ANDIÇ KOMPLOSU

TÜRK ORDUSUNU KARALAMAK  İÇİN DÜZENLENEN YENİ KOMPLO

TÜRK ORDUSUNU KARALAMA, YIPRATMA AMAÇLI YAZILARA ÖRNEKLER:

  

.

Taha Süsler

09.03.2007

 

Gazetecilerin fişlenmesine tepki yağdı
28 Şubat sürecinde bazı gazetecilerin mağdur olmasına yol açan 'andıç' uygulamasının sürdüğü ortaya çıktı. Genelkurmay Başkanlığı'nın medya kuruluşlarına ilişkin hazırladığı 'güvenilirlik değerlendirmesi raporu' basına sızdı.

 

Nokta dergisinin yayınladığı belge, Kasım 2006 tarihini taşıyor. Rapora göre Genelkurmay, basın-yayın organları ile gazetecileri 'TSK yanlısı' ve 'TSK karşıtı' olarak sınıflandırıyor. Silahlı Kuvvetler'i ilgilendiren haberlerin 'olumlu' ya da 'olumsuz' oluşuna göre gazetelere 'artı' ve 'eksi' notlar veriliyor.

Olayın medyaya yansıması üzerine yazılı bir açıklama yapan Genelkurmay Başkanlığı, andıç hakkında 'adli soruşturma' başlatıldığını kaydetti.

'TSK karşıtı' olarak nitelendirilen basın mensupları ve gazeteci örgütleri ise andıça sert tepki gösterdi. Gazeteciler Cemiyeti, raporun demokrasi adına üzüntü verici olduğunu belirtirken, Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi, konuya ilişkin eleştirilerini şu sözlerle dile getirdi: "Genelkurmay Başkanlığı yıllardır dikkat çekmeye çalıştığımız yanlış uygulamadan maalesef dönmedi. Genelkurmay'ın veya başka kurumun hangi basın kurumuna akreditasyon kapısını açacağı, hangisine kapatacağı gibi bir kararı, o basın kurumunun içeriğini puanlayarak vermesi yanlıştır, keyfiliğe kapı açar."

'İkinci andıç skandalı' siyasetçilerin de gündemindeydi. Başbakan Tayyip Erdoğan, Azerbaycan'a hareketinden önce gazetecilerin sorularını, "Gün boyunca Nevşehir'deydim. Sadece cep telefonuma adli soruşturma başlatıldığı şeklinde mesaj geldi. Konuyla ilgili ilk elden bir şey duymadıkça herhangi bir açıklama yapmayı uygun bulmuyorum." diye cevapladı. DYP lideri Mehmet Ağar, geçmiş dönemdeki sıkıntıların bir daha yaşanmayacağını vurgularken, AK Parti Grup Başkanvekili İrfan Gündüz, toplumsal akreditasyonun yanı sıra, sermaye ve basındaki akreditasyona da katılmadıklarının altını çizdi. CHP'li Mustafa Özyürek ise andıçtaki değerlendirmeye tepki gösterdi: "Hiçbir gazete veya gazeteci TSK'ya karşı-taraftar gibi gösterilemez."

TSK'da 28 Şubat süreciyle başlatılan medya kuruluşlarına ilişkin akreditasyon değerlendirmesinin sonuncusu 'Akredite Basın ve Yayın Organları Yeniden Değerlendirmesi'nin basına sızması gündemi sarstı. 9 adet, 52 sayfa olan 'hizmete özel' yazılar arasında daha önce akredite olmuş gazete ve televizyonların yanı sıra yazarlar da sınıflandırılmış. Ocak-Eylül 2006 tarihlerini kapsayan 'Gazetelerde Yer Alan Haber ve Yorumların Değerlendirmesi' başlıklı EK-A belgesinde, gazetelere TSK'yı ilgilendiren haberleri için 'olumlu' ya da 'olumsuz' oluşuna göre 'artı' ve 'eksi' diye notlar verilmiş. TSK değerlendirmelerine göre, TSK'yı ilgilendiren haberlerde Posta'nın 65 artı notuna karşın 22 eksisi; Hürriyet'in 195 artısı, 46 eksisi; Milliyet'in 150 artısı, 40 eksisi; Radikal'in 66 artısı 84 eksisi; Yeni Çağ'ın 206 artı, 27 eksisi, Cumhuriyet'in de 156 artısı, 21 eksisi var. Star Gazetesi'ninse artı ve eksi puanları 71-71 eşit. 'Hizmete özel' bilgi notunda gazetelerin 'olumlu-olumsuz haber istatistikleri' bir de her ay için çizilen grafiklerle anlatılıyor.

