SİYONİZMİN KUTSAL İBADETİ: TERÖR (YAHUDİ OLMAYANLARIN  KATLİ)

 

Siyonizmde Nesiller Boyu Kin, Vahşet, Katliam

 

TEKVİN
BAB: 9
AYET: 20-25
S: 8
20Ve Nuh çifti olmaga basladi, ve bir bag dikti; "ve saraptan içip sarhos oldu, ve çadirinin içinde çiplak oldu,
22 Ve Kenânin atasi olan ham, babasinin çiplakligini gördü, ve disarda iki kardesine söyledi 23Ve Sam ile Yafet bir esvap alip onu kendi iki omuzlari üzerine koydular, ve geri geri gidip babalarinin çiplakligini örttüler; ve yüzleri geri olup babalarinin çiplakligini görmediler.
24Ve Nuh sarabindan ayildi, ve küçük oglunun kendisine yaptigini anladi. 25Ve dedi: Kenân lânetli olsun, Kardeslerine kullar kulu olacaktir.

Sâm, Hâm, Yâfet adinda üç oglu olan Nuh Peygamber, Tufan'dan sonra çiftçilige baslar. Bir gün, dikip yetistirdi bagin üzümlerinden yapilan saraptan içip sarhos olur, çadirinda çiplak olarak sizar. Onu bu durumda küçük oglu Hâm görür.(Muharref tevrattaki ekleme bir izah).

Iste bu olay onca yildir süren ve Ortadogu'ya rahat yüzü göstermeyen kanli kavganin, Tevrat'ça çikis noktasidir. Çünkü, Nuh (A.S.) ayildiginda oglu Hâm'in çadira girip kendini çiplak gördügünü anlayinca, son derece öfkelenir, ceza olarak Hâm'i oglu Kenan'i ve ondan türeyecekleri lanetler; Kenan soyunun, Sâm ve Yafet'in ogullarina kul köle olmasini diler.

Tevrat'in birinci kitabi "Tekvin'in dokuzuncu bölümü bu olayi anlatir, onuncu bölümü de okursak, lanetlenen Kenan soyunun olusturdugu kavimleri ögrenebiliriz. Bunlar: Gilgasi'ler, Amori'ler, Yebusi'ler, Hivi'ler v.s.

Filistinliler ise babasi Nuh (A.S.) tarafindan lanetlenen Hâmin öteki oglundan türeyen Kasluhi'ler kavmindendirler.

Nuh (A.S.)'in büyük oglu Sâm ile küçük oglu Yâfet'e gelince, babalarinin ayibini (çiplakligini) örttükleri için, onlar ve soylari lanetlenmez. Sâm'in ogullari Sinar (Mezopotamya) dolaylarina yayilirlar ve çogalirlar.

Iste bu Sâm ogullarinin onuncu kusagi olan Hz. Ibrahim Peygamber, Mezopotamya'nin Ur kentinde dogar, daha sonra Kenan Ülkesi'ne göç eder. Burada iki oglu olur. Bunlardan Ismail (A.S.) Hz. Muhammed (S.A.V.) Peygamber'in, Ishak (A.S.) da Israil ogullarinin dolayisiyla Musa (A.S.) Peygamber'in ceddidir.

Ishak (A.S.) oglu Yakub (A.S.),un on iki oglundan üreyerek olusan Israilogullari, kuraklik yüzünden göç etmek zorunda kaldiklari Misir'da, çok agir kosullar altinda yasarlarken, soydaslari Musa (A.S.)'ya Horeb'de (Sinan Dagi'nda) Allah seslenir.

- Bu izahlardan sonra Hahamlarin Tevrat'i bozarak ekledikleri Va'dedimis Topraklarla ilgili ayetler gelmektedir. Süt ve Bal akan diyar olarak belirtilen bu topraklar sözde tüm içindeki milletlerle beraber Israilogullarina miras olarak verilmistir.

VADEDILMIS TOPRAKLAR VE SINIRLARI

Siyonistlerin diger milletlere yaptiklari katliam ve zulümlere geçmeden önce "Vaadedilmis Topraklar sinirini" belirten M. Tevrat ayetlerini görelim.

TEKVİN
BAB: 17
AYET: 8
S: 14

8Ve senin gurbet diyarini, bütün Kenan diyarini, sana ve senden sonra zürriyetine ebedî mülk olarak verecegim. Bütün bu memleketleri sana ve zürriyetine verecegim ve senin zürriyetini göklerin yildizlari gibi çogaltacagim.

TEKVİN
BAB: 28
AYET: 13-14
S: 27
Üzerinde yatmakta oldugun diyari sana ve senin zürriyetine verecegim; 14ve senin zürriyetin yerin tozu gibi olacak, ve garba, ve sarka, ve simale, ve cenuba yayilacaksin; ve yerin bütün kabileleri sende ve zürriyetinde mubare kilinacaktir,
SAYILAR
BAB: 34
AYET: 1-12
S: 172
1Ve RAB Musaya söyleyip dedi: 2Israil ogullarina emret ve onlara de: Kenan diyarina girdiginiz zaman (size miras olarak düsecek olan bu diyar, sinirlarina göre Kenan diyari),3o zaman cenup tarafiniz Tsin çölünden Edom boyunca olacak, ve cenup siniriniz sarka dogru Tuz Denizinin ucundan olacak; 4ve siniriniz Akrabbim yokusundan cenuba dogru dolasacak, ve Tsine geçecek, ve onun uçlari Kades-barneanin cenubunda olacaklar; ve Hatsar-addara çikacak, ve Atsmona geçecek; 5ve sinir Atsmondan Misir vadisine kadar dolasacak, ve onun uçlari deniz yaninda olacaktir. 6Ve garp siniriniz büyük deniz ve onun kiyisi olacaktir; garp siniriniz bu olacaktir. 7Ve simal siniriniz bu olacak; büyük denizden Hor dagina kadar kendinize isaret koyacaksiniz; 8Hor dagindan Hamata girilecek yere kadar isaret koyacaksiniz; ve sinirin uçlari Tsedadda olacak; 9ve sinir Zifrona çikacak, ve onun uçlari Hatsar-enanda olacak; simal siniriniz bu olacaktir. 10Ve sark sinirinizi Hatsar-enandan Sefama kadar isaret koyacaksiniz: 11Ve sinir Sefamdan Ainin sark tarafindan Riblaya inecek; ve sinir inecek, ve sarka dogru Kinneret denizinin yanina dokunacaktir. 12Ve sinir Erdene inecek ve uçlari Tuz Denizi yaninda olacaktir. Çepçevre sinirlarina göre memleketiniz bu olacaktir.

Iste sinirlari çizilen bu kara parçasi Tevrat'ta, "Kenan Ülkesi" olarak adlandirilir.

TEKVİN
BAB: 16
AYET: 18
S: 13
18O günde RAB Abramla ahdedip dedi. Misir irmagindan büyük irmaga, Firat irmagina kadar, bu diyari, 19Kenileri, ve Kenizzileri, ve Kadmonileri, 20ve Hittileri, ve Perizzileri, ve Refalari, 21ve Amorileri, ve Kenânlilari, ve Girgasileri, ve Yebusiler senin zürriyetine verdim.
AMOS
BAB: 9
AYET: 12
S: 872
12Ta ki, Edomun bakiyesini, ve üzerlerine ismim cagirilan bütün milletleri mülk edinsinler, bunu yapan RAB diyor.
ÇIKIS
BAB: 23
AYET: 31
S: 77
31Ve Kizil Denizden Filistilerin denizine kadar, ve cölden Irmaga kadar sana hudut koyacagim; cünkü memleketin ahalisini sizin elinize verecegim;
TESNİYE
BAB: 12
AYET: 23-25
S: 189
23O zaman RAB bütün milletleri önünüzden kovacak. ve sizden büyük ve kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksiniz. 24Ayak tabaninizin basacagi her yer sizin olacak; siniriniz cölden ve Libnandan, irmaktan, Firat irmagindan garp denizine kadar olacaktir. 25Önünüzde kimse durmayacak; Allahiniz RAB, size söyledigi gibi, dehsetinizi ve korkunuzu ayak basacaginiz bütün diyar üzerine koyacaktir.
MEZMURLAR
BAB: 135
AYET: 10-12
S: 621
10Büyük milletleri vurdu, VE kudretli kirallari öldürdü, 11Amoriler kirali Sihonu, Ve Basan kirali Ogu, Ve bütün Kenan ülkelerini vurdu. 12Ve onlarin yerini miras, Kavmi Israile miras olarak verdi.

Öte yandan, bu Kenan Ülkesi'nin basta Filistin olmak üzere, Lübnan'i, Ürdün'ü, kismen da Suriye, Misir ve Anadolu'yu içerdigini, ayrica bir süre önce "Türkiye, yasam hakki sinirlarimiz içindedir" diyen bir Israil yetkilisinin sözlerini hatirlatmaliyiz.

TEKVİN
BAB: 13
AYET: 14-15
S: 11
14Sonra RAB Abrama dedi: Simdi gözlerini kaldir, ve bulundugun yerden simale ve cenuba ve sarka ve garbe bak; 15çünkü görmekte oldugun bütün memleketi sana, ve ebediyen senin zürriyetine verecegim.
MEZMURLAR
BAB: 2
AYET: 8
S: 540
8Iste benden ve miras olarak sana milletleri,
Mülkün olarak yeryüzünün uçlarini verecegim.

Sadece Kenan ülkesi va'dedilmemistir. Bu hükümlerin Siyonistler tarafından yapılan siyasi (ırkçı) yorumuna göre, bütün dünya topraklari Yahudi ırkına miras olarak verilmistir.

Bu vadedilen ülkenin hangi milletlerin anayurdu oldugu ve yurtlarinin ellerinden nasil koparilip alinacagi konusunda, Siyonistler tarafından siyasi amaçlarla kullanılan Tevrat pasajları ise şunlardır:

ÇIKIŞ
BAB: 20
AYET: 5
S: 73
Çünkü Ben; babalar günahini çocuklar üzerinde, üçüncü nesil üzerinde, ve dördüncü nesil üzerinde ariyan, bir Allahim.
TESNİYE
BAB: 7
AYET: 1-2
S: 184

1Allahin RAB, mülk olarak almak icin gitmekte oldugun diyara seni götürecegi, ve senin önünden çok milletleri, Hittileri, ve Girgasileri, ve Amorileri, ve Kenânlilari, ve Perizzileri, ve Hivileri. ve Yebusileri, senden daha büyük ve daha kuvvetli yedi milleti kovacagi; 2ve Allahin RAB onlari senin önünde ele verecegi, ve sen onlari vuracagin zaman; onlari tamamen yok edeceksin; onlarla ahdetmiyeceksin, ve onlara acimayacaksin;

 

MEZMURLAR
BAB: 137
AYET: 8-9
S: 622
8Ey sen, harap olacak Babil kizi, Bize karsilik ettiginin karsiligini, Sana verecek olana ne mutlu! 9Senin yavrularini tutacak, Kayaya çarpacak olana ne mutlu!
İŞAYA
BAB: 14
AYET: 25
S: 684
25Söyle ki, kendi memleketimde Asurluyu kiracagim, ve daglarimin üzerinde onu ayak altinda çigneyecegim.
TSEFENYA
BAB: 2
AYET: 5
S: 887
5Deniz kiyisinda oturanlarin, Keretiler milletinin vay basina! Ey Kenan, Filistiler diyari, Rabbin sözü size karsidir; seni yok edecegim, öyle ki, artik sende oturan kimse olmayacak.
TESNİYE
BAB: 32
AYET: 42-43
S: 212
42Öldürülmüs ve esir edilmis olanlarin kanindan, Düsmanlarin reislerinin basindan, Oklarimi kanla sarhos edecegim, Ve kilicim et yiyecek. 43Ey milletler, onun kavmi ile beraber sevinin; Çünkü kullarinin kaninin öcünü alacak, Ve hasimlarina intikamla karsilik verecek.
YEREMYA
BAB: 11
AYET: 22-23
S: 735

22Bundan dolayi ordularin Rabbi söyle diyor: Iste, ben onlari yoklayacagim; yigitler kiliçla ölecekler; ogullari ve kizlari kitlikla ölecekler; 23ve onlara bir bakiye kalmayacak; çünkü Anatot erlerine kötülük getirecegim, onlarin yoklanilma yilini getirecegim.

