|
UYARIYORUZ: EMNİYET İÇİNDEKİ "FETHULLAHÇI ÖRGÜT" SİYONİZME HİZMET ETMEKTEDİR. |
|
HRANT DİNK: "ERMENİ SOYKIRIMI YALANININ ORGANİZATÖRÜ SİYONİSTLERİ ve TÜRK-ERMENİ DÜŞMANLIĞINI KÖRÜKLEYEN SİYONİSTLERİ" BELGELERİYLE GÖSTERECEKTİ, EMNİYET İÇİNDEKİ FETHULLAHÇI'LARIN TERTİPLEDİĞİ SUİKASTLE ÖLDÜRÜLDÜ!!!
|
|
Bizim başımıza gelenlerde Yahudi parmağı vardı! BUGÜN GAZETESİ 03.02.2007 Nuh Gönültaş
***
|
|
Hrant
Dink Cinayeti: Bir Taşla birkaç kuş Aydoğan Vatandaş
http://www.sonsaniye.net/yazar9396.htm |
|
HRANT DİNK KİMİN HEDEFİNDEYDİ?
24 Ocak 2007
Siyasi
nitelikli suikastlar konusunda olayın arkasındaki gerçek
faillerin ve asıl iradenin belirlenmesi konusunda tetikçinin
kime hizmet ettiği, ortaya koyduğu eylemden kimin
yararlandığı hususuna genelde önem verilir. Uğradığı
menfur suikast üzerine Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Hrant Dinkin kamuoyuna aktarılan görüş ve düşüncelerinden
öyle nitelikte biri var ki cinayetin arkasındaki asıl güç
ve iradeyi boncuk gibi ortaya koymaya yetiyor.
Varlığını
kamufle edip hedef olmaktan sakındırmaya yönelik önlemlere
çok büyük önem veren derin güçler kendilerini teşhis ve
tespit eden kişilere karşı oldukça amansızdırlar.
Bu tür kişilerin gerek varlıklarını gerekse
eylemlerini projeksiyonları altına almak suretiyle
kamuoyuna ışık tutup toplumu aydınlatmalarına
asla göz yummaz, tahammül edemezler. Hele söz konusu olan Hrant
Dink gibi belli bir toplumun üzerinde etkili olan kanaat önderi
konumundaki bir kişi ise
Hrant
Dink müthiş ve hayatına mal olacak kadar da tehlikeli
şu tespitte bulunuyor:
Diasporayı
yakından bilen, tanıyan bir kişi olarak gördüğüm
gerçek odur ki; Ermeni soy kırım iddialarına ilişkin
uluslar arası etkili kampanyalar yürütebilecek, çeşitli
ülkelerin meclislerinde kararlar, yasalar çıkarttırabilecek
güce kesinlikle sahip değildir. Hele Ermeni nüfusun Almanya
gibi yok denilecek kadar az olduğu ülkelerin parlamentolarında
bu tür kararları çıkartabilmeleri nasıl düşünülebilir?
Şu hususu da ilave edeyim ki Ermeni soy kırım
iddialarının ne Ermenilere ne de Ermenistana bugüne
kadar hiçbir yararı olmamıştır.
Bu
sözleri, Hrant Dinkin, ABD Yahudi Lobisinin ve uluslar arası
siyonist örgütlerin gücünü tespit ettiğini ve bu gücün
Ermeni soykırım iddialarını dünya gündeminde sürekli
tutarak Ermeniler üzerinden Yahudilere hizmet eden politikalar geliştirdiğini
net şekilde belirlediğini göstermektedir.
El-Aziz
olarak biz de her zaman ifade ettik ki Osmanlının son yıllarından
beri Müslüman toplum ile arasına kin, nefret ve düşmanlık
tohumları saçılarak Ermeni ve Rum tehlikesi suni şekilde
büyütüldü ve arkasında Sabetayist Cemaatin müthiş gücü
saklanıp kamufle edildi. Türkiye bu politikalar üzerine inşa
edildi.
Bu
sistematik ve ısrarlı derin politikalar sonucudur ki özellikle
geleneksel olarak tebaa-i sadıka diye hayırla
anılan Ermeniler ile birlikte Rumlar Osmanlı Devletinin
en köklü toplumları olmalarına rağmen Türkiyede
nefret edilen, kökleri kazınıp tamamen yok edilen iki azınlık
yapıldılar. Buna karşın Yahudiler yüceltilip
ezici Müslüman çoğunluk üzerinde bile her sahada hâkim
konuma getirildiler.
Tehcir
olayını gerçekleştirenler Osmanlı yönetimini
birtakım siyasi komplolar, ihtilaller, baskınlar sonucu
ellerine geçirmiş bulunan İttihat ve Terakki Cemiyeti
(partisi) liderleriydi. Tehcir olayını planlayıp
hayata geçiren Sadrazam olarak bu yaptığını sürgün
bulunduğu Almanyada bir Ermeni militanın kurşunlarını
ensesinden yiyerek hayatı ile ödeyen Talat Paşa bir
Sabetayist ve aynı zamanda masondu.
Hınçak
ve Taşnak Ermeni örgütlerini kurup yöneten, bağımsız
devlet vaadiyle kışkırtıp kanlı eylemler
yaptıran, böylece Osmanlıyı arkadan vurup ihanet
ettiren dünya siyonizminin kontrolündeki devletler tehcir faciasını
seyretmekle yetinmediler çeşitli destekler de sağladılar.
Tıpkı
siyonizme sırtını dayayan Sabetayist Cemaat oligarşisinin,
modern dünyanın gözleri önünde Varlık Vergisi gibi aklın-havsalanın
alamayacağı bir uygulama ve sistematik şekilde devlet
güçleri marifetiyle yürütülen 6-7 Eylül çapul olaylarında
gerçekleştirdiği yağma ve çapul sonucu Tehcirden
artakalan Ermenilerle Mübadeleden artakalan Rumları göçe
zorlarken seyirci kaldıkları gibi.
Siyonist
güç odakları şimdi de dağıtılan
Sabetayist Cemaat oligarşisi için Türkiyeyi yeniden
tekelistan haline getirmek amacıyla tertipledikleri siyasi
komplo ve cinayetleri gerekçe göstererek Ermeni soy kırım
iddialarını sürekli gündemde tutmaktadırlar. Yani
bir asır önce bizzat işledikleri siyasi suç ve
cinayetleri gerekçe göstererek şimdi yenilerini
sahnelemektedirler.
Öyle
ki; ABD Yahudi Lobisine bağlı unsurlar bir yandan Ermeni
soy kırım tasarılarını engellemek adına
Türkiyeden her yıl yüklü miktarda paralar alırken,
öte yandan bu tasarıların hazırlanıp
parlamentoya sevk edilmesini bizzat organize etmektedirler. Tabii,
Ermeni diasporasını da bu çevirdikleri hilekâr dolaplarına
kılıf yapmaktadırlar.
Hiç
kuşkusuz Ermeni diasporasının bu tür büyük işlere
gücü de aklı da yetişmez. İşte Agos Gazetesi
Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink bu dehşet verici gerçeği
görüp tespit ettiği ve mensubu bulunduğu cemaate de göstermeye
çalıştığı için hedef yapıldı.
Hrant Dinkin bu tespiti ve bu tespit doğrultusundaki görüş
ve düşüncelerini yayması dünya siyonizmi ve onun Türkiyedeki
uzantısı Sabetayist Cemaat unsurları dışında
kimin öfkesini kabartabilir?
Dünya
Siyonizmi Türkiye düşmanlığını Ermeni
diasporası ve kukla Ermenistan yönetimi üzerinden yürüttüğü
gibi; Sabetayist Cemaat yapılanması da Ermeni toplumuna
karşı gerçekleştirdiği saldırılarda
öteden beri hep sözde birtakım milliyetçi unsurları
kullanmaktadır.
Kendini
kamufle etmeye olağanüstü önem atfeden bu gizli Yahudi
Cemaati mensupları hemen her kesim içerisine yerleşseler
de özellikle milliyetçi kuruluşlarda yuvalanmaktadırlar.
Bu yüzden yakın tarihin en büyük milliyetçi ideologları
genellikle hep bu gizli Yahudi Cemaatinin mensuplarıdırlar.
Siyasi
cinayetlerde genellikle militan milliyetçi topluluklar içerisinden
tetikçiler belirlenip seçilmesi tesadüfi değildir.
Yahudilerin en kadim yöntemleri olan böl ve yönet
taktiği ancak mikro milliyetçilik ile bölünüp istikrarsızlaştırılan
toplumlarda uygulanabilir. Kendisi de ırkçı bir sözde
din olan Yahudilik yeryüzündeki tüm ırkçı hareketleri
de örgütlemektedir.
Gerek
Hrant Dinkin dile getirdiği görüş ve düşüncelerinin
siyonist komplolara çomak sokacak nitelikte olması, gerekse
suikastında kullanılan tetikçinin milliyetçi tandanslı
olması birer ok işareti şeklinde gerçek failleri göstermektedir.
Sanırım bu tür temiz (!) işlerin MOSSAD mutfağında
pişirilip servis yapıldığını söylemeye
gerek yoktur.
İlginç bir husus da Danıştay saldırısını gerçekleştiren tetikçi ile Hrant Dink suikastını gerçekleştiren tetikçinin aynı odak tarafından yönlendirildiği ortada olmasına rağmen malum çevrelerin birinin eylemini ısrarla başörtüsü ile ilintilendirip Müslümanların başına sarmaya çalışırken; bunu devlete mal etmeye çaba göstermeleridir http://www.el-aziz.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=543 ****** BBPNİN ESRARENGİZ DOKUNULMAZLIĞI
***
Hiç kuşkusuz ki Hrant Dink cinayetini bunca netameli kılan,
arkasında Yahudi parmağı olduğuna dair yönüdür.
Aydoğan Vatandaş Hrant Dink ile son yaptığı
röportaja yayınladığı kitabında yer vermiş.
Hrant Dink, bu röportajda bir korkunç sırrı ifşa
ederek Ermeniler arasında sıkça tekrarlanan bir söz
vardır: Bizim başımıza ne geldiyse
Yahudilerden geldi diye anlatıyor.
Bu, Ermeni soykırım iddiaları konusunda bir
kilit cümledir. Bir de Tehcir olayını
Osmanlı Sarayındaki döner sermayeden ihale alan
Yahudi-Ermeni tüccarların rekabetinin sonucu olduğunu söylüyor.
Hrant Dink işte bu korkunç sırrı bildiği ve bu
dehşet gerçeği fark edip Ermeni toplumunu da bu yönde
aydınlatmaya çalıştığı için
tehlikeli bulundu ve öldürüldü.
Bir suikast olayının arkasında Yahudiler varsa hiçbir
şekilde aydınlatılmasının mümkünatı
yoktur. Çünkü hemen her taşın altından onlar çıkarlar
ve her noktada, her safhada olaya müdahale edip mecrasından
saptırırlar. Sonra da girift bir yumağa dönüştürüp
kördüğüm yaparlar. Hiç kimse de artık gerçekte ne
olduğunu bilip içinden çıkamaz.
Dünyada ve Türkiyede bunun sayılamayacak kadar örnekleri
vardır. Başkan John Kennedy suikastinde olanları, ABD
başta olmak üzere tüm dünya hayretle ve fakat umut kırıcı
bir acziyet içerisinde izledi. Sonuçta bir medya ordusu ve
kameralar önünde işlenen bu suikast aydınlatılamadı.
Sadece herkes bu siyasi cinayetin arkasında Yahudiler olduğunu
anladı, o kadar. Şurası da ilginç: O güne
kadarki bütün ABD başkanları Yahudi iken John Kennedy seçilen
ilk Katolik başkandı.
Turgut Özala da ANAP büyük kongresinde kameralar önünde
suikast girişiminde bulunuldu. Başbakan Özal hafif
yaralı kurtulurken tetikçi sağ ele geçirildi. Buna rağmen
olay aydınlatılamadı. Cumhurbaşkanı iken Çankayadaki
ölümü de bir dizi şüpheli olay sonucu gerçekleşti. Eşi
suikast yapıldığını söylediyse de kimse
aldırmadı.
Kardeşi Korkut Özal Bana ağabeyim suikast girişimini
Erol Simavi planladı dedi diye televizyonlarda açık
açık söyledi yine kimse tınmadı. Sadece bazı köşe
yazarları Korkut Bey çok ayıp! Erol Bey hiç böyle
şey yapar mı? Biz Erol beyi bilmez miyiz? Gözü kapalı
kefil oluruz türünden ucuz bir söylemle iddialar üzerine
şal örtüp geçiştirdiler. Devlet, mason ve Sabetayist
Erol Simavinin ifadesini bile alamadı.
Milliyet Gazetesinin Sabetayist başyazarı olmasının
ötesinde herhangi bir özelliği bilinmeyen Abdi İpekçiye
yapılan suikast 30 yıldır Mısırdaki sağır
sultana kadar 7den 70e herkesin zihnine kazındı.
Bilmeyeni, duymayanı kalmadı. Peki, 12 Mart Muhtırası
sonrası başbakanlık yapan Prof. Nihat Erimin 3
resmi korumasıyla birlikte suikast sonucu öldürülmesi olayı
daha sonra olmasına rağmen bugün niye kimse bilmiyor?
Uğradıkları suikast nedeniyle ülkenin 4. sıradaki
gazetesinin Yahudi başyazarının bunca önemsenmesine
karşın; Başbakanlık yapmış bir bilim
adamı ve yanındaki 3 resmi korumasının bunca önemsenmeyişindeki
yaman çelişkinin oluşturduğu tablo eğer kimseye
bir şey anlatamıyorsa; biz şu kuru ifadelerle ne
anlatabiliriz ki
Hrant Dink cinayetini kimler işlemiş olursa olsun
Bu
suikastın arkasında Yahudi olduğu her haliyle
bellidir. Zaten dört bir yandan başlatılan delil karartma
ve bilgi kirliliği oluşturma çabası cinayetin arkasındaki
korkunç büyük güç hakkında yeterli fikir veriyor.
Hiç kuşkusuz ki bu gerçeği Ermeni Cemaati önderleri
herkesten iyi bilirler. Ama gıklarını çıkartamazlar.
Yahudinin bu gaddar gücünü hep enselerinde hissederler de ondan!
|
|
DİNK CİNAYETİNDE YENİ GELİŞME: BÜTÜN YOLLAR FETHULLAH SİCİLLİ RAMAZAN AKYÜREK'E ÇIKIYOR
10 Mayıs 2007
Hrant
Dink suikastı ile ilgili çarpıcı biligiler ortaya çıkmaya
devam ediyor. Erhan Tuncel ve Yasin Hayal cezaevinden konuşmaya
başladılar. Tuncel ve Hayal'in verdiği ifadeler
Fethullah sicilli İstihbarat Daire Başkanı Ramazan
Akyürek'i işaret ediyor. İşte Yasin Hayal ve Erhan
Tuncel'in ifadelerindeki önemli ayrıntılar. HRANT DİNK CİNAYETİNDE YENİ GELİŞME
FETHULLAH SİCİLLİ İSTİHBARAT DAİRE BAŞKANININ "OPERASYON EKİBİ"
ERHAN TUNCEL, NEDEN İFADE VERMEKTEN VAZGEÇTİ?
ERHAN
TUNCEL'İ TEHDİT ETTİLER Dönemin
Trabzon Emniyet Müdürü, şu andaki İstihbarat daire Başkanı
Ramazan Akyürek ile Erhan Tuncel arasındaki isim ise Erhan
Tuncel'in ifadesinde belirttiği "M.Z isimli emniyetçi".
Tuncel, ifadesinde bu emniyetçinin kendisini muhbir yaptığını
belirtiyor. Hrant Dink'in öldürüldüğü 9 Ocak akşamı
Tuncel'le telefonda görüşen emniyetçi, Tuncel'e şu
soruları soruyor: "Cinayeti sizinkiler mi işledi?
Bana anlattığınız gibi mi oldu? Hani Ogün
teslim olacaktı? Yasin mi yaptı?"... OLAYLAR FETHULLAH SİCİLLİ RAMAZAN AKYÜREK'İ İŞARET EDİYOR
http://ulusalkanal.com.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=4596&Itemid=4 |
|
Dink cinayetinde şok gelişme
09/05/2007
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı,
"devlet sırrı" olduğu gerekçesiyle Dink
suikasti ile ilgili belgelerin Trabzon Emniyeti tarafından imha
edildiğini açıkladı. Hrant Dink cinayeti soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının ve cinayeti önleme konusunda ihmalleri olduğu iddia edilen Trabzon Emniyetinin soruşturma dosyasındaki bazı belgeleri devlet sırrı niteliğinde olduğu gerekçesiyle imha ettiği ortaya çıktı. Dink ailesinin avukatları, belge imha etmenin suç olduğunu belirterek sorumlular hakkında suç duyurusunda bulanabileceklerini açıkladı. Dink
suikasti ile ilgili soruşturmayı yürüten terör suçlarına
bakmakla özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcıları
Fikret Seçen ve Selim Berna Altay hazırladıkları
iddianamede çok önemli bir ayrıntıya yer verdiler. İddianamenin
hukuki vasıflandırma başlıklı 6. bölümünde
sanıkların içinde oldukları yapılanmanın
terör örgütü olduğu savunulduktan sonra şu çarpıcı
ifade yer aldı:
http://www.hurriyet.com.tr/ucuncusayfa/6484185.asp?gid=205 *** HRANT DİNK DAVASINDA 'Devlet sırrı kayıtları'na imha!
07/05/2007
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesi olayına ilişkin davanın ilk duruşmasının 2 Temmuz 2007'de yapılmasını 'basına kapalı' olarak kararlaştırdı. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, iddianamenin kabulünün ardından tensip tutanağını hazırladı. Mahkemenin savcıların itirazı üzerine kabul ettiği iddianamede ise soruşturma sırasında elde edilen bazı delillerden devlet sırrı çıktığı, bu delillerin savcılık tarafından imha edildiği kaydedildi. İDDİANAMEDEKİ İTİRAF: İMHA ETTİK
İDEOLOJİK AMAÇ TESPİTİ YAPILDI
İddianamede, Erhan Tuncel'in 'Hrant Dink'in öldürülmesine azmettirmek' suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması isteniyor. Tuncel için ayrıca 'silahlı terör örgütünün yöneticisi olmak', 'patlayıcı madde imal etmek', 'patlayıcı madde atmak', 'mala zarar vermek' ve '6 kişinin yaralanmasına neden olmak' suçlarından da 22.5 ile 48 yıl arasında hapis cezası isteniyor. Yasin Hayal'in de 'Hrant Dink'i öldürmeye azmettirmek' suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılması talep edilen iddianamede, O.S. için de 'Hrant Dink'i öldürmek' suçundan, yaşının 18'den küçük olduğu da dikkate alınarak 18 ile 24 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması isteniyor. Nedir bu devlet sırrı?
AVUKAT ERDAL DOĞAN: Belki de en önemli delildi
http://www.birgun.net/bolum-56-haber-40838.html *** Dink cinayetinde şok gelişme
Kemal GÖKTAŞ 09.05.2007 Savcılık: "Devletin güvenliğine ilişkin belgeler Trabzon Emniyetince imha edilmiştir"
Hrant
Dink cinayeti soruşturmasını yürüten İstanbul
Cumhuriyet Başsavcılığının ve
cinayeti önleme konusunda ihmalleri olduğu iddia edilen Trabzon
Emniyetinin soruşturma dosyasındaki bazı belgeleri
devlet sırrı niteliğinde olduğu gerekçesiyle
imha ettiği ortaya çıktı. Dink ailesinin avukatları,
belge imha etmenin suç olduğunu belirterek sorumlular hakkında
suç duyurusunda bulanabileceklerini açıkladı. Dink
suikasti ile ilgili soruşturmayı yürüten terör suçlarına
bakmakla özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcıları
Fikret Seçen ve Selim Berna Altay hazırladıkları
iddianamede çok önemli bir ayrıntıya yer verdiler. İddianamenin
hukuki vasıflandırma başlıklı 6. bölümünde
sanıkların içinde oldukları yapılanmanın
terör örgütü olduğu savunulduktan sonra şu çarpıcı
ifade yer aldı:
http://www.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=haberdetay&tarih=09.05.2007&Newsid=118807&Categoryid=1 ***
Oğuz KAYI'nın notu: Cinayetin/komplonun üstü kapatıldı!!!
|
|
|
|
HANS AIBERG'E UYGULANAN CIRKIN KOMPLONUN GENEL GOSTERIMI |
|
|
|
SUİKASTLERDE MÜTHİŞ GELİŞME
Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Müdürlüğü ile ABD Hava Kuvvetleri İstihbarat Dairesi'nin ortak yürüttüğü soruşturmada, ABD'nin Irak'a gönderdiği silahların büyük bölümünün kayıt dışı olarak kullanıldığı belirlendi.
