İSRAİL'İN GÖZÜ GAP'TA

 

İSRAİL'İN GÖZÜ GAP'TA
KABALA VE MASONLUK (Harun Yahya)
 
***
 
 

"O gün Rab Abramla ahd edip dedi: Mısır ırmağından büyük ırmağa, FIRAT ırmağına kadar senin zürriyetine verdim." (Tekvin Bölümü, 15/18, 21)

İsrail'in Güneydoğu Anadolu'yu içine alan kutsal sınırları ve suya olan acil ihtiyacı, GAP ile yakından ilgilenmesine yol açmaktadır:


Büyük çoğunluğu çöllerden ve kurak arazilerden meydana gelen İsrail için su, en önemli sorunlardan biridir. Yeterli su kaynağını bulamamaktan endişe eden İsrail'in dış politikasında da bu korkunun izleri açıkça görülüyor.

"İsrail, GAP konusunda Türkiye ile iş birliği yapmak istediğini, İsrail'in su kaynaklarından yoksun olduğunu, Türkiye'nin ise zengin su, toprak ve iş gücüne sahip bulunduğunu belirtti." (Şalom, 29 Ocak 1992)

"Gelecek sene Kudüs'te bulvarlar gül kokmayacak ve İsrail belki de çölü çiçeklendiren bir ülkenin gözalıcı görüntüsünden vazgeçmek zorunda kalacak. Eski kültürler ve Negev pamukları içinde olduğu gibi kutsal şehrin süslenmesi için çok suya ihtiyaç var, ama su yok." (L'Express, 16 Ağustos 1991)

"Şimon Peres: Nüfus artıyor. Suyu üretmek için imkan oluşturmazsak, bu kez su için savaşacağız." (Cumhuriyet, 12 Haziran 1991)

"İsrail Hayfa Üniversitesi'nden Prof. Armon Sofer 1990'da verdiği demeçte, Ortadoğu'da su kaynaklarının kullanımı yüzünden savaş çıkacak dedi." (Milliyet, 31 Ekim 1990)

Türkkaya Ataöv de İsrail'in Ortadoğu'daki su problemini ve bu problemi çözmek için ne gibi metodlar kullanabileceğini şöyle açıklamıştır:

"Ortadoğu'da bir su problemi var. Belki de bu cümle değiştirilmeli ve suyla ilgili ekonomik ve stratejik sorunlar var denmelidir... Bazı ülkelerde 'su güvenliği' vardır. Türkiye ve bir miktar da İran'ın yeterli su fazlası var.

İsrail ve işgal altındaki topraklarda kişi başına düşen su miktarı gittikçe azalmaktadır. Libya ve Suudi Arabistan kendi yeraltı kaynaklarını kullanmaktadırlar. Suriye ve Irak ise gelecek için endişeli.

Su gerçekten petrol kadar önemli mi oluyor? Komşu ülkeler arasındaki rekabeti artırarak onları silahlı bir anlaşmazlığa mı yöneltiyor? Suyun giderek değerinin arttığı ve anlaşmazlıkların hızlandırıldığı doğrudur.

Bazı gruplar ve devletler, barajları, boru hatlarını, damıtma tesislerini ve dağıtım hatlarını sabote edebilir.

İsrail, bölgesindeki suyu kontrol altına almak istiyor. Ürdün nehrinden, Yarmuk ve Batı Şeria'daki kaynaklardan İsrail büyük miktarda su sağlıyor. Versay Barış Konferansı'nda 1919'da ileri sürülen Siyonist haritaya Litani Nehri dahildir. İsrail 1982'de Lübnan'a saldırısında bu nehri kontrol altına almak istemiştir.

İsrail, işgal altındaki topraklardaki Yahudilerin su ihtiyacını karşılıksız olarak sağlarken, Filistinlilerden en yüksek fiyatı istiyor. Aşağı yukarı tüm su anlaşmazlıkları politik kargaşalarla sonuçlanıyor.

Mısır, Nil'in normal su akışını isteyerek, şimdi İslami grupların desteğinde olan güney komşusu Sudan'la anlaşmazlığa düşüyor. Bu iki ülke 1959'da Ortadoğu'daki suyla ilgili tek anlaşmayı yaptı.


Su konusunun, Ortadoğu bölgesinin en hassas konularından biri olduğu yerli ve yabancı basında da sık sık yer almaktadır.

Türkiye'nin GAP'ı ise Kürt meselesiyle iç içedir. Dicle-Fırat sularının kullanımı projesiyle birçok amacı olan bir plan gerçekleşecek ve hidroelektrik gücü elde edilerek geniş alanlara sulama yapılacaktır." (Türkkaya Ataöv, Turkish Daily News, 19 Şubat 1993)

Ortadoğu su sorununda üç kilit ülke, Sudan-Etiyopya-Türkiye'dir. Etiyopya'nın İsrail güdümlü dış politikası, gözleri Türkiye ve Sudan üzerine çekmektedir. Bu durumda GAP da ayrı bir önem kazanmaktadır. Güneydoğu'da Kudüs merkezli manevralara çık sık rastlanmaktadır. Sudan'ın İsrail açısından sahip olduğu stratejik önem ise, bu ülkede yaşanan sorunların son bulmasını da engellemektedir. Su sorununun Ortadoğu'da bir savaşa yol açabileceği ihtimali ilk olarak 1986 yılında CIA'in Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından ortaya atılmıştır.

"Merkezi Washington'da bulunan Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi, 1986'da durup dururken, 'Ortadoğu'nun Su Sorunu' başlıklı bir rapor yayınlar. Raporda bölgedeki kuraklığın artacağı, nehir debilerinin azalacağı, günlük hayatta suyun petrolden daha değerli olacağı gibi araştırma sonuçlarına yer verilir ve bir de kehanette bulunulur: ... Nil, Ürdün ve Fırat... Ortadoğu'da, gelecekteki bir savaş, mutlaka bu üç nehrin sularının paylaşılmasından çıkacak..." (Tempo, 10-16 Haziran 1990)

Ortadoğu'da patlak veren su krizinin kilit ülkesi ise İsrail'dir. İsrail'in şu andaki su ihtiyacının büyük bir bölümü Taberiye Gölü'nden karşılanmaktadır. Oysa Taberiye Gölü'ne akan Litani Nehri Lübnan üzerinden gelmektedir ve kontrolü İsrail'in sınırları dışındadır. İsrail'in Güney Lübnan'ı işgal etmesi ile bu sorun bir süreliğine ortadan kaldırılmıştır. Bu da İsrail'in su uğruna savaşmaktan kaçınmayacağını göstermektedir.

