|
FEHMİ KORU: BULDUĞU HER FIRSATTA TÜRK ORDUSUNA DİL UZATARAK, TÜRK ORDUSUNU YIPRATMAK İSTEYEN "SİYONİST BİLDERBERG GRUP ÜYESİ" |
|
Bilderberg Grup
Harun YAHYA ***
CFR'nin Avrupa'ya Uzanan
Kolu: "CFR, Bilderberg Grup ve Trilateral Bilderberg Grup ünlü bir örgüttür ancak hakkında az şey bilinir. Bu tür konularla ilgilenen gazetelerin geçmiş sayılarını karıştırırsanız, düzenli olarak yılda bir kez Bilderberg ile ilgili haberler çıktığını görürsünüz. Haberler yılda bir kez çıkar, çünkü Grup yılda bir kez toplanmaktadır. Toplantılara katılanların listesi ise oldukça göz kamaştırıcıdır. Batı'nın neredeyse tüm ünlü politikacıları ve işadamlarının yanısıra, bazen önemli gazeteciler de toplantılara çağrılır. Toplantıların en önemli özelliği ise konuşulanların kesinlikle gizli tutulması ve toplantı salonuna kesinlikle basının ya da davetsiz misafirlerin alınmamasıdır. Katılanların listesine baktığımızda hemen tanıdık isimler göze çarpar. Bunlar Grup'un hiçbir toplantısını kaçırmamış olan isimlerdir; David Rockefeller, Henry Kissinger, Giovanni Angelli, Giscard d'Estaing, Lord Carrington gibi. 1991 yılındaki Bilderberg toplantısına ise sürpriz bir isim çağrılmıştır: Arkansas Valisi Bill Clinton. (Sonradan, Clinton'ın ABD'nin müstakbel Başkanı olması için gerekli onayın, Baden Baden'deki bu Bilderberg toplantısında verildiği yorumu yapılmıştı). İngiliz araştırmacı Peter Thompson, "Bilderberg ve Batı" başlıklı bir makalesinde, örgütün etkisinden söz ederken şöyle der: Amerika'nın önderliğindeki Batı imparatorluğu, son kırk yıldan bu yana, bazı ekonomik, politik ve stratejik kuruluşlar aracılığıyla çalışmıştır. Bunların bazıları aynı zamanda evrensel olma iddiasındadırlar; Birleşmiş Milletler, IMF, Dünya Bankası, OECD ya da NATO gibi. Ancak Batı'nın uluslararası sistemindeki koordinasyonu sağlayan aygıtların başında, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'nın güçlü isimleri arasında düzenlenen gizli Bilderberg toplantıları gelir. Peki bu ilginç örgütün amacı nedir? Gizli toplantılarına ulaşma imkanı olmadığına göre, bunu, örgütün nasıl ve kimler tarafından kurulduğu ve yönlendirildiğinden çıkarmak durumundayız. Öncelikle ilk dikkat çeken nokta, Bilderberg'in CFR ve Chatham House gibi önceden incelediğimiz ve gerçek amaçlarına değindiğimiz örgütlerle paralel oluşudur. Peter Thompson da bu paralelliğe, dikkat çekerek, CFR, Chatham House, Bilderberg ve de (ilerleyen sayfalarda inceleyeceğimiz) Trilateral Komisyonu'nun "koordineli" bir biçimde ortak hedefler için çalıştığını vurgular. CFR gibi örgütlerle koordineli olarak çalışan bu Grup, ilk olarak 1954 yılının Mayıs ayında Hollanda'nın Osterbeek kentinde toplandı. Toplantı yeri, Bilderberg Oteli olduğu için de, örgüte Bilderberg adı verildi. Bu yıldan sonra da düzenli olarak sürdürülen toplantılara, Avrupa ve Amerika'nın pek çok tanınmış ismi katıldı. Ancak kuşkusuz Bilderberg bir anda doğmamıştı. Grup'un kurulmasının uzun bir geçmişi vardı. Peter Thompson, Bilderberg'in beyin kadrosunu oluşturacak olan elitlerin, II. Dünya Savaşı öncesinde de benzer politikaların mimarları olduğuna dikkat çekiyor. Thompson'ın bildirdiğine göre, Bilderberg'in ilk işareti, 1920'lerde Amerika'nın "Avrupa Birleşik Devletleri" oluşturma yönündeki çabasıydı. Amerikan strateji uzmanları, Birleşik Avrupa'nın ekonomik ve politik olarak daha faydalı ve etkili olacaklarına inandıkları için bu hareketi başlatmışlardı. Bu "Amerikalı strateji uzmanları"nın başında ise CFR üyeleri geliyordu. Thompson, bu arada ilginç bir noktaya daha dikkat çekerek, "geleceğin Bilderberglileri"nin ilginç bir finansman politikasından da söz ediyor: Hitler'in desteklenmesi... Gabriel Kolko'nun bir makalesinde de bildirildiği gibi, "müstakbel Bilderbergliler", Hitler Almanyası'na büyük maddi destek vermiş kişilerdi. Bu destekçilerin en önemlilerinden biri ise kuşkusuz, sahip olduğu Standart Oil petrol şirketi ile, Amerika'nın Almanya'ya savaş ilan etmesinden sonra bile Naziler'i ve ünlü Nazi yanlısı Alman şirketi I. G. Farben'i desteklemiş olan Rockefeller hanedanı geliyordu. (Hitler'in Siyonist bankerlerce finanse edildiğine önceki bölümde değinmiştik, "müstakbel Bilderbergliler"in Hitler'e verdikleri destek de büyük ölçüde bu "Siyonist" politikadan kaynaklanıyordu.) II. Dünya Savaşı'nın ardından yaşanan dünya paylaşımı, Bilderberg'in de doğuşunu sağladı. Amerika, Doğu kısmını Sovyet kontrolüne vermeyi kabul ettiği Avrupa'yı bu kez kendine daha sıkı bağlarla bağlamak istiyordu. Kuşkusuz, Amerika'yı bu yönde harekete geçiren güç, onu "yayılmacı" yapan güçle aynıydı: CFR, yani Yahudi önde gelenlerinin politik kurumu. Amerika'yı Mesih Planı için kullanışlı bir aygıt olarak tasarlayan, sonra da onu Plan gereği "dışarıya" yönelterek Amerikan emperyalizmini doğuran güç, bu kez Avrupa'yı da Amerikan denetimi altına sokmak için hazırlanıyordu. Aslında Avrupa zaten kontrol dışında değildi; 2. bölümde incelediğimiz gibi localar ve Yahudi önde gelenleri çoktandır orada bir düzen yıkıp yerine yeni bir düzen kurmuşlardı. Ama Avrupa'nın, Plan'ın asıl taşıyıcı gücü olan Amerika ile koordineli hale getirilmesi, Amerika ile ilişkilendirilmesi gerekiyordu. CFR, II. Dünya Savaşı'nın ardından gücünü Amerika dışına taşımak için zaten yeni örgütler kurmuştu: Birleşmiş Milletler ve özellikle IMF ve Dünya Bankası'nın kuruluşunda CFR'nin büyük rolü olduğu bilinir. NATO ise CFR'nin geliştirdiği "Avrupa'yı Amerika'ya bağlama" hedefinin en etkili araçlarından biri oldu. Bu hedefin görünmez ancak en az NATO kadar etkili bir aracı, Bilderbergliler tarafından geliştirilecek olan "Avrupa Hareketi"ydi. Bu Bilderbergliler'in başında ise örgütün "babası" sayılabilecek bir isim, Joseph Retinger geliyordu.