 

TSEFENYA
BAB: 2
AYET: 13
S: 887
13Ey Habesler, siz de benim kilicimla öldürüleceksiniz.
İŞAYA
BAB: 11
AYET: 14
S: 682
Ve garp tarafinda Filistilerin sirtina uçup atilacaklar; sark ogullarini birlikte çapul edecekler; Edam ve Moab üzerinde ellerini atacaklar ve Ammon ogullari onlarin sözünü dinleyecekler.
İŞAYA
BAB: 14
AYET: 21-22
S: 683
21Atalarinin fesadindan ötürü, onun ogullarini bogazlayacak yer hazirlayin da ayaga kalkmasinlar ve diyari kendilerine mülk edinmesinler, ve dünya yüzünü sehirlerle doldurmasinlar. 22Ve ordularin Rabbi diyor: Onlara karsi kalkacagim, ve adi, ve baki kalani, ve oglu, ve torunu Babilden kesip atacagim, Rab diyor.
SAYILAR
BAB: 23
AYET: 24
S: 160
Iste kavm: DISI ARSLAN gibi kalkiyor ve kendisini ARSLAN gibi kaldiriyor, Sikarini yiyinceye kadar, Ve öldürülmüs olanlarin kanini içinceye kadar yatmayacaktir.
MEZMURLAR
BAB: 2
AYET: 8-9
S: 540
8Iste benden ve miras olarak sana milletleri, Mülkün olarak yeryüzünün uçlarini da verecegim. 9Onlari demir çomakla kiracaksin; Bir çömlekçi kabi gibi onlari parçalayacaksin.

Siyonistler, aşağıdaki Tevrat pasajlarını da yine siyasi anlamda kullanır ve İsrail terörünü meşru göstermek için bunlardan yararlanırlar:

YEREMYA
BAB: 51
AYET: 19-20
S: 777
19Ve Israil onun mirasinin siptidir; ordularin RABBIDIR. 20Sen benim topuzum ve cenk silahlarimsin; ve seninle milletleri kiracagim ve seninle ülkeleri helak edecegim.
MEZMURLAR
BAB: 149
AYET: 7-8-9
S: 628
7Milletlerden öç alsinlar; Ve ümmetleri tedip etsinler; 8Onlarin kirallarini zincirlerle, Ve ileri gelenlerini demir bukagilar ile baglasinlar: 9Ta ki, yazilmis olan hükmü onlara karsi yürütsün
İŞAYA
BAB: 34
AYET: 8
S: 697
Çünkü Rabbin bütün milletlere öfkesi, bütün onlarin ordusuna kizginligi var; Çünkü Rabbin öç alma günü, Sion davasindan ötürü karsilik yili var.
TSEFENYA
BAB: 3
AYET: 8
S: 887
8Bundan ötürü ava kalkacagim güne kadar beni bekleyin. Rabbin sözü; çünkü hükmüm milletleri toplamaktir, ta ki ülkeler üzerine gazabimi, kizgin öfkemin hepsini dökmek için onlari bir araya getireyim; çünkü bütün dünya kiskançligimin atesi ile yutulacaktir.
İŞAYA
BAB: 14
AYET: 26
S: 684
Iste bütün dünyaya karsi tasarlanan tertip budur; ve bütün milletlere karsi uianmis olan el budur.
YEREMYA
BAB: 10
AYET: 10
S: 724
10Bak, bugün milletler üzerine, ve ülkeler üzerine, kökünden sökmek ve yikmak icin helak etmek ve yok etmek icin seni koydum.

YAHUDILERIN KENAN ÜLKESINDE GEÇMISTE YAPTIGI KATLIAMLAR

Sözde Yesu peygamberin önderliginde Israilogullari;

YESU
BAB: 8
AYET: 24-27
S: 223
24Ve vaki oldu ki, Israil kirda, kendilerini kovalamis olduklari, çölde Ay ahalisinin hepsini öldürmeyi bitirdigi, ve bitinceye kadar onlarin hepsi kiliçtan geçirildigi zaman, bütün israil Aya döndüler, ve onu kiliçtan geçirdiler. 25Ve o gün erkeklerden, ve kadinlardan düsenlerip hepsi, bütün Ay ahalisi on iki bin kisi idi. 26Çünkü bütün Ay ahalisini tamamen yok edinceye kadar Yesu kargiyi uzatmis olan elini geri çekmedi. Ancak Rabbin Yesua emrettigi sözüne göre Israil o sehrin hayvanlarini ve mallarini kendileri için çapul ettiler.

ESTER
BAB: 9
AYET: 5,16
S: 498

 

5Ve Yahudiler bütün düsmanlarini kiliçtan geçirdiler, ve öldürdüler, ve yok ettiler, ve kendilerinden nefret edenlere istedikleri gibi yaptilar.
II. TARIHLER
BAB: 36
AYET: 17
S: 464
17Ve onlara karsi Kildanilerin kralini çikardi ve onlarin makdisinde gençlerini kiliçla öldürdü, ve genç yigide, ere varmamis kiza, kocamis adama ve ak saçliya acimadi; Rab hepsini onun eline verdi.
YESU
BAB: 6
AYET: 21
S: 221
21Ve erkek ve kadin, genç ve ihtiyar, öküz ve koyun, ve esek, sehirde olanlarin hepsini kiliçtan geçirip tamamen yok ettiler.
HAKIMLER
BAB: 1
AYET: 5
S: 242
Rab Kenanlilari ve Periziileri onlarin eline verdi; Bezekte onlardan onbin adam vurdular. Fakat Adoni-bezek kaçti ve onun ardini kovaladilar ve onu tuttular ve ellerinin ve ayaklarinin bas parmaklarini kestiler.
HAKIMLER
BAB: 3
AYET: 16,22,29
S: 245
Ve Ehud bir arsin (45 cm.) uzunlugundaki kamasini çekti ve onu Moab krali Eglon'un karnina sapladi ve namlinin ardindan kabza da girdi ve namliyi yag kapladi. Çünkü kamayi karnindan çekmedi ve arkasindan çikti. Moabdan her biri kuvvetli ve her biri yigit adam olmak üzere on bin kisi kadar vurdular ve kimse kurtulmadi. 16ve kendilerinden nefret eden Yetmis besbin kisiyi öldürdüler.

Ve sözde Hz. Davud (AS) agzindan;

II. SAMUEL
BAB: 22
AYET: 38-43
S: 331
38Düsmanlarimi kovaladim, ve onlari helak ettim; Ve onlar bitmeyince geri dönmedim. 39Onlari telef ettim, ve onlari ezdim, ve artik kalkamadilar; Ve ayaklarimin altina düstüler, 40Cünkü cenk için bana kuvvet kusattin; Bana karsi ayaklananlari altimda çöktürdün. 41Düsmanlarimin sirtini da bana çevirttin, Benden nefret eyliyenleri de yok ettim. 43O zaman yerin tozu gibi onlari ezdim; Onlari sokaklarin camuru gibi ayak altina alip çignedim.

Dahası, bazı hükümler, savaştan ve katliamdan geri duran Yahudileri tehdit eder şekilde kullanılmaktadır:

YEREMYA
BAB: 48
AYET: 10
S: 772
10Rabbin isini gevseklikle yapan lanetli olsun; ve kilicini kandan alikoyan lanetli olsun. Katliam yapmayan, kan akitmayan Allah'in laneti ile tehdit edilmektedir.

Geçmiste yapilan katliamlar Yahudileri costuracak tarzda bir gurur vesilesi gibi muharref Tevrat'a alinmistir ve bunlar günümüzdeki katliamlarda bir kısım Siyonist Yahudiler tarafindan örnek alinmaktadir. Ancak gerçek dindar Yahudiler böyle bir şey yapmazlar, nitekim dini inançlarının İsrail terörüne destek sağlamak için kullanılmasını şiddetle kınamaktadırlar. (Bkz. Siyonizme Karşı Çıkan Dindar Yahudiler bölümü)

TESNİYE
BAB: 6
S: 183
Rab, "taslari demir ve daglari bakir olan bu diyari sana verecek ve sen onlari isleyeceksin."
YESU
BAB: 9
S: 224
Yok edemeyecegi milletlerden arta kalan, yani, Israilogullari'nin büsbütün yok edemedikleri çocuklari senin için angaryaci kullar olacaktir.

VADEDILMIS TOPRAKLARDAKI MILLETLERE KARSI YAPILANLAR

David Ben Gurion

Filistinde Israil Devletinin kurulusunu hazirlamis ve ilk basbakanlik görevini üstlenmistir. Sosyalist Mapai Partisinin önderidir.

Gurion'un Polonya'da çocuklugunu geçirdigi ev "Siyonist Haskalah" adli akimin gelistirildigi bir yerdi. Hareketin ana düsüncesi "biz artik gettolarda yasamayalim. Kendi mukadderatimizi tayin edelim ve esas yurdumuzda diger irklardan üstün bir irk olan Israil ogullarina va'dedilen ve Yahudilerin burada yasayan irklari katledecekleri, soy kirimina ugratacaklari topraklar- Eretz Israil- bir devlet kuralim."

Yahudilerin bir an önce Filistin'de toplanip kendi devletlerini kurmalari gerekiyordu. David Ben Gurion için mesele bu kadar basitti.

Siyonizm İngiliz desteğiyle doğdu ve büyüdü. Ingiltere Disisleri Bakani Lord Arthur James Balfour'un büyük bankaci ailesi Rothschild'larin Ingiltere kanadinin temsilcisi Lord Walter Rothschild'a (Yahudidir) yazdigi 2 Kasim 1917 tarihli mektubunda "Majestelerinin hükümeti Filistin'de Yahudi halki için milli bir yuva kurulmasini müsbet karsiliyor ve bu amacin gerçeklestirilmesini kolaylastirmak için elindeki bütün imkanlari kullanmaya hazir bulunmaktadir" diyordu.

16 Mayis 1916 tarihli Sykes - Picot Antlasmasina göre Beyrut, Sur ve Sayda sehirlerini içeren Kuzey Filistin Fransa'ya; Yafa, Hayfa, Tel-Aviv gibi sahil sehirleri dahil tüm Güney Filistin Ingiltere'ye birakiliyordu. 1918'de Osmanlilar'in geri çekilmesiyle bu paylasma uygulandi. Filistin'deki Ingiliz mandasi buraya Yahudi göçünü arttirdi. Yahudiler Filistin'de gayrimenkuller elde etti ve Yahudi sirketlerine imtiyazlar tanindi. (O zamanlar Sömürgeler BakanininWinston Churchill oldugunu hatirlatmakta yarar var. Sömürge sekreteri de Possfield adli Siyonist bir Yahudidir.

Yahudilerin Filistinde çogalmasina karsi çikan Araplar Ingiliz askerleri eliyle katledildi. 50 bin Arap öldürüldü. Bundan öfkeye kapılan bazı Araplar ise suçsuz Yahudilere saldırdılar ve katliamlar gerçekleştirdiler. Siyonizm her iki halka da ölüm ve acı getirdi.

Siyonistlerin bir Yahudi Devleti'nin kurulmasi için zorunlu gördükleri asgari unsurlar sunlardi: Ürdün Nehri'nin Suriye ve Lübnan'daki baslangiç noktalarini; Sayda'ya kadar Güney Lübnan'i, Güney Ürdün'deki Maan'a kadarki Hicaz Demiryolu'nun geçtigi alani ve Akabe Körfezi'ne uzanan kismi kaplayan bir ülke.

Amerikan Siyonistlerinin 1942'de ABD'de yaptiklari kongre ertesinde Siyonist hareketin önderi Ben Gurion ABD ile ittifak yapti ve BM oylamasinda Amerikan destegini aldi. Ayni dönemde "Haganah"in - Israil Ordusunun sefi oldu. 1948'de devletin ilanindan sonra sinirlarinin tesbit edilmesine karsi çikan tek devlet olan Israil'in sürekli yayilmasinin en etkili araci "Haganah" oldu.

Yahudiler Birlesmis Milletleri tesirleri altina alarak 29 Kasim 1947'de Genel Kurulda alinan kararla Filistinin üçte ikisine oturdular. Israil devleti 14 Mayis1948 gecesi kuruldu. Ben Gurion Sosyalist MAPAI partisi ile iktidara gelerek basbakan oldu.

Sinirlarinin belirtilmesine itiraz eden tek devlet Israil'dir.

"Amerikan bagimsizlik beyannamesini elinize aliniz. Hiçbir sinirdan bahsedilmiyor." Israil Devletinin sinirlarini tesbit etmek mecburiyetinde degiliz."

Kaynak: Jerusalem Post I0. Agustos. 1967

Aynı yıl içinde İsrailli silahlı birlikler Araplara karsi, ilan edilmemis bir savasa baslayarak bölgede temizlik faaliyetlerine giristiler. Haganah, Stern, Irgun, Tz'vai, L'umi, Palmah gibi Siyonist terör çetelerinin, Araplara karsi yaptigi saldirilarin sayisi üç ay gibi kisa bir zamanda ikibini buldu.

Haganah çetesi Aralik 1947'de Kuvazza'da, Mart 1948'de Salama'da, Nisan 1948'de Biyer Abbas'ta ve Kastel'de, Yaffa ve Akra'da sivil halka saldirdi. 9 Nisan gecesi Menahem Begin tarafindan yönetilen Stern çetesi ve Irgun çetesi Deir Yassin Arap köyüne saldirarak, daha önce de yaptiklari gibi genç, yasli, çocuk, hamile, bebek demeden 254 Arabi katletti.

Yahudi terörü bölgedeki Arap halkini dehset içinde birakmayi amaçliyordu. Terörün propagandasi yapiliyor, katledilen Araplarin resimleri çekiliyor, çogaltiliyor ve köylere gönderiliyordu. Resimlerin altina "terketmezseniz, sizin sonunuz da böyle olacak" diye yazilar yaziliyordu.

