|
ADLER! Bir Mehdî vardır ve gelecekte, "Mehdî Resül" olarak Dünya zamanının içinde olacaktır. Kehf ehlinden, iki zamanlı ve resûl. Bu Mehdî, 1940'larda batıda Adler adıyla ve 12'li WEMB düzeninin kurucusu olarak yaşamıştır. Ancak koşullar aleyhine geliştiği için, Dünya sahnesinden geri çekilmek zorunda kalmış ve 300 küsur yıl geleceğe sektirilmiştir. 300 küsur yıl sonra tekrar geldiğinde "Mehdî Resul" olarak yaşayacak ve ortanca Kıyamet alâmetlerinin sonuncusu olarak işini yapacaktır. Bu yüzden bir birinci Mehdî'den ve bir de ikinci Mehdî'den söz ediyoruz. Ve işte birinci Mehdî olarak ADLER huzurlarınızda! Eğri oturup doğru konuşalım: Böyle bir açıklamanın kafanızı karıştıracağından dolayısıyla, bu açıklamayı "uçuk" ya da "fantastik" bulacağınızdan kuşkum yok ama yine de canınız isterse Hansı olurlamayı seçebilirsiniz. Hansı
olurlamak isteyenler, kendilerine dayanak bulabilmek için öbür
kitaplarda ele alacağımız "Zaman",
"Zaman gezmenliği" ve "UFO" başlığı
altında yazılanları okuyabilirler.O zaman kendilerinin de
Hansın da pek uçmadıklarını anlayacaklardır!
Bu
küçük girişten sonra size Adler'i anlatmaya başlayabilirim.Bunun
için önce sözü tekrar "Kara
Sancağa" getirmek istiyorum. Hans, "Süfyaniliği
o bayrak bitirecek" diyor. "Süfyanî sofuları, baş
aşağı gidecek ve Mighty yukarı çıkacak!" Burada ilginç olan şu: Hans bu karşıtlığın daha önce, batıda Adler ve Hitler biçiminde, WEMB ve Swastika olarak yaşandığını söylüyor. Bunun anlamı şu: Mehdî 1940'larda batıda Adler olarak yaşamıştı! Peki Mehdî olarak mı yaşamıştı? Hayır. Mehdî iki zamanlıdır ve resüldür. Adler ise, Dünyanın normal zamanında yaşayan, yani zaman gezmeni olmayan bir insandı. 1940 gibilerde 300 küsur yıl ileriye sektirilmişti. Süresi dolunca, Mehdî olarak gelecek. İşte Hans'ın söyleminde, Adler böyle bir Adler ve Mehdî de böyle bir Mehdî. Yani bir önceki yaşamında Adler olan bir Mehdî. Ben de size ilkin işte bu Mehdî'nin, Adler olan kısmını anlatmak istiyorum. Hans, "Şimdi bu Swastika'dan (Gamalı Haçtan) Dünya nefret ediyor. Oysa, o Adler'in armasıdır. Haç ile ilgisi yoktur" diyor. Sonra da Gamalı Haç olarak bildiğimiz şeyin aslının, Adler'in oluşturmak istediği "On İkili Dünya Düzeni'nin" yani "WEMB"in arması olduğunu söylüyor. WEMB düzeninin ve onun kurucusu olan Adler'in arması olarak, aslının "Gamalı Haç" olmadığını, başka bir şekil ve yapıya sahip olduğunu da söylüyor. Ona göre WEMB arması, eşkenar dörtgen bir şekle sahipti. Siyah zemin üzerinde mavi, sarı, yeşil ve kırmızı renkler oturtulmuştu. Üzerinde de WEMB yazıyordu. Bu WEMB, "W"'nin dört yöne çevrilmesinden oluşuyordu. "W" Lâtince idi ama hatlarını yuvarlayarak yazdığınızda, Arapça "Lillâh" anlamına geliyordu. Sola çeyrek tur attırdığınızda "E" oluyordu. Sola doğru bir çeyrek tur daha attırdığınızda "M" oluyordu. Sola doğru bir çeyrek tur daha attırdığınızda "3" gibi duruyordu ama bacağı çizilmemiş "B" idi! Aslında, dört yöne bakan Allah adıydı bu. Ve "İki doğunun, iki batının Rabbi " anlamına geliyordu. Buna "Dört Bucak Sembolü" de deniyordu. Gelecekte tekrar Dünya'ya gelecek olan ve işini tamamlayacak olan Mehdî'nin kara sancağı da bu sancaktan başkası değildi! Üzerindeki bütün işaretler