|
.
Andıç'a en
sert çıkış

Gazetecileri 'TSK yanlısı-karşıtı'
olarak ikiye ayıran yeni andıça sert tepkiler geldi. Basın
Konseyi Başkanı Oktay Ekşi, haber için kimin görevlendirileceğine
gazeteciyi çalıştıran kurum karar verir dedi.
Genelkurmay da olayla ilgi soruşturma başlattı
ALİ EYVAZ - ZEYNEP ÇİFTÇİ
09.03.2007
Nokta dergisinin son sayısında yer
verdiği ve birçok medya kuruluşu ile gazeteciler hakkında
olumlu olumsuz kanaatlerden oluşan akreditasyon andıçı
Ankara'ya karıştırdı. Genelkurmay Başkanlığı,
bir açıklama yaparak, basın yayın kuruluşlarına
yansıyan 'değerlendirme raporu' ile ilgili olarak bir soruşturma
başlatıldığını bildirdi. Andıçı
değerlendiren Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi
tüm uyarılara rağmen Genelkurmay Başkanlığı'nın
keyfi akreditasyon uygulamasından vazgeçmediğini söyledi.
Andıç uygulamasının 28 Şubat döneminde olduğu
gibi devam ettiği ve Genelkurmay Basın - Halkla İlişkiler
Şube Müdürlüğü'nün basın yayın kuruluşları
ile gazetecileri "TSK yanlısı" ve "TSK karşıtı"
diye tasnif ettiğini ortaya koyan haberinin ardından
Genelkurmay, kısa bir yazılı açıklamayla yetindi:
"8 Mart 2007 günü Genelkurmay Başkanlığı'nın
basın yayın organları hakkında değerlendirme
raporu hazırladığı şeklindeki haberlere medyada
yer verilmiştir. Konu ile ilgili adli soruşturma başlatılmıştır.
Saygı ile duyurulur."
Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi ise akreditasyon
andıçı ile ilgili sert bir açıklama yaptı.
"Genelkurmay Başkanlığı, maalesef yıllardır
dikkatlerini çekmeye çalıştığımız yanlış
uygulamadan dönmedi. Akreditasyonun, keyfiliğe izin vermemesi
temel ihtiyaçtır" diyen Ekşi, haber için kimin görevlendirileceğine
akreditasyon kartı veren kurumun değil gazetecinin çalıştığı
kurumun belirleyebileceğini söyledi. Ekşi bu konuyla ilgili görüşlerini
Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'a 7
Şubat 2007 tarihinde bir mektupla tekrarladığını
ancak daha önce de olduğu gibi herhangi bir cevap alamadığını
sözlerine ekledi.
http://www.yenisafak.com.tr/gundem/?t=09.03.2007&q=1&c=1&i=33916&Andiça/en/sert/çikis
***
 |
 |
Fehmi Koru
|
09.03.2007 |
|
|
| Garip bir uygulama
İşin bu noktaya varacağı
çoktan belliydi; şimdi elimizde 'Türk Silâhlı
Kuvvetlerine karşı gazeteciler' ile 'Türk Silâhlı
Kuvvetlerine yandaş gazeteciler' listesi var. 'Akredite'
gazeteler ve kanallar esas alınarak yapılmış
bir liste bu; buna medyadaki 'mavi kuvvetler' ile 'sarı
kuvvetler' de denilebilir
Allah'ım, sen aklıma mukayyet ol
Genelkurmay Başkanlığı tarafından
hazırlandığına inanılan son 'andıç'
belgesi, 'Akredite Basın-Yayın Organlarını
Yeniden Değerlendirme' başlığını
taşıyor. NOKTA dergisinin ele geçirdiği belgede,
Genelkurmay'a 'akredite' gazete ve televizyon kanallarının
kurumsal, çalışanların da kişisel tavırları
değerlendiriliyor. 'Andıç'tan her ay düzenli olarak
bütün gazetelere değerlendirme notu verildiği de
anlaşılıyor.
'Andıç' belgesini okuyunca insanın aklına hep
aynı soru hücum ediyor: Acaba hangi tarafta yer almak bir
gazeteciyi mutlu eder? 'TSK'ya yandaş' mı olmalı
bir gazeteci, yoksa 'TSK'ya karşı' mı?