Katil Menahem Begin daha sonraları bu katliam hakkinda "Bu kiyim çok hakli çikti. Deir yassin zaferi olmadan Israil de olmazdi." diyecekti.

Israil ordusu, 1956 yilinin 29 Ekim gecesi savas ilan etmeden Misir'a saldirdi. Firsattan yararlanan Fransa ve Ingiltere de savasa katildi.

1967 yilinda İsrail tekrar savas çikartti. Misir, Suriye ve Ürdün'e saldirdilar ve Sina yarimadasi, Gazze seridi, Bati Seria ve Golan tepelerinin bulundugu 60 bin kilometre karelik alan ele geçirildi.

Yillar önce, siyonizmin babasi olan Avusturya Yahudisi gazeteci Theodor Herzl, Filistin'de bir yahudi devleti kurmak için yapilmasi gerekenleri siralarken sunlari söylüyordu: "Örnegin bir ülkeyi vahsi canavarlardan temizlemek zorunda kaldigimizi düsünelim; bu durumda görevimizi besinci yüzyil Avrupalisi gibi yapamazdik. Mizragi elimize alip ayilarin izini süremezdik, kocaman bir av partisi yapar, hayvanlari bir araya getirir ve ortalarina bir bomba atardik."

Menahem Begin de söyledikleri ve yaptiklariyla Herzl'in iyi bir ögrencisi oldugunu göstermistir. Begin, "Filistinlileri izleyecegiz ve her yere karada, denizde ve havada- öldürecegiz" diyordu.

SİYONİZM TARİHİNİN KARANLIK BİR SAYFASI: NAZİLERLE İŞBİRLİĞİ

Hitler Almanyasinin suçsuz Avrupa Yahudilerini toplu olarak katlettigi dönemde, Siyonistler Hitler'e ekonomik ve siyasal yardimlarda bulunmuslardi. Federal Almanya'da yayinlanan Spiegel dergisinin de belirttigi gibi, siyonistler Nazilerin iktidari ele geçirisini kendileri için olaganüstü bir tarihsel olanak olarak görmüslerdi.

1933 Mayis'inda, siyonist Anglo-Palestine Bank fasist Almanya'nin ekonomi bakanligiyla dogrudan bag kurmustu. Görüsmelerden sonra. iki taraf arasinda 23 Agustos'ta bir transfer anlasmasi imzalanmisti. Bu anlasma daha sonraki pekçok ekonomik ve siyasal isbirligi için de bir zemin olusturmustu. Siyonistler, Tel-Aviv'de kurduklari Trust and Transfer Office Haavara adli sirketle, Filistin'e getirilen Alman mallarinin tekel hakkini almislardi. Böylec nazilerin Orta Dogu bölgesinde genis pazar olanaklarina kavusmasini saglamislardi. Döviz islemleriyle ilgilenen Alman bürosu 7 Aralik 1937'de sunlari açikliyordu: "Filistin'e dissatima dayali transfer islemleri 1933'ten beri yaklasik 70 milyon altin mark kär getirmistir. "Bu rakama, Filistin'e transfer edilen Yahudi sermayesinden dogan büyük kârlar katilmamistir.

Siyonist-Nazi isbirligi bu kadarla da kalmamistir. Siyonist olmayan Yahudi kuruluşlarının Alman mallarina boykot uygulanmasi için çagri yaptigi günlerde nazilere el uzatan yine siyonistler olmustur. Siyonistler, Alman, silah yapimcilarina döviz kaynagi saglamislardi. Albert Norden, So werden Kriege gemacht (Savaslar Nasil Yapilir) adli kitabinda bu konu açiklik kazandirmistir. Norden, International Nickel Trust adli sirketin Almanya için stratejik önemi olan hammaddeleri sagladigina dikkat çekmistir. Siyonist sermayedarlarin denetiminde olan bu sirket kapitalist ülkelerdeki nikel üretiminin yüzde 85'ine sahip durumdaydi. Hitler'in iktidara gelmesinden bir yil sonra IG Fabrenin dustrie adli Alman sirketiyle, sözkonusu sirket arasinda bir anlasma imzalandi. Anlasmada, Almanya'nin nikel üretiminin yaridan fazlasinin International Nickel Trust tarafindan karsilanmasi öngörülüyordu. Almanya böylece yüzde 50 oraninda döviz tasarruf etmis olacakti. Konuya iliskin kanitlar Nurnberg durusmalarinda ayrintilariyla ortaya çikmistir.

İSRAİL'İN FİLİSTİNLİLERE KARŞI YÜRÜTTÜĞÜ UZUN VADELİ SOYKIRIM

"Seçkin halk" düsüncesi ve Yahudilerin her zaman baskalarindan üstün oldugu yönündeki inanç, Israil politikasinin ayrilmaz bir parçasini olusturmustur. Israil'in siyonist önderliginin jeopolitigi "goyimrein" adi verilen ve "topraksiz halk için halksiz topraklar" elde etmeye dayanan bir politikadir. Pratikte bu politika, ele geçirilen topraklardan "seçkin" olmayan herkesi kovmak, anlamina gelmektedir. Siyonistlerin 'tarihsel vatan" adini verdikleri Filistin halksiz bir ülke olmadigina göre, siyonist planlar Filistin'de Yahudi olmayan halk için dayanilmaz kosullar yaratmayi ön görmektedir.

Taninmis Ingiliz tarihçisi Arnold Toynbee de, Montreal'da Mc Gill Universitesinde vermis oldugu konferansta bu gerçege isaret etmistir, Toynbee, uluslararasi hukuk açisindan, Yahudilerin Filistinli Araplara karsi davranislarini, Nürnberg durusmalarinda "Avrupa'daki Yahudilerin naziler tarafindan kitle halinde imhasi" olarak nitelenenen davranislardan hiçbir farki olmadigini belirtmistir.

1982 yilinda Lübnan'a karsi girisilen saldiri da tüm dünyanin gözleri önünde gerçeklesen bir katliamdi.

Israil 6 Haziran 1982'de Lübnan'a saldirdi. Dayan, alti gün savasinin ertesinde sunlari söyleyerek bu saldiriyi da açiklamis oluyordu: "Alti gün savas kusagi, Süveys Kanali'na, Ürdün'e, Golan tepelerine ulasabilmistir. Bu son degildir. Bugünkü ateskes hatlarindan sonra yeni hatlar olusacak, bunlar Ürdün'ü kusattiktan sonra Lübnan'a ve Suriye ortalarina kadar ulasacaktir."

Israil ordusunun Lübnan'a saldirisi sirasinda Sabra ve Satilla göçmen kamplarinda yasayan sivillerin topyekün katledilmesi, Guernica, Oradour, Khatyn ve Treblinka katliamlarinin yani sira tarihe geçecek denli ürperticidir. Bu katliam, Israil yöneticilerinin, dün oldugu gibi bugün de sivil-asker ayirimi yapmadan öldürmek için büyük bir istaha sahip olduklarini göstermistir.

Filistin sorununun "nihai çözüm"e kavusturulmasi için tasarlanan bu canavarca planin uygulamaya konulmasi tüm dünyanin gözleri önünde yapilmaktadir. Bir Mozambik gazetesi olan Noticias sunlari yazmaktadir: "Lübnan'da her gün yüzlerce sivil öldürülmektedir. Halkin kasitli bir biçimde yokedilmesinin, gerçek bir soykiriminin tanigiyiz." Israil'in Lübnan'a saldirisi sirasinda 70 bin Lübnanli ve Filistinli Arap yaralandi ya da öldürüldü. Lübnan'in köyü ve kentleri, Filistililere ait göçmen kamplari yakilip, yikildi. 15 -16 Agustos 1982 tarihinde, Lefkose'de, Israil'in Lübnan ve Filistin Halklarina Karsi Isledigi Suçlari Sorusturma Uluslararasi Komisyonu toplandi. Komisyon bir rapor hazirlayarak, Israil'in Beyrut'u ele geçirisi sirasinda islenen suçlari belgeledi. Israil uçaklarinin sivil yerlesim yerlerini, hastaneleri, okullari ve çocuk bakimevlerini sürekli bombalamis, Beyrut'un önemli bir bölümü ile Tire, Nebatiye Sayda gibi kent ve köyler yerle bir edilmis, birçok büyük Filistin Mülteci kampi haritadan silinmisti. Alti yüz bin Lübnanli evsiz, susuz, elektriksiz ve yiyeceksiz birakilmisti. Israil birlikleri aç insanlara yapilan gida yardimini engellemisti. Bunlar sivil halka karsi kasitli olarak yapilan askeri eylemlerdi.

Uluslararasi Kizilhaç ve Kizilay bayragini tasiyan binalar sistematik olarak bombalanmisti. Uluslararasi, Lübnan ve Filistin Kizilhaçlarina kan ve ilaç ulastirilmasi yasaklanmisti. Lübnan'in Juniye limaninda ilaç, asi, kan plazmasi ve hastane donanimi bosaltmakta olan Bati Alman Flora gemisi Israil uçaklarinin ve topçusunun saldirisina ugramis, roket atesine tutulmustu.

Israil uçaklari oyuncak, elma, muz ambalajina gizlenmis bombalari Lübnan topraklarina atmislardi. Çocuklar ellerine aldiklari bu "oyuncak" ya da "meyva"larin patlamasiyla yasamlarini yitirmislerdi.

Dr. Franklin Lamp Komsiyon'a Beyrut'ta bulmus oldugu fosfor bombasi ve bilyali bomba parçalarini verdi. Insan gövdesini kalbura çeviren bilyali bombalar Beyrut'un isgali sirasinda genis ölçüde kullanilmisti. Beyrut'ta görev yapmis Yunanli ve Kanadali doktorlar da, fosfor bombalarinin atesiyle kavrulmus ya da sarapnel ve bilyali bombalarla delik desik olmus insanlari ameliyat ettiklerini anlatmislardi.

Israil okullarinda yilda 272 saat askeri egitim yaptirilir. Sekiz yillik temel egitiminin bir amacı da, gençlerin soven bir ruhla yetistirilmesi ve Yahudi olmayan herkesten nefret etmelerinin saglanmasidir. Son yillarda okullarda okutulan "Ulusal Bilinç" dersleri de ayni amaci paylasiyor. Dolayisiyla Israil okullarinda "Araplara ne yapmak gerek" sorusu soruldugunda, çocuklarin, hiç duraksamadan "öldürmeli" diye bagirabilmesine sasmamak gerekir.

Yarin Yayinlari - Siyonizm ve Filistin trejedisi adli kitaptan alinti yapilmistir

Dogdugu anda kendini fanatik bir ortamda bulan ve ilk yaslarindan baslayarak, siki bir sekilde Siyonist ideolojinin kati, çarpik egitimi ile yetistirilen Siyonist Yahudiler, çarpık bir din ve milliyet anlayışı geliştirmekte ve en acimasiz katliamlari bile sanki bir ibadet yapiyor mantigi ile gerçeklestirebilmektedir. Ilk aldigi egitimle diger irklardan üstün oldugu ve onlara karsi savasmasi gerektigi beynine islenmektedir. Bu telkinlerin tabii sonucu olarak yapacagi katliamlara milli görev düsüncesi ile bakan fanatik İsrailli, karsisinda hayvan olarak gördügü insanlari, yasli, genç, kadin, erkek, hamile, bebek demeden yok etmektir.

Siyonistlerin terör taktigi, Filistinlilerin topyekün imhasindan evlerinde kovulmasina, sistematik iskenceden kisisel teröre kadar çesitlilik gösterir. Örnegin Israil Gizli Servisleri'nin önemli bir görevi de, istenmeyen kisileri öldürmek ve bu eylemi "Filistinlilerin Terörist Eylemi" olarak dünyaya duyurmaktir. Fransiz gizli servisi Surete Generale'in, Fransa'da yaptigi bir antiterörist operasyonda, "Filistinli" olduklari öne sürülen teröristlerin Israil gizli servisi -Mossad-in hazirladigi senaryoya göre çalistiklari ortaya çikmistir.

Dünyadaki siyonist örgütler arasinda terörle en fazla iç içe olan Yahudi Savunma Birligi adli örgüttür. Lideri Haham Meir Kahane Amerikan Newyork Times gazetesine verdigi demeçte, örgütün yalnizca ABD'de 50 subesi ve 14 bin üyesi oldugunu açiklamistir.

Milletlerasi Kizilhaç kurulusunun 1969'da Istanbul'da yaptigi 21. konferansta Hebron, Jenin, Tulkarm ve Nablus kentlerindeki cezaevlerinde Filistinlilere Yahudilerin yaptigi iskenceler görüsüldü. Delilleri ortaya çikarilarak ispatlanan iskence türleri sunlardir.

- Tutuklulari, ayaklarina agirliklar bagli oldugu halde, bilinçlerini yitirinceye dek askida tutmak.

- Vücutta sigara söndürmek

- Cinsel organlara sopa ile vurmak

- Tutuklularin üzerine köpek saldirtmak

- Tutuklunun sakaklarina, agzina, gögsüne ve hayalarina elektrik vermek.

