|
AKP GERMEYE DEVAM EDİYOR. |
|
Bu hükümet gitmelidir
Hüseyin Adıgüzel
Şemdinlide uygulamaya konulan plan Yaz bütün haşmetiyle yüzünü gösterdi. Ortalık yanıyor. Ortalık yanarken biz de yanıyoruz, hem de ne yanma! AKP hükümeti milleti kasıp kavuruyor, ortalığı yangın yerine çeviriyor, milleti ümitsizlik girdabına adım adım yaklaştırıyor. Ekonomideki dalgalanmalar, bir gece içinde trilyonlar kazananlar, bir gece içinde bütün birikimlerini büyük sermayeye aktarmak zorunda kalanlar, bu ülkenin insanları. Her gün getirilen şehit cenazeleri, yakılan ağıtlar ve siftah yapmadan dükkanını kapatan esnaflar, tarlasını sürmek için mazot parası bulamayan çiftçiler, IMFnin insafına terk edilen memur, işçi ve emekliler, mezarda emeklilik yasasını protesto edeyim derken polis copu yiyen devlet memurları... Hepsi bu ülkenin insanları... Gayrı memnun kitle çığ gibi büyüyor, memnunlar keyif sürüyor. Bunların hepi gerçek ve hepsi, memleketimin manzarası olarak orta yerde duruyor. Sıkıntı o kadar çok, o kadar büyük, o kadar çeşitli ki, insan hangisini yazayım diye sıkıntıya düşüyor. Biraz bu hükümetin en son marifetlerinden bahsetmek istiyorum. Düşüncelerimi sizlerle paylaşmak, sıkıntıyı hafifletmek istiyorum. Aslında çok öncesi var, ama, ben Şemdinliden başlamanın doğru bir seçim olacağını düşünüyorum. Hani şu serhıldan (isyan) çığlıklarını gündeme sokan Şemdinliden. Çünkü, yıllardır hazırlanan, cumhurbaşkanını, orduyu, devletini seven ve korumaya çalışan kurumları devredışı bırakma ve milliyetçi kesimi korkutma ve ezme operasyonunun düğmesine Şemdinlide basıldı. Sonraki, Diyarbakır, Hakkari, Yüksekova olayları, Danıştay baskını, Atabeyler çetesi olayları, Şemdinlide uygulamaya konulan planın tamamlayıcı unsurları. Aynı zincirin halkaları. Bunların bir bir arkasına ortaya çıkmasını tesadüfle izah etmeye çalışmak, deliye postaki saydırmaktan da öte bir iştir. Bir gün Şemdinlide iki bomba patlatıldı. Halbuki, daha önceleri de Şemdinlide onlarca bomba patlatılmıştı. Yani hazırlık yapılmıştı. Son iki bomba günü, bomba patlatılan kitabevinin karşı kaldırımında park etmiş, ordu mensubu iki kişinin arabası anında saldırıya uğradı. Arabadan neler çıktı, neler? Hatta, Gökçe Fırat, bu konuyla ilgili yazısının bir yerinde, arabada bir TürkSolu gazetesi eksik kalmış diyerek bir de espri yapmıştı. Sonra, Apo posterli, hayali Kürdistan bayraklı, her yeri kırıp döken, devletin tüm kurumlarına saldırılan bir gösteri düzenlendi. Bomba patladıktan iki dakika sonra ROJ TV, Danimarkadan Serhıldan çığlıkları ile yayına başladı. Gösteriler yayıldı. Diyarbakırda, Hakkaride, Yüksekovada, Vanda, Bitliste, Şemdinliyi aratır gösteriler yapıldı. Büyük (!) başbakanımız oralara kadar giderek Kürt Sorunundan bahsetti. Ama hiçbir sonuç alamadı. Araya Diyarbakır Belediye Başkanı girdi. Başbakana, siz şöyle durun, ben onlarla anlayacakları dilden konuşur, onları yatıştırırım dedi. Onların anlayacağı dilden konuştu ve olayları yatıştırdı. Başbakan, başbakanlığının ayaklar altına alındığını bile anlayamadı ya da anladı da, anlamamazlıktan geldi. İş yargıya intikal etti. Vanda görevlendirilmiş bir savcı, iddianame hazırladı. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt başta olmak üzere, ordu mensupları tarafından bir çete oluşturulduğunu ve bu olayları bu çetenin gerçekleştirdiğini beyan eden bu iddianame ortalığa bomba gibi düştü. Danıştay olayında TÜRKSOLU büyüyen gücü nedeniyle gündeme geldi Günler sonra, bir avukat, belinde silahı ile, güvenlik kameralarının çalışmadığı bir gün Danıştaya girdi, 2. Daireyi kan gölüne çevirdi. Yakalandı. Daha sorgusu bile yapılmadan Başbakan Yardımcısı M. Ali Şahin gazetecilere Sürprizlere hazırlanın şeklinde bir açıklama yaptı. Bu tip suçluların sorguları Cumhuriyet Savcılığınca yapılmasına rağmen, yargı devreden çıkarıldı ve emniyet içindeki Fethullahçı yapılanmanın temel taşlarından biri olan, bir Emniyet Genel Müdürü Yardımcısına verildi. Bu sefer sanığın arabasından Danıştay 2. Dairesinin türban kararı almasına olumlu oy veren üyelerinin resimleri basılı Vakit Gazetesi çıktı. Sorgulamanın devam ettiği aşamada Başbakan, büyük bir çete ile karşı karşıya olunduğunu ve ana muhalefet partisi genel başkanının da bu komplonun içinde olduğunu söyledi. Muzaffer Tekin isimli ordudan ayrılmış eski bir yüzbaşının arandığı açıklandı. Muzaffer Tekinin evinde yapılan aramada, komployu doğrulayan belgelerin yanı sıra, TürkSolu ciltlerinin