Bilderberg'in Doğuşu Evet, Bilderberg, CFR'nin Avrupa'ya açılma stratejisinin bir sonucuydu. Ancak bu örgütün, doğal olarak, bir Avrupalı tarafından kurulması gerekiyordu. CFR'nin bu projesini üzerine alan kişi Joseph Retinger oldu. Alden Hatch, Bilderberg'in ilk başkanı olan Prens Bernhard'ın hayatını anlattığı H. R. H. Prince Bernhard of the Netherlands adlı biyografisinde, Retinger'den şöyle söz ediyor: "Bilderberg, varlığını Dr. Joseph Retinger'in parlak zekasına borçludur... Retinger, çok sıradışı bir karakterdir. Öyle ki, tüm Avrupa'yı dolaşarak Başbakanlarla, işçi liderleriyle, sanayicilerle, devrimciler ve entellektüellerle görüşmüş ve onları Grup'un doğuşu fikrine hazırlamıştır." Retinger'in böylesine büyük bir eforla CFR'nin projesine destek vermesi, elbette sahip olduğu bazı önemli bağlantılardan kaynaklanıyordu. Bir Polonya Yahudisi olan Retinger, aynı zamanda 33. dereceye ulaşmış bir masondu ve konuyla ilgili pek çok kaynakta bildirildiği üzere, İsveç'teki Masters of Wisdom locasına bağlıydı. Retinger'in bir başka dikkat çekici özelliği ise çok önemli bir isimle olan yakın ilişkisiydi: Edward Mendell House. House, önceki sayfalardan hatırlarsak, Schiff, Warburg, Lehman, Kahn gibi "Siyonist" finansörlerin Beyaz Saray'daki adamıydı ve CFR'nin kurulmasında da büyük rol oynamıştı. Wilson ve F. D. Roosevelt gibi Amerikan Başkanları'nın da akıl hocasıydı; onları "yayılmacı" politikalara ikna ediyor, Siyonizmi destekleme yönünde onlara telkinlerde bulunuyordu. Retinger'in yıldızı, localardaki hızlı yükselişi ve House gibi kilit isimlerle kurduğu dostluklar sayesinde kısa sürede parladı. II. Dünya Savaşı'nın bitiminden kısa bir süre sonra, çok önemli bir masonik platformda, Chatham House'da yaptığı bir konuşma ile, Avrupa ülkelerinin "egemenliklerinin bir kısmından taviz vererek" onları daha büyük bir güç haline getirecek olan bir birlik kurmaları gerektiğini öne sürdü. Chatham House'daki bu etkileyici ve "vizyon sahibi" konuşmasının ardından, Avrupa'yı birleştirme düşüncesine destek bulmak üzere Amerikalılar'la görüştü. Retinger'in görüştüğü ve büyük destek aldığı Amerikalılar, tanıdık isimlerdi; CFR üyeleri ve CFR'nin "patronu" olan Sefarad kökenli Rockefeller hanedanı. Retinger, daha sonra anılarında "Amerika'da finansörler, işadamları ve politikacılar arasında düşüncelerimize büyük destek veren kişilerle karşılaştım" diyecekti. Retinger'e "büyük destek veren" kişiler, kendisinin saydığına göre, şunlardı: Nelson ve David Rockefeller, Yahudi Kuhn Loeb şirketinin ortağı William Wiseman, 1953-1971 yılları arasında CFR'nin direktörlüğünü yapan ve Rockefellerlar'ın sadık adamı olarak bilinen George Franklin, Rockefeller hanedanının sahip olduğu Chase Manhattan Bank'ın 1953-1960 yılları arasında genel müdürlüğünü yapan ve CFR'nin ve mason localarının etkin üyeleri arasında yer alan John McCloy, CIA'nın mason şefi Allen Dulles'ın kardeşi olan CFR üyesi John Foster Dulles. Retinger'e, Atlantik'in öteki yakasından Bilderberg'i kurma yolunda destek veren güç CFR'ydi. Yani Yahudi önde gelenlerinin politik kurumu. Bilderberg'e destek verme yolunda, CFR, etkili bir aygıtı olan CIA'yı da kullanmıştı. Bu nedenle, İspanyol Gizli Servisi eski üst düzey yöneticisi olan Gonzales Mata, sonradan toplatılan Les Vrais Maitres du Monde (Dünyanın Gerçek Hakimleri) adlı kitabında, "Avrupa Hareketi CIA yardımıyla yaratılmıştır. Elimizdeki kaynaklara göre bu hareket ABD'den 38 milyon dolarlık bir yardım almıştır" diyor.Mata, CIA'nın Avrupa Hareketi'ne yaptığı katkının ardındaki en önemli isminin ise CIA şefi Allen Dulles olduğunu söylüyor. CFR'nin önemli beyinlerinden ve bir üstad mason olan Dulles. Mata, Avrupa Hareketi'nin Bilderberg'i nasıl doğurduğunu ise şöyle açıklıyor: Ama ABD 50'li yılların başında bu tip bir varlığın Avrupa'da rahatsızlık yarattığını farkedip, daha güzel bir yolla Avrupa'ya hükmetmeye karar verir. Bu da gizli örgütlerle olacaktır. 1952'de Avrupa Hareketinin genel sekreteri Retinger, Avrupa'ya dönüşünde bir uluslararası örgüt kurmanın gerekliğini açıklar. Bilderberg böyle doğar. Retinger, CFR'den aldığı destekle Avrupa'ya dönerek ekibini kurmaya başlar. İlk bağlantı kurduğu kişiler, eski Belçika Başbakanı Paul van Zeeland ve dev Unilever şirketinin genel müdürü Paul Rykens'tır. Rykens, Avrupa'yı birleştirip Amerika'ya bağlayacak bir örgütle Prens Bernhard'ın da ilgileneceğini söyler. Gerçekten de böyle olur, Hollanda Prensi Bernhard, Retinger'e katılır ve sonradan da Bilderberg'in ilk başkanı olur. Bernhard da kuşkusuz böyle önemli bir misyonu üstlenecek özelliklere sahiptir: Hollanda Prensi, Rockefeller hanedanı ile ortaktır: Prens'in Rockefellerlar'ın petrol tröstü Standard Oil of New Jersey (Exxon) şirketinde 12 milyon dolarlık hissesi vardır. Prens Bernhard'ın Royal Dutch Petroleum isimli bir diğer dev petrol şirketinde de önemli hissesi vardır. Royal Dutch'ın sahibi ise Yahudi Rothschild ve Samuel aileleridir. Kısacası Prens Bernhard, hem Rockefeller, hem de Rothschild hanedanları ile yakın ilişki içindedir. Bu önemli "meziyet"ler, Bilderberg'e başkan olmak için yeterlidir elbette... Bernhard'ın da ekibe katılmasıyla birlikte, Bilderberg'i kurmanın zamanı gelmiştir artık. Retinger, Bernhard ve Rykens, her NATO ülkesinden iki temsilci belirlerler. Bu iki temsilci, ülkedeki liberal ve muhafazakar kanatları temsil edebilecek özelliktedir. Böylece 1954 yılının Mayıs ayının son üç gününde, Bilderberg Oteli'nde ilk toplantı yapılır. Katılanlar arasında ilk dikkat çeken isimler şöyledir: Değişmez patron David Rockefeller; Kennedy ve Johnson dönemlerinde ABD Dışişleri Bakanı ve Rockefeller Vakfı başkanı Dean Rusk; Carnegie Endowment'ın başkanı Joseph E. Johnson; İngiliz Savunma Bakanı Denis Healey; Winston Churchill'in mesai arkadaşı Lord Bootby... 1954'deki bu ilk toplantının ardından, Bilderberg zirveleri etkisi ve katılım sayısı gittikçe artarak devam eder. Retinger, 1960 yılındaki ölümüne dek Grup'un daimi sekreteri olur. Prens Bernhard ise adı 1976 yılında patlak veren ünlü Lockheed rüşvet skandalına karışıncaya dek Grup'un başkanlığını yürütür, ancak Lockheed'le birlikte istifa etmek zorunda kalır. Bilderberg toplantıları, örgütün kuruluşundan sonra her yıl daha da güçlenerek devam etti. Batı'nın ünlü politikacıları, sanayicileri, işadamları, diplomatları örgütün "gizli" toplantılarına katıldılar. Basının önemli isimleri de Bilderberg toplantılarında boy gösterdiler. Bilderbergli gazeteciler arasında, Washington Post ve Newsweek'in sahibi Katherine Graham, Alman Die Zeit'ın yönetmeni Theo Sommer, Fransız Le Point dergisinin yönetmeni Claude Imbert, Danimarka'da yayınlanan Berlingske Tidende'nin yönetmeni Aage Deleuran, Kanada'da çıkan The Daily Telegraph'ın sahibi Conrad Black. Finlandiya'da çıkan Helsingin Sanomat'ın sahibi Aatos Erkko sayılabilir. Bilderberg'in İşlevi ve Dünya Devleti'ne Giden Yol "Bilderberg üyelerinin büyük bölümü
aynı Kitabın ikinci bölümünde incelediğimiz bilgiler, Batı dünyasının, Yahudi önde gelenleri ve Tapınakçı geleneği koruyan masonlar arasında kurulmuş olan İttifak'ın elinde büyük bir değişim yaşadığını gösterdi. Buna göre, İttifak, elbirliği ile dini otoriteyi ortadan kaldırmış ve dini otoritenin gücünün ardında yatan zihniyeti de değiştirmişti. Önce Protestanlık, sonra da Aydınlanma ile gerçekleşen bu büyük dönüşüm, önceden dini otorite tarafından dışlanmış olan İttifak'a iktidar yollarını açtı. İttifak, Batı insanını ilahi değerlerden koparmakla, kendine siyasi fırsatlar yaratmış oluyordu. Çünkü insanların kimliklerinin değişmesi, siyasi sistemlerinin de değişmesi sonucunu doğuruyordu. Yaşanan dönüşüm sonucunda, eskiden kendilerini Hıristiyan olarak tanımlayan ve siyasi otorite olarak da Kilise'yi ve ona bağlanmış olan monarşileri tanıyan toplum, kendini bir ulus olarak tanımlamaya başladı. Ulusun yönetiminde dini otoritenin bir rolü olamazdı. Kurulan ulus-devletler bu nedenle İttifak'ın birer ürünüydü. İttifak, hem ulus-devletlerin, hem de ideolojilerin yardımıyla, Batı dünyasında kurulu olan düzeni yıktı ve kendi düzenini kurdu. Ancak bunlar, İttifak'ın tüm amaçlarına ulaştığı anlamına gelmiyordu. İttifak, Yahudi geleneğindeki Mesih inancı nedeniyle (ya da Kabalacıların uygulamaya koydukları Mesih Planı gereğince), dünya üzerinde kesin bir kontrol kurmak istiyordu. Kesin bir kontrol, ancak merkezi bir kontrolle elde edilebilirdi. Bu nedenle de İttifak, ulus-devlet modelini de aşarak, bir "Dünya Devleti" modeli arayışına girdi. Bunun için, öncelikle dünyanın ekonomik entegrasyonu gerekliydi. Daha sonra da tüm siyasi otoritelerin tek bir merkezde toplanması gündeme gelecekti. Böylece oluşması hedeflenen Dünya Devleti, ulaşılması umulan dünya egemenliğini de beraberinde getirecekti. Bu, Mesih'in gelişinden az önce gerçekleşmesi beklenen dünya egemenliğiydi; "insan eliyle" ulaşılabilecek olan en büyük egemenlik. Mesih, bir de birtakım doğaüstü güçleri ekleyerek genişletecekti bu egemenliği. Kısacası, ulus-devletlerin kuruluşunun ardından, Mesih Planı'nda sıra, bu ulus-devletleri birleştirip önce bazı devlet grupları, sonra da tek bir Dünya Devleti kurmaya gelmişti. Yahudi önde gelenleri Plan'ın bu aşaması üzerinde yoğunlaşacaklardı. 20. yüzyılın hemen başında İttifak'ın önderliğinde kurulmaya çalışılan uluslararası örgütler bu düşüncenin bir göstergesiydi. CFR gibi son derece önemli bir örgütün başlıca mimarları arasında yer alan Paul Warburg'un ki örgütün diğer mimarları da yine onun gibi "ırk bilinci" yüksek Yahudilerdi ünlü sözü de, Dünya Devleti hedefinin Yahudi önde gelenleri açısından ne denli vazgeçilmez olduğunu ortaya koyuyordu. "Bir dünya hükümeti ister istemez kurulacak" demişti Warburg, "... tek sorun bu sonuca güzellikle mi yoksa zorla mı ulaşılacağıdır."