Kudüste'ki Hebrew Üniversitesinden Profesör Israil Shahak: "Biz Yahudilere göre yalnizca biz insaniz, dolayisiyla Tevrat hükümlerinde isaret edildigi gibi Yahudi olmayanlar yalan söylediklerinden, yalnizca Yahudilere inanilmalidir. Bir Yahudi kendine Suriyelilerin iskence yaptigini söylüyorsa, onun tanikligi yeterlidir. Ama bir Filistinli kendisine Yahudilerin iskence yaptigini söylerse ona inanmamalidir, çünkü Yahudi degildir. "

Irkcı bir örgüt olan Gush Emunim isgal altindaki topraklara yerlestirilen Yahudiler tarafindan kurulmustur. Örgütün kurulusu Genel Kurmay Baskani Raphael Eitan'in özel izniyle oldu. Eitan, "yerel savunma" ihtiyacini öne sürerek, Gush Emunim örgütüne bagli subaylarin yönetiminde yari askeri bir örgütün dogmasina izin verdi. Örgüte bagli birlikler yasal yollardan oldugu kadar, yasadisi yollardan da edindikleri silahlarla donatilmis durumdadir. Yedioth Aharonoth adli gazetenin 8 Mayis 1980 günlü haberine göre, Bati Seria'da yerlesmis olan Yahudilerce toplanan özel bir konferansta, "askeri otoritelerden bagimsiz bir güvenlik sisteminin" kurulmasi kararlastirildi.

Bu "sistem" asker saglayan düzenli ordudan baskasi degildir; görevi de Arap kent ve köylerinde katliamlar düzenlemektir.

Begin: "Siz Israilliler, düsmani yokederken acimamalisiniz. Harabeleri üzerinde kendi uygarligimizi kuracagimiz Arap kültürü denen seyi yokedene kadar onlara hicbir sempati duymamalisiniz,"

"Bu ülkede iki halk için yer olmadigini anlamaliyiz. Tek çözüm Araplardan arinmis bir Filistin'dir... Istisnasiz tüm Araplari komsu ükelere göndermekten baska yol yoktur. Tek bir Arap köyü, tek bir Arap kabilesi bile kalmamalidir..."

Israil Savunma Bakanligi'nin resmi bir genelgesinde, Israil ordsunun Bashahami su tavsiyede bulunuyor: "Birliklerimiz, savasta ya da özel bir baskinda, sivil halkla karsilastiginda, herkesi öldürmelidir."


http://www.harunyahya.org/kitap/YahudilikveMasonluk/yvm4.html#b9

 

Siyonizm'in Kutsal Terörü

 

 

 

***

Kenan Diyarının Etnik Temizliği

 

Kitabın başından beri incelediğimiz gibi, Kuran'ın İsra Suresi'nin başında haber verilen "İsrailoğulları'nın ikinci yükseliş ve bozgunculuğu", Yahudi geleneğindeki Mesih inancına karşılık gelmektedir. Kuran'da, İsrailoğulları'nın bozgunculuk özelliği şöyle bildirilir: "Kitapta İsrailoğullarına şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yeryüzünde iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz." (İsra Suresi, 4)

Bu bozgunculuğun iki ayrı boyutu vardı. Biri, global olanıydı: 20. yüzyılı kasıp kavuran savaşların önemli bir bölümünün ardında, "İsrailoğulları"nın büyük rolü olduğuna değindik. I. ve II. Dünya Savaşları'nda, Vietnam Savaşı gibi bölgesel savaşlarda ya da Amerikan kaynaklı dış müdahale/terör geleneğinde Yahudi önde gelenlerinin politik kurumunun, yani CFR'nin büyük etkisinin olduğunu gördük. 11. bölümde, İsrail'in Üçüncü Dünya'yı saran terör ağını daha ayrıntılı olarak inceleyeceğiz.

Bozgunculuğun ikinci boyutu ise daha dar kapsamlıydı; yalnızca Kutsal Topraklar'a yönelikti. Yahudiler, Mesih Planı'nın 500 yıl süren ilerleyişi sonucunda Kutsal Topraklar'a döndüklerinde orayı boş olarak bulmadılar. Kutsal Topraklar'da Müslüman Araplar yaşıyordu. Bu kuşkusuz bu toprakları kendi ırklarının malı olarak gören Yahudi önde gelenleri için kabul edilemez bir durumdu. Kutsal Topraklar, tüm Yahudi-olmayan unsurlardan temizlenmeliydi.

Zaten Mesih Planı'nın temelini oluşturan Yahudi kutsal kaynakları bu konuda yeterince aydınlatıcı oluyorlardı. M. Tevrat'ın yüzlerce ayeti, sözde Yahudi ırkına ait olan Kutsal Topraklar'ın (Kenan diyarı) nasıl "temizlenmesi" gerektiğini detaylarıyla anlatılıyordu. Bu ayetler, İsrail devletinin Mesih Planı içinde uygulaması gereken bir başka kehaneti oluşturdu.

 

M. Tevrat'ın Katliam Emirleri

Eski Ahit'in Tesniye kitabında, 7. Bap şöyle başlar:

Allahın Rab, mülk olarak almak için gitmekte olduğun diyara seni götüreceği ve senin önünden çok milletleri, Hittileri ve Girgaşileri ve Amorileri ve Kenanlıları ve Perizzileri ve Hivileri ve Yebusileri, senden daha büyük ve kuvvetli yedi milleti kovacağı; ve Allahın Rab onları senin önünde ele vereceği ve sen onları vuracağın zaman; onları tamamen yok edeceksin; onlarla ahdetmeyeceksin ve onlara acımayacaksın ve onlarla hısımlık etmeyeceksin; kızını onun oğluna vermeyeceksin ve onun kızını oğluna almayacaksın... Çünkü sen Allahın Rabbe mukaddes bir kavimsin; Allahın Rab, yeryüzünde olan bütün kavimlerden kendine has bir kavim olmak üzere seni seçti.

I. Samuel kitabı 15. Bap'ın başında ise şu ayet yer alır:

Orduların Rabbi şöyle diyor: Amalek'in İsrail'e yaptığını, Mısır'dan çıktığı zaman yolda ona karşı nasıl durduğunu arayacağım. Şimdi git, Amaleki vur ve onların herşeylerini tamamen yok et ve onları esirgeme ve erkekten kadına, çocuktan emzikte olana, öküzden koyuna, deveden eşeğe kadar hepsini öldür.

Ayetlerde geçen Hittiler, Yebusiler, Amalekler gibi kavimler, M. Tevrat'ın yazıldığı dönemlerde Ortadoğu'da bulunan toplumlardır. Bu nedenle bu ayetlere (ve M. Tevrat'ın içindeki yüzlerce benzerlerine) göz atan pek çok kişi, tarihin derinliklerinde kalmış birer şiddet olayının hikayesini okuduğunu sanabilir. Oysa gerçek böyle değildir... İsrail'in "güvercin" siyasetçilerinden Amnon Rubinstein, şu satırları yazıyor:

Gush Emunim'in kullandığı lisanda, günümüzdeki Araplar; Yebusiler'dir, Amalekler'dir ya da Kenan diyarının Tevrat tarafından lanetlenen yedi kavminden herhangi birisidir... Tesniye'de, 'geride hiç bir şey kalmayacak şekilde' Amalek'i yok etmek üzere verilen emir, doğrudan bugünkü Araplar'a yönelik olarak yorumlanmaktadır... İsrail'in savaşları da bu çerçevede anlaşılmakta ve bu savaşlarda bu 'yeni Amalekler'e karşı insancıl davranılmaması gerektiği söylememektedir. Haham Menachem M. Kasher, 1967 savaşından sonra yazdığı bir yazıda, Tevrat'ın 'onları sizin önünüzden yavaş yavaş azaltacağını ve yurtlarına sizi yerleştireceğim' şeklindeki ifadesinin, İsrail'in Araplar'la olan ilişkisini tarif ettiğini yazmıştır... Bar Ilan Üniversitesi'nden Haham Israel Hess, daha da ileri gitmiş ve 'Tanrı'nın Amaleklere karşı girişilen savaşa bizzat katıldığını' söylemiştir. Israel Hess'in konuyla ilgili yazısının başlığı ise, 'Tevrat'ın katliam emirleri'dir.

Kısacası, M. Tevrat'ın katliam emirleri, tarihi birer bilgi değil, günümüzdeki Araplar'a yönelik bakış açısının kaynağıdır. İsrail'in resmi ideolojisini üreten Gush Emunim, bu ayetleri böyle yorumlamakta, İsrail ordusu da buna göre davranmaktadır. Gush Emunim'in yaptığı bu yorum, İsrail devlet aygıtı tarafından da yıllar boyu topluma telkin edilmiştir. Roger Garaudy, bu konuya dikkat çekerek şöyle der:

Bugün 'kutsal savaş'ı körüklemek amacıyla askeri hahamlar tarafından durmaksızın dile getirilen ve İsrail'de okullarda ders kitabı olarak okunan Yeşu'nun Kitabı (Eski Ahit'in Yeşu bölümü), ele geçirilen ülkelerde halkın kutsal amaçla yok edilmesi ve herkesin 'erkekler gibi kadınların da, çocukların da, ihtiyarların da kılıçtan geçirilmesi' üzerinde ısrarla durmaktadır.

İsrail devletinin Yeşu'nun Kitabı'nı kullanarak yaptığı beyin yıkama etkili olmuştur. İsrail'de Tel-Aviv Üniversitesi psikoloji uzmanı G. Tamarin tarafından yapılan bir testte, 4. ve 8. sınıf öğrencilerine, Yeşu Kitabı'nda anlatılan tarihi Eriha katliamıyla ilgili ayetler dağıtılmış ve şu soru sorulmuştur: "İsrail ordusu savaş sırasında bir Arap köyünü ele geçirdiğinde, Yeşu'nun Erihalılar'a yaptığını Arap halka yapmalı mıdır?" Bu soruya "evet" cevabı, % 66 ve % 95 arasında değişmiştir. (Anketi yapan ve yayınlayan Tamarin de üniversiteden atılmıştır.) Roger Garaudy, Yeşu Kitabı'nın ve genel olarak M. Tevrat'ın İsrail terörünün kaynağı olduğunu şöyle vurgular:

Siyasi Siyonizm, 'vaad' kavramını ve bu vaad'in gerçekleşmesi için kullanılan yöntemleri Yeşu'nun kitabından çıkarmıştır. Buna göre, Tanrı, Yeşu peygambere diğer halkları yok etme emri vermiş, Yeşu da bu emri yine Tanrı'nın yardımı ile yerine getirmiştir. Aynı şekilde 'seçilmiş halk' ve Nil'den Fırat'a uzanan 'Büyük İsrail' gibi kavramlar da Yeşu'nun kitabına dayalı olup Siyasi Siyonizmin temel ideolojisidir.

Bu nedenle de İsrail'in onyıllardır uyguladığı devlet terörü, Livia Rokach'ın kullandığı isimle "kutsal" bir terördür. Mesih Planı'ndaki bir kehanetin yerine getirilişidir çünkü...

İsrail'in Kutsal Terörü

... 80-100 kadar erkek, kadın ve çocuk öldürülmüştü. Çocukları kafalarına sopalarla vurarak öldürdüler. Her evden en az bir kişinin canına kıyıldı. Köylerde erkek ve kadınlar yiyecek ve su verilmeksizin evlere kapatıldılar. Sonra da sabotajcılar gelip evleri havaya uçurdu. Bir kumandan, bir ere emir vererek, havaya uçurmak istediği bir evin içine 2 kadın kapatmasını söyledi. Bu arada bir asker, öldürmeden önce bir Arap kadının ırzına geçtiğini anlattı. Yeni doğmuş bir çocuğu olan Arap kadınına birkaç gün süreyle etraf temizlettirildikten sonra kadın ve çocuk öldürüldü. 'Harika bir adam' diye nitelenen iyi yetiştirilmiş, iyi bir eğitim görmüş kumandanlar, aşağılık katiller haline gelmişti. Hem de gelişen korkunç olayların içinde ister istemez bu duruma düşmüş değillerdi. Aksine soykırımı ve yoketme metodlarını bilinçlice kullanıyorlardı. Onlara göre dünyada ne kadar az Arap kalırsa, o kadar iyiydi...

Üstteki satırlar, İsrail'in Davar gazetesinin 9 Haziran 1979 tarihli sayısında yayınlandı. Yazılanlar, 1948'de Dueima adlı Filistin köyünün ele geçirilmesi sırasında yapılanlara tanıklık eden İsrailli bir askerin katliam hatıralarıydı.

Önemli olan bu satırlarda anlatılanların, istisnai bir terör eylemini değil, İsrail'in kutsal terörünün sıradan bir örneğini tarif etmesidir. İsrailliler, Ortadoğu'da, önce Haganah, Irgun, Stern gibi terör örgütleriyle sonra da doğrudan İsrail ordusu aracılığıyla tarihte eşine zor rastlanır bir terör uygulamışlardır. Bu terör, başka herhangi bir devlette olabileceği gibi bazı fanatiklerin istenmeyen taşkınlıkları değil, sistemli bir devlet politikasıdır.