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6001038&tarih=2007-02-22 |
|
Emniyetteki örgütün adı: F (Fethullah) tipi Yöneten: Ramazan Akyürek Adil Serdar Saçan Aydınlık, 28 Mayıs 2006
Danıştaya yapılan saldırı
sonrası yaşanan kamuoyunu yönlendirme faaliyetini
emniyet içindeki Fethullahçı yapılanma örgütledi. Bu örgütlenmenin
başında Emniyet İstihbarat Daire Başkanı
Ramazan Akyürek bulunuyor.
Telefon görüşmemizde Danıştay
saldırısı sonrası yaşanan gelişmeleri
Emniyet içindeki Fethullahçı yuvalanmanın organize ettiğini
söylediniz. Bu örgütlenmeyi ve bu olay içindeki rolünü anlatır
mısınız? Polis Kolejine 1978 yılında
girdim. Birden Işık Evlerini buldum karşımda. Bu
yıllar Polis Kolejinin bu örgüt tarafından ele geçirilme
dönemidir. Polis Akademisinden o dönem mezun ilk komiser yardımcıları
-seçilmiş bir grup Polis Kolejine gelmişti. Şimdi
kolejdeki örgütlenmeyi yapan bu kişilerin hepsi şu anda
emniyet müdürü. Bunlardan birisi de şu anki İstihbarat
Daire Başkanı Ramazan Akyürek.
Emniyet Genel Müdürü, Danıştaya
saldırı olayının arkasında, adı belli
olmayan bir örgütün varlığından bahsediyor? Ben F Tipi örgütten bahsediyorum. İstihbarat
Dairesi, Terör Dairesi, Kaçakçılık Dairesi ve Eğitim
Dairesinde örgütlenmiş durumdalar ve illerin istihbarat teşkilatları
bunların elinde. Teknik dinleme yapan polis birimleri tamamen
bunların elinde. Dinlemeyi polis mi yapıyor, yoksa polis üniforması
giymiş F tipi adam mı yapıyor? Bunu merak eden savcı
varsa ben onları isim isim veririm.
Daha enteresan bir şey. Rektör Aşkının avukatı (TBB eski başkanı Teoman Evren-Aydınlıkın notu) Ankarada, şimdiki Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özokla birlikte aynı büroyu kullanıyor. Bu büroya giriliyor, talan ediliyor. Bu da yüksek teknik kullanabilecek kişiler tarafından yapılabilecek bir arama. Ondan sonra da Şemdinli olayı meydana geliyor. Burada da askere kurşun sıkılıyor. Herkes bu savcı yetkisini aştı falan filan dedi. Peki bu savcı kim? Son olayda Muzaffer Tekinin dedesine kadar araştırıyorsun. Bu savcıyı araştırdılar mı? Bu savcı ışık evlerine hiç gitmiş mi acaba? Şemdinlide bir güç gösterisi var. TSKnın en üst düzeydeki paşası çetecilikle suçlanıyor. Bu güce kim sahip Türkiyede.
SAÇAN: Somut olay şu. Cumhuriyet Gazetesi
üç defa bombalandı. Birinci bombalamada, tamam, polis olarak bu
eylemi yersiniz. İkinciyi yemezsin, gazetenin önünde tedbirini alırsın.
Bu olay örneğin Zaman Gazetesine olsaydı, ikinci eylem yapılabilir
miydi? İddia ediyorum yapılamazdı. Neden oraya bir izleme
aracı atmıyorsunuz. Üçüncüyü de attılar. Ekipler
orada duruyor, adamlar yürüyüp gitti. Aynı adamlar Danıştayda
Cumhuriyetin hâkimini katletti. Ondan sonra polis çıkıp
biz başarılıyız diyor. Aynı yerde üç
olay oluyorsa bir kere bu görevlilerin yakasından tutacaksın.
Hiç soruşturma açıldı mı bunlar hakkında?
Aksine ödüller veriliyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının
bu konuda soruşturma açması lazım. En azından görevi
ihmal var burada. Ondan sonra Ankara adamı yakalayınca
İstanbul polisi, Ben bu adamları vermem, bu adamlar
Cumhuriyet Gazetesine bomba attı diyor. Ankaradaki eylem
olmasaydı sen yakalayamıyordun ki bunu. Bence o adam oraya
yakalanmak için gitti zaten. Bu ya görevi ihmaldir, ya da acemilik
sebebiyle ölüme sebebiyettir. Bir komplo varsa komplo buradan başlıyor. AYDINLIK: Komplo, Fethullahçı
yuvalanmadan sağlanan imkânlarla mı yapılıyor? SAÇAN: Tabii tabii. İstihbarat dairesi,
kaçakçılık dairesi. Dikkat edin hepsi tekniğe dayalı.
Telefon görüşmeleri... Eraslan Özkaya telefonla görüşmüş,
bir avukatın bürosunda Nuh Mete Yükselle ilgili kaset çekiliyor.
Planlı...
SAÇAN: Basın ne veriliyorsa onu yazıyor.
O merkez aynı zamanda bu işin psikolojik harekâtını
da yapıyor. Onlar ne verirse basın da onu yazıyor. AYDINLIK: Tüm bunları kim planlıyor? SAÇAN: Şemdinli olayıyla bu iki olaya baktığınızda bu olaydan zarar görenlerden biri kabul etsek de etmesek de hükümet. İkincisi, ulusalcı olan bir yargıç öldü, ulusalcı olan bir grup zarar gördü. Bir de askere bağladılar işi. Bu iki gücü İstediğim an kafa kafaya tokuştururum diyen üçüncü bir güç çıkıyor ortaya. Bu üçüncü gücü destekleyen yer neresi? Biraz evvel bahsettiğim devlete sızmış olan, biz X imamına bağlıyız diyen grup. Bunlar taşeron. Planlayan kim peki? İran meselesinde hem hükümet hem ordu bir merkezin verdiği işi yapmadılar veya geciktiriyorlar. Devletin belirli kademeleri ele geçirilmiş. Bu örgütün başı, bir başka ülkenin istihbarat servisi ne derse onu yapıyor. O ülke, o örgüt vasıtasıyla bizim ülkemize operasyon yapıyor. Burada hem hükümete operasyon yapılıyor, hem de bize yani ulusalcı güçlere
http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=149 |
|
İsim isim Danıştay saldırısı tertibini hazırlayan üst düzey emniyet görevlileri İP Genel Başkan Yrd. Turan Özlü ve E.Tuğgeneral Servet Cömert
İşçi Partisi Genel Başkan
yardımcısı Turan Özlü, bugün (27 Mayıs 2006)
İstanbul İl Merkezinde bir basın toplantısı düzenledi.
Özlü, Danıştay saldırısıyla ilgili olarak,
Başbakan Erdoğan ve Mehmet Ali Şahinin yönlendirmesiyle
tertibi hazırlayan ve psikolojik savaşı yürüten
Emniyet içindeki üst düzey görevlileri isim isim açıkladı.
http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=144 |
Hüseyin Adıgüzel *** Emniyet içindeki Fethullahçı yapılanma Daha Danıştay olayının perde arkasını bırakın, perde önü bile aydınlanmadan, ortalık toz duman içindeyken emniyet içindeki Fethullahçı yapılanma, basına, hem de hiç olmayacak şekilde, evlere servis yaparak bir çetenin daha çökertildiğini açıkladı. Atabeyler çetesi mensupları olarak üçü emekli asker, sekiz kişi basının önüne çıkarıldı. Emniyet Genel Müdürlüğü sözcüsü İsmail Çalışkan, 2 Haziran günü düzenlediği basın toplantısında, bir gazetecinin operasyon ile ilgili bir sorusuna Bu operasyon, Genelkurmay Başkanlığı ile ortaklaşa gerçekleştirilmiştir dedi. Fakat, 3 Haziran günü Genelkurmay Başkanlığı, televizyonlardan yayınlanan yazılı bir açıklama ile, operasyondan haberlerinin olmadığını, bütün gelişmeleri ertesi günkü gazetelerden öğrendiklerini, kamuoyuna duyurdu. Yani, sağ elin, sol elden haberi yoktu. Bu nasıl iş demeyin. Bu işte öyle bir iş! En üst düzey emniyet yetkilisinin açıklaması ile, operasyonun içinde gösterilen Genelkurmay Başkanlığı, operasyonun bırakın içinde olmayı, haberlerinin bile olmadığını açıklıyor. Yani operasyon, emniyet güçleri tarafından yapılmıştır, askeri kanadın bundan haberi yoktur. Peki öyle ise neden emniyet üst düzey yöneticisi böyle bir açıklama yapma gereğini duymuştur? Çünkü, gözaltına alınanların içinde ordu mensupları da vardı. Onların göz altına alınmalarından Genelkurmay Başkanlığının haberinin olması yasa gereği idi. O da, orada zevahiri kurtarmak için böyle bir açıklama yaptı, diye düşünüyorum. Neyse, burası bizi pek ilgilendirmiyor. Bu hesabı aralarında görürler. Emniyetteki Fethullahçı grup Orduyu kendisine engel görüyor Şimdi gelelim sorunun temeline... Sorun emniyetin açıklamalarının doğru olmadığındadır. Emniyet, Şemdinli olaylarından beri, tüm olayların içinde Ordunun, yani TSKnın faal olarak rol aldığını gösterme çabasındadır. Burada, Türk Silahlı Kuvvetlerini kendisine anayasa ile verilmiş bulunan devleti ve milleti koruma ve kollama görevini yapamaz hale getirmek başat amaçtır. Emniyetin bundan çıkarı nedir? Emniyetin bundan hiçbir çıkarı yoktur. Fakat, hükümete büyük destek veren Fethullah Hoca grubu, emniyetin içerisinde güçlü bir yapılanmaya sahiptir. Bu grup, siyasi iktidarın tercihi ile o mevkilere getirilmiştir. Siyasi iktidarın işlevini sürdürebilmesi için, bu grup vasıtasıyla, Ordunun millet nezdinde olan prestiji aşağıya çekilmek istenmektedir. Siyasi iktidarın ve Fethullahçı grubun, kafalarının içindekileri gerçekleştirmelerine en büyük engel olarak Orduyu görmeleri, onları bu yönde çalışmaya mecbur etmektedir. Ordu pasifize edilirse ki, Avrupa Birliği rüyası da bu süreç içinde değerlendirilmelidir, o zaman, dikensiz gül bahçesi içinde rahatça çalışabileceklerdir. Bu yüzden emniyet içindeki Fethullahçı grup ve siyasi iktidar, Şemdinliden bu yana oluşan bütün olayların sorumluluğunu, Silahlı Kuvvetlere ve ulusalcı güçlere yıkma uğraşının içindedir. Bu olayların tümü, siyasi iktidar, emniyet içindeki Fethullahçı grup, PKK, AB ve ABDnin tertibidir. Çünkü; ülkemizin ve dünyanın içinde yaşadığı siyasi şartlar, önümüzdeki bir yılı, Türkiyenin bugün ve yarınki kaderinin belirleneceği bir yıl haline sokmuştur. Ülke içinde, özellikle tırmandırılan gerilim ortamı içerisinde AKP, üç önemli seçimi atlatmanın telaşını yaşamaktadır. Ülke dışında, yaklaşan İran operasyonu ve ABnin reformların yavaşladığı uyarıları, AKPyi zor duruma sokmuştur. AKP Büyükanıt Paşayı neden istemiyor Üç önemli seçimden söz ettik: 30 Ağustosta yapılacak Genel Kurmay Başkanlığı ve Nisan 2007de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile 2007 Kasımında yapılacak parlamento seçimleri AKPyi tam anlamıyla köşeye sıkıştırmış durumdadır. Genel Kurmay Başkanlığına Yaşar Büyükanıtın getirilmesi, PKK ile olan mücadelede, ipin ucunun Ordunun eline geçmesi demektir. Bu durum, PKKyı yok etmeye yönelik büyük bir temizlik harekatını da beraberinde getirecektir. Doğal olarak bu harekat, AKPnin hem zemin, hem de prestij kaybına uğramasına sebep olacaktır. Öyle ise ilk etapta, Yaşar Büyükanıtın Genel Kurmay Başkanı olması önlenmelidir. Yaşar Büyükanıtın Genel Kurmay Başkanı olması ile başlayacak PKK temizlik süreci ile, AKPnin ABD desteği de sona erecektir. Bu oluşum, daha sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi ile, genel seçimleri de derinden etkileyebilecek bir oluşumdur. Bunun önlenmesi için, Ordunun yıpratılması, pasifize edilmesi gerekir. Pasifize edilen ve yıpratılan bir Ordu, hükümetin atayacağı Genel Kurmay Başkanına ses çıkaramaz, tepki koyamaz. Düşünülen operas yon için genelde emniyet içindeki Fethullahçı kanat kullanılmakta ve bütün olaylar, hükümetin bilgisi dahilinde, o kanatın eli ile tertip edilmektedir. Bu arada günden güne tırmanan AKP- Ordu gerilimine de dikkatinizi çekmek isterim. Danıştaydaki cenaze töreni sırasında, halkın ortaya koyduğu tepkiyi olumlu bulan Genel Kurmay Başkanı Sadece bu olayda değil, daha başka olaylarda da bu tepkiyi görmeyi dilerim deyince, Başbakan sert bir çıkış yapmış, Genel Kurmay Başkanını emekliye sevk etmeyi bile ima etmişti. Fakat, burada Cumhurbaşkanı Sezerin tavrı önem kazandığından, onun laiklik yanı tavırlarından ürktüğü için öncelikle Sezeri yalnız bırakmayı düşünerek köşesine çekilmeye zorlamaktadır. ***
http://www.turksolu.org/109/adiguzel109.htm |
|
BİR ÇETE ARANIYOR Milli Çözüm Dergisi Yazar Erdoğan PİŞKİN
"Küresel çete"ye (Siyonist sermaye hakimiyetine) teslim olmuş AKP iktidarı, Danıştay saldırısının arkasından aradığı çeteyi bir türlü bulamıyor!... Her şeyi yüzüne gözüne bulaştırıyor. AKP'nin bu alık tavırları Hz. Mevlana'nın nefsi emareye işaret ederek: "Düşman kendi odasında ve hanımının koynunda bulunuyor. Zavallı ahmak, silahını almış, dışarıda ve bahçe kapısında düşman arıyor!" benzetmesini hatırlatıyor. Başbakanın bilgiçlik edasıyla açıkladığı gibi, Danıştay'a yapılan saldırının arkasından bir ihanet çetesi çıktı. Ama bir gün bile geçmeden bu çetenin çatısı yıkıldı. Başbakanın kehaneti çıkmıştı ama ortada küçük bir soru işareti kalmıştı! Çete neredeydi? Lideri kimdi? Gözler tabii hemen Emniyet'te sorgulanan eski subay Muzaffer Tekin'e çevrilmişti. Basın kullanılmış, Muzaffer Tekin bir kuşku yumağı ve çete lideri kisvesine sokulmuştu. Birtakım fotoğraflarla işin ucu emekli subaylara ve orduya uzatılmıştı... Lider bulunmuştu! Ama bu liderin Danıştay baskınıyla ilgisi kurulamıyordu. Tekin 4 gün Emniyet'te tutuldu. Gazetelere birtakım fotoğraflar dağıtılarak kafalar karıştırıldı. Sonunda beklenen oldu. Tekin serbest bırakıldı. Danıştay baskınını saptırmak ve azmettirici koltuğuna bir "ulusalcı çete" oturtmak girişimi şimdilik başarılı olmadı. Oysa bu yolda nasıl da yoğun çaba harcanmıştı. Örneğin Hürriyet'te Saygı Öztürk şu haberi yapmıştı: "Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'ndeki sorguda Alparslan Arslan'a örgüt şeması' gösterildi. İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, bazı emekli subayların da isimlerinin, fotoğraflarının yer aldığı şema hakkında Arslan'a, Bunlardan hangisiyle berabersin?' sorusunu yöneltti. Fotoğrafları inceleyen Arslan, Hiçbiriyle beraber değilim. Eyleme kendim karar verdim' karşılığını verdi... "Eylemi Müslüman Türk gencinin refleksiyle yaptım" şeklinde yanıtladı. Vuran da fethullahçı, sorgulayan da! Nasıl oluyor? Danıştay saldırısını sorgulayan Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'in Fethullahcılık sicili bulunduğu biliniyor. Saldırının tetikçisi Alparslan Aslan'ın ailesinin Fethullahçı olduğu söyleniyor. Ayrıca, mezun olduğu Marmara Hukuk Fakültesi'nden Arslan'ı tanıyanlar da onun Fethullahçı olduğunu anlatıyor. Bu durum Danıştay saldırısının ilginç bir yönünü ortaya koyuyor. Saldırıyı gerçekleştiren tetikçi Fethullahçı. Saldırıyı sorgulayan ve aslında tertibin merkezinde olduğu anlaşılan Emniyet İstihbaratı'nın başı da Fethullahçı.
Fethullahçı Yapılanma Organize Suç Örgütü Gibi Çalışıyor
Şu anda Danıştay'a saldırıyı araştıran polis ekibi, bir soruşturma ekibi olarak değil, soruşturmayı karartma ve saptırma ekibi olarak faaliyet yürütmektedir. Bu ekip, suça azmettiren merkezlerin üzerini örtmeye, böylece suçun aslî faillerini gizlemeye çalıştığı için, suça ortak olmuştur. Soruşturma ekibinin kendisi bir tertip ekibine dönüşmüştür ve suçlu konumundadır. Bu ekip, Alparslan Arslan'ın işlediği suça iştirakin ötesinde yeni suçlar da işlemektedir. Suçu emperyalizme karşı mücadele eden ulusal güçlerin üzerine yıkmak için yalan haber imal etmekte ve basına servis yapmaktadır. Soruşturma ekibi, kamuoyunu, suçun merkezinde bulunan ABD'nin ve Cumhuriyet yıkıcısı iktidar sahiplerinin çıkarları doğrultusunda yönlendirerek aynı zamanda Cumhuriyete, vatana ve millete karşı ağır suçların içine batmaktadır. Bu ekip, Fethullah cemaati üzerinden SüperNATO bağlantılıdır. Dolayısıyla Danıştay yargıçlarına kurşun sıkanlar ile suçu sözümona araştıranlar, aynı merkezden yönetilmektedirler. Yani polis açıklamalarındaki ifadesiyle "Organize suç örgütü." ABD'nin Derin Devleti faaliyettedir ve Türkiye'nin söylendiği gibi bir Derin Devleti yoktur. Soruşturmanın başında fethullah sicilli daire başkanı bulunuyor! İşte bir sicil raporu: "Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullahcılara) yakın. Dikkat edilmelidir" Rapor, 2001 yılında İstanbul Valisi Erol Çakır tarafından el yazısıyla yazılmış ve imzalanmıştır. Bu sicil rapor, 59983 sicil numaralı Emniyet istihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek hakkındadır. Sicil raporu öyle kasalarda falan değil, Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi dosyalarında..! Sicil Amiri öyle sıradan bir şef veya müdür değil, İstanbul Valisi Ramazan Akyürek'in "Emniyetteki hizipleşmenin içinde" bulunduğu, yani örgütlü olduğu, görev sorumluluğu taşıyan Cumhuriyet valisince sicile yazılmış ve imzalanmış. Sicilinde Ramazan Akyürek'in örgütü de saptanmış: "irticai akımdan" ve parantez içinde (Fethullah) diye adı belirtilmiş. Ve "dikkat edilmelidir" notu düşülmüş. Anlaşılan sicildeki bu "dikkat edilmeli" notu, Ramazan Akyürek'i, Emniyet istihbarat Daire Başkanlığı'na yükseltmiş. Dikkat edilmesi gereken adam, şimdi herkese dikkat eden makamda. Ve "dikkat edilmesi" gereken Fethullah sicilli daire başkanı, Danıştay cinayeti soruşturmasını yönlendiriyor. "Dikkat edilmesi" gereken Fethullah sicilliye, Türk Emniyeti'nin istihbarat dairesi, yani beyni teslim ediliyor." Soruyoruz: "Fethullahçı" emniyet yetkilileri Danıştay cinayetini ne kadar ciddi araştırıyor? Emniyet istihbaratının Muzaffer Tekin fotoğrafları üzerinden kamuoyuna yapılan servis sürerken; Danıştay saldırısının arkasında iki ana odağa doğru gidiliyor: Bir tarafta Fethullahçı olarak adlandırılan odakların, Öbür tarafta Masonik yapıların ve MOSSAD bağlantılarının pis kokuları yayılıyor! Danıştaydaki saldırı öncesinde bozulacağı tutan kameralar ve kayıt sistemi ile ilgili Oyak Güvenlik'in apaçık teknik bir yalan söylemesi de ayrı bir anlam taşıyor. Bu anlamı güçlendiren somut done ise; Soruşturmayı yürüten Emniyet ekibinin bizzat merkezinde yer alıyor.