Bilderberg, İttifak tarafından Dünya Devleti'ne giden yolda verimli bir aygıt olarak kuruldu. Önceki sayfalarda Bilderberg'in masonlukla ve Yahudi finansörlerle son derece yakından ilişkili bir örgüt olduğunu inceledik. Bilderberg'in masonlukla çok paralel bir örgüt olduğu, Grup toplantılarına çağrılanların büyük bölümünün aynı zamanda kendi ülkelerindeki locaların etkin isimleri oldukları, konuyla ilgilenen pek çok yazar tarafından da vurgulanan bir gerçektir. Bu durumda Bilderberg, Yahudi önde gelenleri ve masonlar arasında kurulu olan İttifak'ın yeni bir örgütlenmesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu da konuyla ilgilenen yazarların çoğu tarafından vurgulanır. Bilderberg'in "Yahudi bağlantısını" farkeden İrlanda dergisi New Nation bile, "bir Dünya Devleti kurmak için Bilderberg, B'nai B'rith örgütü ve diğer Yahudi örgütleri işbirliği yapmaktadır" demişti. Bilderberg'in içinde Rothschild hanedanının önemli bir rol oynuyor oluşu da, örgütün "Yahudi bağlantısı" ile ilgili bir göstergedir. Amerikan Spotlight dergisi, Bilderberg'in Amerikan kanadının en güçlü isminin kuşkusuz Rockefeller olduğunu vurguladıktan sonra, Grup'un Avrupalı daimi üyeleri arasında en güçlüsünün de Rothschild olduğuna dikkat çekiyor. Rothschildlar'ın Grup içindeki etkisi, 1974'deki toplantının Edmond de Rothschild'ın sahibi bulunduğu Mont d'Arbos Hotel'de düzenlenmesinde bile kendini belli etmektedir. Kısacası, Bilderberg İttifak'ın bir aygıtı olarak oluşturuldu. Ve doğal olarak Mesih Planı ve de Plan'ın önemli bir aşaması olan Dünya Devleti hedefi için kullanılacaktı. Bu hedefi gerçekleştirmek için, Bilderberg önce bir Avrupa Birliği oluşturmaya yöneldi. ABD'nin eski Almanya Büyükelçisi George McGhee'nin de vurguladığı gibi bir Ortak Pazar (Avrupa Ekonomik Topluluğu) kurma fikri, ilk kez Bilderberg toplantılarında ortaya atıldı. Daha sonra Avrupa'nın birleşmesi fikrini savunan ve uygulamaya geçirenler de hep Bilderbergliler oldu. Bilderberg'in güçlü isimlerinden Giovanni Agnelli'nin bu konudaki kararlılığı, "Avrupa'nın bütünleşmesi bizim amacımızdır ve siyasilerin başarısız kaldıkları noktada biz sanayiciler sonuca ulaşmayı umud ediyoruz" şeklindeki sözlerinden okunmaktadır. Bilderberg, yalnızca Avrupa'yı değil, dünyayı bütünleştirme çabalarının da başına çekti. Globalleşme dediğimiz sürecin mimarı en başta Bilderberg Grup oldu. Gonzales Mata, örgütün Dünya Devleti'ne giden yoldaki çalışmalarını vurgularken şöyle diyor: "Bilderberglilerin programının başında uluslararası problemler yatıyordu; gümrük sınırlarının kaldırılması, uluslararası polis teşkilatının kurulması, uluslararası parlamentonun kurulması gibi." Bilderberg'in Dünya Devleti yolundaki çalışmaları, son dönemde de Maastricht anlaşması ile kurulan Avrupa Birliği, GATT, EFTA, NAFTA gibi globalleşme ve ulus-devletler arası bütünleşme projeleri ile sürmektedir.
http://www.harunyahya.org/kitap/YMD/YMD6b.html ***
|
|
Bilderberg mi değişti yoksa Fehmi Koru mu?
08 Mayıs 2006 Fehmi Koru, Bilderberg toplantıları ile bu toplantılara
katılanlar hakkında, tümü yerici nitelikte olmak üzere bugüne
kadar 34 yazı yazı kaleme almış. Yabancı bir
gazetecinin bu toplantılara katılanlar için 'medyanın
yalancıları ve fahişeleri' deyimini kullandığını
da yazan Koru, şimdi aynı toplantının davetlisi
... http://www.milliyet.com.tr/2006/05/08/siyaset/siy01.html *** Bilderberg Fehmi TERCÜMAN Tercüman / İSTANBUL 10.06.2006
Biderberg Toplantıları ve katılanlara ağır eleştiriler yönelten, Yeni Şafak Yazarı Fehmi Koru, gizlice Kanada'ya giderek konuşmacıları pür dikkat dinledi. Dönüşte yazacakları ise merak konusu oldu
http://www.tercuman.com.tr/v1/haber.asp?id=40981&baslik=Bilderberg%20Fehmi&katid=1 *** FEHMİ KORU: BİLDERBERG "VAAZ" CISI MI YAPILDI? Milli Çözüm Dergisi Mikail YILMAZ
Amerika'nın gizli derin devleti olan Yahudi lobilerine: "AKP'yi ve Tayip Beyi bir çöp gibi süpürüp delikten aşağı atmayın... Elinize geçmişken tepe tepe kullanın!." Diyecek kadar haysiyetli ve şerefli bir insan olan Başbakanlık Başdanışmanı, Yahudi asıllı, Kürt kılıflı fındık kıralı Cüneyt Zapsu bile bunları kurtaramayacaktır. El Kaidenin aranan liderleriyle para bağlantıları konuşulan bu Cüneyt Zapsu, meşhur mason Prof. Emre Günensay'ın yakını, Kürtçü Bedirhanların akrabasıdır. Eski Milli Eğitim Bakanlarından (daha doğru Milli Eğitimi yıkanlardan) Vasıf Çınar'dan tarihçi Cemal Kutay'a, yazar Ayşe Şaşa'dan İbrahim Alaattin Göksoy'a, Adnan Menderes Hükümetinin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'dan, Arusi Şeyhi Aziz Çınar'a ve dahi meşhur PKK'cı Yahudi asıllı Musa Anter'e kadar çok meşhur ve malum bir aile bağı vardır. Ve İslam Tarihi yazan ama çocuklarını papaz ve haham mektebinde okutan Abdurrahim Zapsu'nun torunlarıdır? Bilderberg denen, görünüşte resmi, ama gerçekte sinsi olan, etkin Siyonist örgütlenme ise: Gizli Dünya Devletinin Hükümeti konumundadır. Dinine ve devletine ihanet edip, Siyonist lobilere hizmet amacıyla öne çıkarılan Siyonistler, girişimciler ve gazeteciler; her yıl tekrarlanan ve özel davetliler dışında en üst yetkililerine bile kapatılan Bilderberg toplantılarında, "Yabani Aygır Evcilleştirme" usulü eğitilip talimatlar alır. Bu Siyonist talimatlara tam uymayanlar ve ülkelerini İsrail'in Dünya hakimiyetine hazırlamada başarısız olanlar, uyarılır, hatta gözden çıkarılır. Bazıları da, kullanılıp yıpratılır, sonra da çöpe atılır. İşte yukarıda hatırlattığımız Siyonist ve emperyalist Bilderberg toplantılarına çağrılan gazeteciler de, küreselleşme yalanıyla ülkelerini köleleştirmeye çalışan çağdaş firavun ve Karunların, Belam tipli vaazlarıdır. Görevleri gerçekleri çarpıtmak, toplumu avutup uyutmaktır. Fetullah Gülen bu taifenin örnek hocasıdır. Bu yıl ki Bilderberg'e katılan, ılımlı İslamcı yazar Fehmi Koru ise, anlaşılan boş vaazlığa atanmış durumdadır. Emin Gürses'in, Aydınlık'taki "Globalleşmenin Başpapazları: Bilderbergciler" başlığı tam da yerine oturmaktadır. Bilderbergçiler: Globalleşmenin Başpapazları The Observer gazetesinden iktisatçı Bill Hutton, Bilderberg'in liderlerini "globalleşmenin baş papazları" diye adlandırıyordu. Bilderberg toplantılarında genellikle başbakanlar, maliye bakanları, başkanlar, büyükelçiler, dışişleri bakanları, büyük borsa yatırımcıları, uluslararası bankaların temsilcileri, büyük medya kuruluşlarının başkan ya da temsilcileri ve büyük sanayiciler yer alır. Globalleşme Bilderberg'in yeni dinidir. Henry Kissinger'in Globalleşmeyi Amerikan hegemonyasının diğer bir adı olarak ifade etmesi dikkate alınırsa, Bilderberg'in neden kendine bağlı akademisyen ve gazeteciler aracılığıyla globalleşmenin kaçınılmaz ve doğru bir yol olduğunu vaaz ettirmesinin nedeni daha iyi anlaşılmaktadır. Dünyayı çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye çalışan batılı egemen güçler medyanın büyük patronlarını da saflarında tutmaktadırlar, Onların aracılığıyla haber akışını kontrol etmeye çalışıyorlar. Bilderberg Grubu, ilk toplantısını 1954'te Hollanda'da Oosterbeek şehrinde Bilderberg Oteli'nde yaptığı için bu adla ifade edilmektedir. Bu grubun amacı Atlantik ülkeleri arasında bu ülkelerin seçkinlerinin öncülüğünde ilişkileri geliştirmek için bir dayanışma oluşturmaktır. Bilderberg toplantıları, Atlantik egemen sınıfının ve destekçilerinin uluslararası sistem planlama merkezi gibi çalışmaktadır. Prens Bernhard'ın resmi davetiyle Mayıs 1954'te yapılan toplantıya tümü erkek olmak üzere 75 kişi katılmış. Toplantıya George Kennan'ın daha sonra yerini alacak olan Politika Planlama ekibinden. Paul Nitze, Avrupa'daki anti-komünist sendikalara CIA'nın maddi desteğini aktaran Avrupa'daki Amerikan Federasyonu işçi temsilcisi Irving Brown, David Rockefeller de katıldı. Retinger Avrupa Hareketi'nde olduğu gibi burada da genel sekreterliği üstlendi. Basın yoktu. Özel güvenlik çemberindeydi toplantı yeri. Katılanlar bilgi sızdırmayacakları konusunda söz vermişlerdi. Başbakanlar, dışişleri bakanları, büyük bankaların ve sanayi kuruluşlarının liderleri, bazı akademisyenler ve medya temsilcileri, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu gibi örgütlerin temsilcileri katılanlar arasındaydı. Ford şirketi Mart 1955'te yapılacak olan toplantının finansmanını üstlenmeyi kabul etti. Uluslararası Barış için Carnegie Vakfı da buna katıldı. Böylece Bilderberg'in yaşaması için ABD desteği garantiye alınmış oldu. (Görünüşte resmidir) Gizli bir örgüt değildir. (Ama çok sinsi ve kirli işler çevirmektedir) Bir uluslararası büyük sermaye-siyaset ilişkiler ağı olan Bilderberg, seçkinci-belirli bir çevreye açık, erkek egemen bir örgüttür. Bilderberg toplantıları öncelikle bir Atlantik birliği girişimidir ve 2. Dünya Savaşı'ndan çıkartılan derslerle kapitalist enternasyonal dayanışmanın yeniden inşa edilmesi ve bunun sürdürülmesi, olası engellerin kaldırılması amacını taşımaktadır.