Basına, TSK yanlısı-karşıtı ayrımı

Kasım 2006 tarihli belgede 'TSK yanlısı ve karşıtı' olarak sınıflandırılan gazetecilerin isimleri açıkça belirtiliyor. 'Askerin siyasete olan müdahalesine ve askerî harekatlara karşı oldukları bilinmektedir.' ibaresiyle oluşturulan listede yer alan yazarlar şöyle:

 

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=510838

***


 

.

Gazeteciler düsündüklerini samimiyetle yazmalıdır

09.03.2007

 

Genelkurmay’ın ‘akreditasyon bilgi notu’nda gazetecilerin sınıflandırılması tartışma yarattı Gazeteciler Cemiyeti ‘Demokrasi adına üzüntü verici’ dedi. Genelkurmay soruşturma başlattı

52 SAYFALIK MEDYA NOTU

GENELKURMAY’IN medya kuruluşları için hazırladığı ve önceki gün basına sızan bilgi notunda, gazeteciler ve çalıştıkları kurumların hangi ‘hata’ları yaptıkları tek tek yer aldı.

52 SAYFALIK notta gazeteciler ve kurumları ‘olumlu-olumsuz’ diye sınıflandırıldı. Bazılarının akreditasyonunun iptali istendi. Genelkurmay dün soruşturma açtı.

Medya analizi

Askerin Basın Andıçı’nda bütün medya kuruluşları tek tek sıralanıyor ve yayımlanan haber ile programlar değerlendiriliyor. Her basın kuruluşi için ‘olumlu’, ‘olumsuz‘ veya ‘bir süre takip edilmeli’ önerisi yapılıyor.



 

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=114151

***
Gene de kadınlar...
‘Genelkurmay belgesi için ne düşünüyorsunuz?’
Ne düşüneceğim?
Eğer doğruysa tam bir rezalet.
Sanırım devletin içinde de bunun tam bir skandal olduğunu düşünenler var...

Dün telefonlarım erkenden çalmaya başladı. Halbuki Nevşehirdey’dim...
‘Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün panelinde.

***
‘Genelkurmay belgesi için ne düşünüyorsunuz?’
Ne düşüneceğim?
Eğer doğruysa tam bir rezalet.
Sanırım devletin içinde de bunun tam bir skandal olduğunu düşünenler var...
Var ki bu utanç verici belgeyi sızdırmışlar. 

***
Ordunun işi bu mu?
Basının tasnifi, ‘savunma anlayışının’ neresine giriyor?
Halkın vergileriyle yaşam bulanlar, ülke insanları arasında nasıl ayrımcılık yapabilir?
Bu zihniyetteki bir kurumun AB’yi samimiyetle istemesi mümkün mü?
Bizdeki silahlı bürokrasinin duruşu ile demokratik uygulama arasındaki uçurum...
Öyle büyük ki...
Yaz yaz...
Bitmiyor.
Skandal ardına skandal.
Hukuka inanmayınca böyle olması da kaçınılmaz. 

***
Gene de bu skandal belge meselesinin kadınlardan rol çalmasına gönlüm razı değil.
Genelkurmay’ın hukuk ihlali yapmakta beis görmediği bir ülkede kadınlar da şiddetin ağır bir mağduru.

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=114175

***
Andıç yazarları suç işliyor...
Normal ülkelerde asker, sınırları korur. Bunu, yasaların verdiği yetki çerçevesinde yapar.

Bir türlü normalleşemeyen ve gelişmesine izin verilmemiş cennet vatanımızda, asker, hiç de gereği olmayan işlerle uğraşıyor.
Hangi gazetecinin kimlerle teşrik-i mesai yaptığını, hangi siyasal görüşe mensup olduğunu, hangi çevrelerle düşüp kalktığını, devlet büyükleri hakkında ne düşündüğünü, TSK’ya nasıl baktığını, geçmişte ne olduğunu ve gelecekte ne olması beklendiğini...
Malum ve mahut süreçte bir ‘Andıç’ rezaleti yaşamıştık.
Bazı gazeteciler yerlerinden edilmiş, bir insan hakları savunucusu kurşunlanmıştı.
Andıç müellifleri ve bu belgeyi gazetelerinin manşetine taşıyarak kıyım sürecini hızlandıranlar bunun hesabını vermediler.
Cumhuriyet savcıları da ‘hiçbir şey olmamış gibi’ yapmayı tercih ettiler.
İlkine benzemese de, bir Andıç vakasıyla daha karşı karşıyayız.
Nokta dergisinin haberine göre, Genelkurmay Başkanlığı bazı gazetecileri ‘TSK yanlısı’, bazılarını ‘TSK karşıtı’ ilan etmiş.
Bunun ‘bilgi notu’ olduğu bildiriliyor.
Bu bilgiler, muhtemelen ‘akreditasyon düzenlemesi’nde kullanılacak.
İsmi geçen gazeteciler hakkında konuşmaya mezun değilim. İtham edilenler illa ki gerekli açıklamayı yapacaklardır.
Fakat şu kadarını söyleyeyim: Yapılan ‘hukuk dışı’ bir iştir ve de suçtur.
Türkiye ‘hukuk devleti’ olacaksa, ‘bilgi notu’ adı altında yeni bir ‘Andıç iklimi’ oluşturanlardan bunun hesabı sorulmalıdır.
Kim soracaksa soracak...
Artık Genelkurmay Başkanlığı, artık Cumhuriyet savcıları...
Türkiye ‘hukuk devleti’ olmaya hem mahkum, hem mecburdur...