de bulunduğu kamuoyuna duyuruldu. Herhalde bu duyuruyu yapan şahıs, Türksolu gazetesinin on beş bin tirajla basıldığını ve yüz bine yakın okuyucusunun olduğunu bilmiyordu. Ya da biliyordu da TürkSolunun gittikçe büyüyen gücünden endişe etmişti ki, onu da hedef tahtasının önüne koyuyordu. Muzaffer Tekin teslim oldu. Onun çetesine mensup olduğu söylenen dört kişi ile hakim karşısına çıkarıldı. Mahkeme, Muzaffer Tekin ve çetesi olduğu söylenen dört kişiyi de serbest bıraktı. Çünkü, onların bu işle ilgisi olduğunu gösteren en küçük bir kanıt bile yoktu. Cürümü işleyen sanıkla telefonla konuşmasından başka bir kanıt getirememişlerdi. Halbuki, sanığın telefonunda belki yüzlerce isim vardı, ama, aralarından pervasızlıkla ayıklayarak Muzaffer Tekini seçtiler. Çünkü, Muzaffer Tekin emekli de olsa ordu mensubuydu, milliyetçi güçlerle fikri planda iş birliği yapıyordu, düzenlenen konferanslara, panellere, protesto eylemlerine katılıyordu ve KKTC Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşa da büyük destek veriyordu. Aranan kan bulunmuştu. Hemen üstüne atıldılar. Emniyet içindeki Fethullahçı yapılanma Daha Danıştay olayının perde arkasını bırakın, perde önü bile aydınlanmadan, ortalık toz duman içindeyken emniyet içindeki Fethullahçı yapılanma, basına, hem de hiç olmayacak şekilde, evlere servis yaparak bir çetenin daha çökertildiğini açıkladı. Atabeyler çetesi mensupları olarak üçü emekli asker, sekiz kişi basının önüne çıkarıldı. Emniyet Genel Müdürlüğü sözcüsü İsmail Çalışkan, 2 Haziran günü düzenlediği basın toplantısında, bir gazetecinin operasyon ile ilgili bir sorusuna Bu operasyon, Genelkurmay Başkanlığı ile ortaklaşa gerçekleştirilmiştir dedi. Fakat, 3 Haziran günü Genelkurmay Başkanlığı, televizyonlardan yayınlanan yazılı bir açıklama ile, operasyondan haberlerinin olmadığını, bütün gelişmeleri ertesi günkü gazetelerden öğrendiklerini, kamuoyuna duyurdu. Yani, sağ elin, sol elden haberi yoktu. Bu nasıl iş demeyin. Bu işte öyle bir iş! En üst düzey emniyet yetkilisinin açıklaması ile, operasyonun içinde gösterilen Genelkurmay Başkanlığı, operasyonun bırakın içinde olmayı, haberlerinin bile olmadığını açıklıyor. Yani operasyon, emniyet güçleri tarafından yapılmıştır, askeri kanadın bundan haberi yoktur. Peki öyle ise neden emniyet üst düzey yöneticisi böyle bir açıklama yapma gereğini duymuştur? Çünkü, gözaltına alınanların içinde ordu mensupları da vardı. Onların göz altına alınmalarından Genelkurmay Başkanlığının haberinin olması yasa gereği idi. O da, orada zevahiri kurtarmak için böyle bir açıklama yaptı, diye düşünüyorum. Neyse, burası bizi pek ilgilendirmiyor. Bu hesabı aralarında görürler. Emniyetteki Fethullahçı grup Orduyu kendisine engel görüyor Şimdi gelelim sorunun temeline... Sorun emniyetin açıklamalarının doğru olmadığındadır. Emniyet, Şemdinli olaylarından beri, tüm olayların içinde Ordunun, yani TSKnın faal olarak rol aldığını gösterme çabasındadır. Burada, Türk Silahlı Kuvvetlerini kendisine anayasa ile verilmiş bulunan devleti ve milleti koruma ve kollama görevini yapamaz hale getirmek başat amaçtır. Emniyetin bundan çıkarı nedir? Emniyetin bundan hiçbir çıkarı yoktur. Fakat, hükümete büyük destek veren Fethullah Hoca grubu, emniyetin içerisinde güçlü bir yapılanmaya sahiptir. Bu grup, siyasi iktidarın tercihi ile o mevkilere getirilmiştir. Siyasi iktidarın işlevini sürdürebilmesi için, bu grup vasıtasıyla, Ordunun millet nezdinde olan prestiji aşağıya çekilmek istenmektedir. Siyasi iktidarın ve Fethullahçı grubun, kafalarının içindekileri gerçekleştirmelerine en büyük engel olarak Orduyu görmeleri, onları bu yönde çalışmaya mecbur etmektedir. Ordu pasifize edilirse ki, Avrupa Birliği rüyası da bu süreç içinde değerlendirilmelidir, o zaman, dikensiz gül bahçesi içinde rahatça çalışabileceklerdir. Bu yüzden emniyet içindeki Fethullahçı grup ve siyasi iktidar, Şemdinliden bu yana oluşan bütün olayların sorumluluğunu, Silahlı Kuvvetlere ve ulusalcı güçlere yıkma uğraşının içindedir. Bu olayların tümü, siyasi iktidar, emniyet içindeki Fethullahçı grup, PKK, AB ve ABDnin tertibidir. Çünkü; ülkemizin ve dünyanın içinde yaşadığı siyasi şartlar, önümüzdeki bir yılı, Türkiyenin bugün ve yarınki kaderinin belirleneceği bir yıl haline sokmuştur. Ülke içinde, özellikle tırmandırılan gerilim ortamı içerisinde AKP, üç önemli seçimi atlatmanın telaşını yaşamaktadır. Ülke dışında, yaklaşan İran