Dr. Joseph Retinger, Bilderberg öncü ismidir. 2. Dünya savaş sırasında Londra'da sürgündeki Polonya hükümetinde görev almış, İngiliz gizli servisinde özel operasyonlar biriminde çalışmış, Avrupa Hareketi'nin (1940'lar ve 50'ler) içindeki öncülerden birisidir. Bu hareket Federal Avrupa' oluşturma çabası için oluşturulmuş seçkin bir çalışma grubunun şemsiye örgütü görevi yapmıştı. Bunlar ayrıca Avrupa Hareketi'ne Destek için Amerikan Komitesi'nin desteğini de almayı amaçlamışlardı. Burada savaş döneminde ABD'nin önemli istihbarat şeflerinden William Donovan ve Allen Dulles da yer almaktaydı (Dulles kısa bir süre sonra CIA başkanı olmuştu). Bunlar 1951 tarihinden itibaren Avrupa federalistlerine CIA desteğini organize etmişlerdir. CIA, Avrupa'daki bazı sosyal demokrat parti, yayın organı ve gruplara da mali destek sağlamıştı. Retinger, dikkatini Avrupa Birliği düşüncesinden Atlantik ittifakı düşüncesine çevirir. Avrupa'da yükselen Amerikan karşıtlığının ve ABD'nin içine kapanma eğiliminin batı dünyasında yıkıcı bir etki yaratacağını ve komünizmin yayılmasına yol açacağını düşünmekteydi. Avrupa Hareketi gibi, Bilderberg de CIA tarafından mali açıdan desteklendi. ilk toplantının kaynağı Unilever'di. Diğerleri özel Amerikan kuruluşlarınca karşılandı. İngiliz istihbarat teşkilatı M16'nın Bilderberg'de etkili olduğu ise hiç inkar edilmedi. Bill Clinton Almanya'daki 1991 de yapılan toplantıya katıldı, Ağustos 1992'de başkan adayı oldu. 1993'de ise başkan seçildi. Tony Blair Nisan 1 993'de Yunanistan'da yapılan toplantıya katıldı, Temmuz 1 994'de İngiliz işçi Partisi lideri oldu, Mayıs 1 999'da ise başbakan seçildi. Romano Prodi 1980'lerde idari komitedeydi, 1999 Haziranında Portekiz'deki toplantıya katıldı, 1999 Eylülünde AB'de başkanlık koltuğuna oturdu. George Robertson İskoçya'da 1998'de yapılan toplantıya katıldı. Ağustos 1999'da NATO Genel Sekreteri oldu. Dünyanın önde gelen sermayedarları dış politikada karar verici kişi ve gruplar, Bilderberg toplantılarında gelecekte uluslararası sistemin nasıl bir biçim alması gerektiği konusunda açık planlar yaparlar. Bu toplantılar, ülkelerinde ve dünyada etkili olan kişileri belirli bir doğrultuda yönlendirmek için yapılır. Günümüzde gündemleri genelde bilinir fakat dışa kapalıdır. Dünyanın geleceğinin biçimlendirilmesi planları yapılırken ve bunun için uygun siyasi liderler öne çıkarılırken, siyasi iktidarın kamuoyunca baskı altına alınarak yönlendirilmesinde rol oynaması içi medya n da katılımlar sağlanır. Türkiye'den (Fehmi Koru gibi) gazetecilerin Türk siyasetinin yönlendirilmesinde kullanılmak amacıyla çağrıldıkları ise açıktır. Papazların birincil görevi vaaz etmektir. Bu vaaz global kapitalizmin korunması vaazından başka bir şey değildir.
http://www.millicozum.com/index.php?option=com_content&task=view&id=102&Itemid=32 ***
|
|
.BEN
BILDERBERG'TEYKEN Fehmi KORU
Gitmek mi zor, gitmemek mi?
Hayatımın çeşitli dönemlerinde tartışma merkezi haline geldiğimi hatırlıyorum, bazılarını sizler de hatırlayabilirsiniz. Gazetecilik bu, birinin nasırına basmadan yapılmaz; basılan nasır ise, mâlum, ses çıkarır... Biriyle kalem tokuşturursun, sesi dört bir yandan duyulur... Müsaadenizle buraya kaydetmek istediğim bir yeni durum bu yaşımda karşıma çıktı: Bu yılın Bilderberg toplantısına dâvet edildim, gazeteler günler ve günler boyu hakkımda yazılar yazdı, televizyonlar program yaptı. Hem de ben sustuğum halde... İlk haber Sabah gazetesinde çıktı. Metehan Demir imzasıyla yayımlanan haberde, 'Büyük sürpriz: Fehmi Koru esrarengiz Bilderberg toplantısına mı katılacak?' sorusu gündeme taşınıyordu. Ardından, Milliyet gazetesi, 'Ankara Kulisi' sütununda, 'Bilderberg mi değişti, yoksa Fehmi Koru?' sorusunu başlığa taşıyan bir uzun değerlendirme yazısı ile arkadan yetişti. Zaman gazetesi ise, pazar eki Turkuaz'da çıkan 'Bâb-ı Âli'de Bilderberg bahisleri' yazısı ile kervana katılmakta gecikmedi. Başka gazetelerde de irili-ufaklı benzer haberler yer aldı. Bâb-ı Âli konuyu gerçekten ciddiye almış ve bekliyordu. Hergün bir yayın kuruluşundan gelen görüş açıklama çağrılarına, Sabah, Milliyet ve Zaman'a verdiğim cevabı tekrarlıyordum: "Çağrılacağım benim de kulağıma geldi, ama henüz dâvetiye almadım..." Buna rağmen, daha önce Bilderberg'e katılmış bir yazar, çağrılsam da gitmeyeceğim üzerine bahse girdiğini açıklıyor, kimi "Canı isterse gitsin" aldırmazlığını sergilerken, kimi de, "Giderse bugüne kadar yazdıklarına ters düşmüş olur" bilgiç tavrına bürünüyordu... Galiba bu benim kaderim... Bir keresinde, Hikmet Çetin 'ziyaret eden ilk dışışleri bakanı' unvanını kazanacağı İsrail gezisine çıkarken uçağında taşıdığı üç gazeteciden biri olarak beni de yanına almıştı. İlk defa Kudüs'ü de görecektim ve çok heyecanlıydım; okuyanlar heyecanımın oradan yazdığım yazılara da yansıdığını hatırlayacaklardır. Ziyaretin ikinci günü basın merkezine indiğimde hayatımın ilginç sürprizlerinden biriyle karşılaştım: Hürriyet gazetesi, Hikmet Çetin'i bir tarafa bırakmış, "O da İsrail'de" diye beni haber yapmıştı... İlginin sebebi ne ola? Bana bu kaderin yakıştırılmasının sebebi, bazı medya yöneticilerinin, beni, kendime biçtiğim rolden daha farklı bir yere yerleştirmesi olabilir. Ben kendimi hep 'gazeteci' olarak bildim; o sebeple de yalnız 'ziyaret eden ilk dışişleri bakanı' ile değil, 'ilk başbakan' ve 'ilk cumhurbaşkanı' ile de İsrail'e gitmekte hiçbir sakınca görmedim. O ülkeye yaptığım ziyaretler, benim İsrail hükümetinin uyguladığı yanlış politikaları eleştirmeme engel değil ki... Üstelik, daha önce yazdıklarımın doğruluğunu test etmeme yaradı o ziyaretler; sonraki yazılarımı daha 'bilerek' yazmama da yardım etti.Bilderberg'e gitmek farklı mı? Gazetelerde okudukları haberlerden etkilenerek heyecan içerisinde "Doğru mu?" sorusunu iletenler çıktığına göre, Bilderberg'e katılmamı mahzurlu gören sevenlerim olduğunu düşünüyorum. Bir okur, cep telefonuma gönderdiği mesajda İnternet'ten ulaşılabilen 'Bilderberg-karşıtı' bir videonun adresini duyurdu bana. Benim de izlediğim bir internet sitesi 'Gitsin mi, gitmesin mi?' anketi düzenledi okurları arasında. ("Gitsin" diyenlerin oranı yüzde 55 çıktı). Belki inanmayacaksınız, ama ben yine de yazayım: Katılma dâvetini aldığımdan bu satırları yazdığım şu saate kadar, "Acaba gitmeyeyim mi?" hissi bir an bile içimden geçmedi. Ne tereddüdü, çok heyecanlandım bile... Gazetelerde çıkan haber ve değerlendirmelerin beni dâvet edenleri caydıracağı endişesini uzun süre içimden atamadım. Hiç değilse bazı yayınların ya beni ya da Bilderberg'i vazgeçirme amaçlı olduğunu bugün de düşünüyorum. Son ana kadar "Ya cayarlarsa" diye içim içimi yedi. 'Dışarıdan' mı tercih edersiniz, yoksa 'içerinden' olsun? Bugüne kadar Bilderberg konulu sayısız yazı yazdım. Milliyet bunlardan 34'üne ulaşmış. Her yazım gibi Bilderberg ile ilgili olanları da olağanüstü titiz araştırmalardan sonra kaleme aldım. Dışarıdan bir insan ne kadar iyi bilirse o kadar iyi biliyordum Bilderberg'i. Her yıl Bilderberg zamanı (mayıs ve haziran ayları) toplantının nerede yapılacağını öğrenmeye çalıştım, toplantı sonrası da kimlerin katıldığını ve neler konuşulduğunu sizlere aktardım. Tabii hep 'dışarıdan'... "Katılır mısın?" dâveti, bugüne kadar 'dışarıdan' izlediğim bir grubun çalışmalarını 'içeriden' görüp müşahede etme imkânı demek benim için... "Hayır, gelmiyorum" demek, "Benim önyargılarım bana yeter, gözlem ihtiyacım yok" anlamı taşımaz mı? Gözüne at gözlüğü takılmış önyargılarının esiri biri olmaktan hayat boyu kaçındım ben. Bilderberg'e dâvet edilmeyi kendim için bir 'zafer' olarak görmekten daha çok, toplantıya katılmayı okurlarıma karşı yerine getirilmesi bir görev telâkki ettim. Benim birincil görevim, bildiklerimin, gördüklerimin, okuduklarımım muhassılasını okurlarla paylaşmak çünkü... Aslında eline kalem alan herkesin, gazetecinin, yazarın, programcının ilk görevi bu değil midir? Şifreleri kırmak... Bilderberg'e katıldım, Bilderbergçiler'le üç gün ve üç gece geçirdim; şimdi kendimi daha yetkin hissediyorum. Bugüne kadar konuyla ilgili yazdıklarım olaya dışarıdan bir bakıştı; bundan sonra Bilderberg ile ilgili yazacaklarım toplantılara katılmış birinin gözlemleri olacak... Bunu hafife almayın. Bilderberg tarihinde, katılanlardan yalnızca bir kişi, İngiliz politikacı Denis Haley, bir gazeteciye toplantılarla ilgili geniş açıklama yapmıştı... Son iki yıldır Türkiye'den katılanlar televizyon ekranları ve gazete köşelerinde bazı ayrıntılara giriyorlar... Daha önce katılan bir meslektaş, "Senin çağrılmanın zamanı gelmişti" dedi bana; artık ne demekse... Bir başka katılımcı, "Döndüğünde şifreleri kırmanı bekliyoruz" diye fısıldadı kulağıma. Toplantıdan ayrılırken, bir katılımcı, "Ne olur, dönünce, petrol fiyatlarını on yıl için belirlediğimizi yaz da fiyakamız artsın" dedi gülerek... "Şifre kırmak... Komplo teorileri... Ne oluyoruz?" şaşkınlığına düşmeyin sakın. Bilderberg'e gittim ben, Kanarya Sevenler Derneğinin yıllık toplantısına değil...