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=114169

***
Basına balans ayarı mı?

Acaba Devlet Su İşleri boru ihalesi konusunda basın toplantısı yaparken çağıracağı gazetecilerin siyasi görüşlerine bakıyor mu?

DSİ’nin, görevi dışında iş yapmamasını öneren gazetecileri kara listeye alıyor mu? Basın toplantısına kimi çağıracağına, o gazetenin DSİ hakkındaki haberlerine bakarak (56 olumlu, 23 olumsuz gibi) karar verdiğini düşünün.

En düşük standartlı demokraside bile bu olmazdı değil mi? Genelkurmay tarafından hazırlatıldığı söylenen yeni Andıç olayıyla ilgili haberleri okurken aklıma bunlar geldi.

Eğer bu haberler doğruysa, ortada açıkça hukuka aykırılık var demektir. Çünkü kamu hizmetini tarafsızlık esasına göre yürütmekle yükümlü bir kurum, sağcısı solcusuyla herkese eşit mesafede olması gerekirken tersini yapıyor, basın özgürlüğünü ihlal ediyor demektir.

Belgenin içeriği de ayrı bir sorun. Askerin siyasete müdahalesine karşı olmak, olumsuz bir tutum olarak değerlendiriliyor. Öyle değilse, bütün basın yayın organlarıyla ilgili değerlendirmelerin yer aldığı rapordaki şu ifadeleri nasıl anlamalı? ‘Bir yazarı askerin siyasete müdahalesine karşıdır. Bir yazar da asılsız bilgilere yer vermektedir. Diğer yazarların yazıları olumludur’. Yani bu raporu yazana göre askerin siyasete müdahalesine karşı olan ‘olumsuz’, diğerleri olumlu. Askeri müdahaleye karşı olmak, yani hukukun, yürürlükteki anayasanın ve demokrasinin gereğini yapmak kabahat olarak görülüyor. Üşenmedim saydım, askerin siyasete müdahale etmesine karşı olan (ki anlaşılan Andıç yazarına göre TSK karşıtı oluyor) gazeteci sayısı, her gazetede bir-iki kişi ve bütün ulusal basında ise sayıları 20’ye ulaşmıyor. Eğer öyleyse, Sezen Aksu’nun şarkısındaki gibi ‘yanmışız biz’. 20 kendini bilmez demokrat dışında bütün gazetecilerin askerin siyasete müdahalesine taraftar olduğu bir ‘demokrasi’. Dağlara taşlara.

Belgenin sonundaki ‘değerlendirme’ler de ayrı sorun. Basının ‘çoğulculuk anlayışı, maddi kaygılar ve kamuoyunun tüm kesimlerine hitap edebilme düşüncesi ile siyasal yelpazenin farklı kesimlerini temsil eden köşe yazarlarına ve program yapımcılarına kurumlarında yer vermeye başladıkları’ tespitini yapıyor. Türkçesi, hava değişti sanıp öyle çoğulculuk veya tiraj kaygısıyla ‘siyasal yelpazenin farklı kesimlerinden köşe yazarlarına yer veren’ basına dikkat çekiliyor (İnşallah bizim gazete yönetimi bunu okumamıştır).

TRT’yi bile, teokratik yayın yapıyor falan diye değil, ‘dini ve İslami odaklı programlara yer verdiği’ için eleştiren, Taha Akyol ve Ahmet Hakan Coşkun gibi demokratları bile sakıncalı gören ve Cumhuriyet gazetesini öven zihniyet, bu ülkede TSK için akreditasyon hazırlıyor.

Andıç, bizim gazete için de ‘akreditasyon durumu bir süre askıya alınmalıdır’ diyor. Ona göre star gazetesi ‘71 olumlu, 35 olumsuz haber yayımlanmış’. Eğer askeri müdahaleye karşı çıkmayı kötü gören zihniyetteki bir kişi bu kadar fazla ‘olumlu’ haber görüyorsa, bence gazete yönetimi kendisine çeki düzen vermeli.

