BÜYÜK İSRAİL (ARZI MEV'UD) SINIRLARI

 

.

HANS AİBERG'İN E-MAİL YAZILARIYLA SİYONİZMİN SİNSİ PLANI ve BÜYÜK İSRAİL (ARZI MEV'UD) SINIRLARI:


Herzl deklare etti ve protokol olarak yemin edildi:



Arzı Mev’ud 7 ülke üzerinde Nil-Fırat arasında, Toros yayı ve bunun
kuzey doğusu olan “MURAT havzası=Aczmendi” ile güneyde Akabe ile
Basra hattı boyunca ÇİZİLMİŞTİR.


Bundan dönmenin HİÇBİR MÜMKÜNÜ YOKTUR. Bu yemindir ve sonuna kadar ilerletilecektir.

Aynı yeminli protokolde, Türklerin ve Arapların bu havzadan
çıkarılmaları ve sadece “GOYİM” tabiatlı (Öküz de demektir)
Kürtlerin Yahudi ırkının ayak işlerini yapmaları için “Yudaik-
Kürdo” müstemlekesi kurulmasına imza atıldı. Bu protokol
ayrıca “Zero-n” denen gelecekteki torunlarına da YEMİNLİ olarak
iletildi.

Oynanan satrançta, Türk hakanlığının içinde bu unsur korundu.
Wilson’a göre bu unsur “Pontus+Ermenistan+Kürdistan” üçlüsü bir
federe devlet olmalıydı.


İnönü zaten bu planın bir Masonik parçasıydı ve “ABD
mandasını/mandate” HEMEN isteyiverdi. Yani Atatürk de aynı kafadan
olsaydı, bugün Doğu Karadeniz ile Van gölünü tamamen içine alan,
Ermenistan ile birleşik bir ERMENİ dominant, teba olarak da KÜRT
halklarını içeren bir ülke oluşturulacaktı.


Herzl, Ermeni unsurunu istemediğini baştan belli ettiği için,
Wilsan’un Ermeni devleti oluşmadı ve Sevres’de kurulmak
istenen “Kürdistan” da Kazım Karabekir ve Maraş, Urfa, Anteb
milislerince engellendi.


Misakı Milli içinde yer alan “Musul-Kerkük-Erbil-Süleymaniye”
dörtgeni için DAİMA SİYONİZMİN ABD ile yandaşı olan İngiltere
imparatorluğu, sözkonusu bölgeyi işgal etti.


Sinsice Kudüs yöresini “1948’de kurulacak olan” İsrail için
örgütlemeye ve ilk Yahudi göçmenleri oraya toplamaya başladı.

Petrolün değeri o zaman da çok iyi biliniyordu. İşgal ettiği Osmanlı
toprakları üzerinde “Arap aşiret şeyhlerine” göre SALTANATLAR
kurdurdu. Haşimi(Hişam) oğullarına ÜRDÜN’ü, Emeviye soyu olan
Suudilere (Toplam 12 Emevi kabilesinden en kalabalık olanı)
Arabistan’ı ve diğer “PETROL” hassas bölgelerine de (Birleşik Arap
Emirlikleri adıyla bilinen) sultanları atadı. Petrolü olmayan
bölgeleri (Aden/Hadramut, Yemen, Umman vb.) de diğer sultanlıklara
paylaştırdı.

Fransa’nın şiddetli itirazları üzerine ASIL IRAK’tan kopardığı
Suriye eyaletini ve Lübnan denen Hristiyan ağırlıklı devleti de bu
meyanda oluşturdu.


Cetveller kondu ve düzgün sınırlar çizildi. Arapların tamamı
Osmanlı ordusunu arkadan vurdu ve şehitlerin sayısı milyona ulaştı.
Ürdün ve Irak ile Suriye-Lübnan dörtlüsü “MÜSTAKBEL ARZI MEVUT İÇİNDE yer almak üzere kurulmuş, geçici devletlerdi. ZATEN
GEÇİCİLERDİR…

İngiliz müstemlekeciler sınırları oluştururken, uzanamadıkları
bölgelere doğru bilhassa “GOYİM” denen halkın geri ve miskin
olmalarından yararlanarak, Türk Misakı Millisini Lasuanne’a
götürmemek için “ŞEYH” isyanları tertiplediler.


Bu kuzeyli 17 kadar şeyhlerin tamamı KÜRT(Goyim) idi.
Bunların bir kısmını artık tanıyorsunuz (Yahudi Barzan’lar, Yahudi-
kurdo Saddam vb.Saddam Kürt ve Türkmenlere yapılan tüm
saldırılarında ASLA VE ASLA YAHUDİ MALLARINA DOKUNMAMIŞ ve onları BUGÜNE KADAR KORUMUŞ idi. Oysa onu Antisiyonist, İsrail düşmanı diye tanıyorsunuz ;))))


17 KÜRT (Goyim) Aşiret şeyhlikleri oluşturulurken, ana fikir tıpkı
güneydeki gibi SALTANAT devletçikleri kurmaktı. Bunların kimi açık
kimi de gizliydi (Tarafsız bölge devleti, İran’a bırakılon Şii Arap-
Khuzistan devleti vb.)


Bu 17 şeyhliklerden Üçü de Atatürk önderliğindeki TBMM hükümeti topraklarındaydı.


1. Kürt milliyetçiliği-ki şoven aşiretlerin şeyhleri- (Bugün
Hadep-Kadek, PKK vb. diye anlatılan devletçikler)


2. Kürt milliyetçiliği YANINDA SÜNNİ MEZHEB adı altında DİNSEL
MİLLİYETÇİLİK dümeni yaratıldı. (Şeyh Saidi Kürdi) Burada
amaç “KAFİR (!) MUSTAFA KEMAL’E ALTERNATİF DEVLET” idi.


3. Türklerden yandaş bulunması için “Şeyh Saidi Kürdi-2 veya
Saidi Nursi önderliğindeki SİNSİ ve UZUUUN HAREKET! Saidi Kürdi- Nursi’nin de diğerleri gibi ASIL AMACI, Kerkük ile
aramızda “İSYAN”ları meşrulaştırarak, Türkiye’den koparma
tiynetsizliğiydi.


Böylece üç hareketten birincisi başarılı oldu: Zap suyundan Celal
Talebani topraklarına kadar olan Misakı Milli toprakları “Irak”a
bırakıldı ve Kürt isyanları “MEŞRU” sayıldı. Bu belgeyle Lausanne’a
gidildi.


Buna rağmen Karabekir ve Çakmak ile yapılan kurmay
toplantıda “Kerkük’den vazgeçilmeyeceği” karara bağlandı.
Saidi Kürdi’nin Kürdistan ayaklanması bastırıldığında,
Türkiye’nin “Soykırımcı” olduğu da tescil edilmişti. Lausanne’da bu
gizli gündem veya gizli müeyyide kapalı kapılar arkasında Türk
heyetine dayatıldı.


Üstelik bundan sonraki KÜRT ŞEYHLERİNE iyi muamele yapılması ve
Türkiye BMM’sinde kendilerine “Milletvekilliği” hakkı verilmesi
şart koşuldu.


Atatürk mozayığımızı biliyordu. Kürt Said(Nursi)i meclise çağırdı.
Ama Kürt Said’in tavrı şuydu:


“Ben Kürdistan’ı TÜRK zındık cumhuriyeti içinde düşünmem bile…”
İngilizler ile işbirliği saptandı. (Karabekir anıları)
Tutuklandı. Ve tutuklandığı hücrede kendisine bugün “Nur Külliyatı”
diye bilinen ASLI KÜRT ŞEYHLERİNİN güdümündeki “Sözde alimlerin hazırladığı” risaletler (adları hiç değiştirilmeden Lem’a=Şualar
gibi) gönderildi.


Hitler’in Mein Kampf yapıtı da HAPİSHANEDE yazılmıştı.
Atatürk’ün NUTUK yapıtı da “Dolmabahçe’de hiç dışarı çıkmayarak
hazırladığı bir eserdir.


Aynısını Saidi Kürdi de yaptı.


Fakat bir iki özgün laf ve dipnot dışında tamamı BAŞKALARININ
eseridir. Risalei Nur BİR KOPYADIR ve edebi ya da bilimsel olarak
beş para etmez bir kopyadır.

Amacı KÜRT bilincindeki bir TARİKATTEN başka bir şey değildir.

Bu tarikat 8’e bölünmüştür ve bunların dördü günümüzde geçerlidir.


1. NEV ASYA (Yeni Asya, Yeni Anadolu) Tarikatı: Amacı İsrail
suyu olarak öngörülen MURAT/GAP havzasını KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİ altında tutmak. Günü gelince GOYİM olmak üzere Büyük Arzı Mev’ud’a teslim etmek. Bu tarikata son 25 yıl itibariyle Türk alınmıştır. Ama aslı astarı ŞEYH MEHMET KUTLULAR’IN komutasında olmak üzere oluşturulmuştur.


2. NEV ASYA’nın eyaletlerinden biri olan ve ASIL KÜRDİSTAN
(ACZMENDİYE) ile birleşmek amacıyla kurulan ACZMENDİLİK denemesi de Saidi Kürdi’nin vasiyetindendir. Cübbesi, sarığı ve kalın sopasına kadar “KİTABINDA” sayılmıştır. Ancak beklenen patlamayı
yapamamıştır.


3. 1950’lerde ortaya çıkarılan SAİDİ KÜRDİLİK (Şimdiki adıyla
Süleymancılık) da bir TARİKATTIR ve Takıyyeyi doğru bulmadıkları
için TARİKAT olarak ortaya çıkmışlardır. Tüm dış istihbaratlar
bunları desteklemişlerdir. Ancak bu üçünün kitlelere yaygın
olamayışı yüzünden “Fethullahçılığı” kayda değer bulmuşlardır. Çünkü
Türklerin KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİNİ desteklemedikleri ortaya çıkmıştır.


4. Fethulahçılık başlangıçta “Abdullah Öcalan” gibi “Saf ve
bireysel gösterilmiştir. Fethullah Gülen de “Kürtçülükten rahatsız
olduğu” bahanesiyle diğer hempalarından ayrılmıştır.
Ancak Londra G Cemiyeti şu saptamalara yer vermiştir:


a- Türk ve Kürt etnikler geniş ölçüde birbirlerine
karışmışlardır. Kimi de melezdir veya yansızdır. Yanlı olanlar
arasında Kürt-Türk sorunu oluşturulması ve karşı karşıya
getirilmesi. (Apo’nun varlığının nedenidir)


b- Kürtlerin Türkiye’yi pasif asimile olarak ele geçirme planı:


Aa Türkiye’deki türk nüfusun “doğum kontrolüne özendirilmesine
karşın” Kürt nüfusun sınırsız artırılması için çalışmaların TC
hükümetlerine mas ettirilmesi.

Bb Gecekondu ve kaçak yapılar aracılığıyla Kürtlerin büyük kentlere
kaydırılması. Pilot bölge olan Diyarbakır başarılınca, bu kez
İstanbul’da yeni ve kalabalık ilçeler oluşturulması planına
geçilmiştir. Bugün İstanbul Dünyanın en büyük Kürt Kentidir. İkinci
olarak Diyarbakır ve Üçüncü olarak da Süleymaniye sıralarını
almışlardır.