Dönemin Tarım Bakanı Rafael

İsrail'e sürekli Yahudi göçü devam ettiği ve yeni gelenler için her gün daha fazla yerleşim alanları açıldığı göz önünde bulundurulursa, gelecekteki İsrail Devleti'nin nüfusuna yetecek kadar su kaynağı Ortadoğu'da bulunmamaktadır. İhtiyaç duyulan suyun GAP'tan sağlanmasıyla, planlanan 'Büyük İsrail' projesinin kurak topraklarda değil 'Barış Suyu' projeleriyle verimli topraklarda gerçekleşmesine çalışılmaktadır.

Barış Suyu projesiyle Fırat'ın suyunun Suriye üzerinden önce Ürdün'e daha sonra İsrail'e aktarılması planlanmaktadır. İsrail'e gereken suyun gönderilmesi için bütün bu planlar yürütülürken, İsrail'in sessiz bir politika izlemesi de dikkat çekicidir. Tarihte ne zaman İsrail'in büyük, fakat kamuoyuna hissettirilmemesi gereken bir menfaati olsa, İsrail sessiz bir politika izler: Gelişmeler hakkında doğrudan yorumda bulunmak yerine, kendi fikirlerini kontrolü altında olan ağızlardan söyleterek, arka planda kalmayı tercih eder.

Su konusunda, kamuoyunun dikkatinin zaman zaman piyon olarak kullanılan Suriye'ye çevrilmesi de söz konusu bu metodun bir parçasıdır. Bir dönem çok gündemde olan Suriye-Türkiye arasında yaşanabilecek potansiyel savaş senaryoları sonucunda, 'Barış Suyu'nu devreye sokabilmek ve 'Barış için Suriye'ye su' mesajı altında İsrail'e gereken suyu sağlamak hedeflenmiştir.

İsrailli liderlerin su sorununa bakış açısı da Ortadoğu'da su kavgasının merkezinin Tel-Aviv olduğunu gözler önüne sermektedir.

"İsrail Tarım Bakanı Rafael Eitan: Bölgede su, saatli bombadır." (Hürriyet, 14 Temmuz 1991)

Su sorunu hakkında bu denli ilginç görüşleri olan Eitan, bir dönem Mossad'ın askeri kanadı LAKAM'ın eski şefi olarak da görev yapmıştır. Bugün ise İsrail ordusu Genelkurmay Başkanı'dır.


İzak Rabin

"İsrail'in en ünlü casusu Rafael Eitan 1968'de İsrail İstihbarat Örgütü 'LAKAM'ın başındaydı." (Dangerous Liaison, Andrew and Leslie Cockburn, sf.85)

"İsrail Tarım Bakanı Rafael Eitan uyarıyor: 'Taberiye Gölü'ndeki su seviyesi hiçbir zaman bu kadar düşük olmamıştı. İsrail'in su rezervleri hayati tehlike altında." (Nature, Ağustos 1991)

"Su darlığı İsrail'i tehdit ediyor." (Şalom, 9 Ocak 1991)

Ve İsrail'in bu büyük su ihtiyacına paralel olarak bölgede savaş rüzgarları da sık sık esmektedir:

"İsrail Başbakanı İzak Rabin: Umarım ki su sorunu silahla çözülmez." (Sabah, 22 Aralık 1992)

"İsrail ve Ürdün su rezervlerini tekrar doldurabileceklerinden yüzde 15 kat fazla bir hızla tüketiyorlar. Ürdün'ün teklifi 350 milyon dolarlık birleşik bir barajı Yarmuk Nehri üzerinde kurmak. İsrail ve Ürdün BM'nin aracılığını yaptığı gizli görüşmeler yapıyorlar. İsrail'deki her yerleşim yeri günde 280 lt, yani Filistin'dekinin 4 katı su harcıyor. İsrail, Lübnan'la Litani Irmağı'nın suyunun alınmasıyla ilgili antlaşma yapmaya çalışıyor. Amman'daki Batılı bir diplomat 'Su İsrail'in elinde silah gibidir ve çözülemeyecek bir problem olur' diyor." (Newsweek, 12 Şubat 1990)

Geçtiğimiz yıllarda İsrail'in Batı Şeria ve Gazze'deki suyun %60'ını elinde tuttuğu bildirilerek, Sovyet Yahudilerinin göçü ile İsrail'in su ihtiyacının daha da artacağı belirtildi... Washington Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü araştırmacılarından, Joyce R. Starr ve Daniel C. Stoll "Ortadoğu'daki Su Kaynakları Konusunda ABD Dış Politikası" adlı araştırmalarında, Ortadoğu'da gelecekte muhtemel bir savaşın petrol yüzünden değil de su yüzünden çıkacağını belirtmişlerdir:

"İsrail'in Batı Şeria ve Güney Lübnan'ı işgal etmesinin en önemli nedenlerinden biri de buraların zengin su kaynaklarına sahip olmaları. Golan Tepeleri dağlık, yağışlı ve münbit bölgeler. Buraları gözden çıkaramıyor. Ayrıca İsrail Taberiye Gölü'nün Suriye'ye ait bölümünü de işgal etmiş durumda, bütün gölü kullanıyor. Çünkü denizden su arıtma çok masraflı bir işlem. Bu İsrail'in enflasyonunu bile etkiliyor...