Ancak çoğu zaman yalnızca buzdağının suyun üstündeki kısmı gözükür. Çünkü İsrailliler, her zaman olduğu gibi, bir yandan terör uygularken bir yandan da kendilerini "mağdur" gibi göstermeyi çoğu kez başarırlar. Batı'daki, özellikle de ABD'deki büyük medya ise, Noam Chomsky'nin sürekli vurguladığı gibi, İsrail'in bu politikasına destek olur. New York Times, Washington Post gibi "Yahudi gazeteleri", İsrail'i kurban, Arapları saldırgan göstermek için Chomsky'nin ayrıntılarıyla gözler önüne serdiği "beyin yıkama" yöntemleri kullanmışlardır yıllarca.


İsrail'in kuruluş günlerinde Yahudi terör timleri Arap nüfusa karşı büyük bir etnik temizlik uyguladılar. Üstte, o günlerde Yahudilerce okul otobüsü kurşunlanmış bir Arap çocuğu.

Bunlara rağmen, İsrail'in büyük terörünün örnekleri ortaya çıkmıştır. Bunlar, dediğimiz gibi, birer örnektir ve gizli kalmış daha yüzlerce benzeri olay hakkında bize fikir vermektedir. Örneğin İsraillilerin devlet kurdukları yılda, 1948'de Deir Yassin köyündeki Arap halka giriştikleri katliam detaylarıyla belgelenmiş durumdadır. Menahem Begin'in yönettiği Irgun ve Stern teröristleri, Kudüs yakınlarındaki Deir Yassin köyüne düzenledikleri baskın sırasında, hamile kadınların ve çocukların da dahil olduğu 280 kadar Arap köylüsünü önce sokaklarda dolaştırdıktan sonra kurşuna dizmişlerdir. Ancak bir de önemli "detaylar" vardır: Öldürülen genç kızların çoğunun ırzına geçilmiş, erkeklerin cinsel organları koparılmıştır. Siyonistler bazı kurbanları öldürmek için bıçak kullanmışlardır. Raporlarda "ortadan ikiye biçilen" küçük bir kız çocuğundan da söz edilmektedir.

Katliamı gerçekleştiren birliği yöneten Menahem Begin La Révolte (İsyan) adını taşıyan kitabında "eğer Deir Yassin zaferi olmasaydı, İsrail devleti de olmazdı" demişti. Deir Yassin katliamının stratejik önemi yıllar boyunca Siyonist liderler tarafından anlatıldı. Bu liderlerden biri, Yitzhak Şamir ve Nathan Yalin Mor ile birlikte Lehi'nin komutasını üstlenen Eldad'dı. Eldad, 1967 Temmuz'unda bir toplantıda yaptığı konuşmada katliamı çekinmeden savunmuştu. İlginç olan, Mesih'in gelişi için gerekli son kehanet olan Süleyman Tapınağı'nın inşası ile Deir Yassin arasında paralellik kurmasıydı:

Şunu hep söylemişimdir: Eğer kurtuluşun simgesi sayılabilecek en derin, en yüce umut Yahudi Tapınağı'nın yeniden inşası ise, o zaman açıktır ki, camilerin (El Haram, el Şerif, el Aksa) günün birinde şu veya bu şekilde ortadan kalkması gerekecektir. Deir Yassin olmasaydı bugün (1948) İsrail toprakları üzerinde hala yarım milyon Arap yaşıyor olacaktı. Ve tabi İsrail Devleti de olmayacaktı.

Yani Deir Yassin, Tapınak'ın inşasına giden yolda bir adımdı. Bu, Deir Yassin vahşetinin, İsrailliler tarafından Mesih Planı'nın bir aşaması olarak görüldüğünü gösteriyordu. Bu şekilde altı ay içinde Arap köylerine düzenlenen sayısız baskınlarla 400 bine yakın Arap, yurdunu terketmek zorunda kaldı. Deir Yassin Katliamı bu baskınların sadece birisiydi. İsrailliler'in yıllar içinde terör yoluyla boşalttıkları köy sayısı, İsrail'in az sayıdaki "muhalif" seslerinden biri olan Israel Shahak'ın tespit ettiği rakama göre, 385'tir. Bu köylerde yaşayanların içinde korku yöntemiyle kaçırılanların yanında, Deir Yassin'le aynı akıbete uğrayanlar da vardır.

İsrail'in kutsal terörü, ilerleyen yıllarda da kan dökmeye devam etmiştir. Kibya ya da Sabra Şatilla katliamları, yine buzdağının görünen kısımlarıdır. İsrailliler çoğu kez bu açık eylemleri bile üstlenmemeye çalışmışlardır. Örneğin İsrail'in 1982 yazındaki Lübnan'ı işgali sırasında Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında öldürülen 1.500'ün üstündeki Filistinli'ler hakkında Begin "Yahudi olmayanlar, Yahudi olmayanları öldürdü, bize ne!" demişti. Oysa kısa süre sonra katliamı gerçekleştiren Falanjistlerin İsrail subaylarının komutasında olduğu ve İsrail ordusunca silahlandırıldıkları ortaya çıktı.


İşgal manzaraları: İsrail ordusu Lübnan'da.

İsrail'in kutsal terörünün önemli bir parçasını ise işkence oluşturmaktadır. 1967'den bu yana iki milyondan fazla Filistinli'yi işgal altında yaşamaya zorlayan Yahudi Devleti, bu Filistinlilerin muhalefetini kırmak ve onları göçe ikna etmek için sistemli bir işkence politikası uygulamıştır. Yahudi Devleti'nin korkunç işkence yöntemleri, ilk kez Londra'da yayımlanan Sunday Times'ın 1977 yılında yayınladığı uzun bir araştırmada ortaya çıktı. Belgelenen vakalar, 1967'den itibaren on yıllık İsrail işgali sırasında işkence gören kırkdört Filistinlinin durumlarını ortaya koyuyordu.

Buna göre, İsrail'in; Nablus, Ramalla, Hebron ve Gazze'deki hapishanelerinde, Kudüs'teki Rus sitesi ya da Moskoviya olarak bilinen sorgu ve gözaltı merkezinde ve Yona, Ramle, Sarafand, Nafha gibi özel askeri hapishanelerde inanılmaz işkenceler uygulanıyordu. Sistemli dayak dışında, İsraillilerin kullandığı işkence türleri arasında; cinsel organlara elektrik verme, tutukluyu çırılçıplak buzlu suya sokma, gözleri bağlanmış olan tutuklunun üzerine özel eğitilmiş köpekleri saldırtma, vücudun değişik yerlerinde sigara söndürme, arkadan tecavüz, tırnakların ve sağlam dişlerin sökülmesi gibi yöntemler vardı. Bazı tutukluların kızları da tutuklanmış ve bunlara babalarının gözü önünde tecavüz edilmiş, sonra da tutuklu kendi kızıyla cinsel ilişkiye girmesi için zorlanmıştı. Bazı erkek tutukluların cinsel organlarına ince cam çubuklar sokulmuş ve sonra da bu çubuklar organın içindeyken işkenceciler tarafından kırılmıştı. Erkek tutukluların hayalarının sıkıştırılması da çok kullanılan yöntemlerin biriydi. Bu işkenceler sonucunda çok sayıda Filistinli tutukluda kalıcı sakatlıklar meydana geldi. Çoğunun cinsel fonksiyonları sona erdi, görme ve işitme duyularını ve akli dengelerini yitirenler oldu. Bu fiziki işkencelerin yanında psikolojik yöntemler de vardı. Siyasi tutuklular, kasten, İsrail ordusuna çizme, kamuflaj ağı, vb. malzeme imal etme işlerine koşuluyorlar, reddettiklerinde fiziki yöntemlere başvuruluyordu.

Sunday Times'ın ortaya çıkardığı bu vakalar, 1967-1977 yılları arasındaki işkence vakalarıydı. İlerleyen yıllarda da İsrail'in kutsal terörü ve kutsal işkencesi sürdü. Yalnızca 1987-1993 döneminde; İsrail birlikleri tarafından 1.283 Filistinli öldürülmüş, 130.472 tanesi hastaneye kaldırılacak derecede yaralanmış, 481 tanesi sürülmüş, 22.088 tanesi gözaltına alınmış, 2.533 ev mühürlenmiştir. Gözaltı ve tutukluluk sırasında kullanılan işkence yöntemlerinin hangi boyutlara vardığını bilmek de mümkün değildir.

İsrail işkence geleneği ile ilgili olarak en son 1995 Ağustosunda ortaya bazı yeni bilgiler çıktı. Emekli Albay ve tarihçi Moşe Givati, "Çöl ve Alevlerin İçinde" adlı kitabında, 1948, 1956 ve 1967'deki Arap-İsrail savaşlarında İsrail ordusunun savaş esirlerine inanılmaz işkenceler yaptığını yazdı. Buna göre, esir alınan Mısırlı askerlerin gözleri sigara ile oyulmuş, cinsel organları kesilerek ağızlarına tıkanmıştı...

Burada önemli olan bir nokta var. İsrail devlet aygıtı, terör ve işkenceyi yalnızca pragmatik bir uygulama olarak değil, bunun da ötesinde kutsal bir misyon olarak görmektedir. İsrail'in terörü, Livia Rokach'ın ifadesiyle, "kutsal" bir terördür. Çünkü bu terör, Yahudi dini kaynakları tarafından emredilir ve Mesih Planı'nın da bir parçasıdır. Bu nedenle İsrail'in terörden vazgeçmesi mümkün değildir. Yahudi Devleti, "barış süreci" oyunları oynadığı dönemde bile kutsal terörünü sürdürmek misyonuyla yüklüdür. Nitekim bu misyonu ihmal etmemektedir de. FKÖ ile sözde barış süreci içinde olduğu son dönemlerde bu "barış süreci"nin gerçek öyküsünü az sonra inceleyeceğiz Müslümanlara karşı birbiri ardına gerçekleştirdiği saldırı ve katliamlar bunun göstergesidir.

Bu katliamların en önemlisi ise, kuşkusuz El-Halil'deki Hz, İbrahim Camii'nde yaşanmış olanıdır. Bu katliam, dünya kamuoyuna İsrail devlet aygıtının rızası dışında gerçekleşen bireysel bir çılgınlık olarak gösterilmişti. Oysa gerçekler daha farklıdır.

 

El-Halil katliamının Görünmeyen Yüzü

25 Şubat 1994 günü, Batı Şeria'daki El-Halil (Hebron) kentinde bulunan Hz. İbrahim Camii'nde ibadet eden Müslümanlara yönelik büyük bir saldırı gerçekleştirildi. Meir Kahane'nin izinden gittiğini söyleyen "İsrail Tanrısı'nın Partizanları" adlı radikal bir Yahudi örgütüne üye olan Yahudi yerleşimci Baruch Goldstein, İsrail askerlerinin koruması altındaki camiye elindeki M-16 ile birlikte sabah namazı sırasında girdi. Caminin orta yerine kadar yürüdü ve defalarca şarjör değiştirerek namaz kılan 500'e yakın Müslümanı taradı. 67 Müslüman olay yerinde şehit oldu, 300'ü yaralandı. İsrail yönetimi, eylemin bireysel bir çılgınlık olduğunu ilan etti. Ancak Goldstein'in, elindeki M-16'yla, camiyi koruyan İsrailli askerlerin arasından geçerek içeri girmesinin ve defalarca şarjör değiştirecek kadar uzun bir süre kalabalığı taramasına rağmen bu askerlerin hiçbir müdahalede bulunmamasının tek bir açıklaması vardı: Goldstein, camiyi sözde koruyan İsrail birliği ile işbirliği içinde katliamı gerçekleştirmişi. İsrail askerleri, en azından pasif destek vermişlerdi.

Aslında bu olay, İsrailli radikal dinci grupların gerçekleştirdiği pek çok eylemden biriydi. Aynı gruplar, Süleyman Tapınağı'nı yeniden inşa edebilmek için, 1980'li yıllarda Kudüs'teki Müslüman mabedlerini (Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra) de havaya uçurmayı denemişlerdi. Ellerinde sürekli taşıdıkları Uzi'lerle Filistinlilere kanlı saldırılar düzenleyen, işgal altındaki toprakları, İsrail ordusu ile elele vererek, "açık hava işkence merkezi"ne dönüştüren Yahudi yerleşimciler de bu grupların üyeleriydiler.


El Halil katliamını gerçekleştiren "Kahane müridi" Baruch Goldstein.

