|
SABAHATTİN TALU YAZILARI Global Yorum Internet Dergisi http://globalyorum.com |
|
PKK OLMASA, AÇILIM OLMAZMIŞ!!! Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 16.01.2008
DTP içerisindeki Şahinler olarak adlandırılan grupta yer alan Eşbaşkan ve aynı zamanda Mardin milletvekili olan Emine Ayna, PKK yanlısı olarak bilinen bir basın yayın organına verdiği demeçte, sözde Kürt sorunu, PKK ve çözüm konularında dâhiyane görüşlerini ortaya koydu. Devlete yönelik kendince eleştirilerini dile getiren Ayna; Kürtler için asli unsur diyeceksin, ama Anayasada yer vermeyeceksin ve kendi dilinde eğitim hakkını kullanamayacak. Bu, kabul edilemez diye sözlerine başlıyor. Aynanın, Türkiyede kabul gören Asli Unsur kavramını pek kavrayamadığı görülürken, burada, asli unsurdan anlatılmak istenip, ısrarla anlamazlıktan gelinenin, Türkiyede toplumu oluşturan Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Laz, Zaza, Boşnak, Tatar, Arnavut, Türkmen gibi tüm etnik unsurların Asli Unsurun birer parçası olduğunun bir kez daha altının çizilmesi ihtiyacı ortaya çıkıyor. Tüm bu asli unsurların arasında en ufak bir ayrımcılığın, her ne şekil ve konuda olursa olsun kesinlikle söz konusu dahi olmadığını da özellikle belirtmek gerekiyor. Emine Aynanın da söz ettiği ve artık gına getiren Anadilde eğitim hakkı öne sürümü, aslına bakılırsa tam bir Çal çal oyna komedisi haline gelmiştir. Defalarca yazılıp çizilmesine, dillendirip hatırlatılmasına rağmen, açılan Kürtçe Dil Kurslarının nasıl bir heyecanla açılıp, nasıl bir hüsranla kapatıldığı gerçeği apaçık ortadayken, modası çoktan geçmiş bu söylemin, bir daha gündeme getirmemek üzere rafa kaldırılması gerekiyor. Asıl niyetlerinin ne olduğu bilinenlerin temsilcisi Ayna; Çözüm, sorunun adını doğru koymaktır. Kürt sorunu bugün daha da boyutlanmıştır. Çünkü PKK var. Bu sorun, PKKdan ayrı ele alınamaz. Bu sorunun temelinde PKKlıların aileleri var diye sözlerine devam ederek, baklayı ağzından çıkarıyor. Kürt sorunu dedikleri şeyin boyutlanmasını PKKnın varlığına bağlayan Ayna, sorunun temelinin PKKlı aileler olduğuna dikkat çekiyor. Yani, yanlış anlamadıysak, onlara göre, PKKnın boyutlandırdığı sözde Kürt Sorunu, PKKnın temsil ettiği PKKlı aileler muhatap alınarak çözülmelidir. Eğer samimilerse, bu durumda Kürt Sorunu olarak dayattıkları sorunun adının gerçekte PKKlı Aileler Sorunu olması gerekmiyor mu? Bence de doğrusunun bu olması ve Kürt sorunu ifadesinden biran önce vazgeçilmesi gerekiyor. Öyle ya, Türkiyede yaşayan Kürt etnik kökenli ailelerin çok büyük bir çoğunluğunun PKKlı olmadığı, hatta tam tersine karşılarında olduğu açıktır. Dolayısıyla, onların da anlatmaya çalıştıkları PKKlı Aileler Sorununun, tüm Kürt kökenli vatandaşlarımıza mal edilerek Kürt Sorunu olarak adlandırılması da kabul edilemez bir durum olarak bir kez daha karşımıza çıkıyor. DTP Eşbaşkanı Ayna, derin düşüncelerini söylemekle kalmıyor, ayrıca T.C. Devletinin ne yapması konusunda da dâhiyane fikirlerini, bilirkişi edasıyla ortaya koyuyor. Ayna, T.C.Devletinin, Ben, Kürtlerin en temel haklarını vermediğim için, baskı yaptığım için PKK doğdu. Benim hatam bunlar. PKK gelsin, beraber yaşayalım demesi gerektiğini söylüyor ve tarafımızdan cevabını da peşinen alıyor. Emrin olur Olanı biteni bütün çıplaklığıyla ve olduğu gibi gösterdiğini hepimizin bildiği nesnel Aynanın aksine Eşbaşkan Ayna, son cümlelerinde bakın nelere vurgu yapıyor. PKK, sorunun çözümünü ve tanımını koyuyor. Sorun da, tanım da doğru. Bu durumda ya tanımdan, ya da çözümden vazgeçeceğiz. PKK ile DTP olarak aramızdaki tek fark, PKK silahlı bir mücadele yürütüyor, biz ise siyasal alanda mücadele yürütüyoruz diyor. Aslına bakılırsa bu son cümleler bizlere, bir gerçeği, hem de çoğu zaman birçok kimse tarafından gizlenmeye çalışılan, anlamazlığa gelinen malum bir gerçeği suratımıza bir kez daha çarpıyor. Bundan öncekilerde de görüldüğü gibi, DTP ve benzeri partilerin ileri gelen bazı temsilcileri, kendilerini PKKdan hiç soyutlamadılar ve tersine, bu terör örgütünün borazanlığına sürekli soyundular. Bizler ise onları, yıllarca, Kongrelerinde Türk bayrağı ve Atatürk resmi asmadılar. Terörist cenazelerinde Aponun resmini, PKKnın sözde bayrağını açtılar. PKKnın terör eylemlerini kınamadılar. Yine hain gösteri, yine hain saldırı gibi kızgın söylemlerle boşu boşuna eleştirdik. Oysa onlar, taraflarını çoktan belirlemişlerdi bile. Zararın neresinden dönülürse misali, biraz geç de olsa, artık bu konuya, daha sağlıklı değerlendirme ve çıkarımlarda bulunulabilmesi amacıyla, bu gözle ve olduğu gibi bakılması şart görünüyor. Son cümlesinde Ayna; Şunu da görmek gerekiyor. Bu siyasal mücadele alanının bu kadar açılmış olmasının nedeni de PKKdır. PKK olmasaydı, açılım olmazdı diyerek, röportajını tamamlıyor. Yani, bu son noktada, Açılımlar PKK sayesindedir. PKK olmasaydı, bugünkü kazanımlar elde edilemez, mevcut siyasal mücadele zemini yaratılamaz ve (sözde) Kürt sorunu bu mecralara taşınamazdı denilirken, bu duruma gelinmesini PKKya borçlu olduklarıyla açıklamaya çalışıyor. E.Aynanın
söylemlerini şöyle kısaca bir özetleyelim. T.C.Devleti, Kürtlerin
en temel haklarını vermediği, baskı yaptığı
için PKK doğmuş!. Aynı amaç doğrultusunda PKK
silahlı, DTP ise siyasi faaliyet gösteriyormuş. Bugünkü
gelinen aşama PKK sayesindeymiş!.
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1768 *** DAHA FAZLA KAN AKMASIN MIŞ!!!
Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 10.01.2008
PKK tarafından Diyarbakırda gerçekleştirilen ve 5i öğrenci 6 sivil vatandaşın hayatını yitirdiği bombalı eylemin hemen sonrasında, menfur saldırı ile ilgili olarak DTP tarafından da kınama mesajları verildi. DTP Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna, DTP adına yaptığı ortak açıklamada; Türkiye nin en fazla toplumsal barışa ihtiyaç duyduğu bir dönemde gerçekleşen menfur saldırılara bir yenisinin eklendiği, bölgenin ve özellikle Diyarbakır halkının 30 yıllık çatışma ortamından maddi ve manevi olarak büyük zarar gördüğü, acıların son bulması ve huzur ortamının yakalanması amacıyla Kürtlerin elinden gelen çabayı sarf ettiği, ancak devam eden şiddet politikalarının sorunları çözmediği, bu ortamda her türlü çeteciliğin türediği, olayın aydınlatılması, bu menfur saldırının gerçek faillerinin ve varsa arkasındaki güçlerin acilen ortaya çıkartılmasının gerektiği hususlarını dile getirirken, sözlerini Çözüm için öncelikle operasyonlardan ve şiddet politikalarından vazgeçilmelidir. Bu topraklarda artık kimse ölmemeli diyerek bitirdi. Devamında, DTP Meclis Grup Başkan Vekili Selahattin Demirtaş, Diyarbakır milletvekili Aysel Tuğluk ve Gülten Kışanak da olayı kınayarak, olayın derin provokasyon olduğunu söylediler. Demirtaş; Ölen sivil sayısının üzerinde ısrarla durulması, olayın çok derin bir provokasyon olduğunun kanıtıdır. Hepimiz bu menfur saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Bu saldırıda sivillerin de seçilmesini derin bir provokasyon olarak nitelendiriyoruz diye konuştu. Dikkat edilirse, olay henüz aydınlanmadan ve failler henüz tespit edilmeden yapılan bu açıklamalarda, Gerçek fail, Provokasyon, Çete ve Gizli güç gibi ifadeler kullanılarak akıllar karıştırılmaya çalışılıyor, saldırının adresi bulanıklaştırılarak adresin, PKK dışında diğer başka sözde odaklara yönlendirilmesine yönelik sinsi ve gizli çabalar sarf ediliyordu. Ayrıca Demirtaşın açıklamasında kullandığı Sivillerin de seçilmesi ifadesiyle, bir anlamda PKK sivillere eylem yapmaz. Yapsa yapsa PKK dışında sözde malum güçler, yani Devlet veya derin devlet yapar şeklinde karalama ve lekeleme mesajı her zaman olduğu gibi verilmeye çalışılıyordu. Derken, terör örgütü PKK, saldırıyı üstlenmek zorunda kaldı ve yayın organları vasıtasıyla, Kendilerine bağlı silahlı propaganda birimlerinden birinin kendi inisiyatifiyle eylemi gerçekleştirdiğini itiraf ederek, DTP ve yandaşlarının, bildikleri halde kabul etmiyor göründükleri terör örgütü olduklarının ispatının altı çiziliyordu. Terör, baskı demekti, tehdit, yıldırma, sindirme demekti, kısaca kan demekti ve bu olayda da maalesef ki kan akmış, 6 gencecik insan teröre kurban gitmişti. Öyle ya PKK, TSKnın K.Irak olarak adlandırılan bölgedeki PKK kamplarına yaptığı hava operasyonunun hemen sonrasında, özellikle kentlerde yaşayan Kürt gençlerini kışkırtmak amacıyla Her türlü eylemi yapın, intikamı alın, serbestsiniz, inisiyatif kullanın talimatını vermişti. Talimat sonrasında özellikle İstanbulda olmak üzere 100ü aşkın araç benzin dökülerek kundaklandı. Olaylarla ilgili olarak, büyük çoğunluğu DTP bağlantılı 25 kişi yapılan araştırmalar sonucunda yakalandı. Gün geçmiyor ki, bombalar, bomba düzenekleri, patlayıcılar ve silahlar ele geçirilmesin. Şimdi merak ediyorum, bu Yavuz Hırsızlar, eylemin PKK tarafından üstlenilmesiyle ne gibi bir ruh haline girdiler? İnsan içine çıkabiliyorlar mı? Biraz utanmaları ve sağduyuları varsa, artık gerçekleri kabul ederek, zavallı ve bilinçsiz Kürt gençlerini kandırmaktan vaz geçmeleri ve bunu kamuoyuna itiraf ederek samimiyetlerini ispatlamaları gerekiyor, ama nerede! Çünkü, diğerlerinde olduğu gibi, bu sefer de ağız değiştirmeleri, yeni senaryolar kurmaları son derece mümkün görünüyor. Onlar değiller mi, PKKlı teröristlere kardeşlerimiz diyen! Onlar değiller mi, terörist cenazelerinde şehit nutukları atan! Onlar değiller mi, PKK siyasi bir örgütlenmedir diyen! Onlar değiller mi, dağa eleman gönderen! Bakın, yakalanan ve teslim olan teröristlerin neredeyse tamamına yakını, yakalanmalarını müteakip vermiş oldukları ifadelerinde, DTPnin il, ilçe veya belde teşkilatlarında tanışmış oldukları bazı şahısların teşviki ve propagandaları sonucu PKKnın dağ kadrosuna katıldıklarını açıklıyorlar. Evine birkaç gün gelmeyen kayıp Kürt gençlerinin aileleri, çocuklarının akıbetini öğrenmek için ilk adres olarak DTPnin kapısını çalıyor, dağa gidip gitmediklerini buradan öğreniyorlar. Niye? Çünkü, onlar da biliyor ki DTP de bundan öncekiler gibi PKKnın siyasi borazanı ve PKK ile direk ilişkisi var. Neden devletin güvenlik kuvvetlerine başvurmuyorlar da ilk iş olarak DTPye gidiyorlar? Bunların tümü gerçek ve yadsınamaz. Ya kabul edeceksiniz, ya da en azından gerçek dışı propagandalarla hedef şaşırtmaya çalışıp, karalama kampanyaları yürütmekten vazgeçecek ve herkesin bildiği PKK terörünü inkâr üzerine kurduğunuz politikanızı terk edeceksiniz. Aksi taktirde, bugüne kadar akmasına büyük ölçüde sebep olduğunuz akan kanın yanı sıra, akıtılmasını kimsenin istemediği bundan sonraki, maalesef ki muhtemel kandan da en başta siz sorumlusunuz.
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1747 *** TERÖR, KİMDEN GELİRSE GELSİNİN GİZLİ ANLAMI
Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 04.01.2008
PKK
terör örgütü tarafından, Diyarbakır şehir merkezinde,
Erganide görevli bir askeri birliğe ait servis otobüsünün geçişi
sırasında uzaktan kumandayla patlatılan bomba
neticesinde, 3ü dershane öğrencisi olmak üzere 5 vatandaş
hayatını kaybederken, çok sayıda asker ve sivil vatandaş
çeşitli yerlerinden yaralandı, çevredeki 30a yakın
araç da hasar görerek kullanılamaz hale geldi.
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1736 *** DAĞDAN İNDİ ŞEHİRE
Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 29.12.2007
Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Irakın kuzey bölgesinde bulunan PKK terör örgütü kamplarına yönelik gerçekleştirdiği hava operasyonunun hemen sonrasında, örgütün üst yönetim kadroları tarafından, yayın organları ROJ TV vasıtasıyla, büyük darbe aldıkları anlaşılan çırpınış vari çeşitli açıklamaları geldi. Apodan sonra örgütün ikinci adamı konumundaki Murat KaraYILAN başta olmak üzere bazı üst düzey teröristler tarafından yapılan telaş dolu söylemlerde özetle; Sınır ötesi hava operasyonlarına karşılık, Kürt gençlerinin örgüte katılmak üzere dağlara çıkarak cevap vermesini istedikleri, örgütün bir intikam hareketi olduğunu herkesin bildiği ve operasyona karşılık şehirlerdeki Kürt gençleri tarafından intikamın alınması gerektiği, bu itibarla, özellikle büyük şehirlerde kaos yaratabilecek her türlü eylemin yapılmasının da serbest olduğu yönünde ifadelerde bulunularak, örgüte sempati duyan veya taraftarı olan Kürt gençleri tahrik edilmeye çalışıldı. Buram buram feryat ve telaş kokan açıklamaların devamında; Operasyonlara istihbarat desteği vermesi nedeniyle ABDnin de bundan böyle Türkiye gibi düşman olarak görüldüğü, ayrıca Barzani ve Talabani yönetimlerinin de bundan sorumlu olduğu, bu nedenle sorumlulara gereken karşılığın en kısa sürede verilmesi gerektiği yönünde tehdit dolu ifadelere yer verilirken, aynı zamanda operasyonların boşa çıkartıldığından, önemli bir zayiatın olmadığından ve Türk basınının, sonuçları ve mevcut durumu abartarak aktardığından bahsedildi. Yine aynı yayın organında verilen haberlerde, Kürt gençlerince oluşturulan ve Apocu Gençlik İnisiyatifi adı verilen bir grup tarafından, son 15-20 gün içerisinde İstanbulun çeşitli semtlerinde 50ye yakın aracın kundaklanarak yakıldığı açıklamaları geldi ve bu eylemlerden keyifle bahsedilerek üstlenildi. Şimdi, tüm bu açıklamaların ne anlama geldiğini ve ardında yatan üstü kapalı bazı niyetleri görmek ve değerlendirmek gerekiyor. Bakın, öncelikli olarak belirtilebilir ki, SKnın hava operasyonu ile terör örgütü PKKya son derece büyük bir darbe vurulduğu kesin. Aksi taktirde, hemen ertesi günü, telaşla ve hep bir ağızdan, Songül Karlının Dağlara gel dağlara türküsü koro şeklinde söylenmez, yakın, yıkın gibi intikam içeren salyalı talimatlarla, taraftar veya değil, Kürt gençleri kışkırtılmaya çalışılmaz, Türkiyeye ilave olarak ABD düşman ilan edilmez, Iraktaki Kürt liderler de sorumlu tutulmaz, tehdit edilmezlerdi. Kısaca bu durum, tam bir sıkışmışlığın, yalnız kalmışlığın ve çaresizliğin gerçek ifadesiydi. Evet, örgütün içerisinde bulunduğu durum kısaca bu idi ve bu durumdan biran önce kurtulunması gerekiyordu. Sıkışıp kaldıkları inlerinden bir delik bularak çıkma arayışında olan örgüt, kapıldığı yalnızlık duygusundan kurtulmak, kadro ve taraftarlarının bozulan morallerini tekrardan yükseltmek için televizyon kanallarından bazı talimatlar vermek, söylemlerde bulunmak zorunluluğunu hissetti. Zavallı, cahil, maceraperest ve çocuk yaşta sayılabilecek bazı Kürt gençlerini kandırmaya devam eden örgüt, çıkış aradığı bu aşamada onlardan daha fazla faydalanmayı, onları kirleterek, çıkmaza sürükleyerek kendi menfaatleri doğrultusunda daha fazla kullanmayı, her zamanki gibi kendine bir fırsat bildi, fırsattan öte bu aşamada tek çare olarak gördü. Çünkü, ne kadar çok insan teröre bulaşır, ne kadar çok insan sokaklara dökülür, ne kadar çok kan akar, kaos ortamına girilir, çatışma dağlardan şehirlere taşınırsa, beslenilmesi de o denli kolaylaşır, mevcut kirli yaşam bir şekilde sürdürebilirdi. Öyle ya, Murat KaraYILANın özellikle üstüne basa basa söylediği gibi örgüt, bir intikam hareketiydi ! Nitekim, bu intikam açıklamalarının hemen ardından, İstanbulda 50ye yakın araç benzin dökülerek, molotof kokteyl atılarak yakıldı. Bundan keyifle bahsedilerek eylemler üstlenildi. Aslına bakılırsa, bu araçların sahiplerinin belki de bir kısmı, belki de büyük bir kısmı, Kürt etnik kökenli vatandaşlarımızdı. Görüldüğü üzere terör, her zaman olduğu gibi ayrım yapmıyordu. Sonuç ne olursa olsun tek amaç, sadece ve sadece terörden beslenmek ve beslenerek büyümekti. Demokrasi, insan hakları, eşitlik, özgürlük, anadil isteği gibi örgüt ve yandaşları tarafından dillendirilen sözde taleplerin, gerçeklerle, gerçek niyetlerle uzaktan yakından herhangi bir alakasının kesinlikle olmadığı, bu insani değerlerin arkasına ne ölçüde ve nasıl gizlenilmeye çalışıldığı, bir kez daha net bir şekilde ortaya konuyordu.