iptal edilmiş kapkara bir sancak olacaktı bu kere! Neden? Batıdaki birinci denemenin başarısızlığının getirdiği hüznü ve doğuda kardeş kavgasını temsil ettiği için. Müslümanlık, esenlik ve barış iken ve barışın rengi beyazken, iki Müslüman kesimin kana susamışça savaşmaları, elbette beyazla temsil edilemez. Bu kötü bir yazgıdır ve ancak "Karasancakla" ifade edilebilir. Bu "Kara Sancağın", Mehdî'nin elinde tekrar beyaz sancağa dönüşmesi isteniyor ve ümit ediliyor. Hans, "Hilâl artık bayrağımızda ve klasik İslâm armasında kalacak. Çünkü Ay, Güneş, Yıldız, İbrahim atamızın taptığı üç şirk idi. Bayrakta kullanılabilir ama, İslâm'ın ana sembolü olamaz! Çünkü bizden önce Yahudiler Hilal'i kullanıyorlardı. Kabbalah ağzına kadar Hilâl dolu" diyor. Peki, bu WEMB arması nasıl "Gamalı Haç" haline geldi? Bu sorunun cevabı şudur: "Zion kökenli zaman kaçkınlarının, Adler'in yerine, Hitler'in babası Hiedleri geçirmesi ile." Görüldüğü gibi cevap kısa, net ve eksiksiz ama bir özelliği dışında; "Anlamsız!" Anlamsız; çünkü kafamızda hiçbir şeyle bağlantısı yok! Ne bir bağlantı ne bir çağrışım! Bu durumda bu açıklamanın yapılmasıyla yapılmaması arasında hiçbir fark kalmıyor. Ha söylenmiş ha söylenmemiş. Bu açıklama ha yapılmış ha yapılmamış! Bu yüzden sanırım bu açıklamanın anlamlı, anlaşılır hale gelmesi için, ön bilgi vermek, bir alt yapı oluşturmak gerekiyor. Bu amaçla şimdi size uzun bir hikâye anlatacağım. Lütfen ilgilenin; çünkü hikâyenin sonunda tekrar buraya, bu noktaya döneceğiz yani WEMB armasının nasıl amalı haç'a dönüştüğünü anlatacağız.
"İki
Bağ": WEMBin "Gamalı Haç"a dönüşmesine "İki Bağ"dan başlamalıyız. İki bağın öyküsü Hz. İbrahim'le başlamakta ve 6000 yıllık bir tarihi kapsamaktadır. Biz İbrahim'i kuşkunun, o büyük aranışın, teslimiyetin, "Tanrı sevgilisi insan" modelinin ve tek Tanrı inancının bir temsilcisi olarak tanırız. Oysa, bildiğimiz halde unuttuğumuzu söylememizi gerektirecek kadar üzerinde durmadığımız bir özelliği daha vardır: Temizlik! Bu İbrahim'in "HANİF" yanıdır. İbrahim soyu da tıpkı Âdem Soyu'ndaki Habil-Kabil modeli gibi, "kendi içinde çelişki" modelini, daha doğrusu garip bir diyalektiği içermektedir. Bu, "HANİF-ZİON" ikilemidir. Hanif Zion ikilemi aslında, "Melek-Şeytan" ikileminden daha başka bir şey değildir. Hanif; temizliğin, ılımlılığın, vicdanlılığın, hakkaniyetin, Tanrıya teslimiyetin, barış ve uyumun simgesidir. Buna bağlı olarak, "Barış", "Kardeşlik", "Dayanışma" ve "Özgürlük" yani "Demokrasi" Hanifliğin temel kavramlarıdır. Zion ise kişisel güç edinmenin, seçkinliğin ve "nefs-i emmare"nin yani egemenliğe iştahın simgesidir. Biri toplum içinde bireyin özgürlüğünün tanımlayıcısı olarak, Tanrıya teslimiyeti alırken öbürü, kişisel güç ve egemenliği almaktadır. Böylece Hanifliğin sevgi yolu, Zion'un kendine hizmet yolu olduğu söylenebilir. Bu yüzden, biri barışa öbürü savaşa çalışır kaçınılmaz olarak. Bu
ikili, Kur'anda "İki bağ sahibi" olarak misâllendirilmiştir
ve iki ayrı surede tekrarlanmaktadır. Biri Kehf
suresinde geçiyor: (32:
Onlara, şu iki adamı misâl olarak anlat: Bunlardan birine iki
üzüm bağı vermiş, her ikisinin de etrafını
hurmalarla donatmış, aralarında da ekinler bitirmiştik.
33:İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbirini
eksik bırakmamıştı. İkisinin arasından bir
de ırmak fışkırtmıştık. 35: (Böyle
gurur ve kibirle) kendisine zulmederek bağına girdi. Şöyle
dedi: "Bunun, hiçbir zaman yok olacağını sanmam."
36: Kıyamet'in kopacağını da sanmıyorum. Şayet
Rabbimin huzuruna götürülürsem, hiç şüphem yok ki, (orada)
bundan daha hayırlı bir akıbet bulurum. 37: Karşılıklı
konuşan arkadaşı ona hitaben: "Sen, dedi, seni
topraktan, sonra nutfeden (spermadan) yaratan, daha sonra seni bir adam
biçimine sokan Allah'ı inkar mı ettin? 38: Fakat O Allah
benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam. 39:
Bağına girdiğinde: MâşâAllah! Kuvvet yalnız
Allah'ındır, deseydin ya! Eğer malca ve evlatça beni
kendinden güçsüz görüyorsan (şunu bil ki): 40: Belki Rabbim
bana, senin bağından daha iyisini verir; senin bağına
ise gökten yıldırımlar gönderir de bağ kupkuru bir
toprak haline gelir. 41: Yahut, bağının suyu dibe çekilir
de bir daha onu arayıp bulamazsın. 42: Derken onun serveti kuşatılıp
yok edildi. Böylece, bağı uğruna yaptığı
masraflardan ötürü ellerini oğuşturup kaldı. Bağın
çardakları yere çökmüştü. "Ah, diyordu, keşke
ben Rabbime hiçbir ortak koşmamış olsaydım!"
43: Kendisine Allah'tan başka yardım edecek
destekçileri olmadığı gibi kendi kendini de kurtaracak güçte
değildi. 44: İşte burada yardım ve dostluk, Hak olan
Allah'a mahsustur. Mükâfatı en iyi olan O, en güzel âkıbeti
veren yine O'dur. 45: Onlara şunu da misâl göster: Dünya hayatı,
gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün
bitkisi (önce gelişip) birbirine karışmış;
arkasından rüzgârın savurduğu çerçöp haline gelmiştir.
Allah, her şey üzerinde iktidar sahibidir. 46: Servet ve oğullar,
Dünya hayatının süsüdür; ölümsüz olan iyi işler
ise, Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit
bağlamaya daha lâyıktır.) Burada
bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum: O sapkın bağ sahibi
ateist değil. O bir "sapkın dindar" örneği.
Sapmış. Güç oyununa son tanımıyor. Varsıllığını,
sağlık ve mutluluğunu Tanrıya bağlamıyor.
O tantanalı gidişinin hep süreceğini sanıyor. Dahası,
gözü Tanrıda değil varsıllıkta. Sahip olduklarını
yitirebilme olasılığını gözardı ediyor ve
gücünü, varsıllığını yitirdiği zaman da
Tanrı ile başbaşa kalıp yoluna sabırla ve
teslimiyetle devam etmeyi istemiyor. Tekrar güçlendirilmesi için
torpil bekliyor! Dahası, Tanrı onun sığındığı
değil, kullandığı bir şey! Eğer ölürse,
Tanrının öbür tarafta da kendisine çıkma yapacağını
düşünüyor. Yani "Seçkin". Yani "Torpilli"...
Bu, ateistik anlamda Tanrıya inanmamak değil, kurnaz bencil
anlamında "Tanrıyı kullanmak". Sapması da
burada. Bu söylediklerimin Yahudi'ye ne denli uyduğunun farkındasınız.
Evet, uymasına uymaktadır gerçekten de ama Yahudi'yi Yahudi
ya da Siyonist (Zionist) yapan sadece ırkı değil tutumu,
duruşu, yolu ve politikasıdır. Öncelikle kendisine koyduğu
amaçlardır. Bunun için de temelde ne Zionist ne Yahudi vardır.
Yahudi ya da Hanif...