Bu grupların en radikal ve en ünlü olanı ise, El-Halil katliamını gerçekleştiren Goldstein'in de bağlı olduğu Kahane fraksiyonuydu. Haham Meir Kahane'nin kurduğu bu hareket, hem İsrail hem de Amerika'da örgütlendi. İsrail'de "Kach", Amerika'da ise "Jewish Defence League" adı altında faaliyet gösteren örgüt, Meir Kahane'nin fanatik doktrinlerine tamamen bağlıydı. Kahane'nin düşünceleri arasında; Yahudilerin tüm ırklardan üstün olduğu ve diğer ırkların ("goyim") bir tür hayvan statüsü taşıdığı; işgal altındaki topraklardaki tüm Arapların "etnik temizliğe" tabi tutulması gerektiği gibi "inci"ler vardı. Örgütün mantığı, "en iyi Arap, ölü Arap'tır" şeklinde ifade ediliyordu. Kahane'nin 1990'da New York'ta bir suikast sonucu öldürülmesinin ardından örgüt dağılmadı ve "Kahane Chai" (Kahane Yaşıyor) gibi isimlerle özellikle İsrail'de yeniden örgütlendi. El-Halil'in ve daha pek çok katliamın sorumluları, sözkonusu Kahane takipçileriydi.

 

Bu noktada önemli olan, İsrail devlet aygıtının ve Amerika'daki İsrail lobisinin Kahane ve yandaşlarına nasıl baktığıdır. Onyıllardır, İsrail liderleri ve Amerikan Yahudi toplumunun önde gelen isimleri, Kahane'nin görüşlerini paylaşmadıklarını, Brooklyn doğumlu hahamı "aşırı fanatik" bulduklarını, kendilerinin daha barışçıl çözümlerden yana olduklarını söyler dururlar. Buna göre, Kahane ve yandaşları, İsrail hükümetine ve Amerika'daki İsrail lobisine rağmen faaliyet gösteren, bağımsız, fanatik bir gruptur.

Oysa Yahudi liderlerin çizdikleri bu tablo, 7. bölümde de değindiğimiz gibi, gerçeğin ustaca bir çarpıtmasından başka bir şey değildir: Kahane ve yandaşları, İsrail devlet aygıtı ve Amerika'daki İsrail lobisi ile perde arkasında yakın ilişkiler kurmuş ve daha da önemlisi, bu kanallardan aldıkları direktiflere göre eylem yapmışlardır.

Amerikalı Yahudi yazar Robert I. Friedman, Jewish Defence League'in (JDL) ilk kurulduğu günden bu yana üçlü bir komite tarafından yönetildiğini açıklar. Bu üçlü komite, örgütün görünüşteki lideri olan Kahane'ye direktif vermektedirler. Komitedeki isimler ise oldukça ilginçtir: Örgüt kurulduğunda Mossad operasyon şefi olan ve sonradan Başbakanlığa kadar yükselen Yitzhak Şamir, sağ kanat İsrail politikacısı ve Gush Emunim'in önemli ismi Geula Cohen ve Amerika'daki Yahudi lobisinin etkili örgütü ADL'nin üst düzey yöneticilerinden Bernard Deutch...

Bu üçlü komitenin JDL'yi yönlendirmelerinin bir örneği, 1969 yılında İsrail'den örgüte yollanan hedef değişikliği emridir. O tarihe kadar Amerika'daki zenci örgütlerine karşı eylem düzenleyen Kahane, Ocak ayında Tel-Aviv'den gizlice gelen bir kurye ile görüşmüştü. Kurye, Kahane'ye artık bir numaralı hedef olarak Sovyetler Birliği temsilciliklerini belirlemeleri gerektiğini söylemişti. Sebep, Sovyet yönetiminin ülkedeki Yahudilerin İsrail'e göç etmesine bu göçün Yeremya tarafından yapılan bir kehanetin yerine getirilişi olduğunu ve dolayısıyla Mesih Planı açısından büyük önem taşıdığına daha önce değindik izin vermemesiydi. Kahane'ye bu mesajı gönderenler, Friedman'ın deyimiyle "İsrailli ve Amerikalı Yahudi iş adamları, emekli İsrail subayları ve üst düzey Mossad görevlilerinden oluşan bir grup"tu. Kurye, JDL militanlarına Mossad tarafından İsrail'de askeri eğitim verileceğini de haber vermişti. Sözkonusu eğitimin idaresini üstlenen kişi ise o zaman Mossad subayı olan Yitzhak Şamir'di.6


İsrail yöneticileri tarafından sürekli olarak kınanan Meir Kahane'nin kurduğu Jewish Defence League ve onun İsrail'deki karşılığı olan Kach örgütü, gerçekte Mossad tarafından kurulmuş ve yönlendirilmişti. Yanda, Kudüs'te gösteri yapan Kach militanları, diğer bir deyişle İsrail'in Judeo-Nazileri...

Bu kuşkusuz son derece ilginç bir bilgidir ve görünüşte İsrail'e rağmen faaliyet gösteren Kahane fraksiyonunun gerçekte İsrail devlet aygıtı (Mossad) ve Amerika'daki Yahudi lobisinin önde gelen beyinleri tarafından yönetildiğini gösterir. Amerikalı yazarlar Andrew ve Leslie Cockburn, Kahane'nin İsrail devlet aygıtı ile olan gizli ilişkisinin daha sonraki yıllarda da sürdüğünü bildirirler. Kısacası, İsrail devlet aygıtı, Kahane grubunu, daha önce değindiğimiz geleneksel iyi polis-kötü polis oyununa uygun olarak gizlice kurmuş ve gizlice yönlendirmiştir.

Kahane fraksiyonu ile tüm bu bilgiler, El-Halil katliamının içyüzü konusunda da bizleri aydınlatıyor. El-Halil'in faili olan Goldstein, Kahane'nin takipçilerinden biriydi. Goldstein'in elindeki M-16 ile İsrail askerlerinin arasından geçerek camiye nasıl girdiği, askerlerin neden hiçbir müdahalede bulunmadığı gibi sorular, Kahane fraksiyonunun eskiden beri İsrail devlet aygıtı ile gizli bir biçimde yürüttüğü işbirliğini göz önünde bulundurunca aydınlanıyor.

Olayın arkasında İsrail devlet aygıtının olduğunun bir başka göstergesi de, katliamdan kısa bir süre sonra ortaya çıktı. El-Halil'den bir süre sonra Lübnan'da bir Maruni kilisesine bomba atılmış ve bir düzineye yakın insan hayatını kaybetmişti. Olay tüm dünya basınında çarpıtıldı ve "İslamcılardan El-Halil katliamına misilleme" şeklinde başlıklarla verildi. Oysa Lübnan Başbakanı Refik Hariri, olayın sorumlusunun İsrail olduğunu söylemişti. Ardından Semir Caca adlı bir hıristiyan falanjist kiliseye sabotaj düzenlemek suçundan yakalandı. Haftalarca yargılandı. Sonuçta İsrail'le yakın bağlantısı olduğu ortaya çıktı. İngiliz The Independent gazetesinden Robert Fisk, kiliseyi bombalamaktan sanık Semir Caca'ya bağlı olan Rüşdi Raad, Jean Chahina ve Gergess el-Huri adlı falanjistlerin, kod adları Arian ve Moşe olan İsrailli istihbarat görevlileri tarafından eğitildiğini yazmıştı. Fisk, Semi Caca'ya bağlı militanlar ile İsrailli istihbaratçıların Nasıra ve başka uygun yerlerde sık sık biraraya geldiklerini de bildirmişti. Bu, sözkonusu bombalama olayının arkasında İsrail'in olduğunu gösteriyordu. Anlaşılan İsrail devlet aygıtı, kamuoyu dikkatini El-Halil katliamından uzaklaştırmak için Zouk'taki kiliseyi hıristiyan militanlara bombalatmıştı.

El-Halil katliamının bir başka ilginç yönü, İsrail toplumundan büyük bir onay görmesiydi. İsrail'in muhalif beyinlerinden Israel Shahak, bir makalesinde Goldstein'in eyleminin "rahatsız edici" oranda İsrailli tarafından desteklendiğine dikkat çekmişti. Olaydan sonra yapılan bir kamuoyu yoklaması, İsraillilerin % 40'ının katliamı desteklediğini ya da en azından "anladığını" gösteriyordu. Gençlerde ise bu oran daha yüksekti; genç Yahudilerin % 30'u Goldstein'i desteklediklerini, % 35'i ise "anladıklarını" belirtmişlerdi. Shahak, bu desteğin yalnızca El-Halil katliamı ile sınırlı olmadığını, genel olarak Kahane takipçileri tarafından savunulan doktrinlerin ürkütücü bir toplumsal desteğe sahip olduğunu yazıyordu. Araştırmalar, gençlerin % 39'unun Kahane'nin düşüncelerini tamamen paylaştığını gösteriyordu. Kahane'nin ismi söylenmeyip yalnızca görüşleri özetlendiğinde ise, bu destek daha da artarak % 66'ya çıkıyordu. Bu çoğunluk, Araplar'ın işgal altındaki topraklardan göçe zorlanmaları gerektiğine inanıyordu. Shahak'ın söylediği gibi, aralarından Araplar'ı Amalek olarak algılayanların sayısı da hayli kabarıktı. Amalek, M. Tevrat'ın haklarında kadın-çocuk ayrımı yapmadan katliam emri verdiği Arap kabilesiydi.

 

"Barış Süreci"ne Giriş;
İsrail FKÖ'ye Neden Yaklaştı?

Bu bölümün başından bu yana İsrail Devleti'nin genellikle bilinmeyen, gizli tutulan yüzünü inceledik. Ortaya çıkan bilgiler; Ortadoğu'nun en istikrarlı demokrasisi olarak tanıtılan İsrail'in gerçekte son derece farklı bir kimliğe sahip olduğunu, ırkçı, saldırgan, yayılmacı bir temel üzerine kurulduğunu ve tüm yaşamını da bu temele uygun olarak sürdürdüğünü gösteriyor. Bu, bizi ikinci bir sonuca daha ulaştırır: Demek ki, İsrail, herhangi bir "normal" ülkeden farklı olarak, aynı anda iki ayrı görüntüye sahip olabilmektedir. Bunun başka örneklerini 11. bölümde daha ayrıntılı olarak inceleyeceğiz.

Bu durumda İsrail'in Soğuk Savaş döneminin bitiminden sonra, özellikle de Körfez Savaşı'nın ardından ABD desteği ile geliştirdiği "barış süreci"ni de ihtiyatlı bir biçimde değerlendirmek gerekiyor. İlerleyen sayfalarda bu değerlendirmeyi yapacak, İsrail-FKÖ barışından Yitzhak Rabin suikastına uzanan bir canlı tarihin perde arkasını inceleyeceğiz.

İsrail ile Filistinliler arasındaki kavganın uzun bir öyküsü vardır. Ortadoğu, yüzyılın başından bu yana Yahudiler ve Arapların çatışmalarına sahne oldu. İsrail kurulduktan sonra ise bu çatışma büyük bir savaşa dönüştü. Yahudi Devleti ile Arap komşuları arasında 4 büyük savaş ve daimi bir savaş hali yaşandı. 1967'den sonraki dönemde ise, Filistin'in kurtuluşu için savaşan örgütler de Yahudi Devleti'ne karşı girişilen savaşta ağırlıklarını hissettirmeye başladılar. Filistin direnişi, 1967'deki Altı Gün Savaşı'nda İsrail'in tüm Filistin topraklarını işgal etmesi üzerine güçlü bir şekilde ortaya çıktı. Farklı grupları bünyesinde birleştiren Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), 1970'li yıllarda dünyanın dört bir yanındaki Yahudi hedeflerine yaptığı saldırılarla adını duyurdu. 1980'li yıllara kadar da, Filistin halkının tek temsilcisi olarak kendini kabul ettirdi. Bu dönemde FKÖ, İsrail'in baş düşmanıydı. Sovyetler Birliği'nden ve sosyalist Arap devletlerinden destek alan örgütün ideolojisi ise klasik anti-emperyalist solcu ideolojiydi.

Ancak 1980'li yıllarda durum değişmeye başladı. Tüm İslam coğrafyasında yükselen İslami hareket, doğal olarak en hassas bölge olan Ortadoğu'yu derinden etkiledi. Siyasal İslam'ın yükselişi ile birlikte, İsrail'e karşı yeni bir hareket başladı; "İslami Direniş". Müslüman kimliğine geri dönen kimi Filistinliler, artık FKÖ'nün sosyalist çatısı altında barınmaktansa, yeni örgütler kurma yoluna gittiler. Böylece bölgede "İslami direniş örgütleri" doğdu. Güney Lübnan'da kurulan Hizbullah'ı, işgal altındaki Filistin topraklarında oluşan Hamas (İslami Direniş Hareketi) ve İslami Cihad izledi. Hamas, yalnızca silahlı eyleme ağırlık veren İslami Cihad'a karşın asıl olarak sosyal bir organizasyon olarak gelişti. 85'ten sonra da Batı Şeria ve özellikle Gazze Şeridi'nde, popülarite yönünden giderek FKÖ ile boy ölçüşür hale geldi. 87'de işgal altındaki topraklarda başlayan İntifada (ayaklanma) hareketi, Hamas'ın büyük etkisi altında yürütüldü.