Türkiye’de “Kürtlük” böylece tescil ettirilmiştir.

Cc Apo’dan önceki dönemde, bizzat Siyonizm güdümlü süper devletler
ve istihbaratlarınca büyük bir karapara akışıyla ve özellikle
SAHİLLERDEKİ ya da Turistik ve eğlence dinlence alanlarındaki tüm
ihalelere el altından para verilmiştir ve sahipleri kürt asıllı
olarak TESCİL edilmiştir. 

Üç yanı deniz olan Türkiye’de istediğiniz yere gidiniz ve bir bardak çay içiniz. Biraz muhabbeti deşiniz “Arkada Kürt patronları” göreceksiniz. İstanbul’un göbeğindeki çaybahçeleri bile İSTİSNASIZ kürt karaparacılarının elindedir. Hatta Ülkücü Mafyası da kendilerinin ORTAKLARIDIR. Çünkü burada yapılan “Birlikte ORTAK uyuşturucu kaçakçılığıdır, menfaatler birleşmiştir” artık… (Tecrübe konuşuyor)

Dd-Türkiye’de KADROLARIN ele geçirilmesi taşaronu ise FETHULLAH GÜLEN’E verilmiştir. Tescilli Bilderberg üyesi yani İPEK CÜBBESİ ile Gülen, tüm idari kadroları (Vali, kaymakam, Emniyet Müdürlükleri, Hakimler vb.) ve stratejik zirveleri (Harb okulları, finans kuruluşları, basın-yayın vb.) eline geçirmek için “Masum Işık evlerinden başlayarak, dersaneciliğe, buradan da kolej ve Üniversitelere kadar büyük bir ağ oluşturmuştur. Amacı (Kendi ağzından naklediyorum: “Tedbir(Takıyye) ile 3 kuşak boyunca bu
kadroları yerleştirip, GİZLİ ŞERİAT İHTİLALİ yapmaktır.”

Fethullah Gülen “Bilderberg yemini” yaparken, kendisine sunulan TEK KİTAP olan TALMUD’dan başkasına yemin edemez. Sadece onların verdiği KAFTANI giyebilir.
Ve şimdi o BİLDERBERG yuvasındadır.

EN ALTTAN ÜSTE  SİYONİST YAPILANMA:


1. Altta LİONSLAR (Mahalle komiteleri vb. Genç Leo (Lioness) kızlar ve genç Leon erkekler)


2. Bunun üstünde Rotaryenler.


3. Bunun üstünde Carbonary ve Masonnry (Farmasonlar)


4. Bunun üzerinde yani alttakilere emir verme yetkisine sahip
BİLDENBERG GROUP (Fethullah bunların içinde. Mason olacak kadar küçülmedi)


5. Siyonizm kuruluşları (Bunlar sadece Yahudilerdir. Diğer alt sınıflar ise "Yerli uşak"lardır. (Goyim)

Fethullah Gülen Siyonizmin bir alt kuruluşlarından olan
Bilderberg'in (Ecevit ve Yılmaz ile birlikte) üç YÜKSEK üyesinden biridir. ABD'ye ömürboyu transferi yapılmıştır.


Eğer Türkiye “Şii” devlet olsaydı, ÇOĞUNLUK gereği bu DİN TİCARETİNİ şia üzerine sergileyecekti. Çoğunluğa uyarak “Sünniliği” takıyye edinmiştir. Onun mezhepçiliği de sahtedir. Çünkü Şii
ülkelerde “Şiilik ağırlıklı özel okullar” kurmuştur. Hatta orada “genelde Sünniliğin tekelinde olduğu için ” o okullarda HADİS bile okutulmamaktadır.


Yatılı bölümlerdeki Atatürk büstü “Yüzüne tükürülmek” için
konmuştur. Atatürk’ün adı ise KÖR DECCAL’dir. Okullarındaki Türk bayrağının öteki adı ise “Defiu Haced bezidir” (Tuvalet kağıdı)


Bunları BİLE BİLE tüm hükümetler “OY POTANSİYELİ HESABI” tüm zamanlarda ve her partiden (DSP’li Hüsamettin Özkan’ı anımsayınız,
Baykal’ın kurmay listesindeki nurcuları ve DYP’nin Tantan gibi nurcularını anımsayınız)


Harbokulları için “Süpe minili degaje Nurcu sosyetik kızlar ve
mankenler eğitilmiştir. Amaç onları “Harbokulu öğrenci veya
mezunlarıyla evlendirmek”tir.


Matahariler bununla da kalmamıştır. Hiç evlenmemiş olduğunu iddia
eden tüm nurcuların zinacı zevk malzemesi olmuşlardır. (Kurmayların
imtiyazıdır bu, öğrencilere ise harem selamlık yaparlar)

***

Belçika Bilderberg ise kendine bağlı olan diğer Bilderberg'lere EMREDİYOR:

1. Fethullah Gülen'i HALİFE derecesinde ve türk seçimlerinde oy belirleyici güç yapmak için ardına kadar güç verilecektir. Fethullah Gülen'in BİLDERBERG'li olduğuna ilişkin ipekli Breech'ini (Hakim, savcı, Avukat, öğretim üyesi, öğrenci mezuniyet kıyafeti, eski Haham cübbesi olan) KAFTANINI giymesi davasına olan sadakatini ŞEKLEN gösterecektir. Bu muvacehe içinde adı anılan üyemiz, ABD yurttaşı olarak ihdas edilecektir." (Türkeş'in elindeki orijinallerden okuduklarımı naklediyorum. Bunlar şu anda Ya oğul Tuğrul ya da eşleri Seval'de olabilir. Türkeş "BUNLAR NE YAPMAK İSTİYORLAR?" diye sormuştu da ;-)

2. AYDIN DOĞAN'I ÖNEMLİ KILINIZ, arkasında KOÇ'un olduğu saklanmalıdır. (Türkeş IR zarfında üçüncü belge.)

3. YENİ ÜYEMİZ TURGUT&MESUT'u da...

4. (Dönemin) BAŞBAKAN(ı) Mr. Buelend Acevit'i (Böyle yazıyordu, ben yanlış yazmadım) Avrupa topluluğuna girmeye engel olması için ...............
(Bürokratik açmaz ve çıkmazlardanh oluşmuş 46 sayfa)
.......
(Türkiye İşbankası yönetim kurulu başkanı......
Murahhas üye Rachel (Roxanne, Rahşan)....

SONUÇ: Türkiye AB. girmedi ve şimdi de 20 yıl sonrda girmeyi
düşünüyor.

Ecevit, ileride, AB'nin Kıbrıs dolayısıyla Yunan üslerinden
Constantinopolis'e dek işgfal edileceğini de biliyordu.
Eğer AB'ye girseydi bu olmayacaktı. Ama girmemizi Ecevit engellemiştir ve Yunan ordusuna yani Batı Avrupa birliği kollektif ordusuna davetiye çıkarmıştır.

Siyasi boyutlar bir yana dursun, ekonomik boyutlar olarak da, KOÇ'un
(Sabancı o dönem zayıftı) tek ekonomik güç olması Türkiye'de
corporation biçiminde tekelleşmesi ve Dünya Ekonomi imparatorları
soydaşlarınız ile Chartelleşmesini kamufle etmek için, adları pek
duyulmayan, Gülen-Kutlular, Yılmaz Kardeşler ve adı hiç duyulmayan
AYDIN DOĞAN diye birine GÜÇ verdiği artık deşifredir.

(Bunun altında minik burjuvalar olan İhlas, Al Baraqa=Faisal Finance
vb. gibi sömürgecilere de destek vermiştir. SİNEKTEN YAĞ ÇIKARMAK bir türk değil, enternasyonal Yahudi özdeyişidir. Tevrat'taki adıyla Kralların memelerinden süt emmek!)

Yahudi elbette , uyuşturucu, porno, moda-marka, SİNEMA ve BASIN
endüstrilerini tekelleştirmiş ve kendi egemenliği altına sokmuştur.
CNN gibi CNN Milliyet'e franchaise verdi, logo sattı!
DEMİREL gibi AYLDIN DOĞAN da sadece bir gün içinde birden meşhur oldular.

Milliyet, Hürriyet vb. satın alındı. CNN Türk (İsme bakın isme! Bu kadar da Cartel belli edilmez ki! Pes doğrusu!)


Doğan Grubu daha bir çok gazete çıkardı.

 

 

***

 

Türkiye jeopolitik açıdan İSRAİL ilgi alanındadır. 

Yazmıştım:

Toros yayının Güneyi, büyük İsrail'in rezerv Arz-ı Mev'ut'udur. Oranın
 adını KÜRDİSTAN diye koymuşlar.


Türkiye Kürdistanı (Yeni Asya=Asya minor Anadolu demek) SU AÇISINDAN;


Irak Kürdistanı MUSUL PETROLLERİ açısından  


İran Kürdistanı da  YAHUDİLERİN İLK ÇIKTIĞI, sonra göç ederek,


sırayla Irak'a ve oradan da Mısır'a köle olarak gittikleri
güzergahın kaynağı olan ANAYURT olma açısından (Hamedan ya da
Isfahan) vazgeçilmez ve orta vadede ellerine geçirecekleri alanlar
olacaklardır.

Büyük İsrail, Arap ve Türk istemiyor. İşçi olarak,
devlet tecrübesi olmayan ve primitiv özellikli olan Kürtleri Goyim
(İşhayvanı) olarak belirlemiştir. Sevres antlaşması bu ORTA VADELERE ertelenmiştir. Kürdistan, askeri israil devletinin DOMİNYONU olarakbelirlenmiştir. 

Siyonizmin bu protokollerini değiştirmek mümkün
değildir. Hedef bellidir ve taviz verilmiyor. Verilseydi, geçici
kurulan Filistin Devleti'ne izin verilirdi. Onlar ARAP istemiyor...


Sadece kürt köle istiyorlar bu orta-vadeli genişletileCEK İsrail
topraklarında... Kürtlerin devlet olamayışı nedeniyle kurulacak
devleti de yüzlerine gözlerine bulaştırıp, açlıktan neredeyse ölecek
duruma getirecekler. Sonra onları İsrail DEVLETİ mandası altında
sözde azbuçuk kalkındıracaklar.


Türkmenleri de orada istemiyorlar. Gelecekte TAKAS yaptırmaya
kalkacaklar. Yani gizli protokollerinde (Jana'dan gizli protokol
olmaz ya!) Türkmen Nüfus Diyarbakır'a; Amid ayrılıkçı kürtleri de
Kerkük, Musul'a takas edilecektir.


Türkiye işte bu hendikaplar içinde yer almaktadır.


Türkiye bunun için SIKIŞTIRILMALIDIR:


Yahudi Bankerler ve onların şubeleri olan IMF, Dünya Bankası vb.
bizim ekonomik rotamızı (Fakirleşmemizi) çizerken, enflasyon ve
devalüasyonlarla borçlarımız döviz cinsinden katlandırılmakla
başlayan kumpaslar, TÜM GELMİŞ GEÇMİŞ PARTİLER kendilerinden olduğu için onların elinden halkımızı sinsi planlarla zavallı hale getirmiştir.