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1725 *** ŞAM ŞEYTANI VE TEK KİŞİLİK OYUNUN ZAVALLI FİGÜRANLARI
Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 07.12.2007
Bundan
yaklaşık dokuz yıl öncesinde, terör örgütü PKKnın
lideri Abdullah Öcalan, bulunduğu Suriyedeki son derece lüks
konaklarında, kadın teröristler içerisinden eli yüzü düzgün
olanlarını seçerek, kendi ifadesine göre onları özgürleştiriyor,
özgürleşmek istemeyenleri ise çatışmaların en yoğun
olduğu tehlikeli bölgelere bilerek göndererek, tamamen özgürleşmeleri
için onlara fırsat tanıyordu! Kalan boş vakitlerini değerlendiren
Apo, dağdaki teröristlere, vurun-kırın-yakın-yıkın-öldürün
tarzında sürekli sert talimatlar veriyor, hesap soruyordu. Kısaca
denebilir ki; özgürleşmek istemeyeni, tamamen özgürleşsin
diye çatışma ortamlarının tam içerisine gönderen
Apo, talimatları doğrultusunda vurmayanı-kırmayanı,
yakıp yıkmayanı ise geri çağırarak cezalandırıyor,
bir nevi üstlendiği Şam Şeytanı rolünü, çok kilo
aldığı belli olan meşhur yuvarlak göbeğini kaşıyarak
son derece başarılı oynuyordu. http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1679 ***
KAHVALTI HABERLERİNDEN ÇIKAN ÇATAL-BIÇAK SESLERİ
Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 30.11.2007
ABD
nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson ın konutunda, ABD Kongresi
nin Cumhuriyetçi üyelerinden Christopher Shays ve Nicholas R. Palorino
tarafından düzenlenen kahvaltılı toplantının
yankıları sürüyor. AKP Diyarbakır Milletvekilleri
İhsan Arslan ve Abdurrahman Kurt, AKP Siirt Milletvekili Afif
Demirkıran, Hak-Par Genel Başkanı Sertaç Bucak, KADEP
Genel Başkanı Şerafettin Elçi, Diyarbakır eski
Milletvekili Haşim Haşimi ve CHP eski Diyarbakır
Milletvekili Mesut Değerin katıldığı ve bir
nevi küçük çaplı Kürt zirvesi olarak adlandırılabilecek
toplantıda özetle; Kürt sorunu, terör, PKK nın silahsızlandırılması
ve DTP hakkında açılan kapatma davası gibi konularda
görüş alış verişinde bulunulduğu
belirtiliyor. PKK ve Kürt
sorunu ile ilgili görüşmeler yapmak üzere Türkiyeye gelen, hükümet
yetkililerinden Genelkurmaya kadar görüşmeler yaptığı
belirtilen, Güneydoğu seyahati öncesinde de bazı Kürt etnik
kimlikli siyasetçilerle kahvaltı sofrasına oturan C.Shays, özgeçmişi
ile dikkat çekiyor. Yirmi yıllık kongre üyesi Shays, Irak işgali
başladığında Iraka giden ilk temsilci unvanına
sahipken, işgalin ve ABDnin Irakta kalıcı olmasının
en azılı savunucularından. Basına
yansıyan meşhur kahvaltı haberi geniş yankı
uyandırır ve çeşitli kesimlerin konuya ilişkin değerlendirmeleri
ile birlikte yoğun eleştirileri de giderek yükselmeye başlarken,
kahvaltı katılımcıları tarafından da eleştirilere
karşılık olarak, savunma mahiyetli açıklamalar peşi
sıra gelmeye başladı. Katılımcılar
genel olarak; ABDnin kendileriyle görüşme yapmasının
son derece doğal ve uygun olduğu, zaten ABDnin uzun zamandır
bölgede çalışmalar yürüttüğü, ABDli heyetlerin
ilk kez gelmedikleri, bu nedenle eleştirilerin yanlı ve anlamsız
görüldüğü şeklinde yazılı açıklamalarda
bulunurlarken, DTPnin davet edilmemesini de eleştirerek, davetli
listesinin milletvekillerinin iradesi dışında oluştuğuna
dikkat çektiler. DTP konusunda, KADEP Genel Başkanı Şerafettin
Elçi ise diğerlerinden farklı bir yaklaşımla, ABD
nin, Kürt sorununun çözümü konusunda şiddete karşı
bir tutum içinde olduğunu, bu nedenle toplantıya şiddet
karşıtı Kürt siyasetçilerinin çağrılmış
olabileceğini ifade ederek; DTP bütün çağrılara karşın
PKK ile arasına mesafe koymadı. Bu nedenle ABD, onları
toplantıya çağrılma ihtiyacı hissetmemiş
olabilir diye görüş belirtti. ABDnin düzenlediği
toplantı ile ilgili DTPden gelen değerlendirmeler de katılımcılar
ile hemen hemen aynı doğrultudayken, ABDnin Kürt sorunu
ile ilgilenmesini normal karşılandığı, büyükelçilerin
sık sık kendileriyle de görüştüğü
belirtilerek, DTPnin davet edilmemesi konusunda ise; Kürt
sorununun kendileri dışında Kürt orijinli kişi ya
da kurumlar tarafından çözülemeyeceği, bu nedenle toplantıya
dahil edilmemelerinin yanlış olduğu, gerçekten çözüm
isteniyorsa ancak ve ancak DTP ile ortaklaşılarak çözüm
yolu bulunabileceği şeklinde eleştiriler
dillendirildi.
DTPlilerin
yoğun eleştirilerinden midir bilinmez ama, kahvaltılı
toplantının ardından DTPli Sırrı Sakık
ve Akın Birdalın da Amerikalı bir diplomatın
evine, ancak bu sefer akşam yemeğine davet edildiği
ortaya çıktı. A.Birdalın yurtdışında
bulunması nedeniyle katılamadığı yemekli
toplantıda Ş.Sakıkın da, kahvaltılı
toplantıya DTPnin davet edilmemesine sert tepki gösterdiği
belirtildi. Ş.Sakıkın daha sonra konuya ilişkin
yaptığı açıklaması ise diğer DTPlilere
oranla biraz daha ayrıntılı, çok daha düşündürücü
ve kesinlikle üzerinde durulması gereken önemli hususları içeriyordu!!! S.Sakıkın
dikkatlerden kaçırılmaması gereken son derece hassas
ABDli diplomatlara yönelik açıklaması, aynen kelimesi
kelimesine şöyleydi; Bizimle gizli buluşuyorsunuz. Kürt
sorunu konuşuluyor ama DTP yok. Ahmet Türkün Mardindeki
tarlasında kaç mısır yetiştiğini bilirsiniz
ama Kürt halkının temsilcisinin kim olduğunu
bilmiyorsunuz. Silahların bırakılması gerekir
deniyor ama ABD bunu söylerken, Kürt halkı üzerinde kimin etkili
olduğunu bilmiyor. Bize cüzzamlı muamelesi yapıyorsunuz.
Bu bizim inanın onurumuzu çok zedeliyor. Eğer bir projeniz
varsa, bu DTPsiz çözülmez. Burada altı çizilmesi, dikkat
çekilmesi gereken cümle anlaşılacağı üzere; BİZİMLE
GİZLİ BULUŞUYORSUNUZ!!!. Söylenildiği
gibi, ki bu bir itiraf, eğer gerçekten de ABDli yetkililer ve
DTPli bazı şahıslar arasında Gizli görüşmeler
yapılmış veya halihazırda yapılıyorsa,
olayın gizli tutulmasının amacı ne olabilir (!). Yapılan
görüşmelerde ne gibi konular konuşulmuş, ne gibi
kararlar alınmış olabilir (!). Top secret görüşmelerden
Türk Hükümetinin önceden veya sonradan bilgisi var mıdır
(?). Görüşmeler nerede ve ne boyutta yapılmıştır
(?). Bu yer, Amerikamıdır, Ankaramıdır (?).
Yunanistan veya GKRY olabilir mi mesela (!). Görüşmeler halihazırda
devam etmekte midir (?). İmralı, bundan haberdar mıdır
(!). Haberdar ise, yönlendirmesi bulunmakta mıdır (!).
Kandil, bu konuda ne düşünüyordur (?), gibi gibi daha birçok
soru ve şüphe akla gelmektedir. Aslına
bakılırsa, 2004 yılında ayrıldığı
PKK tarafından Düşünün
ki olay, 1994te yaşanıyor. On üç yıl önce yaşanan
bu tarihten sonra sırasıyla, Apo, Şamdan çıkarılarak
Kenyada yakalanıyor ve Türkiyeye teslim ediliyor. ABD,
Iraka giriyor ve Irakın kuzeyinde bir Kürdistan Özerk Yönetimi
kuruluyor. Bu gizli görüşmenin yeri Güney Kıbrıs.,Kahvaltı
ve arkasından gelen akşam yemeğinin yeri ise Ankara. Kim
bilir, Amerikada, K.Irak olarak bilinen Kürdistan bölgesinde,
Kandilde ne gibi görüşmeler yapılıyor, kim bilir ne
yemekler, ağızlar şapırdatılarak yeniyor!!!. Boğazınızda
kalmaması (!) dileğiyle
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1637 *** İMKÂNSIZ AMA, DİYELİM Kİ KÜRDİSTAN KURULDU !
Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 10.11.2007
Şunu
baştan kabul etmek gerekir ki; Türkiyedeki yaklaşık
yirmi yıldır süregelen PKK terörünün ve ilişkili Kürtçülük
faaliyetlerinin amacının, iddia ettikleri gibi; Demokratik
haklarının elde edilerek, barış ve kardeşlik içerisinde
birlikte özgürce yaşanılması gibi basit bir söylem
ile açıklanmasının, kesinlikle ve kesinlikle hiçbir
inandırıcılığı bulunmuyor. Çünkü
biliniyor ki; 1800lü yılların sonraları itibariyle,
İngilterenin o dönemdeki çıkar politikası doğrultusunda
özellikle Iraktaki Kürtlerin kullanılmasıyla başlatılan
Kürdistan hayali,
sadece ve sadece Türkiyeyi kapsamıyor. Buradaki tek amaç; Dört
Parçada Kürdistan. Yani, başta büyük parça Türkiye
olmak üzere, Irak, İran ve Suriyede yaşayan Kürtlerin bir
araya getirilerek, sözde kendi kendilerini yönetecek bir devletin
kurulması. Bu
nedenledir ki, bugüne kadar HEP, DEP, HADEP, DEHAP ve nihayet DTP gibi
ayrılıkçı siyaset güden Kürtçü partiler ve yöneticileri
hiç boşuna, Barış,
kardeşlik, özgürlük ve demokratik haklar gibi son derece
safiyane ve son derece insani söylemlerle kendilerini boşuna
yormasınlar. Kendilerinden olmayanları kandırmaya, alet
etmeye çalışmasınlar. Kardeşlerimiz
dedikleri PKKlı teröristlerin içerisinde, çok sayıda ve
hatta üst düzey komutan seviyesinde başta Suriye olmak üzere,
İran ve Irak vatandaşı Kürt teröristler de olduğuna
göre, onları da kardeşleri olarak mı görüyorlar?
Bunların örgüt içerisinde ne işleri olabilir ki! Ne yani;
bu Suriyeli ve İranlı Kürtler, Türkiyede yaşayan Kürtlerin
menfaatleri için mi savaşıyor, canlarını dahi
verebiliyorlar! Yoksa siz, bunların cenazelerini bizzat teslim
alarak ve memleketlerine bizzat götürerek yaptığınız
taziye ziyaretlerinizi, sırf minnettar olduğunuz için mi gönülden
yapıyor ve hatta bunu görev biliyorsunuz! Nerede kaldı
dilinizden düşürmediğiniz Kardeşlik
söylemleri, palavraları? Ayrıca,
PKKnın silahlı faaliyet gösteren İrandaki uzantısı
Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK),
Iraktaki uzantısı Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi (PÇDK)
ve Suriyedeki uzantısı Demokratik Birlik Partisi (PYD)
de neyin nesi? Bunların da amacı, Türkiyedeki Kürtlere
hizmet ve onların haklarının alınması mı! Hiç
boşuna kimse kimseyi kandırmaya çalışmasın. Mağdur,
hak isteyen, özgürlük isteyen masum maskelere bürünülerek, barış
ve kardeşlik türküleri söylenilmesin. Bu türkü, kulağa
hoş gelebiliyor belki ama, daha çok akılları karıştırarak
mide bulandırıyor. Çünkü, görünen köy kesinlikle kılavuz
istemiyor, güneş de balçıkla asla sıvanamıyor. Bakın,
bu Dört Parçada Kürdistan hayali yıllardır sürdürülüyor.
Ancak ulaşılması hemen hemen mümkün olmayan bu hayal,
ABDnin Irakı işgali sonrasında kuzeyde oluşturulan
Kürt Yönetimi oluşumu
ile birlikte, hevesle, yeniden canlandırılmaya çalışılıyor.
Buna sebep olan şeyin ise, Iraktan sonra ABDnin, İran ve
Suriyeye yönelik müdahale söylemleri ve beklentileri olduğu görülüyor.
Son dönemde, İran ve Suriyedeki Kürt oluşumların ve
terör örgütü PKKnın uzantılarının
hareketliliklerinde gözle görülür bir artış kaydedilirken,
İran ordu birlikleri ile PKKlı teröristler arasındaki
çatışmalar da giderek artıyor, İran, sınırına
yakın Iraktaki Kandil alanını bombalayarak, ülkesindeki
terörist faaliyetleri engellemeye çalışma ihtiyacını
duyuyor. Anlaşılacağı üzere, düne kadar Türkiye
aleyhine desteklenen ve hatta beslenen PKKlı teröristlere karşı,
bugünlerde Besle Kargayı
misali cephe oluşturulmaya gayret sarf ediliyor. Şunu
da özellikle belirtmeden geçmemek gerekiyor; hem İran ve hem de
Suriyedeki Kürt oluşumlarının, PKKnın varlığı,
tehdidi ve terörist faaliyetlerinin kendilerine zarar verebileceği
gerekçesiyle rahatsızlık duymaya başladıklarının
ve tepkilerini de giderek arttırdıklarının
sinyalleri alınıyor. Yani,
bu ülkelerdeki Kürtlerin de PKKdan rahatsızlık duydukları
anlaşılıyor. ABDnin,
bugünkü Ortadoğuya ilişkin olarak BOP
adını verdiği ve tamamen belli çıkarlar üzerine
kurulmuş bir politikası var. Adının başında
Büyük olmasına
rağmen gerçekte, bugün Ortadoğu Bölgesindeki mevcut
devletlerin parçalara bölünerek küçültülmesi, küçük
devletçikler oluşturulması amaç edinilen politikanın
hedefi; Böl, parçala, yönet.
Çünkü, küçük parçalar rahat yutulabilirken, büyük parçalar
mideye oturabiliyor. Dolayısıyla, Irakta,
İranda ve Suriyede yaşayan Kürtlerin arkasında ABD
var gibi komik bir anlayışa, yaklaşıma sakın
ola ki kapılınmasın. ABDnin amacı Kürdistanı
kurmak falan değil. Amaç; Ortadoğudaki tüm etnik, dini ve
mezhepsel farklılıkların kaşınarak kaos
ortamları yaratılması ve bu kaostan mümkün olduğunca
kendi çıkar ve amaçları doğrultusunda faydalanılması.
Bu net. O yüzden kimse hayale kapılıp, elma ile armudu
birbirine karıştırıp, ilerde hüsrana uğramasın. Hadi
diyelim ki, gerçi bu mümkün değil ama; ABDnin yönlendirmesiyle
Iraktan sonra İran ve Suriyede Kürdistan Yönetimleri
kuruldu ve bu durum, PKK doğrultusunda hareket eden Türkiyedeki
ayrılıkçı Kürtlerin Türkiyede de ayrı bir Kürdistan
Yönetimi kurmaları ile sonuçlandı. İşte asıl
problem tam da bu aşamada karşımıza çıkacak.
Nasıl mı? Tekrar
baştan belirtelim; Böyle bir durum asla olamaz. Ne İran ve ne
de özellikle Türkiye böyle bir duruma asla izin vermez, vermesi de düşünülemez.
Buna rağmen, biraz beyin jimnastiği yapmakta fayda var. Diyelim
ki; Türkiye küçüldü ve Doğu ve Güneydoğu bölgelerimiz Kürdistan
Özerk Bölgesi olarak belirlendi. Türkiye, çok doğaldır
ki elini, kolunu kurulan bu yeni bölgeden çekecek, yatırımlarını
durduracak, asker, polis, doktor, öğretmen gibi kamu görevlilerinin
tümünü bölgeden çekecek, devamında da, yine çok doğaldır
ki, bir sınır hattı
çizilecek. Sınır hattı ne demek? Kimse elini-kolunu
sallayarak bu hattı karşılıklı olarak geçemeyecek
demek. Peki, batı bölgelerimizde yaşayan -ki
Doğu ve Güneydoğuda yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımızdan
çok çok daha fazla- vatandaşlarımızın durumu
ne olacak!!! İşte
tam da burada, olan olacak ve kuvvetle muhtemel; BUYRUN
denilecek. Evet, hadi bakalım, şimdi biraz daha beyin jimnastiği
yapalım; sonra ne olacak? Tahmin ediyorum, tahminden de öte buna inanıyorum; batıda yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımız düşürüldükleri bu zor durum için PKK ve ayrılıkçı yandaşlarını suçlayarak onlara karşı daha da kinlenecek, ayrılıkçı Kürtler ise pişmanlıklarını dillendirerek; Biz, en az sizler kadar Türküz, birlikte, beraberce, kardeşçe ve eskisi gibi yaşayalım diyecekler. Ama o zaman, belki de iş işten çoktan geçmiş olacak.
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1586 *** ÇEKİRGENİN BELKİ DE ELLİNCİ SIÇRAYIŞI AMA .. Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 15.11.2007
Sıralamakla
bitmez, ancak biz yine de en azından son gelişmeleri şöyle
bir sıralayalım
.. PKK terör örgütünün
K.Iraktaki kongresine katıldığı ve PKK üyesi
olduğu gerekçesiyle tutuklanarak cezaevine konulan Sabahat Tuncel,
geçtiğimiz Erken Genel Seçimlerde DTPden milletvekili seçilerek
özgürlüğüne kavuştu ve dokunulmazlık zırhını
sırtına geçirdi. 22 Ekim
tarihinde Hakkari Dağlıca da çıkan ve 12 askerimizin
şehit düştüğü çatışmada PKK tarafından
kaçırılan 8 askerimiz, 4 Kasım günü Irakın
kuzeyindeki Erbilin Zap bölgesinde serbest bırakıldı.
DTP Milletvekilleri Osman Özçelik, Aysel Tuğluk ve Fatma Kurtulan
ın da içerisinde bulunduğu heyetteki Fatma Kurtulan, teslim
tutanağına, PKKyı muhatap alırcasına imzasını
koydu. Daha sonra
Fatma Kurtulanın eşi Salman Kurtulanın, 13 yıldır
PKK dağ kadrosunda üst düzey olarak faaliyet gösterdiğini
öğrendik. DTPli
Fatma Kurtulan, yapmak zorunda kaldığı açıklamalarında;
Yaklaşık 13 yıldır ayrı yaşadığı
dağdaki eşiyle evliliğinin resmi olarak devam ettiğini,
çağdaş düşünce yapısı gereği, özel yaşamda
birliktelikleri olan bireylerin, ayrı ayrı tercihlerde
bulunmalarının olağan karşılanması gerektiğini
belirterek, eşinin dağda olmasının Kürt sorununun
çözümsüzlüğünden kaynakladığını ve bunun
da toplumsal gerçeklik olduğunu, hiçbir çekince görmeksizin söyledi. Güvenlik güçlerine
teslim olan, kırsalda uzun bir süre faaliyet göstermiş olan
bir teröristin ifadesinden, DTP Van milletvekili Fatma Kurtulanın,
aynen eşi gibi terör örgütü kampında siyasi eğitim
aldığını öğrenirken, kampta çekilmiş terörist
kıyafetli bir resmine de şahit olduk. Terör örgütü
PKKnın siyasi platformdaki sözcüsü olarak değerlendirilen
DTPnin 2. Olağanüstü Kongresi, 8 Kasım tarihinde yapıldı
ve Nurettin Demirtaş, DTPnin yeni başkanı oldu.
Kongrede, yine HEP, DEP, HADEP, DEHAPta da olduğu gibi, ne Türk
Bayrağı, ne T.C.Devletinin kurucusu M.K.Atatürkün
resmi asıldı ve ne de İstiklal Marşı okundu. Sonra bir öğrendik
ki, Nurettin Demirtaş da PKK üyesi olduğu gerekçesiyle, 10 yıl
cezaevinde yatmış ve askerlik yapmamak amacıyla da
kendine sahte bir Çürük Raporu temin etmiş. Gelelim söylemlere
. Sıralamakla bitmez, ancak biz yine de en azından son söylemleri
şöyle bir sıralayalım
.. PKKya
terör örgütü diyemeyiz. Onlar bizim kardeşlerimiz. Eğer
dersek, sizdenleşiriz, Biz Kürtlerin
üç lideri var; Barzani, Talabani ve Öcalan, Ankara, Türkiyeyi
eyaletlere böl ve Kürdistan eyaletini kur. Cumhuriyetin kuruluş
sürecinde yapamadığını şimdi yap, Abdullah
Öcalan, halkı ile bir araya gelip özgürce siyaset yapmalı.
O zaman, Kürtler asla silaha sarılmaz, Barış;
Öcalan ı muhatap almakla olur, aksi halde kan akmaya devam eder,
gençlerimiz ölür, Dağa
gidilmesi, Kürt sorununun çözümsüzlüğünün bir sonucudur. Gelelim olan
bitene
. Sıralamakla bitmez, ancak biz yine de en azından
son olanları şöyle bir sıralayalım
.. Türkiye
Cumhuriyeti Devletine TC, teröriste gerilla, ölen teröriste
şehit diyen bir düşüncenin sahibi onlar değil mi!
Başkanımız; APO, partimiz; PKK, bölgemiz; Kürdistan
diyen belli bir ayrılıkçı kitle için halkımız,
tabanımız demiyorlar mı! Ölen teröristlerin
cenazelerinin protesto gösterilerine çevrildiği ve PKK lehinde
sloganların atıldığı, Aponun resimleri ve sözde
PKKyı temsil eden bayrakların açıldığı
etkinliklere katılarak taziyelerde bulunmuyorlar mı! Asker için
öldü, terörist için yaşamını yitirdi
ifadelerini kullanmıyorlar mı! İmralının
talimat ve mesajlarını kongrelerine taşıyarak, parti
programı oluşturmuyorlar mı! Öcalanın emir ve görüşleri,
Asrın Hukuk Bürosu diye adlandırılan bir grup avukat vasıtasıyla,
başta Kandil alanı olmak üzere kendi kitlelerine ulaştırılarak
emir telakki edilmiyor mu! Aponun sağlığı, sağlığımızdır
ve sözde Tecride son kampanyaları başlatmadılar mı!
Peki,
DTPlilerin tamamı mı böyle, hepsi aynı düşüncede
mi? Şu an DTP içerisinde üç ayrı grubun bulunduğu söyleniyor.
Şahinler; bunlar Aponun emir kulları pozisyonunda, en
radikal grup ve parti içerisinde de çoğunluktalar. İkinci
grup; ılımlılar. Başını Ahmet Türkün
çektiği bu grupta, Sırrı Sakık ve Aysel Tuğluk
da bulunuyor. Ilımlı olmaları ve her şeyi Apoya
bağlamamaları nedeniyle hem İmralı ve hem de Kandil
tarafından sürekli eleştiriliyor, hatta tehdit ediliyor ve
biraz da kulakları çekiliyor. Son grup ise; diğerlerine
nazaran biraz daha fazla mürekkep yalamış, eli kalem tutmuş,
en azınlıkta olan ve en sessiz grup. Çoğu zaman parti çalışmalarına
dahi iştirak etmiyorlar. Aslına
bakarsanız bu üç ayrı grup, HEP ile başlayan süreçten
buyana sürekli varlar. Ancak yaşandığı ve görüldüğü
üzere, Apo ve PKK yönlendirmesi ve baskısı nedeniyle hep Şahinler
grubu ön plana çıkıyor, DTPyi yönetiyorlar. Dikkat
edilirse hemen hemen hepsinin, özellikle Şahinler grubunun,
ya doğrudan ya da dolaylı olarak PKK ile ilişkileri var.