Bunlar grup etiketidir ama grup içindeki bireyler, her zaman grup
etiketine ve grup ilkelerine bağlı değildirler. Bir
etiket, bir yafta, bir grup adı sizi ne Müslüman ne Hanif ne de
cennetlik yapar. Adınız pek âlâ İsa, Musa, Muhammed,
Mehdî ya da Hızır olabilir ama siz kişisel güç edinme
tutkunu iseniz, grubunuz hiç kuşkusuz (anlayıp dönene kadar)
şeytanî gruptur. Şeytan, Zion, Siyonist Yahudi... bunlar,
şu coğrafya, bu zaman, şu dernek adı, bu takım
ya da parti, hatta falanca ırkın adı değil, bunlar
önce bir tutumun, niyetin, amacın adıdır. Ne zaman
kendinizi "öbür insanlara" kapar ve düşmanlaşırsanız,
ne zaman egonuzun önde ve üstte olmasına izin verirseniz, ne
zaman kendinizin en güçlü olmasını talep ederseniz,
ne zaman yeniyi ve süprizi korkarak ve düşmanlaşarak
karşılarsanız, bilin ki, Tanrı'yı unutup kendi
derdinize düşmüşsünüzdür. Böylece uyumsuzluğa sapmışsınızdır.
Bu yüzden de aykırı yoldasınızdır. Şeytanın
ordusunda yerinizi almışsınızdır. Artık adınızın,
adresinizin hiçbir önemi yoktur. Yani asıl ayrım ölçüsü,
asıl turnusol kâğıdı adınız, ırkınız,
partiniz, grubunuz değil, niyetinizdir; izlediğiniz politikadır.
Kendiniz için olup olmamanızdır.
En açık ve kesin olan şey, kendisi için ve güç peşinde
olanın Şeytan grubundan olduğudur. Şimdi, Kur'an'da "iki bağ"dan söz eden öbür âyetlere bakalım. "Kalem suresi 17 ila 33 arası âyetler şöyle diyor: (17,18: Biz, vaktiyle "bahçe sahipleri"ne bela verdiğimiz gibi, onlara da bela verdik. Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi. Onlar istisna da etmiyorlardı. 19,20: Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından (gönderilen) kuşatıcı bir âfet (ateş) bahçeyi sarıverdi de, bahçe kapkara kesildi. 21,22: (Beri tarafta ise) onlar, sabah olurken: Madem devşireceksiniz, hadi kendi mahsulünüzün başına gidin! diye birbirlerine seslendiler. 23,24: Derken: Aman, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın! diye fısıldaşa fısıldaşa yola koyuldular. 25: (Evet, yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler. 26: Fakat bahçeyi gördüklerinde: Mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız! dediler. 27: Yok yok, doğrusu biz mahrum bırakılmışız! 28: İçlerinden en makul olanı şöyle dedi: Ben size "Rabbinizi tespih etsenize!" dememiş miydim? 29: "Rabbimizi tespih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) yazık etmişiz" dediler. 30: Ardından, kabahati birbirlerine yüklemeye başladılar. 31: (Nihayet) şöyle dediler: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz. 32: Belki Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz (artık) Rabbimizi (O'nun hoşnutluğunu) arzuluyoruz. 33: İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise, elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!) Bana burada, bir grupta olarak kendini güçlü, büyük görmenin yanılgısı anlatılıyor gibi geliyor. Haniflerin de sapabileceği olasılığından söz ediliyor sanki... Ama sapmış Hanif'in yine de Zion grubuna ait gösterilmesi çok doğru bir şey değil. Burada Hanif'in kendi içinde oluşturduğu diyalektiği görmek gerek. Buna göre, sapmış Hanif, yine Şeytan'ın ordusunda ama adı Zionist değil, "Süfyanist" ve belli ki aynı birimde oluşan bir karşıtlığı ifade ediyor. O zaman bu karşıtlığın tarih içinde kapışması, böyle bir kapışmadan sonra yeni bir senteze gitmesi gerekiyor. Bu yeni sentezin adı şimdilik ortada yok ama bu kapışma işini yapacak olanın adı belli: MEHDİ! Zaman olarak nerede miyiz? Daha henüz Hanif'liğin Hans aracılığı ile açığa çıkarılması ve netleşmesi aşamasındayız. Zamanlar şimdi bunu gösteriyor. Hans
bu "İki Bağ"la ilgili olarak terminolojik açıklama
da getiriyor. Onun sürpriz açıklaması şöyle: "Görüldüğü
gibi bağ; kamp, park ya da pakt anlamına geliyor. İki bağ
iki zıt kamp demek. Kampus: park demek. Park: Borg, burg, burç
demek. Bu sonuncusu Arapça kale demek. Yani içeride bir kale, çevresinde
ise koruğanların bulunduğu bir ekilir-biçilir bahçe
gibi... Bilirsiniz parklar kent (burg, burç) yanında ya da içinde
olur. Kamp'lar da seyyardır. Karargah sabit, ordugah ise seyyardır.