Türkiye'nin iyileşme umudu yoktur. Özal bunu yaptığı anda ÖLDÜRÜLÜP yerine Bilderbergçimiz Yılmaz getirilmiş ve yeniden hiper enflasyon başlatılmıştır.


Avrupa birliği tek çare, fakat umutsuz çaba:


Çünkü siyaseten bizi bünyelerine alsalar bile, iktisaden BU AĞIR
BORÇLARI üstlenecek halleri yok. "Kardeşim size 25 yıl süre verelim,
borçlarınızı ödeyip gelin!" mazereti hazır!


Ondan önce de "Kıbrıs denen BİRLİK toprağımızı işgal ettiniz. Avrupa
ordusu sizinle savaşacaktır!" diyecekler. Çünkü Avrupa birliğinin
ASIL KURULUŞ AMACI da sinsi:

"Avrupa'nın zenginliklerini kucaklayın. (Arş yılanını sarın kodu)
Tek tip devlet yapın, birleştirin ve beyinlerini yıkayın. Tek bayrak
altına alın. Bir an önce "Transisrael'i de üye olarak alın."
Trans İsrael kodu, KIBRIS oluyor.


Avrupa Birliğine KIBRIS alınırsa, Diaspora olarak yaşayan Avrupa
Yahudileri'nin nüfusu da İsrail'in on katından kalabalık olduğundan,
sırada alınması gereken KIBRIS (Asya'ya aittir) var. 

Sonra İsrail EFENDİ olarak tüm AB'nin başına geçmek üzere teşrif edeceklerdir. 

Bu beyin yıkama işine daha katılımlar bekleyiniz.

Hırvatistan, Sırbistan, Ukrayna, Beyaz Rusya, Ermenistan, Gürcistan,
Moldava en sonra da Rusya federasyonunun Hristiyan nüfusu/Uralbatısı
ülkeler da alınacak.


Ama Bosna, Arnavutluk, Azerbaycan ASLA alınmayacak.


Türkiye süründüre süründüre alınacak birliğe... 

Kürdistan'ın kurulmasına razı edilecek, Ermenistan ile aynı birlikte
olduklarından Ermeni diasporasının "Wilson / Ani Ermenistan'ını TAPU
ile kurduracaklar. Doğu topraklarımızda Kürdistan'dan sonra
Ermenistan da kuruldu mu? Sevres süreci hiç bitmemişti devam ediyor.

Türkiye'yi görülmemiş bir ekonomik çöküntüye çekiyorlar.
Kıbrıs'da yenildik ve artık işgalciyiz.


Türkiye Kürdistan'ının PRESİDENTİ yerine konan simge olan APO
Öcalan'ı da haksız yargılamışız! (Apo'ya koca ada vermişiz, tüm
dünyanın ve internasyonal hukuk gözetmen bürolarının eşliğinde
yargılamışız. Ama bu yetmez. Apo'nun devamı olacak yine yahudi kanı
taşıyan birisi 

Yeni Asya (Türkiye) Kürdistanının CUMHURBAŞKANI olmak zorunda. APO'yu asla ve kat'a GÖZDEN ÇIKARMADILAR. İran ve Irak'ta kürt nüfusunu toplam 4 milyon gösterirken, Türkiye Kürdistanı dedikleri yerdeki nüfus ABARTILARAK, (Alevilerle birlik sayılıp) 15,5 milyon gösterilmiştir. 

Yani Türkiye'de her 5 kişiden biri Kürt'tür demeye getirdiler işi. Mesela grubumuz 300 kişi ise bunun 60 tanesi APOCU oluyor. 

Gel de inan! (GAP bölgesini bu şişirme
rakamlar ile ellerinde tutuyor İsrail sinsiliği... Texas
Üniversitesine hazırlatılan KÜRDİSTAN haritası İsrail isteği
doğrultusunda hazırlandı. 

Kanserli bir Makedon doktor (Babası da doktor) eliyle tam 200 bin tane KAN ÖRNEĞİ gönderildi. Siz bu BABUNA dümenine inanıyor musunuz? 


Sahi Oktay öldü mü? 

Şimdi niçin Amerika'da yaşıyor? Ve iştigal
alanı "Irkların GENLER ile belirlenmesi"

Ve Teksas Üniversitesinin "Kürdistan haritası"

Candaşım, İstatistik bilgilerin için teşekkür ederim.
Ben analist olduğum için, istatistiklerin varmak istedikleri
noktayı "OKUDUM"


Üstelik Arjantin, Brezilya ve Meksika kadar ŞANSLI değiliz.
Çünkü biz ÖNASYA BATAĞINDA yaşıyoruz.


Sağımızda Kafkas batağı; solumuzda Balkan batağı, yukarıda AB
batağı...

***

 

Dünyanın en tehlikeli satranç ustası bir siyonist örgütü var:


FPA (Foreign Politics Association) 

Yani dış politika derneği. Ama işin aslı başka: 

F=FAR kodudur. (Birazdan değineceğim) 

P=Gladio (Birazdan değineceğim)


A=Affairs ("P" affairs)


P >> Tüm locaların "Gladio" misyonunu üstlenmiş AYRICALIKLI bir
gizli teşkilattır. 

Mesela İtalyan P-1, P-2 ve P-3 locaları eliyle bu "Affair"ler yürütülmektedir. Berlusconi tüm P localarının TEK başkanıdır.


Gladio nedir? 

Üç görevi vardır: 

İlki tüm dünya istihbaratlarının başında bulunan Yahudi kökenli şeflerin (Türkiye'yi şu anda öldü gösterilen ancak YAŞAYAN HİRAM ABAS yönetmektedir)buluşumu olan Das Som aracılığıyla istihbari bilgilerin tümünü Mossad'a iletmek; İkinci görevi de G İ Z L İ ASKERİ komutanlıktır.


Müttefik tüm askeri yaptırımların birinci planlayıcısıdır (BM-Barış
gücü, NATO bunun emrindedir)


Üçüncü bileşeni/görevi de tamamen Dünya Yahudi Lobileri birliği olan
FPA aracılığıyla, kendi (askeri ve istihbari) planlarını "Yaptırım"
ülkeleri ÜYE başkan/başbakanlarına empoze etmekten öte "EMİR
VERMEK"tir.

Bu sözde dernek, sandalyesinden tuğlalarına kadar SAF/pür SİYONİST
B'B' örgütüdür. Önce TÜMDEN GELELİM:


En tepedeki üç majisyen (Yüksek haham/Rabbi/Ruben) yahudi
aracılığıyla (Biri Miss(H)ourie Geller)B'B' örgütünün en en en
başıdır. (Komik gelecek ama üçü de RESMEN SİHİRBAZdır.)
B'B' (B'niath B'riath) üç majisyeninin adı BİG BOSS'dur.


Bunun altındaki SİNARŞİK konsül ise Big Bross (Brothers/Biraderler)
adını alır. Görüldüğü gibi BB simgesine kafayı takmış bulunuyorlar.
Şimdi bu noktada duralım ve TAVAN yerine TABAN'a başvuralım, TÜME VARALIM!

En tabanda "Mahalle" düzeyinde YAYGIN örgütlü LEO ve Lioness ( Genç Erkek ve Dişi aslan)lar bulunmaktadır. 

Bunlar LYONAİSE adıyla bir üste ve üsttekiler de Leon Klüplerine bağlıdırlar. Buradaki Leon aslında GOYİM (evcil/ehlileştirilmiş konuşan hayvan olan yani yahudi olmayan, yahudi efendilerine hizmet eden)lerin BAŞI/en şahı anlamındadır. L harfi aslında bir Kabala yılanıdır ve G harfinin okunuşudur. L ile ilgisi yoktur. (L her ne kadar Leon, Lobby, Logo, Lodge ve Lunge demek ise de...)


İkinci elde ise diğer Goyimler, yani ülkenin ekonomisini ellerinde
tutan (Tüsiad gibi açık değil; GİZLİ) EN EN EN zengin TÜCCARLAR/Tüm ülke Holdingleri grubu vardır ve bunlara "ROTAYA GİRMİŞ/Yörüngeye oturmuş/Dönüştürülmüş/Gizli çarka dişli yapılmış" anlamında ROTARİENdenmektedir. Aslında o çark G harfinin ta kendisidir. (Etüd ediniz) Klüblerin başı ise Rotary adını alır.


Üçüncü elde G grubu da altı köşeli israil yıldızının bir logosu olan
pergel ve Gönye içinde G harfi bulunan F.A.R grubudur. (Her nekadar
Far=Free demekse de...) Bunlar ise iki teşkilatta toplanırlar:


a)Far Masonry 

(Masun=Dokunulmaz kelimesinden türetilmiştir, her ne
kadar Duvarcı ustası/Mason demekse de...)Bu gruba çok özel ise Kadın
üye (Bizden Çiller) alınabiliyor. Bir de F.A.R içinde çooook gizli
olan Carbonary yüksek asker üyeler grubu bulunmaktadır. (Birazdan
anlatacağım)

b)Masons: 

Bildiğimiz klasik Masonlar... Bunlar arasında kadın ve
asker olmaz. İLLA Zengin ve de POPÜLER politikacılardan Goyimler
oluşturulmuştur.

Yukarıdaki tüm adı geçen dernekler içinde KONTROL babında, yani
mutlak gardiyanlık görevi yapan YAHUDİ üyeler de bulundurulmaktadır.
O halde, tüm bu ALT dernekleri/klübleri temsilen YAHUDİ WATCH Grubu bir üsteki sistemin de doğal üyesidirler.


Tabandan tavana yolculuğumuzda sırada bu saydığım gizli örgütlerinTEK KALEMDE toplandığı BİLDERBERG (BB) vardır. Bilderberg İKİ AŞAMALIDIR:


a)ÖN Bilderberg'ler>>BB: 

Bunlar FPA toplantılarına asla alınmazlar. GENÇ Yeminli üyelerdir ve içeride konuşulan hiçbirşeyi dışarı sızdıramazlar(anında ailece trafik kazasına kurban giderler>>>GENÇ Adnan Kahveci)Yine istifa edemezler. (Mezarlarını kendi elleriyle kazarlar ve infazı beklerler)


Bunlar "Kendi ülkeleri aleyhine alınan çoğunluk kararına da itiraz
edemezler. Örneğin Türkiye aleyhine 3K kararı alınmıştır:
(Kerkük'ün, Kıbrıs'ın, Kürdistan'ın simgeleri) Türkiyeden katılan
GENÇ Ali Babacan buna itiraz edemez. (Elbette bir ÜST BİLDERBERG
olan Başbakanı da...)

b)YÜKSEK BİLDERBERGLER (B:.B:.)

Bunlar "Anlaşmaya varılmış, üye edinilmiş, Tevrat üzerine yemin ettirilmiş, kapalı kapılar ardında SİHİRLENMİŞ" ve bunun karşılığında o ülkeye başbakan yapılmış kişilerdir. Bunlar FPA toplantılarına direkt katılırlar. Ön
Bilderberg'in aldığı tüm kararları "EKSİKSİZ ve itirazsız" uygularlar.