Su gücü dostluk kazanmak ve birlikte ticaret için kullanılabilir. Fakat aynı zamanda bir nükleer güce de benzer ki, bir kere sizin buna sahip olduğunuz insanlar tarafından bilinirse, bu onlarda büyük bir saygı uyandırır. Türkiye'nin su zengini bölgesi Güneydoğu. Güneydoğu'daki olaylar daha genişlerse komşuluk ilişkileri açısından daha da önemli olacak." (Economist, 14 Aralık 1991)

"Kızgın su kavgaları Ortadoğu için yeni bir şey değildi. Bundan evvelki birçok savaş bu üç büyük nehirle ilgiliydi: NİL, DİCLE, FIRAT." (Newsweek, 12 Şubat 1990)

"Kaynaklar durmaksızın artan ihtiyaçlar yanında sınırlılar. Aynı ritimle insanların sayısı da artmaktadır. Su, devletler arasında baskı kaynağı olmuştur ki, bu daha çok Orta ve Yakın Doğu'da geçerlidir. Fırat, Dicle, Nil; yarın belki de bu ırmakların kontrolü için savaşılacaktır." (L'Expansion, 4-17 Temmuz 1991)

"Batılı kaynaklar, Ortadoğu'da petrolden daha değerli hale gelmeye başlayan suyun, 2000'li yıllara doğru stratejik bir önem kazanarak bölgede savaş rüzgarları estirebileceğini belirtiyorlar." (Cumhuriyet, 23 Temmuz 1992)


http://www.harunyahya.org/kitap/kabalavemasonluk/kvm12.html

 

İSRAİL VE GAP

İSRAİL'İN KÜRT KARTI (Harun Yahya)
 

***

 

İsrail'in üstte değindiğimiz tüm supolitik planları, İsrail'in su vizyonunun yalnızca bir kanadını oluşturan Nil nehri ile ilgiliydiler. Ortaya çıkan sonuç ise, Yahudi Devleti'nin "Vaadedilmiş Topraklar"ın güneybatı sınırını oluşturan Nil nehri üzerinde hak iddiasında bulunduğunu, bu nehrin sularına ya Mısır üzerinde baskı uygulayarak ya da Mısır topraklarını işgal ederek ulaşmak istediğini göstermektedir.

Ancak Nil, belirttiğimiz üzere "Vaadedilmiş Topraklar"ın yalnızca güneybatı sınırını oluşturmaktadır. Bu haritanın kuzeydoğu sınırı, Türkiye'yi çok yakından ilgilendiren Fırat nehri tarafından çizilir. İsrail'in Fırat ile ilgisine baktığımızda ise, Nil'dekine benzer bir durumla karşılaşmak mümkündür.

İsrail'in Nil'in musluğunu kontrol etmek için Etiyopya ile bir tür ittifak kurduğuna ve Etiyopya'nın baraj inşa projelerine destek olduğuna değinmiştik. Benzer bir strateji, İsrail'in, Fırat'ın musluğunu elinde bulunduran Türkiye'ye yakınlaşmasında ve özellikle de Türkiye'nin Fırat üzerindeki denetimini artıracak olan GAP projesine gösterdiği ilgide ortaya çıkmaktadır.

İsrail GAP ile uzun süredir ilgileniyor.

Bu projenin bölge ülkelerinin baskıları nedeniyle Dünya Bankası tarafından finanse edilmeyişi, İsrail'in çeşitli finansman ve teknoloji aktarımı teklifleri ile Türkiye'nin önüne çıkmasını sağladı. İsrail GAP'a ilgisini bölgede arazi alımlarıyla göstermiş tarımsal işbirliği adı altında birçok İsrailli uzman bölgeyi ziyaret etmişti. Tarımsal işbirliğinin üzerinde ısrarla duran İsrailli uzmanlar Türk Tarım Bakanlığı'nda bir "İsrail masası" olması talebinde bile bulunmuşlardı. İsrail'in bu teklifi, GAP'ın başarısı için İsrail'in elinde önemli bir bilgi birikimi olduğunu öne süren İshak Alaton tarafından da tekrar edilmişti.

İsrailliler GAP'la ilgili bütün gelişmelere açık olduklarını 1993 yılında Gaziantep Ticaret Odası'nı ziyaretlerinde de belirtmişlerdi. 20 kişilik İsrailli grup GAP'la ilgili bu ziyaretlerinden çok olumlu sonuçlar aldıklarını da söylemişlerdi. İsrail daha sonra kendi Tarım Bakanlığı'nda GAP'ın ön fizibilite çalışmaları için 300 bin dolar tahsis ettiğini bildirdi. Ayrıca Türkiye'deki devlet çiftliklerinin özelleştirmesi çalışmalarında, İsrail Tarım Bakanlığı yine işbirliği önerdi. Milliyet, 13 Haziran 1995 tarihli "GAP'a Uluslararası İlgi Artıyor" başlıklı haberinde İsrail'in GAP'a yaptığı yatırımları konu edinmişti. naan (İsrail Sulama Sistemleri) ve NETAFIM (İsrail Sulama Firması) adlı İsrail şirketleri gap'a kredi sağlama yarışına girdiler. İsrail'in dünyaca ünlü zirai firmaları olan Cargill, Continental Grain, Philip Brothers, Mark Rich'in temsilcileri de gap bölgesinde incelemelerde bulundular. Ocak 1996'da gap İdaresi Başkanı Olcay Ünver'in İsrailli yetkililerle GAP projesinin birlikte hızlandırılması konusunda yaptığı toplantıda İsrail'in GAP'tan beklentileri açıkça gözlemlendi. Ağustos 96'da ise İsrail Tarım Bakanlığı GAP bölgesinde arazi alımı için başvuruda bulundu. İsrail'in projeye ortak olabilme çabaları, Türkiye-İsrail ikili görüşmelerinin halen önemli bir gündem maddesini oluşturuyor.

İsrail'in eski Ankara Büyükelçisi David Granit de İsrail'in tarımsal işbirliğine hazır olduğunu belirtiyor, İsrail'in sulama ve deniz suyunu kullanılır hale getirme teknolojisindeki üstünlüğü sayesinde "GAP için ideal bir ortak" olabileceğini söylüyor ve ekliyordu: "GAP gibi bilinçli bir bölgesel planlamayı öngören, yöre halkına refah getirecek bir projeye tam destek veriyoruz." 

İsrail'in bir sonraki Büyükelçisi Zvi Elpeleg de GAP hayranlarındandı. "İsrail'in suya ihtiyacı olduğunu, Türkiye'nin ise su açısından şanslı bir ülke olduğunu" belirten Elpeleg "gelişmiş bir sulama sisteminin kurulması ve bunun tarımda kullanılması durumunda GAP bölgesinin California olacağını" da öne sürmüştü. 

