|
Tayyip
Beyin açıklamadığı kaçakçılar medya
baronları mı?


Sabahattin ÖNKİBAR
27.03.2007
|
| Türkiyeye her yıl
7.5 milyon ton kaçak akaryakıt giriyor. Bu Türkiye tüketimin
dörtte biri, yani onlarca milyar dolarlık hortum demek.
Hayır iddia bana ait değil. Daha önce bu sütunda dile
getirildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının
tespiti.
Merkez Bankası kayıtları
Başbakan bunları Şubat ayının ortasında
söylüyor ama aradan geçen 1.5 ayda zerre bir gelişme yok.
İyi de Türkiye Muz Cumhuriyeti mi? Bizzat Başbakanın
ihbar ettiği bir kaçakçılığa müdahale
edecek bir organ yok mu? En önemlisi icranın patronu olan Başbakan
kendisiyle bu kadar çelişir mi? Öyle ya varsa bir kaçakçılık
-ki var olduğunu söylüyorsun- ver emrini ve gereğini
yap...
Hayır öyle olmuyor.
Peki o zaman Başbakan niye mi böyle bir açıklama yaptı?
Duyumlarıma göre Tayyip Bey böyle bir açıklamaya
mecbur kalmıştır.
İstihbarat birimlerinin petrol kaçakçılığı
raporu MGKda hükümet dışı üyeler tarafından
gündeme getirilince, Erdoğan da vaziyeti kurtarma adına
böyle bir açıklama yapmış.
Aslına bakarsanız bu tür bir kaçakçılıktan
hükümetin anında haberdar olmaması da teknik olarak mümkün
değil.
Şöyle ki:
Türk Parası Kıymetini Koruma Kanununa göre ithalatçı
firmalar bankalardan yaptığı 50 bin dolar üzeri
transferleri Merkez Bankasına bildirmek zorundadır.
Dolayısı ile petrol ithal edilen 48 ülkeye kimin ne
kadar transfer yaptığını Merkez Bankası
biliyor.
Palmoil ve büyük başlar
Kaçakçılığın nasıl yapıldığı
ise malum:
Gemilerle limana boşaltılan petrol, örneğin 100
bin ton ise bu manifestoda 10 bin ton olarak gösteriliyor...
Tabii bunun için iş yukarıdan aşağı
ayarlanıyor.
Yukarılarının neresi olduğu konusunda ise müthiş
iddialar var.
Bahse konu olan para onlarca milyar dolar olunca kafalar da büyük
oluyor.
Bir başka kaçakçılık konusu ise, bahar
mevsiminden sonbahara kadar yapılan palmoil ithalatı
olayıdır. Ucuz palmoil mazota karıştırılarak
piyasaya sürülüyor... Bu yoldan servetler kazanan ve adını
salon beyefendisi noktasına terfi ettiren isimler
var... Bu konu ile alakalı olarak bize bazı isimler de
verildi ancak hukuk gereği bunları yayınlayamıyoruz.
Bize verilen listede bir isim ise fevkalade dikkat çekiyor.
Kaçak petrol işinde müthiş büyümüş olan bu
isim, Mardin kökenli ve de AKPli.
MASAK ve Cumhurbaşkanı
Anlayamadığım hadise, açık seçik kara para
olayı olmasına karşın MASAKın sadece
ve sadece izlemesi olayıdır... MASAK yetkililerine
soruyorum, harekete geçmek için ne bekliyorsunuz? Yoksa MASAKı
engelleyen birileri mi var?
Hadi MASAKı engelliyorlar, peki ya bu tür yolsuzluklara
karşı titizliğiyle bilinen Cumhurbaşkanı
Sezer neden kayıtsız? Niçin Devlet Denetleme
Kurulunu harekete geçirmiyor? Sezer bilmiyor ve bu gidişle
de zor öğrenir, AKP ve zihniyetini alaşağı
etmenin yolu, onlara istismar imkânını verecek türban
ve laiklik konularını kaşımak değil,
bizatihi bu gibi büyük hortumların üstüne gitmektir...
Muhalefet partilerinin suskunluğuna gelince:
Muhalefet partileri korkuyor
Susma nedenleri, bu işin içinde yani petrol kaçakçılığında
medya baronlarının bulunma ihtimalidir. Bize intikal
ettirilen gizli bilgi notunda bulunanların içinde bazı
medya patronları da vardır.. Hukuk önünde ispatlanmadığı
ve iddia boyutunda olduğu için bunları
isimlendirmiyoruz... İşte muhalefet seçim
senesinde her ihtimale karşı diyerek konuya girmiyor ve
olası medya gazabından sıyrılmak istiyor.
