konusunda yargıda bulunmak bizi aşar. Netekim Kur'an'da da bu konuda belli bir tarih verilmemektedir. Türemiş bir evrenden değil, "creatif" yani yaratılmış bir evrenden söz ediyoruz. O zaman şunu belirtmekte yarar var: Evrenin sonunu ne âyetler ne de Hans belirleyebilir! Evrenin sonunun belirleyicisi, onu yaratanın amacıdır. Tanrının amacına ne zaman ulaştığını veya ulaşacağını kim söyleyebilir? Onun için fizik evrenin çöküşü anlamında Kıyamet için bir tarih belirlemek bizi aşar ama sevgili Hans'ı pek aşıyor görünmüyor. Bir beş dakikasını ayırırsa, size yıl ve ay değil, Kıyamet'in saati saatine oluş biçimini yazıverir! Bence burası, yani Kıyamet'e tarih biçme gereksiz bir konu. Ruhsal evrimleşme açısından Kıyamet bağlamında fizik dağılmaya-fizik çöküşe bakıldığında, diyebileceğimiz şey şudur: Çevremizde bazı özel ve temel fizik değişimler gözleyebiliriz ama bu göklerin dürülmesi, dağların yürümesi değildir. Büyük bir olasılıkla insan, o fizik evrenin en son sahnesini göremeyecektir! O çöküş sahnesi olasıdır ama o sahneleri görmeme olasılığımız çok daha yüksektir. Yani fizik evren o noktaya geldiğinde biz insan olarak çoktan yeryüzünden ve fizik evrenden çekilmiş oluruz. Tıpkı sandaldakilerin, gemi sulara gömüldükten sonraki olanları görememesi gibi! Bu arada, çölleşmeden, kutupların kaymasından, Güneşin batıdan doğmasından, büyük kara parçalarındaki hareketlerin yeni bölgeler, yeni yerleşim alanları oluşturmasından, bazılarının da terkedilmesi gereğinden vb. şeylerden söz edebiliriz Yerin içindekini çıkarması, ortalığı kükürtlü dumanların kaplaması, depremler, kuraklığın ve kurak alanların hızla genişlemesi vb. şeyler, çok ciddi fizik çöküş izlenimi verebilir ama bu bizim kısa farımızın gösterdiğidir! Öbür taraftan bütün bu katastrofik şeyler, pekâlâ bir fizik çöküş değil, aynı okulda daha üst sınıfların hazırlanması anlamına geliyor da olabilir! Bu arada Kur'an'daki Kıyamet âyetlerinden de söz etmeliyim: Bu âyetler var. Bir kısmı yeryüzünün bozulmasını ve çöküşünü anlatırken bir kısmı da fizik evrenin çöküşünü anlatmaktadır. Ama burada şunu da sormak gerekir; bu âyetlerin amacı nedir? Bilgi mi, haber mi vermektir? Bu âyetlerde tahmin mi yapılmaktadır? Tasvir mi yapılmaktadır? Bu âyetlerin amacının fizik bir bilgi vermek olduğunu sanmıyorum. Bu âyetlerin amacı, insanları ürküterek dinî ilkeleri işlettirmek gibi geliyor bana. Sözü geçen âyetlerden yola çıkıp, modern astronomi ve evrenbilim bilgilerini kullanarak, âyetleri kesin fizik bilgi haline getirmeğe girişirken, bu noktanın gözden kaçırılmaması gerekir. Bu arada Hans'a bir tartışma konusu da getirmiş olayım; o Kur'an'daki cennet, cehennem gibi sembolleri sembol olarak görmüyor, hepsini fizik gerçeklik olarak görüyor. Dolayısıyla Kıyamet'i de bir sembol olarak değil, fizik bir gerçeklik olarak görüyor. Sevgili Hans lütfen şu soru ile ilgilensin: Neden onlar "sembol" değil de kendine özgü yapıları içinde duyumsal gerçeklikler olsun? Yani âyetlerdeki Kıyamet, neden bir sembol hatta bir tehdit değil de Dünyanın gerçek sonu? Bir şey daha; yeni yeni Quasarların oluşumu, bilimin "Evrenin Soğuma Kuramı" ile çelişmiyor mu? Siz Tanrı olsaydınız, 500 yıl için bir galaksi yaratır mıydınız? 