Sonra da emniyet orada da durmayıp; Danıştay'ın iptal ettiği liman ihalelerinden, enerji ve özelleştirme ihalelerine kadar birçok davanın dökümünü yapıp; bu iptallerle önleri kesilen küresel ve yerli baronların kesişme noktasında: Fethullah'a yakın sermaye odaklarıyla, masonik sermaye odaklarının olduğunu tespit edebilir! Zaman Gazetesinde yer alan; "Muzaffer Tekin'in Rus sevgilisi olduğu" yolundaki çarpıtmalar bile aleyhinize dönebilir! Böylece Danıştay cinayeti sadece Türkiye'deki değil, diğer ülkelerdeki melun çeteleri temizlemek için de bir vesile olabilir. AKP'nin iktidar olduğu gün, derhal görevden aldığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi Müdürü Dr. Adil Serdar Saçan, Emniyet içerisindeki Fethullahçı örgütlenmeyi 1978 yılında Polis Kolejinden itibaren takip ettiğini söylüyor. Geçen ay "Birharf Yayıncılık" tarafından yayımlanan "Küresel ve Yerel Mafia Kıskacındaki Türkiye" isimli kitabında, "polis teşkilatındaki F tipi" olarak adlandırdığı Fethullahçı örgütlenmeyi, somut olaylarla anlatıyor. Faaliyetleri Yasal Zemine Dayanmıyor 4422 sayılı yasada yapılan değişikliklerden sonra, günümüzde polis teşkilatınca "teknik takip" yapılmasının yasal zemininin belli olmadığına dikkat çeken "eski" polis müdürü Saçan, bu tespitinden hareketle; "her türlü teknik takip ve izleme" işlerinin bütünüyle "F tipi örgüt" tarafından yürütüldüğünü söylüyor. Saçan'a göre; "F tipi örgüt, bu ayrıcalığı elinde bulundurduğu için, teşkilat içerisinde dokunulmaz hale geldi, iktidar, bir kişiyi ya da kurumu hedef aldığında, F tipi örgüt de iktidarın amacına uygun malzeme üretimine başlıyor. Uzağa gitmeye gerek yok. Bu yılın olaylarını hatırlayın: Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörünün tutuklanması, Şemdinli iddianamesinde Kara Kuvvetleri Komutanına çamur atılması ve son olarak Danıştay'a saldırı olayında soruşturmanın saptırılması söylediklerimin kanıtıdır" diyor. Takvime bakmak yeterli Dr. Adil Serdar Saçan'ın saptamalarını doğrulayan çok sayıda olay var. Dergimizin kapak dosyasının "kahraman"ı ve Fethullahçılığı mahkemeden tescilli Ramazan Akyürek'e, AKP'nin iktidara gelmesinden sonra, Emniyet'in İstihbarat Daire Başkanlığı'na atanma sözü verilmiş. Bunun belgesi de Trabzon'da yerel bir gazetede (Taka Gazetesi'nin 6 Haziran 2005 tarihli nüshasında) yayımlanmış. Fethullahçı Akyürek konusunda dikkat çeken ikinci nokta, Cumhuriyet Gazetesi'ne ilk bomba atıldığı sırada, 5 Mayıs 2006 günü; Akyürek'in "tayin kararnamesi"nin hazırlanmış olması. Üçüncü nokta ise tayin kararnamesinin çıkması ile; Alparslan Aslan'ın Danıştay'a silahlı saldırısını yaptığı tarih arasında 9 gün gibi kısa bir süre olması. SüperNATO'nun Taşeronları! Aydınlık'a başka bir kaynaktan ulaşan bilgi ise, Alpaslan Aslan'ın, 5-6 yıldır; AKP'ye çok yakın bir kişinin himayesinde olduğuna ilişkin. Bu ilişki polis tarafından bilindiği halde, Akyürek'in ve SüperNATO'nun taşeronluğunu da üstlenen emniyet içerisindeki Fethullahçı örgütün, asker kesim ile bağlantı iddialarını sürekli gündemde tutması, medya sayesinde sağlanıyor. Medyanın, saptırma çabalarını yoğun biçimde desteklemesinin arkasında, emniyet içerisindeki bu örgütün, "teknik takip ve dinleme" faaliyetlerini elinde tutmasının büyük rolü olduğu da akla geliyor. Milli Güvenlik Kurulunu da Basarlar mı? Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 12 Nisan 2006 günü, Harp Akademileri Komutanlığında yaptığı konuşmada, "irticai kadrolaşma"ya önemle vurgu yapmış ve AKP'yi uyarmıştı. Bu uyarıya karşı Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, adeta "alaycı" bir üslupla "Cumhurbaşkanı, buna ilişkin belgeleri bize gönderirse, gereğini yaparız" demişti. Acaba, Dr. Adil Serdar Saçan'ın (gerek görüşmemizde, gerekse "Küresel ve Yerel Mafia Kıskacındaki Türkiye" isimli kitabında somut olaylara dayanarak) işaret ettiği, SüperNATO'nun taşeronluğunu yapan "F tipi" örgüt, yasal mı görülüyor? Bu "irticai-haçlı" örgütlenmelerin dağıtılması için, A. Serdar Saçan'ın değindiği gibi, Milli Güvenlik Kurulu'nun baskına uğratılması "falan" mı bekleniyor?
http://www.millicozum.com/content/view/77/ |
|
Ramazan Akyürekin Fethullah sicili Mahkeme kararıyla belgeli İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek
Zaman gazetesinde dün çıkan Eski vali Erol Çakır,
Perinçeki yalanladı başlıklı haberin yalan
olduğu mahkeme kararıyla belgelidir. Emniyet Genel Müdürlüğü
İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek hakkında
Vali Erol Çakırın kendi elyazısıyla işlediği
sicilin belgesi, yalnız İstanbul Valiliği Arşivinde
değil, Ankara Asliye 24. Hukuk Mahkemesinde görülmüş
olan 2001/919 Esas, 2003/82 sayılı dosyada da bulunmaktadır.
Mahkeme, bu belgeye dayanarak verdiği 17.12.2003 tarihli kararında,
İstanbul Valisi Erol Çakırın 2001 yılında,
Ramazan Akyürek hakkında şu sicili yazdığını
saptıyor: "Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara
(Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir
http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=175 |
|
Hrant Dink suikastını Emniyet içine yuvalanmış Fethullahçı çetenin tertiplediği ortaya çıkmıştır. 04
ŞUBAT 2007
http://www.doguperincek.gen.tr/ |
|
''Dink cinayetinin arkasında Gülen var''
İşçi Partisi lideri Perinçek'e göre Dink cinayetinde Fethullah Gülen'in de parmağı var.. 31 Ocak 2007 Türkiye Hrant Dink cinayetinin arkasında olan isimleri
merak ederken, İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek'ten
bomba gibi bir iddia geldi. Hrant Dink cinayetinin kilit ismi olduğu iddiasıyla
Trabzon'da gözaltına alınarak İstanbul'a getirilen
Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisi Erhan Tuncel'in
Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürekin
elemanı olduğu ortaya çıktı. Emniyet Genel Müdürlüğü
de bu gerçeği doğruladı. Emniyet İstihbarat
Daire Başkanı Ramazan Akyürekin Trabzonda Emniyet Müdürü
iken kurduğu ekip, haber elemanları perdesi altında,
bir operasyon ekibi, başka deyişle tetikçi timidir. Ramazan Akyürekin Haber elemanları timinin
Trabzonda gerçekleştirdiği işler, ABDnin Büyük
Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiyede etnik ve dinsel
çatışma zemini hazırlamaya yönelik bir dizi
tertiptir. ABD merkezli psikolojik savaş, Trabzonu hedef aldı.
Savaştır bu! Trabzon, vatanseverliğin kalesidir ve
İran dahil bütün bölgenin önemli bir limanıdır.
Bu nedenle ABDnin hedefleri arasındadır. Erhan Tuncelin ifadeleri, Trabzon diye şifrelenen
olayların arkasında Eski Emniyet Müdürü ve şimdiki
Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürekin
bulunduğunu kanıtlayacak değerde önbilgiler içermektedir.
Erhan Tuncel, ifadesinde Trabzon'da McDonald's önüne patlayan
bombayı bizzat kendisinin yaptığını ve
eylemde gözcü olduğunu ve bombalama olayından sonra, o
zaman Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek'in önerisiyle
"haber elemanı" olduğunu belirtmektedir. Erhan
Tuncelin Ramazan Akyürek tarafından bombalama olayından
önce denetim altına alındığı ve suçu işlemeye
yönelttiği apaçık ortadır. Tuncelin Ramazan Akyürekle
anlaşması yakalandıktan sonra değil, eylemden öncedir.
Bombalama, örgütlenmiş elemanlara yaptırılmıştır.
Aynı bombalamada suç işleyen Yasin Hayal de, on ay
hapisle kurtarılmış ve üç ay hastanede tatil yaptırılmıştır. Hrant Dink suikastinde rol alanlar, apaçık ortadadır
ki, Ramazan Akyürekin denetimi altındadır. Hrant
Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'ın azmettiricisi
olduğu iddia edilen Yasin Hayal, ifadesinde, 2004 yılı
içinde Trabzon'da Erhan Tuncel ile tanıştığını,
Tuncel'in üç öğrenci arkadaşıyla bir bekâr evinde
kaldığını, sürekli bu eve gidip geldiğini
ve evde Seyfi isimli arkadaşının bilgisayarında
film seyrettiklerini, düşünsel olarak ondan etkilendiğini
söyledi. Ekip, en başından denetim altındadır
ve yönlendirilmektedir. Suç, daha önceki örneklerde olduğu
gibi, bu operasyon elemanlarına işletilecek ve suçun
merkezindeki örgüt perdelenecektir. Fethullahçı ekibin uyguladığı senaryo, Ogün
Samastın Samsunda Jandarmanın eline geçmesiyle
bozulmuştur. Ogün Samastın askeriyeye verdiği
ifade, operasyon ekibinde ikinci bir tetikçinin bulunduğunu ve
Ramazan Akyürekin konumunu açığa çıkarmıştır. Erhan Tuncel, anlatımında Hrant Dink suikastını
bağlı bulunduğu istihbarat görevlilerine çok önceden
bildirdiğini söylemektedir. Bu bilginin 17 kez verildiği
gazetelere yansımıştır. Ramazan Akyürek, Hrant
Dink suikastinin hazırlandığını hem Trabzon
Emniyet Müdürü olarak, hem de Emniyet Genel Müdürlüğü
İstihbarat Dairesi Başkanı olarak bilmektedir. Danıştay
suikastinin de Emniyet istihbaratınca önceden bilindiği
hatırlanacak olursa, suikastler Fethullahçı ekibin
bilgisiyle yapılmaktadır. Emniyet yöneticisi, sıradan
bir ihbarcı değildir; suçu önlemekle görevlidir. Bu
olayda suçu önlemenin de ötesinde suç işlenmesine izin
verildiği görülmektedir. Bilgiye sahip olup da suça yol
veren emniyet yöneticileri, suça iştirak etmişlerdir. Bu
olgular, bir ihmalin belirtisi değil, fakat suça iştirakin
ciddi kanıtıdır. O nedenle Emniyet Müfettişlerinin
görev ihmali saptaması, aslında suça iştiraki
örtbas etmek anlamını taşımaktadır. 25 Mayıs 2006 günü İP İstanbul İl
Merkezinde bir basın toplantısı düzenleyerek, Danıştay
soruşturmasını saptıranların başında
Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürekin
olduğunu açıklamıştım: Şu anda Danıştaya
saldırıyı araştıran polis ekibi, bir soruşturma
ekibi olarak değil, soruşturmayı karartma ve saptırma
ekibi olarak faaliyet yürütmektedir. (
) Soruşturma
ekibinin kendisi bir tertip ekibine dönüşmüştür ve suçlu
konumundadır. Bu ekip, Alparslan Arslanın işlediği
suça iştirakin ötesinde yeni suçlar da işlemektedir. Suçu
emperyalizme karşı mücadele eden ulusal güçlerin üzerine
yıkmak için yalan haber imal etmekte ve basına servis
yapmaktadır. (
) Bu ekip, Fethullah cemaati üzerinden SüperNATO
bağlantılıdır. Dolayısıyla Danıştay
yargıçlarına kurşun sıkanlar ile suçu sözümona
araştıranlar, aynı merkezden yönetilmektedirler.
ABDnin Derin Devleti faaliyettedir ve Türkiyenin söylendiği
gibi bir Derin Devleti yoktur. Danıştay suikastı
yargılamaları sırasında ortaya saçılan
yeni olgular, bu saptamayı daha da güçlendirmiştir.
Ramazan Akyürek, Danıştay suikasti soruşturmasını
tıkamış ve suikast planlandığı üzere
bir kişinin üzerinde kalmıştır. Arkadaki örgüt
gizlenmiştir. Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek
hakkında 2001 yılında İstanbul Valisi Erol Çakırın
bizzat elyazısıyla yazdığı ve imzaladığı
sicilde şu saptama bulunmaktadır: "Emniyetteki
hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın.
Dikkat edilmelidir. Valinin engin bir öngörüyle devletten
dikkat edilmesini istediği görevli, bütün millete dikkat
eden makama oturtulmuş, Türk Emniyetinin istihbarat dairesi,
yani beyni dikkat edilmesi gereken adama teslim edilmiştir.
Dikkat edilmesi gereken Fethullah sicilli, önce Danıştay
cinayeti soruşturmasını yönlendirmiş ve ve
şimdi de Hrant Dink suikastindeki rolüyle kamuoyunun önüne
çıkmıştır. Sicil mahkeme dosyalarında
bulunmaktadır ve fotokopyaları bu basın toplantısı
açıklamasının ekindedir. Hrant Dink suikastini kurgulayanlar, tetikçinin kameralara poz
vermesini ayarlayanlar ve görüntüleri el altından basına
sızdıranlar, aynı merkezdir: Emniyet içindeki
Fethullahçı ekip. Van ve Şemdinli tertibi, Danıştay suikasti,
Atabeyler Operasyonu ve Hrant Dink suikasti aynı dizinin alt başlıklarıdır.
Bu uygulamaların arkasındaki Derin örgütün başında
Emniyet içine yuvalanmış Fethullahçı kadro
bulunmaktadır. Van ve Şemdinliden Hrant Dink suikastine uzanan
tertiplerin merkezindeki Fethullahçı ekip, CIA ve MOSSADın
Büyük Ortadoğu Projesinde görev üstlenmiştir. Suikasti tertipleyenler, yazılı ve görsel medyayı
milli devleti tahrip için harekete geçirenler ve cenaze töreninde
ABD Büyükelçisinin liderliğinde Hepimiz Ermeniyiz
pankartının arkasında yürüyenler, aynı Türkiye
düşmanı cephededirler. Pankartları ve cenaze töreni
giderlerini Soros karşılamıştır. Fethullah Hoca, 2005 yılı Ekim ayında, ulusalcı
dalgayı aşacağız diyerek, ABDnin Haçlı
seferindeki görevini bir kez daha tanımlamıştır
(Yeni Aktüel, sayı 14, 16 Ekim 2005). Yine Fethullah Hoca aynı
tarihlerde Türkiyede büyük tertip ve suikastler olacağı,
çok kan döküleceği kehanetinde bulunmuştur. Bu
iki açıklama. birbirini tamamlamaktadır. Tayyip Erdoğan, Danıştay suikastinden hemen sonra
19 Mayıs 2006 günü Ankarada MİT Müsteşarı,
Emniyet Genel Müdürü ve Emniyetin Fethullah sicilli İstihbarat
Daire Başkanı Ramazan Akyürek ile yaptığı
toplantıda Ulusalcıların üzerine gidilmesi
talimatını vermiştir. Yine Tayyip Erdoğan, 30 Ocak 2007 günlü gazetelerde yazıldığı
üzere, derin devletin dibine inmekten sözetti. Amaçları,
derin devlet perdesi altında milli devleti tahrip
etmektir. Derin devlet ABDnin Türk Devleti içine yerleştirdiği
SüperNATOdur ve o Derin Devletin en karanlık noktasında
Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanlığı
bulunmaktadır. BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Emniyetteki
Fethullahçı ekip arasındaki bağlantıyı,
Başbakanlık Müsteşarı koltuğunda
oturan Ömer Dinçer yürütmektedir. Ramazan Akyüreki, Emniyetin beyin merkezinin başına
atayan Tayyip Erdoğandır. BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan, Trabzon Valisi
ve Emniyet Müdürünü görevden alarak, Trabzon merkezli
tertiplerin üzerini kapatma girişimi içindedir. Görevden alınan
eski Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay Fethullahçı değil,
fakat atanan Arif Akkale Fethullah bağlantılıdır. Emniyet kaynaklarından aldığımız
bilgilere göre, Tayyip Erdoğan yönetiminin Ramazan Akyüreki
kurtarmak için İstanbul Emniyeti sorumlularını
fedaya hazırlanmaktadır. Mayıs ayından sonra bazı Fethullahçıların
önemli Emniyet müdürlüklerine atanacakları
belirtilmektedir. İstanbul, İzmir ve Bursa emniyet müdürlükleri
dahil, yedi önemli göreve atanması planlanan Fethullahçı
emniyet müdürlerinin isimleri arşivimizdedir ve noter
tutanaklarında kayda alınacaktır. Tayyip Erdoğan yönetimi, polis müdürlerini görevden
alarak kendisini kurtarma telaşına düşmüştür.