Ne kadar saçma, hatta ne kadar tehlikeli bir soru bu
Asker, aldığı eğitim ve yetişmesinin
gereği olarak, her olaya keskin bir biçimde yaklaşır.
Askerin en fazla kullandığı iki kavram vardır:
'Dost' ve 'düşman'
Bu gerçek geçmişte ifşa
olmuş eski andıç belgelerinde de görülüyordu, yeni
andıçta daha da belirgin: Gazeteler ve yazarların TSK
ile ilgili konulara -askerî olmayan ama askerin önem verdiği
konulara da- nasıl yaklaştığını
her gün izlemiş, haber ve yazılara olumlu veya
olumsuz oluşlarına göre not vermişler...
Rapor Türk medyasının büyük bir bölümünün
TSK konusunda duyarlı olduğuna işaret ediyor;
Radikal dışarıda tutulacak olursa olumlu haber ve
yorumların sayısı olumsuzlardan çok fazla.
Bereket böyle, ya tersi olsaydı?
Bir ara, meslek örgütlerinin ne yapacaklarını
bilemedikleri bir uygulama başlamıştı Org.
Doğan Güreş'in Genelkurmay Başkanlığı
döneminde; gazetecilere 'Mehmetçik gazeteci' unvanı dağıtılıyordu
Şimdi şilt verilmese bile bazı gazeteciler ve
yazarlara takdirlerin belgelere geçirildiği görülüyor.
Meslek örgütleri bu konuda ne düşünür acaba?
Öyle anlaşılıyor ki, 28 Şubat günlerinde
başlamış bir yanlış uygulama bugün de
bütün hızıyla sürdürülüyor. Akreditasyonu
bulunmayan bizler zaten 'karşıt' cephede yer alıyoruz
da, her gazetede bizden hiç farksız birilerinin var olduğuna
da inanıyor 'andıç' yazarları
Peki de, şimdi ne yapacağız: Gazetecilerle
ilgili bu tür raporları şirketler de hazırlatıyor
gerekçesi arkasına mı saklanacağız? 'İşbirlikçi'
bulunduğumuz için üzülmemiz mi gerekecek, kendi ordumuza
'düşman' bilinmemiz kızgınlığımızı
mı artıracak?
Şu ana kadar sorduğum hiçbir soruya anlamlı
cevaplar verilemeyeceğini ben de biliyorum; olayın
kendisinin bir anlamı yok çünkü
Bir ülkede yaşayan
herkes, her yurttaş, ülkesinin ordusuna saygı duyar
ve güvenir; her türlü tecavüze karşı duracak ve
kendisini koruyacak silâhlı güce karşı saygı
duymak ve güvenmek zorundadır çünkü
'TSK' bir siyasî
parti midir ki, ülke içerisinde 'yandaşı' ve 'karşıtı'
bulunsun?
Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt
akreditasyon uygulaması Washington'da kendisine soru olarak
yönetildiğinde, Konu üzerinde duracağız
demişti. Yeni 'andıç' belgesi olayın göründüğünden
daha vahim olduğuna işaret ediyor; esas o vahim yön
üzerinde durmalı Genelkurmay
Ne garip bir ülke burası
|
http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=09.03.2007&y=FehmiKoru
***
 |
 |
Ali
Bayramoğlu
|
09.03.2007 |
|
|
| Askeri vesayet sistemi işte
böyle bir şeydir
Türkiye'nin gazete ve
gazetecilerinin bir kısmını güvenilmez
ilan ederek, kendi ifadenizle itibarlarını düşürmeye
çalışacaksınız.