Bülent Ecevit'i örnek verelim: 

Kendisine verilen sayısız görevi ülke aleyhine uygulamıştır. Örneğin Kıbrıs harekatından sonra Yunan Cuntası düşünce, Türkiye ile birlikte Yunanistan'ın AYNI ANDA AvrupaTopluluğuna girmeleri yolu açılmıştır. Ancak o yıl yapılan ÜST BİLDERBERG (B:.B:. başka B'B' başka BB başkadır, karıştırmayalım.) toplantısında, "Gümrük kaldırılmasına muhalif tüm Holdingelerin ve Yerli Türk otomotivcilerin özellikle Vehbi Koç'un TAVİZLERİYLE, Türkiye'nin "Birliğe girmeMEsi için H A T A yapması istenmiştir. Böylece Ecevit de, 15 günlük MÜRACAAT süresini savsaklayarak "Bir hata yaptık, idari olarak bizi bu sefer Avrupa birliğine almıyorlar,seneye inşaallah..." açıklaması yaptı. Değil 1974 "SENE"sine ŞİMDİ BİLE giremiyoruz!


FPA Ecevit'e "Bravo=Brave=Courage" madalyasını böylece verdi.
İkinci olarak da BUGÜN bunu öteki Başbakanımız alacak!
Verilecek olan bröve bir kağıt parçası, bir şilt ve bir de GİZLİ
madalya'dır.


Bu Madalya'yı MALTA BAYRAĞI armasında göreceksiniz: MALTA ŞÖVALYESİ oluyor başbakanımız BUGÜN!


Bu madalyaya karşılık, Berlusconi (O da malta şövalyesi/Etüd ediniz)
dev İtalyan-Amerikan şirketi Pirally/Pirelli'nin YÜKSEK hisselerini
DAHA önceden aldı bile...

Şimdi gelelim 3K planına:


1. Kerkük Kürdistan'a verilecek.

 (Kerkük+Musul petrolleri, Irak petrollerinin % 60'dır)YANİ İŞ BAŞKA! Petrol savaşı! Kerkük Kürdistan'a verilmesi kaçınılmaz biçimde elden gitmiştir. (Üçüncü maddede nedenini anlatıyorum)


2. Kypros/Kıbrıs. 

Mutlaka Avrupa birliğine girecektir. Çünkü,
İsrail'in TAM karşısında duran ve İsrail'in içinde toprağı (İngiliz
üsleri İsrail'in resmi toprağıdır. (İngilizlerin görevi İsrail'i
ACİL BİR DURUMDA H E M E N korumaktır. Agrotur ve Dikelia üslerinin toplam toprak alanı Kıbrıs'ın % 17'sidir. Kıbrıs ayrıca İsrail'in
MAFYASININ KARAPARA aklama merkezidir. İbranice Kıbrıs
MAFU'dur/Mahfuz/Vaad edilmiş toprak)


Bunlardan daha önemlisi: 

Kıbrıs'ın AB'ye girmesiyle İsrail'in de İSTEDİĞİ ANDA/Salisede ÜYE O L M A yolunu açmaktadır. Çünkü Avrupa topluluğu içindeki Yahudi Diasforası 10 milyon kişidir. İsrail'denkalabalıktır. 

Sözkonusu Dias ilkesine göre "Çift yaşamlı
tıplulukların kendi ülkelerinden daha çok nüfus barındırması
halinde, o topluluk hangi bloka dahil ise , temsil edilen ülke de o
gruba aittir. (Bunun için bir Asya ülkesi olan İsrail, Avrupa spor
karşılaşmalarında oynayabilmekte ve her türlü organizasyonunu Asya
ülkeleriyle değil Avrupa Topluluğuyla yapmaktadır. Kaldı ki Anadolu
bile ASYA sayılırken, Kıbrıs gibi bir ASYA adasının AVRUPA'lı
sayılması da beni doğrulamaktadır.) 

Yineliyorum:


Kıbrıs'ın % 17'si İsrail'in R E S M İ (Fakat tarafsız bölge adıyla
bilinen gizli devlet gibi SAKLI) bir parçasıdır. İsrail Kıbrıs
toprağındaki hissesi itibariyle gizli bir şekilde AVRUPA birliğine
bu yıl alınacaktır. (İsrail sonradan gelir elbette...)

3. Kürdistan: 

Yeni Asyası, Vaadedilmiş Büyük İsrail'in İSRAİL
efendileri dışında tek tercih ettiği topluluk olan KÜRT köleleri
içermektedir. (Türkler ve Araplar dışarı atılacaktır.)


Türk Kürdistanı (13 Milyon nüfuslu ACZMENDİA)İsrail'in kanı-canı
olan GAP/FIRAT-Murat ve Dicle stoklarını içermektedir.


Irak Kürdistanı, (Trafsız bölge dışında) bir petrol ülkesi olmayan
İsrail'i Petrol zengini yapacaktır. (Irak'da 5 milyon kürt vardır
ayrıca bu gruba dahil 1 milyonluk Suriye kürdistanı ile 6 milyon
olmaktadırlar)


İran Kürdistanı ise "Yahudilerin Tarih'de ilk çıktıkları ANAVATANLARIDIR, olmazsa olmazlardandır ve büyük hatırası vardır. Bu yüzden siyonistler ilk çıkış noktaları olan Civanşir ve yayıldıkları
ikinci bölge olan Hamadan'da SEMBOLİK kürt devleti kurma
alıştırmaları yapmışlar ve prova etmişlerdir. (Hamadan KÜRT
devletini hem de Azeri Topraklarındaki Civanşir (Jevanshir) öteki
adıyla Kızıl Kürdistanı'nın KURDURMUŞLARDIR. Ayrıntılı etüd ediniz
ve hatta haritalayınız lütfen)


Bu egzersizlerden sonra sıra Arz'ı Mev'ut'un bir parçası olan BÜYÜK
KÜRDİSTAN'a gelmiştir. Önce IRAK'da kurulacaktır. (Türkmen ve
Arap'lardan arındırılacaktır.) Bu kısa vadede oluşturulmuştur.


Suriye ve İran'a bilahare GLADİO saldıracaktır ve buradaki
Kürdistanlar da Irak'a katılacaktır. Bu da ORTA VADE'lidir.


Sırada Türkiye Kürdistanı var: 

Bu da UZUN VADELİ'dir. Türkiyeyi AB içinde "Hak ve özgürlükler" dümenleriyle "Önce Otonom, sonra tam bağımsız Kürdistan'a yönlendireceklerdir. Ermenistan'ın da AB içine alınmasıyla, VAN'dan Doğuya doğru bir SERBEST dolaşım bölgesi oluşturacaklardır. Böylece SEVRes anlaşması yürürlüğe girecektir)

Pekiyi bunlar nasıl olacak?


İşte Carbonary'den söz etme sırası geldi:


Carbonary (Genel kurmay düzeyinde komuta kademesi
mensupları/Carbonary'yi etüd ediniz. İbranice Garbon=Batılı savaşçı
demektir. Her ne kadar C=Karbon elementiyle bağdaştırsalar da...)
Carbonary'nin simgesi C değil G'dir: Çünkü onun mensuplarına
GLADİATORS denmektedir.


Her ülkenin genelkurmayındaki "EKİP"lerinin dünya federasyonu
biçiminde birleştirilmesine de GLADİO denmektedir. Bu dünya
kurmayları demektir. Askeri İKNA grubudur.


Carbonary adı günümüzde hiç kullanılmamakta, bunun yerine "Gladio"
nicki veya P-1, P-2, P-3 simgeleri kullanılmaktadır. İlki birleşmiş
milletler barışgücünü; ikincisi NATO'yu ve üçüncüsü de "Üçüncü Dünya
Devletleri Genelkurmay Goyim üyelerini temsil eder.)


Üç P-loca ve Gladio (NATO bile bunun emrinde) ile Das Som (Cia bile
bunun emrinde. Emrinde olmayan tek istihbarat örgütü Mossad'dır,
çünkü BAŞKAN bizzat kendisidir.)

Bravo BB, MM, CC sahibi başbakanımıza...


İşte ÜÇ-OTUZA satma CESARET Courage(Carbonary Courageous Shield)


MM= (Maltaise Medall/Malta şövalye madalyası)
BB= Brave Bross (Cesur Birader Nişanı)
BB= Big Brain sertifikası....

 

 

 

İSRAİL'İN NİL'DEN - FIRAT'A HAYALİ

(Bu bolum Harun Yahya  Sitesi, İSRAİL’İN DÜNYA EGEMENLİĞİ POLİTİKASI kitabindan alinmistir)

 

 

Vaat edilmiş topraklar kavramı, Siyonizmi bilen,İsrail devletinin tarihi hakkında az da olsa bir bilgi sahibi olan pek çok insan için tanıdık bir kavramdır. Bu kavramla, Siyonistlerin, Yahudilerin mutlaka bir gün ele geçireceklerine inandıkları topraklar ifade edilir. Diğer bir deyişle, Siyonistlerin hayalini kurdukları dev bir harita söz konusudur.

Bu haritanın boyutları nedir acaba? Bu soruya cevap ararken, İsrail'in en ünlü entelektüellerinden biri olan ve geçtiğimiz yıllarda yaşamını yitiren Israel Shahak'ın yazılarına başvurabiliriz. Shahak, Siyonizmi ve Yahudi dinindeki bazı tutucu yönleri eleştiren eserleriyle tanınan bir aydındır. Yazdığı Jewish History, Jewish Religion: The Weight of Three Thousand Years (Yahudi Dini, Yahudi Tarihi: Üç Bin Yılın Ağırlığı) adlı kitabında, "Yahudi ideolojisi" dediği bir kavramı inceler. Yahudi ideolojisi, İlahi bir din olan Yahudiliği, aşırı milliyetçi bir öğreti olarak yorumlayan geleneği ifade etmektedir. Shahak'a göre Ortaçağ'da gelişen bu gelenek, modern dönemde de Siyonizmle ifade bulmuştur.

Shahak'a göre İsrail devletinin politikalarında da söz konusu "Yahudi ideolojisi"nin büyük rolü vardır.

Israel Shahak, "Yahudi ideolojisinin İsrail devletine empoze ettiği temel düşüncelerden biri, 'Vaat Edilmiş Topraklar' kavramıdır" dedikten sonra bu kavramı şöyle açıklar: "Yahudi ideolojisi, Tanrı tarafından İsrailoğullarına Kutsal Kitap'ta vaat edilen ve tarihte bir zamanlar da Yahudi bir Kral tarafından yönetilmiş olan toprakların, bugün de İsrail devletine ait olması gerektiğini öngörür; çünkü İsrail bir 'Yahudi devleti'dir."

"Yahudilere vaat edilen topraklar" ise, Eski Ahit'e göre "Nil'den Fırat'a" uzanan ünlü coğrafyayı kapsamaktadır. Muharref Tevrat'ın Tekvin kitabının 15. Bab'ında şöyle yazar:

O günde Rab, Abraham'la ahdedip dedi: Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar bu diyarı, Kenileri ve Kenizzileri ve Kadmonileri ve Hittileri ve Perizzileri ve Refaları ve Amorileri ve Kenanlıları ve Girgaşileri ve Yebusileri senin zürriyetine (soyuna) verdim.