Bu skandal belge, acaba basına yeni bir balans ayarı denemesi veya yeni bir 28 Şubat provası mı? Amacı ne olursa olsun, demokrasiye ve basın özgürlüğüne yeni bir darbe olduğu kesin. Ama bizim demokrasi geleneğimize pek de aykırı değil. Çünkü şair de diyor: ‘Türkiye’de demokrasi/ Dünyanın sekizinci garibesi/ Gelin görün/ Alın ibret dersi’.

 

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=114171

***
Yazı no: 72

Tam da 28 Şubat’ın onuncu yıldönümünü kazasız-belasız atlattık diye sevinirken ortaya yeni bir rapor çıktı.

Genelkurmay tarafından hazırlandığı söylenen raporda medya kuruluşları ve gazeteciler için ‘güvenilirlik değerlendirmesi’ yapılmış. Eğer rapor gerçekse, ki şu dakikaya kadar öyle görünüyor, ortada hem ciddi bir ayıp var, hem de tepeden aşağıya bir muhteva sorunu.

Yeni bir andıçla mı karşı karşıyayız? Bu tür meselelere isim koymak bile artık can sıkıcı hale geldi. Kendi payıma önce şunu söyleyeyim. Kimin ya da hangi kurumun benimle ilgili ne türden bir değerlendirme yaptığı umrumda bile değil. Dün nerede olduğum, bugün nerede yazdığım, yarın nerede olacağım tamamen benim kişisel serüvenimdir. Alın terini ben döküyorum, bedelini ben ödüyorum, gerekirse de hesabını ben veriyorum. Ne dün bulunduğum yerden hayıflanıyorum, ne de yarın ne olur korkusuyla yazı yazıyorum.

Kurumlar kendilerini takip eden medya kuruluşları ya da medya mensupları için akreditasyon uygulaması yapabilir mi? Bu uzun bir tartışma. En azından uzmanlık ve yeterlilik gibi kriterler üzerinde uzlaşma sağlanabilir mi? Eğer konulan kriterler mantıklı, açıklanabilir ve özellikle de herkese uygulanır durumdaysa bir parça evet denilebilir. Yok eğer Onuncu Yıl Marşı’nı sevenler ve sevmeyenler olarak diye tasnif ediliyorsak vay halimize.

Aklıma gelmişken şu sıralarda yeniden artmaya başlayan bir eğilime dikkat çekmek istiyorum. Yine kimi büyük gazetecilere, kimi büyük yerlerden önemli bilgiler veriliyor. Onlar da bunları ‘çok gizli’ koduyla köşelerine taşıyorlar.

Mesela bunlardan bir tanesine göre, ki kendisi TSK yanlısı olarak raporda yeralıyor, İran’ın yaptığı füzeler bırakın Ankara’yı, İstanbul’u, gidip ta Londra’yı vuruyor. Bu arada füzelerin menzili 1500 km. Ama olsun, belki yolda mola verip tekrar bir 1500 daha gidebilir! TSK yanlısı olarak raporlara geçen gazetecimiz bu bilgiyi Ankara’da yapılan ve üst düzeyde bir komutanın da yeraldığı bir toplantıdan aktarıyor. Demek ki kendisi bu konularda aldığını doğru dürüst aktaracak bir uzmanlık ve alan bilgisine sahip ve demek ki güvenilir gazeteci. Bilgiler doğrudan kulağına fısıldanıyor o yüzden.

Raporun muhteva sorununa gelince. Sadece star’la ilgili değerlendirmelere bakılırsa facianın boyutları görülebilir. Hadi bir an için şu meşhur sıfatların (dinci, muhafazakar, liberal vs.) ne anlama geldiğini bir kenara bırakalım. Ama raporda herşey öylesine birbirine karıştırılmış, öyle saçma sapan hale gelmiş ki anlamak mümkün değil.

Sizi bilemem. Ama yine sadece kendi payıma, TSK yanlısı gazeteci olarak adlandırılıp Türkiye’yi ateşin içine atmaya çalışanlarla yan yana olmayı değil, Ankara’da ‘TSK karşıtı’ Nihat Genç’le çay içmeyi tercih ederim. Ya da fırsat olsa İstanbul’da Eser Karakaş’la kahve içmeyi.

Bir de lütfen, en başta sevgili Nihat Genç’ten rica ediyorum. Bu rapordan hareketle ‘Beni nasıl TSK karşıtı ilan ederler, ben şurada duruyorum, filan tarihte de şunları demiştim’ türünden savunmalara girmesinler.

Yazının başlığına gelince. Rapora göre star’da TSK ile ilgili 71 olumlu ve 71 olumsuz haber yapılmış.

Bakalım 72’inci yazı dengenin ne tarafında yeralacak.

 

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=114178

***

 


 

.