Ordugah kamptır. Park (bağ)
ise sabittir. Bu
kadar ayrıntıya niye girdiğimi görebilirsiniz sevgideğerler.
Allah'ın şanına böyle basit bir olayı anlatmak yakışmazdı.
Nitekim bu anlattıklarına "misâl" demektedir. Misâller
de bildiğiniz gibi ankebut-43 içinde anlatıldığı
üzere Kur'an'ın en en en zor tarafıdır.
İşte burada bu en zoru başaracağız inşaallah.Orada
şöyle yazıyor: "Şu Allah'ın verdiği misâller
var ya, onları tüm insanlara veriyoruz, ancak âlim olan anlıyor".
Bağ
kelimesini didikledik. Bağ'dan kasıt, bir Dünya düzeni.
İki bağdan kasıt iki ayrı Dünya düzeni. Eşit
şartlarda yola çıkıyorlar. Biri başarılı
ve Allah yolunda, diğerinin ise, "bir Allah'ı var elbette:
Yahowa. O da inanıyor. Ama biri hak yolunda. Eğer
Tevrat'ı iyi okuyanınız varsa bilecektir ki, Yahudi inancında
her şey Dünya'da olup bitecektir. Aden, bugünkü Aden, Hadramut
ve kısmen Yemen. Buraya sırf Yahudiler için bir cennet (Kur'an'da
Adn cenneti) kurulacak. Diğer başka milletler ise, çölde
ebedî kalacaklar. Yani Kıyamet Dünya'da olacak. Yahudilere dev
bir vaha kurulacak." Hans bunları söyledikten sonra, yeryüzünde kurulmak istenen Zionist Düzen fikrinin ardındaki Yahudi'nin Tevrat'a dayalı düşünce dünyasını özetliyor. Tevrat'ta, Kıyamet'le başka bir Dünya'ya geçilmeyeceğini, Mahşerin Arap çölleri olarak anlaşıldığını, Aden'in sadece Yahudilere özgü bir cennet olduğunu, "Yeni Dünya Düzeninin" Yahudi idealine yaklaşmak olduğunu, hedefe vardıklarında Yahudi olmayanların çöllere mahkum edilmek istendiğini söylüyor. Hans, Tevrat'a bağlı Yahudi düşüncesinde bir darlık olduğunu, Dünya'yı çok dar ve küçük gördüklerini söylemek istiyor. Zion düzeninin temellerini bu düşüncenin kurduğunu ve temelin de Yahudi seçkinliğine dayandığını söylüyor. Tevrat Yahudi'sine göre, "Evren, Dünyadır. Bulutlar üzerinde Allah (Yahova) var. Arada bir aşağıya iner. Oğlu olan Ezra (Üzeyir) ile güreş tutar. Üstelik oğlu onu yener. Allah(!) da oturup ağlar ve üzülür. Aden'e kendini bahçeye sürgün eder. Saltanatını da Ezra'ya verir. Oysa
Kur'an Üzeyir için ne
yazıyor? 9:30 "Yahudiler, Üzeyr Allah'ın
oğludur, dediler. Hristiyanlar da, Mesîh (İsa) Allah'ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla
geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) daha önce kâfir olmuş
kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah
onları kahretsin! Nasıl da (haktan bâtıla) döndürüyorlar!"