Zaten bu nedenledir ki, DTPnin yönetim kadrolarına
getiriliyorlar. Hal böyleyken; kongrelerinde Türk Bayrağının
asılmasını, İstiklal Marşının
okunmasını, PKKya terörist demelerini nasıl bekler,
onları bu konuda eleştirebilirsiniz ki! Sonuç
olarak; her şey gün gibi ortadayken, çekirge bir değil, bin
defa sıçramışken, biz hala bunu kabul edemiyor, eleştiriyor
ve maalesef ki ancak seyretmekle yetiniyoruz.
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1599 *** SEÇİM SONUÇLARI, ARTAN TERÖR EYLEMLERİ VE DTPNİN YOL AYRIMI Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 21.11.2007
Geçtiğimiz
22 Temmuz Genel Seçimlerine bağımsız adaylarla giren
DTP, 2002 seçimlerine göre, iddialı oldukları Doğu ve Güneydoğu
bölgesindeki pek çok ilde oy kaybına uğrayarak ikinci parti
konumuna geriledi. DTPnin de aralarında bulunduğu Bin
Umut Adayları, seçim sonuçlarına göre yüzde 5,2 oranında
oy alırlarken, oysa DEHAP, 2002 seçimlerinde tek başına
yüzde 6,14 oranında oy almıştı. Beş yıllık
süre zarfındaki yaklaşık % 17lik bu düşüş,
bölge halkının eskiye oranla DTPden desteğini çekmeye
başladığının göstergesi ve önümüzdeki süreçte
yapılacak olan Yerel Seçimlerin sonuçlarının özellikle
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ile ilgili- şimdiden
habercisiydi. DTP için bu hüsran, sadece Doğu ve Güneydoğu
için değil, aynı zamanda Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı
Adana, Mersin ve hatta İzmir ile İstanbul için de geçerlilik
gösterirken, düşüş oranı ise bu şehirlerde % 24
civarına yükselmişti. DTPli bazı
bağımsız milletvekilleri, seçim sonrasının
akabinde, uzlaşı ve barış çağrısı
yaptıklarını belirtirlerken, meclise giren Aysel Tuğluk,
Akın Birdal, Şemdin Sakık; gerilim için değil,
barış için geliyoruz. Kürtler için değil, Türkiye için
umut olacağız. Milli maçlara gitmek, şehit cenazelerine
katılmak istiyoruz gibi söylemlerini dile getirerek, başlangıçtaki
ılımlı mesajlarını kuvvetlendirdiler. Tüm Türkiyenin
merakla beklediği ve izlediği, Ahmet Türk liderliğindeki
DTP heyetinin, Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP heyeti ile olan
ilk buluşması ise, ılımlı başlangıcın,
olumlu bir süreçle devam edebileceğinin pırıltılı
ışıkları gibiydi. Ancak, her
şey son derece iyi gibi giderken İmralı sakini, sakinliğini
bozarak hiddetlenmiş, avukatları ile yapmış olduğu
görüşmesinde, sıcak buluşma ve yapılan ılımlı
açıklamalar ile ilgili olarak, Bu aklımdan bile geçmemişti.
Politika ilkeli olmalıdır. Böyle siyaset olur mu? Olursa,
siyaset laçkalaşır. Tokalaşma da ne demek? Maçlara ve
cenazelere gideceklermiş! Kendi başlarına böyle siyaset
yapmaları doğru değil diyerek hop oturup hop kalkmış,
talimat niteliğindeki görüş, eleştiri ve uyarılarının,
ilgili şahıslara, yani hem DTP ve hem de Kandil olmak üzere
iletilmesini ve konunun da basına yansıtılmasını
emretmiş, bizler de bu ruh durumunu basından, ne mutlu ki (!)
öğrenebilmiştik. Derken,
İmralıdan alınan mesajın yerine getirilmesi gereği,
DTP içerisinden ve Leyla Zana gibi Kürtçü siyasetin içerisinde yer
alan bazı şahıslar kolları sıvayarak, PKK
terör örgütü değildir. Kabul edersek sizdenleşiriz.
PKKlılar bizim kardeşlerimiz. Bizim liderlerimiz; Barzani,
Talabani ve Öcalandır gibi ayrılıkçı, son
derece radikal ve kışkırtıcı söylemlerle gündem
oluşturarak, ılımlı başlangıcı
baltalamaya çalıştılar. Anti parantez; zaten İmralı,
artık Leyla (Zana) devreye girsin talimatını daha
önceden vermişti. Devam edelim. Aynı mesajın gereği
olarak Kandil de harekete geçti ve bölgeden gelen son derece üzücü
şehit haberleri Türkiyeyi ayağa kaldırdı
ve sabrının taşmasına sebep oldu. Yaratılan bu
kaos ortamı en çok PKKnın işine geliyordu. Çünkü
biliniyordu ki, sivrisinekler için en uygun yaşamsal ortam bataklıklardı.
Bu nedenledir ki, seçim sonuçlarına göre, zayıfladığının
ve bölge insanı üzerindeki hükmünü kaybettiğinin farkına
varan PKK, ılımlı ortamın bozulmasıyla yaratılacak
bir kaos ortamını kendine bir çıkış olarak görüyordu. 8 Kasıma
gelindi ve DTPnin 2. Olağanüstü Kongresinde, 3. turda da
olsa, Şahinler olarak adlandırılan radikal grup,
Güvercinler olarak adlandırılan ılımlı
grubun önünde kongreyi kazandı. Bu grup içerisindeki bazı
şahısların durumları gerçekten de şaibeliydi.
Cezaevi çıkışlılar, PKK dağ kadrosu ile bağlantılılar,
PKK çizgili hareket edenler, bu grup içerisinde çoğunluktaydı.
Aslına bakılırsa, sadece DTP içerisinde değil,
bundan öncekiler HEP, DEP, HADEP ve DEHAPte de olduğu gibi bazı
farklı kanatlar olduğu eskiden beri biliniyordu. Öncelikle
belirtmek gerekir ki, öteden beri süregelen bu farklı kanatlarda,
ortak payda; Kürt, değişkenlik gösteren ise sadece
Paydı. Kimileri; PKK doğrultusunda hareket eden, sadece
Türkiye ile sabit kalmayıp, işi Irak, İran ve
Suriyeye de taşıyan, PKKnın silah gücünün
etkisini, yarattığı korkusunu ve caydırıcılığını
kullanarak diğer grupları Paylayan ve Şahinler
olarak adlandırılan grup, kimileri; Türk-Kürt kardeşliğini
ve Türkiyeliliği baz aldığını söyleyen ve
zaman zaman da olsa, yarım
ağızla da olsa, PKK politika ve söylemlerine karşı
çıktığı veya çıkabildiği için
Paylanan ve Güvercinler olarak adlandırılan
grupken, diğer ve son grup ise; düşürüldükleri veya
zorlandıkları çaresizlik nedeniyle çözüm olanaklarının
hemen hemen tükendiğini düşünen, PKKdan korkmuş, yılmış,
diğerlerine küsmüş, onlarla artık bir şey
Paylaşılamayacağını düşünen küskünler
ve yılgınlar grubu olarak karşımıza çıkıyorlardı. Birbirinin
devamı niteliğindeki süregelen bu Kürtçü partilerde
payda her zaman ortak olmasına rağmen, maalesef ki bugüne
kadar, PKKnın açık tehdidi nedeniyle hep paylayanların
ön plana çıktıkları ve giderek çoğaldıkları
görülürken, paylanan ve paylaşmayı arzu
edenlerin seslerinin de giderek kısıldığı görünüyor,
parti ile PKK arasına belli bir mesafenin konulmadığı
veya koyulamadığı sürece de, gerginliğin ve çatışma
ortamının, yine maalesef ki devam edeceği bir kısır
döngünün yaşanacağı anlaşılıyor.
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1610 *** TÜRK-KÜRT ÇATIŞMASI NE DEMEK VE KİMİN İŞİNE GELİR? Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 27.10.2007
Terör örgütü PKK tarafından son günlerde gerçekleştirilen saldırılar sonucunda, Türkiyenin dört bir yanında başlayan protestolar çığ gibi büyüyor. Toplumun her kesiminden oluşan, örgütlü-örgütsüz kitleler, kendilerini sokaklara atarak, sabahlara kadar Artık yeter, bu terör bitsin diyor, yürüyüşler yapılıyor, mitingler düzenleniyor. Halkın neredeyse tamamı, PKK terörüne karşı mücadele veren güvenlik güçlerimizin, her zamankinden daha fazla arkasında olduğunu, yanlarında yer aldıklarını, tüm dünyaya, özellikle belli adreslere haykırıyor. Halkın, terör karşısında hassasiyet göstermesi, bilinçlenmesi ve demokratik tepkilerini bu boyutuyla göstermesi son derece önemli.
Türkiyenin hemen hemen tamamında gerçekleşen bu tepkili ortam ile ilgili olarak Kürtçü basında da çeşitli yazı ve değerlendirmelere yer veriliyor. Yazıların tamamında özetle; Türkiyenin Kürtlere yönelik yıllardır sürdürdüğü baskı politikalarının devam ettiği, devletin organizesiyle, bu son olaylar sonrasında PKKnın şahsında olmak üzere Kürtlerin tamamına karşı topyekün bir saldırıya geçildiği, Türk-Kürt çatışmasının körüklendiği, çok kanın akacağı ve tüm kesimlerin bundan ağır yara alacağı, halkların geleceğinin kararacağı bir sürecin bilinçli olarak başlatıldığı, bu nedenle Kürt halkının gerekli tedbirleri alması gerektiği, mücadelenin asıl şimdi başladığı gibi saçma-sapan, mesnetsiz, asılsız, gerekçesiz, kışkırtıcı, provokatif ifadeler kullanılıyor. Ancak ne yazık ki, bu ifadelere benzer bazı söylemler, Türk basınındaki bazı bilinen, maaşları ödenen (!) köşe yazarları ve programcıları tarafından da, bilerek veya bilmeyerek dillendiriliyor. Şimdi konuyu biraz açmak, bu mesnetsiz, saçma-sapan, aslı astarı olmayan ve özellikle provokasyon içeren ifadelerin, yalanları ve asıl amacın ne olduğunu ortaya koymak gerekiyor. Türkiye, Kürtlere yönelik yıllardır sürdürdüğü baskı politikalarını devam ettiriyor muş ! Yahu, Türkiyede hangi Kürt kökenli insana, sen giremezsin, sen yapamazsın, sen olamazsın denmiş bugüne kadar. Kürt kökenli insanlarımız, Türkiyede yaşayan her insan gibi, her vatandaş gibi, seyahat etme, eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanma gibi, doktor, avukat, işadamı, esnaf, işçi, memur ve hatta cumhurbaşkanı, kuvvet komutanı, bakan olma, şarkıcı, türkücü, oyuncu olma, sporcu, sanatkar, yazar olma gibi daha binlercesi sayılabilecek en doğal haklara sahip değiller mi ! Eğer cevabınız değil ise, evet, son derece haklısınız. Bir kalemde geçelim . Yok eğer, ben Kürdüm, bu topraklarda Kürdistanı kurmak, kendi kendimi yönetmek istiyorum der, dağa çıkıp eline silah alır, kurşun sıkarsan, değil Kürt, değil Türk, İngiliz, Fransız, haşa PEYGAMBER olsan, sana dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir şekil ve şartta izin vermezler. Bunu da geçelim . Gösteriler ve protestolarla, PKKnın şahsında olmak üzere Kürtlerin tamamına karşı topyekün bir saldırıya geçiliyor, Türk-Kürt çatışması körükleniyor, halkların geleceğinin kararacağı bir süreç, Devlet eliyle bilinçli olarak başlatılıyor muş ! Son dönemdeki PKK saldırılarında şehit olan askerlerimizin yarısından fazlası Kürt kökenli vatandaşlarımız. Mardin, Adıyaman, Ş.Urfa, Diyarbakır, Kars, Erzurum, Van ve G.Antepteki cenaze törenlerinde Kürt kökenli vatandaşlarımız tarafından, terör nedeniyle PKK protesto edilir, lanetlenirken, dikkatinizi çekerim TÜRK-KÜRT KARDEŞTİR, PKK KALLEŞTİR pankartları taşınıp, sloganlar atılmadı mı ? Hal böyleyken, siz, nasıl olur da, tüm Kürt kökenli vatandaşlarımızı kendinizdenmiş gibi gösterir, Devlet tarafından PKKnın şahsında saldırıya uğradıklarını söyleyebilirsiniz. Halkın tepkisi tamamen PKKya, Kürt etnik kökenli vatandaşlarımıza değil. Komik olmayın. Geçelim . Yaşanan süreç, Devlet eliyle bilerek başlatılmış ! Ne yani, son iki ayda teröre kurban giden yaklaşık 50 vatandaşımızı, askerimizi Devlet mi öldürerek, kaçırarak halkı sokaklara döktü veya dökülmesini teşvik etti ! İtidalli olma, sağduyulu olma, sakin olma çağrılarını kim yapıyor ! Bunlar tam bir Yavuz Hırsız. Geçelim Bir sürü safsata, yalan ve kandırmacadan sonra gelelim verilmeye çalışılan mesaja ve gerçek amaca. Kürt halkının gerekli tedbirleri alması gerekiyor, asıl mücadele şimdi başlıyor muş ! Yine görüldüğü gibi Kürt Halkı ifadesi. Bu, tüm Kürt kökenli vatandaşlarımızı taraflarına çekme veya taraflarındaymış gibi gösterme girişimi. Peki, bu mesaj kime veya kimlere verilmeye çalışılıyor ? Adres neresi ? Tabii ki öncelikli olarak Kürt kökenli insanlarımız, bilahare karşıda gösterilmeye çalışılan Türk halkı ve Devlet organları. Amaç ?. Ayrılmalarını arzu ettikleri Kürtlerin taraflarına çekilerek Türk-Kürt ayrışmasının yaratılarak çatışma ortamına sürüklenmesi. Türkün Kürte, Kürtün Türke düşman olmasının sağlanması. PKKya olan tepkinin tüm Kürt vatandaşlarımıza yönlendirilmesinin arzusu ve bir kaos ortamına girilerek, bundan beslenilmesi. Gelinen bu aşamanın bu şekliyle devam etmesi halinde Türk-Kürt çatışması çıkabilirmiş ! Niye ? Bütün Kürt etnik kökenli vatandaşlarımız PKKlı mı ki ! Böyle bir şey söylenebilir mi ? Yaklaşık 25 yıldır devam eden bu PKK terörü nedeniyle, ne zaman ve nerede bir Türk-Kürt çatışması yaşandı. Eğer, böyle olsaydı, 35 bin değil, şimdiye kadar 35 milyon insanımızı çoktan kaybetmiş olurduk. Türkiyede bir Kürt Sorunu yok, Birileri (!) tarafından yaşatılmaya çalışılan PKK terörü ve diğer Kürt etnik kökenli vatandaşlarımıza bulaştırılmaya çalışılması sorunu var. Birileri (!), PKK ve yandaşlarının amacı bu, gıdaları bu. Bu nedenle, bu sinsi tuzağa düşmemek, Kürt Sorunu ve Türk-Kürt çatışması gibi son derece mantıksız, mesnetsiz ve son derece tehlikeli söylemlerden özellikle kaçınmak, birilerinin (!) ekmeğine yağ sürmemek gerekiyor.
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1551 *** ETKİLENEN VE YÖNLENDİRİLEN SIRADAKİ İRANLI KÜRTLER VE PKK Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 18.10.2007
Günümüzde İranda 25 milyon civarında Azeri yaşıyor. İranda, öteden beri en geniş etnik grubu oluşturan Azeriler, Türkiye sınırından başlayarak Doğu-Batı Azerbaycan, Erdebil Eyaletleri ile Zencan ve Kazvinde yoğun olarak yerleşik bulunuyorlar. Ayrıca, Hamedan, Tahran, Kum, Saveh ve Horasan bölgelerinde de yaşıyorlar. Azerilerin yaşadığı bölgeler Güney Azerbaycan olarak adlandırılırken, Azeri Türkçesi, İranda resmi dil olan Farsçadan sonra en yaygın dil olarak kullanılıyor.
ABDnin İrana yönelik uzun bir süredir dillendirdiği muhtemel operasyonun varlığına ilave olarak, PJAK ve İKDPnin, ABD ve Barzani liderliğindeki IKDP ile geliştirdikleri ikili görüşme ve ilişkilerin boyutu, İranı son derece rahatsız ediyor. İran Hükümeti, PJAK ve İKDP gibi Kürtçü oluşumları ABD işbirlikçisi olarak nitelendirirken, ABD tarafından anılan gruplara silah verildiği yönündeki iddialarını da gündeme getiriyor.
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1532 *** ZAMAN, İTİDALLİ OLMA VE TAŞIN ALTINA ELİNİ KOYMA ZAMANI Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 24.10.2007
Son günlerde PKK tarafından gerçekleştirilen terörist eylemler, Türk halkının sabrının taşmasına sebep oldu, olmaya da devam ediyor. Bıçağın kemiğe dayandığının hissedildiği bu dönemde, yurdun hemen hemen her köşesinde vatandaşlar, sokaklara dökülerek ellerindeki Türk bayrakları ile terörü lanetleyen ve şehitlerine sahip çıkan gösterilerde bulunuyorlar. Siyasi partiler, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından, Terörü Telin, Şehide Saygı mitingleri düzenleniyor, vatandaşlar ev ve işyerlerine Türk bayraklarını asarak tepkilerini dile getiriyorlar. Bu demokratik tepkiler arasında zaman zaman istenmeyen üzücü olaylar da maalesef ki yaşanabiliyor. Kurunun yanında yaş da yanar misali, bazı Kürt kökenli vatandaşlarımıza yönelik haksız ve duygusal tepkiler de ne yazık ki verilebiliyor. Neden
Maalesef ve ne yazık ki ?. Bunun iki önemli boyutu var aslında.
Birincisi; bu vatandaşlarımızın büyük bir çoğunluğunun,
hiçbir şekilde suçları ve dahiliyeleri olmamasına rağmen,
hatta terörü herkes gibi, belki de herkesten çok daha fazla
lanetliyor olmalarına rağmen, mağdur olabiliyor, tedirgin
bir ruh haline girebiliyorlar. İkinci boyutu ise; Türk-Kürt çatışmasının
alevlenerek yayılmasının, körüklenen milliyetçilik ve
çatışma ortamının, gerçekte PKKnın işine
gelmesi, ellerini ovuşturarak sinsi sinsi keyiflenmelerine zemin
oluşması. Onlar da biliyorlar ki, mağdur edilen, sıkıntı
yaşatılan tarafsız ve hatta Devlet yanlısı Kürtler,
örgütün kucağına ister istemez düşecek. Zaten PKKnın
da asıl amacı bu değil mi; Çatışma ortamı
yaratmak, saflarına çok daha fazla eleman kazandırmak, sosyal
ve toplumsal patlamalara sebebiyet vermek, Türkiyeyi yaşanmaz
bir ortama sürüklemek, kaosu artırmak, iç savaş çıkartmak
ve bundan, yani akan kandan beslenmek. Gerçekten
de çok hassas bir dönemden geçiyoruz. Hassas durumun farkında
olan yetkililer, özellikle siyaset ve terör uzmanları da dahil,
Türk ve Kürt halkını karşı karşıya
getirebilecek çatışma ortamlarına girilmemesi yönünde
toplumu sakin olmaya, itidalli yaklaşmaya, sağ duyulu
olmaya özenle ve gayretle davet ediyorlar. Çünkü, çıkabilecek
en küçük bir kıvılcımın, söndürülemeyecek büyük
yangınlara, iç savaş ortamına zemin oluşturularak
tamir edilemez yıkımlara dönüşebileceği ve bundan
da toplumun tüm kesimlerinin son derece olumsuz etkilenerek, altından
kalkılamaz bir hale gelinebileceği belirtilirken, akıllardan
kesinlikle çıkartılmamasının da altını çiziyorlar.
Türkiye,
yıllardır süren eli kanlı terör nedeniyle büyük
badireler atlattı. Şehitler verdi, aileler yıkıldı,
toplumsal travmalar yaşandı. Elbette ki yaşanan bu hassas
ve sıkıntılı dönem de bir şekilde atlatılacak.
Ancak, burada önemli bir nokta var. Halkın, teröre yönelik
toplumsal tepkisini, bu şekliyle topyekün olarak vermesi, aslında
önemli bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Toplumun her
kesiminden, halkın tam da içerisinden, büyüğünden küçüğünden,
kadınından erkeğinden, sağından solundan
verilen bu büyük tepki ve gösterilen toplumsal refleks, önemli
mesajlar içeriyor. Mesajların adresleri de belli, ama yine de bir
kez daha belirtmekte fayda var. İlk adres; hiç kuşku yok ki,
PKK, sempatizanları, destekçileri ve sözcüleri. İkinci
adres; zaman zaman haddini aşan, hayal âlemine girmiş,
bilinen birilerinin arkasına sığınarak fütursuzca
beyanatlar veren, Irakın kuzeyindeki Kürt Bölgesi Yönetimi.
Nihayet üçüncü adres ise; bölgede bulunan ve kendi gemisini yürütmeye
çalışan, terör karşısında etkin tedbir
almaktan anlaşılmaz (!) bir biçimde kaçınan ABD ve
devamında da batı dünyası.