Andıç'a en sert çıkış

 

Andiç''a en sert çikis

Gazetecileri 'TSK yanlısı-karşıtı' olarak ikiye ayıran yeni andıça sert tepkiler geldi. Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi, haber için kimin görevlendirileceğine “gazeteciyi çalıştıran kurum karar verir” dedi. Genelkurmay da olayla ilgi soruşturma başlattı

 

ALİ EYVAZ - ZEYNEP ÇİFTÇİ

09.03.2007


Nokta dergisinin son sayısında yer verdiği ve birçok medya kuruluşu ile gazeteciler hakkında olumlu olumsuz kanaatlerden oluşan akreditasyon andıçı Ankara'ya karıştırdı. Genelkurmay Başkanlığı, bir açıklama yaparak, basın yayın kuruluşlarına yansıyan 'değerlendirme raporu' ile ilgili olarak bir soruşturma başlatıldığını bildirdi. Andıçı değerlendiren Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi tüm uyarılara rağmen Genelkurmay Başkanlığı'nın keyfi akreditasyon uygulamasından vazgeçmediğini söyledi. Andıç uygulamasının 28 Şubat döneminde olduğu gibi devam ettiği ve Genelkurmay Basın - Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü'nün basın yayın kuruluşları ile gazetecileri "TSK yanlısı" ve "TSK karşıtı" diye tasnif ettiğini ortaya koyan haberinin ardından Genelkurmay, kısa bir yazılı açıklamayla yetindi: "8 Mart 2007 günü Genelkurmay Başkanlığı'nın basın yayın organları hakkında değerlendirme raporu hazırladığı şeklindeki haberlere medyada yer verilmiştir. Konu ile ilgili adli soruşturma başlatılmıştır. Saygı ile duyurulur."

Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi ise akreditasyon andıçı ile ilgili sert bir açıklama yaptı. "Genelkurmay Başkanlığı, maalesef yıllardır dikkatlerini çekmeye çalıştığımız yanlış uygulamadan dönmedi. Akreditasyonun, keyfiliğe izin vermemesi temel ihtiyaçtır" diyen Ekşi, haber için kimin görevlendirileceğine akreditasyon kartı veren kurumun değil gazetecinin çalıştığı kurumun belirleyebileceğini söyledi. Ekşi bu konuyla ilgili görüşlerini Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'a 7 Şubat 2007 tarihinde bir mektupla tekrarladığını ancak daha önce de olduğu gibi herhangi bir cevap alamadığını sözlerine ekledi.

 

http://www.yenisafak.com.tr/gundem/?t=09.03.2007&q=1&c=1&i=33916&Andiça/en/sert/çikis

***
Fehmi Koru
09.03.2007

Garip bir uygulama

İşin bu noktaya varacağı çoktan belliydi; şimdi elimizde 'Türk Silâhlı Kuvvetlerine karşı gazeteciler' ile 'Türk Silâhlı Kuvvetlerine yandaş gazeteciler' listesi var. 'Akredite' gazeteler ve kanallar esas alınarak yapılmış bir liste bu; buna medyadaki 'mavi kuvvetler' ile 'sarı kuvvetler' de denilebilir…

Allah'ım, sen aklıma mukayyet ol…

Genelkurmay Başkanlığı tarafından hazırlandığına inanılan son 'andıç' belgesi, 'Akredite Basın-Yayın Organlarını Yeniden Değerlendirme' başlığını taşıyor. NOKTA dergisinin ele geçirdiği belgede, Genelkurmay'a 'akredite' gazete ve televizyon kanallarının kurumsal, çalışanların da kişisel tavırları değerlendiriliyor. 'Andıç'tan her ay düzenli olarak bütün gazetelere değerlendirme notu verildiği de anlaşılıyor.

'Andıç' belgesini okuyunca insanın aklına hep aynı soru hücum ediyor: Acaba hangi tarafta yer almak bir gazeteciyi mutlu eder? 'TSK'ya yandaş' mı olmalı bir gazeteci, yoksa 'TSK'ya karşı' mı?

Ne kadar saçma, hatta ne kadar tehlikeli bir soru bu…

Asker, aldığı eğitim ve yetişmesinin gereği olarak, her olaya keskin bir biçimde yaklaşır. Askerin en fazla kullandığı iki kavram vardır: 'Dost' ve 'düşman'… Bu gerçek geçmişte ifşa olmuş eski andıç belgelerinde de görülüyordu, yeni andıçta daha da belirgin: Gazeteler ve yazarların TSK ile ilgili konulara -askerî olmayan ama askerin önem verdiği konulara da- nasıl yaklaştığını her gün izlemiş, haber ve yazılara olumlu veya olumsuz oluşlarına göre not vermişler...

Rapor Türk medyasının büyük bir bölümünün TSK konusunda duyarlı olduğuna işaret ediyor; Radikal dışarıda tutulacak olursa olumlu haber ve yorumların sayısı olumsuzlardan çok fazla.

Bereket böyle, ya tersi olsaydı?