Tesniye kitabında ise (12:25) aynı "kutsal sınırlar" şöyle çizilir:

O zaman Rab bütün milletleri önünüzden kovacak ve sizden büyük ve kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksınız. Ayak tabanınızın basacağı her yer sizin olacak, sınırınız çölden ve Lübnandan, ırmaktan, Fırat ırmağından garp denizine kadar olacaktır. Önünüzde kimse duramayacak, Allahınız Rab size söylediği gibi, dehşetinizi ve korkunuzu ayak basacağınız bütün diyar üzerine koyacaktır.


Siyonistlerin ele geçirmeyi planladıkları "Tevratsal sınırlar"

Muharref Tevrat'ta tarif edilen bu sınırların, günümüzde hangi devletlerin topraklarına dahil olduğuna baktığımızda ise oldukça ilginç gerçeklerle karşılaşırız. Yahudi dini otoriteleri, söz konusu toprakların tam tarifi konusunda farklı fikirler öne sürmüşlerdir, ancak en geniş kapsamlı ve en çok kabul gören haritanın hangi bölgeleri kapsadığı Israel Shahak tarafından şöyle açıklanır:

İsrail Toprakları'nın Tevratsal sınırlarını gösteren farklı haritalar içinde en büyük sınırlara sahip olan versiyon, şu bölgeleri içine alır: Güneyde tüm Sina Yarımadası ve buna ek olarak Kuzey Mısır'ın Kahire'ye kadar uzanan bir parçası; doğuda, Ürdün'ün tamamı ve Suudi Arabistan'ın kuzey bölgesi; Kuveyt'in tümü ve Irak'ın çok büyük bir bölümü; kuzeyde Lübnan'ın ve Suriye'nin tamamı ve buna ek olarak Türkiye'nin Van Gölü'ne kadar uzanan büyük bir parçası; ve batıda Kıbrıs. Bu sınırlar hakkında yapılmış çok geniş kapsamlı araştırmalar, devlet desteğiyle, atlaslara, kitaplara ve makalelere dökülmekte ve okullarda bu sınırların propagandası yapılmaktadır. Başta Gush Emunim olmak üzere kimi etkili dini gruplar, söz konusu coğrafyanın İsrail tarafından fethedilmesini istemekle kalmamakta, bu fethin ilahi bir emir olduğuna inanmaktadırlar.

Shahak'a göre, İsrail'de "Tevratsal Sınırlar" (Biblical Borders) denildiğinde anlaşılan harita -Türkiye'nin Güneydoğusu'nu ve Kıbrıs'ı da içeren- söz konusu coğrafyadır. (Biraz daha "sınırlı" olan bir ikinci versiyona ise "Tarihsel Sınırlar" adı verilir.) En önemlisi, "aşırı milliyetçi çevrelerde çok popüler olan" bu "Tevratsal Sınırlar" hakkında, "ne İsrail'de ne de onun diasporadaki destekçileri arasında bu kavramın geçerliliğine yönelik hiçbir itirazın var olmayışı"dır. "Tevratsal Sınırlar"a prensip olarak karşı çıkanlar, Shahak'ın bildirdiğine göre, İsrail'in bir "Yahudi devleti" olmasına karşı çıkan küçük bir azınlıktan ibarettir. Bunların dışında, "Tevratsal Sınırlar"ı savunanlara yapılan yegane eleştiri, "İsrail'in henüz bu sınırlara ulaşacak kadar güçlü olmadığı" yönündedir. En ılımlı kanat ise, bu sınırların fethedilmesinin ileriki bir tarihe bırakılması gerektiğini, bir gün "barışçı bir fetih" ile bu toprakların ele geçirileceğini, Arapların bu toprakları vermeye "ikna edileceği"ni öne sürmektedir.

Ariel Şaron, Mayıs 1993'te yapılan Likud Kongresi'nde, İsrail'in "Tevratsal Sınırlar"ı resmi politika olarak benimsemesini önermiştir. Bu teklife karşı ne Likud'un içinden ne de diğer partilerden ciddi bir tepki gelmiştir, gelen tepkiler ise yine "ilkesel" boyutta değil, "pragmatik" boyuttadır. Şaron'u eleştirenler, İsrail'in bu coğrafyayı ele geçirecek ve elinde tutacak güce henüz sahip olmadığı argümanına dayanmışlardır.

Buna karşın, başta da belirttiğimiz gibi, "Tevratsal Sınırlar"a ilkesel olarak karşı çıkanlar, İsrail'in bir "Yahudi devleti" olmaktan vazgeçmesi, Doğu Kudüs dahil işgal edilen topraklardan çekilmesi ve burada bir "Filistin Devleti"nin kurulması gerektiğine inanan ve küçük bir azınlıktan ibaret olan gerçek barış yanlılarıdır yalnızca. Siyonizmin etkisi altında kalan çoğunluk, "Tevratsal Sınırlar"ı ilkesel olarak kabul etmektedir. Çünkü bu çoğunluk "Yahudi ideolojisine" bağlıdır ve o "ideoloji"nin bu konudaki hükümleri gayet açıktır. Öte yandan, son dönemlerde yaşanan gelişmeler barış yanlısı İsraillilerin de sayısını gittikçe artırmaktadır. İsrail ordusunda görev yapan bazı askerler dahi, Siyonizmin saldırganlığına karşı çıkarak, işgal altındaki topraklarda askerlik yapmak istemediklerini açıklamaktadırlar. Gerçekleri görenlerin çoğalması, Siyonizmden etkilenenlerin de doğruya ulaşabilmelerinde yol gösterici olacaktır.

Bununla birlikte radikallerin faaliyetleri de devam etmektedir. İsrail'deki radikal çevrelerce yazılıp okullara dağıtılan bir prensipler bildirgesinde şöyle denmektedir:

Biz burada en uygun yayılma yönteminden söz ediyoruz... Politik açıdan, (Kuzey'de) ulaşmamız gereken sınır Fırat ve Dicle nehirleridir. Bu Halakha'da (Yahudi şeriatında) yazılıdır. Dolayısıyla bu konuda herhangi bir anlaşmazlık olamaz. Tartışılabilecek tek konu, bunun nasıl hayata geçirileceğidir. Ancak dediğimiz gibi, İsrail topraklarının sınırları bellidir, bu konuda tartışılacak hiçbir şey yoktur, hükümler açıktır.

Siyasi Siyonizmin kurucusu olan Theodor Herzl, 1897 yılında Basel'deki Siyonist Kongre'nin açılışında "kuzey sınırlarımız Kapadokya'daki dağlara kadar dayanır, güneyde de Süveyş Kanalı'na (Nil nehri). Sloganımız, David ve Solomon'un Filistini olacaktır" derken aynı sınırları kastetmiştir. David Ben-Gurion da 1948 yılında İsrail devletinin kuruluşunu ilan ettiği ünlü konuşmasında aynı haritayı çizer:

Filistin'in bugünkü haritası İngiliz manda yönetimi tarafından çizilmiştir. Yahudi halkının, gençlerimizin ve yetişkinlerimizin yerine getirmeleri gereken bir başka harita daha var; Nil'den Fırat'a kadar.

"Yahudi ideolojisi"nin Yahudi devletine çizdiği bu harita, takdir edilir ki, çok büyük coğrafyayı kapsamaktadır ve yerine getirilmesi de son derece zor bir hedeftir. Sahip olduğu Yahudi nüfusu hala 5 milyonu bulmayan İsrail'in bu denli dev bir bölgede hegemonya elde etmesi, görünür bir gelecekte mümkün dahi sayılamaz. Ancak gözüken odur ki, Siyonistler, bu haritayı nihai hedef olarak benimsemekten yine de vazgeçmemektedir.

Bu emperyal yaklaşım, daimi bir endişe içinde yaşayan bir ülke için son derece lüks sayılabilir elbette. Yahudi devleti, başta da belirttiğimiz gibi, Nil'den Fırat'a uzanan dev coğrafya şöyle dursun, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ni bile kontrol altında tutmakta zorlanmış ve bu yüzden FKÖ ile barış masasına oturmuştur. Bu noktadan bakıldığında, kendi varlığını sürdürebilmenin endişesi içinde olan küçük bir devletin, tüm Ortadoğu'yu kapsayacak bir hegemonyanın peşinde koşması tamamen çelişkili gözükmektedir.

Ama ne ilginç, Yahudi devleti tam da bu çelişkili pozisyondadır. Çünkü, yanyana konduğunda tam bir zıtlık arz eden yok edilme korkusu ile "Nil'den Fırat'a" uzanan emperyal vizyonu birleştirerek ortaya bir sentez çıkarmaktadır.

Sentez şudur: Yahudi devleti, "yok edilme korkusu"nu aşmak için, "Yahudi ideolojisi" tarafından kendisine gösterilen emperyal vizyona sadık kalmalıdır. Bir başka deyişle, eğer yok edilme korkusunu aşmak ve Ortadoğu'yu güvenli bir yer haline getirmek istiyorsa, bunu Nil'den Fırat'a uzanan coğrafya üzerinde hegemonya kurarak gerçekleştirmelidir. En iyi savunmanın saldırı olduğu şeklindeki eski -aynı zamanda son derece yanlış olan- kurala uygun olarak şekillenen bu sentez, Ortadoğu'nun Yahudi devleti için bir "hayat sahası" haline getirilmesini öngörmekte ve bunun da İsrail'in bekasının tek yolu olduğunu savunmaktadır.

Sentezin en somut sonucu ise, Nil'den Fırat'a uzanan dev coğrafyayı kapsayan bir "beka stratejisi"dir.

 


http://www.harunyahya.org/kitap/israilinpolitikasi/israildnpl07.html

 

***

 

Gush Emunim'in Kutsal Toprak Haritası: Nil'den Fırat'a

(Bu bolum Harun Yahya  Sitesi, YENİ MASONİK DÜZEN  kitabindan alinmistir)

 

***

 

 

Tamamına yakını, Haham Zvi Yehuda Hacohen Kook'un Kudüs'teki Merkaz Harav adlı yeshiva'sında Kabala dersleri almış olan Gush Emunim ha- hamları, hemen her politik gelişmeyi kehanetler çerçevesinde yorumlarlar. Buna göre, İsrail'in BM Güvenlik Konseyi tarafından saldırganlığı nedeniyle kınanması, Kutsal Kitap'ta anlatılan Jacob ve Esau arasındaki çatışmanın yeni bir örneği, Araplarla süren savaş ise, Isaac ve Ismael arasında Yahudi kaynaklarına göre yaşanmış olan mücadelenin bir parçasıdır.

Kuşkusuz yerine getirilmesi gereken en büyük kehanetlerden biri de, Vaadedilmiş Topraklar'ın tümünün ele geçirilmesidir. Çünkü Yahudi inanışına göre, Mesih geldiğinde tüm Vaadedilmiş Topraklar, onun kuracağı Krallık altında birleşecektir. Bu, daha açık bir ifadeyle, tüm Vaadedilmiş Topraklar'ın işgal edilmesi anlamına gelir. Kabalacılar'ın politik uzantısı olan Gush Emunim'in de elbette bu yönde bir planı olmalıdır. Nitekim vardır da. Az sonra bu plana değineceğiz.