Bir
mesaj daha var ki, belki de içlerindekilerin en önemlisi. Halk, terör
karşısında devletin, yani güvenlik güçlerinin yalnız
olmadığının mesajını veriyor;
sizinleyiz, arkanızdayız, yanınızdayız,
buradayız diyor. Siyasileri, diplomatları, akademisyenleri,
sivil toplum örgütleri, işçileri, köylüleri, esnafı,
memuru, öğrencisi, kadını erkeği, genci yaşlısı,
çalışanı çalışmayanı hep bir ağızdan
terörü lanetliyor, ülkesine, şehidine sahip çıkıyor,
protesto ediyor, tüm dünyaya haykırıyor. Güvenlik güçlerinin
terör belası ile olan mücadelesinde gerçekten de büyük morale
ihtiyacı var. Kuşkusuz bu dönemde daha da büyük ihtiyaç
duyuluyor. Çünkü, hiçbir başarının, kazanımın,
halk desteği alınmaksızın elde edilemeyeceği,
herkes ve her kesimden daha çok güvenlik güçlerince net olarak
biliniyor.
Zaman,
gerçekten de itidalli olma, sağduyulu olma, sakin olma zamanı.
Ancak zaman, biraz da taşın altına elini koyma
zamanı değil mi? Evet, bu ülke hepimizin, kolay da kazanılmadı.
Dolayısıyla, ne olursa olsun, nasıl olursa olsun, taş
hepimizin kafasına düşmeden, herkes ve her kesimin taşın
altına elini biran önce koyması gerekiyor.
Bu
ülkede, terör örgütü PKK ve onun yanında hareket eden belli
bir kitle de var. Bu kesin. Ancak bundan daha kesin olan, bunların
dışındaki ve neredeyse tamamına yakınının
devletinin yanında, teröre ve şiddete son derece karşı
olduğuna emin olunan, terörden herkesten daha fazla mağdur
olduğu bilinen Kürt halkının varlığı. PKK
baskısı ve ölüm tehdidi nedeniyle, korku saikiyle sesini çıkartmaktan
zaman zaman kaçınmak zorunda kalan bölge insanına, bu aşamada
çok daha önemli görevler düşüyor. Halkın topyekün
huzuru, mutluluğu, yaşamı, çocukları ve geleceği
adına Kürt halkı, tepkilerini her platformda daha fazla
dillendirmeli, tavrını net olarak özellikle PKK terör örgütüne
karşı göstermeli, sessizliğini bozarak taşın
altına elini koymalı, PKK denen terör örgütünün belini,
bir daha doğrulamamacasına kırmalıdır.
Evet,
zaman, gerçekten de son derece itidalli ve sağduyulu olma zamanıdır.
Ancak zaman, taşın altına elini koyma zamanıdır
aynı zamanda.
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1545 *** YAVUZ HIRSIZIN EV SAHİBİNİ BASTIRMA ÇABALARI Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 03.10.2007
Beytüşşebap
a
30 Eylül tarihinde, yani olaydan bir gün sonra, DTP den, büyük bir telaşla yapılan yazılı açıklamada da; Vatandaşlarımızın katledilmesinde hükümetin duyarsızlığı ve çatışmalı ortamı önleyici hiçbir siyasi tedbir geliştirmeyişinin de payı vardır denildi. Açıklamanın devamı; Katliamın kimler tarafından yapıldığını aydınlatmak ve olayın iç yüzünü açığa çıkarmak hükümetin görevidir. Çatışmalı ortamda hiçbir vatandaşımızın can güvenliği sağlanamamaktadır. Hükümeti, gergin ve acıları çoğaltan çatışmalı sürecin önüne geçebilecek politikaları masaya yatırmaya çağırıyoruz şeklinde idi.
Meydana
gelen terör eylemleri arasında
cımbız
metodu kullandığı
bilinen İnsan
Hakları
Derneği
(İHD)
tarafından
da bir kınama
mesajı
gönderildi. Mesajda; Yaşam
hakkına
yönelik şiddet
içeren eylemler, her ne gerekçe ile ve kimler tarafından
yapılırsa
yapılsın,
bizler tarafından
kabul edilemez bir durumdur deniliyordu.
Olayla ilgili olarak PKK da bir açıklama yapmalıydı. PKKnın sözde basın bürosu tarafından, yayın organları ROJ TV kanalıyla, 1 Ekim tarihinde yapılan açıklamada, eylemin kendileriyle herhangi bir ilgilerinin bulunmadığı belirtilerek, Eylem, Türk ordusu ve uzantısı olan JİTEM tarafından gerçekleştirilmiştir. PKKyı yalnızlaştırmaya, halkı sindirmeye yönelik gerçekleştirilen bu cinayetler vasıtasıyla korucu politikasının canlandırılması ve hareketimiz ile karşı karşıya getirilmesi istenmektedir. Halkımızı gerçekleri çarpıtan özel savaş propagandalarına kanmamaya çağırıyor, siyasi partileri, insan hakları derneklerini ve demokratik sivil toplum örgütlerini bu olayları araştırmaya, gerçek faillerini açığa çıkarmaya ve hesap sormaya davet ediyoruz denildi.
Dikkat edilirse, DTP tarafından yapılan açıklamayla, Çatışmalı ortama duyarsız olunduğu ve hiçbir siyasi tedbir geliştirmediği gerekçesiyle hükümetin suçlu olduğu mesajı verilmek istenerek, çatışmalı sürecin durdurulması yönünde politikaların masaya yatırılmasının hükümetin görevi olduğu belirtiliyor. Yani, PKK ile ilgili tek satır yok. Sanki PKK, belirtilen çatışmalı ortamın en önemli tarafı ve tek sorumlusu değil!!!. PKK, masum, zavallı ve mağdur!!!. Eylemi yapmışsa bile, bu ortamı yarattığı için başta Hükümet ve gelmiş geçmiş Hükümetler suçlu!!!. Neden?. Çünkü önlem almadılar, siyasi tedbir geliştirmediler, PKK ile masaya oturmadılar!!!. Oysa terör estiren PKK yıllardır var ve Hükümetler de sürekli değişiyor. Değişen Hükümetler her zamanki gibi bıkmadan, usanmadan eleştiriliyor, suçlanıyor, ancak 25 yıldır kan dökülmesine sebep olan ve bundan hiç vazgeçmeyen, değişmeyen PKK, bir kez bile olsun gündeme getirilerek, az da olsa, ucundan da olsa suçlanmıyor. PKKnın gerçekleştirdiği hangi eylem sonrasında basın karşısına çıkarak örgütü eleştirdiniz, kınadınız, suçladınız!?. Ancak bahaneniz her zaman hazır; PKK mazlum. Gelin PKKnın istekleri doğrultusunda anlaşın. Tam bir Yavuz hırsızlık ..
İHDnin cımbızlı kınama mesajı da çoğu zaman olduğu gibi yine düşündürücü; Şiddet, her ne gerekçe ile ve kimler tarafından yapılırsa yapılsın bizler tarafından kabul edilemez. Yani buradan; Şiddeti uygulayanın -PKK veya Devlet kastedilerek- kendilerince bazı haklı gerekçeleri olabilir. Bunu da kabul edenler çıkabilir. Ancak biz asla kabul edemeyiz anlamı çıkıyor, PKK ile Devlet aynı kefeye konmaya çalışılıyor.
PKKnın
açıklaması
ise her zamanki gibi kestirmeden; Biz yapmadık,
onlar yaptı.
Devlet, halkımızı
sindirmeye, PKKyı
yok etmeye çalışıyor.
PKKyı
halk nazarında
kötülemeye, suçlamaya çalışıyor.
Ama halkımız
sakın
ola ki, bu politikalara kanmasın,
aldanmasın.
Siyasi partiler, insan hakları
dernekleri ve demokratik sivil toplum örgütleri göreve. Bu olay
korucularla PKKyı
karşı karşıya
getirme planıdır.
Tam bir Yavuz hırsızlık
.
Bilindiği
gibi PKK, bugüne kadar koruculara yönelik hiçbir eylem yapmamıştır,
yapması da mümkün
değildir!!!. Bırakın
korucuları,
PKKnın, Kürt
kökenli, Türk kökenli sade vatandaşa,
kendisinden olmayana, karşı
olana, kendisinden kaçana, Devlete yakın
durana, hatta ve hatta beşikteki
BEBEKlere dahi en ufak bir eylemi söz konusu değildir
bugüne kadar!!! Korucu ve sivillere yönelik insanlık dışı bu eylemi üstlenmekten özellikle kaçınmaya çalışan ve Bu olay korucularla PKKyı karşı karşıya getirme planıdır diyerek korucularla karşı karşıya olmadıklarını hatta belki de onları sevdikleri mesajı vermeye çalışan PKK, bakın korucularla ilgili nasıl bir tanımlama yapıyor. Yayın organı ROJ TVde Beytüşşebap katliamı ile ilgili bir programda korucular hakkındaki sarf edilen cümle aynen şöyle; Korucular, Kürt halkının çaresizliği, yoksulluğu, kıstırılmışlığı, inkâr ve baskı altında tutulmuşluğunun utanç ve ihanet simgesidir. Şimdi, biraz geriye gidelim ve güvenlik güçlerince geçtiğimiz Eylül ayı içerisinde Şırnak ile Beytüşşebap arasındaki Kato dağı bölgesinde geniş kapsamlı gerçekleştirilen operasyon ve sonuçlarını tekrardan gözden geçirelim.
15-28
Eylül tarihleri arasında
gerçekleşen ve bölgenin
en güçlü dört aşiretine
bağlı
korucuların da
katıldığı
operasyonda, aralarında
sözde Askeri Konsey üyesi üst düzey bir bayan teröristin de bulunduğu
9 terörist ölü ele geçiriliyor. Operasyondan son derece etkilendiği
anlaşılan
PKKnın,
operasyon sonrası
yine ROJ TV vasıtasıyla
yaptığı
açıklamada;
Nerede ve kimden gelirse gelsin yapılanlar
karşılıksız
bırakılmayacaktır.
En güçlü cevap verilerek intikamımız
alınacaktır
deniliyor. Bu
itibarla, DTP tarafından
telaşla yapılan
açıklamalar ve
saptırma, yönlendirme
mahiyetli verilmeye çalışılan
mesajların yanı
sıra, Kato dağı
operasyonu sonucunda PKK tarafından
yapılan İntikam
açıklamaları
birlikte göz önüne alındığında,
Beşağaç
köyü ve korucularına
yönelik katliam niteliğindeki
bu insanlık dışı
eylemin, PKK tarafından
Misilleme anlamında
gerçekleştirildiği
ilk akla gelen sonuç olarak karşımıza
çıkıyor.
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1508 *** İMRALIDAN DTPYE YARI AÇIK MEKTUP Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu
Bilindiği
üzere, 22 Temmuz erken genel seçimleri
*** UYUŞTURUCU, SİLAH, HARAÇ DERKEN, RAMAZANDA DA FİTRE VE ZEKÂT
Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 28.09.2007
Ayrıca,
yoksullukla mücadele amacı da taşıyan fitre ve zekât,
dini bir vergi anlamına gelen dini bir vecibeyken, bu görevin,
yoksulu rencide etmeyecek şekilde, göstermeden, duyurmadan, reklâm
ve ilan etmeden gizlice yerine getirilmesi de gerekli kılınıyor. Fitre
ve zekâtın İslami ve insani boyutunu kısaca özetledikten
sonra gelelim olayın tehlikeli Terör
boyutuna... Bilindiği
gibi, dünyadaki tüm terör örgütleri, yaşamlarını sürdürebilmek
için insana (eleman), kaynağa (para) ve iç ve dış desteğe
ihtiyaç duyarlar/duymuşlardır. Bu üç ana gereklilik, terör
örgütlerinin olmazsa olmazlarıdır ve tüm örgütler için
de istisnasız geçerlidir. Terör örgütleri, ekonomik kaynak arayışlarını,
genellikle kara ve kolay
para elde etme yoluyla gerçekleştirirler. Barınma,
beslenme, giyecek, yiyecek ve tedavi gibi en temel ihtiyaçların
yanı sıra, terörist faaliyetlerde kullanmak üzere silah ve
patlayıcılara da gereksinim duyarlar. Bu itibarla, maddi
ihtiyaçlarının büyük bölümünü, silah,
uyuşturucu ve insan kaçakçılığından karşılamaya
yönelen terör örgütleri, zor kullanarak gasp,
soygun, fidye ve haraçtan, gönüllü, yarı gönüllü veya gönülsüz
olarak taraftar ve sempatizanlarından topladıkları aidat
ve vergilerden de önemli miktarlarda ekonomik kaynak elde
ederler/ediyorlar. Tüm
bu ekonomik kaynak elde etme metot ve yöntemlerinin tamamını
kullanan PKK terör örgütü, ülke insanımızın, özellikle
Doğu ve Güneydoğulu vatandaşlarımızın
dini duygularını dikkate alarak ve bunu bir fırsat
bilerek, Ramazan Bayramlarında verilen Fitre ve Zekâtları
dahi gelir kaynaklarının arasına eklemiştir. Örgüt
ve sorumluları tarafından, her yıl olduğu gibi, içerisinde
bulunduğumuz mübarek Ramazan ayında da, Roj Tv başta
olmak üzere, çeşitli yayın organları vasıtasıyla
gündeme getirilen çeşitli programlarda özetle; Örgüt yandaşlarının,
sempatizanlarının ve tüm Kürt halkının, fitre ve
zekâtlarını örgüte müzahir kurum ve kuruluşlara
vermesi yönünde çağrılar yapılmış,
Elde edilen gelirle, örgüt adına faaliyet gösteren veya göstermiş
olan ve mağdur durumda bulunan yandaşlarına ve ailelerine
yardımlar yapılacağı hususları belirtilmiştir.
Örgütün siyasi uzantısı olarak bilinen DTPnin yanı
sıra, bazı dernek ve sivil toplum örgütleri gibi oluşumlar
tarafından da bu yönde çeşitli kampanyalar başlatılmıştır. Görüldüğü
üzere PKK terör örgütü, örgütsel faaliyetler nedeniyle mağdur
duruma düşen, zarar gören ve hatta kandırılmış
gencecik çocuklarını kaybeden ailelere, bir anlamda akan
kanın bedeli ve mağduriyetin karşılığı
olarak, gerçekte dini bir
vecibe olan Fitre ve Zekâttan
elde etmeyi düşündüğü gelirlerin bir kısmını
bu yönde harcayarak, ailelerin yaşadıkları acıları
az da olsa azaltmaya çalışıyor. Yani, halkın son
derece hassas olduğu manevi duygularını dahi istismar
eden örgüt, İslamın şartlarından biri, belki de
en önemlisi olan Fitre ve
Zekâttan dahi yararlanmaya çalışıyor, dini
bir vecibeyi siyasi bir propaganda malzemesi haline getirerek, kendi
çıkarları doğrultusunda kullanabiliyor. Üstelik örgütün,
dinle, İslamiyetle hiçbir alakası olmadığı,
örgüt içerisinde bulunan birçok üst düzey sorumlunun da Ermeni kökenli
olduğu biliniyor. Kara
ve kolay parayı amaç edinen, İslamın şartlarından
Fitre ve Zekâtı dahi bu çirkin amaç doğrultusunda
istismar ederek kullanan PKK terör örgütünün ve bağlı
legal siyasi yapılanması olarak bilinen DTPnin, geçtiğimiz
Genel Seçimlerde almış olduğu başarısız
sonuç ve AKPnin bölgede aldığı yüksek oy oranı
sonrasında, partinin ileri gelenleri tarafından yapılan;
Bölge halkının dini yapısını göz ardı
ettik. Partili hiçbir şahıs ve milletvekili adayı, ne
namaz kılıyor, ne ibadet ediyor, ne de camiye gidiyor. Aramızda
içki içen birçok arkadaş var. Doğal olarak halk bizi dinden
uzak görüyor. Bu nedenle tercihini bu kez bizden yana kullanmadı
şeklindeki özeleştiriler, örgüt mensubu ve yandaşlarının,
ne İslamiyet ile ve ne de din ile hiçbir şekilde alakalarının
bulunmadığının en sıcak ve en net göstergesi
olarak karşımıza çıkıyor.