Acaba Tayyip Beyin suskunluğu da kaçakçılıkta
yer alan kimi isim veya kurumların varlığından
kaynaklanıyor olabilir mi?.. Kürsüye çıkıp kaçakçılara
adeta sizi biliyorum deyip sonra gereğini yapmaması
insanın aklına türlü şeyleri getiriyor!... Değilse
durmayın Sayın Başbakan, derhal açıklayın!..
|
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazidetay.asp?AuthorID=137&ArticleID=4887#
***
Gizlenen büyük
kaçakçılıkta AKPli baronlar mı var?
Sabahattin ÖNKİBAR
14.03.2007
Tamıtamına 1
ay önce Başbakan Tayyip Erdoğan partisinin Meclis grubunda
yaptığı konuşmada şunları söylü-yordu:
Petrol ithal edilen 48 ülkeden kayıtları istedik,
31inden cevap geldi. Cevap gönderen 31 ülke Türkiye bizden son 2.5
yılda 28 milyar dolarlık petrol ithal etti diyor. Ancak
devletin kayıtlarına göre bu miktar 9.3 milyar dolardır.
Arada 18.7 milyar dolarlık fark var. KDV, ÖTV ve EPDK payları
eklendiğinde bu fark 38 milyar dolara çıkıyor. Üstelik
henüz 17 ülkeden de kayıtlar gelmedi.
Evet Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı yıllık 7.5
milyon ton kaçak akaryakıttan söz ediyordu ki bu miktar Türkiyenın
yıllık resmi tüketiminin yüzde 25idir.
Peki ama bu kadar kaçak akaryakıt nasıl gelir?
Güneydoğudaki kamyonlar ve deniz yoluyla mı dediniz?
Hortum ve gümrükler
Akla ilk gelen bu ama Milli Güvenlik Kuruluna sunulan rapora göre
bu yollardan gelebilecek miktar azami 1 ila 1.5 milyon tondur.. Peki ya
geriye kalan 6 küsur milyon ton?
Bunun için geriye kalan tek seçenek gümrüklerdir... Buna göre 50
bin ton akaryakıt getirilip örneğin 3 bin ton olarak gösterilmiş..
Yani işin içinde gümrük görevlilerin görevlerini suiistimal
etmeleri gibi bir görüntü var.
Hadi miktarda iş kitabına uyduruldu diyelim. Peki ya ödenen
para? Öyle ya oraya da 50 bin tonunun parası yerine 3 bin ton parası
gönderilemez ya! Tam para gönderildi ise devletin ilgili birimleri
bunu görmedi mi? Gördüyse neden müdahale etmedi?
Diyeceksiniz ki işte Başbakan etti?
Hayır etmedi...
Ettiyse Başbakan açıklasın, 7.5 milyon ton kaçak petrolün
arkasında kimler var?
Tayyip Bey her zeminde hortumu kesmekle böbürleniyor... İyi de
bundan büyük hortumculuk olur mu? Neden üzerine gitmiyor.. Niçin bu
ko-nuşmayı yapalı bir ay olmasına rağmen en küçük
bir teşebbüs ya da operasyon yok?
Medya baronları işin içinde mi?
Bir başka şey, benim bildiğim Başbakanlar böyle açıklamaları
operasyonlardan sonra yaparlar. Tayyip Beyin yaptığı
akla hayale sığacak gibi değildir. Bir Başbakan
operasyon olmaksızın böyle bir ifşaat yapıp
faillerin tedbir almasına zemin hazırlar mı?
Evet soruyorum, tamaman AKP iktidarı döneminde olan bu büyük kaçakçılıkta
düğmeye neden basılmıyor? Yoksa ardında bazı
çevrelerin iddia ettiği gibi kendi baronları yani partilileri
mi var, ya da bazı medya patronları bu işin içindedir de
seçim senesinde POAŞa vergi olayı gibi korku salmak için
başlarında kılıç mı sallandırılmak
isteniyor... Değilse soruyoruz, niçin günler, haftalar ve bir ayı
aşan bir zaman diliminde susulu-yor ve harekete geçilmiyor?
Bazıları Başbakanın yukarıdaki sözlerini
yeterli görebilir.
Hayır... Başbakanların görevi açıklama yapmak değil,
gereğini yapmak yani failleri bulmaktır.. Ayrıca Başbakan
o açıklamayı Milli Güvenlik Kurulu toplantısı
sonrasında yapmıştır.. Belli ki o açıklamayı
yapmaya mecbur kalmıştır.
Muhalefet biliyor da mı susuyor?
Anlamakta zorlandığım bir başka husus da Merkez
Medyada bu konuda haber ve yorumun çıkmamasıdır.
Merkez Medya bu pisliğin içinde değil ise bu işin üstüne
gitmek durumundadır. Yok eğer bugünkü gibi susmaya devam
edilirse, sükut ikrar anlamına gelecektir.
Hadi medya özel sebeplerden susuyor diyelim...
Sayın Baykal, Sayın Ağar, Sayın Bahçeli, Sayın
Mumcu, Sayın Uzan, Sayın Yazıcıoğlu, Sayın
Okuyan, Sayın Baş siz niye susuyorsunuz?