Yine kendi ifadenizle akreditasyon uygulamasıyla
bunların askeri bölge, birlik ve tesislere girerek
istihbarat elde etmeleri ve bunu bölücüyıkıcı
unsurlara iletmeleri ve askeri birlik, tesis, malzeme ve
personele zarar vermelerinin engellenmesi amaçlanmıştır
diyerek, kimi gazete ve gazetecilere eylemci ya da eylemcinin
lojistik desteği muamelesi yapacaksınız
Bu yetmiyormuş gibi, akredite gazeteleri de satır
satır takip edecek, dost ve düşman haberler, yazılar
gibi değerlendirmelere girişeceksiniz. Çetin
Altan'dan Umur Talu'yu uzanan bir hatta ülkenin önde gelen
yazar ve yorumcularına TSK karşıtı ve güvenilmez
yazarlar damgası vuracaksınız
Ve her şey kaldığı yerden hiçbir şey
olmamışcasına devam edecek
Hazırladığınız andıçtan ve
bunun kamuoyunca öğrenilmesinden dolayı bir
mahcubiyet, bir tedirginlik, bir rahatsızlık bile
duymayacaksınız
Hedef alınan (ama bir tür suç ortağınız
olduğu da ortaya çıkan) kimi basın organları
siz kimsiniz, ne hakla bunu yapıyorsunuz demeyecek,
diyemeyecek
Hiçbir savcı gazeteler ve gazeteciler nezdinde
toplumu tefrik etmek suçundan hakkınızda soruşturma
açamayacak
Muhtemelen bu tavrınızı ve bu durumu
sorgulayan kişi ve yazarlara askeri kuvvetlere hakaret
gerekçesiyle 301. maddeden dava açılması için suç
duyurularında bulunacaksınız
Dahası, belki de en vahimi bu belgeyi kim sızdırdı
sorusunu öne alarak, kuralın ve ilkenin gerçek icabı
buymuş gibi davranarak, gazetelerde köstebek avının
manşetlere çıkmasını sağlayarak, yani
üste çıkacaksınız
Ne yazık ki olan bu
Dünkü Akşam Gazetesi'nin manşeti
Genelkurmay'da Köstebek avı değil miydi?
Milliyet Gazetesi'nin birinci sayfasından konu, Andıç
Köstebeği aranıyor diye verilmemiş miydi?
Sabah Gazetesi sürmanşetten Genelkurmay'da Köstebek
Alarmı demiyor muydu? Radikal Gazetesi bile konuyla
ilgili olarak birinci sayfa için Asker sızdıranı
arıyor başlığını tercih etmemiş
miydi?
Dosya tasnif edilmiş, asker bu işten üstün ve
haklı çıkmış, dolayısıyla
uygulama kamuoyu gözünde tabiileşmiş ve sıradanlaşmıştır
Askeri vesayet sistemi işte böyle bir şeydir
Bir tek askerle kurulmaz böyle bir sistem
Vesayetin asli
kurucusu vardır. Ama onun kadar önemli olan kurulmasına
yardımcı olanlardır, yürütülmesine katkıda
bulunanlardır
Hatırlayın
Akın Birdal'ın kurşunlanmasına yol açan,
Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birant yanında birçok başka
gazeteci, kişi ve kurumu hedef haline getiren, üstelik doğru
olmayan bilgilerle oluşturulan ve gizli soruşturma
safhasının gazetelerde talimat üzerine basılmasıyla
sonuç veren 1. Andıç'ın kokusu hala orta yerde
duruyor.
Bunu hazırlayanların bir kısmı mutlu
emekli, bir kısmı hala görev başında
Dönemin suç ortağı yayın yönetmenleri, baş
yazarları da işlerinin başında
Ne ahlaki bir yaptırımı oldu yaşananın
ne de hukuki
Şimdi aynı isimler yeni andıçla birlikte kişisel
olarak ya sessiz ya da başlarını başka yöne
çevirmiş haldeler. Kurumsal olarak işi sulandırmakla,
askeri haklı hale getirecek manşetler atmakla meşguller
Askeri vesayet sistemi işte böyle bir şeydir
Genelkurmay'da bir kez bir brifing izledim. 28 Şubat günlerinin
ünlü medya brifingini
Bunun üzerine Yeni Yüzyıl
Gazetesi'nde, Basının Kara Sayfası
diye
bir yazı kaleme alınca en çok meslektaşlar tarafından
nasıl dışlandığımı, asker
düşmanı ilan edildiğimi iyi hatırlarım
Askeri vesayet sistemi işte böyle bir şeydir
|
http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=09.03.2007&y=AliBayramoglu
***
 |
 |
Hakan
Albayrak
|
|
|
|
| Nihat Genç,
Genelkurmay Basın-Halkla
İlişkiler Şube Müdürlüğü'nün,
gazetecileri/yazarları "TSK yanlısı"
ve "TSK karşıtı" diye tasnif etmesi
ne anlama geliyor?