Ama önce Vaadedilmiş Topraklar'ın neresi olduğunu belirlemekte yarar var. Bu topraklar, acaba Filistin toprakları mıdır? Yoksa daha büyük bir alanı mı kapsamaktadır?... Ehud Sprinzak, Gush Emunim'in Vaadedilmiş Topraklar'dan neyi anladığını şöyle açıklar: "Gush ideologları 'İsrail'in tam ve eksiksiz toprakları'ndan söz ederlerken, 1967 sonrası sınırları değil, (Tanrı ile yapılan) Ahit'te İsrailoğullarına verilen ve Tekvin 15 Bap'da bildirilen sınırları kastederler." 

M. Tevrat'ın Tekvin kitabının 15. Bab'ında ise şöyle yazmaktadır:

O günde Rab, Abraham'la ahdedip dedi: Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar bu diyarı, Kenileri ve Kenizzileri ve Kadmonileri ve Hittileri ve Perizzileri ve Refaları ve Amorileri ve Kenanlıları ve Girgaşileri ve Yebusileri senin zürriyetine (soyuna) verdim.

Bir başka M. Tevrat ayeti yine aynı haritayı çizer:

O zaman Rab bütün milletleri önünüzden kovacak ve sizden büyük ve kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksınız. Ayak tabanınızın basacağı her yer sizin olacak, sınırınız çölden ve Lübnandan, ırmaktan, Fırat ırmağından garp denizine kadar olacaktır. Önünüzde kimse duramayacak, Allahınız Rab size söylediği gibi, dehşetinizi ve korkunuzu ayak basacağınız bütün diyar üzerine koyacaktır.

Buna göre, Yahudilere vadedilmiş olan topraklar, Mısır ırmağı (Nil) ile Fırat arasında uzanmaktadır. Sina yarımadası, Filistin, Lübnan, Suriye, Irak, Ürdün topraklarını ve hatta Türkiye'nin bir bölümünü (Fırat'ın güneydoğusu) içine alan, yani Ortadoğu'nun oldukça büyük bir bölümünü kaplayan bu harita, ilk bakışta oldukça çılgın gelmektedir insana. Acaba gerçekten Gush Emunim ve onun etki altına aldığı İsrail liderleri böylesine dev bir coğrafyaya yayılmacı bir gözle bakıyor olabilirler mi?

İsrail istihbaratından emekli olan Yehoshafat Harkabi, bu soruya şöyle cevap verir:

Yahudi dini çevreleri asıl olarak İsrail'in yayılmacı politikasını beslemektedirler. Ha'aretz gazetesinin 24 Ağustos 1985 tarihli sayısında, dini çevrelerce yazılıp okullara dağıtılan bir prensipler bildirgesi yayınlamıştır. Bildirgenin yazarı, şöyle söyle- mektedir:

'Biz burada en uygun yayılma yönteminden söz ediyoruz... Politik açıdan, (Kuzey'de) ulaşmamız gereken sınır Fırat ve Dicle nehirleridir. Bu Halakha'da (Yahudi kutsal kaynağı) yazılıdır. Dolayısıyla bu konuda herhangi bir anlaşmazlık olamaz. Tartışılabilecek tek konu, bunun nasıl hayata geçirileceğidir. Ancak dediğimiz gibi, İsrail topraklarının sınırları bellidir, bu konuda tartışılacak hiç bir şey yoktur, hükümler açıktır'.

Görüldüğü gibi, Gush Emunim tarafından temsil edilen İsrail'in radikal dincileri açısından bu çılgın harita son derece gerçekçidir.

İlginç olan, bize çılgın gelen bu haritanın, yalnızca Gush Emunim gibi dindar Siyonistlerce değil, laik Siyonistlerce de kabul görmesidir. Önceki sayfalarda incelediğimiz gibi, laik Siyonistler de, dindar olmasalar bile, M. Tevrat'ı Yahudi ırkının temel kaynağı kabul edip onun özellikle toplumsal ve politik hükümlerine sıkı sıkıya bağlı kalınması gerektiğini savunmuşlardır. İşte bu nedenle Theodor Herzl, 1897 yılında Basel'deki Siyonist Kongre'nin açılışında şöyle demiştir: "Kuzey sınırlarımız Kapadokya'daki (Orta Anadolu) dağlara kadar dayanır. Güneyde de Süveyş Kanalı'na (Nil nehri). Sloganımız, David ve Solomon'un Filistini olacaktır."

İşçi Partisi'nin efsanevi lideri "laik" David Ben Gurion da 1948 yılında İsrail devletinin kuruluşunu ilan ettiği ünlü konuşmasında şöyle demiştir: "Filistin'in bugünkü haritası İngiliz manda yönetimi tarafından çizilmiştir. Yahudi halkının gençlerimizin ve yetişkinlerimizin yerine getirilmesi gereken bir başka haritası vardır. Nil'den Fırat'a kadar."

Gush Emunim'in manevi lideri Kabalacı haham Zvi Yehuda Hacohen Kook'un aşağıdaki sözleri, İsrail'in resmi ideolojisini belirlemektedir:

Tora (Tevrat) bize ait olan toprağın tek bir parçasının bile bırakılmasına izin vermez. Burada bir işgal sözkonusu değildir: Biz evimize dönmekteyiz, atalarımızın yurduna. Burada Arap toprağı diye bir şey yoktur, yalnızca Tanrı'nın bize vadettiği toprak vardır. Kendilerini bu gerçeğe alıştırmaları, tüm dünya için iyi olacaktır.

Ancak sözkonusu harita öylesine çılgındır ki, akla birçok soru getiriyor: Bu harita, yalnızca ütopya mıdır İsrailliler için? Acaba, yalnızca, asla gerçekleşmeyeceğini bildikleri bir hayal midir? Yoksa, İsraillilerin, en azından İsrail devlet aygıtının aklında gerçekten uzun vadede böylesine dev bir coğrafyayı işgal etmek ya da bir şekilde İsrail kontrolü altına almak gibi bir hedef var mıdır?

Gush Emunim'in sözkonusu haritası, İsrail'in stratejilerini belirlemekte midir?

 

Nil'den Fırat'a İsrail Stratejileri

Kuşkusuz İsrail devlet aygıtının Ortadoğu hakkında ne gibi stratejiler geliştirdiğini dışardan bilmek pek mümkün değildir. Ancak bazı sızıntılar, fikir edinmemize yarayabilir. İsrail Dışişlerinde eski bir görevli olan Oded Yinon'un belki de bir boşboğazlık sonucunda 1982'de Dünya Siyonist Örgütü'ne bağlı Enformasyon Dairesi'nin İbranice yayın organı Kivunim'de yazdığı rapor, bu noktada oldukça önemlidir. "1980'lerde İsrail İçin Strateji" başlığını taşıyan yazı, İsrail'in yayılmacı hedeflerinin gerçekten de "Nil'den Fırat'a" tüm Ortadoğu'yu kapsadığını göstermektedir çünkü.

Bertrand Russel Barış Vakfı eski genel sekreteri Ralph Schoenman, Oded Yinon'un sözkonusu raporunun sıradan bir belge olmadığını, "İsrail'de gerek ordu, gerekse haberalma örgütünün üst kademelerine egemen olan düşünce yapısını" sergilediğini söylemektedir. Bu, bizim açımızdan oldukça önemlidir. Az önce Gush Emunim'in Mossad'a hakim olduğunu ve bu yolla devlet aygıtını kontrol ettiğini söylemiştik. Ralph Schoenman'ın verdiği bilgi ise, Gush'un ideolojisinin, "haberalma örgütü"nün yanında ordunun da üst kademelerinde de egemen olduğunu gösteriyor.

Raporun önemli olduğu ve İsrail'in gerçek stratejisini yansıttığı, İsrail'in muhalif seslerinden Israel Shahak tarafından da vurgulanmıştır. Shahak, The Zionist Plan for the Middle East adlı çalışmasıyla, raporu ayrıntılı olarak yorumlamıştır. Yinon'un raporunun "ciddiyeti" daha sonra Noam Chomsky tarafından da vurgulanmıştır. Kısacası, Oded Yinon'un "1980'lerde İsrail İçin Strateji" başlıklı raporu, İsrail devlet aygıtının gerçek hedeflerini görebilmek için oldukça önemli ve sağlıklı bir kaynaktır. (Cengiz Çandar da 1983 yılında yayınlanan Ortadoğu Çıkmazı adlı kitabında bu rapora değinmişti.)

Raporda anlatılan mantık oldukça ilginçtir. Israel Shahak'ın da vurguladığı gibi, rapor, İsrail devlet aygıtının tüm Ortadoğu'yu kapsayan bir fetih stratejisi güttüğünü ortaya koymaktadır. Ancak "fetih"in başlamasından önce, gidilecek uzun bir yol vardır. Önce, hedef olarak seçilen ülkelerin parçalanması hedeflenmektedir. Etnik ve dini yönden karmakarışık bir yapıya sahip olan hedef ülkelerin İsrail'in de katkısıyla bölünüp-parçalanması öngörülmektedir. Bu, klasik böl ve yönet (divide et impera) yönteminin İsrail versiyonudur.

Yinon, söze Ortadoğu'daki devletlerin kolayca parçalanabilecek bir yapıya sahip olduklarını vurgulayarak girer:

Müslüman Arap alemi, buralarda yaşayan insanların dilek ve arzuları hiç dikkate alınmadan yabancılar tarafından bir araya getirilmiş, iskambil kağıtlarından yapılma geçici bir ev gibidir. Keyfi olarak 19 devlete bölünmüştür. Herbiri birbirine düşman azınlıklardan ve etnik gruplardan oluşturulmuştur. Dolayısıyla bugün her Müslüman Arap devleti, içten etnik toplumsal çöküntü tehdidi altındadır; bazılarında iç savaş başlamıştır bile.

Peki böylesine karışık bir Ortadoğu'da İsrail'in stratejisi ne olacaktır? Bu konuda, Shahak'ın sözleriyle, rapor özet olarak aşağıdaki senaryoları anlatmaktadır:

... Lübnan zaten fiilen var olan beş bölgeye bölünecektir. Bu bölgeler, bir Maruni-Hıristiyan bölgeyi, bir Müslüman bölgesini, bir Dürzi Bölgesi'ni ve bir Şii bölgesiyle Haddad'ın milisleri aracılığıyla İsrail'in denetimi altındaki bölgeyi içerecektir. Daha sonra sıra, Suriye ve Irak'ın etnik ve mezhebi temeller üzerine bölünmesine gelecektir. Suriye'nin, kıyısında bir Alevi devleti, Halep bölgesinde bir Sünni devleti, Şam'da bir başka Sünni devleti ve Golan, Hauran ve Kuzey Ürdün'de bir Dürzi devletine bölünmesi öngörülüyor. Projede, Irak'ın da Basra çevresinde güneyde bir Şii devleti, kuzeyde Musul çevresinde bir Kürt bölgesi, ortada Bağdat çevresinde bir sünni devleti olarak üçe bölünmesi hedefleniyor...