Türkiye ziyareti sırasında GAP projesini yerinde gören Cumhurbaşkanı Ezer Weizmann'ın da projeye İsrail'in katılımını önermişti. Basındaki haberlere göre, "Fırat Nehri üzerine 21 adet baraj yapımını öngören bu entegre tarım-sanayi projesi, Weizmann'ı çok etkilemiş"ti.

Öte yandan, "Mossad hesabına çalışan iş adamı" olarak tanınan Shaul Eisenberg de GAP'a yatırım yapmaya hazırlanıyordu.

Eisenberg'in varlığı ile gündeme gelen "Mossad bağlantısı", İsrail'in "tarımsal işbirliği" kavramı ile daha da güçleniyordu. Çünkü "tarımsal işbirliği" görüntüsü, Mossad'ın üçüncü ülkelerle kurduğu bağlantıların kamuflajı olmuştu her zaman. Eski Mossad ajanı Victor Ostrovsky, "Mossad, diğer bütün Afrika ülkelerinde olduğu gibi Güney Afrika'ya da askeri danışmanlar, tarım uzmanları ya da diplomat görüntüsü altında ajanlarını yerleştirdi" diye yazarken buna dikkat çekiyordu. 

Bu durumda, İsrail'in Türkiye'ye önerdiği "tarımsal işbirliği" teklifi hakkında da ihtiyatlı olmak gerekiyordu. Bu işbirliği çerçevesinde gönderilecek "tarım uzmanları"nın gerçek misyonları çok daha farklı olabilirdi çünkü. İsrailliller, Latin Amerika'daki terörist grupları ya da uyuşturucu baronlarını desteklerken de "tarımsal işbirliği" yaptıklarını söylemişlerdi. Aynısının Güneydoğu'da da yaşanması muhtemeldi. Nitekim Milli Güvenlik Kurulu'nun Güneydoğu'daki gizli ajan trafiğinin yoğunlaştığına dikkat çekmesi  ve Güneydoğu'yu çok sayıda İsrailli "turist"in ziyaret etmesi, ister istemez mide bulandırıyordu.

Peki GAP'ın nesi İsrailliler'i bu kadar cezbediyordu? Ekonomik çıkarların dışında, GAP'a gösterilen bu İsrail ve Mossad ilgisinin ne gibi bir stratejik anlamı olabilirdi?

Bu stratejik anlamı görmek, özellikle Nil'deki durum hatırlandığında, zor değildir. İsrail, nasıl Etiyopya'yı Nil sularını kontrol etmek için bir "musluk" olarak gördüyse, Fırat sularını kontrol etmek için de Türkiye'ye ve GAP projesine yanaşmaktadır. Fırat'ın aşağısındaki ülkelerle, yani önce Suriye sonra da Irak'la muhtemel bir çatışmaya girdiğinde, Türkiye'yi kendi safına çekerek bu ülkelere giden suyun musluğunu kısmayı planlamaktadır.

Kısacası İsrail, Türkiye'yi bu kez bir "su kartı" olarak tasarlamaktadır.

İsrail'in su konusundaki gerginliği artırıcı yönde izlediği politikalar da bu amaca matuftur. Yahudi Devleti, hem su konusunda hem de siyasi konularda bölgedeki en "revizyonist" devlet olarak, Türkiye'nin komşularıyla arasındaki su krizinin mümkün olduğunca büyümesini ve böylece bir "su kartı"nın daima gündemde olmasını istemektedir.

Türkiye'nin "olsun, İsrail Suriye'ye karşı bizim yanımızdaymış demek" gibi bir mantığa kapılması ise ki bu mantığın müzmin İsrailseverler tarafından pompalanacağına kuşku yoktur büyük bir yanlış olacaktır. Çünkü unutulmamalıdır ki, İsrail başka diğer pek çok konuda olduğu gibi, su konusunda da ikili oynamaktadır. Üstte sözünü ettiğimiz senaryo, bu ikili oyunun ilk yüzüdür: Suriye İsrail'le çatışmaya yöneldiğinde Türkiye suyun musluğunu kapatması yönünde zorlanacaktır İsrail tarafından.

Ancak bir de ikinci yüz vardır: Eğer Suriye ile İsrail bir anlaşmaya varırlarsa, bu kez İsrail Türkiye'yi Suriye'ye daha fazla su vermeye zorlayacaktır. Çünkü, bir önceki bölümde değindiğimiz gibi, muhtemel bir Suriye-İsrail barışı, Suriye'nin Golan sularını İsrail'e bırakması, buna karşılık da Türkiye'nin Suriye'ye daha fazla bu akıtması formülüne dayanmaktadır. Bu arada Türkiye'nin aşağı ülkelerle suyu "paylaşmasını" öngören "uluslararası sular" tezinin en çok İsrail tarafından desteklendiğini de unutmamak gerekir. Şimon Peres, "Jean Jacques Rousseau gibi, suyun bir insana ya da ülkeye değil, tüm insanlığa ait olduğunu söyleyebiliriz. Ortadoğu'daki su bölgeye ve çevre alanlarına aittir" derken bunu en açık biçimde ifade etmiştir. 

Bu tablonun ortaya koyduğu sonuç, İsrail'in Fırat üzerindeki supolitiğinin Türkiye açısından son derece büyük riskleri içinde barındırdığıdır. Türkiye, İsrail'in GAP'a gösterdiği aşırı ilgiyi bu nedenle ihtiyatla karşılamalıdır. Hele bu GAP ilgisinin bir de Kürt boyutu içermesi, İsrail'in muhtemel bir Kürt Devleti'nin yegane stratejik destekçisi olduğu düşünüldüğünde, ciddi alarm sinyalleri içermektedir.

Bu Kürt boyutunun ilginç bir göstergesi ise, İsrail kaynaklı bir projedir: "Kürt Kibbutzları".


GÜNEYDOĞU'YA İSRAİL MODELİ: KÜRT KİBBUTZLARI!...