http://www.yenisafak.com.tr/diziler/bilderberg/index.html *** İşin sırrı, koyu gizlilikte
Grubun korumalarından birinin, "Şu gördüğünüz kişi iki günde tam 5000 kare fotoğraf çekti" diye işaret ettiği İspanyol Estulin de kıdemli bir Bilderberg gözlemcisi. Otele katılımcı taşıyan camları karartılmış otomobillere yöneltti kamerasını; kaldığım 13. kattan aşağıya her bakışımda, Estulin'i, otel içindeki hareketleri yakalamaya çalışırken görüyordum.
34 yılın alışkanlığını ben katılıyorum diye bozacak değil ya; James P. Tucker Ottawa'ya benden önce gelmişti. Grubun korumalarından birinin, "Şu gördüğünüz kişi iki günde tam 5000 (beşbin) kare fotoğraf çekti" diye işaret ettiği İspanyol Daniel Estulin de kıdemli bir Bilderberg gözlemcisi. Otele katılımcı taşıyan camları karartılmış otomobillere yöneltti kamerasını; kaldığım 13. kattan aşağıya her bakışımda, Estulin'i, otel içindeki hareketleri yakalamaya çalışırken görüyordum. Amerikalı bağımsız belgesel yapımcısı Alex Jones'a Kanadalı görevliler takmış... Sınıra gelen her Amerikalı ehliyetini gösterip Kanada'ya geçebiliyor; Jones ise Ottawa Havaalanı'nda saatler geçirmek zorunda bırakıldı. Sonunda saldılar, ancak 24 saat içinde ülkeyi terk etmesi şartıyla... Dışarıdan bakıldığında durum böyle... İçeriden bakıldığında ise şunu gördüm: Kıdemli Bilderbergçiler kendilerini yakın tâkibe almış kişilerden ve iddialarından fazla gocunmuşa benzemiyorlar. Başından sonuna bütün oturumlarını izlediğim, her yemeğine herkesle birlikte katıldığım için rahatlıkla iddia edebilecek durumdayım: Kendilerine gösterilen ilgiden de, haklarında ifade edilen iddialardan da keyif alıyor Bilderbergçiler... Üç gün boyunca, neredeyse her fırsatta, "Hani bizim dünyayı yönlendirdiğimiz söylenir ya" ve "Dışarıdakiler Kanada'yı bölmek üzere toplandığımız iddiasındalar" türü cümleler işittim. Her ortamda en büyük alkışı bu tür cümleler aldı; hem alkışladılar, hem de güldüler... GİZLİLİĞİN BU KADARI... Bilderberg dünyanın en gizli örgütü, buna hiç kuşku yok... Gizlilik daha dâvetle birlikte başlıyor ve hiç bitmiyor. Gelen bütün belgelerin üzerinde 'gizli ve mahremdir' ibaresi mutlaka yer alıyor sözgelimi; gazetenin ortak faks cihazına gönderilseler bile... Toplantılar başkalarına kapatılmış otellerde yapılıyor. Üç gün boyunca katılımcılar dışarıya çıkmıyorlar. İkinci gün öğleden sonra için öngörülen 'müze ziyareti' güvenlik gerekçesiyle iptal edildi. Koca bir otelde 125 kişilik katılımcı grubu, bazılarının sekreterleri ve korumaları, çoğu bu iş için gelen organizasyon sorumluları... Yani taş çatlasa 200 kişiyi aşmayan bir topluluktuk... Çok katlı otelin son üç katındaki odalarda yattık, giriş katında kahvaltı edip yemek yedik, ikinci katta da toplantı yaptık... İkinci gün, biraz da ne olacağını görmek için, sürekli takmamız için verilen boyun kartım olmaksızın toplantıya geldiğimde, kulağındaki telli irtibattan koruma olduğu anlaşılan bir genç yanımda bitti ve kartsız salona giremeyeceğimi hatırlattı. Ottawa'ya seyahat planımı son anda değiştirip başka saatte bir uçakla gitmeye karar verdim; ilk uçaktan inmediğimi fark edince derhal telefonla ulaştılar. Üzerinde yalnızca 'B' harfi bulunan ve aylar öncesinden gönderilen etiketi yapıştırmam gerekmez diye yanıma küçük bir valiz almıştım, "Ne olmaz, ne olur" uyarısıyla ona da etiket takıldı. Güvenlik Bilderberg için her şeyin önünde geliyor. Sonunda olan şu: Güvenliği biraz aşırıya vardırdığınızda kendinizi başkalarından koparıyorsunuz, bu da grubun doğasında varolan 'gizlilik' görüntüsünü daha da koyulaştırıyor. GAZETECİ BOL, AMA HABER YOK Listeye şöyle bir bakıyorum da, toplantıda hiç de küçümsenmeyecek sayıda gazeteci varlığını fark ediyorum: Avusturya'nın Der Standard gazetesi yayıncısı Oscar Bronner, Burda yayın grubunun patronu Hubert Burda, Kanada Globe and Mail gazetesi yayıncısı Phillip Crowley, Alman Axel Springer Medya Grubu yöneticilerinden Mathias Döphner, Wall Street Journal gazetesi editörlerinden Paul Gigot, Alman Die Zeit gazetesi editörü Josef Joffe, yardımcısı Matthias Nass, Times gazetesi editörlerinden Anatole Kaletsky, Le Figaro yayın yönetmeni Yves de Kerdrel, Time-Warner Medya Grubu'ndan Norman Pearlstine, Danimarka Politiken gazetesi yönetmeni Toger Seidenfaden, International Herald Tribune'dan John Vinacur, Financial Times yönetmen yardımcısı Martin Wolf... Bu kadar gazeteci toplantıya katıldı, ama hiçbiri gazetelerinde toplantıdan söz etmeyecekler... İki yıl önce, Financial Times'ta 'Bilderberg nedir?' gibisinden kısa bir değerlendirme haberi çıkmıştı. Kanadalı gazete patronunun yayın organını her toplantı günü merakla açtım; açmamla kapamam bir oldu. Bütün toplantıları baştan sona izleyen gazetecinin gazetesinde 'Bilderberg' sözcüğü hiç geçmedi. Bu koyu bir gizlilik tabii... Rusya'dan söz ederken şu cümleleri sarf eden gazeteci aramızdaydı: "Geçen hafta Moskova'da Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) toplantısı yapıldı. Açılışa Putin de katıldı ve eleştirildi. Ertesi gün gazetelere merakla sarıldım, ama heyhat, toplantıdan da, açılışta Putin'in eleştirildiğinden de tek satır bahis yoktu. Rusya'da basın özgürlüğü bu kadar işte..." Aynı meslektaş, kendi katıldığı toplantıdan yönettiği gazetede hiç söz edilmemesini sineye çekebiliyor... GİZLİLİK GÖRÜNTÜYÜ PEKİŞTİRİYOR Bilderberg'e katılanların kimlikleri açısından güvenlik takıntısını anlamak mümkün de, toplantıların bu denli koyu bir gizlilikte yürütülmesi yine de çok anlamsız. Bu anlamsızlığa anlam kazandıran tek nokta, Bilderberg'in ciddiye alınmasında sürdürülen gizliliğin büyük payının bulunması. Bilderberg toplantılarına katılanların büyük bir bölümü geldikleri ülkeleri yöneten insanlar zaten... Bir bölümü de önemli uluslararası örgütlerin başındalar... İşadamları finans, petrol, sanayi, medya dallarında bir numara... Bilderberg, onlara, ülkelerinin en önemli adamları olmaktan daha fazlasını sağlıyor; Bilderberg'le 'dünyayı yöneten sınıf' görüntüsünü kazanıyorlar... Bu görüntünün onlara büyük keyif verdiğinden hiç kuşkunuz olmasın...
http://www.yenisafak.com.tr/diziler/bilderberg/bilderberg02.html *** Kim bu Bilderbergçiler?
Toplantılarda önceden belirlenen konuşmacıların sunumundan sonra tartışmalara geçiliyor. Söyleyecek sözü, soracak sorusu olanlara en uzunu üç dakikayı geçmemek üzere konuşma fırsatı tanınıyor. Özellikle yemeklerde masa sohbetlerine önem veriliyor.