"TSK karşıtı" ne demek?
Bu kategoriye sokulan Nihat Genç, Ömer Lütfi Mete, Hasan
Celal Güzel gibi yazarlar, "Türkiye'nin bir ordusu
olmasın, Türk Silahlı Kuvvetleri lağvedilsin,
memleket savunmasız kalsın" mı diyorlar?
Alâkası yok.
Öyleyse, "TSK karşıtı"nın
tercümesi a) TSK bünyesindeki bazı uygulamaların
değişmesini savunan, b) Genelkurmay'ın siyasi mülahazalarda
bulunmasına karşı çıkan veya siyasi mülahazalarını
beğenmeyen, c) Muhtemel bir askeri müdahaleye soğuk
bakan, d) Hepsi midir?
Mezkûr gazeteciler/yazarlar, siyasi muarız olarak görüldükleri
için mi "TSK karşıtı" diye damgalandılar?
Bu listeyi hazırlayanların kafasındaki TSK,
siyasi bir odak mıdır?
Ordu, siyasi bir odak olabilir mi?
Olursa felaket olmaz mı?
* * *
Genelkurmay Başkanlığı, yeni "andıç"
skandalıyla ilgili açıklamasında şöyle
diyor:
"8 Mart 2007 günü Genelkurmay Başkanlığı'nın
basın yayın organları hakkında değerlendirme
raporu hazırladığı şeklindeki
haberlere medyada yer verilmiştir. Konu ile ilgili adli
soruşturma başlatılmıştır. Saygı
ile duyurulur."
İyi, hoş, ama eksik değil mi?
"Gazetecilerin/yazarların 'TSK yanlısı'
ve 'TSK karşıtı' diye tasnif edilmesi asla
kabul edilemez. Böyle bir tasnif yapanlar varsa,
kendilerinden mutlaka hesap sorulur" gibi bir şey de
söylenerek, kamuoyunun rahatlatılması gerekmez
miydi?
* * *
"Bir derginin haberi üzerine hiç araştırmadan,
soruşturmadan yorum yapmak doğru değildir"
denilebilir tabii.
Denilsin.
Bunu memnuniyetle karşılarız.
Zira bu, basın-yayın organlarının
haberlerine dayanarak hükümetlerle polemiğe girmenin
yanlışlığını da ikrar anlamına
gelecektir.
Esasen Genelkurmay'ın hükümetlere 'mim' koymasını
haklı gösterecek hiçbir kayıt ve şart yoktur.
Hükümete bağlı olan Genelkurmay, hükümetten
bağımsız ve hele hükümete alternatif- bir
siyaset takip edemez.
Legal basın-yayın organlarının toplumda
genel kabul görmüş mensuplarına kendine mahsus
siyasi mülahazalarla cephe de alamaz.
Zaten Genelkurmay'ın kendine mahsus siyasi mülahazaları
olamaz.
Genelkurmay, hükümetin bir uzvudur.
Ordu, hükümetin emrinde, ülkeyi dış düşmanlara
karşı korumak için sadece ve sadece bunun için-
vardır.
Anayasada bu gerçeği gölgeleyen birtakım düzenlemeler
bulunuyorsa, o düzenlemeler değiştirilsin artık!
* * *
28 Şubat döneminde, askerî kışlaların
önüne, askerden ziyade sivil vatandaşın okuyacağı
şekilde, "Orduya sadakat şerefimizdir" yazılı
tabelalar asılırdı (halbuki, askerin okuyacağı
şekilde, "Millete dolayısıyla meclise
ve hükümete- sadakat şerefimizdir" yazılı
pankartların asılması gerekirdi).
"TSK yanlısı-TSK karşıtı"
tasnifi, bu çarpık anlayışın bir tezahürüdür.
|
http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=4189&y=HakanAlbayrak
***
|