Görevden alınması gerekenler, ABDnin 24 müslüman
milletin yaşadığı ülkelerin haritasını
değiştirme projesinde eşbaşkanlık üstlenerek
Türkiyeyi parçalama planlarında rol alanlardır. SüperNATO merkezlerinin emrinde, Danıştay saldırısını saptıran ve Hrant Dink suikasitini örgütleyen SüperNATO timi, Cumhuriyet mahkemelerinde kesinlikle yargılanacaklar ve işledikleri suçların cezalarını göreceklerdir. Ülkemizi bir Milli Hükümete kavuşturmak bir vatan görevidir.
http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=202517 http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=495 |
|
Cinayette bütün yollar Gülene çıkıyor |
|
H.Dink Üzerinden Dezenformasyon www.kuvvaimilliye.net Neval Kavcar
Günlerdir
ortalarda dolaşan bir haber var, Hrant Dink cinayetinin
azmettiricisi Yasin Hayal ile ilgili. Şarkı sözlerini
ve yazarlarını yargısız infaz eden medyadan çıt
çıkmıyor. Hrant Dinkin katlinden sonra gösterilen
hedefleri sindirme operasyonuna giren köşe yazarları,
memleketin aydınları! Susuyor. Hepiniz
Hranttınız hani? Ayrıca hepiniz de Ermeni. Ne
oldu? Niye sesiniz çıkmıyor? Diye sormak gerekiyor
malum köşe yazarı zevata. Katledildiği
gün söyledim. Hrant Dink ipinin bu ülkeden birisi tarafından
çekileceğine inansa terk ederdi bu toprakları. O da
Pamuk gibi giderdi, ABDden milyon dolarlık daire alamasa
da güvenceye alırdı hayatını. Söylemek
istediğim, Hrantın katlinin azmettiricisi olarak
bilinen, polis muhbiri olduğu söylenen Yasin Hayalin açıklamalarının
önemidir. Yasin
Hayalin avukatı bakın ne diyor? Yasin
Hayal 'in İzmir Barosu'na kayıtlı avukatı Fuat
Turgut, cinayetin ABD'nin
de içinde bulunduğu uluslararası bağlantıları
olan bir olay olduğunu, ABD'de yaşayan Fethullah Gülen
cemaatinin cinayetle ilgisi bulunduğunu iddia etti
.Cinayetin
işleneceğinin polis muhbiri olduğu iddia edilen
Erhan Tuncel tarafından bildirilmesine karşın bazı
emniyet üst düzey görevlilerinin görevlerini yapmadığını
öne süren Turgut, bu kişilerin yargı karşısına
çıkarılmamasının dikkat çekici olduğunu
söyledi..
( Yasin
Hayalin avukatı bu iş Fetullahin cemaatine uzuyor
diyor. Neye dayanarak, Hayalin ona anlattıklarına
elbette. Ayni
iddialar, Ocak ayından beri gündeme geliyor. Cinayeti işleyen
kadar, göz yuman da suçlu değil midir? Üstelik bunların
polis teşkilatından olması işin vahametini
arttırmıyor mu? Kimdir bu yetkililer, İç
İşleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı
bu konuda, şu ana kadar hangi araştırmayı yapmıştır? Radikal
gazetesinde yayınlanan telefon konuşmaları, hafta
başı görülecek Dink davasından önce medyaya düştü.
Dink
cinayetinden iki saat kadar sonra polis M.Z., 'muhbir'i Erhan
Tuncel'i arıyor. Tuncel'in 'Öldü mü' sorusuna polisin yanıtı:
'Tabii canım, tek fark (katil) kaçmayacaktı, bu kaçmış.
(
Radikal- Polisin Dehşet Diyaloğu- Katil
kaçmayacaktı, kaçtı ne demektir? Haber programında
polisin Tunceli konuşturma gayeli olduğu söylendi.
Konuşturma gayeli polis, katilin kaçıp kaçmayacağı
ile mi ilgili ayrıntıya mı girer? Konuşma
sırasında Erhan Tuncelin cinayetten haberdar olmadığını
görüyoruz.
Onlar yapacak gibi planlanan cinayetin failleri başkası
mı sorusu, daha ilk günlerde aklıma gelen bir soru idi.
Cinayetten sonra katilin silahı ile geri döndüğü
nerede görülmüş diye sorulmuştu? Hem de cinayet öncesinde
kameralara yakalanmış kıyafeti ile. Çocuktur düşünememiştir
çok basit kalmıyor mu bu olay karşısında. Ona
silahı, kıyafeti alanlar niçin kıyafetten arınmasını
söylemediler? Samast o cinayeti işlemedi mi yoksa? Diye düşünsek
komplo teorisine mi girer? Telefon
konuşmasına dikkat edelim, tabi bu konuşmalar oldu
ise: Tuncel:
Bizimle
alakalı olduğunu zannetmiyorum da.
Ama yapanın da eline koluna sağlık.
Demesi karşısında
ne düşünülmelidir? Konuşmanın şu kısmını
dikkatle okuyunuz: M.Z.:
Ne oğlum,
direkt kafaya sıkmışlar.
Zannetmiyorum bunların
olduğu söylemi (muhtemelen) psikolojikman Hranttan
nefret ettirilen, azmettirilen gençler diye düşündürüyor.
Mesela Ogün Samast gibi. Samastı
bu cinayet için azmettirenler, malum bölgede kameraya çekilmesini
sağlayanlar asıl katil olmalı diye düşünülmedi
mi o günlerde. Hayalin
avukatının aylardır bas bas bağırdığı,
işin ucunun Fetullah Gülen Cemaatine dayandığı
gerçeğine niye herkes kulak tıkıyor? Medyanın
yalancısıyız. Fakat bu bilgiler mutlaka araştırılmalıdır.
Toplumun her kesimine sirayet etmiş, neredeyse bizleri
birbirinden şüphe edecek hale getiren bu gelişmeler açığa
çıkarılmalıdır. Hangi
taş kaldırılsa altından ayni mutant cemaatin
çıkması tesadüf müdür? El kaideyi kınamadan,
şehit cenazelerine katılmayı organizeye, Soros
Anayasasını hazırlamaya kadar her fiilin içinde
olanlar kime hizmet ediyor? Ve onlara kimler göz yumuyor? Şimdilik,
referandum geçene kadar, ardından AKP Anayasası
çıkana kadar her hafta bir dezenformasyon bekleyin derim.
Hrant Dink öldü ama, ölüsünü de rahat bırakmayacak
birileri.
http://www.kuvvaimilliye.net/author_article_detail.php?id=470 |
|
.GÜNEŞ İşte derin devlet Rıza Zelyut 04 Şubat 2007
<%Tarih%>
Eğer kendisi derin devlet dediği çeteleşmeye karşı ise, geçmişi bırakıp yaşadığımız şu günlere bakmalıdır. Unutmayalım ki Türkiye'de askeri kötü gösterecek tertip; baştaki hükümete bir hayır getirmez. İşin ucu sadece hükümet karşıtlarına gittiği zaman değil hükümet yandaşı gözüken yasadışı oluşumlara gittiği zaman da araştırılmalıdır. Şimdi Başbakan'dan bu iddiaların açıklığa kavuşturulmasını bekliyoruz.
http://www.gunes.com/2007/02/04/yazarlar/y4.html **************************************************************************** GÜNEŞ Rıza Zelyut 09 Şubat 2007 F Tipi Polis
http://www.gunes.com/2007/02/09/yazarlar/y4.html |
|
DİNK CİNAYETİNİ KAPATTILAR
Dr.A.Serdar
Saçan
Bu
yazıya "Farkedilmişler İşbaşında"
başlığını atsam belki daha iyi olurdu. Ama,
bugün daha önce değindiğim bir örgütü deşifreye
devam edeceğim için bu başlığı attım.
Akp iktidara geldikten bu yana ülkede bir takım garip
olaylar oluyor,failler çoğunlukla yakalanıyor,ama örgüt
bulunamıyor.Örgüt bulunamayınca,olaylar devam ediyor.Örgütü,bir
örgütlü suçlar uzmanı olarak anlatıyoruz, yetkililer
anlamıyor.Bir kez daha yazalım dedik.Bakalım ne olacak? Danıştay
saldırısının hemen ardından Aydınlık
Dergisi ile yaptığım söyleşide;"ABD desteğinde
birilerinin,ülkemizde ortaya çıkıp, güç olduklarını
kanıtlamak için eylemler yaptıklarını,bu
eylemleri ulusalcılara mal ettiklerini söylemiş ve
durdurulmaları için MGK'yı basmalarının mı
gerektiğini"sormuştum. Sular
duruldu,farkedilmişler toparlandı. DİNK cinayeti ile
yeniden işbaşında geçtiler. Şimdi
bazı olayları alt alta yazalım; -Önce,Hablemitoğlu
cinayeti.Merhum Hablemitoğlu,F tipinin, özellikle Emniyet içerisindeki
örgütlenmesini deşifre etti, vuruldu.İddia ettik, kitabımızda
yazdık,tık yok.
-Sonra,Şemdinli iddianamesi;iddia ettik, Savcı F tipi
dedik,yazdık ,çizdik,kimse önemsemedi.
-Sonra,Rahip cinayeti; söyledik, anlattık, Trabzon
Emniyetine dikkat çektik,failin F tipi bağlantılarına
hiç bakılmadı.
-Sonra,Cumhuriyet Gazetesine saldırılar; söyledik,yazdık,Cumhuriyet
'in F tipileri deşifre için yazdıklarından ötürü
saldırıya uğradığını iddia
ettik,yine çıt yok.
-Sonra,Danıştay saldırısı; olay F
tipilerin işi dedik,iddia ettik, konuştuk, Fnin öz yeğeni
azmettirici olarak tutuklandı.Kimsenin umurunda değil.
-Sonra Atabeyler operasyonu,iddia ettik,yazdık,anlattık.Tüm
tutuklular serbest bırakıldı,basına dosya veren
şahıs hala ortada yok.
-Sonra ,Dink cinayeti ve Hepimiz Ermeniyiz sloganları
,yine yazıyoruz, çiziyoruz, biliyoruz, nafile!
Şimdi de bu olaylardan bazıları ile ilginç
rastlantılara (ya da bağlantı) bir göz atalım;
-Trabzondaki rahip cinayetinde İl Emniyet Müdürü,F
tipi olduğu sicili ile kanıtlı R.A.
-Trabzonda milli futbolcuların tehdit edilmesi,işyerleri
ve otolarını kurşunlanması olaylarında İl
Emniyet Müdürü, yine R.A..Yardımcısı F tipi İ.A
nın eşi ile Trabzonun ünlü bir mafya liderinin eşi
koruma şirketi kurmuşlar.Olaylarda bu çerçevede cereyan
ediyor.Hakkında açılan soruşturmalar hemen kapanan
İ.A. şimdi Mayıs ayında büyük bir ile Emniyet Müdürü
olmayı bekliyor.
-R.A. Trabzondaki müthiş başarıları!
Nedeni ile ödüllendirilip Ankarada ki Emniyet İstihbarat
Dairesinin en tepesine oturtuluyor ve bir ay sonra Danıştay
saldırısı Ankarada gerçekleşiyor.Saldırıdan
1 saat sonra,İstihbarat Dairesi çalışmaya başlıyor
ve basına yapılan servislerle,emekli askerler vasıtası
ile olay ulusalcılara bağlanıyor.
-Aynı R.A.nın Dairesi Atabeyler operasyonunu yapıyor
ve operasyondan 1 saat sonra Genelkurmay Başkanlığının
önünde bir şahıs gazetecilere tüm Emniyet dosyasını
veriyor.Şahısta yok,Emniyetten ceza alan da.
-Dink cinayetinden 1 saat sonra, Hepimiz Ermeniyiz bez
pankartları açılıyor.Dink
cinayeti zanlıları da Trabzondan çıkıyor.İki
gündür basında yer aldığı üzere,azmettirici
R.A.nın Trabzondan elemanı.Olayı R.A. Trabzon
da iken haber verdiğini
iddia ediyor.O tarihte İstanbul Emniyetine de haber veriliyor.İstanbul
Emniyetinde o sıralarda ki İstihbarattan sorumlu Emniyet Müdür
Yardımcısı,şimdi büyük bir ile Emniyet Müdürü
yapılan F tipi Ş.D..Olayı ciddiye almıyor.Hrant
Dink İstanbulda öldürülüyor...
-Veeeee Trabzon Emniyet Müdürü Reşat ALTAY ile Vali görevden
alınıyor.Hem de ALTAY, Ankarada toplantıda
iken.Trabzona bile dönmesi istenmiyor.Aynen, zanlının
Trabzona gelmeden yakalanması gibi.
-Veeee Reşat ALTAY ile ilgili internet ortamında müthiş
bir karalama kampanyası başlatılıyor. -Reşat ALTAY ,meslekte hiç birlikte çalışmadığımız,ama tanıdığım, Cumhuriyetçi,Atatürkçü ve iyi bir Terörle Mücadele Polisidir.Eğer Trabzonda kalsaydı,kendisine ve Trabzona yapılan haksız saldırıların gerçek sebeplerini ve Dink cinayetinin F tipi bağlantısını ortaya çıkartabilecek bir kapasiteye sahipti.ALTAYı aldılar,diğerleri yerlerinde,Dink olayı kapanmıştır.Geçmiş olsun.Bu büyük Örgütün liderinin ismi de eski bir sanığım olan Ö.D.dir.Ö.D. kim?Hadi bilin bakalım. Not: Artvin'e dikkat Saygılarımla
http://www.kuvvaimilliye.net/author_article_detail.php?id=269&PHPSESSID=73ddd4f0cdd99 |
F Tipi Suikastlar
08 Şubat 2007
Rahip Cinayeti, Danıştay
Baskını ve Hrant Dink Suikastı üçlemesinde,
kamuoyunun dikkatini çeken bağlantılar oldu. İşin
en önemli yanı ise her seferinde Türkiye bir daha vuruldu.
http://www.davamiz.com/yazar-f-tipi-suikastlar-1365.html |
|
Hrant'ın katili Kürt-İslam çetesi
Gökçe Fırat Faili meçhullerden faili bellilere Hrant Dink cinayetiyle ilgili geçtiğimiz sayıda yaptığımız tespit hafta boyu yaşanan gelişmelerle doğrulandı. Ancak olayların daha detaylı değil daha geniş çerçevede analizi en önemli ihtiyaç. Medyanın her gün pompaladığı taze haberler ve gelişmeler olaya sadece polisiye bir vaka hali kazandırmakta ve esastan uzaklaşmaya yol açmaktadır. Bu bakımdan Türkiyede neler olduğunu yine uzun bir zaman diliminde ele alalım. 1990lı yıllardan bugüne işlenen bir kısım siyasi cinayetlerle AKP iktidarının son yıllarında işlenen cinayetleri karşılaştırarak ele alalım. Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok gibi aydınlara yönelen suikastler ve buna ek olarak Jandarma eski Genel Komutanlarından Eşref Bitlisin öldürülmesi olaylarının failleri bulunamamıştır. Bulunamaması da son derece doğaldır, çünkü bu cinayetler doğrudan ABDye bağlı kontrgerilla güçleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Cinayetler belki bir taşeron örgüte havale edilmiş olabilir ama sonuç değişmez: Faili meçhul cinayetlerin arkasındaki güç ABDdir. Fakat AKP iktidarı ile birlikte farklı türde bir gelişme yaşanıyor. Olayları tek tek analiz edelim. Şemdinlide bir kitabevi bombalanıyor. Bombalanan kitabevinin sahibi bombayı fark ederek dışarı kaçıyor ve dışarda da bombalayanları fark ederek yakalıyor. Failler bulunuyor. Faillerin arkasındaki güç olarak da dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı şimdiki Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt çıkıyor. Bombalama sonrası medya neyi hedef alıyor: Derin devleti! Danıştay üyelerinden Mustafa Özbilgin silahlı bir saldırgan tarafından Danıştay binası içinde öldürülüyor. Saldırgan silahı ile birlikte yakalanıyor. Saldırganın arkasındaki güç olarak ulusalcı kesimler hedef alınıyor. Hedefteki isim Ordudan emekli bir yüzbaşı: Muzaffer Tekin. Medyanın bombalama sonrası hedefi yine aynı: Derin devlet. Enteresan bir gelişme hemen bir hafta sonra Ankarada Eryaman semtinde bir evde ihbar sonucu halen görevde subaylar yakalanıyor. Subaylar Özel Kuvvetler Komutanlığına bağlı. Evde Başbakan dahil bazı devlet yöneticilerine yönelik suikast plan ve krokileri yakalanıyor. Subayların ardındaki güç olarak yine Özel Kuvvetleriin bağlı olduğu Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt gösteriliyor. Medyanın hedefi değişmiyor: Derin devlet. Son olay ise Hrant Dinke yönelik suikast. Hrant Dink vuruluyor, vuran bir gün sonra yakalanıyor, azmettiren yakalanıyor, herkes her şeyi itiraf ediyor. Ulusalcılarla ya da Orduyla bir bağlantı ilk başta kurulamıyor. Ama medyanın hedefi değişmiyor: Derin devlet. Fakat bu defa medya işi büyütüyor, sadece derin devleti değil, tüm milleti hedef olarak alıyor. Şimdi şu soruyu soralım, on yıllardır faili meçhullerle yaşayan bu ülkede ne oldu da birden failler bulunmaya başlandı? Ne oldu da Türk polisi bu kadar iyi çalışmaya başladı? Soruya cevabı başka bir soruyla verelim: Bu olayları yapan güçle yakalayan güç aynı olmadığı sürece bu başarı mümkün olabilir mi? Ve başka bir soru: Bunca yıldır tüm eylemlerini başarıyla, iz bırakmadan yürüten ve faili meçhul bırakan derin devlet bu kadar tecrübesiz olabilir mi? Hrantın katili arkadaşları olabilir mi? Olayları anlamak için ilk şart kafamızı çalıştırmak; sadece kendi kafamızla düşünmek. Mesela şu son Hrant Dink suikastini hemen ulasal güçlerin üzerine yıkmaya çalışanlara ne demeli... Bu zevatın mantığıyla düşünelim, Danıştayda ne diyorlardı: Ulusalcılar yaptı, hedefleri hükümeti ve Şeriatçıları suçlu düşürmekti. Peki aynı mantıkla soralım: Hrant Dinki de milliyetçileri, Orduyu, ulusal güçleri suçlu göstermek isteyen birileri öldürmüş olamaz mı? Kim olabilir peki bu güçler? Ulusal güçlerin düşmanı kim? ABD ve AB başta var. Onlar işlemiş olabilirler bu cinayeti. Ya da içerdeki yandaşlarına ihale etmişlerdir. Mesela iktidar işlemiş olabilir, böylece kendisine engel gördüğü ulusal güçleri suçlu göstermek istemiş olabilir. Medya da olabilir. Uzun süredir ulusal güçlere karşı büyük bir linç kampanyası yürüten medyamızın mensupları, içlerinden bir arkadaşlarını öldürerek, bunun suçunu da ulusal güçlere yıkarak kazanç sağlamak istemiş olabilirler. Şimdi bakıyoruz Hrantın arkasından ağlayanlara, mesela eski Aydınlıkçı arkadaşlarından Oral Çalışlar bu işleri iyi bilir. Ne de olsa eski örgütlerinde bu tür bir cinayet geçmişleri var. Ya da Cengiz Çandar da olabilir. O da bu konularda tecrübelidir. Bizce medyada eski sol örgüt bağlantısı olan ve bugün çok üzülmüş numarası yapan tüm yazarlar bu cinayetin esas faili olabilir, araştırılmalıdır. Çünkü onlar kendi içlerinden birini öldürüp sonra faşistler vurdu, polis vurdu diye cenaze töreni düzenlemeye ve şehit edebiyatı yapmaya alışkındırlar. Bir soru daha var: Acaba Hrant da bu tertibin içinde miydi? Yani ulusal güçlere yönelik böylesi bir tertip için kendisini feda mı etti? Şemdinlide eski PKKlı Seferi Yılmaz bombayı fark edip dışarı kaçmış kurtulmuştu. Yani çok inandırıcı bir tertip değildi. Çünkü bombalayanlar zaten kendileriydi. Seferi Yılmazı da feda etseler daha inandırıcı olabilirdi ama nedense yapmadılar. Kim bilir belki Seferi Yılmaz son anda vazgeçti şehit olmaktan! Ama Hrant Dinke bakıyoruz. Adeta öldürüleceğini bilerek son iki sayıdır yazı yazmış. Yazılar birer veda yazısı. Sanki adam cenazesinde okunması için yazmış yazıları. Eski TİKKO militanı Hrant acaba Seferi Yılmaz gibi korkmadan şehit olmayı mı seçti? Emniyet İstihbaratı, Fethullahçı medya ve sol örgütlerin ortak operasyonu Hrant Dink suikasti Şemdinli ile başlayan süreç içinde yerli yerine oturuyor. Tüm olayların faillerini bulan isimler aynı! Emniyet İstihbaratı failleri genelde uzun süredir izliyor. Telefon kayıtları mevcut. Geniş bir ilişkiler ağı kurulmuş, şemalar çizilmiş. Yine geniş bir fotoğraf albümü hazırlanmış. Olay oluyor, Emniyet İstihbaratı harekete geçiyor ve faillerin peşine düşüyor. Aynı anda medya failler hakkında bilgi vermeye başlıyor. Yine aynı anda bir takım sol örgütler protesto gösterisi düzenlemeye başlıyor. Yani gayet organize bir hareket. Bir yanda Emniyet İstihbarat dairesi, hemen yanında sol örgütler ve medya, ortak, organize bir eylem yürütüyorlar. Bu örgütsel bir hareket olsaydı, ortak eylem denirdi. Ama doğrudan istihbarat kuvvetinin denetiminde olduğu için buna ortak operasyon denir. Bu bir polis operasyonudur, istihbarat operasyonudur. Kontrgerilla nasıl çalışır Operasyonu anlamak için biraz daha genişletelim çerçeveyi. Kontrgerilla tüm dünyada aynı yöntemleri kullanır. Kontrgerilla doğrudan ABD ordusu tarafından NATO çerçevesi içinde kurulmuş ve örgütlenmiştir. Asker içinde, polis içinde, medya içinde, hükümet içinde, siyasi partiler içinde, sivil toplum kuruluşları içinde kolları, yani hücreleri vardır. Kontrgerillanın temel hedefi sosyalizmdir. Ülkelerin sosyalist olmaması için çalışır kontrgerilla. Ama sosyalizm anlayışları son derece geniştir; herhangi bir milliyetçi hareket, ulusal kurtuluş hareketi, bağımsızlık yanlısı hareket de kontrgerilla öğretisinde sosyalist olarak adlandırılır. İşte kontrgerilla böylesi bir perspektifle çalışır. Düşman güce isyancı adını verir. İsyancı, bir ayaklanma ile iktidarı alacaktır. Kontrgerillanın görevi ise ayaklanmaları bastırmaktır. Bunun için çalışır kontrgerilla. Kendi talimatnamelerinde şunlar yazılıdır. Propaganda şu gayelerle planlanılır ve kullanılır: 1-)İsyancı kuvvet üyelerini bölmek, aralarına nifak sokmak, ayrılmalarına yol açmak. 