İsrailliler, ilk başta Filistin direnişi içinde bu tür bir ayrım oluşmasından hoşlanmışlar ve bazı yorumlara göre de bu nedenle Hamas'ın işgal altındaki topraklarda ve özellikle de Gazze'deki örgütlenmesine fazla müdahalede bulunmamıştı. Eski Mossad ajanı Victor Ostrovsky de The Other Side of Deception'da İsrail devlet aygıtının bu yöndeki bakış açısını doğrular. Ancak İsrailliler bir süre sonra yaptıkları hesabın yanlış olduğunu farkettiler. Çünkü İslami direniş, Filistin direnişini bölen bir küçük fraksiyon olarak kalmamış, aksine gittikçe güçlenerek arkasındaki halk desteği açısından FKÖ'yle boy ölçüşür haline gelmişti. 1990'lı yıllara gelindiğinde, İsrail'in karşısında iki ayrı direniş hareketi vardı; FKÖ'nün temsil ettiği seküler sol direniş ve en başta Hamas'ın temsil ettiği İslami direniş. Ve İsrail farketti ki, İslami direniş, kendisi açısından sol direnişe göre çok daha tehlikeli, çok daha zararlıydı. FKÖ'nün temsil ettiği sol ideoloji tüm dünyada inişe geçmişken, İslami hareket tüm dünyada yükseliş halindeydi. Ayrıca İslami direniş, çok daha radikaldi, kitleleri daha kolay harekete geçirebiliyordu.

Bu arada 1990'lı yılların başı, FKÖ için zor şartlar doğurmuştu. Yaser Arafat'ın örgütü, Sovyet blokunun yıkılması ile en büyük desteklerinden birini yitirmişti. Körfez Savaşı'nda Saddam'ı desteklemesi de FKÖ'ye büyük zarar getirdi. Çünkü Saddam düşmanı tüm petrol zengini Arap ülkeleri, en başta Kuveyt ve Suudi Arabistan olmak üzere, FKÖ'ye küstüler ve desteklerini çektiler. FKÖ, böylece önemli dış desteklerinin tümünü kaybetti. İç desteği de zaten çoktan erimeye başlamıştı; İşgal altındaki topraklarda, özellikle de Gazze şeridinde, Hamas'ın popülaritesi FKÖ'ye göre gittikçe yükseliyordu. Kısacası, Arafat'ın örgütü oldukça zor bir durumdaydı. Parası bitmiş, arkasındaki halk desteği zayıflamıştı ve Filistin davasının fiili liderliğini Hamas'a kaptırmak üzereydi.



FKÖ, bir zamanlar İsrail'in en büyük düşmanıydı. 1982'deki Lübnan işgalinin başlıca hedeflerinden bir FKÖ'nün etkisini yok etmekti. Yanda Arafat, bu işgal sırasında Beyrut'taki karargahında kurmayları ile birlikte. Ama zaman geçti ve gittikçe yükselen İslami direniş, FKÖ'den çok daha tehlikeli hale geldi. Bu durumda İsrail için en akılcı çözüm, eski düşmanını bu yeni "yeşil tehkileye karşı kullanmaktı.

İşte bu noktada İsrail devlet aygıtı, onyıllardır sürdürdüğü Filistin direnişine karşı tavizsiz mücadele prensibi üzerinde tekrar düşünme ihtiyacı hissetti. Karşısında giderek zayıflayan bir sol direniş ve giderek güçlenen bir İslami direniş vardı. İkisiyle birlikte savaşmayı sürdürmenin pek bir anlamı yoktu. Ama belki önemli bir stratejik değişiklik yapılabilir, Filistin direnişi içindeki bu ayrım İsrail çıkarlarına uygun olarak kullanılabilirdi. Yapılacak en akılcı iş, FKÖ'yü Filistin davasının temsilcisi olarak tutmak ve FKÖ kozunu Hamas'a karşı kullanmaktı. FKÖ için de bu oldukça karlı bir alış-veriş olurdu. Hamas gibi güçlü bir rakibe karşı, İsrail gibi güçlü bir eski düşmanla pekala işbirliği yapabilirdi.

Ancak bu işin gerçekleşmesi için, İsrail'in kendi dengelerinin de değişmesi gerekiyordu. Çünkü İsrail devlet aygıtı, onyıllardır, ulusun yaşamını sürdürmesi için tek yolun savaşmak olduğunu savunuyordu ve toplum da buna büyük ölçüde inanmıştı. Arafat ise onyıllardır Yahudi Devleti'nin en büyük düşmanı olarak algılanıyordu. İsrail'in Arafat'la masaya oturması, daha ciddi bir düşman olan "yeşil tehlike"ye karşı da olsa, İsrail toplumunun büyük bölümü tarafından kolay kolay kabul edilemezdi.

İşte bu aşamada, İsrail'in bilinen yöntemi bir kez daha gündeme geldi; iyi polis-kötü polis numarası. İncelediğimiz gibi, Yahudi Devleti'nin iyi polis numarasını onyıllardır solcu İşçi Partisi oynuyor, buna karşı sağcı Likud ise kötü polislik yapıyordu. Şimdi, İşçi Partisi bu iyi polis numarasını biraz daha ilerletebilir ve barış havarisi olabilirdi.

 

http://www.harunyahya.org/kitap/YMD/YMD8a.html

 

SİYONİST TERÖR

 

 

 

Kitabın ilerleyen sayfalarında İsrail ordusunun Filistin halkına karşı uyguladığı katliamlardan, bir başka deyişle Siyonist vahşetten örnekler vereceğiz. Hiçbir haklı gerekçesi ve makul açıklaması olmayan bu zulüm, İsrail yönetimi tarafından herşeye rağmen savunulmaya çalışılmaktadır. Ancak bu savunma çarpıtılmış bilgilerden oluşmaktadır. Siyonistlerin söz konusu yalanlarının deşifre edilmesi, Siyonizm propagandasının etkisinde kalan kişilerin gerçeği görebilmesi açısından gereklidir. İşte Siyonist yalanlar ve cevapları...

Ziyaeddin et-Tumeyzi, fanatik İsrail ordusunun insanlık dışı sivil katliamları sırasında hayatını kaybeden pek çok masum bebekten yalnızca biridir. Daha iki aylık bir bebek olan Ziyaeddin, herşeyden habersiz uyurken başına ve göğsüne saplanan şarapnel parçaları ile öldürülmüştür)

Siyonistlerin en temel iddiası, Siyonizmin tüm Yahudileri temsil ettiğidir. Oysa Siyonizm din dışı bir ideolojidir ve dindar Yahudilerin önemli bir bölümü, dünyanın dört bir yanında İsrail'in Siyonist politikalarını eleştirmektedirler.

Siyonistler Filistin'e ilk adım attıkları günden beri, bu toprakların yalnızca kendilerine ait olduğunu iddia ettiler. Nitekim bu iddia, günümüze kadar süren çatışmaların da temelinde yer aldı. Filistin'e göç eden Yahudilere yer açabilmek için, Filistin yerleşim alanları yakılıp yıkılarak Filistinliler sürgüne mahkum edildi. Yüzlerce Filistin köyü haritadan silindi, pek çok insan katledildi. Siyonist terör örgütleri sürekli baskınlar düzenleyerek, sivil halkı katlettiler. Üstelik yaptıklarından pişmanlık duymadıklarını da defalarca ifade ettiler. Bu da Siyonistlerin bölge halkı ile barış içinde yeni bir yaşam kurmayı değil, bölgeyi diğer tüm halklardan temizleyerek yalnızca Yahudiler için bir gelecek oluşturmayı planladıklarını gösteriyordu. Ünlü Siyonist liderlerden Vladimir Jabotinsky Iron Wall (Demir Duvar) adlı kitabında, Siyonistlerin Filistin halkı ile hiçbir zaman uzlaşmayı düşünmediklerini şöyle ifade ediyordu:

Yine İsrail saldırılarında ölen başka bir küçük bebek

Bizimle Araplar arasında gönüllü bir iş birliği oluşturmayı tartışmanın bile gereği yoktur, ne şimdi ne de gelecekte. Doğuştan kör olanlar hariç, tüm anlayış sahibi insanlar, Filistin'in bir Arap ülkesi olmaktan çıkarılıp bir Yahudi ülkesi haline getirilmesi konusunu Araplar hiçbir zaman kabul etmeyeceklerdir.32

İsrail askerleri tarafından vurulan Filistinli bir çocuk, hastaneye götürülürken.

İsrail Devleti'nin kendini savunurken kullandığı temel söylemlerden birisi de, bölgedeki nadir demokrasilerden biri olduğu, karşısında yer alan grupların ve ülkelerin ise anti-demokratik olduklarıdır. Bu iddia kısmen doğruluk payı içermekle birlikte, gerçeği tam anlamı ile yansıtmamaktadır. Ortadoğu'da demokratik olmayan yönetimlerin varlığı ve İsrail'in de bu ülkelere kıyasla demokratik bir görünüme sahip olduğu doğrudur. Ancak İsrail'in özenle gizlediği bir başka gerçek daha vardır, o da İsrail demokrasisinin yalnızca Yahudi vatandaşları için geçerli olduğu. İsrail, Güney Afrika Cumhuriyeti'nde bir zamanlar hakim olan 'aparteid' anlayışına sahiptir. İsrail vatandaşı olan Araplar her zaman için ikinci sınıf insan muamalesi görmektedirler, bu durum günlük hayatın pek çok alanında kendisini hissettirmektedir. Arapların en temel insanlık hakları bile hep yok sayılır. İsrail işgali altındaki topraklarda askerlik yapmış ve daha sonra Amerika'ya yerleşmiş olan sanatçı Gilad Atzmon, İsrail tarzı demokrasiyi şöyle tarif etmektedir:

60'ların başında İsrail'de dünyaya geldim ve 'Ortadoğu'nun tek demokratik ülkesinde yaşadığım' sözleri ile büyütüldüm. Orduda askerlik yaptığım dönemde ise, şu gerçeğin farkına vardım: Aslında ben, milyonlarca Filistinli'nin en temel insan haklarını dahi reddeden insanların arasında büyümüştüm.33

Filistin halkı 35 yıldan uzun bir süredir, sürekli tartaklanmakta, dövülmekte, taciz edilmekte, acımasızca katledilmektedir.

İsrail yönetiminin acımasızlık politikası, İsrail halkının geniş kesimlerinden tepki çektiği gibi bazı İsrailli askerlerden de tepki çekmektediir. Filistinlilerle barış içinde yaşamayı savunan pek çok İsrail askeri görev yapmayı reddetmiştir. Bu resimlerdeki sahneler, sözkonusu "İsrail vicdanı"nın ifadeleridir.
Haksız yere tutuklanan...

Aslında İsrail'in bu iddiası, iç ve dış politikasının "güvenlik" temelli olması gerektiği savını desteklemek için kullanılır. Buna göre, bölgenin tek demokratik ülkesi olan İsrail'in dört tarafı anti-demokratik ve İsrail'i yıkmayı hedefleyen düşmanlarla doludur. Dolayısıyla, bu düşmanlar karşısında İsrail'in tek seçeneği "ayakta kalabilmek için saldırmaktır." Bu iddianın ardında yatan gerçek ise, İsrail'in Siyonist hedefler doğrultusunda daha çok toprak elde etmek için sürekli saldırdığı ve yayılmacılığından hiçbir zaman vazgeçmediğidir. İsrail'in 1967'de işgal etmiş olduğu topraklarda görev yapmayı reddeden askerlerden biri olan Sholomi Segall, The Guardian gazetesinde, Why I won't Serve Sharon (Şaron'a Neden Hizmet Etmem?) başlıklı yazısında bu gerçeği şöyle dile getirmektedir:

... ve öldürülen çocuklar.

Ariel Şaron size, 'İsrail'in kana susamış düşmanlarına karşı ayakta kalabilmek için' savaştığını söyleyip duracaktır. Hiç de öyle değil. Şaron ve ekibi, yerleşim alanlarını genişletmek, İsrail işgalini kalıcı kılmak ve Filistin topraklarını kendine bağlı tutmak için bir kolonileştirme savaşı yürütüyorlar. Bu tek yönlü savaşın asıl amacının, Filistinlilerin kendilerine ait toprakları ve bağımsız bir devletleri olması umutlarını yok etmek olduğu ise bir sır değil.34

Sürgün, Filistin'deki zulmün en önemli boyutlarından biridir. Milyonlarca insan, 35 yılı aşkın bir süredir mülteci kamplarında, derme çatma çadırlarda yaşamakta ve acı çekmektedir.

Eğer İsrail gerçekten bölgede huzur ve güvenliğin kaynağı olmak istiyorsa, bu konudaki samimiyetini gösterecek adımlar atmalıdır. (İşgal ettiği topraklardan geri çekilmesi, Arap vatandaşlarının temel insan haklarını ihlal etmekten vazgeçmesi, yeni yerleşim yerleri inşa etmeyi durdurması gibi.) Oysa mevcut İsrail politikası şiddeti ve nefreti körükleyen bir politikadır ve gerilimi sürekli tırmandırmaktadır. Nitekim İsrail bugüne kadar uygulamaları ile pasif ve sadece kendisini savunmaya çalışan küçük bir ülke değil, son derece saldırgan ve baskıcı politikalar izleyen işgalci ve şiddet yanlısı bir devlet olduğunu ispatlamıştır.