Bir ara, meslek örgütlerinin ne yapacaklarını bilemedikleri bir uygulama başlamıştı Org. Doğan Güreş'in Genelkurmay Başkanlığı döneminde; gazetecilere 'Mehmetçik gazeteci' unvanı dağıtılıyordu… Şimdi şilt verilmese bile bazı gazeteciler ve yazarlara takdirlerin belgelere geçirildiği görülüyor. Meslek örgütleri bu konuda ne düşünür acaba?

Öyle anlaşılıyor ki, 28 Şubat günlerinde başlamış bir yanlış uygulama bugün de bütün hızıyla sürdürülüyor. Akreditasyonu bulunmayan bizler zaten 'karşıt' cephede yer alıyoruz da, her gazetede bizden hiç farksız birilerinin var olduğuna da inanıyor 'andıç' yazarları…

Peki de, şimdi ne yapacağız: “Gazetecilerle ilgili bu tür raporları şirketler de hazırlatıyor” gerekçesi arkasına mı saklanacağız? 'İşbirlikçi' bulunduğumuz için üzülmemiz mi gerekecek, kendi ordumuza 'düşman' bilinmemiz kızgınlığımızı mı artıracak?

Şu ana kadar sorduğum hiçbir soruya anlamlı cevaplar verilemeyeceğini ben de biliyorum; olayın kendisinin bir anlamı yok çünkü… Bir ülkede yaşayan herkes, her yurttaş, ülkesinin ordusuna saygı duyar ve güvenir; her türlü tecavüze karşı duracak ve kendisini koruyacak silâhlı güce karşı saygı duymak ve güvenmek zorundadır çünkü… 'TSK' bir siyasî parti midir ki, ülke içerisinde 'yandaşı' ve 'karşıtı' bulunsun?

Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt akreditasyon uygulaması Washington'da kendisine soru olarak yönetildiğinde, “Konu üzerinde duracağız” demişti. Yeni 'andıç' belgesi olayın göründüğünden daha vahim olduğuna işaret ediyor; esas o vahim yön üzerinde durmalı Genelkurmay…

Ne garip bir ülke burası…

 

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=09.03.2007&y=FehmiKoru

***

 

Ali Bayramoğlu
09.03.2007

Askeri vesayet sistemi işte böyle bir şeydir…

Türkiye'nin gazete ve gazetecilerinin bir kısmını “güvenilmez” ilan ederek, kendi ifadenizle itibarlarını düşürmeye çalışacaksınız.

Yine kendi ifadenizle “akreditasyon uygulamasıyla bunların askeri bölge, birlik ve tesislere girerek istihbarat elde etmeleri ve bunu bölücü–yıkıcı unsurlara iletmeleri ve askeri birlik, tesis, malzeme ve personele zarar vermelerinin engellenmesi amaçlanmıştır” diyerek, kimi gazete ve gazetecilere eylemci ya da eylemcinin lojistik desteği muamelesi yapacaksınız…

Bu yetmiyormuş gibi, akredite gazeteleri de satır satır takip edecek, dost ve düşman haberler, yazılar gibi değerlendirmelere girişeceksiniz. Çetin Altan'dan Umur Talu'yu uzanan bir hatta ülkenin önde gelen yazar ve yorumcularına “TSK karşıtı ve güvenilmez yazarlar damgası” vuracaksınız…

Ve her şey kaldığı yerden hiçbir şey olmamışcasına devam edecek…

Hazırladığınız andıçtan ve bunun kamuoyunca öğrenilmesinden dolayı bir mahcubiyet, bir tedirginlik, bir rahatsızlık bile duymayacaksınız…

Hedef alınan (ama bir tür suç ortağınız olduğu da ortaya çıkan) kimi basın organları “siz kimsiniz, ne hakla bunu yapıyorsunuz” demeyecek, diyemeyecek…

Hiçbir savcı “gazeteler ve gazeteciler nezdinde toplumu tefrik etmek suçu”ndan hakkınızda soruşturma açamayacak…

Muhtemelen bu tavrınızı ve bu durumu sorgulayan kişi ve yazarlara “askeri kuvvetlere hakaret gerekçesiyle 301. maddeden dava açılması” için suç duyurularında bulunacaksınız…

Dahası, belki de en vahimi “bu belgeyi kim sızdırdı” sorusunu öne alarak, kuralın ve ilkenin gerçek icabı buymuş gibi davranarak, gazetelerde köstebek avının manşetlere çıkmasını sağlayarak, yani üste çıkacaksınız…

Ne yazık ki olan bu…

Dünkü Akşam Gazetesi'nin manşeti “Genelkurmay'da Köstebek avı” değil miydi? Milliyet Gazetesi'nin birinci sayfasından konu, “Andıç Köstebeği aranıyor” diye verilmemiş miydi? Sabah Gazetesi sürmanşetten “Genelkurmay'da Köstebek Alarmı” demiyor muydu? Radikal Gazetesi bile konuyla ilgili olarak birinci sayfa için “Asker sızdıranı arıyor” başlığını tercih etmemiş miydi?