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1494 *** YEZİDİ KATLİAMI VE NEMALANMA GİRİŞİMLERİ Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 25.09.2007
Geçtiğimiz 14 Ağustos gününün gece saatlerinde, Irakın kuzeyinde bulunan Yezidi Kürtlerin yaşadığı iki kasabada bomba yüklü 5 kamyonun eş zamanlı olarak patlatılması sonucu, yaklaşık 500 Yezidi Kürdü hayatını kaybederken, 400 civarında Yezidi de yaralandı. Musulun 120 km batısında bulunan Kahtaniye ve Adnaniye kasabalarında yaşayan Yezidi azınlığın hedef alındığı suikast, Irak savaşının başlangıcı olan 1998 yılından bu yana, Irakta gerçekleşen en kanlı terör eylemi olarak kayıtlara geçerken, dünya kamuoyunun da gündemine oturdu. Yezidi Kürtleri ve Yezidilikle ilgili kısaca bir bilgi vermek gerekirse; Büyük bölümü Irak ın Musul kentinde yaşayan ve Kürtçenin farklı bir lehçesi olan Kırmançi dilini konuşan Yezidi Kürtlerinin, Suriye, Türkiye, İran, Gürcistan ve Ermenistan da da cemaatleri bulunuyor. Irakta 100 bin olmak üzere, bugünkü toplam nüfusları 500 bin civarında olduğu tahmin edilen Yezidiler, başta Almanya ve İsveç olmak üzere Avrupa ülkelerinde göçmen olarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Ortadoğu kökenli bir din olan Yezidilikte, Allah tarafından görevlendirildiğine inanılan Melek Tavus kutsal görülüyor. İslam dinindeki Şeytana karşılık gelen Melek Tavus, Yezidi inancına göre, kötü bir melek olmayıp, aksine Allah ın en değerli meleği olarak görülür. Günümüzde, oldukça kapalı ve geleneklerine bağlı olarak kültürlerini devam ettiren Yezidiler, günde üç defa güneşe dönerek ibadet ederler. Yezidilerin, Siyah Kitap anlamına gelen Meshaf Reş ve Tanrısal İzahatlar anlamına gelen Kitab el Celve olmak üzere iki kutsal kitabı vardır. Cennet-cehenneme inanmayan Yezidiler, şeytan konusundaki inançları ve güneşe tapma ayinleri nedeniyle yaşadıkları bölgelerdeki Müslüman ve Hıristiyan çevrelerce dinsiz olarak görülmüşlerdir. (9 Nisan tarihli İşlerine Geldiğinde Kürt, Gelmediğinde Yezidi başlıklı yazıda ayrıntılı bilgi mevcuttur) Gelelim konumuza ve 2 ton patlayıcı kullanılarak Yezidilerin hedef alındığı intihar saldırıları ile sonrasında ilgili çevrelerce yapılan açıklama ve konuya ilişkin gelişmelere. Kürt kökenli Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Teröristlerin ve aşırı dincilerin Irak halkına karşı başlattığı soykırım savaşında bu kez Kürt Yezidilerin hedef alındığını söyledi. Aşırı Dinciden kasıt, muhtemelen İranın desteğini aldığı iddia edilen El Kaide örgütü idi ve hedef gösteriliyordu. Irak Bölgesel Kürt Yönetimi lideri Mesut Barzani de, saldırılardan, Dış Güçler dediği, yabancı istihbarat servislerini sorumlu tutarak, kendisine bağlı internet sitelerine yaptığı açıklamada, Çeşitli ülkelerin istihbaratlarının Kürt kentleri olan Musul, Kerkük ve Diyala gibi yerlerde yaşayan Kürt vatandaşların bu kentleri terk etmeleri için saldırılarda bulunduğunu öne sürdü. Musul ve Kerkükün Kürt kenti olduğu mesajı, altı çizilerek verilen açıklamada hedef bu sefer, kuvvetle muhtemel Türkiye idi. Çünkü Türkiye, Musul ve Kerkükün Türkmenlere ait olduğunu, son dönemdeki planlı Kürt göçü ve Türkmen sürgünü nedeniyle Kerkükün Kürtleştirilmeye çalışıldığını belirten, tartışmaya muhatap ve müdahil, taraf ülkeydi. Dokuz yıldır bölgede olan ABD de bir açıklama yapmalıydı. İlk açıklama, ABDnin Iraktaki askeri sözcüsü Tümgeneral Kevin Bergner tarafından; Bu tür bombalı kamyonları El Kaide kullanıyor. Bu nedenle saldırıyı, El Kaide nin düzenlediğini tahmin ediyoruz şeklinde idi. Daha sonraki açıklamalar hiç gecikmedi ve Yezidi köylerine yönelik intihar saldırılarını planlayan Ebu Muhammed el Afri adlı El Kaide militanının, ABD tarafından Musul un güneybatısında düzenlenen bir hava saldırısında öldürüldüğü bildirildi. Amerikan ordu sözcüsü Tuğamiral Mark Fox, Korkunç saldırının sorumlusu olan teröristin, 3 Eylül de düzenlenen bir hava saldırısında öldürüldüğünü dünyaya duyurarak, saldırıda başka ölen ya da yaralanan olup olmadığı konusunda bilgi vermiyordu !!!. Yani ABD, saldırının sorumlusunu hemen tespit etmiş ve bombaları uçaklarla teröristin üzerine yağdırmıştı !!! İşin komik ve ilginç tarafı; ABD, sorumluyu bulduğunu ve gereğini yaptığını duyurmuşken, Barzani başta olmak üzere, bazı Kürtçü çevreler ve özellikle terör örgütü PKK ve yandaşları, açık açık ve direkt olmasa bile, Türkiyeye yönelik baştan beri bilinen suçlamalarına saman altından ve sinsice devam ediyor, Yezidi katliamı üzerinden nemalanmaya çalışarak, Türkiyeyi özellikle hedefe koymaya gayret sarf ediyordu. Yani, aslında onların dertleri başkaydı ! Türkiyedeki bilinen ayrılıkçı Kürt grupları ve oluşumları, yaptıkları açıklamalarda; Yezidi Kürtlerine yönelik suikastın, Kürdistanı hazmedemeyen belli güçler tarafından gerçekleştirildiğini belirterek, çevre ülkelerini ve özellikle Türkiyeyi ima etmeye çalışan açıklamalarda bulundular. Terör örgütü PKK, özellikle Avrupadaki yandaşlarının sinsi çalışmaları vasıtasıyla Avrupanın dikkatini Türkiyeye çevirmeye çaba sarf ediyordu. Yezidi Kürtleri ile birlikteymiş gibi görüntü veren PKK, Avrupada yaşayan Yezidilerin çeşitli protesto gösterilerinde ön plana çıkmaya çalışıyor, çeşitli ortamlardaki söylemleriyle de Kraldan çok Kralcı anlamında, Yezidi katliamı üzerinden bir nevi nemalanmaya çalışıyordu. Oysa, Yezidiler, yaşadıkları bölgelerde, PKK tarafından hiç de rahat bırakılmamışlardı. İnançları ve dünya görüşleri gereği silah ve savaştan uzak duran Yezidi Kürtleri, PKK tarafından, kendilerinin yanında yer almaları doğrultusunda sürekli zorlanmış, kabul görülmediğinde zor kullanılarak darp edilmiş ve hatta kimi zaman da öldürülmüşlerdi. Geçtiğimiz aylarda, PKKlı 2 teröristin, haraç vermedikleri gerekçesiyle, K.Irak Dohuk kentinin Seyhan ilçesindeki bir Yezidi Kürt kızını kaçırarak öldürmesi, gelişen olaylar sonrasında Yezidi Kürtlerine ait ev, işyeri ve derneklerin basılarak yakılıp yıkılması henüz unutulmamıştı. Yine, geçtiğimiz yıl Belçikadaki Mala Ezidiyan Li Belçika adlı Yezidi derneğinin, PKKlılar tarafından basılarak haraç istenmesi, çıkan tartışmada Yezidilerin darp edilmeleri, eşyalarının kullanılamaz hale getirilmesi, paralarına el konulması ve derneğin PKKya devredilmesi yönünde ölüm tehdidinde bulunulması olayları bardağı taşıran son damla olmuş, Yezidiler tarafından, uluslararası kamuoyunun dikkatine sunulmak üzere, PKK Vahşetine Karşı Acil Yardım Çağrısı adı altında bir basın açıklaması yapılmıştı. (9 Nisan tarihli İşlerine Geldiğinde Kürt, Gelmediğinde Yezidi başlıklı yazıda ayrıntılı bilgi verilmiştir) İsterseniz sıcak bir örneği de, K.Iraktaki Kürtlerin, Yezidi Kürtleri ile olan ilişkilerinden verelim. Geçtiğimiz Nisan ayı içerisinde genç bir Yezidi Kürt kızı, Sünni bir Kürt gencine âşık olup İslamiyeti seçtiği için aşiretince recmedilmiş, yani cezalandırılmıştı. Sünni Kürtler, buna çok kızmış olacaklar ki, intikam almak adına 23 Yezidi Kürdünü, gözlerini kırpmadan silah kullanarak hunharca öldürmüş, bölgede uzun bir süredir Sünni Kürtler ile Yezidi Kürtleri arasındaki var olan gerginlik de giderek yükselmişti. Bütün bu gelişmelerin ışığında, vahşice işlenmiş bu Yezidi katliamını ve olay ile ilgili iddiaları kısaca gözden geçirerek, gelin, bir de biz irdeleyelim. Olayın geçtiği bölge, K.Irak olarak adlandırılan ve bugünkü Irak Bölgesel Kürt Yönetimi lideri Mesut Barzaninin sorumluluğundaki, Irakın diğer tüm bölgelerine nazaran çok daha güvenli bilinen bir Kürt bölgesi. Peşmergelerden oluşturulan bir ordu ve ABDli askerler tarafından koruma altında tutulan bu bölge, ABD Başkanı George W. Bush tarafından da örnek olarak gösterilmişti. Bütün bu güvenliğe rağmen, 2 ton patlayıcı yüklü 5 kamyonun, aynı anda Yezidi yerleşim bölgelerine sokularak patlatılması sonucunda, 500ü geçkin insan hayatını kaybetti, bir o kadarı da yaralandı. Olayın hemen sonrasında ABD ve Talabani, El Kaide örgütünü sorumlu gösterirken, Barzani ve PKK ise dış güçler olarak kastetmeye çalıştıkları başta Türkiye olmak üzere, İran ve Suriyeyi hedef gösteriyordu. Eğer, iddia edildiği gibi, sorumlu El Kaide ise, hemen insanın aklına; El Kaidenin böylesine bir gücü var mı? Var ise; en büyük ve tek öncelikli hedefi ABD olduğuna göre, ABDli askerler dururken, neden kendi halindeki ve kendisiyle geçmişten veya bugünden kaynaklı herhangi bir husumeti bulunmayan Yezidi Kürtler seçilmiş olabilir ki ? soruları geliyor. Üstelik El Kaide gibi terör örgütleri, gerçekleştirmiş oldukları eylemlerin hemen sonrasında özellikle eylemi üstlenerek, ünlerine ün katmayı, mensuplarına ve taraftarlarına moral vermeyi görev bilmişler, görevden öte fırsat kollamışlardır. Hatta bu amaç uğruna, yapmadıkları eylemleri dahi üstlenmek için birbirleriyle çoğu zaman yarışmışlardır. Ancak buna rağmen, böylesi büyük çaplı, organize ve sansasyon yaratabilecek bu tarz bir eylem, El Kaide gibi bir terör örgütü tarafından neden fırsat bilinerek üstlenilmemiş, tersine, itham edilen iddialar yalanlanarak tüm dünyaya duyurulmuştur!!! Peki, Barzani ve PKKnın, Kürdistanı hazmedemeyen dış güçler olarak adlandırdıkları ve üstü kapalı da olsa hedef göstermeye çalıştıkları gibi eylem, başta Türkiye olmak üzere, İran ve Suriye tarafından gerçekleştirilmiş olabilir mi? Neymiş efendim gerekçe; Kürdistanı hazmedemeyen güçler. Eğer, gerçekten de bu güçler Kürdistanı hazmedemiyorlar ise; kendi hallerindeki mazlum Yezidi Kürtlerinin bunda ne suçu olabilir ki? Bahsedilen sözde Kürdistanı, yaklaşık 100 bin kadar nüfuslu, zavallı, mağdur ve son derece zor ekonomik şartlar altında yaşamlarını sürdürmeye çalışan yoksul Yezidiler mi kurmaya çalışıyor!!! Kürdistan hayalini, kapalı ve küçük bir toplum olan bu Yezidi toplumu mu kuruyor!!! Dolayısıyla, gündemleştirilmeye çalışılan bu iddia, akla ve mantığa uymayan son derece saçma ve bir o kadar da komik bir iddia olmaktan öteye gitmiyor. Sonuç olarak, olayın faillerinin kim ya da kimler olduğu ve ne amaçla böylesi bir katliamın gerçekleştirildiği, bu aşamada henüz bilinmiyor. Ancak, yaşanan olaylardan da anlaşılacağı üzere, net olarak bilinen o ki; Yezidi Kürtlerinin Iraktaki diğer Sünni Kürtler ve bulundukları ülkelerdeki PKKlı terörist gruplarla aralarının ezelden beri pek de iyi olmadığı, aralarında giderek artan gerginliğin zaman zaman kanlı çatışmalara dönüştüğü ve bazen, insanlık dışı bu katliamda da olduğu gibi ölümler ile sonuçlandığı.
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1473 *** HALAÇOĞLU'NUN AÇIKLAMALARI VE DÜŞÜNDÜRLÜKLERİ Sabahattin Talu 21.09.2007
Türk
Tarih Kurumu Başkanı Prof.Dr.Yusuf Halaçoğlunun, geçtiğimiz
18 Ağustos günü, Kayseri'de düzenlenen, Türk Tarihinde ve
Kültüründe Avşarlar Sempozyumu başlıklı
toplantıda yaptığı açılış konuşması
büyük yankı uyandırdı. Bu yankı, destek de olmasına
rağmen, ağırlıklı olarak, tepki şeklindeydi.
Bazı kesimler tarafından Bilim ve gerçek dışı
açıklamalarla, ırkçılık, hatta kafatasçılık
yapıldığı, toplumları birbirine düşürmeye
çalışıldığı iddiaları
dillendirildi. Sosyolog Yazar İsmail Beşikçinin, konuya ilişkin olarak yapmış olduğu, Neden Kürtlerin kökenleri araştırılıyor ? Bu çok yanlış. İki kere iki dört eder şeklindeki eleştirisel tepkisi, tam bir bilim adamına yakışır cinsten, derin ve son derece anlamlı, örnek bir açıklama olarak karşımıza çıkıyor ! Halaçoğlu, gösterilen tepkilerden rahatsızlık duymuş olmalı ki, yanlı ve yanlış olarak değerlendirdiği eleştiri ve anlamalara açıklık getirmek amacıyla, ikinci bir açıklama yapmak zorunda kaldı. Halaçoğlu, basına yansıyan ve belli bir kesim tarafından tepki çeken konuşmasının bazı basın yayın organları tarafından manşet yapılarak çarpıtıldığını, yaptığı açıklamaların, Osmanlı ve ABD arşiv kaynaklarından elde edilen tarihi belgelere ve 10 yıllık bir süreci kapsayan bilimsel araştırmalara dayandığını belirtti. Buna göre; halihazırda Türkiyede yaşayan Sünni Kürtlerin % 30unun ve Alevilerin % 99unun aslen Türkmen, geride kalan ve kendilerini Kürt Alevi olarak bilenlerin ise gerçekte Ermeni olduklarının anlaşıldığını söyledi. Ermeni tehciri sırasında birçok Ermeni ailenin de kendilerini Kürt olarak göstererek Türkiyede kalmak istediklerinin, bu nedenle o dönemde Türkiyenin doğu ve güneydoğu bölgelerinde kalan birçok Ermeninin de, bölgedeki Türk aşiretlerinde olduğu gibi, uzun tarihsel süreç içerisinde ve bulunulan coğrafyanın etkisinde kalınarak, etkileşim ve kaynaşma sonucu Kürtleştiklerinin, Alevileştiklerinin görüldüğünü dile getirdi. Anadoluda o dönemde 1.5 milyon Ermeni vatandaşın yaşadığı söyleniyor. Peki, bu 1.5 milyon insan şimdi neredeler, uçmadılar ya ? diyen Halaçoğlu, elinde tarihi belgeler olduğunun ve yaptığı açıklamalarını her ortamda ispatlayabileceğinin altını çizdi. Açıklamasının
devamında; sonradanlaşanların bir bölümünün hâlâ
eski Ermeni kimliklerini gizlice taşımaya devam ettiğini
söyleyen Halaçoğlu, potansiyel bir tehlike oluşturan bu
grubun içerisinden bazı şahısların, PKK ve TİKKO
gibi terörist örgütler ve faaliyetleri içerisinde yer aldıklarını
da kaydetti.
http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php?news=1698 *** AZERBAYCANDAKİ KÜRTÇÜ DİPLOMAT BEYLER Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 06.06.2007
Azerbaycan
da Azerice, Rusça ve Kürtçe olarak basılan Diplomat
Gazetesi nin başyazarı Tahir
Süleymanov, geçtiğimiz Nisan ayı içerisinde gazetedeki
köşesinde, Kemalistler,
Büyük Haydar Aliyev den Ders Almalılar başlıklı
bir makale yazarak, Türkiye aleyhine beslediği kirli ve kokuşmuş
duygularını ortalığa kustu.
Kustuğu
veya büyük olasılıkla kusturulduğu malum makalesine geçmeden
önce, bu Süleymanov denen zat-ı muhteremi biraz tanımak
gerekiyor.
Süleymanov,
tüm yazılarında mutlaka Kürdistan
ibaresini kullanıyor ve Irak ın ezeli Türkmen şehri Kerkük
de olmak üzere, Irak, İran ve Türkiye nin belli bölgelerinin yanı
sıra, Azerbaycan ın Laçin,
Kelbecer, Kubadlı ve Zengilan bölgelerini de, hayal ettiği Kürdistanın
içerisine, hiçbir çekince duymaksızın dahil ediyor.
Y.Karabağ
ın işgalinin 14. yıldönümü nedeniyle Ermeniler tarafından
düzenlenen kutlamalara, Azerbaycan, Rusya ve Gürcistan dan bazı Kürtçü
gruplar iştirak ediyor. Süleymanovun da davet edilerek iştirak
ettiği kutlamalarda, Ermenilerle
kardeş, dost ve müttefik olunduğu belirtilerek, Osmanlı
Türkiye sinin, bugüne kadar Ermeni ve Kürt halkına zulmettiği,
bu nedenle Kürtler ve Ermenilerin, haklarını yeniden elde
etmek amacıyla, mücadelelerini birlikte sürdürmeleri gerektiği
hususları dile getiriliyor.
Irakın
işgali ve K.Irakta oluşturulan Kürt Bölgesi yapılanmasına
son dönemde büyük ilgi duyan Süleymanov,
Kürdistan Demokrat Partisi (KDP)
lideri Mesut Barzani ve Kürdistan
Yurtseverler Birliği (KYB)
lideri Celal Talabani ile
ilişkiler geliştiriyor. Azerbaycandaki Kürtçü bazı
çevreleri organize ederek Irak a ziyaretler gerçekleştiren Süleymanov,
Irak ve Azerbaycan Kürtleri arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine,
son dönemde büyük gayret sarf ediyor.
Gelelim kustuğu son makalesine
..
Otuz
milyonluk Kürt nüfusunu baskı altında tutan ve en temel
haklarından mahrum eden Türkiye nin demokrasiden söz etmeye hakkı
yokmuş. Azerbaycanın topraklarının % 20 sini işgal
eden, Azerileri katleden ve Türkiye ye karşı soykırım
iddialarını gündemde tutan Ermenilere, Vanın Akdamar
Adası ndaki Surp Haç Kilisesi ni açan, ayrıca radyo,
televizyon ve eğitim hakkı tanıyan Türkiye nin, Kürt
halkının varlığını göz ardı ederek,
kendi dillerinde eğitim görebilecekleri bir tane dahi okul açmaması
anlaşılamaz bir durummuş. Kürtlerin kazandığı
zaferleri hazmedemeyen Türkiye, Kerkük meselesine müdahil olmaya çalışıyormuş.
Kürt halkının, temel haklarını talep eden insanların
üzerine 15.000 askerini göndermeyi planlayan Türkiye ye saygı göstermeyecekmiş.
Türkiye yi yöneten Kemalistlerin, Haydar Aliyev den ders almaları
gerekiyormuş. Çünkü, Azerbaycan da Kürtçe iki gazete basılıyor,
günde 15 dakika Kürtçe radyo yayını yapılıyor ve
Kürt Medeniyet Merkezi tarafından ayda iki kez televizyonda Kürtlerin
tarihi tanıtılıyormuş
.
Bu
tür ifadeler, bilindiği gibi Türkiyedeki ayrılıkçı
Kürtlerin uzun bir süredir dillendirdikleri ifadeler. Son dönemde de
bu tür açıklamalar, KDP lideri Barzani tarafından
seslendirilmeye başlanmıştı. Anlaşıldığı
üzere, Süleymanov da, almış olduğu talimat gereği,
ayrılıkçı Kürtlerin,
Azerbaycandaki borazanı olma görevini üstlenmiş görünüyor.
Orta
Doğu ve Kafkasya alanında dış güçler tarafından
sürdürülen sinsi politikalar ve bu politikaların doğurduğu
ayrılıkçı kukla Kürt faaliyetleri nedeniyle, Merhum
Devlet Başkanı Haydar Aliyevin, Türkiye-Azerbaycan arasındaki
köklü ilişkiye dair dillendirdiği İki
devlet, bir millet anlayışının,
Azerbaycanda, önümüzdeki kısa sürede olmasa dahi, orta veya
uzun vadede İki devlet,
bir illet anlayışına dönüştürülmeye çalışıldığının
sinyalleri alınıyor.
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1372 *** AYRILIKÇI KÜRT GÖÇÜNÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 30.05.2007
Azerbaycanda
yayın hayatını sürdüren bir gazetenin, Rusyadaki Kürtlere
ait bir internet sitesine dayandırdığı haberinde;
10 Nisan tarihinde, Irakın Süleymaniye şehrinde, İran,
Suriye, Irak ve Türkiyedeki toplam 37 aşiret lideri veya
temsilcisinin katılımıyla Dünya Kürtlerinin 16.
Birlik Konseyi toplantısının yapıldığı
belirtiliyor. Kuzey
Irak taki Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı, KDP
lideri Mesut Barzaninin desteği ile gerçekleştirilen
ve Büyük Göç Programı
adı verilen toplantının ana konusu; Kürtlerin yaşadıkları
coğrafyaların genişletilerek, 1927 yılında, bugünkü
Türkiye, Azerbaycan, İran ve Irak topraklarının bir bölümünü
kapsayan ve geçmişte Ararat
Cumhuriyeti adı ile anılan topraklarda, Kızıl
Kürdistan adı altında yeni bir Kürt devletinin
kurulması olarak açıklanıyor. Bu amaç doğrultusunda, özellikle Türkiye (Diyarbakır, Bitlis, Siirt, Mardin, Ş.Urfa, Van, Muş, Iğdır) ve İranda yaşayan bazı Kürt aşiret ve ailelerinin, sayıları ve gidilecek yerleri, belli bir plan dahilinde ve önceden tek tek belirlenmek suretiyle, Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Gürcistan, Rusya, Ukrayna ve Moldovaya göç ettirilmesi, bu planlamanın da, Avrupa, Irak, Rusya, Ermenistan, Suriye ile Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) nda faaliyet gösteren 21 ayrılıkçı Kürt oluşum tarafından finanse edilmesi kararlaştırılıyor. Kısaca
hatırlatmak gerekirse; ABDnin Irak işgali sonrasında
K.Irakta oluşturulan Kürt bölgesi yapılanması, başta
İran, Türkiye ve Suriye olmak üzere, diğer bazı çevre
ülkelerdeki ayrılıkçı Kürt grupların
heveslenmesine yol açmış, iştaha
gelen Kürt grupları, ABDden alınan gazla, Iraktaki taşeronluğu
zevkle ve gönülden üstlenen
K.Iraklı Kürt aşiretlerin de desteğini alarak karşılıklı
yeni ilişkiler kurulmuş veya arttırılmış,
KDP lideri Barzani ile yapılan görüşmelerde, işbirliğine
gidilmesi yönünde kararlar alınmıştı. (Irak Örneği
ve İranlı Kürtlerin Taraftar Arayışları başlıklı
yazı) Ve
hemen arkasından, yine Azerbaycan basınından alınan
bilgiler doğrultusunda, Türkiyenin Doğu ve Güneydoğu
bölgeleri ile İran ve K.Irak olarak adlandırılan Kürt bölgesinden,
Azerbaycana, özellikle batı bölgelerine yönelik yoğun
bir Kürt Göçünün
yaşanmaya başladığı, bundan da Azeri halkının
büyük rahatsızlık duyduğu öğrenilmişti.
(Etnik Kimlikli Yayılmacı Göç ve Perde Arkası başlıklı
yazı) K.Irakın
Süleymaniye şehrinde, İran, Suriye, Irak ve Türkiyedeki
toplam 37 aşiret lideri veya temsilcisinin bir araya gelerek gerçekleştirdikleri
Barzani destekli toplantı, toplantıda ele alınan Büyük
Göç Programı ve hemen sonrasında Azerbaycana yönelik
yaşanan bir Kürt göçü hususları birlikte göz önüne alındığında,
bu durumun pek de tesadüf olmadığı anlaşılıyor.
Ancak, yazılan, çizilenlerin doğru olduğu, yaşananların
da bir tesadüf olmadığı kabul edilse dahi, böylesi ülkeler
arası organize bir göçün, mevcut yapıları ve güçleri
nedeniyle, sadece ve sadece Barzani ve bazı Kürt aşiret
temsilcileri tarafından planlanmış olması da, akıl
ve mantık gereği kesinlikle mümkün gözükmüyor. Düne
kadar, elde silah, genellikle dağlık bölgelerde yaşamlarını
sürdürmeye çalışan bir peşmerge topluluğu
liderinin öncülüğünde, bırakın Orta Asya ve Kafkasya
gibi geniş ve çok önemli bir coğrafyaya yönelik, böylesine
planlı veya plansız bir projenin tasarlanmasını, öylesine
basit herhangi bir projenin dahi akla getirilebilmesi mümkün değilse,
o zaman ne ? Dünya
coğrafyasına hakimiyetin yanı sıra, yeraltı ve
yerüstü kaynaklarının da ele geçirilmesi amacı çerçevesinde,
geçmişten günümüze, askeri ve siyasi müdahalelerle Böl,
parçala, yönet mantığından hareket eden Batılı
güç odaklarının, geçmiş süreç içerisinde edindiği
acı tecrübelerden olsa gerek (Vietnam ve Irak örneğinde olduğu
gibi), yeni ve alternatif bir politika arayışlarının
sonucunda, bu defa Savaşma,
savaştır sloganını gündemine aldığı
görülüyor. Batılı güçler, kendi
jeopolitik çıkarları ve petrol üzerindeki kontrolün ele geçirilmesi
amaçları çerçevesinde, coğrafyada kullanılmaya en müsait
olarak belirledikleri Kürt ayrılıkçı gruplarla işbirliğine
giderek, onlardan yararlanmaya çalışıyorlar. Ve maalesef
ki, söz konusu bu Kürt ayrılıkçılar, coğrafyadaki
diğer halklara zarar veren ve vermeye de devam edeceği anlaşılan
bu çirkin ve sinsi politikalarda piyon
görevi üstleniyorlar. İşin
komik tarafı, ayrılıkçı Kürtler, kendilerinin
piyon olarak kullanıldıklarını
net olarak biliyorlar. Satranç oyununda olduğu gibi, oyun içerisinde
en kolay harcanacak olanın da piyon olduğunun farkında
olan Kürtler, bir sürelik de olsa, kıyısından, köşesinden
de olsa, kendilerine sunulan bu imkândan olabildiğince
faydalanmaya çalışıyorlar. Ancak, Batının
arkasına sığınarak kendi belli amaçlarını
gerçekleştirmeye çalışan bu Kürt ayrılıkçı
grupları, anılan coğrafyadaki diğer halklara rahatsızlık
vermeye başladılar. Kıssadan hisse; taşıma
suyla değirmenin dönmeyeceği, iğreti yamanın dikiş
tutmayacağı, son kullanım tarihinin nihayetinde bir gün
geleceği bilinmeli, misafirliğin ise ilelebet kalıcı
olmadığı akıllardan çıkarılmamalıdır.