Yoksa bu rezilliğin içinde olanları siz de biliyorsunuz da
onların tepkisinden mi çekiniyorsunuz?
Eğer öyle ise hepinize yazıklar olsun... Değil ise çıkın
meydana yıkın ortalığı...
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazidetay.asp?AuthorID=137&ArticleID=4718
***
Rehin alınan
medya
Sabahattin ÖNKİBAR
21.02.2007
Ertuğrul Özkök,
medyanın kendi alanı dışında ticari faaliyet göstermesinin
özgürlüğüne katkı yapacağı tezini savunuyordu.
Özköke göre parasal anlamda güçlenen medya siyasi iktidara karşı
daha bağımsız olurdu.
Teorik olarak insana makul gelen bu bakışın Türkiye örneğinde
görüldüğü gibi pratiği yoktur.
Medya ve ticaret
Eğer olmuş olsaydı, Türkiyenin en büyük işadamlarından
biri olan Aydın Doğan hükümetin karşısında
bugünkü pozisyonda olmazdı.
Büyük vergi cezalarına muhatap olduğu kaydedilen Aydın
Beyin hükümetle ilgili yayınını
dizginlemek zorunda kaldığı ve hatta yazarlarını
bile frenlediği iddiaları dillerdedir.
Doğru-yanlış kamuoyunda oluşan hava ya da kanaat
budur.
Sorarım size, Aydın Bey medya dışında bir işi
olmasaydı ya da devletle iş yapmasaydı bu tür söylentilere
muhatap olur muydu?
Ekonominin devletle iç içe olduğu ve kuralların henüz içtihat
noktasında bulunduğu Türkiye gibi ülkelerde ticareti ve yayıncılığı
aynı anda ama birbirinden bağımsız yürütmeniz mümkün
olmuyor.
Gelelim madalyonun tersine yani iktidarların tutumuna:
Kuşkusuz her iktidarın kendi döneminde medyayı kontrol
etmek için elindeki gücünü bir şekilde kullandığı
vakıadır.
Ancak bugün iş biraz şirazesinden çıkmışa
benziyor.
İşte örnekler
Şu tabloya bakın:
AKP tamı tamına 4.5 yıl bekledikten sonra 2001 yılına
ait olduğu söylenen POAŞdaki vergi hadisesini gündeme
getirdi... Hayır, niye getirdi demiyoruz. Yanlış varsa
elbette ve mutlaka üstüne gidilmeli ama neden bu kadar süre
bekledikten sonra seçim yılında adeta damoklesin kılıcı
misali başında sallansın diyerek apar-topar gündeme
getirildi.. Soruyorum bu şekil kafa bulandırmıyor mu?
Devam edelim.
Yine 4.5 yıldır suskun olan RTÜK seçim arefesinde
TV haberlerine müdahale ediyor ve iyi-kötü haber kavramlarını
yaratıp, dayatıyor. Dayatmaya boyun eğmeyen örtülü
olarak frekans iptaliyle korkutuluyor.
Aynı şekilde politik çıkarlara uygun görülmeyen
Kurtlar Vadisi dizisi yine dizinin yapımcılarının
iddiasıyla kanal yöneticileri frekans iptali ile korkutularak yayından
kaldırtılıyor ve fiili sansüre geçiliyor.
Kanaltürk ve petrol kaçakçıları
Bir başka örnek Kanaltürk ya da Tuncay Özkan olayıdır.
İktidara karşı muhalif çizgisi ile bilinen Kanaltürkün
A Takımına Maliye Bakanlığı bugüne kadar hiç
duyulmamış bir uygulama başlatıyor ve takibe geçiyor.
Bitmedi...
AKPye muhalefet eden bütün yazılı ve görsel medya için
de yeni hazırlıklar var. Bilgilerimize göre bunun için özel
bir birim bile oluşturulmuş.
Öğrendiğimiz bir başka şey de yakında ifşa
edileceği açıklanan petrol kaçakçılığı
olayına kimi medya gruplarının da karıştırılmak
istendiği ya da bununla korkutulduğudur.
Görüldüğü gibi medya tabir yerinde ise rehin alınma
olayı ile yüzyüzedir.
Cumhurbaşkanlığı ele geçirilirse?
Çok partili demokratik yaşamda basından en büyük desteği
alan bir iktidarın bununla yetinmeyip daha ötesi baskılar
yapması sadece gücün verdiği bir şımarıklık
değil aynı zamanda bir şeylerden ürktüğünün de göstergesidir.
Düşünüyorum da gücünü böylesine kuralsızca kullanan bir
siyasi anlayış yarın devletin diğer önemli makamlarını
örneğin Cumhurbaşkanlığını ele geçirirse
hadise nereye gider?.. Görmeyen gözlere, duymayan kulaklara ithaf
olunur...
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazidetay.asp?AuthorID=137&ArticleID=4444
***
|