Sanırım hemen fark ettiniz: Son toplantısına ben de katıldığım halde kendimi Bilderberg'ten dışlar gibiyim. Bunun sebebi, Bilderberg'e katılanların kabaca iki gruba ayrılması: Biri, kuruluştan beri, ya da hiç değilse epeydir sürekli katılanlar... Bir de, tek atışlık katılımcılar... 'Bilderbergçi' daha çok her yıl gelen sürekli katılımcılara yakışan bir sıfat; bir kez çağrılan veya çağrılması için her seferinde dâvet edilmesi gerekenleri farklı bir kategoride tutmak şart... Yeniler ilk akşam verilen yemekte kendilerini derhal belli ediyorlar... Tesadüfen oturduğum masada birbirlerini iyi tanıdığı belli olan farklı ulustan katılımcılar vardı; hemen "Siz ilk kez galiba?" diye dostluk ellerini uzattılar. Yanıbaşımda oturan Portekizli, gazeteci olduğumu öğrendiğinde "Aaa, bizler de öyle" dedi. Sonradan katılımcılar listesine baktığımda, Francisco Pinto Balsameo'nun Portekiz'de bir medya grubunun başkanı olduğunu gördüm. Bir başka sıfatı daha vardı masa arkadaşımın: Eski başbakan... AİLE GELENEĞİ Bilderberg'i Bilderberg yapan ve üzerine bu denli ilgi çekmesini sağlayan, katılımcıların düzeyi zaten. Her yıl dünyanın bir yerinde yapılan toplantılara işlerini güçlerini bırakarak katılan kişiler ülkelerinin önde gelenleri. Devlet ve hükümet başkanları, özelliği olan bakanlar, şirketler ve finans dünyasının liderleri, uluslararası örgütlerin yöneticileri... Nereye dönseniz haberlerden âşina olduğunuz bir simayla karşılaşıyorsunuz... Bu yılın toplantısı bu yönden biraz zayıftı. NATO genel sekreteri Hoop Scheffer ile ABD senatörleri Hillary Clinton ve Joseph Biden bekleniyordu, gelemediler... Bilderberg'i 'aile geleneği' görüp her toplantısına katılan Hollanda Kraliçesi'ni saymazsak, devlet ve hükümet başkanları iltifat etmemişti Kanada'daki buluşmaya; buna karşılık Avrupa ülkelerinden bolca bakan vardı. Çoğu katılımcının adının karşısında ise 'eski başbakan' veya 'eski bakan' sıfatı okunuyordu. Gözlerimin Hillary Clinton'u aramasının sebebi, New York senatörünün iki yıl sonra yapılacak seçimde başkanlığa adaylığını koyacağı yolundaki güçlü beklenti... Eşi Bill Clinton dahil pek çok ABD başkanı, adaylık koymadan hemen önce, Bilderberg'te varlık göstermişlerdi. Margaret Thatcher'dan Tony Blair'e kadar pek çok İngiliz politikacının adına da, başbakanlığa gelmelerinden hemen önceki Bilderberg toplantısının katılımcılar listesinde rastlanıyor. Margaret Thatcher muhalefetteki Muhafazakâr Parti'nin yükselen yıldızı olarak katıldığı toplantıda hiç söz almamış... Söylenen o ki, yemeklerin birinde kendisini Henry Kissinger'ın yanına oturtmuşlar ve o dönemde ABD'nin dışişleri bakanı olan kıdemli politikacı, "Sizin görüşlerinizi de merak ediyoruz" demiş İngiliz politikacıya... Sonrasında dinledikleri görüşleri pek beğenmişler... GÖRÜNTÜ: BEYAZ VE ERKEK Toplantılarda önceden belirlenen konuşmacıların sunumundan sonra tartışmalara geçiliyor. Söyleyecek sözü, soracak sorusu olanlara en uzunu üç dakikayı geçmemek üzere konuşma fırsatı tanınıyor. Özellikle yemeklerde masa sohbetlerine önem veriliyor. Daha önce katılmış bir dostum, "Yemekte hep farklı birileriyle görüşmeni sağlamak için seni kendileri oturtabilirler" demişti; buna fırsat vermeyecek biçimde davranıp hep değişik masalara oturduğum için bir yönlendirme yapmaları gerekmedi. Son toplantıya katılanların üçte biri süreklilerdi. Birbirlerini yıllardır tanıyan yakın dostlar sayabilirsiniz onları. Politikacı, bürokrat, uluslararası kuruluş yöneticisi, sanayici, finansör, petrolcü; hepsi birbirlerine ilk adlarıyla hitap ediyorlar... İlk kez katılanları ise, etraflarına sıkıntılı bakışlarından çıkartabiliyorsunuz. Bir de, tanıştıkları herkese kartvizitlerini dağıtıyor yeniler... Şimdi şaşıracağınız bir ayrıntı: Toplantıya katılanların ağırlıklı görüntüsü erkek ve beyaz oluşlarıydı. Bazı başkanlara danışmanlık yapmış Vernon Jordan beyaz görüntüye aykırı tek kişiydi. O kadar kalabalık içerisinde kadınlar iki elin parmakları kadar bile yoktu. ORTAK PAYDA KÜRESELLEŞME Şöyle bir ortam düşünün: Ülkelerinde karar alma mekanizmasının tam ortasında bulunan politikacı ve bürokratlar, hangi konulara önem verdiklerini belli eden konuşmalar yapıyorlar... BM, NATO, Avrupa Birliği, Dünya Bankası, UNDP gibi uluslararası örgütlerden katılımcılar ise kendi ilgi alanlarına giren konularda sorunları ve çözüm yollarını paylaşıyorlar... Coca Cola, Laferge, BP, Shell, DaimlerCrysler, ThyssenKrupp, Rothschild, AXA gibi dev şirketlerin patronları veya üst düzey yöneticileri de oradalar; görüşlere itiraz edebiliyor, kendi mülâhazalarını paylaşabiliyorlar... Tabii, bu tartışmalara dünyanın nereye gideceğine dair görüşü olan gazeteci ve yazarlar da katılabiliyor... Bilderberg'in en çarpıcı ürünü, dünyayı hâlâ etkisi altında tutan 'küreselleşme' dalgalanması... Bilderbergçilerin dinleri, dilleri, ilgileri farklı olabilir, ama hepsini birleştiren en önemli özellik 'küreselleşme' taraftarı oluşları. Bilderberg müdavimlerinden Financial Times'tan Martin Wolf'un 'Why Globalism Works' (Küreselleşme neden işliyor) adlı kitabı genel hatlarıyla ortak görüşü yansıtıyor. Kendisi bu yılki toplantıda yoktu, ama pek çok konuşmacının anma ihtiyacı duyduğu bir kişi de, 'Dünya Düzdür' kitabına imza atmış New York Times yazarı Thomas Friedman'dı... Buradan geçen herkesin anlatacağı bir Henry Kissinger öyküsü vardır herhalde. Kaç konuşmacı, karşılarında oturan ABD'li kurt politikacının gözünün içine bakarak, "Henry vaktiyle şöyle demişti" diye başlayan cümle kurdu, sayamadım. Bazısı kitaplarına atıfta bulundu. Her konuda görüşü alınmak istendi. O ve kimbilir kaç yaşındaki David Rockefeller Bilderberg toplantılarının belleği sayılıyorlar... Yazının burasında "Bu adamlar Bilderberg'te ne konuşuyorlar?" sorusu aklınıza iyice takılmıştır sanırım.
http://www.yenisafak.com.tr/diziler/bilderberg/bilderberg03.html *** Bilderberg'te konuşulanlar
Gözlemimi hemen kaydedeyim: Bilderberg toplantılarında konular içten ve etkin ifadelerle ele alınıyor, enine boyuna irdeleniyor, karşıt görüşlerle de sınanıyor. Katılımcılar bütün sorulara açıklar, ancak önceden belirlenmiş genel çerçeve içine girmeyen yan konulara yüz vermiyor, o tür soruları cevapsız bırakıyorlar. Dünya liderlerinin söz alacağı bir toplantı düzenleseniz orada hangi 'global' konuların konuşulmasını istersiniz: Irak... İran... İsrail-Filistin ihtilâfı... Afganistan... AB... NATO... Petrol fiyatları... Bu yılın Bilderberg toplantısında bu genel başlıklar altına giren konular enine boyuna tartışıldı. Geçen yılın dosyasına bakıyorum da aynı konuların neredeyse aynı kişiler tarafından işlendiğini görüyorum. Fikri tâkip duygusu hayli yüksek bir örgüt Bilderberg... KİŞİLER VE TARTIŞMA KONULARI Philip Zelikow ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın etkisi her halinden belli olan danışmanı. Robert Zoellick ise, dinlediğinizde, "Bir bürokrata bu kadar farklı alanda sorumluluk yüklenir mi?" duygusuna kapılacağınız kadar her olayın içerisinde bir başka Amerikalı bürokrat; Dışişleri Bakanlığı müsteşar yardımcısı koltuğunda oturuyor. Franco Bernabe ise Rothschild-Europe kuruluşunun başkan yardımcısı; Çin petrol şirketinin yönetiminde bulunan tek Avrupalı. Carl Bildt İsveç'in eski başbakanı. Thierry de Montbrial Fransa Uluslararası Araştırmalar Kurumu Başkanı. Neelie Kroes Avrupa Komisyonu üyesi. Tabii bir de Henry Kissinger. O kadar katılımcı arasından kulağımı en çok bu isimler konuşurken kabarttım. Onlar da her vesileyle söz alıp görüşlerini çekinmeksizin diğer katılımcılarla paylaştılar. Toplantılar tek bir konuya ayrılmış oturumlar halinde yapılıyor. Herkes sahnenin karşısında soyadı sırasına göre yerleştiriliyor. Toplantı sonunda resmen açıkladıkları katılımcılar listesi elinizde, oturma düzeni şeması da önünüzde, konuşanın kim ve nerede görevli olduğunu hemen öğrenebiliyorsunuz. Diğer yıllardan süregelen gündem maddelerine bu yıl iki ülke özel başlıklarıyla eklenmişti: Çin ve İtalya. Dünyanın en kalabalık ülkesi dünya standartlarını zorlayan bir ekonomik gelişme içerisinde. Petrol fiyatları artışında dünyanın kan ve baruta bulanmışlığının da payı var, fakat özellikle Çin'in devleşen enerji ihtiyacı petrolü değerlendiren önemli bir unsur. Yine de, biri, "Herkes Çin'i, Hindistan'ı suçluyor, ama" dedi, "Artan enerji talebinin üçte ikisi gelişmiş ülkelerden..." Bir de Çin'de sistemin içine kapanıklığı rahatsız ediyor. İtalya ise, Berlusconi dönemini kapatıp Prodi'li büyük koalisyona geçtiği için ilgi odağı; siyasî bakımdan izlenmeyi hak eden ülkelerin başında geliyor. Rusya da grubun ciddi izlediği bir ülke. Enerji kaynaklarını dış politikasında kullanıyor Rusya; Çin bile Sibirya gazıyla Rusya'ya bağımlı. Rusya'nın en çekindiği ülkenin İran olduğu tespiti ilginçti; İran'ın İslâm Dünyası üzerindeki etkisi yüzündenmiş bu etki. Rusya'dan 'Yeni KGB İmparatorluğu' diye söz eden de çıktı. Putin'den duyulan tedirginlik elle tutulur boyutlarda. Dünya sistemine en büyük tehdit bizim bölgemizden geliyor. En büyük öz-eleştiri, ilişkilerde daha çok 'savunmada kalındığı' yönünde geldi. 