Kibbutzlar, Siyonist hareketin Filistin'e getirdiği en ilginç ve önemli uygulamalardan biriydi. Kısaca "kollektif tarım çiftlikleri" olarak özetlenebilecek olan kibbutzlar, gerek İsrail'in kurulmasından önce, gerekse daha sonra önemli roller ifa ettiler. Sosyalist bir üretim modelinin sınırlı bir alanda uygulaması olan bu çiftlikler, İsrail'e özgü bir model olarak bilindiler her zaman.

Ateş adlı haftalık derginin 10 Eylül 1994 tarihli sayısında yayınlanan bir haber, bu nedenle oldukça ilginçti. "Güneydoğu'ya İsrail Modeli: Kürt Kibbutzları Kuruluyor" başlığıyla verilen haberde, şunlar yazılıydı:

İsrail-Türkiye yakınlaşmasına bir türlü anlam veremeyen medya, İsrail'den olsa olsa terör uzmanlığı konusunda yardım alınır düşüncesiyle "Mossad-MiT işbirliği", "Apo'yu Mossad halledecek" gibi manşetler attılar... (Oysa) diplomatlara göre, Türkiye-İsrail yakınlaşmasının altında terör işbirliği aramak son derece yanlıştı. İsrail... hiçbir ülkeye anti-terör sırlarını vermekten yana değildi. Onların yeni Ortadoğu düzeninde Türkiye'ye siyasi danışmanlık yapmaktan başka bir niyetleri yoktu... Uzmanlar kolları sıvadılar ve bölgeyi bir kez de ekonomik bakışla taradılar. Urfa ile Diyarbakır pilot bölge seçildi. Projeden çok hoşlanan ABD ise "insan hakları, hık mık" demeden Urfa Havaalanı kredisini verdi... İsrail'de yaşayan ve 1992'den bu yana bölgede düzenlenen her "turistik gezi"ye katılmış olan İsrailli Kürt Yahudilerden sağlanacak kredi, Türkiye Zirai Donatım Kurumu ve Ziraat Bankası tarafından organize edilecekti... Kürtlere düşkünlüğü ile nam salan Bayan Mitterand'ın da pek soğuk bakmayacağı sanılıyordu.

... Kibbutz projesinin İsrailli Kürt işadamları tarafından finanse edilmesi ise, plana göre Kürtlerin bu uygulamaya daha sıcak bakmalarını sağlayacak. İsrail Dev- leti'nin kurulmasından sonra Güneydoğu'dan göçüp İsrail'e yerleşen Kürt Yahudileri, finanse etmenin yanısıra, kibbutzlardan sağlanan ürünleri pazarlama hakkını da elde etmiş olacaklar. Kısacası İsrail, Güneydoğu üzerinden dünyaya açılmayı hedefliyor.

Görüldüğü gibi Ateş'in haberindeki bilgiler son derece ilginçti. Güneydoğu'daki İsrail modelini finanse edecek olanlar, İsrailli Kürt Yahudileriydi. Ve bu Yahudiler, son yıllarda bölgeye düzenlenen sözde "turistik" gezilerin müdavimiydiler. (Oysa bu "turistik" gezilerin gerçekte istihbarat servisi elemanları tarafından yapıldığı ve bu yolla da Güneydoğu'da "ajanların cirit attığı" biliniyor. Ünlü CIA ajanı Paul Henze de bu tür "turistik" (!) gezilerle Güneydoğu'da uzun süre dolaşmıştı).

Ateş'in haberinde bir de Aytunç Altındal'ın konu ile ilgili yorumları verilmişti. Altındal, "benim endişem şurada, oradaki İslami gelişmeyi engellemek için böyle bir projeye girmek uygun mu, değil mi?" dedikten sonra da, "ortada geçmişten gelen bir Kürtçülük anlayışı vardır ki, bu daha büyük bir tehlikedir. Zaten bana göre Amerika'nın kibbutz dayatması biraz da bunu körüklemek için planlanmıştır" diye eklemişti.

Ateş dergisinin haberi biraz "sakıncalı" bulunmuş olacak ki, dergi bir daha çıkmadı. "Kürt Kibbutzları" ile ilgili haberin çıktığı sayı, derginin ilk ve son sayısı oldu. Bu arada sözkonusu haberden kısa bir süre sonra bir ilginç gerçek daha ortaya çıktı: Türkiye'den İsrail'e göç etmiş olan Yahudi ailelerden bir kısmı Türkiye'ye geri dönerek Urfa bölgesine yerleşmişlerdi. Oysa normalde İsrail'den Türkiye'ye geri dönen bu Yahudiler'in eski yerleri olan İstanbul'a yerleşmeleri beklenirdi. Urfa gibi İstanbul'un yanında pek de cazip olmayan bir bölgeyi seçmeleri ise Ferruh Sezgin'in de dikkat çektiği gibi ancak İsrail Devleti'nin onlara bu direktifi vermiş olması ile açıklanabilirdi.

Tüm bunlar İsrail'in Türkiye'nin Güneydoğu'suna karşı oldukça mide bulandırıcı bir ilgi taşıdığının göstergeleriydi. Ağustos 1995'te atanan İsrail'in yeni Ankara Büyükelçisi Zvi Elpeleg'in basına söylediği "Türkiye'de su da bol, toprak da, ancak bizde her ikisi de yok" şeklindeki sözler, Yahudi Devleti'nin gerçek niyetinin bir ifadesiydi: İsrail'in Türkiye'nin hem suyu hem de toprağı üzerinde planları vardı.


http://www.harunyahya.org/kitap/KurtKarti/kurtkarti9.html

 

.İsrail´in gözü Erzurum´da

12.03.2007

İsrail, organik tarım için Erzurum´u seçtiğini açıkladı. Fırat´ın Erzurum´dan doğması bu "organik işte bir iş var mı?" sorusunu akıllara getirdi...


YILLARDIR Şanlıurfa ve GAP'tan toprak alan İsrail şimdi de gözünü Erzurum'a çevirdi. İçinde MİT'in de bulunduğu çok sayıda kurumun yaptığı ortak çalışmada, Yahudiler'in GAP'ta sahip oldukları taşınmazların yarıdan fazlasının AKP iktidarı döneminde satıldığı tespit edildi. Kayıtlarda GAP'ta görünen rakam 47 bin 897 metrekare. Oysa gerçek rakam bunun çok üzerinde. Şimdi sıra ise Erzurum'da.