operasyonu ve ABnin reformların yavaşladığı uyarıları, AKPyi zor duruma sokmuştur. AKP Büyükanıt Paşayı neden istemiyor Üç önemli seçimden söz ettik: 30 Ağustosta yapılacak Genel Kurmay Başkanlığı ve Nisan 2007de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile 2007 Kasımında yapılacak parlamento seçimleri AKPyi tam anlamıyla köşeye sıkıştırmış durumdadır. Genel Kurmay Başkanlığına Yaşar Büyükanıtın getirilmesi, PKK ile olan mücadelede, ipin ucunun Ordunun eline geçmesi demektir. Bu durum, PKKyı yok etmeye yönelik büyük bir temizlik harekatını da beraberinde getirecektir. Doğal olarak bu harekat, AKPnin hem zemin, hem de prestij kaybına uğramasına sebep olacaktır. Öyle ise ilk etapta, Yaşar Büyükanıtın Genel Kurmay Başkanı olması önlenmelidir. Yaşar Büyükanıtın Genel Kurmay Başkanı olması ile başlayacak PKK temizlik süreci ile, AKPnin ABD desteği de sona erecektir. Bu oluşum, daha sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi ile, genel seçimleri de derinden etkileyebilecek bir oluşumdur. Bunun önlenmesi için, Ordunun yıpratılması, pasifize edilmesi gerekir. Pasifize edilen ve yıpratılan bir Ordu, hükümetin atayacağı Genel Kurmay Başkanına ses çıkaramaz, tepki koyamaz. Düşünülen operas yon için genelde emniyet içindeki Fethullahçı kanat kullanılmakta ve bütün olaylar, hükümetin bilgisi dahilinde, o kanatın eli ile tertip edilmektedir. Bu arada günden güne tırmanan AKP- Ordu gerilimine de dikkatinizi çekmek isterim. Danıştaydaki cenaze töreni sırasında, halkın ortaya koyduğu tepkiyi olumlu bulan Genel Kurmay Başkanı Sadece bu olayda değil, daha başka olaylarda da bu tepkiyi görmeyi dilerim deyince, Başbakan sert bir çıkış yapmış, Genel Kurmay Başkanını emekliye sevk etmeyi bile ima etmişti. Fakat, burada Cumhurbaşkanı Sezerin tavrı önem kazandığından, onun laiklik yanı tavırlarından ürktüğü için öncelikle Sezeri yalnız bırakmayı düşünerek köşesine çekilmeye zorlamaktadır. ***
http://www.turksolu.org/109/adiguzel109.htm |
|
Krizin sorumlusu Erdoğandan başkası değil!
Mehmet Y. YILMAZ 02 Mayıs 2007
ŞURASI bir gerçek
ki son siyasi krizin baş sorumlusu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan. *** http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6443236.asp?yazarid=148 *** Erdoğan: Değişmeyen gitsin
Murat Yetkin 2 Mayıs 2007
Başbakan Erdoğan'ın AK Parti MYK'sında sarf ettiği bu sözlerle Meclis Başkanı Arınç'ı kastettiği konuşuluyor Kendi ağzından duymadığım için, tırnak işareti kullanmadan yazacağım, ama duyan birden fazla kaynağımın aktardığına göre sözler şöyle: "Biz değiştiğimizi söylüyoruz. Müslümanlık bizim için bireysel inanç sayılmalı. Değişmeyenlerin partimizde, aramızda yeri olmamalı."
Dün Anayasa Mahkemesi'nin ilk turu iptal kararı almış olmasının sorunları bütünüyle ortadan kaldırmadığının, ancak acil sıkıntıyı giderdiğinin çoğu kişi farkında.
1- Bir an önce erken seçime gidilmesi, 2- Anayasa Mahkemesi kararı ne yönde çıkarsa çıksın, cumhurbaşkanı seçiminin (zaten cumhurbaşkanı seçilmeyeceği için Anayasa hükmüyle 'derhal' gidilecek) bir erken seçim sonrasına bırakılması, 3- Cumhurbaşkanı görev süresini (5+5 dahil), yetkilerini, seçilme yöntemini (halk tarafından seçim dahil) değiştirebilecek, Seçim Kanunu'nda bazı değişikliklerin önünü açabilecek bir Anayasa değişikliği çalışmalarının gündeme alınması, 4- Böyle bir Anayasa değişikliği ardından oluşacak yeni Meclis ve yeni hükümet idaresinde yeni cumhurbaşkanının seçilmesi gibi hayli köklü değişiklik gerektiren konular da konuşulmuş.
Anayasa değişikliğini Meclis'e verip, Anavatan Grubu'na güvenmenin ve 'CHP destek olmazsa halka şikâyet ederiz' demenin, yaşanan gelişmelerden ders çıkarmak suretiyle sonuç getirecek bir yöntem olmadığı görülebiliyor. CHP ise şu aşamada değişikliklere sıcak bakmıyor.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=220098 *** AKP'de dünkü hava: Arınç'a öfke sağanağı
İsmail Küçükkaya 02 Mayis 2007
Sabah, saatler 10.00'u gösterirken ben Meclis kapısından
iktidar partisinin Meclis Grup toplantısını izlemek üzere
giriyordum. 11.00'deki toplantı öncesinde milletvekilleriyle görüşmeyi
planlamıştım. Saat 10.30 olduğunda AKP'nin toplantısının
iptal edildiği haberi duyuldu. CHP kendi grubunu zaten Çarşamba'ya
kaydırmıştı. Herkes Anayasa Mahkemesi'nin kararını
bekliyordu. Uzlaşma kapılarını açık tutamadığı
için siyasetin yol açtığı tıkanıklık,
hukukun yardımıyla yine siyaset tarafından giderilecekti.