"Öldükten
sonra Yahudiler mezardan çıkacaklarmış. Ne varsa bu Dünya'da
varmış. Onlar ADN hurmalıklarına, biz de volkanlara,
çöllere. Cennet ve Cehennem inancı Tevrat'ta böyle. Tevrat'ta
uzay yok. Şima (Sema) dediği, bildiğimiz kuşların
uçtuğu yüksekliklerden ibaret. Yıldızlar ise minicik
ışıkçıklar. Yani yanlarına gitseniz de göründükleri
kadar küçükler. Allah bu minicik kainatı "şitti yom" yani altı
günde yaratmışmış. Yedinci gün yorulup istirahat
ediyor. O arada insanlar da kabirlerinde uyuyor. Sekizinci gün ise, hep
birlikte diriliyoruz." Görüldüğü gibi, Hans, 12'lik WEMB düzeni yerine Ziontik Dünya Düzeninin temellerinin ne kadar zayıf olduğunu anlatmaya çalışıyor. Peki Hanif bağın WEMB Dünya Düzeni ne? Nasıl bir şey? Bu düzen, Dünyanın 12 temel parçaya ayrıldığı bir düzendir. Hans'ın dediğine bakılırsa şöyle: "Türkiye,
Türkland/BloCamPacTerriTURAN'ın bir parçası (United Lands of
Turan). Türkiye : Kendisi (kuzey, batı, orta ve güney) Anadolu
Azerbaycanı (Azerbaycan'a bağlı), Irak Azerbaycanı
(Kerkük), Azerbaycan'a bağlı.
Balkan-Adalar
Beylerbeyligi Sonra
Tüm Orta Asya ve Behring denizi Büyük
parçalar bunlar. Ural Dağları'na kadar Tüm Sibirya Fin birliğinin
malı... (Suobiryak). Ural Dağlarından Bering denizine
kadar olan bölümün adı ise, Siberika (Yakutunguz, Yakuturan). Oradan
Kuzey Kanada (Eskimo) bölgesine geçtiğinden Amerika'nın
"KA" sı ile Sibiryanın "Siberi"si SİBERİCA
adını alıyor. Amerika bölümünü Eskimolar ve
Athabaskan kızılderilileri yönetiyor." İşte "İki Bağ" ve bu "İki Bağın" yeryüzüne izdüşümleri bunlar. Bu cümleye yaslanarak baktığımızda, iki bağın gelecekten zamanımıza sarkan birer büyük proje olduğunu söyleyebiliriz. Hatta 6000 yıllık tarihimizin, bu iki projenin yeryüzündeki gerçekleştirilme savaşı ve süreci olduğu söylenebilir. Bu savaşı görmemek ancak bilgisizlik ve kasıtlı körlükle açıklanabilir. Hiç kuşkusuz 6000 yıllık tarihimiz bu iki bağın, bu iki kampın, bu iki projenin savaşımıdır. Bu savaş, bilim ve teknoloji alanında, parapsikoloji alanında ve zaman üzerinde yapılmaktadır. Bu savaşı yeteri kadar net görebilmek için "İki Bağ"ı, zaman ve zaman gezmenliğini, birer "Timebulance" olan UFOları, yirminci yüzyıldaki fizik bilimindeki ve teknolojideki gelişimleri, parapisikolojiyi ve parapsikoloji savaşlarını iyi anlamak gerekmektedir. Benim yazdıklarımdan Hansı tanımak isteyenler bütün bu konularda yeteri kadar bilgi bulacaklardır. Bu bölümde ağırlıklı olarak zaman savaşları üzerinde durduğumu anlamış olmalısınız. Zaman savaşlarının da kökleri "İki Bağ" sembolüne dayanmaktadır. Oradan yola çıkarak size Mehdîyi anlatıyorum. Hansın söylediklerine bakılırsa, Mehdî de bu savaşın bir parçasıdır ve o bu konuda şimdiye kadar hiçbir gizli öğreticilikte bulunmayan bir şey söylemektedir: Mehdînin daha önce Adler olarak yaşaması. O Mehdînin daha önce Adler olarak yaşadığını söylüyor. Bunu anlayabilmek için zaman savaşlarının anlaşılması gerekiyor. Zaman savaşlarının anlaşılması için hiç kuşkusuz zaman, zaman gezmenliği ve UFOlar hakkında bilgilenmek gerekir. Burada bu konu üzerinde olurlayıcı derin ve ayrıntılı bilgilere girmeyeceğim. Sadece şunu söyleyeceğim: Hans'ın verdiği bilgiler içinde zaman, zaman gezmenliği ve UFO'lar, ayrıcalıklı bir yer ve göze batar bir hacim tutmaktadır. Hans'ın bu konulardaki söylediklerinin önemi, hacminden değil, konu ile ilgili bilgilerin kalite ve düzeyinden