2011 Kış Olimpiyatları'nın Erzurum'da yapılacak olması bizi sevindiriken aynı zamanda düşünmeye de itti. Erzurum'a dikkat çekeceği bir il olacağının işareti verilirken, bir haber geldi: "İsrail, Erzurum'da organik tarım yapacağını" açıkladı. Projenin adı ise Erez. İsrail'in bu teklifini Kürşat Tüzmen'e İsrail gezisi sırasında Başbakan Yardımcısı Şimon Perez tarafından bizzat iletildiği belirtildi.

Yıllardır Şanlıurfa ve GAP'tan toprak alan İsrail şimdi de gözünü Erzurum'a çevirdi. İçinde MİT'in de bulunduğu çok sayıda kurumun yaptığı ortak çalışmada, Yahudilerin sahip oldukları taşınmazların yarıdan fazlasının AKP iktidarı döneminde satıldığı tespit edildi. Kayıtlarda GAP'ta görünen rakam 47 bin 897 metrekare. Oysa gerçek rakam bunun çok üzerinde. Şimdi sıra ise Erzurum'da. ''iyibilgi. com'un'' haberine göre 2011 Kış Olimpiyatları'nın Erzurum'da yapılacak olması bizi sevindiriken aynı zamansa düşünmeye de itmişti. Erzurum'a dikkat çekeceği bir il olacağının işareti verilirken, bir haber geldi: "İsrail, Erzurum'da organik tarım yapacağını" açıkladı. Projenin adı ise Erez.

Fırat sevdası

Bilindiği gibi İsrail'in organik tarım projeleri GAP'ta olduğu gibi hep kuşkulu sonuçlar doğurdu. GAP'ta bu sayede arazi satın alan İsrail, ülkemizin su kaynaklarını da İsrail'e transfere başladı. Son olarak İsrail'in temizleyip organik tarım yapmak istediği mayınlı Suriye sınırının büyük bir petrol yatağı olduğu keşfedilmişti. Erzurum'un ise ABD, Avrupa ve Arap ülkelerinin gözde nehri Fırat'ın doğduğu yer ve aynı zamanda zengin yeraltı sularına sahip olması bu noktada düşündürüyor...

İsrail'de Erzurum konuşuldu

İsrail'in bu teklifini hükümete ilettiği ve hükümetin de bunu memnunlukla karşıladığı belirtiliyor. Hatta Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in, İsrail gezisi sırasında Başbakan Yardımcısı Şimon Perez'in bu konuyu açtığı gazetelerde yer aldı.. Perez'in Erez Projesi'ne destek sözü verdiğini de dile getiren Tüzmen, Türkiye ile İsrail'in Erzurum'da organik tarım konusunda işbirliği yapması


http://www.ortadogugazetesi.net/habergoster.asp?id=5957

 

.AKP’nin gizlediğini Yahudiler itiraf etti

logo

Haber : Yüksel MUTLU

07.03.2007

 

İtiraf Yahudi’den geldi
El altından topraklarımızı yağmalayan İsrailliler, bunu kimliklerini gizleyerek yaptıklarını, Tel Aviv’de Bakan Tüzmen’e açıkladılar

 

 


ManŞetlerden indirmediğimiz, “Yahudiler el altından Türk topraklarını yağmalıyor” haberlerine karartma uygulayanlar suçüstü yakalandı. Bu şok gelişme, Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in İsrail’e yaptığı gezinin ikinci gününde yaşandı.

Farklı görüntü


Yahudİ işadamları, Bakan Tüzmen’e şöyle dedi: “Türkiye’de anti-semitik yaklaşımlar var. Bu nedenle Türkiye’de iş yapan bazı İsrailli işadamları kendilerini gizlemek zorunda kalıyor. Farklı görüntüler altında iş yapıyorlar...”

Gerçek niyetlerini açıkça ortaya koydular


Kürşad Tüzmen, Tel Aviv’de İsrail Turizm Bakanı İzak Herzog ile biraraya geldi. Yahudiler, Büyükelçi Namık Tan’ın da katıldığı yemekte, Türkiye’deki İsrailli işadamı sayısının sanılandan daha fazla olduğunu açıkladı.

Itiraf Yahudi’den geldi


Topraklarımızı yağmalayan İsrailliler, bunu kimliklerini gizleyerek yaptıklarını Bakan Tüzmen’e
açıkladılar

Rahşan Ecevit’in “İsrail,Yahudi kökenli Türkler yoluyla toprak alıyor. GAP 2. Filistin olabilir” uyarılarının ardından, AKP iktidarı ile birlikte bazı gazeteciler bu gerçeği gizlemeye çalışmışlardı. Hatta satışa tepki gösterenleri paronoyakla suçlayarak, “Madem öyle ispatlayın” çağrısında bulunmuşlardı. Peşkeşi savunanlara tokat gibi açıklamalar dün İsrail’den geldi. Hürriyet’in internet sitesinde yer alan habere göre, Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen İsrail gezisinin ikinci gününde Yahudi işadamları ile bir araya geldi.

Göründüğünden fazla


İsrailli işadamları toplantıda şu itirafta bulundular: “Türkiye’de iş yapan bazı İsrailli işadamları kendilerini gizlemek zorunda kalıyor. Farklı görüntüler altında iş yapıyorlar.” Konuyla ilgili haber dün öğle saatlerinde Hürriyet’in internet sitesinde “Faruk Bildirici İsrail’den anlatıyor” anonsuyla birlikte şu cümlelerle yer aldı: 

*  Faruk bey bize aktarabileceğiniz ilginç bir olay var mı gezi sırasında yaşanan?


Faruk Bildirici: Evet, Tüzmen, gezinin ilk günü Tel Aviv’de Türkiye kökenli Yahudi işadamlarıyla toplantı yaptı. Bu toplantıda Yahudi işadamları, Türkiye’de yatırım yapabileceklerini söylerken bir de ilginç bir iddiada bulundu:

“Türkiye’de anti-semitik yaklaşımlar var. Bu nedenle Türkiye’de iş yapan bazı İsrailli işadamları kendilerini gizlemek zorunda kalıyor. Farklı görüntüler altında iş yapıyorlar. O nedenle Türkiye’deki İsrailli işadamı sayısı göründüğünden daha fazla. İsrailli işadamları bir sürü gibi davranır. Eskiden Doğu bloku ülkelerine yatırım yapmak modaydı. Herkes oraya yöneldi. Şimdi Hindistan gündemde.”