'Düşman kimdir?' iyi belirleyip ideolojisine karşı çıkılması gereği üzerinde duruldu. Bizde zaman zaman patlayan 'yaşam tarzı' kavgası vardır ya, bu konu Bilderberg için de önemli... TARTIŞMA SÜRÜYOR DA SÜRÜYOR... Oturumlarda konuşulanlar orada kalmıyor, aralarda ve özellikle yemeklerde tartışma sürdürülüyor. Konuşulanları daha dar bir grupla tartışmaya devam ediyorlarsa hiç şaşırmam. Herkesle tartışılan konular birinci dereceden ilgilileri veya uzmanları tarafından ayrıca neden gündeme taşınmasın; uzman ile yetkili, ilgisizleri dışarıda bırakarak konuyu tartışmaya neden devam etmesin? Modern dünyanın karşı karşıya geldiği en ciddi sorunun iklim değişikliği olduğunun farkında Bilderberg; hemen her başlık altında bir punduna getirilip bu konuya değinildi. Refah arttıkça enerji tüketimi tetikleniyor, o da global ısınmayı etkiliyor. Geri kalmış ülkelerde ağaçsızlaşma tehlikesi var; bu da iklim değişimi üzerinde müthiş etkili. Gerekirse maddi karşılığını ödemeyi düşündürecek kadar ciddi bir sorun olarak görülüyor bu. Yakın zamanda alternatif enerji kaynaklarına dayalı bir hayat beklemiyorlar; yine de etonol, mısır gibi alternatifler yabana atılmıyor. Uzun ömürlü piller üzerinde de çalışılıyormuş. Biri "Şapkadan yeni kuş çıkmayacak, böyle bir şansı yok enerjinin" dedi; dolayısıyla amaç hâlâ 'enerji kaynaklarına kolay ulaşım' olarak ortada duruyor. Tedirginlik listesinin ilk sıralarında nükleer ve kitle imha silâhları konusu yer alıyor. En çok endişe edilen konu terörün yaygınlaşması ise, ondan daha da korkulan çok can alıcı silâhların terör örgütlerinin eline geçmesi... Biri, "İstesek de istemesek de kitle imha silâhına sahip olacak ülkeler çıkacaktır; bu alanda caydırıcı tedbirlerden çok ikna yolunu denemek lâzım" dedi. Notlarımda altını iki kez çizdiğim şu sözler ilk dinlediğimde beni güldürmüştü; gelişmekte olan ve reforma ihtiyaç duyulan ülkelerle ilgili söz bakalım sizde ne etki yapacak: "Reformun gerekliliğini herkes görüyor, orada bir sorun yok; sorun, reform yaptıktan sonra yeniden seçilebilmekte..." Tartışırken, özellikle Bilderberg'te ön planda görünen isimler, bir vesile bulup "Bu konularla ilgileniyoruz diye bizim dünyaya hükmettiğimizi söyleyenler çıkıyor" diyebiliyorlar. Kendileriyle alay güdüsü fazla yüksek bir grup bu; böyle bir cümlede derhal kahkahalar salonu dolduruyor. Bilderberg'in gündemindeki konuların toplantılar sonrasında yepyeni bir biçim alabildiği dönemler oldu. Tıpkı, bu toplantılara katıldıktan sonra bahtları açılıp alanlarında yükselen politikacı ve bürokratlar gibi bir durum. Bilderberg toplantılarını düzenleyenler yükseleceği zaten belli kişileri mi dâvet ediyorlar, yoksa o kişilerin önlerinin açılmasında Bilderberg'e katılmalarının mı rolü var? Tartışma konuları da öyle: Sonradan farklı biçim alabilen konuları öngörüp başlıkları öyle mi tespit ediyorlar, yoksa Bilderberg'teki tartışmalar olaylara yön mü değiştiriyor? En ciddiye alınması gereken soru bu.
http://www.yenisafak.com.tr/diziler/bilderberg/bilderberg04.html *** Bilderberg'te Irak ve İran'ı tartışmak...
Geçen yıl yapılan konuşmalardan Irak konusuna bir yaklaşım örneği sunayım: "Planımız, T. E. Lawrence'a ait 'bir şeyi biz mükemmel yapacağımıza şöyle böyle de olsa Araplar kendileri yapsın' ilkesidir. Bir örgütün etkin olması için üyelerinin nitelikleri elbette önemlidir de, Bilderberg'in imajını, gelişen olayları etkilemesi parlatıyor. Kulaktan dolma da olsa global kamuoyuna bir biçimde yansıyan Bilderberg tartışma konuları ile dünya gündemi çoğu kez örtüşüyor; 'dışarıdan' bakıldığında, Bilderberg, dünyanın gidişini etkileyen bir örgüt... Acaba öyle mi? Bu kabulü nasıl test edebiliriz? Yıllardır yakından izlesem de hep 'dışarıdan' baktığım konuya bu defa 'içeriden' de bakış atabilecek durumdayım. Üç günlük notlarım var elimde. Ancak, o kadar çok konu üzerinde ve öylesine dağınık konuşuldu ki, hepsini buraya aktarsam mâlumat yükü altında kalma tehlikesi var. Bir de, henüz taze konuşulmuş konuların olaylarla sınanması hayli zaman alacaktır; son toplantıda yapılan konuşmalarla sınırlı kalmak bu bakımdan anlamsız... Acaba bulduğum şu formül sizin için de mantıklı mı? Aktaracağım notları bizi en fazla ilgilendiren bir-iki konuyla sınırlamak ve yalnız bu yıl konuşulanları değil, geçen yılın toplantısında aynı konuda neler söylendiğini de sizlere aktarmak... Toplantılarda Irak ve İran'tan hareketle söylenenlere bir göz atmaya ne dersiniz? Irak hakkında bu yıl söylenenler Genel hatlarıyla belirlenebilecek amaçlar şunlar: ABD'ye, müttefikleri ve dostlarına karşı girişilebilecek saldırıları ne pahasına olursa olsun engellemek... Arap Dünyasında daha sağlıklı siyasî ve ekonomik kalkınma imkânlarını geliştirmek... Ahmedinejad'ın cumhurbaşkanı seçilmesiyle başlayan '2. İran Devrimi'nin taşıdığı tehditleri sınırlamak... İsrail-Filistin ihtilâfının zorladığı sıkıntıların etkisini azaltmak... Bunları gerçekleştirmek için Irak'ta yapılması gerekenler de şunlar: Irak'ın yeni kurulan hükümetinin başarılı olmasına yardım etmek ve böylece yarısı boş bardağı doldurmaya başlamak... Bir yandan güvenliği pekiştirirken bir yandan da toplumsal uzlaşıyı getirecek kapsamlı bir paketi uygulamaya koymak... Körfez Güvenlik örgütünü sağlamlaştırmak... Yanyana yaşayacak İsrail ve Filistin ayrı devletleri için daha etkin tavır almak... Bu konular tartışılırken, önümüzdeki süreçte Türkiye'nin daha aktif bir rol oynayabileceği de ifade edildi ve görüş bayağı taraftar buldu. Ve geçen yıl konuşulanlar Bilderberg, geçen yıl, 5-8 Mayıs tarihleri arasında, Almanya'nın Rottach-Egern beldesinde toplanmıştı. Orada da gündemin en önemli maddelerinden biri, tahmin edilebileceği üzere, Irak'tı. O toplantının geniş özeti var elimde; hayretimi çeken, aradan geçen bir yıl içerisinde havanın ne kadar değiştiği... Bu yıl, neredeyse "Her şeye sıfırdan başlamalıyız" teklifleri dinledim; oysa geçen yılın katılımcıları daha umutlu konuşmalar yapmışlar. Geçen yıl yapılan konuşmalardan Irak konusuna bir yaklaşım örneği sunayım: "Planımız, T. E. Lawrence'a ait 'bir şeyi biz mükemmel yapacağımıza şöyle böyle de olsa Araplar kendileri yapsın' ilkesidir. Özgürleştirme işgalle devam etti, şimdi ise Irak'ın ortağıyız; bu safhayı kendine-güven dönemi izleyecek. Dört konu üzerinde yoğunlaşıyoruz: Güvenlik inşası, siyasî yönetim, ekonomiyi yeniden inşa ve teröristleri öteki Iraklılardan ayırmayı mümkün kılacak stratejik iletişim..." Bu konuşmanın yapıldığı umut dolu oturumda, "Konuya bir tek Irak'ta başarılı olma sınırlamasını aşarak yaklaşmalıyız; NATO'nun yaptığı gibi İran'ı da içine alacak biçimde Ortadoğu'ya bir bütün olarak bakmalıyız" diyen de çıkmış... Bu tür konuşmaları geçen yıl dinleyenler, aradan geçen 400 gün içerisinde Irak'ta işlerin sarpa sardığını görmenin etkisiyle bu yıl müthiş karamsardılar. Geçen yıl ve bu yIl İran Muhtemelen aynı sebeple, dikenli konulara bu yıl daha serinkanlı yaklaşıldığı fark ediliyor. Çünkü, geçen yıl, İran konusu tartışılırken de hayli ileri lâflar edilmiş. "Bizim için tehlike İran değil rejimidir; rejim Batı Dünyasının apaçık düşmanıdır" diyen de, orada durmayıp "Ne zaman değişeceğini bilmiyorum, hatta rejim değişikliğini çabuklaştırmanın zorluğundan da haberdarım, ama yine de rejimin mutlaka değişeceğine inanıyorum" diyen de çıkmış. Geçen yıl İran'ı 'İslâm uzmanı' diye bilinen, biri Neo-Çılgın gruptan iki kişiye tartıştıran Bilderberg, bu yıl daha farklı kişileri konuşmacı olarak dâvet etmişti. Etrafımdakilerden de tasvip gördüğünü fark ettiğim şu görüşler geçen yıl ifade edilenlere hayli aykırı: "Unutmayalım, İran ne de olsa bir milli-devlet... Rejim bazılarının sandığı gibi gidici değil; askerî dış müdahale rejimi daha da güçlendirir... Nükleer konusu İran halkından tasvip görüyor; yönetim istediği zaman silâh yapabileceği noktaya kadar gelip durmak niyetinde; Japonya da öyle yapmıştı... İran sıradan bir ülke değil; usta stratejistleri ve mâhir diplomatları var... Rusya ve Çin, İran konusunda, Batı ülkeleri gibi ideolojik takıntıya sahip değiller..." Bu serinkanlı değerlendirmeyi Bilderberg toplantısında dinlemek gerçekten göz açıcıydı. 'Hüsnü kuruntu' deseniz de yazacağım: Özellikle bu oturumda, "Acaba geçen yılın toplantısında atıp tutanların söylemleri boşa çıkınca uğranılan hayal kırıklığı mı Bilderberg'in beni dâvet etmesine sebep oldu?" diye düşünmeden edemedim. Dünyayı ve bizi ilgilendiren iki temel konuda son iki yılın Bilderberg'lerinde konuşulanlar aşağı yukarı bunlar... Geçen yılın öngörülerinin boşa çıkması ne kadar dikkat çekici...
http://www.yenisafak.com.tr/diziler/bilderberg/bilderberg05.html *** Bilderberg neden yazılmaz?