gelmektedir. O, bu konularda hemen hemen Dünya'da var olan bütün bilgileri toparlamakta ve bir adım üstüne çıkmaktadır. Şöyle söyleyeyim: Zaman gezmenliği konusunda kuramsal bilgilerin hemen hemen hepsini vermiştir. Evet, zaman gezmenliği vardır. Bunun olabilirliği, ışık hızının aşılmasına bağlıdır. Işık hızının aşılması, iki yolla sağlanabilir; ya karadeliklerle ya da TT (Time Travelling) dediği Uçandairelerle. Uçandaire'nin Hans'taki diğer isimleri "Durakhapalam", "Tarık" ve "Timebulance", 'tır. Ona göre, "Tarık" ve "Durakhapalam", Sanskritçe diye bilinen, Nuh'tan sonraki kök dilde aynıdır. Az önce dediğim gibi, Uçandairelerle ilgili olarak verdiği bilgiler, bir uçandaire yapımını mümkün kılacak düzeydedir. Bu konuda getirdiği tek süpriz, gerçek uçandairelerin, zaman gezmenlerinin araçları olduğunu söylemesi ve bunların yalnızca "Çan" biçimli olduklarıdır. Öbür UFO'ların cin işi olduğunu söylüyor ve onların ancak görüntüsel olduklarını savunuyor. Bu bence tartışılabilir bir şeydir ama eldeki bilgi ve belge yetersizliği, bu tartışmaya engel olmaktadır. Evet, zaman gezmenliği vardır. Bu "Hansa göre" değil, verdiği bilgilere göredir. ZİG sembolü onda, zamanda ileri sıçramayı da ifade ediyor. ZAG ise, zamanda geri gitmenin sembolüdür. Bunlar farklı farklı işlemlerdir. Bir sürü sürpriz ve sorunla doludur. Her ikisinde de insan yalnız organizmasını taşıyabilir. Bazı özel işlemlerle geleceğe ya da geçmişe yanımızda bir şeyler götürmek de mümkündür. Burada Kur'an'da "Ashab-ı Kehf" diye geçen sembole gönderme yaparak, onların paralarından söz etmektedir. Bir de "Korn Hole" adını verdiği karadelikler var. Bunlar boynuz biçimini almış kara deliklerdir. Bunları kullanarak zamanda gezenler vardır. Bunların en bilineni Kur'an'da adı geçen "Zülkarneyn'dir. İki boynuz arasında kiriş sıçraması yapanlar, zamanda hem ileri hem de geri hareket edebilir. Bunlar yanlarında istedikleri malzemeyi de taşıyabilirler. Üstelik geri ya da ileri gittiklerinde herhangi bir değişime de uğramazlar. Zülkarneyn "Çift boynuz", "Çift zamanlı" demektir. "Dehr" denen donmuş blok zaman biçimi de vardır. "Kehf" sözcüğü bu donmuş zaman bloğunu anlatır. Dehr, Gri hiçlik'le, Blok Evren'le birlikte var olan, akışmayan durgun zamandır ve bütün zamanlara teğettir. Böylece o tür bir zamanı kullanan, kolayca tüm zamanlara girer çıkar! Bir çok varlık bu oyuklarda mahfuz tutulmakta, zamanı gelince de reel ve vektörel zamanda yerlerini alabilmek için beklemektedirler. Bu zaman içinde olup, bu zamanı kullanan bir tek örnek vardır: HIZIR! Hızır bu Dehr denen blok zamanı öyle kullanır ki, bu sayede kolayca bütün zamanlarda var olabilir. O yüzden ona "Zamanın efendisi" denir. Sonuçta "Dehr" ehli de çift zamanlı sayılırlar ama Zülkarneyn gibi değil. Zülkarneyn, geçmiş ve gelecekte bulunabildiği için çift zamanlıdır ve sadece Kur'an'ın sözünü ettiği tek bir şahıstan ibaret değildir. Kur'an'da sözü edilenden daha fazla sayıda Zülkarneyn vardır. Kehfteki varlıklar ise, geçmişte yaşarken geleceğe alınmış varlıklardır. Bunlar İsa ve Mehdî gibi, hem geçmişte yaşamış hem de gelecekte yaşayacak olanlar olduğu için çift zamanlıdırlar. Hans onlara da Zülkarneyn diyor. vs. vs... Bütün bu haber niteliğindeki çerez bilgiler bir yana, tarihteki zaman gezmenliğini, yakın tarihimizdeki zaman savaşlarını anlayabilmek için yukarıdaki bilgilerden önce bilinmesi gereken bir kavram var: Şira!
|