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1367 *** ETNİK KİMLİKLİ YAYILMACI GÖÇ VE PERDE ARKASI Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 10.05.2007 Bu günlerde Azerbaycan basınının üzerinde durduğu en önemli konu, Türkiyenin Doğu ve Güneydoğu bölgeleri ile K.Irak olarak adlandırılan Kürt bölgesinden olmak üzere, Azerbaycana yönelik gerçekleşen yoğun bir Kürt Göçü. Tarafsız ve muhalefet olarak bilinen yazılı basına göre; 2006 yılı içerisinde filizlenen, geçtiğimiz Şubat ayı başları itibariyle de yoğunluk kazanarak artış kaydeden Kürt göçünün, özellikle Azerbaycan ın Batı bölgelerine gerçekleştiği, bölge halkı üzerinde endişe yarattığı belirtilen göçün, her geçen gün giderek rahatsızlık vermeye başladığı ifade ediliyor. Konuya ilişkin Azerbaycan basınında yer verilen hususlara şimdilik devam edelim . Göç ettirilen Kürtler, Azerbaycanın Batısında yer alan Gence, Hanlar, Ağstafa, Gencebasar, Goranboy, Daşkesen Gazah, Tovuz ve Şemkir bölgelerine yerleştiriliyorlar. Kürtler, sanki daha önceden anlaşmışlarcasına, ticaret yapmak amacıyla bölgeye geldikleri bahanesini öne sürüyorlar. Kendilerini, Türkiyeden gelen Türkler olarak tanıtarak, Azeri halkının Türklere olan sempatisinden yararlanmaya çalışıyorlar. Yerleştikleri bölgelerdeki evleri değerinden fazla meblağlarla kiralıyor veya satın alıyorlar. Şemkir Rayonundaki İpek Yolu kasabası, tamamen Kürtlerin eline geçme tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor. Zaman içerisinde bu şahısların Türk olmayıp Kürt oldukları, kendi aralarında yaptıkları konuşmalarda kullandıkları Kürtçe lisandan anlaşılıyor. Herhangi bir işle uğraşmayan Kürtlerin bazıları silah taşıyorlar. Toprak ve ev satın almaya çalışan, Sizlerden nasıl kız alabiliriz ?, Pasaport almak için en rahat yol hangisidir ? gibi sorular soran Kürtlerin amacının, buralara tamamen yerleşmek olduğu ve tüm kasabanın ele geçirilmesinin planlandığı açıkça hissediliyor. Konu basına yansıyınca, Kürt aileler, güvenlik güçlerince İpek Yolu kasabasından çıkarılıyor, ancak bu kez de Hanlar bölgesine götürülerek yerleştiriliyorlar. Azerbaycan ın Hanlar Bölgesi, zaten Kürt asıllı kişilerin çoğunlukla yaşadığı bir bölge. Hanlar Bölgesi ne 2007 yılı itibariyle İran, Irak ve diğer ülkelerden çok sayıda Kürt asıllı şahıs göç ederek yerleşmiş durumda. Azerbaycan a Ermenistan dan göçler yaşandığı dönemde Kürt kökenliler, ağırlıklı olarak Gence bölgesine yerleşmişler. 1990 lı yılların sonunda Gence şehrinin Yeni Gence bölgesine yoğun bir Kürt göçü yaşanmış. Ancak şehirde hırsızlık başta olmak üzere suç oranlarının artması sonucunda bölgede yaşayan Azerilerin tepki göstermeleri üzerine Kürtler, geldikleri bölgelere geri gönderilmişler. Evet, genel olarak durum bu çerçevede. Şimdi biraz da özele girelim ve karşımıza, diğer birçok seferde olduğu gibi, bu sefer de kim ya da kimlerin çıktığını bir kez daha görelim. Kürt ailelerin İpekyolu kasabasına yerleştirilmesine Kaçkın ve Göçkünlerden Sorumlu Devlet Komitesi Şemkir Temsilcisi, Kürt asıllı Yunus Abdullayev in ve çocuklarının destek olduğu belirtiliyor. Azerbaycan a Ermenistan dan göçler yaşandığı dönemde Kürtler ağırlıklı olarak Gence bölgesine yerleşiyorlar. Bu şahısların arasında malum eski Koruma Müdürü Beyler Eyübov un ailesi de bulunuyor. Eyübov ailesi daha sonra Bakü ye taşınsalar da, Gence bölgesi ve çevresindeki etkinlikleri devam ediyor. Ölmeden önce baba Eyüp Eyübov ve ailesi, Gencedeki Kürtlere maddi destek sağlıyor. Hanlar Bölgesi ne diğer ülkelerden Kürt asıllı kişilerin yoğun olarak yerleşmesine, yine Kürt asıllı oğul Beylerin önayak olduğu iddia ediliyor. Şemkir bölgesinde bulunan İpek Yolu kasabasında Kürt göçmenler için yeni konutlar inşa ediliyor. İnşaat çalışmalarının başında ise Nahçıvan Kürt Diaspora Başkanı İbrahim Hasanov bulunuyor. İ.Hasanovun en büyük destekçisinin ise, ne tesadüftür ki AZERSUN Holdingin sahibi Abdülbari Güzel olduğu söyleniyor. Halihazırda bu konutlara, Türkiyenin Doğu ve Güneydoğu bölgesinden ve terör örgütü PKKnın K.Iraktaki Mahmur Kampı ndan gelen aileler yerleştiriliyor. Öte yandan, Azerbaycan a yönelik gerçekleştirilmekte olan Kürt göçü ile ilgili olarak önemli ve ilginç bir ismin de adı geçiyor. Göç olayında Fethullah Gülen ve cemaatinin de büyük bir rolünün bulunduğu konuşuluyor. Kürtlerin yanı sıra, F.Gülen cemaatine mensup şahısların da Azerbaycana yerleşmeye çalıştıkları dillendiriliyor. Azerbaycan siyasi çevrelerinin söz konusu Kürt göçü ile ilgili değerlendirmeleri ise çok daha boyutlu ve oldukça da dikkat çekici. Siyasi çevreler; Kürtlerin Azerbaycan ın Batı bölgesindeki yerleştirildikleri Gence, Hanlar, Goranboy, Daşkesen gibi şehirlerin tercih etmelerinin arkasında, bilinen niyetlerin olduğunu, anılan bölgenin Azerbaycan için fazla önemsenmeyen bir bölge olmasına rağmen, söz konusu tercihin, PKK ve İran uzantısı PJAK başta olmak üzere ayrılıkçı Kürtler için büyük önem arz ettiğini, tarih boyunca gerçek manada devlet kuramayan Kürtler için Azerbaycan ın Batı bölgelerinin ve İran ın Güneyinin, sözde Kürdistan tarihi açısından önemli görüldüğünü, bu itibarla Azerilerin yaşadıkları hem İran ve hem de Azerbaycana ait bu bölgelerde Kürtlerin Azerilere ait olan gayrimenkulleri ve arazileri satın alarak, yayılma ve yerleşme politikası izlediklerini, buraları vatanlaştırmaya çalıştıklarını düşünüyorlar. Azerbaycan ın, toplumsal yapısı itibariyle dış etkilere oldukça açık olduğunu, bu nedenle Azerbaycanda onlarca farklı etnik ve dini grubun bugüne kadar birarada yaşadıklarını belirten siyasi çevreler, söz konusu farklı grupların, geçmişte İran ve Rusya tarafından, kendi belli bazı amaçları doğrultusunda kullanıldıklarını, İranın çeşitli dini grupları, Rusyanın da Lezgi ve Avar gibi etnik grupları yönlendirerek, Azerbaycan da geçmişte meydana gelen ayaklanma ve terör saldırılarını gerçekleştirdiklerini ifade ediyorlar. Bölgede etkili olmak isteyen, hatta en etkini olmaya çalışan ABD nin de boş durmaya niyetinin olmadığının tüm dünya tarafından bilindiğini dile getiren Azeri siyasi çevreler, ABDnin, Azerbaycan a, Rusya ya ve özellikle son dönemde İrana yönelik kullanabileceği bir Kürt kartı kozuna sahip olmaya gayret sarf ettiğinin de aşikâr olduğunu, bu nedenle son bir yıl içerisinde Azerbaycan a yönelik artış gösteren Kürt göçünün, ABD nin bilgisi ve planı dâhilinde gerçekleştirildiğinin, kuvvetli bir ihtimalin çok daha ötesinde olduğunu kaydediyorlar. 1990lı yılların sonlarında Ermenistan ve Karabağdan Azerbaycana göç eden Kürtlere tepkilerini göstermiş olan Azerilerin, günümüzde de Orta Doğu ve Türkiye den göç eden Kürtlere tepkilerini her fırsatta göstermeye çalıştığını belirten siyasi çevreler, Azeri halkının, Azerbaycan yönetiminin bahse konu Kürt göçleri ile ilgili önlem almadığını ve hatta dolaylı olarak da olsa desteklendiğini düşünmesi nedeniyle, -anti parantez, bazı Kürtlerin Azerbaycan Devleti ne ait resmi araçlarla taşındığı, bölge halkı tarafından zaman zaman müşahede edilmiş-, umutsuzluk içerisine girdiğini, ne yazık ki üzülerek ifade ediyorlar. Ve yine ne yazık ki, Azeri halkının Kürt göçüne ilişkin duyduğu rahatsızlığını ve göstermesi gereken tepkisini yeterince ortaya koyamamasındaki en büyük engelin ve umutsuzluğa düşmesindeki en büyük sebebin, Azerbaycan yönetiminde bulunan para ve silah gücüne sahip bazı malum üst düzey Kürt asıllı şahısların mevcudiyeti ve bundan kaynaklanabilecek baskı ve tehditlere maruz kalınacağı yönündeki hakim hissiyatın varlığı olarak gösteriliyor.
*** AZERBAYCANA YÖNELİK KÜRT GÖÇÜ VE ERMENİSTAN Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 31.05.2007
Azerbaycan basınında son dönemde önemli bir yer bulan, Azerbaycana yönelik, özellikle 2007 yılı içerisinde gerçekleşen Kürt Göçü, Ermenistan basınında da ele alınarak, konuya ilişkin çeşitli değerlendirmelerde bulunuluyor. Ermenistan basın yayın organlarında, genellikle internet ortamında yayımlanan yazı ve yorumlar, birbirleriyle hemen hemen örtüşüyor. Golos Armenii gazetesinin geçtiğimiz 10 Nisan tarihli internet sayfasında, Kürt göçünün nedenleri ve Ermenistana yansımaları konularında, ortak sayılabilecek görüşler ortaya konuluyor. Rusça yayınlanan yazıda; Azerbaycan ın zaten kolay olmayan haritasının renk cümbüşü üzerine, kalın ve koyu vuruşlarla yeni bir boya lekesi; yani Kürtler de ekleniyor. Sadece 2007 yılının ilk beş ayı içerisinde, Türkiye nin doğu illerinden, yani Batı Ermenistan dan, İran ve hatta Irak tan 70 binden fazla Kürt, Azerbaycan a göç etti. Kürtler, daha çok Kuzey Artsah ve geçmişte Ermeni yerleşim yeri olan Utik ve Nahçıvan a yerleştirildiler. Göç ettirilen Kürtlere hemen iş bulma ve kendi işlerini açma imkânları sağlanıyor. Kürtlerden birkaç asır önce buralara gelen yerli Türkler, Kürtlerin bölgede sahip olduğu imkânlardan şikâyetçiler. Kürtler, Türk işçilerin yerini alarak Nahçıvan da çok kârlı inşaat sektörünü ele geçirdiler. Hanlar, Şamhor, Daşkesan, Kazah ve Tovuz bölgelerinde de metal ticaretini ellerinde tutuyorlar. Azerbaycan halkının Kürt göçü ile ilgili çeşitli şüpheleri var. Kimileri, Kürtlerin, Ermenilere karşı olası askeri faaliyetlerde kullanılmak üzere Azerbaycan a yerleştirildiğini ileri sürüyorlar. Bölgedeki Avar, Lezgin, Tsahur ve Talışların, Türk menfaatleri için Ermeni Karabağ da savaşmak istemedikleri için Kürtlerden faydalanılması planlanılıyor. Gerçekte Ermenistana ait olan bu topraklardaki bütünsel Türk kitlesinin parçalanması, Türk Azerbaycan ın çıkarlarına ters düşüyor. Bu nedenle Kürtlere ihtiyaç duyuyorlar. Ancak, Kürtlerin askeri taktikleri, baskın, yağma ve vur-kaçlardan ibaret. Organize askeri bir birlik oluşturamayacak olan Göçebe Kürtler, hiçbir işe yaramazlar ve Ermeni silahlı birlikleri için de ciddi bir engel oluşturamazlar. Ermeni ordusuyla çatışmaların yaşanması durumunda Kürtler, göç ettirildikleri yeni yerleşim yerlerini kesinlikle korumayarak, terk edeceklerdir. Kürtlerin Türkiye den Azerbaycan a kitleler halinde göç etmelerinin bir başka açıklaması daha var. Bu da, Türkiye deki Türkler ve Kürtler arasındaki gerginliği azaltmak. Ancak bu varsayım, Türkiye de 20 milyondan fazla Kürdün yaşadığı göz önüne alındığında, tartışılır. Yüz binlerce -veya neredeyse bir milyon kadar diyelim- Kürdün Azerbaycan a göç etmesi, Türkiye deki Kürt-Türk çatışmasını etkileyemez. Ayrıca Azeri Türklerinin, ateşi üzerlerine çekecek kadar fedakâr olduklarına inanmak da çok zor. Etnik Kürt olan Aliyevler, Azerbaycanın Cumhurbaşkanlığı görevinin babadan oğula geçmesini istiyorlar. Bu nedenle de, sempatilerinden şüphe etmeyecekleri ve oy kullanma hakkına sahip etnik akrabalara ihtiyaçları olacak. Bugünkü Azerbaycan da İlham Aliyev in dayandığı direk sağlam değil. Ülkede bir yanda ticaretle uğraşan Türkler ve sindirilmiş fakirleşmiş köylüler varken, diğer tarafta da Azerbaycan ın enerji kaynaklarıyla ilgilenen dünyanın büyük finans merkezleri var. Ancak insan sadakati, tıpkı petrol veya doğalgaz gibi, tükenme özelliğine sahip. Etnik aidiyet ise çok daha uzun ömürlüdür şeklinde açıklama ve değerlendirmelere yer veriliyor. Şimdi, Ermenistan kaynaklı sözkonusu yazıdan bazı alıntılar yapmak suretiyle, konuya ilişkin Ermeni görüş ve düşüncelerinin altını çizelim. En baştan başlarsak, Ermenilere göre; Türkiyenin doğu illerinin bulunduğu bölge, batı Ermenistan olarak adlandırılıyor. Yani, ayrılıkçı Kürtlerin iddia ettiği gibi, sözde Kürdistanın bir parçası değil. Kürtlerin göç ettirildiği günümüzde Azerbaycana ait olan bölgeler de, gerçekte Ermeni toprağı olarak gösteriliyor. Göçün birinci nedeni; Kürtler, Azerbaycan yönetimi tarafından Ermenistana yönelik askeri bir harekâtta kullanılmak üzere, planlı bir şekilde göç ettirilmiş olabilirler. Oysa, Kürtlerin askeri taktikleri, baskın, yağma ve vur-kaçtan ibaret. Organize askeri bir birlik oluşturamayacak olan Kürtler, göçebe toplumlardır, hiçbir işe yaramazlar ve Ermeni silahlı birlikleri için de ciddi bir engel oluşturamazlar. İkinci neden; Türkiye deki Kürtlerin göç ettirilerek Türk-Kürt çatışmasını azaltmak olabilir. Ancak bu da, Türkiyedeki Kürt nüfus göz önüne alınırsa pek de mümkün değil. Ayrıca Azeriler de, bile bile Kürt ateşini üzerlerine çekmek istemezler. Üçüncü ve son neden; Etnik kökeni Kürt olan Aliyev, sallantıdaki iktidarını korumak için Kürt nüfusa ihtiyaç duyuyor olabilir. Çünkü etnik aidiyet, uzun ömürlüdür. Eğer, Azerbaycan basınında yer aldığı gibi, Türkiye, Irak ve İrandan, son dönemde Azerbaycana yönelik, yoğun ve planlı bir Kürt göçü varsa, yukarıda sıralanan ve sadece Azerbaycan ve Ermenistan ile sınırlı kalan, kısmen de Türkiyeyi ilgilendiren kısır Ermeni görüşlerinin ve dillendirmelerinin ki, kendi içerisinde çürütmelere de yer verilmiştir- hiçbirinde haklılık payı bulmak ve bir sonuca ulaşmak pek de mümkün görünmüyor. Görünen ise; Orta Asya ve Kafkasya gibi önemli ve büyük bir coğrafyayı ilgilendiren böylesi bir göçün arkasında, belli Batı kaynaklı güç odaklarının olabileceği ihtimalini tamamen göz ardı ederek, kısır bir yaklaşımı ortaya koyan Ermeni basınının, çok daha farklı bir amacının olduğu ve bunu gündemleştirmeye çalıştığıdır. Dikkat edilirse, öne sürülen her üç neden ile verilmeye çalışılan mesajlarda, Kürt faktörü ve hassasiyeti kullanılmak suretiyle, Türkiye ve Azerbaycanı karıştırmak ve sonuçta Azerbaycan-Türkiye arasındaki köklü tarihsel ilişkilerinin zedelenmesinin hedeflendiği ortaya çıkıyor.