Dosya tasnif edilmiş, asker bu işten üstün ve haklı çıkmış, dolayısıyla uygulama kamuoyu gözünde tabiileşmiş ve sıradanlaşmıştır…

Askeri vesayet sistemi işte böyle bir şeydir…

Bir tek askerle kurulmaz böyle bir sistem… Vesayetin asli kurucusu vardır. Ama onun kadar önemli olan kurulmasına yardımcı olanlardır, yürütülmesine katkıda bulunanlardır…

Hatırlayın…

Akın Birdal'ın kurşunlanmasına yol açan, Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birant yanında birçok başka gazeteci, kişi ve kurumu hedef haline getiren, üstelik doğru olmayan bilgilerle oluşturulan ve gizli soruşturma safhasının gazetelerde talimat üzerine basılmasıyla sonuç veren 1. Andıç'ın kokusu hala orta yerde duruyor.

Bunu hazırlayanların bir kısmı “mutlu emekli”, bir kısmı hala görev başında… Dönemin suç ortağı yayın yönetmenleri, baş yazarları da işlerinin başında…

Ne ahlaki bir yaptırımı oldu yaşananın ne de hukuki…

Şimdi aynı isimler yeni andıçla birlikte kişisel olarak ya sessiz ya da başlarını başka yöne çevirmiş haldeler. Kurumsal olarak işi sulandırmakla, askeri haklı hale getirecek manşetler atmakla meşguller…

Askeri vesayet sistemi işte böyle bir şeydir…

Genelkurmay'da bir kez bir brifing izledim. 28 Şubat günlerinin ünlü medya brifingini… Bunun üzerine Yeni Yüzyıl Gazetesi'nde, “Basının Kara Sayfası…” diye bir yazı kaleme alınca en çok meslektaşlar tarafından nasıl dışlandığımı, “asker düşmanı” ilan edildiğimi iyi hatırlarım…

Askeri vesayet sistemi işte böyle bir şeydir…

 

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=09.03.2007&y=AliBayramoglu

***

Hakan Albayrak

Nihat Genç,

Genelkurmay Basın-Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü'nün, gazetecileri/yazarları "TSK yanlısı" ve "TSK karşıtı" diye tasnif etmesi ne anlama geliyor?

"TSK karşıtı" ne demek?

Bu kategoriye sokulan Nihat Genç, Ömer Lütfi Mete, Hasan Celal Güzel gibi yazarlar, "Türkiye'nin bir ordusu olmasın, Türk Silahlı Kuvvetleri lağvedilsin, memleket savunmasız kalsın" mı diyorlar?

Alâkası yok.

Öyleyse, "TSK karşıtı"nın tercümesi a) TSK bünyesindeki bazı uygulamaların değişmesini savunan, b) Genelkurmay'ın siyasi mülahazalarda bulunmasına karşı çıkan veya siyasi mülahazalarını beğenmeyen, c) Muhtemel bir askeri müdahaleye soğuk bakan, d) Hepsi midir?

Mezkûr gazeteciler/yazarlar, siyasi muarız olarak görüldükleri için mi "TSK karşıtı" diye damgalandılar?

Bu listeyi hazırlayanların kafasındaki TSK, siyasi bir odak mıdır?

Ordu, siyasi bir odak olabilir mi?

Olursa felaket olmaz mı?

* * *

Genelkurmay Başkanlığı, yeni "andıç" skandalıyla ilgili açıklamasında şöyle diyor:

"8 Mart 2007 günü Genelkurmay Başkanlığı'nın basın yayın organları hakkında değerlendirme raporu hazırladığı şeklindeki haberlere medyada yer verilmiştir. Konu ile ilgili adli soruşturma başlatılmıştır. Saygı ile duyurulur."

İyi, hoş, ama eksik değil mi?

"Gazetecilerin/yazarların 'TSK yanlısı' ve 'TSK karşıtı' diye tasnif edilmesi asla kabul edilemez. Böyle bir tasnif yapanlar varsa, kendilerinden mutlaka hesap sorulur" gibi bir şey de söylenerek, kamuoyunun rahatlatılması gerekmez miydi?

* * *

"Bir derginin haberi üzerine hiç araştırmadan, soruşturmadan yorum yapmak doğru değildir" denilebilir tabii.

Denilsin.

Bunu memnuniyetle karşılarız.

Zira bu, basın-yayın organlarının haberlerine dayanarak hükümetlerle polemiğe girmenin yanlışlığını da ikrar anlamına gelecektir.