500 yıl bir galaksi ömrü için nedir ki? Bence sevgili Hans, ne olduğunu bilmediği bir evrenin, nasıl ve ne zaman biteceğini söylüyor. Bu arada bir şey daha; nasıl oluyor da her alanda olduğu gibi Kıyamet konusunda da Hadis'e "Hayır" ama İslâmî Kriptolojiye "Evet" diyor? Bu İslâmî Kriptoloji dediği şey, eski kültürlerden kaynaklanan sızıntının oluşturduğu bir "Kırkambar" değil mi? Onun kesinliği ve güvenilirliği nedir? Kesinlik ve güvenirlik konusunda "Hızır Tezkiresi"ni gösterebilir. Hay, hay! Tabii ki, ona inandık. Ama o zaman "İslâmî Kriptoloji" demesin, "Hızır tezkiresi" desin ya da Bağdadî desin. Eğer güvenerek uyguladığı kendi yöntemini ileri sürecekse, o zaman da o yöntemi açıklasın. Kıyamet konusunda Hans'a sormak istediğim bir şey de şu: Sevgili Hans, "Nûr'unu tamamlamak" tan söz ediyorsun. Bunun anlamı nedir? Tanrı'nın Nûr'unu tamamladığını nereden bileceksin ya da bileceğiz? Bana "Tanrı'nın Nûr'unu tamamlaması" bütün zarları atması gibi görünüyor. Tanrı'nın bütün zarları attığını nereden bileceğiz? Okurumla paylaşmak istediğim iki de eleştirim var. Bunlardan birincisi spritualist kesime yönelik: Türkiye'de tahminlerimizin üstünde bir Ruhçular, Akaşacılar, Yeni Çağcılar, İçsel Gelişme Grupları kalabalığı var. Burada onlara da seslenmek isiyorum. İşte aramızda, kendisine "Dabbe" diyen yüce Tanrı'nın bir tuhaf kulu var. Kendisinin bir misyonu olduğunu, asıl işinin bir Hanif grup oluşturarak Müslümanları Mehdî'ye hazırlamak olduğunu ve bu yolla Kıyamet işçiliği yaptığını söylüyor. Bilimse bilim, parapsikolojiyse parapsikoloji, ruhsa ruh, bilinçse bilinç!.. Adam 32 parça tekmili birden! Kendi payıma, sunduğu bilgilere doğru dürüst ulaştığım söylenemez. Öğretisini ve misyonunu savunduğum filan da yok. O bütün ekstrem ve uçarı söylemi içinde tek kelime ile "garip"! Ama bir şey yapıyor: Müslüman dünyasına, umulmadık düzeyde bir bilinç transferi! Kıyamet üstüne, ruhlar üstüne, astroloji, nümeroloji ve öte dünya üstüne ve hatta gelecek üstüne kasıla kasıla atıp tutmak kolay. "Din" ve "Kur'an" denince neden burun kıvrıyorsunuz? Neden ışığınızı, ilgilerinizi ve bilgilerinizi, seçkinliğinizi kanıtlamak için kullanıyorsunuz da Müslümanların bilinçlerini yükseltmeleri için kullanmıyorsunuz? Siz insanımıza hava atmak, seçkinliğinizi kanıtlamak için mi bedenlendiniz? Neden Hans'la ilgilenmiyorsunuz? Önce Kur'an ve İslâm denince "Geçmiş realite" deyip burun kıvırmaktan vazgeçin ve Hans'la ilgilenin. Onun ne çapta bir bilinç transferi yaptığını bir görün. Sonra bu misyona ister katılın ister katılmayın. Ama Müslümanların da büyümek, gelişmek gibi bir hakkı olduğunu sakın unutmayın. İkinci eleştirim ise Hansçılara: Gerçekten de acaba Türkiye'de, "Hansçı" denecek kadar Hans'la ilgilenen, Hans'a oynayan bir kalabalık, böyle bir grup var mıdır? Bundan tam emin değilim ama şu satırların yazıldığı tarih itibariyle bir takım "Hansçı" sitelerin var olduğunu biliyorum. Bu sitelerden birinde bir sürüngen şöyle diyordu: "Arkadaşlar! Nurcular, Kotkucular, Fethullahçılar, Yaşar hocacılar devlet dairelerine sızmağa, bürokrasiyi kontrol etmeğe çalışıyorlar. Biz de onlar gibi yapalım. Biz de onları kontrol edelim!" Bu tipler hemen her grupta vardır. Adama