Başkent'in her bir köşesinde 'çıkış yolu'
aranıyordu. Gül'ü değil erken seçimi konuşuyorlardı Dün, kaç milletvekiliyle konuştuysam hepsi de 'inşallah Anayasa Mahkemesi birinci tur oylamayı iptal ettirir' görüşündeydi. 'Tabana anlatılabilecek ve minimum hasarla atlatılabilecek çıkış kapısı' olarak mahkeme kararı görülüyordu. Bekledikleri de oldu. Yani dün öğle saatleri itibarıyla AKP Grubu 'Gül'ün cumhurbaşkanı adaylığından vazgeçmişti, tek konu erken seçim tarihiydi: Seçimi Temmuz'da mı Ağustos'ta mı yapalım?' Bazıları daha farklı bir öneriyi sahipleniyordu: 'Anayasa Mahkemesi'ni beklemeyelim. Erken seçimi derhal ilan edelim. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini durduralım. Mahkeme ne karar verirse versin inisiyatifi biz alalım. Hem kontrolü sağlamış oluruz hem de mahkemenin olası bir '367 tartışması gereksizdir, birinci tur geçerlidir' kararının yaratacağı kaos önlenir.' Başbakan Erdoğan cuma gecesinden bu yana içinde bulunulan kaotik ortamdan hem ülkeyi hem partisini nasıl düzlüğe çıkaracağını araştırıyor. Toplantı üzerine toplantı yapılıyor. Amaç belli: Köşk seçimi kilitlendi. Gül veya herhangi bir isim şimdi Köşk'e çıkamaz. Erken seçim geliyor. Nasıl yaparız da hem demokrasiyi kurtarırız hem de sandıkta AK Parti'nin zarar görmesini engelleriz? Demirel, 'sokaktan kork' diye uyarmıştı İnanın çok üzülüyorum. 'Bundan sonra yine demokrasiyle güçleneceğiz' umudunu taşısam da yaşadıklarımıza kahroluyorum. Nasıl olur da 'siyasi akıl' bazen böylesine körleşebiliyor? AKP 'bu akıl tutulmasına' nasıl kapıldı anlamak imkansız. Elimde 14 Ocak Pazar gününün AKŞAM Gazetesi var. Demirel'le söyleşi yapmışım ve gazetemiz bunu 'Ordudan değil sokaktan kork' başlığıyla manşetten duyurmuş. Bakınız 9'uncu cumhurbaşkanı Demirel neler söylemiş: 'Bugün açıktan darbe tartışmaları yapılıyor. Bunu önlemek için konuşuyorum. Ben ordudan değil, sokaktan korkarım. Tarihimizde Osmanlı dahil, devlet, sokağı hiçbir zaman mağlup edememiştir. Atatürk cumhuriyeti kurduğunda, cumhuriyetin savunucuları yoktu ama bugün var. Hepimizin dahil olduğu cumhuriyet aydınları var.' 'Tarih bilen'in yaptığı bu tespit ve öngörünün sahibi Demirel, o günkü söyleşimizde Başbakan Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı çıkış gerekçesini de şöyle açıklamıştı: 'Başbakan Erdoğan Köşk'e çıkarsa cumhuriyet değerleri tartışılır hale gelecek. Bunu istemiyorum (Eliyle başının üzerini göstererek türbanı kastediyor) Önceliğimiz tabii ki demokrasidir ama demokrasi koşulsuz değildir. Koşulsuz şartsız demokrasi olmaz.' İşte Demirel, 3.5 ay önce bunları söylemiş. Tandoğan'daki ve Çağlayan'daki mitingleri görünce Demirel'in o sözleri aklıma geliyor. O görüntülerden korkulmaz, ancak sevinilir. Ancak bunun AKP açısından herhalde siyasi bir anlamı ve mesajı vardır. En azından, çatışma ve gerginlik artarsa olabilecekleri göstermesi bakımından... İnsan üzülüyor... AK Parti gibi geniş yığınları sistemle uzlaştıran ve böylece hassas toplumsal fay hatlarını onarma misyonuna sahip, gerilimleri azaltma potansiyeli taşıyan, AB reformlarını yapan, makro ekonomik dengeleri yerine oturtan ve demokratikleşme rüzgarı estiren bir siyasi parti bu cumhurbaşkanlığı sürecini daha iyi yönetmeliydi. Sonuna kadar uzlaşmayı aramalıydı. Umudum, bundan sonrasını iyi yöneteceklerine dair sinyaller.
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=76029,10,19 *** Köşk savaşında kim kazandı, kim kaybetti..
Mehmet Tezkan 02.05.2007
http://www7.gazetevatan.com/root.vatan?exec=yazardetay&tarih=02.05.2007&Newsid=118002&Categoryid=4&wid=131 *** Arınç krizinin perde arkası GÜNEŞ Talat Atilla 01 Mayıs 2007
<%Tarih%>
AK
PARTİ'nin Cumhurbaşkanı adayını belirlemede
Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın büyük rolü oldu.
Üstelik Arınç bu rölünün başrol seviyesinde olduğunu
kendi ağzından Türkiye'ye ilan etti. Medya'ya yansıyan
bir başka bilgi ise Arınç'ın Başbakan Erdoğan'a
'Ya Sen, ya Gül, ya da ben' dediği yönünde idi. Buraya kadar
anlattıklarımız kamuoyunun bildikleri. Oysa, Arınç'ın
basına yansımayan çalışmaları parmak ıssırtacak
ölçüde şaşırtıcı. İşte tarih değiştiren
Arınç operasyonunun perde arkası:
*** http://www.gunes.com/2007/05/01/yazarlar/y2.html *** Asker, Başbakan'ı hedef aldı GÜNEŞ Rıza
Zelyut
Türkiye yeni bir iklime girdi:
Türkiye'nin yaşam tarzını Arab'ınkine benzetmeye çalışan hükümete tepki var. Halk, Türkiye Cumhuriyeti'nin Türkiye İslam Cumhuriyeti yapılmasını reddediyor. Türk Silahlı Kuvvetleri de bu yüzden ikide bir uyarıda bulunuyor. Gazeteciler yazamadı; televizyon yorumcuları söyleyemedi ama ben açıklıyorum: Cuma gecesi Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan muhtıra biçimindeki açıklama, isim vermese bile Başbakan Erdoğan'ı suçluyordu.