Lübnan'ın beş bölgeye bölünmesi, Mısır, Suriye, Irak ve Arap Yarımadası dahil bütün Arap alemi için işarettir ve o yolda da ilerlenmektedir. Sonradan Suriye ve Irak'ın da Lübnan'da olduğu gibi etnik ve dini bakımdan ayrı ayrı bölgelere bölünmesi İsrail'in, uzun vadede Doğu cephesindeki birinci hedefidir. Kısa vadedeki hedefi ise bu devletlerin askeri gücünün dağılmasıdır...

Suriye, etnik ve dini yapısına uygun olarak, bugünkü Lübnan'da olduğu gibi çeşitli devletlere ayrılacaktır. Böylece kıyıda bir Şii Alevi devleti, Halep bölgesinde Sünni devleti, Şam'da buna düşman başka bir Sünni devleti ve Havran, Kuzey Ürdün ve belki bizim Golan'da bir Dürzi devleti. Böyle bir devlet uzun vadede bölgede barış ve güvenliğin garantisi olacaktır ve bu hedef bugün artık erişebileceğimiz kadar yakındır.... İktidardaki güçlü askeri rejim dışında Suriye'nin, temelde Lübnan'dan hiçbir farkı yoktur. Bugün Suriye'de Sünni çoğunluk ile iktidardaki Alevi azınlık (nüfusun yalnızca % 12'si) arasında sürmekte olan iç savaş, ülkedeki sorunun dev boyutlarını gözler önüne sermektedir...

Irak bir yandan petrol bakımından zengin, öte yandan da içte bölük pörçük bir ülke olarak, İsrail İçin sağlam bir hedef olmaya adaydır. Irak'ın bölünmesi bizim için Suriye'nin bölünmesinden çok daha önemlidir... Irak, çoğunluğun Şii, yönetici azınlığın ise Sünni olmasına karşın özde komşularından farklı olmayan bir ülkedir. Nüfusun % 65'nin iktidara hiçbir siyasi katılımı yoktur. İktidar, % 20'lik bir seçkin tabakanın elindedir. Ayrıca, kuzeyde büyük bir Kürt azınlık vardır. İktidardaki rejimin elinden, ordu ve petrol gelirleri alındığında Irak'ın gelecekteki durumu, Lübnan'ın geçmişteki durumundan farklı olmayacaktır.... Irak etnik ve mezhebi temeller üzerine bölünecektir; kuzeyde bir Kürt Devleti; ortada bir Sünni ve güneyde Şii devleti.

Görüldüğü gibi, "İsrail İçin Strateji"de, Lübnan'ın bölünmesinin Irak ve Suriye için de bir örnek olduğu ve bu iki ülkenin de Lübnan gibi bir iç savaş yaşayarak parçalanacağı söyleniyor.

Ne ilginç değil mi?... 1982 yılında yazılmış olan bu raporda geçen "Irak'ın bölünmesi" hedefi, bugün nerdeyse gerçekleşmiştir. Raporda Irak'ın kuzeyde bir Kürt Devleti, ortada Sünni, güneyde ise Şii Devletleri olarak üçe bölüneceği öngörülmektedir. Ve bugün Irak gerçekten de fiilen bu tarife göre bölünmüş durumdadır!... Körfez Savaşı'nı izleyen gelişmeler, 36. paralelin kuzeyinde bir Kürt Devleti, 32. paralelin güneyinde ise Bağdat'tan bağımsız bir Şii bölgesi oluşturma yolundadır. Bu parçalanmanın mimarı ise ABD'dir, yani tüm Ortadoğu politikasını İsrail'e endekslemiş olan süper güç, Yahudi Devleti'nin en büyük dostu!...

Peki Suriye acaba raporda belirtilen bölünme sürecine girmiş midir?... Şu anda Türkiye'den bakıldığında böyle bir tablo gözükmüyor. Ancak, anlaşılan, Kudüs'ten bakanlar olayı daha farklı değerlendiriyorlar: Türkiye'nin İsrail'e en yakın gazetecisi olan Sedat Sertoğlu, "üst düzey bir İsrailli ile yaptığı görüşme"yi köşesinde anlatırken "Hafız Esad sonrası Suriye'nin parçalanma olasılığı üzerinde duruluyor. Yugoslavya örnek gösteriliyor... Bunu söyleyen de Suriye uzmanı bir İsrailli idi" diye yazmıştı.

Evet görünürde "Suriye'nin parçalanması" ile ilgili bir işaret yoktur, ama "İsrailli uzman"lar, Sertoğlu gibi yakın dostlarına ufukta böyle bir parçalanmanın gözüktüğünü fısıldayabilmektedirler. Bu, İsrail'in Suriye'nin parçalanması konusuyla oldukça yakın ilgilendiği anlamına gelmez mi sizce? Bu yakından ilgilenme; yönlendirme, provoke etme boyutunu da içeriyor olabilir mi?...

Her neyse, sonuçta bunu ister "tesadüf" olarak yorumlayın, ister İsrail'in stratejisinin adım adım ilerlediği şeklinde yorumlayın, Oded Yinon'un yazdıkları doğru çıkmaktadır ve Sertoğlu'nun İsrailli dostuna bakarsak, Suriye'nin parçalanması ile daha da doğru çıkacaktır.

"İsrail İçin Strateji"de yalnızca Suriye ve Irak değil, Vaadedilmiş Topraklar'ın üstündeki başka ülkelerde değerlendirilmektedir. Örneğin Mısır, İsrail devlet aygıtının parçalama içgüdüsünden nasibini alan ülkelerden biridir:

Bugünkü iç siyasal görünümüyle Mısır tam bir ölüdür; hele hele, Müslüman ve Hıristiyan alemleri arasındaki gitgide derinleşen uçurumu da göz önüne alırsak, bu daha da doğrudur. Mısır'ı farklı coğrafi bölgelere ayırmak, İsrail'in 1980'lerde batı cephesinde güttüğü başlıca siyasi hedefidir...

Israil uzun vadede, ekonomik açıdan olsun, enerji rezervi olarak olsun, stratejik öneme sahip olan Sina üzerinde denetimi yeniden sağlamak için doğrudan veya dolaylı harekete geçmek zorunda kalacaktır. Mısır içteki sorunları nedeniyle askeri stratejik bir sorun yaratmamaktadır. Dolayısıyla, 1967 Savaşı sonrasındaki yerine itilebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Rapor, İsrail'in 1980'lerde batı cephesinde güttüğü başlıca siyasi hedef'in Mısır'ı parçalamak olduğunu bildirmektedir. Oysa bilindiği gibi, İsrail ile Mısır 1978 yılında Camp David barış anlaşmasını imzalamışlar ve sözde dost olmuşlardı. Ancak görülmektedir ki, İsrail devlet aygıtı Mısır'a hiç de dost gözüyle bakmamakta, bu ülkenin parçalanmasını hesaplamaktadırlar. Parçalanma ile hedeflenen sonuç da önemlidir: Mısır'ı 1967 Savaşı (Altı Gün Savaşı) sonrasındaki sınırına itmek, yani Sina yarımadasını yeniden işgal etmek. Ya da bir başka deyişle, Nil'e ulaşmak...

Bu bize çok önemli bir şey göstermektedir: İsrail, Camp David'i gerçekten barış istediği için değil, bazı stratejik hesaplar nedeniyle yapmıştır. Camp David bir barış değil, uzun bir savaşın içindeki geçici bir ateşkestir ve İsrail Mısır üzerindeki yayılmacı hedeflerinden vazgeçmemiştir. Bu yayılmacılık ise, Vadedilmiş Topraklar'ın ele geçirilmesi misyonuna dayanmaktadır; çünkü İsrail Nil'e ulaşmak istemektedir ve Vaadedilmiş Topraklar da, az önce incelediğimiz gibi, Fırat ve Nil arasında uzanır.

Aslında Camp David'in bir "barış" değil "ateşkes" olduğu, kimi zaman devlet aygıtından bazı kimseler tarafından vurgulanmaktadır. İsrail Savunma Bakanlığı üst düzey yetkilisi David Irvi, 1992 yılındaki bir demecinde, açıkça "Camp David bir ateşkesti, savaş ihtimali her zaman gündemdedir" demişti.

Yinon, raporunun devamında Mısır'ın nasıl bölüneceğini anlatırken, bu olayın gerçekleşmesinin Kuzey Afrika'da bir domino etkisi yaratacağını belirtiyor:

Mısır birden çok iktidar odağına bölünmüştür. Eğer Mısır parçalanırsa, Libya, Sudan ve hatta daha uzaktaki devletler de bugünkü biçimleriyle varlıklarını sürdürmeyip Mısır'ı izleyeceklerdir. Yukarı Mısır'da, çok sınırlı güce sahip ve merkezi hükümetten yoksun bir takım zayıf devletlerin yanıbaşında kurulacak bir Hıristiyan Kopt Devleti tasarısı, ancak barış antlaşması ile ertelenebilen, fakat uzun vadede kaçınılmaz görünen bir tarihsel gelişmenin anahtarıdır.

Yinon, Mısır hakkındaki bu tehlikeli kehanetlerinin ardından, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn gibi petrol zengini ülkelerin de son derece istikrarsız ve zayıf bir yapıya sahip olduklarını, İsrail'in de katkılarıyla kolayca kaosa sürüklenebileceklerini ve dolayısıyla İsrail için engel oluşturma gibi bir şanslarının olmadığını söyler.

Ürdün'den söz ederken de, ülke içindeki Filistinlilerin potansiyel bir istikrarsızlık unsuru olduğuna dikkat çeker ve şöyle der: "Ürdün, uzun vadede değil ama, kısa vadede yakın bir stratejik hedeftir. Ürdün'ün bugünkü yapısıyla uzun süre var olabilmesi mümkün değildir ve İsrail'in politikası da, savaşta ve barışta Ürdün'ün bugünkü rejiminin tasfiye edilip, iktidarın Filistinli çoğunluğa devredilmesine yönelik olarak işletilmelidir."  Çünkü Ürdün'deki Filistinliler'in iktidara tırmanmaları, ülkeyi tam bir kaosa sürükleyecektir. Kuşkusuz böyle bir durumda "Lübnan örneği" yeniden tekrarlanabilir, ülke İsrail işgaline maruz kalabilir.

"İsrail İçin Strateji"de ortaya konan tüm bu planları, tekrar vurgulamakta yarar var, "İsrail'de gerek ordu, gerekse haberalma örgütünün üst kademelerine egemen olan düşünce yapısı" sergilenmektedir. Bu bize, İsrail devlet aygıtının Eski Ahit'te "Nil'den Fırat'a" olarak tanımlanan Vaadedilmiş Topraklar'ı ele geçirmek için gerçekten de ciddi bir hazırlık içinde olduklarını gösterir. Bu işgal planının asıl hazırlayıcısı ise, Mossad gibi kanallarla devlet aygıtı üzerinde büyük bir egemenliğe sahip olan Gush Emunim'dir. Noam Chomsky, Oded Yinon'un planının, aslında Tehiya Partisi'nin görüşlerinin bir ürünü olduğunu söylemektedir ki, Tehiya, Gush'un Knesset'teki temsilcisinden başka bir şey değildir.