* Türkiye modasına ne kadar varmış peki ?


Faruk Bildirici: Türkiye için de “Dikkatle izlediğimiz ülkelerden birisi.  Yatırımlarımızı Türkiye’ye yöneltebiliriz” yorumunu yaptılar.

* Yahudi işaadamları gizleniyor iddiasına Tüzmen ne cevap verdi?


Faruk Bildirici: Aslında Tüzmen bu soruya kaçamak bir cevap verdi: Türkiye’de İsrailli işadamlarının yatırımları fazla. 180 civarında İsrailli şirket Türkiye’de faaliyet gösteriyor. 

Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında dün toplandı. Erdoğan, çok sayıda bakanın da katıldığı toplantının açılışında bir konuşma yaptı.

AKP, vatandaşın satışa tepkisinden korkuyor


AKP’nin önceki grup toplantısının basına kapalı bölümünde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in veto ettiği 5574 sayılı “Türk Petrol Kanunu” tartışılırken toprak satışları gündeme geldi. Başbakan Erdoğan, Enerji Bakanı Hilmi Güler’e “Oranları halkın anlayacağı dilden anlat” diye kızarken Cumhurbaşkanı Sezer’e de veto ettiği bir maddeden ötürü hak verdi. Sezer’in veto ettiği yasa ile ilgili milletvekillerine bilgi veren Enerji Bakanı Hilmi Güler, “Yaptığımız kanun doğrudur. Gerekli bir şeydi” dedi. AKP’li milletvekilleri ise, “Teşkilat toplantılarında çok karşımıza çıkıyor. Toprak satıyorsunuz diye eleştiriyorlar. Seçime giderken keşke bu yasa getirilmeseydi” diye konuştu.

Çıkmaması gerekiyor


Güler ise bunun üzerine “Siz o tip şeylere bakmayın, bu yasanın çıkması gerekir” dedi. Erdoğan ise Bakan Güler’e kızarak, “Halkın anlayacağı dilden anlatın bunları. Ne kadar kâr olduğunu izah etmiyorsunuz” dedi. Yasanın 19’uncu maddesinin son fıkrasında yer alan ve Sezer’in veto ettiği “Kârlarda elde edilen devlet hissesinin yüzde 50’si işletme ruhsatının bulunduğu ilin il özel idaresinin açtıracakları hesaba aktarılır” düzenlemesi de masaya yatırıldı. Adıyaman milletvekili Mahmut Göksu “İl özel idarelerine pay vermeyi çıkarmamalıydık. Bu olmalı’’dedi. Erdoğan da Sezer’e hak vererek, ” Bu maddenin çıkması gerekiyordu’’ dedi

 

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/newsdetail.asp?NewsID=5111

***

Toprakları alan Yahudileri açıklayın

Toprakları alan Yahudileri açıklayın Vatanseverler, AKP hükümetine çağrıda bulundu.

 09.03.2007

 

İsraillilerin  “Türkiye’de farklı görüntüler altında iş yapıyoruz” itirafı, AKP hükümetini zor durumda bıraktı.  Türk topraklarının yabancılara peşkeş çekilmesini gizlemeye çalışan iktidara çağrıda bulunan emekli Tümgeneral Osman Özbek, “Bugüne kadar kim ne satın almış. Mutlaka açıklanmalıdır” diye konuştu.

Şimdi gizli İsraillileri açıklamanın zamanı
El altından topraklarımızı yağmalayan İsrailliler’in bunu kimliklerini gizleyerek yaptıklarını açıklamalarının ardından AKP’ye bu çağrıda bulunuldu

“Yahudiler el altından Türk topraklarını yağmalıyor” haberlerine karartma uygulayanların süçüstü yakalanmasının ardından gözler iktidara çevrildi. Emekli Tümgeneral Osman Özbek, bugüne kadar “Kim ne almış” bunun açıklanmadığını hatırlatırken, siyasi partilerin temsilcileri ile konunun uzmanları “Satışta gerçek rakamlar açıklansın, peşkeş durdurulsun” dediler.

Rakamları vermekte zorlanırlar
Türkiye’nin ulusal güvenliğini  yakından ilgilendiren toprak satışı konusunda iktidarın, kamuoyunu bilgilendirmekte eksik kalmasının kabul edilebilir bir durum olmadığını söyleyen  Emekli Tümgeneral Osman Özbek, mevcut duruma tepki gösterdi. Özbek  toprak satışlarında uygulanan yasal ölçülerinde bir kez daha gözden geçirilmesi ve hatta toprak satışlarının kaldırılması gerektiğini belirtti. AKP iktidarının bu rakamları açıklamakta zorlanacağını belirten Özbek şunları kaydetti:

AKP peşkeşi gizliyor

“AKP iktidarı Türkiye’de satılan topraklara ilişkin miktarı ve oranı açıklamıyor. Yasada binde beş oranı geçiyor. Ancak buradaki sorun Türkiye’nin her bölgesinin eşit gibi düşünülmesi. Osmanlı imparatorluğunun son döneminde yaşadıklarımız asla unutulmamalıdır. Yabancılar karşılıklılık ilkesinden hareketle Türkiye’nin bir çok yerinde toprak ve mülk satın almaya kalktılar.”

Takip kurulu oluşturulsun
CHP Adana Milletvekili Tacidar Seyhan, yabancılara toprak satışıyla, sadece toprak parçası olarak üniter yapı içerisinde bir farklılık yaratılmadığını, idari ve kültürel yapının da farklılaşacağına dikkat çekti. Yabancı  şirketlerin ve sermaye sahiplerinin de ciddi anlamda kontrol altına alınması gerektiğini belirten Seyhan, “Konuyla ilgilenen bir kurul oluşturulmalıdır. Bu kurulun haberi ve izni olmadan bir işlem yapılmamalıdır. Ülkenin güvenliği açısndan bu konu önemlidir” dedi.