2-)İsyancının sivil desteğini kısmak veya tamamen ortadan kaldırmak. 3-)Sivilleri isyancı lehinde gizli faaliyetlere katılmamaları yönünde ikna etmek. 4-)Tarafsız sivillerin aktif desteğini kazanmak. 5-)Dost sivillerin desteğini devam ettirmek ve kuvvetlendirmek. 6-)Arzuya göre milli birliği veya ayrılığı başarmak (FM-31-15) İsyancı: Ulusal güçler Şimdi kendinizi ABDnin yerine koyun. Türkiyede ve genel olarak bölgede bir ulusal uyanış var. Özellikle Türk Ordusu içinde ciddi Amerikan karşıtı bir eğilim var ve gittikçe de güçleniyor. Talimnamedeki isyancıya ne ad verirsiniz? Evet medyanın kullandığı terim boşuna değil: Ulusal güçler! Bugün Türkiyede ulusal güçler isyancı kuvvettir. ABD bu kuvvetin gerisinde potansiyel destekçi olarak Türk Ordusunu görmektedir. Bu isyancının bir ayaklanma ile iktidarı alması ihtimali vardır. Sonuçta medyanın milliyetçilik yükseliyor yaygarası boşuna değildir. Eskiden bu Amerikancı medya Bu kış komünizm gelecek haberleri yayınlardı, şimde ise milliyetçilik yükseliyor diyorlar. Boşuna değil, bunlar yukardaki talimnameye uygundur. Ortada bir kontrgerilla operasyonu vardır. Kontrgerilla kimi zaman doğrudan düşman kuvvetlere yönelik suikast, bombalama, pusu gibi eylemler düzenler. Bunlar nokta operasyonlarıdır. Ama çoğu zaman da düşman kuvvetleri zan altında bırakacak provokatif eylemler düzenlerler. Örneğin kendilerine bağlı bir kitabevini bombalamak, kendilerine bağlı bir yazarı öldürmek gibi. Böyle yaparak suçu isyancı kuvvetlere, yani ulusal güçlere atar ve bunun üzerinden yoğun bir propaganda ile isyancıya yani ulusal güçlere destek olacak, katılacak geniş sivil kesimleri vazgeçirmeye çalışırlar. Şemdinliden bu yana düzenlenen tüm operasyonların ortak noktası budur. O nedenle Hrant Dink suikasti bu çerçevede bir suikast değil bir tertiptir. Onu öldürenler kontrgerilla güçleridir. Tetikçi değil üstlenici Tertibin üzerinde önemle durulacak bir yanı daha var. Burada tertip için kullanılan isimlere eğilelim. Şemdinlide PKK üyesi bir terörist: Seferi Yılmaz. Danıştayda Alparslan Aslan. Elazığ doğumlu. Hem müslüman hem milliyetçi duyguları yüksek biri. BBP bağlantılı. Ailesi kendisini destekliyor. Hrant Dink suikastinde tetikçi Ogün Samast, milliyetçi bir genç, azmettirici Yasin hayal, milliyetçi ve dini duyguları yüksek. BBP bağlantılı. Azmettiricinin azmettiricisi Erhan Tuncel. Elazığ doğumlu. BBP bağlantılı. Ailesi destekliyor. Seferi Yılmaz, Alparslan Aslan, Erhan Tuncel... Üç isim. Üç olay. Enteresan olan üç olayın da tüm adımları iz bırakarak yapılmış. Yani her geçiş noktasında ya bir telefon kaydı ya bir fotoğraf var. Bunlar basına hangi yoldan iletiliyor? Cevabı hangi medyanın yayınladığında gizli: Fethullahçı medya. Peki Emniyet İstahbaratında kimler var bu olaylar sırasında: Sabri Uzun, Ramazan Akyürek. Peki bunlar kim? Denildiğine göre Fethullaha yakın isimler. Peki Fethullah nerede? ABDde. Peki Pentagon, CIA hangi ülkeye bağlı!.. Peki üç olayda da önemli bir boşluk anı var. Şemdinlide her şeyin belgesi, kaydı var ama bombalama anına ait görüntü yok! Danıştayda fail yakalanmış ama failin cinayeti işlediğine dair güvenlik kamerası kayıtları yok. Neden? Silinmiş... Hrant Dinkin failinin kamera kayıtları var ama hep kaçış istikametinde. Peki vururken? Yok. Neden? Silinmiş! Bunun anlamı açık. Suikastleri üstlenenlerin gerçek failler olmadığı, sadece üstlenici oldukları! Şimdi susuyor, konuşuyor, vakit geçiriyorlar. Çünkü bu cinayetleri muhtemelen başkaları işledi. Onlarsa Emniyetin istihbaratçısı olarak üstlendiler. Mahkemede şaşacak, tertipçiler iktidara yerleşince de dışarı çıkacaklar. Sıradaki Tayyip Erdoğan mı? Burada bu suikastlerle ilgili bir hatırlatma yapalım. Kontrgerilla, yani ABD kendi adamlarını ortadan kaldırmaktan çekinmez. İki önemli örnek var, biri ABD Başkanı Kennedy diğeri İsrail Başbakanı. İkisi de öldürüldü. Şimdi biraz düşünelim, Türkiyeyi neler bekliyor. 1-)K. Irakta Kürt devleti kurulacak, İrana operasyon düzenlenecek, Türkiye ile ABD muhtemelen karşı karşıya gelecek! 2-)Türkiyede buna uygun bir rejim, yani Kürt-İslamcı bir faşist iktidar kurulacak. 3-)Bunun için Tayyip Erdoğanın Cumhurbaşkanı olması gerekiyor. O halde akıl yürütelim. Asıl niyet Tayyipi mi Cumhurbaşkanı yapmak, yoksa Kürt-İslamı mı iktidar? Eğer ikincisiyse kontrgerillanın olası büyük tertibi ne olabilir? 1-)AKP içinde önemli bir isme bir suikast düzenlenir ve bu suikastten faydalanan Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanlığına sorunsuz çıkar. 2-)Tayyip Erdoğana bir suikast düzenlenir ve Kürt-İslamcı başka biri Cumhurbaşkanı seçilir. Şemdinliden bu yana atılan tüm bombalar, işlenen tüm cinayetler Cumhurbaşkanlığı içindir. Eskiden Cumhurbaşkanlığı için Mecliste kulis yapılırdı, şimdi sokakta cinayet işleniyor. Bu cinayet şebekesi Çankayayı ele geçirirse bu ülkede nasıl bir terör düzeni kurulacak varın siz düşünün. Ama ilk yapacakları işi yazalım: Kürt-İslamcı bir Cumhurbaşkanının ilk onaylayacağı kararname Genelkurmay Başkanı ve diğer Kuvvet Komutanlarının emekliye sevk kararnamesi olacak. Türkler sokağa Peki tüm bu tertiplerle başa çıkmanın yolu ne? Yolu tek. ABD ile mücadelenin tek yöntemi halkla birleşmektir. ABD isyancı ile halkın bağını koparmaya çılışır, isyancı ise bunu kurmaya. İsyancı görülen ulusal güçler ise, bu güçleri korumanın, onu halkla birleştirmenin, tertiplere direnmenin tek yöntemi vardır, saklanmak, gizlenmek, sinmek, pasifize olmak değil; ortaya çıkmak, meydana çıkmak, sokağa çıkmaktır. O nedenle halkın milliyetçi tepkilerini dizginlememek, halkı milli tepkilerini yansıtamama ikilemi ve suçluluk duygusuna sokmamak, halkı halk yapmak gerekir. Bir halk bayrağını sadece maçta açabiliyorsa bitirilmiş demektir. Bu halkın bitmediğini, düşmanın tüm tertiplerinden, suikastlerinden, bombalarından daha büyük gücün meydanlara dökülecek halk olduğunu göstermek gerekir.
http://www.turksolu.net/125/basyazi125.htm |
|
Cinayetlerin F tipi ipuçları ve AKPnin dut yemiş bülbülleri
M. Emin Koç 14.02.2007
Son dönemde ülkemizde tezgahlanan cinayetler serisinin F tipi cinayetler olduğu gün gibi ortaya çıktı. Papaz Santoradan Dinkin öldürülmesine kadar uzanan cinayet ve Şemdinli gibi tertipler serisinin, somut F tipi bağlantıları ve ipliklikleri pazara indi.
Bu teopolitik ipucu F tipi.
Bu ipuçları da F tipi.
Bu siyasal ipuçları da F tipi.
http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7002720&tarih=2007-02-14 *** Seri cinayetlerdeki siyasal rastlantılar
M. Emin Koç 15.02.2007
Son dönem ayyuka çıkan F tipi cinayet ve tertipler serisinde asıl dikkat edilmesi gereken bir başka nokta var: Üçoktan, Aksoya, onlardan Santoraya ve Dinkin hunharca öldürülmesine uzanan seri cinayetlerin ve Şemdinli gibi tertiplerin hep Bakanlığı döneminde zuhur etmesi sebebiyle hakkında Meclis Soruşturması önergesi verilen İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, AKPnin bakanı
http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7002786&tarih=2007-02-15 |
|
FETHULLAHÇI AKYÜREK'İN ADAMI ERHAN TUNCEL CİNAYETTE ROL ALDI 01 Şubat 2007
http://ulusalkanal.com.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=3368&Itemid=4 *** .İstihbaratçının cinayet trafiği
GÜNCEL 22/03/2007
Türkiye ve dünyada şok etkisi yaratan Hrant Dink cinayetini organize ettiği iddiasıyla tutuklanan ancak polis ve savcılıkta susma hakkını kullanan Erhan Tuncel'in muhbir değil yardımcı istihbarat elemanı olduğu belirtildi. Üst düzey emniyet yetkililerinden alınan bilgiye göre Tuncel, daha önce adı suça karıştığı için görevden alındıktan sonra, cinayet günü de olmak üzere toplam 25 kez polisle telefon görüşmesi yaptı. Dink cinayetinin kilit ismi Erhan Tuncel'in resmi ifade vermemekle birlikte İstanbul Terörle Mücadele Şube-si'nde bazı anlatımlarda bulunduğu, bu anlatımların 5 sayfalık bir tutanak haline getirilip savcılığa sunulduğu öne sürüldü. İSTİHBARAT ELEMANI
Emniyet yetkililerine göre Tuncel, bir yandan Yasin Hayal'le birlikte Hrant Dink cinayetini organize ederken diğer yandan Hayal'in Dink'i öldüreceğini Trabzon emniyetine 17 kez rapor etti. Trabzon emniyeti bu raporlardan sadece birini İstanbul emniyetine bildirdi. Bunun üzerine Hayal ve Tun- cel'in telefonları dinlemeye alındı. Ancak bir sonuç elde edilemedi. Dink'in ensesinden vurulacağının da bildirildiği Tuncel'in raporlarından 16'sı ile ilgili hiçbir işlem yapılmadı. POLİSLE 25 GÖRÜŞME
10 DAKİKA SONRA GÖZALTI
Tuncel'in cinayetin ardından tetikçi O.S.'yi "az ceza alma vaadiyle" polise teslim etmeyi planladığı da öne sürüldü. http://www.birgun.net/index.php?sayfa=56&devami=37888#haber_basi *** Mermiler geldi mi
Gündem 24 Mart 2007
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6189748.asp?m=1&gid=112&srid=3603&oid=1
|
|||||||
|
Tek teşkilat, iki biyografi...
26 Ocak 2007 HABER MERKEZİ Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay ve bir önceki Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürekin profilleri ve de Trabzonda son yıllarda meydana gelen olaylar karşısında aldıkları tutum birçok soruyu beraberinde getiriyor. Emniyet içerisindeki farklı eğilimleri yansıtan her iki profilin sicili bir hayli kabarık. 2003-2006 yılları arasında Trabzon Emniyet Müdürü olan Ramazan Akyürek ve geçen Haziranda Trabzona atanan Reşat Altay döneminde Trabzonda meydana gelen olaylar Türkiye gündeminin merkezine oturdu. Her iki emniyet müdürünün ortak özelliği, istihbarat ve de terörle mücadele alanlarındaki birikimleri. 1980 öncesine dayanan meslek yaşamlarında sadece Trabzon olaylarıyla ilgili değil birçok başlıkta ülkenin gündemini değiştiren olaylarda önemli roller üstlendiler. ....
Ramazan Akyürek: Fethullahçı ve NATOcu
2003-2006 yılları arasında Akyürek, Trabzonda Yasin Hayal tarafından bombalanan Mcdonalds eylemi, F-Tipi cezaevlerini protesto amacıyla TAYAD adına bildiri dağıtan 5 gence yönelik linç girişimi, Rahip Andrea Santoro'nun suikastı, Trabzonlu futbolcular Fatih Tekke ile Gökdeniz Karadeniz'in otomobilinin kurşunlanması olaylarında soruşturmaları yürüten başlıca kişi oldu. Akyürek TAYADlılara linç girişimi sırasında bunu engelleyen emniyet müdürü olarak aklanmak istendi ancak bu linç girişiminin nasıl ortaya çıktığı, emniyetin başından bu olaya niye engel olamadığı açıklığa kavuşmadı. Rahip Santoro suikastından hemen ardından zanlının yakalanması da Akyürekin başarısı olarak lanse edildi ancak bu suikastın soruşturmasına dair birçok ayrıntı henüz açıklığa kavuşmuş değil. Bu olaylar arasında Akyürek adına en çarpıcı örnek ise adı Hrant Dink cinayetinde geçen Yasin Hayalin soruşturmasıyla ilgili. 24 Ekim 2004te Trabzon McDonald's' a atılan bombanın zanlısı Yasin Hayalin İstanbul'da yakalanmasının ardından Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek, Olayın herhangi bir örgütle bağlantısı yok. Münferit açıklamasını yaptı. Sonrasında Yasinin üzerine gidilmedi. Yasin, 11 aylık tutukluluktan sonra serbest bırakıldı ve de tahliyenin nedeni, Kimsenin şikâyetçi olmaması olarak gösterildi. Akyürek döneminde Trabzon İHDye yapılan başvurular da emniyet görevlilerinin usulsüz uygulamalarını ortaya koyuyor ancak Akyürek bu suçlamalara karşı gereken incelemenin yapıldığını belirterek, olayları örtbas ediyor. Trabzonda mafyayla emniyet arasındaki işbirliği, emniyetin mafyaya göz yumduğu söylentilerinin bu dönemde arttığı görüldü. Fethullahçı Akyürek
Danıştay cinayeti soruşturmasını yönlendiren isimlerden biri olarak soruşturmayı yavaşlattığı iddiaları, ile Akyürek, bu süreçte daha da ön plana çıkmış durumda ancak Fethullahçı sicilline rağmen AKP döneminde rütbe alan, emniyetteki en üst düzey yöneticiler arasında yer alıyor. Zübeyir Kındıranın, Polis Akademisi öğrenciliğiyle ilgili anılarının da yer aldığı Fethullahın Copları kitabında Ramazan Akyürekin öğrencilik yıllarına ilişkin notlarda da bu iddialara rastlanıyor: Ramazan Akyürek, müfettişlerin raporlarına ve Fethullahçı Polis avı yapan istihbaratçıların listelerinin ilk sıralarına adını koyacak kadar değer verdiği biri. Listede 10. sırada yer alan Akyürek, okul yıllarında çapkın, içki içen, tarikatçılıkla ilgisi olmayan biri olarak tanınırdı. Gülen Örgütünün elemanı olduğu ileri sürülen eşi ile evlenmesinin ardından ise tamamen farklı biri olduğu iddia ediliyor. Kitapta yer alan bu iddialar karşısında yargıya başvuran Akyürek hakkında bilgi veren 3 sicil amirinden birinin Emniyetteki hizipleşme içinde. İrticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir şeklinde bir not düştüğü, diğer 2sinin ise Akyüreki desteklediği biliniyor. Mahkeme 17 Aralık 2003 tarihinde verdiği kararda, Kitabın yayımlandığı tarihte olay günceldir. Yapılan açıklama gerçeği yansıtmaktadır. Hukuka aykırılık söz konusu değildir açıklamasını yaparken, Akyürekin avukatları kararı temyiz etti. Ancak daha sonra 6 Aralık 2004te Yargıtay temyiz itirazını reddettiğini açıkladı. NATOcu Akyürek
Washington'da NATOnun da desteklediği, Türk Polis Araştırmaları Enstitüsü'nün düzenlediği uluslararası terörle mücadele konferansında yaptığı bir konuşmada Akyürk PKK, DHKPC ve TİKKO ile mücadelede, 2000li yılların başında da Türk Hizbullah'ına karşı ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA ile Federal Soruşturma Bürosu FBI'ın işbirliğini gördüğünü ve bunun sürmesini istediklerini söyledi. Ayrıca Akyürek, dinsel motifli terörizmle mücadelede dindarların küstürülmemesine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulamasıyla da dikkat çekiyor.
http://www.sol.org.tr/index.php?yazino=7452&PHPSESSID=75b0f3955957485e0 |
|
. 10/02/2007 Baykal: Aksu gitsin
RADİKAL - MÜNİH/ANKARA - Hrant Dink'in katil zanlısı
Ogün Samast'ı azmettirdiği ileri sürülen Yasin Hayal'in
yeni ifadesi ortalığı karıştırırken
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın hedefi İçişleri
Bakanı Abdülkadir Aksu oldu: "Ortada İçişleri
Bakanı'nın hayali mi var, hayali İçişleri Bakanı
mı var? Aksu'yu oradan alamazsak yazıklar olsun." Başbakan
Tayyip Erdoğan'ın başlattığı derin
devlet tartışmasını 'gevezelik' olarak niteleyen
Baykal Emniyet'in çürüme yaşadığını da söyledi.
Baykal'a göre İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah görev
başındayken soruşturma sağlıklı sonuç
vermez.