http://www.gunes.com/2007/05/01/yazarlar/y4.html *** Pişkinliğin bu kadarı
Orhan Karataş 30.04.2007
http://www.ortadogugazetesi.net/makale_goster.asp?yazid=33&id=2740 *** Bu krizin sorumlusu AKP
Yalçın DOĞAN 28 Nisan 2007 İKİ gün arka arkaya Anayasa Mahkemesi Yüce Divan
olarak toplanıyor. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6420347.asp?yazarid=91 *** GÜNEŞ
29 Nisan 2007
Dünya gözlerini açmış Türkiye'de olup biteni
anlamaya çalışıyor. Olay 'Bilek güreşine' dönerse
fatura ağır olacak ve yine millete kesilecek
http://www.gunes.com/2007/04/29/manset/manset.html ***
Muhtıra Emin ÇÖLAŞAN
27 Nisan gecesi saat 23.00te muhtıra açıklandı.
Algılama zorluğu olmayanlar hadiseyi iyi anladı. Muhtıra
özellikle laiklik kavramından söz ediyor; çünkü Türkiye
Cumhuriyeti bu iktidarın ve hükümetin elinde bir yerlere sürükleniyor. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6426013.asp?yazarid=5&gid=61 *** 27 Nisan Muhtırası
Şakir Süter 29.04.2007
Hiç lamı cimi yok, bu bir muhtıradır.Hem de, 12
Mart Muhtırasından çok daha serttir. Genelkurmay Başkanı
Org. Yaşar Büyükanıtın son basın toplantısında
diplomatik bir dille yaptığı açıklamalarının
sulandırılması üzerine... Asker diliyle kaleme alınmış
bir muhtıradır; herkes anlasın diye! 12 Mart Muhtırasında
dönemin hükümetine istifa etmezseniz, biz geliriz deniyordu. *** http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=75803,10,11 ***
Fikret BİLA 29 Nisan 2007
Genelkurmay Başkanlığı'nın yaptığı
açıklamanın bütünü okunduğunda, cumhurbaşkanı
seçimiyle ilgili, ancak onunla sınırlı olmadığı
söylenebilir. Dikkat çeken bir yanı da ileriye dönük mesajlar
da taşıyan 'ucu açık' nitelikte oluşudur
Büyük Larousse Ansiklopedisi'nde "muhtıra" sözcüğünün kelime anlamının karşılığında şu ifade yer alıyor:
http://www.milliyet.com.tr/2007/04/29/yazar/bila.html Tek yol seçim
Güneri CIVAOĞLU 29 Nisan 2007
Genel seçimler, yağmur suları gibidir. Çok duyarlı bir süreçteyiz. Her kelimemize dikkat etmeliyiz.
http://www.milliyet.com.tr/2007/04/29/yazar/civaoglu.html *** Gece gelen muhtıra
Haluk Şahin 29/04/2007
Bir cumhurbaşkanlığı seçimini daha badiresiz atlatamadık. İnatlaşmayı aşamayan dar ufuklu siyasi kadrolarımız hem Meclis'in kararını mahkemelik etmeyi başardılar, hem de askerden muhtırayı yediler. 27 Nisan 2007 demokrasi tarihimize parlak bir gün olarak geçmeyecek.
'Tamahkârlık tüm dinlerde en büyük günah sayılır' diyerek onların dilinden konuşmaya da çalıştım. Başkaları da benzer şeyler söylediler. Ne dinleyen oldu ne de duyan. Madem ki rakamlar onlardan yanaydı, o halde istediklerini yapabilirlerdi!
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=219780 *** Muhtıra
Türker Alkan 29/04/2007
Oturmuş bir demokraside elbette askerler böyle açıklamalar yapmaz. Ama oturmuş bir demokraside rejimin temel ilkelerine karşı olduğunu söyleyen kişiler başbakanlık, meclis başkanlığı ve cumhurbaşkanlığı da yapmaz! Oturmuş bir demokraside 'Cumhuriyeti dini ilkelere uyduracağız' diyen kişiler başbakanlık müsteşarlığı da yapmaz. Yanlışlıkla oraya gelseler bile görevde kalamazlar.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=219774 *** e-muhtıra erken seçimi gündeme taşıdı
Murat Yetkin 29/04/2007
Genelkurmay'ın sert laiklik muhtırasına, hükümet aynen karşılılık verdi. Gözler Anayasa Mahkemesi kararı ve erken seçimde Genelkurmay'ın internet sitesine cumhurbaşkanlığı
seçimi ve laiklikle ilgili önemli bir açıklama konacağı
haberi, 27 Nisan gecesi saat 23.00 civarında haber merkezlerine sızdırılmaya
başlandı. Ankaralı gazeteciler, İstanbul
merkezlerini haberdar edip bilgisayarın başına geçtiler.
23.30'a doğru açıklama geldi. Cumhuriyet tarihinde cumhurbaşkanlığı
seçiminin ilk kez mahkemelik olması üzerinden birkaç saat sonra
yapılan bu açıklama, zamanlaması kadar, içeriğiyle
de önem taşıyordu.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=219781 *** Açıklamanın satır araları
METEHAN DEMİR 29 Nisan 2007
Genelkurmay Başkanlığı'nın kimilerine göre
muhtıra veya darbe çağrıştıran, kimilerine göre
de tepkilerini açıkça ortaya koyduğu açıklaması
Türkiye'nin, Cumhurbaşkanlığı seçimi dahil tüm
gündemini değiştirdi. Şimdi gözler, bundan sonra
ekonomiden siyasete ne olacağına, Genelkurmay'ın gerçekten
ne demek istediğine çevrildi. Çünkü, işin artık
mesaj verme veya rahatsızlığını
seslendirmeden yeni boyuta geçtiğini söylemek mümkün. Peki,
bu açıklama ne anlama geliyor:
http://www.sabah.com.tr/haber,43890CDD52124180AE25CADDD9482951.html *** İçtima...