büyük mal bağışında da bulunabilirler, şirket de kurarlar, futbol takımı da parti de! Ne ki, ben bu tiplerin Hans'ın kafasına ulaşabildiklerini sanmıyorum. Onun söyleminden asla haberli değiller! Onlar bırakın Hans'ın söylediklerini onaylamayı ya da savunmayı, onlar Hans'ı bile değil, yalnızca Hansçılığı alkışlama eğilimindeler! Onları harekete geçiren "Bir baş ol da istersen soğan başı ol" motividir! Hedef ve heveslerinin Hans'la hiçbir ilişkisi yoktur. Onlar sadece, kişisel güç ve statü uğruna Hans'ı kullanmayı bilinçaltlarında planlamışlardır! Bence Hans'ın siyonistlerden çok bunlarla ilgilenmesi daha doğru olur! Çünkü bunlar en amansız saptırıcılardır. Hans'ı yakın bir zamanda, "büyük bilinç devrimcisi" yerine Millî İstihbaratın ve güvenliğin konusu haline getirecek olanlar da bunlardır. Herkes şunu iyi anlamalıdır: Hans bir şey yapacaksa, bilgi denen, bilim denen ışıkla yapacak. Bütün sorun, mevcuttan daha yüksek bir ışığın düzgünce devir teslimidir! Bundan sonraki tüm gelişmeleri, ışığın kendisi düzenler! Kimsenin siyasî liderlik yapmasına, gücün yönettiği gruplar kurmasına ışığın bir gereksinimi yoktur. Onun için diyorum ki, eğer bir Hansçı grup varsa, kesinlikle alicengiz oyunlarına girişmemeli, yalnızca bilime ve bilgiye odaklanmalıdır. Böyle bir grup varsa ya da olacaksa ve örgütlenmesi isteniyorsa, bu örgütlenme, devasa bir bilimsel çalışmanın örgütlenmesi olmalıdır. İşte Hans'ı olabilecek en detayında özetleyerek yazıyorum. Her başlığım ve alt başlağım bir konudur. Bir bilimsel dosyadır. Bunları alsınlar, düzenlesinler. Her birim, bu dosyalara bilgi biriktirmeyi görev edinsin! Bu arada, eklenmesi gereken konu ya da dosyalar ortaya çıktıkça yeni konular belirlesinler, yeni dosyalar açsınlar. O dosyaları o ad altında bilgice zenginleştirsinler, kitaplar yazsınlar.. Böylece Hans'ın etki alanı içinde yeni bir Zig-Zag süreci başlatsınlar! Hans adına, Hans için, Hans'ın misyonluğu için bundan daha başkası yapılamaz. Kim ki, Mehdî'nin Karasancağını şimdiden açmağa kalkarsa sapmıştır. Onun aynı zamanda bir saptırıcı olduğunda benim hiç kuşkum yok! Bunu Hans bile yaparsa, yine böyle düşünürüm! Kim ki, Hans'ı ve etki alanındakileri siyasete sokmağa kalkarsa, cehennemi mübarek olsun! İstihbarat ve güvenlik saygılarını sunar! Kim ki, Siyonistlere, Yahudilere ve Süfyanistlere sabah akşam lânet okumayı, bilgi edinmenin, bilgi yığmanın, bilgi üretmenin, bilgi ile uğraşmanın yerine korsa, bilsin ki, siyasete diğer adıyla güç oyunlarına bulaşmış ve Hans'tan da misyonundan da sapmıştır! Hızır'ın da Mehdî'nin de birincil niteliği nedir? Bilim! Bunun dışında ister siyaset ister din kahramanlığı olsun, sapmadır! Şimdi varlığı yokluğu belli olmayan ama gelecekte var olacağından emin olduğum Hansçılara arzederim! Son olarak, bir de Hans'a bir dileğimi arzederek bitireceğim: Sevgili Hans! Lütfen yazdıklarımla ilgilen! Lütfen sorularıma, eliştirilerime ve yorumlarıma bir yanıt ver ve lütfen bunu benim ulaşamayacağım platformlarda yapma. Yaparsan bile lütfen aşağıdaki adresime ulaşmasını sağla. Onları da ayrı bir seride kitaplaştırabilirim. Bu hizmeti de göze alıyor ve kabul ediyorum. İyi ki varsın! İletişim için: mozhoca@softhome.net
|