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1368 *** ETNİK
TERÖR, ETNİK MAFYAYI DOĞURDU Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 27.10.2006
Demirperde ülkesi Sovyetler Birliğinin, 1991 tarihi itibariyle dağılması sonrasında, sınırları içerisinde kalan ülkeler birer birer bağımsızlıklarını ilan ederek, kendi devletlerini kurdular. Orta Asya ve Kafkasya bölgelerini kapsayan bu ülkelerde, geçmişten bu yana, sayısal olarak çok fazla olmasa da belli oranda bir Kürt nüfus, dağınık olarak yaşamakta idi. SSCB döneminde hiçbir faaliyetine izin verilmeyen, ancak ve ancak Sovyetlerin bölgedeki menfaatleri doğrultusunda zaman zaman kullanılarak yönlendirilen Kürtler, özellikle ABDnin Iraka girmesi sonucunda oluşturulan Kürdistan yapılanması ile hareketlenmeye başlayarak, hem siyasi ve hem de ticari olmak üzere, başta Iraktaki Kürt aşiretler olmak üzere, Türkiye, İran ve Suriyede yaşayan bazı Kürt ve Kürtçü gruplarla çeşitli irtibatlar kurarak geliştirdiler. Bölgede yaklaşık son 15 yıllık bir süreç bu şekilde özetlendikten sonra terör konusuna gelindiğinde, karşımıza yine Kürt etnik kökenli terör örgütü PKKnın çıktığı görülüyor. Bilindiği gibi, yaklaşık 20 yıldır Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı terör faaliyetlerini sürdüren PKK, terör faaliyetlerini sürdürmek ve hatta artırarak sürdürmek için de önemli miktarlarda finans kaynaklarına ihtiyaç duyuyor. Geçmiş dönemden bu yana, çeşitli ülkelerden alınan örtülü terör teşvikleri, Kürt kökenli insanlardan vergi adı altında toplanan paralar, İran kaynaklı uyuşturucu kaçakçılığı, Afganistan kaynaklı insan kaçakçılığı derken, kap-kaç terörü ve kadın ticareti de bunlara ilave edilerek, yeni finans kaynakları arayışına giriliyor. İlerleyen satırlarda görüleceği üzere, kolay para ve kara para, örgütün iştahını her geçen gün giderek artırıyor. Bakın, başta Ukrayna ve Moldova olmak üzere Azerbaycan, Özbekistan ve Kırgızistandan, büyük şehirlerimiz, turizm mevsimi içerisinde de Akdeniz ve Ege bölgelerimiz olmak üzere Türkiyeye, eğlence sektöründe çalıştırılmak üzere, o ülkelerin kadın vatandaşları getiriliyor. Getirilmekle kalınmıyor, bir kısmı da bir mal gibi pazarlanıyor. Kadınların getirilme işlemi, genellikle, getirilen ülkelerdeki ve Türkiyedeki menajerler vasıtasıyla gerçekleştiriliyor. Menajerlerin ve patron olarak çalıştıranların büyük çoğunlunu, tesadüf olsa gerek, genellikle Kürt kökenli şahıslar oluşturuyor. Ve nihayet sonuçta, 1990lı yıllarda Türkiyenin herhangi bir bölgesinde yaşayan ve karın tokluğuna ticaret yapan bir Kürt kökenli vatandaştan dahi vergi adı altında para toplayan bir terör örgütü için bu denli büyük kara ve kolay paranın olduğu pasta, kaçınılmaz bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Bu denli kolay ve kara para, varolan Kürt mafyasının palazlanmasını, giderek çoğalmasını ve kuvvetlenmesini beraberinde getirirken, aynı zamanda örgüte sempatiyle baksın veya bakmasın, terör örgütünün talep veya tehditleri doğrultusunda, önemli finans kaynaklarını oluşturuyor. Burada tenzih ederek belirtmek gerekir ki, tüm Kürtleri aynı kefeye koyarak suçlamak kesinlikle mümkün değil. Bu çok büyük bir yanlışlık ve çok daha büyük bir haksızlık olurdu. Burada dikkat çekilen ve anlaşılması gereken husus; Bir sepet ELMA içerisinde çürüklerin de bulunabileceği, ancak bu çürüklerin de nihayetinde ELMA olduğu gerçeğidir. Terör örgütünün çeşitlenen finans kaynakları arasında kadın ticaretinin yanı sıra, Türkiyenin en önemli toplumsal sorunlarından biri haline gelen Kap-kaç teröründen de bahsedildiğinde, ELMA örneğinin ne ölçüde doğru ve mantıklı bir çıkarım olduğunu görmek, son derece mümkün ve anlamlı hale gelebiliyor. Kap-kaç terörü, genellikle başta İstanbul olmak üzere büyük kentlerimizde gerçekleşiyor. Sosyolog ve Toplum Bilimcilerine göre bu durum, PKK terörü nedeniyle 1990lı yıllarında Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizden büyük kentlerimize başlayan büyük göç ve doğurduğu giderek artan işsizlik ile açıklanıyor. Kap-kaç terörü sonucu yakalanan şahıslar ve çete oluşumlarının liderlerinin büyük çoğunluğu da maalesef ki yine Kürt kökenli vatandaşlarımız. Bu çetelerin içerisinde, geçmiş dönemde PKK dağ kadrosunda yer almış, ya örgütten ayrılmış, ya da yakalanarak cezalarını çekmiş teröristlerin de bulunduğu, güvenlik güçlerince açıklanıyor. Yani kısaca, kap-kaç terörü elemanlarının oluşturdukları evlerin, kısmen de olsa PKKnın hücre evleri haline geldiği anlaşılıyor. Hücre evleri denmişken; Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizdeki bazı ailelerin, çocuklarını, belli bir para karşılığı, bilerek ve isteyerek kapkaç çetelerine göndererek çalıştırdıkları iddiaları, eğer doğruysa, çok daha vahim bir tabloyla karşı karşıya olduğumuz ortaya çıkıyor. Gelinen duruma ilişkin birçok Kürt kökenli vatandaşımızın dile getirdikleri şikayetler ve duydukları büyük rahatsızlıklar, aslında mevcut durumu kısaca özetliyor. Özellikle Batı illerimizde yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu; Bulunduğumuz yerlerdeki birçok pis işlerde, kavgada gürültüde, uyuşturucu kaçakçılığı, silah kaçakçılığı, insan kaçakçılığı, kap-kaç, hırsızlık, kumar ve kadın pazarlamacılığı gibi pis işlerde, maalesef karşımıza bizim insanlarımız çıkıyor. PKK terörü nedeniyle uzun süredir üzerimizdeki imaj da zaten ortada. Bu insanlar yüzünden, Batı illerinde bize karşı olan tepki, haklı olarak giderek artıyor. Her geçen gün biraz daha iş yapamaz, bir işte çalışamaz hale geliyoruz. Kimse bize artık kiralık ev bile vermek istemiyor diyorlar. Aynı türden şikayetler, özellikle sahil şeridimizdeki turizm bölgelerinde ikamet eden yerli halk tarafından da, neredeyse haykırarak dillendiriliyor. Antalya, Kemer, Marmaris, Kuşadası, Çeşme ve Didim başta olmak üzere birçok turizm beldesinde yerli halk, bu malum Kürt kökenli mafya oluşumundan son derece rahatsız. Rahatsızlıklarını, Buraları Kürtler ele geçirdi. Kürt mafyasının parası çok. Parayla elde edemediğini kaba kuvvet kullanarak elde ediyor. Korkarız, memleketimizi terk etmek zorunda kalacağız. Turistlere de kötü muamele yapıyorlar. Elle, sözle veya hareketle tacizde bulunuyorlar. Sonuçta Turistler de bunu Türkler yapıyor diye algılıyorlar. Türkiye için son derece kötü bir imaj yaratılmış oluyor. Bu, bir nevi turizmi baltalamak oluyor şeklinde dertlenerek ifade ediyor, daha fazla geç kalmadan bu duruma artık bir el atılması gerektiğini söylüyorlar. Diğer taraftan, hadi bir kenara bırakalım Batılı ülkelerinden ülkenize gelen turistleri ve ülkeniz ile ilgili olan düşüncelerini, Sovyetler Birliğinin dağılması sonrasında Orta Asya ve Kafkasya bölgelerinden gelen turistlerin maruz kaldıkları kötü ve gayri ahlaki muameleler çok daha boyutlu. Birçoğuna Kardeş ülke diyoruz, ilişkilerimiz gelişsin istiyoruz. Ancak gelişen ilişkilerin önemli bir kısmı, maalesef ki kadın ticaretinde gerçekleşiyor. Başta Rusya, Moldova ve Ukrayna olmak üzere, kardeş ülke olduğumuzu sürekli dile getirdiğimiz Azerbaycan, Kırgızistan ve Özbekistandan, malum mafya kesimi tarafından kadın getirtilerek ülkemizde pazarlanıyor. Bunun doğal bir sonucu olarak, bu kardeş ülkelerin Türkiyeye olan bakış açıları da her geçen gün aleyhimize gelişiyor, Türkler, kadınlarımızı götürüyor, kullanıyor ve pazarlıyorlar düşüncesi hakim oluyor. Evet, terör besleniyor. Uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığından, kap-kaçtan, kadın ticaretinden besleniyor. Nerede kara ve kolay para var, oradan besleniyor. Peki önüne geçmek için ne yapmalı, nasıl yapmalı? Bu konuda herkes ve her kesim üstüne düşen görevi bir an önce yapmalı, sepetteki Çürük Elmalar temizlenmeli, özellikle ve başta olmak üzere diğer Elmalar, çürüklerin kendilerini çürütmesine kesinlikle izin vermemeli. Aksi takdirde Elmalarla birlikte Sepet de çürüyecek, bir başka deyişle ve amiyane bir tabirle, Sepet Havasının çekilmesi kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza gelebilecek.
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=877 *** IRAK OLUŞUMUNUN AZERBAYCANA ETKİLERİ Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 02.11.2006
ABDnin
Irakı işgali sonrasında Saddam rejiminin devrilmesiyle
Kürtlerin ön plana çıkartılarak oluşturulan siyasi
konjonktürün, başta Iraka çevre ülkelerde olmak üzere, Kürtlerin
yoğun olarak yaşadıkları tüm coğrafyalarda
hissedilir bir hareketlenme yaşanmasına sebep olduğu gözlemleniyor.
Irakın
Kuzeyini kapsayan ve Kürdistan Özerk bölgesi olarak adlandırılan
yapılanmanın arkasındaki gücün ABD varlığı
olduğunu ve bu sürecin önümüzdeki dönemde de devam edeceğini
düşünen Kürtlerin, almış oldukları bu moral ve
destekle, bulundukları coğrafyalarda faaliyetlerini giderek
artırdıkları, Azerbaycanda yaşanan son dönemdeki
Kürt hareketliliğinin de bunun bir yansıması olarak
ortaya çıktığı açıkça görülüyor.
Azerbaycan
akademik ve siyasi çevreleri, mevcut Kürt gruplar arasında en
radikal örgüt olarak bilinen PKK terör örgütünün lideri Abdullah
Öcalan ın yakalanması ile gündeme gelen ve Irakta ABD
destekli Kürt yapılanmasının oluşturduğu
konjonktür ile de artış gözlenen PKK doğrultusundaki Kürtçülük
faaliyetlerinin, Azerbaycan da mevcut şartlarda geniş bir
alana yayılmış boyutlu bir faaliyet olmamasına rağmen,
son dönemde yaşananlar itibariyle, şimdiden ciddiye alınması
gereken önemli ve hassas bir durum haline gelmeye başladığının
altını çiziyorlar. Azerbaycandaki
faaliyetlerin Kürt orijinli bazı siyasi şahıs, bürokrat
ve işadamları tarafından yönlendirildiğini belirten
uzmanlar, Söz konusu Kürt orijinli şahıslar tarafından,
PKK-Kürtçülük propagandası yapan bazı basın-yayın
kuruluşları ve örgütlerinin desteklendiğini, aynı
kökenden şahısların önemli mevkilere getirilmeye gayret
sarf edilerek kadrolaşmaya gidildiğini, Dağlık
Karabağın işgali konusunda yıllardır ihtilaf
içerisinde olunan Ermenistan ile bile zaman zaman ilişki kurulduğunu,
özellikle Rusya da faaliyet gösteren Kürtçü unsurlar ile yakın
ilişki içerisinde olunduğunu, son dönemde ve önemle K.Irak
olarak adlandırılan bölge ile yoğun olarak siyasi ve
ticari ilişki kurulmaya özen gösterildiğini ifade ediyorlar.
Uzmanlar
tarafından, Azerbaycandaki Kürtçü unsurların
faaliyetlerine ilişkin olarak genel hatlarıyla çizilen tablo,
kamuoyunun dikkatinden kesinlikle kaçmıyor. Azerbaycan halkı,
Azerbaycandaki Kürtçülük faaliyetlerinin arkasındaki en önemli
kişinin, malum Koruma Müdürü olduğunu, Azerbaycanda bir
Kürt ihale mafyası oluşturulduğunu, her türlü
faaliyeti malum şahsın ve kendisine bağlı akrabalarının
organize ettiğini, Diplomat Gazetesi, Bakü Ronahi Kürt Kültür
Merkezi, Azerbaycan Kürt Medeniyet Merkezi, Azerbaycan Bilim ve Eğitim
Komisyonu, Moskova merkezli Kürt Diasporası Medeni ve Kültürel
İlişkiler Cemiyeti Bakü Temsilciliği tarafından
faaliyetlere destek verildiğini, K.Iraka gidilerek, Kürdistan
Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesut Barzani ve Kürdistan Yurtseverler
Birliği (KYB) lideri Celal Talabani nin ziyaret edildiğini, Dağlık
Karabağ ın işgalinin yıl dönümü ile ilgili
D.Karabağda düzenlenen etkinliğe, Ermenistan,
Rusya ve Gürcistan dan katılan Kürtçü dernekler ile
organize olarak birlikte iştirak ettiklerini çok iyi biliyor.
Ancak, etkinlikte bir konuşma yapan Bakü Ronahi Kürt Kültür
Merkezi üyesi Alihan Tamoyevin, Ermenilerle kardeş ve dost
olduklarını, bu nedenle birlikte hareket etmeleri gerektiğini
hiç çekinmeden söylemesini ise bir türlü içine sindiremiyor.
Hal böyleyken, akademisyen ve siyaset uzmanları yaptıkları değerlendirmelerin devamında; Azerbaycanda çeşitli etnik gruplar bulunduğunu, bu farklı etnik grupların kendi kültürel, sosyal ve dini yapılarından kaynaklı yaşamsal hak ve özgürlüklere sahip olduklarını, bundan da kimsenin rahatsızlık duymasının mümkün olmadığını, ancak son dönemde gelişen Kürtçülük faaliyetlerinin farklı boyutlar kazanmasının toplum içerisinde büyük ölçüde huzursuzluk yaratmaya başladığını belirterek, Azerbaycanın Kelbecer, Laçin, ve Zengilan ve Kubadlı yerleşim birimlerinin Kürdistan bölgesi olarak adlandırılması ve Ermenilerle sıkı ilişkiler geliştirilerek birlikte mücadele verilmesi gibi ayrılıkçı söylemler ile, etnik kökenli terör örgütleri yanlısı tavır sergilenerek destek verilmesi yaklaşımlarının, hiçbir şekilde kabul edilemez olduğunu ifade ediyor, bir ülkenin birlik ve beraberliğine zarar verebilecek her türden tehlikeli faaliyetlerin açığa çıkartılması ve geç kalınmaksızın etkin önlemler geliştirilmesi gerektiğine işaret ediyorlar.
http://www.globalyorum.net/inc/newsread.asp?readid=330 *** İŞLERİNE GELDİĞİNDE KÜRT, GELMEDİĞİNDE YEZİDİ Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu
Yezidi
Kürtleri ile ilgili olarak, kökenleri, nüfusları, kültürleri,
inançları ve tarihleri hakkında bugün elde somut bilgi ve
belge bulunmamakla birlikte, çeşitli kaynaklardan edinilen mevcut
bilgi ve görüşlere göre, yaklaşık 500 bin nüfusa
sahip Yezidi Kürtleri, başta Irakın kuzey bölgesi, yani
Kuzey Irak olarak adlandırılan Kürt bölgesinde, Türkiyenin
doğu ve güneydoğu bölgesinde, Suriye, İran, Ermenistan,
Gürcistan, Rusya ve Almanyada yaşıyorlar. Yezidilerin
tamamı Kürt kökenli ve Kürtçenin Kurmançi diyalektiğini
konuşurlarken, Kürtlerin eski dini Zerdüştlükten
etkilenerek zaman içerisinde İslamiyetten de tamamen kopmuşlar.
Sonuca ilişkin ortaya çıkacak görüş, en baştan
ve özetle belirtilmek istenirse; günümüzde Türkiye
dışında bir başka ülke sınırları
içerisinde yaşayan Yezidi Kürtleri, bulundukları ülkelerde,
azınlık statüsünde
olmalarına rağmen ikinci
sınıf vatandaş olarak görülüyorlar.
Ermenistanda
bulunan ve Yezidi olarak adlandırılan azınlık statüsüne
sahip yaklaşık 40- 45 bin civarındaki Yezidi Kürdü,
genellikle dağlık alanlarda ve köylerde yaşarlarken, çiftçilik
ve hayvancılıkla geçimlerini sağlıyor, şehirlerde
yaşayanlar ise genellikle çöp
toplama ve temizlik gibi işlerde çalıştırılıyorlar.
Ermenistanda askerlik yapan Yezidi Kürtlerine Ermeni subayları
tarafından kötü muameleler yapılıyor, pis işlerde
çalıştırılan Yezidiler itilip kakılıyor,
yapılan kötü muamelelerde hayatını kaybedenler iş
kazası olarak gösteriliyor. Yezidi Kürtlerinin temsilcileri
tarafından birçok kez yapılan, horlandıklarına ilişkin
şikâyetler, umursamazca hiçe sayılıyor. Ermenistan
Savunma Bakanı Serj Sarkisyanın geçtiğimiz günlerdeki
Silahlı Kuvvetler Gününde yaptığı; Erivan
ın çöp toplama hizmetlerinde çoğunlukla Yezidi Kürtleri çalıştırılıyor.
Bu nedenle Ordu da da Kürtlere benzeri görevlerin verilmesi son derece
doğal şeklindeki açıklaması, Ermenistanın
Yezidi Kürtlerine olan bakış açısını, tavrını
net olarak ortaya koyuyor. (Global
Yorum/ Ermeni-Kürt Dostluğu Bir Yere Kadar)
Ermenistanda
yaşam koşulları son derece zor. İş yok, aş
yok, para yok, pul yok. Bütün bunların üstüne bir de kötü
muamele eklenince, hayat Yezidi Kürtleri için dayanılamaz hale
geliyor. Ancak Koçaryan
rejimi, Yezidi Kürtlerinin Ermenistanı terk etmesini kesinlikle
istemiyor, hatta son dönemde, ileride Azerbaycan ile çıkabilecek
bir savaş durumunda Azerilere karşı kullanmak üzere, bazı
Ermeni ailelerle birlikte Yezidi Kürtlerinin Dağlık Karabağa
yerleşmeleri, para vermek suretiyle özellikle teşvik
ediliyor.
Benzer
durum Gürcistanda da söz konusu. Gürcistanda toplumun en
alt tabakasını oluşturan 20 bine yakın Yezidi Kürdü
de Ermenistanda olduğu gibi, ikinci sınıf vatandaş
muamelesi görüyor. Hatta ikinci sınıfın ötesinde
horlanılıyor, kötü ithamlarda bulunuluyor. Gürcü dilinde Kurdi
kelimesi hırsız
anlamında kullanılırken, Yezidi Kürtleri, genellikle potansiyel
suçlu olarak görülüyor.
Bugün
Almanyada önemli sayıda Yezidi Kürdü yaşıyor. Doğu
ve Güneydoğu bölgelerimizde yaşayan bazı Müslüman
Sunni Kürtler tarafından dini farklılıkları
nedeniyle dışlanan, zorlanan, hor görülen ve özellikle
1990lı yılların başında PKK terörüne maruz
kalan Yezidi Kürtlerinin bir kısmı, Batıya, özellikle
Almanyaya kaçarak, iltica talebinde bulunmuşlardı. O dönemde
iltica talebini gönülden kabul eden Almanya, yakın bir süre önce,
Yezidi Kürtlerinin sınır
dışı edilmesi kararını aldı.
K.Iraktaki
Kürt yönetimi içerisinde 2 tane Yezidi Kürdü görev alıyor.
Ancak Yezidi Kürtleri, haklarını alamadıklarından,
ortadaki gelirden kendilerine çok az pay verildiğinden, önemli
miktarın sadece ve sadece KDP
ve KYBliler tarafından
paylaşıldığından, söz ve hak sahibi olamadıklarından,
karar mekanizmalarında yer alamadıklarından, göz ardı
edildiklerinden şikâyetçiler.
Bunlardan
biri de 2006 yılı sonlarında Belçikada yaşanıyor.
Belçikadaki Mala Ezidiyan
Li Belçika adlı Yezidi derneği, PKKlılar tarafından
basılarak haraç isteniyor. Verilmek istenmeyince dernekteki
Yezidiler darp ediliyor, malzemeler hasara uğratılıyor,
paralara el konuluyor, derneğin PKKya devredilmesi yönünde
tehditte bulunuluyor. Bardağı taşıran bu son olay üzerine
dernek üyesi bir grup tarafından, uluslararası kamuoyunun
dikkatine sunulmak üzere, PKK
Vahşetine Karşı Acil Yardım Çağrısı
adı altında bir basın açıklaması yapılıyor.
Anlaşıldığı
üzere, Türkiye dışında bir başka ülke sınırları
içerisinde yaşayan Yezidi Kürtleri, bulundukları ülkelerde,
bırakın ikinci sınıf vatandaş olarak görülmeyi,
vatandaş olarak bile görülmüyorlar. Bu yaşananlar, olayın
dramatik yönünü ortaya koyarken, olayın bir başka boyutu
var ki, o da son derece komedi.
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1279 *** IRAK ÖRNEĞİ VE İRANLI KÜRTLERİN TARAFTAR ARAYIŞLARI Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu
Demokrasi getireceği iddiası ve nükleer silah bulundurduğu gerekçesi ile bundan dört yıl önce girerek işgal ettiği Irakta çiçeklerle karşılaşacağını uman ABD ordusunun, tam bir bataklığa saplanmış durumda olduğu, bölgeden gelen ve giderek artacağı öngörülen üzücü ölüm haberleriyle anlaşılıyor. ABDye başından beri her konuda destek veren Iraklı Kürt peşmerge grupları IKDP ve IKYBnin yerleşik bulunduğu K.Irak olarak adlandırılan bölge ise şu anda Irakın en sakin bölgesi olarak gösteriliyor. KYB
lideri Talabaninin Devlet
Başkanı olduğu Irakın büyük bir bölümünde yaşanan
ve hemen hemen her gün onlarca, yüzlerce insanın ölümü ile
sonuçlanan tam bir kaos ortamı yaşanırken, Kürt grupların
bulunduğu ve KDP lideri Barzaninin
Başkanlığını yaptığı K.Irak bölgesinde
ise, yepyeni bir yapılanmanın içerisine girildiği görülüyor.
K.Irak özelinde ve Irak genelinde olmak üzere ABD eliyle yaşanan
bu süreç, başta İran, Suriye ve Türkiye olmak üzere diğer
bazı çevre ülkelerdeki Kürtçü unsurların, büyük bir iştah
ve hevesle harekete geçmesine
yol açarken, Batılı malum devletlerin Iraktaki taşeronluğunu
zevkle, gönülden üstlenen
K.Iraklı Kürt unsurlar ile olan ilişkilerin arttırılmasına
çalışılıyor. Özellikle Kürt Bölgesinin başkanlığını
yapan Barzani ile yapılan görüşmelerde, işbirliğine
gidilmesi ve karşılıklı destek verilmesi kararları
alınıyor. ABD, Irak müdahalesinden
sonra bu kez
de, uranyumu
zenginleştirip nükleer silah üretme iddiasıyla İranı
hedefine oturtuyor. Başta ABDli olmak üzere çeşitli basın
yayın organlarına göre, önümüzdeki süreçte İrana
yönelik yeni bir askeri müdahale daha bekleniyor. Bu kuvvetli
beklenti, Irak örneğinden yola çıkan İrandaki Kürtçü
unsurları da heyecanlandırmış
görünüyor. Son günlerde İranda güvenlik güçleriyle bazı
Kürt gruplar, özellikle terör örgütü PKKnın
İran uzantısı Kürdistan
Özgür Yaşam Partisi- PJAK ve İran
KDPsi arasında yaşanmaya başlayan ve giderek artan
çatışmaların varlığı, beklenti sonucunda
oluşan heyecanın bir nevi kanıtı olarak gösteriliyor.