Toplantıya dâvet edilmem ülke içerisinde hayli gürültü kopardı. Bilderberg yolculuğum, Türkiye'den bir internet sitesinin örgütü çok yakından izleyen bir gruba yönelttiği, "Acaba neden çağrılmış olabilir?" sorusu sebebiyle uluslararası kamuoyunun da dikkatine sunulmuş oldu. Bu yıl Bilderberg toplantısına benden başka beş kişi daha katıldı Türkiye'den: Koç Holding'in patronu Mustafa Koç, Boyner Holding'ten Ümit Boyner, Ak Parti İstanbul Milletvekili Egemen Bağış, ARI Grubu lideri Kemal Köprülü ve Bilgi Üniversitesi'nden Sabah yazarı Soli Özel... Toplantı bitmiş, Washington'a gidecek Soli Özel bizden önce yollara düşmüş, havaalanına gitmek üzere aracımızı beklerken, Mustafa Koç, Ahmet Hakan'ın o gün Hürriyet'te çıkan yazısını Blackberry cihazından teker teker hepimize okuttu. Ahmet Hakan, "Bilderberg Fehmi Koru'yu dâvet ettiğine, Fehmi Koru da dâveti kabul edip gittiğine göre bir büyük komplo miti sona erdi" diyordu özetle... Keşke hayat bu kadar düz olsa Ahmet... Yazıyı beğenen Ümit Boyner, bana dönüp, "Siz de yazmayı düşünüyor musunuz?" diye sorduğunda şu cevabı verdim: "Elbette yazacağım." Haklarını yemeyeyim, grup üyelerinden biri bile, "Sakın yazma" demedi. DÂVET EDİLECEĞİMİ ÖNGÖRMÜŞTÜM Arkamdan "Katılmam demişti, katıldı" türü nice yâveler okudunuz. Okuduklarınızın çoğu gibi bu iddia da fostu. Bakın, bir yıl önce (13 Mayıs 2005), Bilderberg konusunda kendimle ilgili nasıl bir öngörüde bulunmuşum: "Ara sıra, 'Acaba beni ne zaman dâvet ederler?' beklentimin depreşmesinin sebebi bu işte. Öyle ya, üç yıldır üzerindeki 'esrar perdesi' Türkiye sayesinde hafifçe aralanıyor Bilderberg'in, aranızda kabul etmeyenler çıksa bile, ben bu gelişmeyi biraz da kendime bağlıyorum... Eğer bu bir hüsnü kuruntu değilse, adamlar belki de, 'Onu da çağıralım da ilgisi iyice pörsüsün' diyebilirler... / Şimdi yazacağımı ise hüsnü kuruntu sayabilirsiniz: Üç yıldır yaşanan gizliliğin adım adım delinmesi olayını, toplantı planlayıcıları arasında bulunan bu sütunun tiryakisi bir Bilderbergçi'ye borçlu olabiliriz; adam (veya kadın) oraya beni de dâvet edebilmek için, bu üç yılı bilerek yaşatmış olabilir örgütüne..." O gün yazarken içimde 'acaba?' sorusunu taşıyor olsam bile, bugün yüzde 100 doğru olduğuna inandığım bir öngörü bu. Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök, sağolsun, her şey olup bittikten sonra yazdığı yazıda, Bilderberg'e dâvet edilmem sürecini şöyle özetlemiş: "Türkiye'den Bilderberg'e gidecekleri, çok tanınmış iki üç iş insanı belirler. / Bu çevre, bu yıl Türkiye'den gidecekler arasına Yeni Şafak Gazetesi'nin yazarı Fehmi Koru'yu da ekledi. / Bana göre güzel bir karardı." ULUSLARARASI SORUN DA OLDUM Toplantıya dâvet edilmem ülke içerisinde hayli gürültü kopardı, bunu az çok biliyorsunuzdur. Bilderberg yolculuğum, Türkiye'den bir internet sitesinin örgütü çok yakından izleyen bir gruba yönelttiği, "Acaba neden çağrılmış olabilir?" sorusu sebebiyle uluslararası kamuoyunun da dikkatine sunulmuş oldu. Gruptan Tony Gosling'in beyan ettiği tahmini şu: "Bilderberg'i yüksek sesle eleştiren birinin neden dâvet edilmiş olabileceğini soranlar çıkıyor; cevabım ancak eleştirileri en etkili olanların dâvet edildiğidir. Bilderberg'in en korktuğu, dünya basınının merceği altına alınmaktır. Koru, sessiz kalmaya ve kendileriyle 'dost' olmaya ikna etmeleri gereken biri. Bilderberg toplantısının ana amacı, özel bir halkla ilişkiler taktiği kullanarak, Koru gibi serseri mayınları kendilerinin NeoLiberal Küreselleşme, Dünya Hükümeti gündemlerine dahil etmektir." Güzel bir cevap ama, Tony Gosling'in yaptığı da bir tahminde bulunmaktan ibaret. Bildiğim kadarıyla, sert eleştirileriyle tanınmış birinin toplantıya dâveti Bilderberg tarihinde bir ilk; benden önce böyle bir dâvet daha olmadı ki, "Ancak eleştirileri çok etkili olanları dâvet ederler" denilebilsin... Ona yöneltilen benimle ilgili "Acaba neden dâvet edildi?" sorusu hâlâ cevabını bekliyor. Aklımdan, hepsi de gönlüme hoş gelen onlarca muhtemel sebep geçiyor, soruya kendim cevap vermeye kalktığımda; özellikle Ottawa'ya gittiğim günden başlayarak medyada sürdürülen tartışmalara baktığımda ise olumsuz tahminler yürütmem gerektiğini anlıyorum. Kısacası, "Neden dâvet edildi?" sorusuna herkesi -ve kendimi- tatmin edecek kestirme bir cevabım yok... En mâkul açıklamayı dolaylı da olsa Ertuğrul Özkök Hürriyet'te çıkan benimle ilgili yazısında verdi. Bilderberg'in dâvetini 'güzel', benim dâveti kabulümü de 'yürekli' diye nitelendiren Doğan Medya Grubu'nun önemli adamı, "Gelsin, Hürriyet'in ve Doğan Medya Grubu'nun haber ve sayfa toplantılarına da katılsın" teklifinde bulundu aynı yazıda. Bir gazetenin ve yayın grubunun mahrem toplantılarını başka bir gazetenin mensubuna sonuna kadar açması âdetten değildir; bu jest grubunun bana güvenini göstermesi bakımından önemli. Teklif olarak kalacak olsa da güzel bir jest. "Acaba" diyorum, "Bilderbergçiler de benzer bir değerlendirmeden hareketle ve 'gelsin-görsün-yazsın' düşüncesiyle beni toplantılarına dâvet etmiş olmasınlar?" GELECEK YIL İSTANBUL'DA Aslında, Bilderberg'e katılan gazetecilerin kendilerini bağlı saymaları gereken kural o kadar da ters ve geleneklere aykırı değil. Dâvetlilere gönderilen ilk belgeden başlayarak sürekli uyarıldığınız, toplantılar sırasında yansıtmalarla da hatırlatılan tek bir kural var: "İşittiklerini yazma" diyen yok, yalnızca "Yazarsan, hangi görüşün kime ait olduğunu belirtme" deniliyor. Yani insanlar konuşurken kendilerini söylediklerinden dolayı hesaba çekilecekleri baskısından uzak hissetsinler diye konulmuş şu ünlü 'off-the-record' kuralı... Son üç yıldır, katılanların adlarını ve içeride hangi konuların ele alındığını toplantı bittiğinde kendileri açıklıyorlar zaten... Bu bakımdan, günlerdir burada yazdıklarım, toplantıda ele alınan konulara dair aktardıklarım, Bilderbergçilerin kurallarına aykırı değil... Öyleyse, o kadar önemli gazetecinin katıldığı toplantı neden dünya medyasında hemen hiç yer almıyor? Toplantıya her yıl dâvet edilen gazetecilerin sessizliği onlara farklı bir kural uygulandığını düşündürüyor. Belki de sürekli dâvet edilmeyi ancak susarak garantiye alabiliyorlar. Bir defalığına çağrılan gazeteciler ise, muhtemelen, daha sonra yeniden çağrılmayı umarak sessiz kalıyorlar... Çok insanî bir duygu bu. Ancak televizyon ekranlarında izleyebileceğiniz dünya liderleriyle aynı mekânda bulunmak, birlikte yemek kuyruğuna girmek, aynı masayı ve sohbeti paylaşmak, kendilerine ilk isimleriyle hitap edip soru yöneltmek... Yazılarını ve kitaplarını okuyup durduğunuz araştırmacı, düşünür ve politika kuramcılarıyla görüş alışverişinde bulunmak... Ülkelerinde karar alma mekanizmaları içerisinde yer alan bürokratlar veya uluslararası örgüt yöneticilerinin ağzından öngörüler dinlemek... Sadece müthiş bir "Sonunda bu işi becerdim" duygusu vermez bu gelişme bir gazeteciye, aynı zamanda gözünü açarak meslekî performansına da olumlu katkılarda bulunur. Sürekli katılan biri olmayı, tatillerini büyük patronlarla, dünya liderleriyle geçirmeyi de hayal ediyordur çağrılan meslektaşlar... Gelecek yıl Bilderberg toplantısı İstanbul'da yapılacak; Ottawa'dan "İstanbul'daki toplantıda da buluşalım" temennisiyle uğurlandım. Eğer yine çağırırlarsa, Bilderberg'in İstanbul toplantısından izlenimlerimi de yazarım. BİTTİ http://www.yenisafak.com.tr/diziler/bilderberg/bilderberg06.html
|