"Bu işin sorumlusu İçişleri Bakanı'dır,
Başbakan'dır. Kadrolaşma onların bilgisi ve katkısıyla
gerçekleşmiştir. Onların telkin ettiği bir güvenlik
politikası götürülmektedir. Bu güvenlik politikası yanlıştır.
Şunu sormak gerekir, Türkiye'de bir İçişleri Bakanı
mı var, İçişleri Bakanı'nın hayali mi var,
hayali İçişleri Bakanı mı var? Derin devlet gevezelik
Başbakan derin devletin derya kuyusunda muhabbetler açıyor. Senin atadığın kadrolar bu konuda nasıl bir sorumluluk taşıyor? Derin devlet lafları gevezelik. Başbakan beş yıldır iktidarda. Başbakanlık, ağlama yeri değil. Derin devlet tartışması, görevini yapmakta aciz olan başbakanların bahanesi olamaz. Ne biliyorsan yapacaksın. Anayasa'yı değiştirecek noktadasın. Yetki sende.
İstanbul Emniyet Müdürü'nü soruşturma kapsamı içine almak durumunda kaldılar ama göreve devam ediyor. Neden hâlâ göreve devam ediyor? Bu şekilde soruşturma sağlıklı sonuç verir mi? Ben adam gibi emniyet müdürü istiyorum. Bu olayla emniyet teşkilatının MR'ı çekiliyor. Türkiye'nin, karnına bıçağı sokup emniyet ameliyatı yapması lazım.
Güvenlik güçleri karşı karşıya getiriliyor. Bunlardan birisi öbürüne karşı sistematik, kamuoyu gözünde düşürme anlayışı içinde. Şemdinli'de de bunu gördük. Emniyet'teki sakıncalı kadrolaşmanın amaçlarından biri Silahlı Kuvvetleri güç duruma düşürmek.. Ben hiçbir zaman jandarmanın polisi suçladığını, teşhir ettiğini görmedim. Şemdinli, Atabeyler, Dink cinayeti... Üç olayda da aynı manzara. Hep polis, jandarmaya dönük yapıyor. Görevini yapmayanlar görevini yapanları suçluyor. Sokakta gösteri yapanı coplayıp götüreceksin, adam cinayet işlemiş, Türkiye'ye kötülük yapmış, bayraklar, posterler, övgüler...
İçişleri Bakanı hakkında soruşturma önergesi vereceğiz. İçişleri Bakanı yasal olarak genel seçimlerden üç ay önce görevini bırakmak durumunda. Zaten gidecek, ama oradan şimdi alamazsak yazıklar olsun.
Türkiye'de çok tehlikeli bir inanç cemaatleşmesinin
Emniyet'e de yansımaya başladığı artık günlük
değerlendirmenin bir parçası olmuştur ve bu çok vahim
bir şeydir. Bu tam bir çürüme manzarasıdır." ANKARA - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP lideri Deniz Baykal'ın "Oradan indirmezsek yazıklar olsun" diye eleştirdiği İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ya sahip çıktı. Erdoğan, "Ülkeyi iktidar idare ediyor. Biz öyle muhalefete filan pabuç bırakmayız" dedi. Baykal'ı devletin kurumları üzerinden siyaset yapmakla eleştiren Erdoğan, "Ana muhalefetin tırmandırdığı gerilimi çok tehlikeli buluyorum" diye konuştu. Valiler ve emniyet müdürleri kararnamesinin de gelecek hafta Çankaya Köşkü'ne sunulabileceğini belirten Erdoğan "Boş bulunan, şu anda vekâleten yürütülen, bazıları da rotasyon diyebileceğimiz atamalardır" diye konuştu. Ortak değerler üzerinden siyaset
Son gelişmelerde üzülerek şunu görüyoruz ki,
devletimizin kurumları ve ortak değerlerimiz üzerinden hâlâ
siyaset yapılmaya devam ediliyor. Elbette ki hükümetimiz eleştirilecektir,
muhalefet de bu noktada görevini yapacaktır. Ancak çatıştıran,
kutuplaştıran bir muhalefet söylemi hükümetten önce ve
daha çok bu ülkeye ve kurumlarına zarar verir. Özellikle ana
muhalefet partisi sözcülerinin kurumlarımızı karşı
karşıya getirmeyi amaçlayarak tırmandırdığı
gerilimi çok sakıncalı ve tehlikeli buluyorum. Bir kez daha
söylüyorum, devletin güvenlik kurumları üzerinden siyaset yapılmaz,
yapılmamalıdır. Çünkü bu kurumlar hepimize gerekli. Rotasyon atamalar
(Emniyet Genel Müdürlüğü'ne atama yapıldı mı sorusu üzerine): Şu anda gerek valiler, gerek emniyet müdürü konusunda çalışmalarımızı yapıyoruz. Önümüzdeki hafta içinde Cumhurbaşkanlığı'na arz ederiz. Bunlar geneli itibarıyla boş bulunan, şu anda vekâleten yürütülen, bazıları da rotasyon diyebileceğimiz atamalardır.
('İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'la ilgili bir
tasarruf ve İçişleri Bakanı'nın istifası söz
konusu mu' sorusu üzerine) Muhalefet gensoru vermiş, salı günü
görüşeceğiz. Ülkeyi muhalefet idare etmiyor, iktidar
idare ediyor. Biz öyle muhalefete filan pabuç bırakmayız,
merak etmeyin.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=212598 **************************************************************************** . Gündem 08 Şubat 2007 Baykal: Emniyet, jandarmaya tertip yapmışCHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Fatih Çekirge'ye çok özel açıklamalarda bulundu. Baykal'a göre Jandarma'ya kim tuzak kurdu. Deniz Baykal'la CHP Genel Merkezi'nde konuşuyoruz. Deniz Bey soruyor: Hürriyet İnternet gazetesini günde kaç kişi izliyor? Aslında bu merakı anlıyorum. Çünkü bir genel başkan olarak ilk kez bir internet gazetesiyle röportaj yapıyor... Ve haklı olarak tirajımızı soruyor. Ve yine haklı olarak yeni çağın bu yeni dijital gazetecilik olayının etki coğrafyasını öğrenmek istiyor... Cevap veriyorum: - Günde ortalama 850 bin kişi "hurriyet. com. tr"yi ziyaret ediyor. Müthiş diyor ve sohbete başlıyoruz...
İlk soru, doğal olarak Hrant Dink suikastı sonrasında ortaya çıkan emniyet ile jandarma arasındaki koordinasyon krizi üzerine: - Bayrak önünde çekilen fotoğraf ve sonradan ortaya çıkan istihbarat krizi, suikastı gölgede bırakacak kadar önemli bir hale geldi. Bu konuda ne diyorsunuz? Deniz Bey, bu konuda çok keskin ve çok ağır bir cevap veriyor. Bu yüzden söylediklerini ilk bölüm olarak değerlendirip aktarıyorum: - Bu cinayetin işlenmesi, işlenmesine izin verilmesi cinayetin hedefinin koruma altına alınmaması hepsi ihmal ve ağır sorumluluk yaratır. Bu işin failinin bir kahraman gibi emniyet teşkilatı içinde sahiplenilmesi ve fotoğrafının çekilmesi ve o fotoğrafın servis edilmesi çok vahim bir olaydır. Cinayetten daha vahim bir olaydır. Düşünün ki, güvenlik kurumları işbirliği içinde çalışmaları gerekirken birden bire neye tanık oluyoruz? Bu güvenlik kurumlarında birisi diğerine tertip yapıyor. Ve bu tertip ortaya çıkıyor. Ve bütün bunların sorumlusu olan insanlar bir başka güvenlik örgütünü hedef tahtasına getirmek için tertip yapıyorlar. Bütün bunların bir siyasi sorumlusu yok mudur? Böyle bir kargaşanın ortaya çıkması yol açan anlayışın bütün toplum tarafından irdelenmesi, değerlendirilmesi gerekmiyor mu? Türkiye yi buraya kimler getirdi nasıl getirdi emniyet teşkilatı bu hale nasıl geldi? Emniyet, jandarmaya karşı tertip yapar hale nasıl geldi? Bu ilk olay da değil. Bundan önce de bunlara tanık olduk. Bunların arkasında kim var, kim bunları himaye ediyor, kimden güç alıyorlar. Deniz Bey çok keskin bir iddia ortaya atıyor. Açıkça emniyet teşkilatından birilerinin jandarmaya tuzak kurduğunu söylüyor. Ve bunun örneklerini veriyor. Bu noktada soruyorum: -Ayrıca yapılan ihbarlar var. Bu ihbarlar da paylaşılmamış. Bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz? Baykal yine çok keskin bir cevap veriyor: - Aslında perişan bir şekilde Türkiye'de güvenlik fotoğrafı ortaya çıktı. 11 ay önce ihbar yapılmış, o ihbar hiçbir zaman ciddiye alınmamış, o ihbarla ilgili ne bir ifade alma, ne bir sorgulama, ne bir gözaltı, ne bir tutuklama, ne ilgili kişilerin saptanması yapılmamış. 11 ay boyunca emniyet bu ihbar karşısında sadece birbirini haberdar etmekle yetinmiş. Ama o ihbarın içeriği doğrultusunda tek bir adım atılmamış. Ve 11 ayda bir şey olmuş. Cinayet işleyecek diye ihbar edilen kişi silah talimi yapmış .11 ay boyunca işte cinayeti işletebileceği çocukları yetiştirmeye çalışmış. Yani ne ihbarla ilgili kişiler takibe alınmış ne de cinayete kurban gidecek olan kişi koruma altına alınmış. Hiçbiri yapılmamış. Cinayet işlendikten sonra ilk yapılan resmi açıklamaya göre siyasi niteliği olmadığı anlaşılmıştır. Milliyetçi duygularla işlendiği görülmüştür, arkasında bir örgüt yoktur. Resmi açıklama bu. Güvenlik örgütünün yetkilisinin yaptığı açıklama bu. CİNAYET EMNİYETİN BİLGİSİ DAHİLİNDE - Sonra ne oluyor? - Sonra tanıklardan birisi bize "bu faili meçhul
kalacak" diye söylemişlerdi diye açıklama yapıyor.
Yani bu çok açık bir olay. Emniyetin bilgisi içinde işlenmiş
bir cinayettir. Ne kadar ağır bir değerlendirme. Şimdi
bunun tarafları, bu olayın tarafları, uzun süre o
ihbarın gerektiği soruşturmayı da yapmıyorlar.
Yani o abiler ikinci halka üçüncü halka belki onun arkasındaki
abiler, abilerin abileri ortaya çıkıyor.
Böyle bir tablo içinde yapılabilen soruşturmaya güvenilir
mi? EMNİYETİN YÜZKARASI - Çok açık.. Soruşturma yürütülürken ortaya çıkan manzaralar bu cinayeti işlediği anlaşılan kişi bir sanık gibi değil, bir kahraman gibi emniyet örgütünde ağırlanıyor. Eline bayrak veriliyor, arkasına Atatürk'ün sözleri yazılıyor. Yanında bir kahramanın yanında resim çektirmek istercesine emniyet görevlileri fotoğraf çektiriyorlar. Düşününüz normal bir gösteride bir hak talebi için yürüyen öğrenciler, kadınlar, bir şeyi protesto etmek için demokratik haklarını meşru olarak kullanan insanlar üzerine nasıl saldırgan bir şekilde yürünür ve nasıl ellerine kelepçeler vurulur, bunlar nasıl gözaltına alınır, hepimiz biliyoruz. Bir o manzarayı düşünün bir de cinayeti işlediği bilinen insana sergilenen muameleye bakınız. Bu tablo emniyetin yüzkarasıdır. - Emniyet içinde de soruşturma açıldı bu soruşturmadan bir şey beklemiyor musunuz? - "Bu olay, efendim oradaki sorumsuz birisi yapmış, her kurumun içinde böyleler olur" deyip geçiştirecek konu değil bu. Bunu yapanları oraya kimler atadı? Bunun arkasında hangi anlayış var, hangi zihniyet var? Bu olayı onun bunun sırtına yıkarak kapatmak mümkün değil. Bu kurumun içine girdiği manzara, kurumun görüntüsü ve bunun siyasi sorumluları var. Yani bu olay bu şekliyle ortaya çıkacak ve hala İçişleri Bakanı yerinde duracak, Başbakan yerinde duracak, bunu tasavvur etmek mümkün değil. Bakınız bu olay suçtur. Yani yapılan olaylar hem yapanlar bakımından hem de onları oraya tayin edenler bakımından. Emniyeti bu manzara içine düşürmenin kabul edilebilir makul bir gerekçesi olabilir mi? Bu ceza kanununa göre cezalandırılması gereken bir suçtur. - Peki ne yapmayı düşünüyorsunuz? - Ve biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak o doğrultuda bir girişim yapıyoruz. Anayasa'nın 100 maddesine göre soruşturma mekanizmasını harekete geçiriyoruz. Ki bu soruşturma mekanizması bir hukuk mekanizmasıdır. Siyaset mekanizması olmanın dışında bir hukuk mekanizmasıdır ve bunun sonucunda eğer ilgili kişilerin belli kanun maddelerini ihlal ettiği ortaya çıkarsa bunların Yüce Divan'da yargılanması söz konusu olur. Biz İçişleri Bakanı ve Başbakan hakkında böyle bir yargılanma talebini ortaya koyduk. Şimdi bunu gerektiren bir tablo var. Bakınız Silahlı Kuvvetler içinde farklı dayanışma gruplarının, sadakat gruplarının nüfuz edip onların hiyerarşisini bozup, işlevini etkisiz kılmasına engel olmak için çok büyük duyarlılık sergileniyor. Silahlı Kuvvetler, kendi içine farklı dayanışma gruplarının nüfuz edip farklı etkinlikler sergilemesini engellemek için yıllardan beri mücadele eder. Bunları hepimiz biliyoruz. Ve bunun son ucu olarak Silahlı Kuvvetler uyumunu, bütünlüğünü sürdüren etkin bir kurum niteliğini koruyor. Peki bu Silahlı Kuvvetler için geçerli, gerekli de emniyet teşkilatı için gerekli değil mi? Emniyet aynı şekilde sadece görevini hukukun üstünlüğünü esas alarak profesyonel ölçülerle çalışması gereken bir kurum değil mi? O kurumun çeşitli etkilere açıldığı ve işte bir takım yapılanmaların egemenliği altına girdiği iddiaları uzun süreden beri kamuoyumuzda dile getiriliyor ve bu manzara, şimdi ortaya çıkan manzara. Mefluç bir emniyet. Çok vahim bir manzara. Evet Baykal'la yaptığımız sohbetin suikast ve emniyet jandarma çelişkisi bu sözlerle bitiyor.
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5915270&tarih=2007-02-08 **************************************************************************** Tercüman 9 - Şubat - 2007 Manzara vahim
Tetikçi, emniyet krizinde Başbakanın ağır cezai sorumluluğu var diyen Baykal, medyaya baskıları Hitler dönemine benzetti
http://www.tercuman.com.tr/v1/haber.asp?id=53034&baslik=Manzara%20vahim&katid=1 ****************************************************************************
09 Şubat 2007 Suikastta resmi bağlantı işareti
http://www.milliyet.com.tr/2007/02/09/yazar/bila.html
|
|
.Tercüman 3 - Şubat - 2007 Askere tuzak ellerinde patladı Dış güçlerin tetikçisi Samastın pozunu Jandarmada çekildi diye yayınlatan hain ellere çifte tokat. ABD malı TGRTdeki görüntü polise ait çıktı, savcı doğruladı. Asker: Bu bir tertip
ABDlilerce satın
alınan ve yakında adı Fox TVye dönüşecek olan
TGRTde servis edilen ve kirli suikastçi Samastın Türk
Bayraklı pozlarının jandarma tarafından çekildiği
öne sürülen görüntülere, savcılık, İçişleri
Bakanlığı Müfettişleri ve Jandarma Genel Komutanlığından
tokat gibi cevap geldi.
http://www.tercuman.com.tr/v1/haber.asp?id=52655&baslik=Askere%20tuzak%20ellerinde%20patladi&katid=1 |
|
.GÜNEŞ Şemdinli olayı ve Danıştay baskınından sonra, Dink cinayeti de askeri karalamak için kullanılmak istendi
Şemdinli olayı
ve Danıştay baskınından sonra, Dink cinayeti de
askeri karalamak için kullanılmak istendi
http://www.gunes.com/2007/02/03/manset/manset.html |
|
Cinayet, asker ve cumhurbaşkanlığı seçimi
Sabahattin ÖNKİBAR 06.02.2007
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazidetay.asp?AuthorID=137&ArticleID=4251 |
|
..