Iraktan sonra sırası geldiği düşünülen
İran ile ilgili bir değerlendirme yapmadan önce, İranın
etimolojik yapısını incelemek gerekiyor. İran, yaklaşık
70 milyon nüfuslu, nüfusunun % 51i Farslardan, % 24ü
Azerilerden, % 7si Kürtlerden, % 3ü Araplardan, % 2si Türkmen
ve Belucilerden, kalanı ise diğer etnik gruplardan oluşan,
% 89u Şii, % 9u ise Sunni mezhebinden olmak üzere % 98i Müslüman
olan bir Ortadoğu ülkesi.
İranda
1979da yaşanan İslam devrimi sonrasında, Sunniler
anayasal olarak bazı haklardan mahrum bırakılırken,
Azeri, Türkmen, Kürt ve Beluci gibi etnik kökenli halklar da,
Farslara oranla belli hak ve özgürlüklerden yararlandırılmayarak
keskin bir ayrımcılığa tabi tutuldular. Ancak zaman
içerisinde belli bir takım hakları elde eden bu halklar arasında
özellikle Azeriler, çeşitli etkinlikleri, sosyo-ekonomik konumları
ve komşu Azerbaycan ile olan ilişkileri nedeniyle diğerlerine
kıyasla farklılık göstererek, ticari faaliyetlerde söz
sahibi olabildiler ve hatta yönetim kademelerinde dahi görev
alabildiler. Oysa Azerilerin
ve diğer etnik grupların tersine, daha çok dağlık bölgelerde
yaşayan, eğitim düzeyleri oldukça düşük, dağ
şartları nedeniyle şiddet eğilimleri yüksek ve
silahlandırılmaları da bu nedenle çok daha kolay bir
halk kitlesini oluşturan İran Kürtleri,
ayaklandırılmaya en müsait
etnik grubu temsil ediyorlar.
Bu
nedenledir ki, gelinen şu aşamada, ABD tarafından İrana
yönelik muhtemel bir askeri harekât beklentisi nedeniyle, Iraktaki
benzer bir oluşumu kendilerinin de hak
ettiğini düşünen İranlı Kürt grupları,
harekât öncesi, esnası ve sonrasında olmak üzere, ABDnin
yanında birlikte hareket etmek amacı doğrultusunda, diğer
etnik grupları, bir anlamda ayaklanmaya
çekmeye, sonu tahmin edilen
ve yeni büyük acılar yaşanmasına sebebiyet verebilecek
bir maceraya sürüklemeye çalışıyorlar. Maalesef ki,
İran ve Azerbaycan dışında yaşayan ve Batı
tarafından yönlendirilen bazı Azeri grupları da bu sürüklemeye
çanak tutuyor ve hatta öncü
olmaya bile soyunuyorlar. Oysa, bütün dünyanın gözleri önünde
yaşanan ve Kürtler dışında diğer etnik gruplar
açısından ne şekilde sonuçlanacağı şimdiden
tahmin edilen sıcak bir Irak
gerçeği, yaşanan derin
acılar varken ortada. Üstelik,
İranda yaşayan Azerilerin, diğer halklar arasında
en sorunlu oldukları etnik grup da Kürtler iken. Kürtlerin,
Azerilerin sahibi oldukları toprakları ele geçirme
gayretleri, yaşanan ve ölümlerle sonuçlanan saldırıları,
sindirme politikaları, baskı ve tehditleri yaşanıyor
ve biliniyorken.
Sonuç olarak; İran yönetiminin, muhtemel harekât ile ilgili yapmış olduğu açıklamalar da, olayın boyutunu ve tehlikesini ortaya koymak açısından son derece önemli. İran, Müdahale sırasında ABDye kim yardım eder veya topraklarını kullandırırsa hedef kabul eder, gerekirse kimyasal silah dahi kullanırım diyor. Tehdit veya değil, olur ya da olmaz. Ancak, İran ile ABD arasında yaşanması muhtemel bir savaş durumunun sadece bu iki ülkeyi ilgilendirmekle kalmayacağı, başta Azerbaycan ve Türkiye olmak üzere bazı çevre ülkelerini de büyük ölçüde etkileyeceği ve belki de savaşın taraflarından çok daha fazla zarara uğramalarına sebebiyet verebileceği, şimdiden dikkate alınmalı, kesinlikle göz ardı edilmemelidir.
http://globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1307 *** DTP
VE SEÇİM PROPAGANDALARI Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 22.06.2007
22
Temmuzda yapılacak olan genel seçimlere Bağımsız
adaylarla katılacak olan DTPliler,
özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde olmak üzere seçim
propagandalarına başladılar. Diğer tüm zamanlarda
da olduğu gibi, seçimler öncesinde de aynı söylemlerini
tekrar tekrar gündeme getiren DTP ve yandaşları, seçim
nedeniyle arttırdıkları bu yönlü politikalarından
vazgeçecek gibi de görünmüyorlar.
Kürt
halkını temsil ettikleri ve Kürtlerin çıkarlarını
savundukları iddialarında bulunan ve bunu kendilerine bir görev
olarak aldıklarını belirten DTP, Kürt
sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülmesi
ve Kürt kimliği ile dilinin, anayasal güvenceye kavuşturulması
gerektiği yönündeki düşüncelerini tekrarlarlarken,
aksi takdirde akan gözyaşı ve kanın durdurulamayacağı
iddialarını da öteden beri sürdürüyorlar.
Anlaşılacağı
üzere, HEP, DEP, HADEP, DEHAP
ve son olarak da DTP ve çevrelerine
göre, Kürtlerin, dillendirilen malum siyasi söylemlerden başka
hiçbir problemleri yok. Yani; Türkiyenin bütününü temelden ve
çok uzun zamandır ilgilendiren işsizlik, yoksulluk, eğitim,
sağlık, gelir dağılımı adaletsizliği
vb. gibi derin sosyal problemler, onları baştan beri hiçbir
şekilde ilgilendirmiyor veya bu tür problemleri kesinlikle yaşamıyorlar.
Onlara göre, varsa yoksa Kürt
sorununun demokratik çözümü ve Kürt halkının özgürlüğü.
Sürekli dillendirilerek gündemde tutulmaya çalışılan
demokratik çözüm gerçekleşir, özgürlük tanınırsa,
ortada hiçbir problem kalmayacak, insanlar son derece huzur ve refah içerisinde,
tok, mutlu ve sağlıkla hayatlarını sürdürebilecekler
!
Oysa, başta işsizlik olmak üzere çeşitli nedenlerden ötürü, bölgeden yoğun bir göç yaşanıyor ve yaşanmaya da devam ediyor. Büyük kentlere göç eden Kürt ailelerinin işsiz çocukları, genellikle hırsızlık, kapkaç, fuhuş ve uyuşturucu gibi organizasyonların, çetelerin, ellerine, kucaklarına düşüyor. Hatta ve hatta bir iddiaya göre, anti parantez, ateş olmayan yerden duman çıkmaz misali, bazı ailelerin, bilerek ve isteyerek çocuklarını, para karşılığı bu çetelerin hizmetine pazarladıkları, resmen çocuklarını bir nevi kiralar gibi, bu çete patronlarının emirlerine, eti senin, kemiği benim dercesine gönülden sundukları söyleniyor. Yine, düşündürücü bir iddiaya göre, hatta bunun iddiadan öte olduğu özellikle belirtiliyor; çetelerin ve başlarının da, genellikle bu yola düşürülen vatandaşlarla aynı etnik kökenden, hatta çoğu zaman aynı aile ve akraba çevresinden oldukları ifade ediliyor.
Anlaşıldığı
gibi, demokratik çözüm ve özgürlük
edebiyatı karın doyurmuyor. Aç ve işsiz insanların
problemleri, -ki açlar ve işsizler
sadece Kürtler değil ve sadece Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde
yaşamıyorlar, bu, Türkiyenin en temel ve genel sorunu-
çok daha vahim sonuçlar doğurabilecek boyutlu diğer
problemleri de beraberinde getiriyor. Ancak ne yazık ki, Kürtlerin
temsilcisi olduklarını iddia eden bu sıralı gelmiş
partilerin hiçbiri, toplumun genel sorunlarından kaynaklı
problemleri, en azından, sahiplendikleri iddiasında
bulundukları Kürt kökenli vatandaşlar nezdinde çözmek amacıyla
en ufak bir projeyi, ağızlarına dahi almıyor, buna
hiç gerek bile duymuyorlar. Hal bu ki, Türkiyenin yaşadığı
veya yaşattırılmaya çalışıldığı,
toplumun tümünü etkileyen çeşitli sosyal problemler, belki de,
Kürt kökenli vatandaşları, onların küçük yaştaki
çocuklarını, gençlerini, kızlarını,
erkeklerini, toplumun diğer kesimlerinden çok daha derinden
etkileyebiliyor.
Bunlar
hiç önemli değil; açmış-tokmuş, kötü yola düşmüş-düşürülmüş,
hayatlarını bir şekilde, kanunlu veya kanunsuz, ahlaklı
veya ahlaksız, suçlu veya suçsuz,
haklı veya haksız, zor yaşam koşullarında
sürdürmeye çalışıyorlarmış, kime ne ki !!!
Öyle ya, her derde deva ve varsa yoksa demokratik çözüm ve Kürt
halkına özgürlük !!!
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1397 *** BATILI GAZETECİLERİN GÜNEYDOĞU MERAKI Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 27.06.2007
Biri, İngiliz yayın kuruluşu BBC nin eski muhabiri, diğeri ise, ABD de faaliyet gösteren Christian Science Monitor adlı gazetenin İstanbul muhabiri olmak üzere iki yabancı gazeteci, geçtiğimiz günlerde önce Diyarbakıra ve bilahare Şırnaka giderek, çeşitli araştırma ve ziyaretlerde bulunmuşlar. Nedendir bilinir, diğer birçok Batılı gazeteci gibi onlar da, Türkiyenin bir başka ili ve bölgesi yokmuşçasına, başta Diyarbakır ilimiz olmak üzere Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimize özel bir ilgi göstererek, önce Diyarbakırda kısa bir süre incelemelerde bulunmuşlar, bilahare son dönemde terör eylemlerinin arttığı ve bu nedenle binlerce vatandaşın katıldığı terörü telin mitinginin düzenlendiği Şırnak a geçiş yapmışlar. Kullanılabilecek uygun malzeme arayışlarında bulundukları anlaşılan yabancı gazeteciler, basına yansıyan ve Şırnakta binlerce vatandaşın katılarak, ellerinde Türk bayraklarıyla birlik ve beraberlik mesajlarının verildiği ve terör örgütü PKKnın lanetlendiği Terörü Telin Mitingi ile ilgili belli şüpheleri olsa gerek, mitingin organizesini gerçekleştiren Şırnak Şehit ve Gazi Aileleri Derneği Başkanı Mehmet Göngen ile bir görüşme gerçekleştirmişler. Avuçların ovuşturularak, büyük bir keyif ve beklentiyle başlayan görüşmede gazeteciler, dernek başkanı Mehmet Göngene; Şırnak ve bölgesinde askeri hareketlilik olup olmadığı, TSK tarafından K.Irak a yönelik sınır ötesi bir operasyon yapılıp yapılmayacağı, bölgede bugüne kadar PKK tarafından gerçekleştirilen eylemler, Kürt halkının PKK ya olan bakış açısı ve nihayet 9 Haziran günü Şırnakta düzenlenen Terörü Telin Mitinginin TSK tarafından mı, yoksa Valilik tarafından mı organize edildiği şeklindeki amacı belli, kasıtlı suallerini yöneltmişler. Öncelikli olarak belirtmek gerekir ki, sorulan ilk iki sorunun muhatabı, kesinlikle Şehit ve Gazi Aileleri Derneği gibi bir dernek, özel veya tüzel bir kişilik asla değil. Diğer sorular ise, ilgi alanı ve kuruluş amacı gereği derneğin muhatabı olabilir. Ancak son soru var ki, tüm gerçeği, amacı, niyeti bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Amacı başından belli ve maksatlı Terörü Telin Mitingi, TSK tarafından mı, yoksa Valilik tarafından mı organize edildi şeklindeki son soru, tamamen sinsice ve belli bir niyetin ürünü. İnsanın, bir bildiğiniz veya bir şüpheniz mi var ? diyesi geliyor. Doğru ya onlara göre; bölgede bu ve benzeri etkinlikler, kesinlikle Devlet eli ve emriyle düzenlenir (!), halkın bu tür etkinliklere iştiraki gönülden olmaz, mutlaka olayın içerisinde bir zorlama vardır (!). Gelelim Şehit ve Gazi Aileleri Derneği Başkanı Mehmet Göngenin ders niteliğindeki ve şamar mahiyetindeki cevaplarına. M.Göngen, sinsi son sorunun amacının farkında olsa gerek, cevaplarına bu maksatlı sorudan başlıyor ve mitingin, tamamen derneklerinin organizesi ve halkın gönüllü geniş katılımıyla gerçekleştiğini, üstüne basa basa belirtiyor. Şırnak halkı olarak, terör örgütü PKK yı ve gerçekleştirdiği terörist eylemleri lanetlediklerini söyleyen M.Göngen, son dönemde teröre karşı kenetlenen Şırnak ta çok sayıda kişinin, PKK ile savaşmak üzere GKK olmak için başvuruda bulunduğunu da sözlerine ekliyor. Uğradıkları hayal kırıklığı nedeniyle, avuçlarını ovuşturmalarına bir süre ara vermek zorunda kalan yabancı gazeteciler, yeni bir umut ve beklentiyle bir başka kapıya yönelerek, Tuncelinin Pülümür ilçesi kırsalında, Haziran ayı başlarında, PKK tarafından şehit edilen Er Burhan Yalçın ın Şırnaktaki ailesini ziyarete gidiyorlar. Acaba bu sefer de mi şamar gelecek endişesiyle, damardan bir soru yönelterek, endişelerini giderme gereğini hisseden Batılı gazeteciler, şehit erin babası ile yaptıkları görüşmede; Siz de Kürtsünüz, onlar da Kürt, neler hissediyorsunuz ? şeklindeki can alıcı soru ile biraz olsun rahatlamayı ve huzura kavuşmayı umut ediyorlar. Damardan ve can alıcı olduğu kadar, son derece akıllıca seçilmiş kışkırtıcı bu soruya karşılık baba Yusuf Yalçının verdiği cevap ise, onları bir kez daha yıkıyor; Teröre karşıyız. Bir Burhan gider, bin Burhan gelir. Altı çizilmesi gereken mesajları yeterince alan Batılı gazeteciler, özellikle Şırnaktaki izlenimlerine ilişkin patronlarına verecekleri raporlar sonrasında, anlaşılan bu sefer de fırça yiyecek, büyük olasılıkla patronlarının malum uşaklarından da azar işitecekler.
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1401 *** DTPNİN
BİLİNDİK
SÖYLEMLERİ VE
ARKASINDAKİ GERÇEKLER Global Yorum Internet Dergisi Sabahattin Talu 03.07.2007
22
Temmuz tarihinde yapılacak olan seçimler öncesinde, DTP, EMEP ve
SDP tarafından oluşturulan Bin Umut Bağımsız
Milletvekili Adayları adlı seçim ittifakı tarafından,
geçtiğimiz 28 Haziran günü, Ankarada, Demokratik Türkiye
ve Kürt Sorununda Demokratik Çözüm İçin; Bin umut adaylarını
destekliyoruz başlıklı ortak bir deklarasyon yayınlanarak
basın açıklaması yapıldı.
Geçmiş dönemlerde olduğu üzere, bu deklarasyonda da, barış, demokrasi, insan hakları, Kürt sorununun demokratik çözümü gibi kalıplaşmış, bilindik söylem, talep ve iddialara yer verildi. Şimdi,
bu bilindik söylemleri tek tek ele alarak, bir kez daha gözden geçirelim.
Kürt
sorunu, artık Ortadoğu daki emperyal ilişki ve çıkarların
bir uzantısına dönüşme tehlikesini taşımaya
başladı.
Eğer, gerçekten bu bir tehlike olarak
görülüyor, rahatsızlık hissediliyorsa, Irakın
Kuzeyinde ABD destekli oluşturulan Kürt yönetimine verdiğiniz
destek ve taraf olduğunuzu gösterir yaklaşımlarınız
ne anlama geliyor ? Neden emperyal olarak nitelendirdiğiniz
ABDyi ve onun bölgedeki kırıntılarını
toplamaya çalışan ve piyon görevi üstlenen KDP ve KYByi
eleştirmiyor, aksine açıktan destekliyorsunuz. Yoksa bu bir
tehdit mi ? Yani, Bakın
emperyal güçler de bu işin içinde. Gelin fazla direnmeyin ve
kabul edin mi demek istiyorsunuz ?. Sınırın
ötesinde de içinde de operasyonlar çözüm değil, çözüm içeride
ve demokrasidedir. Sınır ötesi operasyon, vahim sonuçlar
yaratır. Amacının, PKKyi elemine etmekten ibaret
olmayan bu operasyonun hedefi, yaşadıkları coğrafyada
yeni bir siyasi statü elde eden Kürtlerdir. Oysa,
Kürt sorununun çözümünde tek seçenek var; Kürt halkını
küçümsemekten ve yok saymaktan vazgeçip, Kuzey Iraktaki Federe Kürt
Yönetimi ile dostane ilişkiler kurmaktır. Türkiyede ise,
kendi Kürt sorununda demokratik ve adil bir çözümü benimsemek ve adım
atmaktır. Peki,
operasyonun tek amacı, terör örgütü PKKyı elemine etmek
öyledir veya değildir- olsaydı, muhtemel bir sınır
ötesi operasyonunu destekleyecek miydiniz ? Hani tek çözüm, sadece
ve sadece demokraside ve içerideydi. Oysa şimdi, biri dışarıda
olmak üzere iki çözümden bahsediyorsunuz. Bir; içeride PKK muhatap
alınmak suretiyle dillendirilen sözde demokratik çözüm, iki;
Irakın Kuzeyinde oluşturulan Kürt yönetimi ile kurulması
gerekli görülen dostane ilişki. Özetle sonuç; hayal edilen Kürdistan
!. Kamusal
alanda Kürtçenin serbestçe kullanılabilmesi için yasal ve
hukuki düzenlemeler yapılmalı, çok dilli resmi hizmet ve
siyasi faaliyet serbestliği sağlanmalı, Kürt dilinin, öğretim
ve eğitim dili olması önündeki engeller kaldırılmalıdır.
Neden
illaki, Kürtçeye kamusal alanda serbestiye ve resmi statü kazandırılması
talep ediliyor !. Kürtçe zaten Türkiyenin
her tarafında, ulusal ve
devlet TV kanallarında isteyen herkes tarafından
serbestçe konuşulmuyor mu, şarkılar, türküler söylenmiyor
mu ?. Kürtçe eğitiminin, öğreniminin önünde engel mi var
?. Birçok şehirde, bu amaçla Kürtçe kursları açılmadı
mı ?. Buna gerek var mıydı ? Gerek var deniyor ise, açılan
bu kursların tümünün, müşterisizlikten, ilgisizlikten çok
kısa bir süre içerisinde kapatılmak zorunda kalmasını
nasıl açıklayabilirsiniz? Bu nedenle, bu tür taleplerin,
ihtiyaç dışı olduğu son derece açık, bu söylemlerin
de tamamen bahane olduğu gerçeği net olarak ortaya çıkıyor. Toplumsal,
kamusal ve siyasal yaşama katılımı sağlayacak
bir siyasi af veya demokratik katılım programı yürürlüğe
konmalıdır. Niye,
dağa çıkıp silahı ele alan ben miyim ? Ben miyim,
yaşı küçük ve cahil insanları bir şekilde kandırarak
dağa götüren, silahlı eğitim veren ve beyinler yıkanarak
asker, polis, çoluk-çocuk, yaşlı-genç, kadın-erkek öldürmesi,
katletmesi için zorlayan ?. Sen, binlerce insanın kanına
gireceksin, sonra da genel bir siyasi af isteyeceksin. Böyle bir şey
dünyanın neresinde görülmüş ? Şimdi denecektir ki;
Mecbur kaldık, Devlet baskı yaptı. Özgürlük ve
demokrasi için, haklarımızı elde etmek için silaha sarıldık,
falan filan !. Oysa baskı gördüğünü iddia ederek örgüte
katılan tek adam da yok. Öte yandan, terörist faaliyetler içerisinde
yer almanın, bırakın abuk-sabuk bir siyasi gerekçesini,
en baştan, hiçbir insani açıklaması dahi kesinlikle
olamaz, kabul de göremez. "Öncelikle,
ötekileştirici, yabancılaştırıcı ve düşmanlaştırıcı
tüm söylemler terk edilmeli, siyasetin dili, şiddete yol açan
ayrımcılıktan ve milliyetçilikten arındırılmalıdır. Oysa,
söylemleri ve talepleriyle, baştan beri ötekileşmeye
çalışan, yıllardır sürdürülen silahlı mücadele
nedeniyle düşmanlaştırıcı
tohumlar ekmeye gayret sarf eden, ayrımcı
ve ayrılıkçı faaliyetleri ile de etnik temelli
bir milliyetçiliği hortlatmaya özen gösteren kim veya hangi düşüncenin
temsilcileri ? Bu, son derece açık !. Ve
nihayet deklarasyonun kapanış sloganı; YA
GERÇEK DEMOKRASİ YA HİÇ !. Son
slogan, sanki biraz tehdit kokuyor gibi. Ümit ederim bu slogan; Ya tüm
bu istekler, talepler, (Sözde) Demokrasi adına tam olarak yerine
getirilir, aksi taktirde isteklerden biri dahi yerine getirilmez ise,
herhangi başka bir beklenti içinde olunmaz, kalınan çaresizlik
ve mecburiyet gereği terör giderek artar ve kan da dökülmeye
devam eder anlamına gelmiyor, tehdit içermiyordur.
http://www.globalyorum.com/inc/newsread.asp?readid=1409 ***
***
|