YILMAZ ÖZDİL 29 Nisan 2007
Hâlâ deniyor ki...
Gücüm var diye dayatırsan...
O, şunu demiş.
Milli Nizam Partisi?
AKP?
İktidara oy vermeyen yüzde 75'in beş yıldır
gösterdiği demokratik hoşgörü, yanlış anlaşıldı...
Balıkçıyla istişare edildi, 25 milyon kişiden oy
alan partiler "yok" sayıldı.
"Erken seçim" kesmez
artık.
http://www.sabah.com.tr/haber,E5EDFFF516C44629B144840070EDE7DF.html *** En iyi pozisyon...
Bekir COŞKUN 01 Mayıs 2007
ŞİMDİYE kadar AKPyi destekleyen
arkadaşlar pozisyon değiştirdiler ve "İrticaya
da hayır, darbeye de hayır" demeye başladılar.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6436791.asp?yazarid=2&gid=61 ***
|
|
Kuşatmadan kurtulma umudu sandıkta Tufan TÜRENÇ
TÜRKİYE ayakta... Birçok ilde art arda mitingler yapılıyor. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6421453.asp?yazarid=39&gid=61 *** Görünen köy... Oktay EKŞİ GENELKURMAY Başkanlığı, dün
saat 23.10da kendi web sitesine bir "Kamuoyuna Açıklama"
metni koydu ve bir anda Türkiyenin gündemini alt-üst etti. Nitekim
bu açıklama, dün TBMMde hayli gerilimli bir şekilde yaşanan
Cumhurbaşkanlığı seçimini nerdeyse unutturdu.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6421527.asp?yazarid=1&gid=61 *** 27 Nisan Muhtırası millete hayırlı olsun! Cüneyt ÜLSEVER 29 Nisan 2007
İKİ ay ileriye, bir gün geriye farkla;
adı yine ilan edildiği tarihle anılacak yeni bir muhtıramız
oldu: 27 Nisan Muhtırası!
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6426009.asp?yazarid=3&gid=61 ***
|
|
Çare erken seçimde
Serdar TURGUT 28.04.2007 Bugün AKP Hükümetinin acil olarak yapması gereken şey,
gelinen noktada başka hareket alanı kalmadığından
bir an önce erken seçime giderek havayı yumuşatmaktır.
*** Bildirinin içeriği ve zamanlaması...
İsmail Küçükkaya 29.04.2007
Genelkurmay Başkanlığının gece yarısı
açıklamasıyla birlikte herkesin sorumluluğunun
bulunduğu bir sorunla karşı karşıyayız.
Ortaya çıkan durum iktidar, muhalefet, sivil toplum örgütleri ve
medyanın dahli olan bir sıkıntının eseridir.
İçinde olduğumuz tarihi dönemece bir günde gelmedik.
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=75800,10,19 |
|
Sandığa
gidelim
|
|
Ordu göreve! CHP göreve! Ulusal güçler göreve!
Gökçe Fırat
Medyada faşizme giden yol nasıl açıldı? AKP iktidarının Cumhurbaşkanlığını da ele geçirmesi ile birlikte nasıl da faşist bir rejime dönüşeceğinin tüm işaretleri alınıyor. TBMM Başkanı Arınçın Emekli Orgeneral Şener Eruyguru kastederek, Onlarla 16 Mayıs sonrasında hesaplaşacağım de-mesi çok önemli bir işarettir. Peki acaba 16 Mayıs sonrasında nelerle karşılaşacağız? Bu sorunun cevabı AKPnin işbaşına geldiği 2 Kasım 2002den bugüne yaşadıklarımızda yatmaktadır. 2 Kasım seçimlerinde Beyaz Devrim iddiasıyla sandıktan çıkan AKP, hep demokrasi vurgusu yapmasına, AB sürecinin tüm reformlarını hep demokrasi adına kabul etmesine karşın ülke içinde garip bir demokrasi inşa etmiştir. Bu demokraside muhalefete yer yoktur. İlk iş Genç Parti lideri Cem Uzanın susturulması oldu. Cem Uzana yönelik operasyon Türkiye tarihinin hiçbir döneminde hiçbir kuruma ya da kişiye yapılmamış ölçüde geniş kapsamlı bir operasyondu. Çünkü ilk defa doğrudan mülkiyete yönelik bir operasyon yapıldı. Bu operasyonun ilk hedefi Cem Uzanın muhalif Star grubunun susturulmasıydı. Nitekim Star grubuna AKP hükümeti tarafından el konuldu. Grubu bir süre doğrudan hükümetin atadığı gazeteciler idare etti. En sonunda da Fethullahçılara satıldı. Türkiyenin en büyük muhalif yayın grubu böylelikle bugün Fethullah grubunun sözcüsü haline getirildi. Bu arada bu olayda son derece dikkat çekici bir gelişme, mahkemelerde Cem Uzan grubunun lehinde kararların artık alınmaya başlamasıdır. Danıştay en son Çukurova ve Kepezle ilgili bu yönde bir karar almıştır. Ama hatırlatalım, bu grup lehine alınan kararların artık uygulanma ihtimali yoktur, çünkü AKP iktidarı mahkeme kararlarının uygulanmadığı bir sistem kurmuştur. Bunu özellikle şunun için hatırlatıyoruz, Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik bir iptal kararının AKP tarafından uygulanmayacağını bilelim. Cem Uzan medyasının susturulmasına sevinç çığlıkları atan iki büyük medya grubu vardı. Bu gruplardan Sabah grubuna, hükümete destek olması karşılığında müsaade verildi ve TMSF anlaşması yapıldı. Oysa benzer bir anlaşma Cem Uzanla yapılmamıştı. Böylelikle Sabah Grubu Turgay Ciner hakimiyetinde yoluna devam etti, Türk medyasının en hükümet yalakası grubu olarak. İkinci grup Çukurova grubunun Show TV ve Akşam gazetesi oldu. Bu grupla da TMSF anlaşması yapıldı ve hükümet yanlısı yayın yapmalarına izin verildi. Nitekim Akşam gazetesi bu müsaadenin bedelini fazlasıyla ödüyor. Asıl büyük medya grubu Doğan ise bu süreçte hep sağlam durdu. Fakat Doğan grubuna yönelik bir operasyonun da çok yakında yapılacağının işaretleri alınmaktadır. Petrol Ofisi soruşturması ile başlayan dönem Doğan Medya grubu için de diğer medya gruplarına yapılan uygulamanın uygulamaya sokulduğunu göstermektedir. Şimdi medya alanına bir göz atalım. 