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5880265.asp?gid=112&srid=3601&oid=1&l=1 |
|
Jandarma
aslında ne dedi? 3 Şubat 2007
Jandarma'nın Ogün Samast'ın, Türk bayraklı fotoğrafının çekilmesi sırasında kaydedilen görüntülerin kimin tarafından sızdırıldığına yönelik yazılı tepkisi bugüne kadar en sert usluba sahip açıklamalarından biri. Peki, bu satırlar ne anlama geliyor; işte o şifreler:
http://www.sabah.com.tr/mdemir.html |
|
Cemaat değil, çete
http://www.sol.org.tr/yazdir.php?yazino=7779 |
|
DERİN HESAPLAŞMA VE MİLLİ JANDARMA Milli Çözüm Dergisi Mehmet DENİZ MART2007
Jandarma, CIA'nın Jön Adamlarını Ürkütüyor Dink suikastini araştıran mülkiye müfettişleri, jandarma için özel bir rapor hazırlıyor. İçişleri Bakanı Aksu, Pelitli'deki jandarma faaliyetlerinin araştırılması talimatını veriyor. Trabzon'daki sorunlara mülkiye müfettişlerinin iki yıl önce işaret ettiği ancak emniyet yetkililerinin bu uyarılara önem vermediği belirlendi. Raporda, hızlı silahlanmaya dikkat çekilerek işsizliğin arttığına dikkat çekildi. Hrant Dink suikastinden sonra gözlerin çevrildiği Trabzon'un patlamaya hazır bomba haline geldiği mülkiye müfettişlerinin geçen yıl hazırladığı "İl Performans Raporu"nda ortaya kondu. Müfettişler yıllık raporlarında silahlanma ve ekonomik zayıflama uyarısında bulundu. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ise müfettişlerden, tetikçi Ogün Samast ile azmettirici Yasin Hayal'in yaşadığı Pelitli beldesinde jandarma faaliyetlerinin tüm yönleriyle araştırılmasını istedi. Emniyet görev alanı ile jandarma görev alanının ayrı olması, polis ve jandarmanın yetki kullanma biçimi ve hiyerarşik yapılanmadaki farklılıklar müfettişlerce sorgulanmaya başlandı. Suç Jandarmaya Yıkılmak İsteniyor Halen Trabzon'da çalışmalarını sürdüren mülkiye müfettişleri, Samast ve azmettirici Yasin Hayal'in yaşadığı Pelitli beldesinin jandarma bölgesi olduğunu dikkate alarak ayrı bir çalışma başlattı. Jandarma teşkilatının bu bölgede görev ve sorumluluğunu ne ölçüde yerine getirdiği inceleniyor. Bir jandarma müfettişinin de eşlik ettiği soruşturma kapmasında askeri personelin yerel istihbarat çalışmasında hangi bilgilere ulaştığına, istihbari bilgilerin ne zaman kimlerle paylaşıldığına bakılıyor. Böylece jandarma suçlanmak ve yıpratılmak isteniyor. Polis Dinlemiş Ayrıca 2004'de bir hamburger restoranını bombaladığı için hüküm giyen Hayal'in, tahliye olduktan sonraki ilişkileri, irtibatlı olduğu kişilere yönelik uyarı yazısı yazılıp yazılmadığına bakılıyor. Öte yandan bombalama olayından sonra emniyet istihbaratın Hayal ve bağlantılı olduğu kişiler için mahkemeden dinleme kararı çıkardığı bildirildi. Organize suç örgütleri ile ilgili başka bir dinleme kararı kapsamında da Hayal'in telefon trafiği ayrıca kayda alındı. Ancak bu konuşmalarda Dink suikasti ile ilgili ipucu içeren bilgilere rastlanmadı. Silahlanma Uyarısı Geçtiğimiz yıl Trabzon'a giderek ilin performansı ile sosyo-ekonomik durumu hakkında rutin rapor yazan mülkiye müfettişleri özellikle silahlanmaya dikkat çekti. Raporda, Trabzon'un son yıllarda ekonomik ivmesini kaybettiği, ildeki dinamizmin zayıfladığı vurgulandı. İşsiz sayısındaki artış, yatırımlardaki gerileme de diğer risk unsurları arasında gösterildi. İstanbul ve Trabzon'daki incelemelere ek olarak Samsun'daki güvenlik birimlerini de mercek altına alan mülkiye müfettişleri, Samast'a kahraman muamelesi yapıldığı izlenimini veren video görüntüleri ile ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Müfettişler, basına yansıyan görüntülerde polis kadar jandarmanın da kusurlu olduğu sonucuna vardı ve hem polislerin hem de jandarma personelinin açığa alınmasını istedi. Oysa bu olay tamamen, Emniyete sızmış Fetullahcı şebekenin ve MOSSAD müritlerinin bir marifetiydi. Jandarma kasıtlı olarak suça ortak gösterilmiştir. Ancak jandarmaya görevden el çektirme konusunda İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin tam yetkili olmadığı görülünce kamuoyundaki tepkilerin azaltılması amacıyla acilen görev yeri değişikliği önerildi. Müfettişlerin bu yöndeki görüşü Jandarma Genel Komutanlığı'nca da uygun bulundu. Jandarmadan Kim Rahatsız Oluyor? AKP'nin ve arkasındaki küresel akreplerin yalakası Yeni Şafak şöyle bir haber yazmıştı: "Jandarma, Trabzon'un Pelitli Beldesini kendi sorumluluk alanından çıkartıp polise vermeye yanaşmıyor. 1997 yılında Trabzon Güvenlik Kurulu, Çaykara ve Düzköy ilçeleri ile Pelitli ve Söğütlü beldelerinden jandarmadan çekilerek polise verilmesi kararı aldı. Ancak Pelitli'den jandarmanın çekilmesine yönelik karara Jandarma Genel Komutanlığı izin vermedi. Mart 2006'da ise Pelitli'nin polise bırakılmasına yönelik Trabzon Valiliği'nin yazısına Jandarma Genel Komutanlığı cevap bile vermedi." Nuh Gönültaş ise Jandarma ile ilgili bazı gerçekleri saptırmaya çalışmıştı. Acaba, Türkiye'de Ordu'nun içinde Jandarma diye ayrı bir birim kurulmasının altında ne yatıyor? Silahlı Kuvvetlerde Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri dışında Jandarma Genel Komutanlığı'nın varlığı şuna dayanıyor: Bir NATO ülkesi olan Türkiye'nin Silahlı Kuvvetleri NATO gücünün bir parçası, ama jandarma buna dahil değil. Bir anlamda Jandarma, Türkiye'nin yedekteki "milli ordusu" mantığını yansıtıyor. "Nitekim NATO görevleri dışındaki bir askeri yapı olan Jandarma, ilk dönemde Güneydoğu'daki terör mücadelesinin bütün sorumluluğuna sahipti. Sonradan tehdit büyüyünce devreye Kara Kuvvetleri girdi. Jandarma, tamamen "askeri görevlere" dayalı bir yapı iken son zamanlarda Türkiye'de çok daha değişik bir yapılanma ile karşımıza çıkmaya başladı. Buna kısaca "jandarmanın polisleşmesi süreci" diyebiliriz. Özellikle 28 Şubat sürecinden sonra jandarma adeta polise alternatif bir yapılanmaya gitti. En modern dinleme cihazları ile donatılmış bir jandarma istihbarat mekanizması kuruldu. Öte yandan Türkiye'de polis birimlerinin henüz yaygın olmadığı merkezlerde güvenliği sağlamakla görevli olan jandarma, yasalar gereği zaman içinde polise devretmesi gereken bu alanları da devretmiyor. O kırsal alanlar şimdi belediye oldu, ilçe oldu, ama jandarma buralardan çıkmadı. Antalya'da ata binmiş jandarmanın sahillerde yaptığı gezinti, ne kadar iyi niyetli düşünsek düşünelim, kumsalda güneşlenen turist üzerinde hiç de iyi bir imaj bırakmıyor. Bugün İstanbul'un veya Ankara'nın göbeğindeki pek çok yer hâlâ jandarmadan soruluyor. Şimdi, yavaş yavaş 28 Şubat olağanüstü sürecinin etkisini üzerinden atmaya çalışan Türkiye'de, jandarmanın askeri gereklerle bağdaşmayan bu pozisyonunu sürdürmekteki ısrarını en azından ben anlayamıyorum." Diyen Nuh Gönültaş ayarını ve rahatsızlığını ortaya koyuyor. Alınan bilgilere göre Başbakan Tayyip Erdoğan, jandarmanın polise devretmesi gereken yerlerden çıkması için talimat veriyor. Ancak öte yandan Ankara'da İçişleri Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı arasında ilginç bazı görüşmelerin sürdüğüne dair de haberler geliyor. Bu haberlere göre, jandarma adeta ikinci bir Emniyet Genel Müdürlüğü birimi kuruyor. Çünkü bu haberlere göre jandarma, şehir merkezlerinde istihbarat ve operasyon yapabilme yetkisi istiyor. Bu söylentiler yaygınlaşınca Jandarma Genel Komutanlığı bir açıklama yapma ihtiyacı hissetti. Ancak bu açıklama, adeta bu tür haberlere güç katan cümleler taşıyor: "Jandarma, görev alanını genişletme çabası içinde olmayıp, tam tersine yasal görevleri ve genel kolluk sıfatıyla sorumlu olduğu hizmetleri daha iyi yerine getirmek üzere AB normlarında organize olma ve kapasite arttırma çalışmalarını sürdürmektedir." Ama bu Milli ve Haysiyetli girişimler AB aşıklarının ve NATO uşaklarının canını sıkıyor. Ve Nuh Gönültaş şöyle sızlanıyor: "Zaten jandarmanın görev alanını genişletme çabası içinde olmasına gerek yok, çünkü şehir merkezleri hariç Türkiye'nin yüzde 92'lik bölümünü kontrol ediyor. Problemin temelinde jandarmanın polisiye bir rol üstlenme talebinin olup olmaması yatıyor. Bizim gözlemimiz, Jandarma Genel Komutanlığı'nda, özellikle de 2003 Yüksek Askeri Şurası sonrasında yapılan yeni bazı atama ve yapılanmalarla, polisiye çizgiye doğru hızlı bir kaymanın olduğu yolundadır. Şu soruyu açıkça soralım: Jandarma'nın organize suçlarla ve terör örgütleriyle mücadele etmesini gerektirecek bir durum içinde miyiz? Elbette, nasıl ki Güneydoğu'daki terör mücadelesinde jandarma yetersiz kalınca devreye polisin özel timleri ve Kara Kuvvetleri birlikleri girdiyse; polisin de organize suçlarla veya terör örgütleriyle baş edememesi halinde, jandarmanın yardımı gerekebilir. Ama şu anda Türkiye'nin böyle bir ihtiyaç içinde olduğunu söylemek çok komik olacaktır. Jandarma, Türkiye'nin ihtiyacı olduğu bir durumda "savaşmak" üzere görev almış olan tamamen askeri bir yapı, Türkiye'nin yedek milli ordusudur. Dolayısıyla her an böyle bir savaş görevi alacak şekilde hazır olmak ve buna göre yapılanmak durumundadır. Yedek milli ordunun giderek polisiye bir görünüm kazanması, askeri ulusal çıkarlarımızla da bağdaşmıyor. Eğer yarın bir gün polis de jandarmalaşmaya heveslenirse, aynı şey polis için de geçerli olur. O halde noktayı koyalım. Jandarmadan polis, polisten jandarma olmaz. Ve, bir köyde iki muhtar, bir ülkede iki polis gücü olmaz." Diyor. Ama MİT ve Emniyetteki, CIA ve MOSSAD güdümündeki Fetullahcı ekibin gizli ve tehlikeli kadrolaşmasına karşı, elbette Milli ve haysiyetli bir hesaplaşmanın kaçınılmazlığını göz ardı ediyor. Jandarmanın her yönden güçlenip etkinleşmesi, masonik ve münafık güruhun böbrek taşlarını oynatıyor!. Gül'den Washington'a, İran ve sınır ötesi için garanti veriliyor. Hükümet Avrupa'da yakalanan PKK'lıların teslimiyle Ordu'ya karşı bir adım öne geçmeyi hesaplıyor. Gürün ABD ziyareti bu eksende gerçekleşti. Cheney, Hadley ve Rice ile görüşen Gül, "sınır ötesi harekat gündemimizde değil" ve İran konusunda 1 Mart gibi olmaz" taahhüdü verdi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler arifesinde gerçekleşen Amerika ziyareti bir taahhüt ziyaretine dönüştü. İktidarının beşinci yılında kilit konularda Washington'un istediği adımları atmakta zorlanan AKP yönetimi, "bir şans daha" istiyor. Gül'ün Amerikan yönetimiyle görüşmelerinin başladığı 5 Şubat günü Paris ve Brüksel'de PKK'ya operasyon başladı. PKK'nın Avrupa sorumlusu ve kasası Rıza Altun Paris'te, askeri kanadından Canan Kurtyılmaz Belçika'da tutuklandı. Eski DEP milletvekilleri Zübeyir Aydar ve Remzi Kartal da sorgulandı. Washİngton'da bulunan Abdullah Gül, Avrupa operasyonunun Amerika'nın girişimiyle yapıldığını söyledi. Sızan bilgiler, AKP yönetiminin seçimler öncesinde Avrupa'da tutuklanan PKK'lıların teslimi ile Ordu karşısında bir adım öne geçmeyi planladığı yönünde. Sınır Ötesi Gündemde Değil 5 Şubat'ta Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Stcphan Hadley ile görüşen Gül, İran ve sınır ötesi harekat konularında garanti verdi. Diplomatik kaynaklara göre Gül, sınır ötesi harekatı kesinlikle düşünmediklerini ve işbirliğine yanaşmaması durumunda Tahran'a karşı Amerika'yı destekleyeceklerini söyledi. Hükümetin Amerikan yönetimi ile yeni bir gerginlik istemediğini vurguladı. Dışişleri Bakanı, "1 Mart'taki gibi olmaz" mesajı verdi. Ankara İle Washington arasındaki en dikenli konu Irak. Hükümet bu konuyu lehine kullanmak için manevra yapıyor. Gül, kapalı kapılar arkasında yaptığı görüşmelerde Kerkük'te önce nüfus sayımı yapılması durumunda Türkiye'nin referanduma hayır demeyeceği sözünü Amerikalı yetkililere verdi. Ankara'nın Kerkük referandumunu erteletmek için önerisi, nüfus sayımı ve normalleşme komisyonunun engellenmesi üzerine kurulu. Kerkük için kurulan normalleşme komisyonunun bir buçuk aylık sürede sonuç alamaması durumunda referandumun erteleneceği hesaplanıyor. Ancak Amerikan tarafı anayasal sürecin işleyeceğini vurguladı. Kafkaslar Ve Orta Asya Haritası Masada Gül'ün Cheney İle görüşmesinde masaya harita kondu ve üzerinden ortaklaşa neler yapılacağı konuşuldu. Cheney, Türkiye'nin Kafkaslar, Orta Asya ve Karadeniz'de Amerika ile işbirliğine gitmesi gerektiğini söyledi. Gül; enerji ve güvenlik konularını kapsayan alanda işbirliğine hazır olduklarını belirtti. Görüşme sonrasında yaptığı açıklamada ise "Kafkasya ve Orta Asya konularında yararlı görüşmeler yaptıklarını" vurguladı. Beyaz Saray'da Cheney ile gerçekleştirdiği görüşmede, enerji konuları özellikle gündeme geldi. Cheney ve Gül, harita üzerinde boru hatları, enerji güvenliği konularını ele aldılar. Amerikan tarafı, Rusya ile Türkiye arasındaki enerji işbirliğinin sınırlanmasını istiyor. Hadley'le yapılan görüşmede ise Kosova ele alındı. "Filistin'den Uzaklaşıp İsrail'le Yakınlaşıyoruz" Gül, 6 Şubat'ta meslektaşı Condoleezza Rice ile bütün bu konulara ek olarak Ortadoğu sorununda işbirliğini görüştü. Gül'ün en tartışmalı görüşmeleri ise Yahudi lobisiyle gerçekleşti. Yahudi lobisinden William Daroff, kapalı kapılar arkasında Gül'ün ne söylediğini basına açıkladı: "Bize 'HAMAS'la ilişkileri sınırlandırdık, İsrail'le ilişkilerimizi geliştiriyoruz' dedi". Daha sonra Dışişleri Sözcüsü'ne yaptırılan açıklama da bu sözlerin söylendiğini doğrulamış oldu. Sözcü Levent Bilman, "geçmişe yönelik anlattıkları böyle yorumlanmış olabilir" dedi. Hrant Dink nasıl vuruldu Cinayetin üzerinden tam on dört gün (Bu yazı 2 Şubat Cuma günü yazıldı) geçti. Ama en "kritik" soru, halen cevapsız. Neredeyse Hrant Dink mezarından kalkıp, o "kritik" soruyu polise, yakın arkadaşlarına, basın organlarına kendisi soracak: "Yahu, beni gazete binasından dışarı çıkartıp, tetikçilerin ayağına gönderen kişiyi niçin araştırmıyorsunuz?" Elbette Hrant Dink, bunu yapacak durumda değil. O halde, "üzeri örtülen" soruları biz soralım: Hrant Dink, tam da tetikçilerin kendisini beklediği sırada niçin "dışarı" çıktı? Bunun cevabını, geçen hafta yazmıştık: Cinayetten on dakika önce, Hrant Dink'e bir "dost" telefon edip, acilen 2.500 (iki bin beş yüz) dolar bulmasını istedi. Telefon Eden ya da Parayı İsteyen Kim... Bu kişi "kim" olursa olsun. O telefon olmasaydı Dink dışarı çıkmayacak ve belki de katiller onu öldüremeyecekti. Bu İhtimal, Dink'in yakınlarının ve ailesinin "kafasını kurcalamıyor" mu? Özellikle Dink'İn "yakın arkadaşları" telefon eden kişiyi merak etmiyorlar mı? Mutlaka merak ediyorlardır. O telefonu "eden" kişinin iyi niyetli olduğunu biliyorlarsa, kendileri açısından bu sorunun cevabı önemli olmayabilir. Ne var ki, cinayete ilişkin bütün ayrıntıların ortaya çıkmasını "herkes" istemiyor mu? Onlar bu sorunun cevabını "saklamak" hakkına sahip değil, iki haftadır Türkiye, bu olay nedeniyle çalkalanıyor... Tayip Erdoğan, bu olay nedeniyle "derin devlet" korosuna katıldığına göre, bu önemli konuyu "merak etmek zorunda" değil mi? Diyelim ki, Dink'ten 2500 dolar isteyen kişi, "tesadüfen" o saatte telefon etmiştir. O zaman ortaya çıkıp, bunu açıklaması gerekmez mi? İkinci Tetikçi Meselesi... Ortaya çıkan bilgilere bakılırsa, cinayet için üç ayrı senaryo üzerinde çalışılmıştı. Bunların ikisini, geçen hafta aktarmıştık. Üçüncü senaryoya göre, Dink'e, yine gazete binasında saldırı yapılacaktı. Çünkü, banka ile gazete binası çok yakın. Dink, bu mesafeyi beş-altı saniye içerisinde geçip, binaya girebilir, katiller o sürede "işlerini" yapamayabilirlerdi. Belki de Dink, bu mesafenin çok kısa olduğunu düşündüğü için tuzağa düştü. Olaya tanık olduğunu söyleyenler, katillerin birden fazla olduğunu söylüyor. Bu söylenti, "üçüncü" cinayet senaryosuna uyuyor. Çünkü. Dink'e telefon edip, onu tuzağa düşüren kişi, muhtemelen; istediği parayı almak üzere, birisini gazeteye, Dink'in yanına gönderecekti. Dink, kendisinden para isteyen kişinin adını vermediği için, katil yakalansa da, o "dost"un adı, şimdiki gibi gizli kalacaktı. Ogün Samast, daha önce kapıdan çevrildiği için, gönderilecek kişi de "bir başka tetikçi" olacaktı. Ama buna gerek kalmadı. Kim, Kime Ne Kadar Güveniyor Dink'i tuzağa düşüren telefonu eden kişi, kimliğinin ortaya çıkmayacağına nasıl güvendi? Bu konuda, telefonu eden kişinin, "tetikçiler" bakımından içi rahattı. Çünkü, tetikçiler, o kişiyi tanımıyordu. İsteseler de o kişinin adını veremezlerdi. O kişi ile doğrudan görüşmemişlerdi. Kimliğin açığa çıkması konusundaki tek "risk", Dink'in o kişiden, gazetedekilere söz etmesiydi. Ama; işte Dink, o telefon görüşmesinden sonra, "apar-topar" dışarı çıkarken, hiçbir şey söylememişti. Demek ki, o kişi, bu riski de "sıfırlayacağını" biliyordu. Dink'in gazetedeki arkadaşları, "görünüşe göre" bu mesele üzerinde hiç durmuyorlar ama aralarında bunu tartıştıklarını tahmin etmek zor değil. Onlar, bu cinayeti gerçekten, 301. maddeye "bağlıyorlarsa" cinayetin aydınlatılmasını istediklerine kim inanır? "Fetullahın İstihbaratı Çok Kuvvetlidir" 10 yıldır ABD'de oturduğu halde, Fetullah'ın eli-kolu o kadar uzun ki... Her yere yetişiyor. Üstelik, Nazlı Ilıcak'ın açıkladığı gibi, "Fethullah'ın istihbaratı çok kuvvetli" imiş. Bakın Fetullah neler söylüyor: "Bundan 8-9 ay evvel bana, bu türlü şeyleri bilen, çok üst seviyelerde vazife görmüş bir insanın 'Önümüzdeki aylarda Türkiye'de yeniden kan gövdeyi götürecek, seri cinayetler işlenecek' dediği nakledildi. Evet, o uzman 'Kan gövdeyi götürecek' diyor." Acaba o uzman kimdi? "Bu tür şeyleri bilen" kişi, acaba Emniyet teşkilatından mıydı? Yoksa, polisin istihbarat görevlilerinin yazdığı yazılar, Fethullah Gülen'in eline geçiyor da bu neden ile mi önlem alınamıyor? Bunun cevabını, "Fetullah sicilli", üst seviyelerde "vazife" gören birine mi sormalı... Artık o kadarını da, Hrant Dink'in "yakın" dostları düşünsün. KOM Eski Şube Müdürü Dr, Adil Serdar Saçan: Cinayetlerin arkasında "F Tipi Örgüt" var Amerika'da ikamet eden hoca, "ulusalcılığı aşacağız" demiş ve Türkiye'de kanlı olaylar olacağını açıklamıştı. Bu açıklamaları takip eden süreçte, Şemdinli olayları ve iddianamesi, Danıştay cinayeti, Atabeyler operasyonu ile Türk Silahlı Kuvvetleri hedef alındı. Hrant Dink cinayeti öncesinde ve sonrasında gelişen olaylar üzerine, Kaçakçılık ve Organize Suçlar İstanbul Şubesi'nin "daha önceki" müdürü Dr. Adil Serdar Saçan, "cinayetlerin arkasında F tipi Örgüt var" diyor. Dr. Adil Serdar Saçan, Ulusal Kanal'ın bir saati aşan canlı yayınında, olayları şöyle yorumladı: Önce, Hablemitoğlu cinayeti. Sonra; Van 100. Yıl Üniversitesi Rektörüne karşı açılan kampanya, Şemdinli olayları iddianamesi, Rahip cinayeti, Cumhuriyet Gazetesine saldırılar, Danıştay saldırısı, Atabeyler operasyonu ve Dink cinayeti... Bu süreçte genel durumu görelim: Üç önemli konu var. TSK'yı Yıpratmak, İşbirlikçi Güçler Yaratmak Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmak, ülke içerisinde etnik milliyetçiliği ve bölücülüğü desteklemek ve İslamı yeniden "şekillendirmek"... Sevr Antlaşması sonrasında, yüzlerce Osmanlı paşasından sadece 9-10 tanesi Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Mustafa Kemal Atatürk, bu paşalardan ve onlara bağlı kuvvetlerden bir ordu yaratarak emperyalist işgalcileri yendi. Bu nedenle, günümüzün emperyalistleri olan "küreselciler", Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmak ve savaş yeteneğini zayıflatmak zorundadır. İkincisi; İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan filan... Bu millet bunları her zaman yenmeye muktedirdir, ama biliyorsunuz Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı'nda, emperyalistlerden daha çok, içteki gericilikle, iç isyanlarla uğraşmak zorunda kalmıştı. Küreselciler, "içeride" işbirlikçi güçler yaratmadan hedeflerine ulaşamayacaklarını biliyorlar. Üçüncü konu İslam dininin, kapitalizme, emperyalizme uygun biçimde değiştirilmesidir. Musa Peygamber'in "On Emir"inde ne varsa, tersini uyguluyorlar. Hıristiyanlığı, İncil'i de istedikleri biçime soktular. Şimdi, İslam dinini değiştirmeleri gerekiyor. "Zekat", yani "karşılıksız yardım" kapitalist-sermayeci zihniyete uygun değil. Müslümanların "emperyalizmden korkmaları"nı sağlamaları da gerekir. Dinler arası diyalog, buradan kaynaklanıyor. Yaşadığımız süreçte, hedef bunlardır. Amerika'da İkamet Eden Hoca, İşareti Vermişti Amerika'da ikamet eden hoca, "ulusalcılığı aşacağız" demiş ve Türkiye'de kanlı olaylar olacağını açıklamıştı. Bu açıklamaları takip eden süreçte, Şemdinli olayları ve iddianamesi, Danıştay cinayeti, Atabeyler operasyonu ile Türk Silahlı Kuvvetleri hedef alındı. Rahip cinayeti, Trabzon'da milli futbolcuların tehdit edilmesi, işyerleri ve otoların kurşunlanması, Cumhuriyet Gazetesi'ne saldırılar, ve Dink cinayeti... Bu olayların hepsinde de Ramazan Akyürek, önce Trabzon Emniyet Müdürü olarak, sonra Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı olarak sorumlu görevlerde. Yaşadığımız olayların hepsinin arkasında, bu "F tipi" örgüt var. Akyürek, Danıştay Sonrası Görevden Alınmalıydı Danıştay Cinayeti sonrasında Aydınlık Dergisi'nde yayınlanan söyleşide, bu örgütü açıklamıştım. Siz de o zaman Danıştay saldırısının sorumlusunun İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek olduğunu yazmıştınız. Ramazan Akyürek'in "Fethullah sicili olduğu" ortaya çıkmıştı. O zaman derhal görevden alınması gerekirdi. Alınmadı. Hrant Dink cinayeti ile ortaya çıkan gerçekleri herkes gördü. Görevden alınması gerekenlere dokunulmazken, Hrant Dink cinayeti ile, "F tipi örgüt" arasındaki bağlantıyı açığa çıkartabilecek olan emniyet müdürü Reşat Altay, hemen görevden alındı. Çünkü Reşat Altay, "F tipi" örgüte karşıydı. Hrant Dink cinayeti sonrasındaki olaylar da öğreticidir. Cinayetten sadece bir saat sonra, "Hepimiz Ermeniyiz" bez pankartları açılıyor. Kendisine vaktiyle, "solcuyum, komünistim" diyenler, ABD Büyükelçisinin, Türkiye'yi soykırımcı ilan eden Ermeni diasporasının arkasından "Hepimiz Ermeniyiz" diye yürüyor. Bizleri de, "Siz Hrant Dink'i anlayamıyorsunuz" diye eleştiriyorlar. Oysa, cinayetten hemen sonra, Hrant Dink'in kızı, gazetenin balkonundan, "şimdi kanınız temizlendi mi?" diye konuşuyor. Demek ki, kızı da, babasının, "Zehirli Türk kanından" bahsettiğini düşünüyor. O da mı babasını anlamamış?