Esasen Genelkurmay'ın hükümetlere 'mim' koymasını haklı gösterecek hiçbir kayıt ve şart yoktur.

Hükümete bağlı olan Genelkurmay, hükümetten bağımsız –ve hele hükümete alternatif- bir siyaset takip edemez.

Legal basın-yayın organlarının toplumda genel kabul görmüş mensuplarına kendine mahsus siyasi mülahazalarla cephe de alamaz.

Zaten Genelkurmay'ın kendine mahsus siyasi mülahazaları olamaz.

Genelkurmay, hükümetin bir uzvudur.

Ordu, hükümetin emrinde, ülkeyi dış düşmanlara karşı korumak için –sadece ve sadece bunun için- vardır.

Anayasada bu gerçeği gölgeleyen birtakım düzenlemeler bulunuyorsa, o düzenlemeler değiştirilsin artık!

* * *

28 Şubat döneminde, askerî kışlaların önüne, askerden ziyade sivil vatandaşın okuyacağı şekilde, "Orduya sadakat şerefimizdir" yazılı tabelalar asılırdı (halbuki, askerin okuyacağı şekilde, "Millete –dolayısıyla meclise ve hükümete- sadakat şerefimizdir" yazılı pankartların asılması gerekirdi).

"TSK yanlısı-TSK karşıtı" tasnifi, bu çarpık anlayışın bir tezahürüdür.

 

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=4189&y=HakanAlbayrak

***

 

 

BUGÜN GAZETESİ

 

 

Yazarlara fişleme

     
   
     
Medyayı ve gazetecileri "Türk Silahlı Kuvvetleri yanlısı-Türk Silahlı Kuvvetleri karşıtı" diye sınıflandıran 'yeni andıç' ortalığı toz duman etti.

Raporda gazeteciler, medya kuruluşları 'artıları' ve 'eksileri' ile tek tek değerlendiriliyor, 'itibar' biçiliyor Genelkurmay Başkanlığı, basına sızan raporla ilgili adli soruşturma başlatıldığını bildirdi

28Şubat sürecinde Türkiye'nin gündemine gelen ''andıç'' uygulamasının sürdüğü ortaya çıktı. Nokta dergisi, andıçlarda askerlerin medyayı ve gazetecileri "TSK yanlısı ya da TSK karşıtı" diye sınıflandırdığını yazdı. Genelkurmay konuyla ilgili adli soruşturma başlatıldığını bildirdi. Ancak soruşturmanın kim açısından başlatıldığı açıklamadan anlaşılamadı. Genelkurmay Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü'nce hazırlanıp Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Salih Zeki Çolak'ın onayıyla Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Ergin Saygun'a gönderilen, "Akredite Basın ve Yayın Organları Yeniden Değerlendirmesi" başlıklı andıç Kasım 2006 tarihli. Raporda, gazeteciler "TSK yanlısı" ve "TSK karşıtı" diye ikiye ayırıyor. 

***

AKREDİTASYON TSK’NIN İTİBAR BİÇME ARACI’

Rapor, halihazırda Türk Silahlı Kuvvetleri nezdinde akreditasyonu bulunan kuruluşlarla ilgili. Genelkurmay’ın çeşitli gerekçelerle akredite etmediği basın yayın organları listede bulunmuyor. Raporda, 19 gazete, 8 dergi, 5 haber ajansı ile 18 televizyon kanalında yer alan haberler olumlu ve olumsuz olarak sınıflandırılıyor. Raporda köşe yazarları için de değerlendirme yapılıyor ve “Askerin siyasete müdahalesine karşı” değerlendirmesi yapılan yazarlardan bazıları için, Genelkurmay akreditasyonuna alınmaması öneriliyor. Raporda ayrıca yayın organları tek tek sıralanarak akreditasyonu devam etmesi gerekenler ve izlenip karar verilemesi istenenler belirtiliyor. Andıçta, yayın kuruluşlarının sahipleri hakkında değerlendirmelerde de bulunuluyor. Andıç, el değiştiren medya kuruluşları ve yeni sahipleri hakkında da bilgiler içeriyor. Hazırlanan rapor, rahatsızlık duyulan haber ve yorumlara karşı uygulanacak yaptırımlar konusunda da öneride bulunuyor. Raporda, tek tek gazeteci ve yazarların akreditasyonlarıın iptal edilmesini öneriyor. Haberde, "akreditasyon" mekanizmasının gazetecilere itibar biçme aracı olarak kullanıldığını, medya kuruluşlarının "olumlu" ve "olumsuz" haber yapma istatistiklerinin çıkarıldığını, "güvenilir" ve güvenilmez" olarak sınıflandırıldığını gösteren bilgiler bulunuyor.

 Özgür AKBAŞ (ANKARA)

 

http://www.bugun.com.tr/haberler/090307/p39725.asp