2002 Kasımında Şeriatçı basının gücü son derece sınırlıydı, buna karşın hükümet karşıtı büyük bir medya grubu ve yine çeşitli ölçülerde hükümet karşıtı büyük medya grupları vardı. Peki ya bugün? Bugün Zaman, Yeni Şafak, Vakit, Star, Bugün günlük gazetelerde, Kanal 7, TGRT, Samanyolu, Star yine televizyon kanalı olarak tümüyle hükümet ve tarikat kontrolündedir. Buna irili ufaklı bazı TV, radyo, haftalık yayınları da eklediğimizde, 2002 Kasımı öncesinde basın içinde payı %10u bulmayan Şeriatçıların artık bu alanın %50sine hükmeder hale geldiğini görüyoruz. Oysa tüm basın 2002 Kasımından sonra AKPnin iktidarı olması ile birlikte artık yumuşayacağının, düzen içine gireceğinin sosyolojik tahlillerini yapıyordu. Şimdi ise o sosyolojik analizleri yapan medya gruplarının birer birer Şeriatçılaştığını görüyoruz! Türban cephesi: Sağ güçler AKP iktidarının muhalefetsiz Türkiye programının bir diğer hedefi ise siyasal parti ve hareketler oldu. AKP iktidarının tıpkı TMSF yoluyla basını denetim altına sokmasına benzer bir uygulama bu alanda da görüldü. Medya yoluyla siyasal santaj yapılan siyasi partiler birer birer AKP denetimine sokuldu. Öncelikle MHPye yönelik bir operasyon yapıldı. Hükümetin güvenilir adamlarından Doğu Perinçeke MHP ile ittifak yapması görevi verildi. Bu ittifak ile birlikte bir Kızıl Elma hayaleti yaratıldı. Daha sonra da bu Kızıl Elma hayaleti ile bir siyasal operasyon başlatıldı. Bu aşamada MHP içinde oluşabilecek bir hizadan çıkma denetim altına alınmış oldu. MHP tümüyle ulusal güçlerin karşısında konumlandırıldı. Yine DYP açısından da benzeri bir süreç yaşandı. Ama hükümetin DYPye Doğu Perinçeki göndermesine gerek yoktu. Çünkü Mehmet Ağar da en az Doğu Perinçek kadar Demirel desteği ile siyaset içinde var olabilmiş biriydi. Mehmet Ağar hemen hükümetin yanında yer aldı. Benzeri bir durum ANAP için bile geçerlidir. Erkan Mumcu AKPden istifa etmiş olmasına karşılık bugün hükümetin destekçilerindendir. En iktidar yanlısı partilerin başında ise BBP gelmektedir. Muhsin Yazıcıoğlunun partisi adeta küçük bir AKP gibidir. Ve son olarak AKPnin içinden çıktığı Saadet Partisi de hükümetin yanındadır. Kimilerinin çok ulusalcı ve AKP karşıtı diye destek olduğu SP tercihini ulusal güçlerden yana değil AKPden yana kullanmıştır. Cumhurbaşkanlığına yönelik tüm tartışmalarda dikkat edersek bu siyasi partilerin hepsi sözde bir demokrasi savunusu adına Tayyip Erdoğana siper olmuşlardır. MHP Tayyip Erdoğan aleyhindeki resmi mitingleri bile sokak gösterisi olarak görmekte ve demokrasiye aykırı bulmaktadır. ANAP, DYP, BBP ve SP ise çok daha aktif bir şekilde aynı politikayı savunmaktadır. Bu, Türkiyede ulusal tavrın biricik zeminin laiklik olduğunu bir kez daha ispatlamaktadır. Türbanı savunan hiçbir parti vatanı savunamamaktadır. O nedenle bu partiler bugün vatan savunması saflarında değil Tayyip Erdoğan saflarında buluşmuşlardır. Bu Türkiyedeki türban ittifakının sosyal zeminidir. Türbanı savunan bu ülkede sağcıdır ve ulusal tavır alması beklenemez. Nasıl bir düzen olacak? Gerek medya gerekse siyasal partiler açısından nasıl bir düzen kurulacağı ise belirmiştir. Türkiyede tek parti olacaktır: AKP. Ancak AKPnin yanında MHP, DYP, ANAP, BBP, SP gibi küçük, etkisi sınırlı, AKPyi tehdit etmeyecek ancak AKPnin siyasal rejim yelpazesi içinde kendine yer bulacak bir partiler topluluğuna izin verilecektir. Medya açısından da benzeri bir durum geçerlidir. Hakim grup Fethullah grubunun medyası olacaktır. Liberal medya ise ancak ve ancak iktidara karşı çıkmadığı sürece var olabilecektir. Tezgâh AKPyi destekleyenler için demokrasi olacaktır ama desteklemeyenler için farklı bir tezgâhı vardır iktidarın. Bu tezgâhın ilk örneği Cem Uzan olayında görülmüştü. Ama iktidarın ulusal tehlike olarak gördüğü tüm kesimlere yönelik benzeri tezgâhların kurulduğu bir dönemden geçiyoruz. Bu noktada iki önemli tezgâhla karşı karşıyayız. Birincisi Orduya yönelik Fethullah operasyonudur. Şemdinli ile