Niyetleri perdeleniyor
TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Başkanı Ali Fahri Özten , Türkiye’deki yabancı şirketlerin ve Türk Ticaret Kanuna göre kurulmuş yabancı sermayeli şirketlerin edindiği taşınmazların takip edilmesinin son derece zor ve karmaşık olduğunu kaydetti. Türkiye’de yapılan çalışmaların gerçek kişilerin üzerinden yapılan çalışmalar olduğunu belirten Özten, şöyle konuştu: “Tapu ve Kadastro şirketlerin aldığı taşınmazları takip edemiyor. Türkiye’de 2000’den bu yana yaklaşık 8 bin parsel toprak satıldı ve bu toprak satışı cumhuriyet tarihinin en önemli miktarıdır.”

Önlem almak şart oldu
DYP Genel Başkan Yardımcısı Celal Adan ise, İsrailliler’in toprak alımı konusuna ilişkin yaptığı değerlendirmede Türkiye’de bilhassa tarım arazilerinin satılmasını son derece yanlış olduğunu belirtti.  “Küreselleşen dünyada tarım ürünleri ve tarımda verimlilik artık petrolün yerine geçmiş durumda” diyen Adan şöyle devam etti: “Ülkemizde  tarım arazilerinin yabancılara satılmasının son derece yanlış olduğunu düşünüyorum. AKP Hükümeti başta olmak üzere bütün kurum ve kuruluşlar bu konuda önlem almalıdır.”

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/newsdetail.asp?NewsID=5122

***

Paramanyaklar

Rahşan Ecevit: Toprak satışlarını eleştirenlere “paranoyak” diyenler için “paramanyak” demek acaba yanlış mı olur?

09.03.2007

 

Mardin, Şanlıurfa, Gaziantep, Hatay ve Kilis çevresindeki mayınlı arazilerin, ihale şartnamelerinde yapılacak oyunlarla İsraillilere verilmek istendiğini açıklayan Rahşan Ecevit, sert tepki gösterdi. Ecevit, “İsrail’in 49 yıl işleyeceği toprakların akıbetinin Filistin’e benzemeyeceği ne malum” dedi.

TSK temizleyebilir
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin işi üstlenmeye hazır olduğunu da vurgulayan Ecevit, hükümetin buna kulak tıkadığını kaydederek şöyle konuştu: “49 yıllığına kiralamanın satıştan ne farkı var? Ayrıca, toprak satışlarını eleştirenlere ‘Paranoyak’ diyenler için de ‘Paramanyak’ demek acaba yanlış mı olur?”


Filistin’e benzeyebilir
Rahşan Ecevit, “Toprak satışlarını eleştirenlere ‘paranoyak’ diyenler için ‘paramanyak’ demek acaba yanlış mı olur?” diye sordu


DSP’nin kurucu Genel Başkanı Rahşan Ecevit, güneydoğudaki mayınların temizlenmesine ilişkin ihale hazırlıkları nedeniyle hükümete tepki göstererek, “Bu ihale ile hükümetin, devlete hile yaptırarak onu küçük düşürmesi demek değil mi?” dedi. Ecevit, ayrıca, “Toprak satışlarını eleştirenlere ’paranoyak’diyenler için de ’paramanyak’demek acaba yanlış mı olur?” diye tepki gösterdi. Ecevit, yazılı açıklamasında, Mardin, Şanlıurfa, Gaziantep, Hatay ve Kilis çevresindeki mayınlı arazinin temizlenmesi için “Temizle-Kullan” modeliyle ihale hazırlıklarının başlatıldığını belirtirken, ihaleyi yabancı bir firmanın kazanmamasını dilediğini kaydederek şöyle dedi:

Yapılan ne kadar doğru

“Çünkü Mardin, Şanlıurfa, Gaziantep, Hatay ve Kilis illeri sınır illerimiz. ’Temizle de sonra sen kullan’ demek ne kadar doğru olur? Aslında TSK bu işi üstlenmeye hazır. Gerekli olan malzemeyi almak için devlet yardımda bulunursa bu işi çok kısa bir zamanda bitirebileceklerini söylüyorlar.”
Rahşan Ecevit, “Her ne kadar ihaleye açıyorlarsa da ihalenin şartnamesini İsrailli firmanın imkanlarına uygun hazırladıkları takdirde ihaleyi İsrailli firmanın alacağı muhakkak” diye konuştu. Şartnameye göre, temizleme maliyetini karşılayan firmanın bu toprakları tarıma açma hakkına da sahip olacağına işaret eden Ecevit, bu durumda İsrail’in bu toprakları 49 yıl süresince işleyeceğini vurguladı. Ecevit, “Daha sonra bu toprakların akıbetinin Filistin’e benzemeyeceği ne malum” dedi. Söz konusu toprakların kamulaştırılan ardından mayın döşenen araziler olduğunu ifade eden Ecevit, “Yıllardır da tarıma kapalı oldukları için kimyasal ilaç ve gübre ile kirletilmemiş ve organik tarıma elverişli özellikler taşıyor. Ayrıca bu bölge GAP çerçevesinde yapılması planlanan sulama kanallarıyla sulanacak ve önümüzdeki yıllarda daha büyük değer kazanacaktır” diye konuştu.

Bölge halkı da karşı

Bölge halkının da ihaleye karşı çıktığını anımsatan Ecevit, açıklamasını şöyle tamamladı: “Ama hükümet ısrarlı. Bu, hükümetin devleti, kendi halkını mağdur ederek yabancıya kazanç sağlamaya teşvik etmesi demek olmuyor mu? Bu ihale hükümetin, Devlete hile yaptırarak onu küçük düşürmesi demek değil mi? Zaten bir toprağın 49 yıllığına kiralanmasının satıştan ne farkı olabilir ki? Ayrıca, toprak satışlarını eleştirenlere ’Paranoyak’diyenler için de ’Paramanyak’demek acaba yanlış mı olur?”

Devlete hile yaptırılıyor
Sınırdaki mayınlı arazilerin İsraillilere verilmesine tepki gösteren Ecevit şu soruyu sordu: “Bu ihale hükümetin, Devlete hile yaptırarak onu küçük düşürmesi demek değil mi? 

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/newsdetail.asp?NewsID=5125

***