İlk İntifada'nın yaşandığı yıllarda Beytüllahim yakınlarında, bir Hıristiyan kasabası olan Beit Shaur'da yaşayan ünlü yazar Norman Finkelstein'ın, şahit olduğu bir olay İsrail askerlerinin müdahalesinin savunma amaçlı olmadığını gözler önüne seren örneklerden biridir:

İsrail silahlarının hedefi olan bir başka çocuk.

Jalazoun mülteci kampında çocuklar etrafına toplandıkları bir lastiği yakıyorlardı. Derken bir araba geldi. Birdenbire kapılar açıldı ve dört adam (ya yerleşimcilerdi ya da sivil kıyafetleri içinde İsrail askerleri) indi arabadan. Rastgele etrafa ateş açmaya başladılar. Hemen arkamdaki çocuk sırtından vuruldu. Kurşun karnından dışarı çıkmıştı. Ertesi gün Jerusalem Post'da askerlerin kendilerini korumak için ateş etmek zorunda kaldıkları yazıldı.35

İsrail'in katliamlarına maruz kalan masumların, evleri yıkılan binlerce insanın, okul bahçesinde vurulan çocukların, yıkılan hastanelerin, hastaları almasına izin verilmeyen ambulansların, yakılıp yıkılan zeytin bahçelerinin, kontrol noktalarında sürekli aşağılanıp hor görülen sivillerin hiçbir açıklaması yoktur. Üstelik İsrail'in saldırganlığından yalnızca Filistin halkı değil, bu mazlum halka destek olmak isteyen Yahudi ve Hıristiyan sivil toplum örgütleri ve basın mensupları da payını almaktadır.

Siyonizmin yalanlarını ifşa eden ve bu ideolojinin asıl yüzünü tüm dünyaya gösteren en önemli delil ise, Filistin topraklarında yarım asırdan uzun bir süredir devam eden vahşettir.

Siyonizmin Kanlı Bilançosu

 

Siyonizm Ortadoğu'ya girdiği günden itibaren terörü vazgeçilmez bir yöntem olarak benimsedi. İngiltere bile bu terörün hedefi olmaktan kurtulamadı. Siyonist militanlar tarafından bombalanan King David oteli, onlarca İngilize mezar olmuştu.

Siyonizm sorunları şiddet kullanarak çözmeyi öngören bir ideolojidir. Daha önce de vurguladığımız gibi Siyonizme göre, Yahudiler dışındaki toplumlara karşı acımasız olmanın hiçbir sakıncası yoktur. Merhamet, affedicilik, şefkat ve hoşgörü yalnızca kendi ırklarına, yani Yahudilere karşı gösterilebilir.

Bu zihniyet İsrail Devleti'nin Filistinli Müslümanlara karşı izlediği politikada açıkça görülmektedir. İsrail halkının büyük bir çoğunluğu da Siyonist telkinlerin etkisi altında kalmaktadır. 8 Ekim 2000 tarihli İsrail Ma'ariv gazetesinde yer alan anketin sonuçları bu durumu açıkça göstermektedir. İsrail'de şiddet büyük çoğunluk tarafından olağan karşılanan bir olgudur. Söz konusu ankete göre İsrail halkının sadece %7'si İsrail ordusunun Filistinlilere karşı aşırı şiddete başvurduğunu düşünmektedir. Geri kalan %93 ise, ordunun tepkisinin yerinde olduğunu ve hatta daha da keskin davranması gerektiğini düşünenlerdir. Ankete katılanların %60'ı ise Arapların tamamen Kutsal Toprakları terk etmeleri gerektiğine inanmaktadır.36 Nitekim dönemin İsrail Savunma Bakanı Eprahim Sneh de Aksa İntifadası'nda İsrail askerlerinin aşırı şiddete başvurması ve 2 silahsız kadının gaddarca öldürülmesi karşısında; "Biz bu topraklarda oyunu kendi kurallarımızla oynuyoruz. Kimse cezalandırmadan muaf tutulamaz" demiştir.37

Siyonizmin ve İsrail'in tarihi, şiddet eylemleriyle, katliamlarla doludur. King David Oteli'nin havaya uçurulması, masum köylülerin işkence yapılarak öldürüldükleri 1948 yılındaki Deir Yasin katliamı, 1958 yılında Kibya Köyü'nde yapılan insanlık dışı katliam, Ariel Şaron'un önderliğinde Sabra ve Şatilla mülteci kampında gerçekleştirilen ve 3000'e yakın kişinin ölümüyle sonuçlanan katliam, 1990 yılında Mescid-i Aksa'da 11 Filistinlinin ölümü ve 800'e yakın kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan saldırı, 1994 yılında Hz. İbrahim camisinde sabah namazı esnasında gerçekleştirilen katliam, Kana Mülteci Kampı'nda gerçekleştirilen katliam, 1999 yılında 4000 askerlik bir kuşatmayla gerçekleştirilen tünel katliamı bunlardan sadece bir kaçıdır.




Savaş Ortadoğu'da hem Müslümanlara hem de Yahudilere acı ve ölüm getirdi. Oysa Allah, tüm insanlara barışı emretmiştir.
Altı Gün Savaşı'nda Doğu Kudüs'ü ele geçiren İsrail askerleri, uluslarının iki bin yıldır ayrı kaldığı Ağlama Duvarı'na kavuşmanın verdiği heyecan içindeydiler. Ancak bu heyecan, aynı zamanda egemenlikleri altına giren Müslüman Araplara karşı adalet ve merhametle desteklenmeliydi. Çünkü Tevrat'ın Yahudilere olan emri budur:
Ülkenizde sizinle birlikte yaşayan bir yabancıya kötü davranmayın. Ona sizden biriymiş gibi davranacak ve onu kendiniz kadar seveceksiniz. Çünkü siz de Mısır'da yabancıydınız. Tanrınız RAB benim. (Levililer, 19:33-34)

İsrail'in Kana'daki Birleşmiş Milletler kampını bombalaması sonucunda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu yüzlerce sivil hayatını kaybetmiştir.

Siyonizm bugün de Filistin'de tüm dünyanın gözü önünde bir halkı katletmekte, uzun vadeli bir soykırıma tabi tutmaktadır. Üstelik İsrail yönetimi mevcut şiddet yanlısı politikasını değiştirmeyi düşünmediğini de açıkça ifade etmektedir.

Filistin topraklarının İsrail ordusu tarafından kuşatılıp şiddetin doruğa tırmandığı bir dönemde yaptığı açıklamada, Ariel Şaron "Kayıplarını artırmalıyız ki bu yolla bir şey kazanamayacaklarını anlasınlar… Onları vurmalıyız, bir daha bir daha vurmalıyız, bunu iyice anladıklarına kanaatimiz gelene kadar."38 yorumunu yapmaktan çekinmemektedir. Likud Partisi üyesi Meir Sheetrit ise Parlamentoda yaptığı konuşmasında, İsrail ordusunun Filistin topraklarında uyguladığı şiddeti desteklediğini söylemiş ve "Filistinlilerin 'barış istiyoruz diye can havliyle bağırıncaya kadar' vurulması gerektiğini" savunmuştur.

İsrail, bölgenin tek nükleer gücü olarak da Ortadoğu barışı için potansiyel bir tehdit oluşturmaktadır. İsrailli radikallerin, yönetime egemen olmaları durumunda yaşanacak bir krizde nükleer silahlara başvurmaları tehlikesi vardır ve bu da korkunç bir felaket doğuracaktır.

Her ne kadar bu durum Avrupa Birliği başta olmak üzere pek çok Batılı kurum tarafından şiddetle kınansa da, Avrupa devletleri çoğu zaman, Siyonist vahşeti engellemekte aciz kalmaktadır. Bir başka deyişle, Avrupa Birliği gibi büyük bir ekonomik ve siyasi güç dahi, İsrail terörünü durdurmayı başaramamaktadır. Bu da bir kez daha, Siyonizmin insanlık için ne kadar büyük bir tehlike olduğunu gözler önüne sermektedir.

Filistin'deki durumun doğru anlaşılması önemlidir. Günümüzde devam eden çatışma, İsrail'in 1967'de uluslararası hukuka göre Araplara ait olan toprakları işgal etmesi ve burada yerleşmesiyle başlamıştır. İsrail o zamandan bu yana Filistin'deki savunmasız ve korumasız halka karşı acımasız bir "etnik temizlik" yürütmektedir. En güçlü silahlarla donatılmış İsrail ordusu Ortadoğu'nun en büyük ve güçlü ordularından biridir. Ve bu ordunun panzerleri, roketleri, bombardıman uçakları neredeyse her gün sivil halkı ateşe tutmaktadır. En yüksek standartta istihbarat servisine, mükemmel bir deniz donanmasına ve hava kuvvetine sahip olan İsrail tüm gücünü; panzeri, cephanesi, savaş gemisi, savaş uçağı ve hatta modern bir devletin sahip olması gereken pek çok kuruma bile sahip olmayan Filistin'e karşı kullanmaktadır.

Filistin yerleşim alanlarının elektrik, su gibi en temel ihtiyaçları dahi İsrail'in kontrolü altındadır. Hiçbir Filistinli ürününü herhangi bir Arap ülkesine doğrudan ihraç edememektedir. Ürünler İsrail'den geçmek zorundadır ve her ürün için ayrıca İsrail'e vergi ödenmesi gerekir.

Şu anda 63 kantona bölünmüş olan Filistin toprakları birbirlerinden tel örgüler ile ayrılmış durumdadır. Ayrıca bu alanların etrafı İsrail askerleri tarafından hendeklerle çevrilmiştir. Hemen hemen her Filistin kampı, köyü, kasabasının girişinde bulunan İsrail askeri yığınakları, Filistin halkının hayatını işkenceye çevrimektedir. Kontrol noktalarında hastalar ölmekte, din adamları tutuklanmakta, gençler kurşunlanmakta, insanlar türlü hakaretlere maruz kalmaktadırlar. Filistin topraklarının aralarına kurulmuş olan 140 İsrail yerleşim birimi ve bunların arasında Yahudi olmayanların geçişinin yasak olduğu sokaklar, Siyonistlerin tam anlamı ile ırkçı bir rejim kurduklarını göstermektedir. Ancak ünlü Ortadoğu uzmanı Edward Said'in belirttiği gibi, "ırkçı Güney Afrika Cumhuriyeti bile, siyahların yaşadığı bölgeyi bombalamak için asla F16 uçakları kullanmamıştır."39

Kuşkusuz İsrail zulmüne karşı bazı Filistinli radikal grupların başvurdukları ve sivilleri hedef alan terör eylemleri de haksızdır ve bunları da kınıyoruz. Ancak unutulmamalıdır ki, bu terör eylemlerini ortaya çıkaran temel sebep, İsrail işgalidir. İsrail 1967 öncesinde, yani Filistin topraklarının tümü işgal altında değilken, bir terör tehdidi ile karşı karşıya değildi. Filistin terörünü doğrudan besleyen etken, İsrail'in işgali ve "etnik temizlik" stratejisi olmuştur.

Bu nedenle İsrail, Filistin topraklarını işgal altında tutmakla, hem Filistinlilere zulmetmekte hem de kendi Yahudi vatandaşlarını tehlike ve korku dolu bir yaşamın içine atmaktadır. Çözüm sağduyulu İsraillilerin savunduğu gibi, "hemen şimdi barış"tır ve bunun da birinci şartı 1967'den bu yana süren acımasız işgalin sona ermesidir.

Filistin toprakları, hem Yahudileri hem de Müslümanları barındırabilir. Bu topraklar her inançtan insanın ibadetini dilediğince yerine getirebileceği, huzur içinde yaşamını sürdürebileceği bir yer olmalıdır. Ancak öncelikle, İsrail'in buna razı olması gerekmektedir; bunun için de Siyonist ideolojinin sorgulanması şarttır.

 

 

 



Nedensiz şiddet, sadece yeni şiddetleri doğurur.

Çözüm: Radikalizmin Tedavi Edilmesi

Naziler Almanya'yı kendi ideolojileri uyarınca korkunç bir savaş ve katilam makinasına dönüştürdüklerinde, tüm özgür dünya Nazizm'e karşı birleşmişti. Çünkü "Alman milliyetçiliği" adı altında ortaya çıkan Nazizim, gerçekte hem Alman milletine hem de diğer milletlere sadece savaş, ölüm ve acı vaat ediyordu. II. Dünya Savaşı'nda Nazizm yenilgiye uğratıldı ve insanlık bu kabustan kurtulmuş oldu. Kurtulanların başında da Almanya'nın kendisi geliyordu.

Bugün ise Siyonizme karşı askeri değil ama fikri anlamda bir "özgür dünya ittifakı" gerekmektedir. İsrail'in hem kendi halkını, hem Filistinlileri hem de tüm Ortadoğu halklarını tehdit eden radikal Siyonist ideolojiden kurtulması zorunludur. Bu fikri mücadelede, Batılı devletler, Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Siyonizme karşı çıkan dindar ve liberal Yahudiler tarafından elbirliği ile yürütülmelidir.


http://www.harunyahya.org/kitap/siyonizm_felsefesi/siyonizmf4.html