birlikte başlayan tezgah en son Nokta dergisinin yayınladığı sözde darbe günlüğü ile devam etmektedir. Son bir yılın medya gündemi Orduyu karalamak, komutanları suçlamaktır. Böylelikle Ordu AKP tarafından hizaya çekilmek istenmektedir. AKP döneminde Ordu komutanlarının artık yargılanabileceği hatta asılabileceği bir dönem başlatılmak istenmektedir. Menderesin intikamını almak isteyen AKP, Ordu komutanlarına Talat Aydemir rolü biçmektedir! İkinci operasyon ise CHPye yönelmektedir. CHP de tıpkı Ordu gibi medya tarafından sürekli suçlanmaktadır. Ama CHPnin hizaya sokulmasında Fethullahçı kurnazlık halktan kopan CHP temasını izleyerek CHPnin Ordudan ve laiklikten uzak tavır almasını teşvik etmektedir. Cumhurbaşkanlığı yolunda son virajda Fethullahçı medyanın polisiye oyunu iyice alenen oynanmaktadır. 14 Nisanda ADD öncülüğünde bir Cumhuriyet mitingi yapılacaktır. Tam bu miting öncesinde şimdiki ADD Genel Başkanı Şener Eruygurun da dahil olduğu sözde darbe girişimleri gündeme taşınmaktadır. Hatta Bülent Arınç, Şener Eruygur için açıkça şaibeli sıfatını kullanmaktadır. CHPnin mitinge destek vermesini engellemek içinse mitingin gizli tertipçisi CHP açıklamaları yapılmaktadır. Böylelikle CHP Hayır biz bu mitingde yokuz açıklaması yapmaya zorlanmaktadır. Son olarak Zaman gazetesi TÜRKSOLU grubu ile Şener Eruygur yemekte buluştular haberi yapmıştır. Burada da iki türlü hedef vardır, ya çıkıp TÜRKSOLU hayır biz bu mitingde yokuz diyecektir ya da Şener Eruygur çıkıp hayır bizim TÜRKSOLU grubuyla bir bağımız yok diyecektir. Yani bir taşla iki kuş vuracaklardır. Ama biz TÜRKSOLU olarak Zaman gazetesinin Vatan Caddesinde TEMde yetişmiş acemi polis muhabirlerinin oyununa gelecek değiliz. Bizden açıklama alma niyetindeki acemi polis muhabirleri ancak havalarını alırlar! Ama bu miting olayının çok daha önemli bir özelliği var. Tayyip Erdoğanın Cumhurbaşkanlığı aleyhine bir mitingin engellenmesi için bunca gayret nedendir? Hani demokrasi istiyordunuz? Daha bir hafta önce Nevruz bahanesiyle Apo posterli mitinglere izin olacak ama Tayyip Erdoğanın Cumhurbaşkanlığı aleyhine bir miting yapılamayacak! Oh ne ala demokrasi. Hele bir de MHPnin yaptığı türden biz sokak gösterilerine karşıyız, demokratik süreçten yanayız açıklamasına ne demeli. Dünyanın neresine giderseniz gidin demokrasinin ilk göstergesi demokratik eylemlere izin verilmesidir. Mitingin demokrasi dışı bir süreç olarak görüldüğü bir demokrasi nerede görülmüş acaba? MHP liderine soralım o zaman AKP iktidarı seçimler öncesinde Biz mitingleri yasakladık, çünkü bunlar demokratik sürecin dışında yollardır derse ne yapacaktır? Fethullah medyasına ya da AKPli belediye panolarına ilan vererek mi ulaşacaktır halka! Tezgâha karşı ses çıkartmak Cumhurbaşkanlığı seçimine bir ay kala muhalefet cephesinde durum kısaca şöyle özetlenebilir. Muhalif basın kalmamak üzeredir. CHPye yönelik psikolojik harp devrededir. Orduya yönelik tezgah işlemektedir. TÜRKSOLUna yönelik saldırılar sürmektedir. Ama bu demokraside; PKK açıkça miting yapabilmektedir. Doğu Perinçek hükümet göreviyle Brüksel, Paris dolaştırılmaktadır. Sağ partiler AKP çatısı altıhda bur türban cephesinde konumlanmışlardır. Kısacası hükümete muhalefet edenlere sopa, destekleyenlere ise huvuç verilmektedir. Bu noktada operasyona uğrayan, tezgâh kurulan, susturulmaya çalışılan tüm muhalif güçlerin önünde tek bir yol vardır, bu iktidarın havucuna kanmayın, sopa yemeyi göze alın, faşizme karşı direnin. Havuca razı olursanız ya Doğu Perinçek gibi ya Devlet Bahçeli gibi olursunuz. Bu arada faşizme karşı tek mücadele yolu vardır tarihin ispatladığı: Faşizme doğrudan karşı çıkmak! Bugün susan Ordu komutanlarının, CHP yöneticilerinin yarın söz söylemeye vakitleri bile kalmayacaktır. O nedenle Ordu göreve, CHP göreve, ulusal güçler göreve
|
|
Çıkış erken seçim TERCÜMAN Serhat AKKAN / ANKARA AKPnin 367yi bulamaması ve Köşk seçiminin mahkemelik olması üzerine Baykal Bahçeli, Mumcu, Ağar iktidara tarihi çağrıyı yaptı: Hemen sandığa git, gerginliği bitir
http://www.tercuman.com.tr/v1/haber.asp?id=57931&baslik=Çikis%20erken%20seçim&katid=1 *** 'Maskeli demokratlar UFUK SÖYLEMEZ 29.04.2007
http://www.tercuman.com.tr/v1/yazaryazi.asp?id=129 *** Ne mutlu Türküm diyemeyen!.. BEHİÇ
KILIÇ
http://www.tercuman.com.tr/v1/yazaryazi.asp?id=87 ***
|
|
Savaşarak geri çekilmek
Can Ataklı 29.04.2007 Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçekin açıklamasının
bana göre tek anlamı vardı: Savaşarak çekileceğiz.
|