Oded Yinon'un raporu ile ilgili olarak bir noktaya daha dikkat edilmelidir: Bu strateji, basit bir işgal planı değildir, oldukça uzun vadeli bir hesaptır. Öncelikle bölgedeki ülkelerin işgale, ya da en azından İsrail egemenliğine girmeyi kabul etme haline hazırlanmasını öngörmektedir. Bazıları, bunu İsrail'in Ortadoğu'yu "Osmanlılaştırması" olarak yorumlamışlardır. Buna göre, Yahudi Devleti'nin nihai hedefi, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki eyalet ve "millet" sistemlerini uyarlayarak, bölgede kendi içinde özerk, ancak sonuçta İsrail'e bağımlı devletçikler oluşturmaktır.

Ayrıca, raporda yazılanlar, İsrail'in bu uzun vadeli fetih stratejisi içinde, gerektiğinde geçici bir barışa ve toprak tavizine yönelebildiğini de ortaya koymaktadır: Oded Yinon, az önce belirttiğimiz gibi, İsrail'in 1978'de barış masasına oturduğu ve Sina yarımadasını kendisine geri verdiği Mısır için, parçalama ve Sina'yı geri alma hesapları içinde olduğunu bildirmektedir. Yani, Camp David barışı, bir aldatmacadır, uzun bir savaşın içindeki geçici bir ateşkestir. Ralph Schoenman, Siyonizmin Gizli Tarihi adıyla Türkçe'ye çevrilen kitabında, Oded Yinon'un raporunu konu edindikten sonra şöyle der:

Bu stratejiden çıkan sonuç, Siyonist hareket için herşeyin bir zaman tablosu üzerinde yazılı olduğu, her bölgenin fetih için işaretlendiği ve bir fırsat hedefi olarak kabul edildiği, ancak bu arada uygun güçler dengesi, ani ve yararlı sonuçlar sağlayacak bir savaş durumu beklendiğidir.

Gush Emunim ideolojisine bağlı olan İsrail devlet aygıtı, son aşamaya başlamak, yani tüm Vaadedilmiş Topraklar'ı işgal etmek için belki Mesih'in gelişini bekliyor olabilir. Ancak şu bir gerçektir; Mesih gelinceye dek "şartlar uygun hale getirilecek", yani Ortadoğu işgale hazırlanacaktır. Önümüzdeki yıllarda etnik çatışmaların tüm Ortadoğu'yu kaosa sürüklediğini görme şansımız oldukça yüksektir. Bu arada, bu planda, Türkiye'ye de ayrılan bir pay vardır.

 

Kenan Diyarının Etnik Temizliği

Kitabın başından beri incelediğimiz gibi, Kuran'ın İsra Suresi'nin başında haber verilen "İsrailoğulları'nın ikinci yükseliş ve bozgunculuğu", Yahudi geleneğindeki Mesih inancına karşılık gelmektedir. Kuran'da, İsrailoğulları'nın bozgunculuk özelliği şöyle bildirilir: "Kitapta İsrailoğullarına şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yeryüzünde iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz." (İsra Suresi, 4)

Bu bozgunculuğun iki ayrı boyutu vardı. Biri, global olanıydı: 20. yüzyılı kasıp kavuran savaşların önemli bir bölümünün ardında, "İsrailoğulları"nın büyük rolü olduğuna değindik. I. ve II. Dünya Savaşları'nda, Vietnam Savaşı gibi bölgesel savaşlarda ya da Amerikan kaynaklı dış müdahale/terör geleneğinde Yahudi önde gelenlerinin politik kurumunun, yani CFR'nin büyük etkisinin olduğunu gördük. 11. bölümde, İsrail'in Üçüncü Dünya'yı saran terör ağını daha ayrıntılı olarak inceleyeceğiz.

Bozgunculuğun ikinci boyutu ise daha dar kapsamlıydı; yalnızca Kutsal Topraklar'a yönelikti. Yahudiler, Mesih Planı'nın 500 yıl süren ilerleyişi sonucunda Kutsal Topraklar'a döndüklerinde orayı boş olarak bulmadılar. Kutsal Topraklar'da Müslüman Araplar yaşıyordu. Bu kuşkusuz bu toprakları kendi ırklarının malı olarak gören Yahudi önde gelenleri için kabul edilemez bir durumdu. Kutsal Topraklar, tüm Yahudi-olmayan unsurlardan temizlenmeliydi.

Zaten Mesih Planı'nın temelini oluşturan Yahudi kutsal kaynakları bu konuda yeterince aydınlatıcı oluyorlardı. M. Tevrat'ın yüzlerce ayeti, sözde Yahudi ırkına ait olan Kutsal Topraklar'ın (Kenan diyarı) nasıl "temizlenmesi" gerektiğini detaylarıyla anlatılıyordu. Bu ayetler, İsrail devletinin Mesih Planı içinde uygulaması gereken bir başka kehaneti oluşturdu.

 

M. Tevrat'ın Katliam Emirleri

Eski Ahit'in Tesniye kitabında, 7. Bap şöyle başlar:

Allahın Rab, mülk olarak almak için gitmekte olduğun diyara seni götüreceği ve senin önünden çok milletleri, Hittileri ve Girgaşileri ve Amorileri ve Kenanlıları ve Perizzileri ve Hivileri ve Yebusileri, senden daha büyük ve kuvvetli yedi milleti kovacağı; ve Allahın Rab onları senin önünde ele vereceği ve sen onları vuracağın zaman; onları tamamen yok edeceksin; onlarla ahdetmeyeceksin ve onlara acımayacaksın ve onlarla hısımlık etmeyeceksin; kızını onun oğluna vermeyeceksin ve onun kızını oğluna almayacaksın... Çünkü sen Allahın Rabbe mukaddes bir kavimsin; Allahın Rab, yeryüzünde olan bütün kavimlerden kendine has bir kavim olmak üzere seni seçti.

I. Samuel kitabı 15. Bap'ın başında ise şu ayet yer alır:

Orduların Rabbi şöyle diyor: Amalek'in İsrail'e yaptığını, Mısır'dan çıktığı zaman yolda ona karşı nasıl durduğunu arayacağım. Şimdi git, Amaleki vur ve onların herşeylerini tamamen yok et ve onları esirgeme ve erkekten kadına, çocuktan emzikte olana, öküzden koyuna, deveden eşeğe kadar hepsini öldür.

Ayetlerde geçen Hittiler, Yebusiler, Amalekler gibi kavimler, M. Tevrat'ın yazıldığı dönemlerde Ortadoğu'da bulunan toplumlardır. Bu nedenle bu ayetlere (ve M. Tevrat'ın içindeki yüzlerce benzerlerine) göz atan pek çok kişi, tarihin derinliklerinde kalmış birer şiddet olayının hikayesini okuduğunu sanabilir. Oysa gerçek böyle değildir... İsrail'in "güvercin" siyasetçilerinden Amnon Rubinstein, şu satırları yazıyor:

Gush Emunim'in kullandığı lisanda, günümüzdeki Araplar; Yebusiler'dir, Amalekler'dir ya da Kenan diyarının Tevrat tarafından lanetlenen yedi kavminden herhangi birisidir... Tesniye'de, 'geride hiç bir şey kalmayacak şekilde' Amalek'i yok etmek üzere verilen emir, doğrudan bugünkü Araplar'a yönelik olarak yorumlanmaktadır... İsrail'in savaşları da bu çerçevede anlaşılmakta ve bu savaşlarda bu 'yeni Amalekler'e karşı insancıl davranılmaması gerektiği söylememektedir. Haham Menachem M. Kasher, 1967 savaşından sonra yazdığı bir yazıda, Tevrat'ın 'onları sizin önünüzden yavaş yavaş azaltacağını ve yurtlarına sizi yerleştireceğim' şeklindeki ifadesinin, İsrail'in Araplar'la olan ilişkisini tarif ettiğini yazmıştır... Bar Ilan Üniversitesi'nden Haham Israel Hess, daha da ileri gitmiş ve 'Tanrı'nın Amaleklere karşı girişilen savaşa bizzat katıldığını' söylemiştir. Israel Hess'in konuyla ilgili yazısının başlığı ise, 'Tevrat'ın katliam emirleri'dir.

Kısacası, M. Tevrat'ın katliam emirleri, tarihi birer bilgi değil, günümüzdeki Araplar'a yönelik bakış açısının kaynağıdır. İsrail'in resmi ideolojisini üreten Gush Emunim, bu ayetleri böyle yorumlamakta, İsrail ordusu da buna göre davranmaktadır. Gush Emunim'in yaptığı bu yorum, İsrail devlet aygıtı tarafından da yıllar boyu topluma telkin edilmiştir. Roger Garaudy, bu konuya dikkat çekerek şöyle der:

Bugün 'kutsal savaş'ı körüklemek amacıyla askeri hahamlar tarafından durmaksızın dile getirilen ve İsrail'de okullarda ders kitabı olarak okunan Yeşu'nun Kitabı (Eski Ahit'in Yeşu bölümü), ele geçirilen ülkelerde halkın kutsal amaçla yok edilmesi ve herkesin 'erkekler gibi kadınların da, çocukların da, ihtiyarların da kılıçtan geçirilmesi' üzerinde ısrarla durmaktadır.

İsrail devletinin Yeşu'nun Kitabı'nı kullanarak yaptığı beyin yıkama etkili olmuştur. İsrail'de Tel-Aviv Üniversitesi psikoloji uzmanı G. Tamarin tarafından yapılan bir testte, 4. ve 8. sınıf öğrencilerine, Yeşu Kitabı'nda anlatılan tarihi Eriha katliamıyla ilgili ayetler dağıtılmış ve şu soru sorulmuştur: "İsrail ordusu savaş sırasında bir Arap köyünü ele geçirdiğinde, Yeşu'nun Erihalılar'a yaptığını Arap halka yapmalı mıdır?" Bu soruya "evet" cevabı, % 66 ve % 95 arasında değişmiştir. (Anketi yapan ve yayınlayan Tamarin de üniversiteden atılmıştır.) Roger Garaudy, Yeşu Kitabı'nın ve genel olarak M. Tevrat'ın İsrail terörünün kaynağı olduğunu şöyle vurgular:

Siyasi Siyonizm, 'vaad' kavramını ve bu vaad'in gerçekleşmesi için kullanılan yöntemleri Yeşu'nun kitabından çıkarmıştır. Buna göre, Tanrı, Yeşu peygambere diğer halkları yok etme emri vermiş, Yeşu da bu emri yine Tanrı'nın yardımı ile yerine getirmiştir. Aynı şekilde 'seçilmiş halk' ve Nil'den Fırat'a uzanan 'Büyük İsrail' gibi kavramlar da Yeşu'nun kitabına dayalı olup Siyasi Siyonizmin temel ideolojisidir.

Bu nedenle de İsrail'in onyıllardır uyguladığı devlet terörü, Livia Rokach'ın kullandığı isimle "kutsal" bir terördür. Mesih Planı'ndaki bir kehanetin yerine getirilişidir çünkü...

***

 

http://www.harunyahya.org/kitap/YMD/YMD8a.html