http://www.millicozum.com/content/view/872/26/ |
|
FETULLAH GÜLEN'İN KEHANETİ VE HİRANT DİNK CİNAYETİ Milli Çözüm Dergisi MART 2007 Kazım GÜLFİDAN
Sonuçları ve araçları değil, sebepleri ve müsebbipleri araştırmak ve tartışmak lazımdır. Bizce, Hrant Dink te, katili de sadece bir araçtır. Hrant'ın katilinin sıfatlarını konuşmak, cinayet aleti tabancanın mekanik vasıflarını konuşmak gibi bir oyalamacadır. Unutmayalım; Hissiyat, hevesat ve hamasetle, asla hakikata ulaşılamayacaktır. Yani; duygusallıkla, heyecanlarla ve kuru kahramanlıkla, gerçeğe erişmek mümkün olmayacaktır. Dink'in ölümü sürecinde hemen önce gerçekleşen ve çok çok önemli olmasına rağmen hiç gündeme bile gelmeyen şu yedi olayı hatırlayalım: 1- Hırant Dink Aydoğan Vatandaş'la yaptığı röportajda: "Osmanlı dönemindeki Ermeni Terhciri olaylarının, ittihatçı Sabataist yöneticilerce hazırlandığını ve bugünde Siyonist Yahudi Lobilerince Türkiye'ye karşı kışkırtıldığını" belgeleriyle yazacağını açıklamıştı. 2- Milli Gazete'nin öncelikle dikkat çektiği, ardından diğer gazetenin gündeme getirdiği: Yeni Petrol Yasasıyla TPAO sıradan bir dernek haline getirildi ve önceki yasada: "Talebin Milli menfaatlere uygun olması" kaydı ve "Yabancı devlet, şirket ve şahsiyetlerin petrol arama ve işleme tesisleri kuramayacağı" şartı kaldırıldı. Ayrıca Yerel Yönetimlere pay ayrılarak federasyona hazırlık yapıldı. 3- AKP eliyle Milli devletten, gizli sömürgeciliğe adım atıldı. Hrant Dink cinayeti ve cenazesiyle toplum oyalanırken, ikinci tezkereden bin beter, Türkiye'yi resmen ABD'nin güdümüne veren ve İran'a ülkemiz üzerinden saldırmaya hazırlık gören işbirliği anlaşması imzalandı. 4- 301 tekrar tartışmaya açıldı. 5- Soykırım şantajı için ABD'ye bahane sağlandı. 6- İslamiyet zaten laytlaştırılmıştı; bu olay üzerine de milliyetçilik yozlaştırılmaya başlandı. 7- Bakü, Tiflis Kars demiryolu projesi sekteye uğratıldı. Hrant Dink cinayetinin sonuçları hangi odaklara yarar sağlıyorsa, işte onlar bunu tezgâhlamışlardı. Bu kirli ve karanlık senaryolar yumağının çözülmesine ve doğru iz sürülmesine yardımcı olacak bazı ipuçlarını hatırlatmakta fayda vardır. Hrant Dink, belli aralıklarla Zaman Gazetesinde yazardı. Şimdi Agos Gazetesinde, onun boşluğunu dolduracak olan Ethen Mahcupyan da Zaman Gazetesi yazarı. Malum, Zaman Gazetesi, Fetullah Gülen'in borazanı. Fetullah Gülen ise Amerika'nın ve CIA'nın adamı.. Hrant Dink'in cinayet tetikçisi ve onun akıl vericisi Trabzon'dan çıktı. Hatırlanacağı gibi Papaz cinayeti de Trabzon'da yaşanmıştı, katili de oralıydı. MHP ve BBP'ye yatkın Milliyetçi damarları ve kahramanlık duyguları kabarık bazı gençlerin Trabzon'da beyinlerini yıkayan ve bunları karanlık maceralara hazırlayan ekip ve elemanlara himaye sağladığı söylenen Emniyet Müdürünün de Fetullahcı olduğu iddiaları medyaya ve meclise yansımıştı. Hatta bir Emniyet Müdürü Papazın öldürülmesi sonucu "zaten bu adam eşcinseldi" diyerek yeni cinayetlere fetva çıkarmıştı. Fetullahcıların CIA ve MOSSAD ilişkileri ve işbirlikleri de, zaten sır değil, defalarca konuşulup yazılmıştı. Ve yine hatırlayacaksınız, Amerika'da bulunan Fetullah Gülen birkaç ay önce: "Türkiye'de önemli kişilere yönelik cinayetler olabileceği" yolunda bir kehanet ortaya atmıştı. Bu arada unutmayın, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu da Fetullahcı ve İsrail sempatizanıydı. Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Dekan Yrd Doç Dr Önder Aytaç Fettullahçı Nurettin Veren: "Önder elimizde büyüdü" açıklamasını yapmıştı... Çıplak ve seksi manken fotoğrafçısı!? Babası, MEB Dış okullar daire Bşk Aysal Aytaç, Fettullahçıydı... Bu Önder Aytaç... AB ve ABD emriyle ordumuzu hedef alan TESEV raporunun hazırlayıcılarındandı. Trabzon Valisi, Emniyet Md. ve İstanbul İstihbarat Md. bu bağlantılar anlaşılmasın diye kurban edilmiş ve harcanmıştı. Ve yine her ne hikmetse, İsrail'in de Trabzon merakı iyice artmış ve o bölgeden binlerce insan çalışmak üzere, taşeron Türk firmaları aracılığıyla İsrail'e taşınmıştı... Yani.!?. Döven de, dövünen de aynıydı. Hrant Dink'i öldürtenler de; "Hepimiz Hrant Dink'iz, Hepimiz Ermeniyiz" gibi saldırgan ve sapık sloganlarla, 70 milyon Müslüman Türk Milletine hakaret etmeye kalkışan ve halkımızı kışkırtan birkaç bin kişiyi sokaklara sürenler de, yine bu sinsi ve Siyonist odaklardı. Bu sinsi ve tahrikçi slogana sahip çıkan Süleyman Demirel de aynı odakların oyuncağıydı. Dünyanın dört yanından koşup gelen sözde Ermeni soykırım tasarımcılarıyla, tescilli Türkiye düşmanlarının bu gösteriye katılmaları da CIA ve MOSSAD'ın melun maksadını ortaya koymaktaydı. Not: Biz şerefli Emniyet Teşkilatımıza, cefakar ve fedakar mensuplarına elbette sahip çıkarak ve saygı duyarak hatta, iyi niyetle ve hizmet gayretiyle fettullahçılara katılan ve onların kirli bağlantılarının farkında olmayan temiz insanlarımızı da ayrı tutarak, sadece Emniyet bünyesindeki bir kanserleşmeye dikkat çekiyoruz. * Tetikçi Samsun'da yakalandığında Atatürk vecizeli Türk Bayrağı önünde, milli bir kahraman gibi çekilen fotoğrafları dağıtılarak suç Jandarmaya yıkılmaya çalışılmıştı. Ardından, Emniyetteki fettullahçı ekip: Yasin Hayal'in halası kocasının "JİTEM" e muhbirlik ettiği iddasını ortaya atmıştı. Yahudi patronları satın aldığı TGRT ise bunları öncelikli haber yapmaktaydı. Cezaevine girerken Ogün Samast'ın ceket astarında Jandarmanın bulduğu iki telefon kartı, nasıl olmuş ta, onlarca polis kontrolünde ortaya çıkmamıştı? Sonuç: Emniyete sızmış CIA bağlantılı fettullahçı ekibin bu işte parmağı vardı. Emniyetteki Gladyo bağlantısını hatırlatan diğer bir ayrıntı, tetikçinin İstanbul metrosunda ilk yakalandığında bırakılmasıydı!? Fetullah'ın " Türkiye'de önemli cinayetler olabilir" kerameti birkaç ay farkla tuttu. Bütün bunlar tesadüf olamazdı. Bu arada Bayan Dink'in: "Masum bebekleri katleden karanlıklar!"dan kastı acaba İslam mıydı, Hıristiyanlık mıydı? Yoksa "İslam'ı laytlaştırdık, sıra Türk Milliyetçiliğinde" mantığı mıydı? Kezban Hatemi Televizyonda: "Her zaman çıkmadan önce gideceği yeri bize söylerdi. Ama o gün normal ayrılış vaktinden 5 dakika önce bir telefon geldi. Bu tanıdık ve çok yakın bir kimseydi. Bunun üzerine telaşlı ve acele ile aşağı indi ve silah sesleri geldi" diye anlatmıştı.
Şimdi: Aklımıza şöyle bir senaryo gelmektedir: Hrant Dink'in çok güvendiği ve dünyada etkili dış merkezler, kendisine: "Sana göstermelik bir suikast düzenleyeceğiz. Kuru sıkı tabancayla ve hafif sıyrıklarla seni mağdur ve kahraman edeceğiz. Orhan Pamuk gibi, önümüzdeki Nobel ödülünü sana vereceğiz. Filan gün dibi delik bir ayakkabı giyin ve bizden telefon gelince aşağıya in..." denilmiş ve aldatılarak bir cinayete kurban edilmiş olabilir. Şimdi Recep Erdoğan: "Derin devlet vardır ve kökünü kurutacağız" diye hava atıyor.(Kıbrıs ve petrol konusunda da boşuna horozlanıyor. Çünkü AB KKTC'yi gayri meşru görüp, o bölgeyi AB sınırında sayıyor) a-) Fransız-Alman televizyonlarının filmini çektiği, İran-Irak-Türkiye sınırındaki ve PKK kontrolündeki bir uyuşturucu kaçakçılığından bile haberi olmayan.. b-) Kukla Irak hükümetinin "Artık muhatabınız Barzani yönetimidir!" tehdidine uğrayacak kadar saygınlığı buharlaşan. c-) Yeni ve gayri milli petrol yasasıyla, Sevr'de bile teklif edilemeyen şartları, yabancı şirketlere rüşvet sunan bir başbakan, kalkıp derin devleti bitireceğinden bahsediyor. Hz. Mevlana'nın şu sözünü hatırlatıyor: "Düşman evine girmiş, hareminin koynunda saklanıyor. Zavallı adam, silahını almış, bahçe duvarında nöbet tutuyor ve kahramanlık taslıyor!" Çok Yaman Bir Tesadüf! Çok enteresan bir tesadüf müdür, Türkiye'de 90'lı yıllarda her önemli siyasi cinayet Aksu'nun içişleri bakanlığına rastlıyor. Abdülkadir Aksu ilk defa 31 Mart 1989'da İçişleri Bakanı oldu. Bu görevi 24 Haziran 1991 tarihine kadar sürdü. Aksu daha sonra çeşitli hükümetlerde yeniden İçişleri Bakanlığı'na atandı, ara verdi, parti değiştirdi vs. Ama bütün büyük siyasi cinayetler onun İçişleri Bakanlığı dönemine rastladı. Hürriyet Gazetesi Yayın Yönetmeni Çetin Emeç, 7 Mart 1990'da öldürüldü. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ydu. Sonraki şu cinayetlerin hepsinde de Abdülkadir Aksu İçişleri Bakanı'ydı: Bahriye Üçok 6 Ekim 1990, Muammer Aksoy 31 Ocak 1990, Turan Dursun 6 Eylül 1990, Necip Hablemitoğlu 19 Aralık 2002, Emekli Orgeneral Adnan Ersöz 13.10.1991, Tuğgeneral Temel Cingöz 27 Mayıs 1991, Emekli Korgeneral İsmail Selen 23 Mayıs 1991, Emekli Tümgeneral Memduh Ünlütürk 8 Nisan 1991, Emekli Korgeneral Hulusi Sayın 30 Ocak 1991, Emekli Yarbay Ata Burcu 9 Ocak 1991, MİT Müsteşar Yardımcılığı da yapmış olan Hiram Abas 26 Eylül 1990, SHP Milletvekili Erol Güngör'ün oğlu Mustafa Güngör öldürüldü. Danıştay Baskınında ölen Danıştay Üyesi Mustafa Yücel Özbilgin 17 Mayıs 2006 Ve ve... Hrant Dink, Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni, Ermeni vatandaşımız... 19 Ocak 2007 Yani... Allah yardım etsin Bakan Aksu'ya. Kariyerinde söz konusu olan bu çok kötü tesadüfler zinciri onu çalışmaktan ve ülkesine hizmet etmekten alıkoymuyor ve onu hiç yıpratmıyor. Her zaman olduğu gibi dinamik bir içişleri bakanı olarak yine görevinin başında... Şehrin isminin bir süredir şiddetle birlikte anılır olması sinsi bir planın sonucu mu? Trabzon'a İsrail-Yunan İlgisi Her Çarşamba İsrail'den uçak! Rahip Santoro ve Gazeteci Hrant Dink cinayetleriyle, bir kez daha dikkatlerin yoğunlaştığı Trabzon ilimizle ilgili çok çarpıcı iddialar ortaya atıldı. Son yıllarda Trabzonlu gençlerin; "Burslu üniversite eğitimi" imkânları sunularak, Yunanistan ve İsrail'e götürüldüğü ileri sürülüyor. Her Çarşamba günü İsrail'in başkenti Tel-Aviv'den Trabzon'a yapılan direkt uçuşlar da iddiaları güçlendiriyor. Ermenistan'la Türkiye arasında Sarp Sınır Kapısı'nın açılması ile birlikte, Rum, Ermeni ve İsraillilerin Trabzon'un en uzak köylerine bile "turistik" ziyaretler yapması da manidar bulunuyor. Hırant Dink: "Bizim başımıza gelenlerde Yahudi parmağı vardı!" demişti: Hrant Dink cinayeti hakkında her şey yazıldı çizildi. Fakat Hrant Dink'in "Ermeni soykırımı" hakkındaki düşünceleri kargaşa içinde kayboldu gitti. Oysa Hrant Dink'in ağzından asla "Ermeni soykırımı" diye bir kelime çıkmadı. O sadece bir kurban ne yazık ki! Hrant Dink ile ölmeden önce yapılan son röportajlardan birini Aydoğan Vatandaş yaptı. Bu röportaj Vatandaş'ın "Asala Operasyonları aslında ne oldu" adlı kitabında yer aldı. Burada Hrant Dink, Ermenilere uygulanan tehcirin arkasında Saray döner sermayesine hâkim olmaya çalışan Sabataistlerin olduğunu söylüyor ve tabii ki Ermeniler ile Yahudiler arasındaki ekonomik çekişmeye dikkat çekiyor! Bu nokta çok önemli. Hatta o zamandan bu yana Türk Derin Devleti içinde yapılanan, ittihat ve terakki geleneği ile birlikte bu günlere kadar gelen yapının ermeni tehciri konusundaki yoğun etkisini, bir Ermeni'nin dile getirmesi ciddi ve cesaretli bir gelişmedir. Bakın ne diyor Hrant Dink: "Ben Ermeni tehcirine Almanları, Rusları ve Amerika'yı da kesinlikle katarım. Hatta bana sorarsanız baş sorumluları sayarım. Ama tabi bunun içerisinde, o zaman Osmanlı'nın İttihat ve Terakki yönetiminin lider kadrolarının o gün artık kafalarında oluşturdukları ve hakikaten buna ilişkin destek de buldukları politikayı hayata geçirmelerinde özellikle Almanların ve Avusturya Macaristan imparatorluğunun çok büyük rolünün olduğunu biliyorum." Belgelere bakınca her şeyi ne olarak görüyorsunuz. "Abdülhamit reform sözü veriyor Ermenilerle ilgili. Bunları yapmak için bir takım çabalar içerisine bazen giriyor. Ama bir de bakıyorsunuz Almanlar ya da Avusturya "Bu reformları uygulamana gerek yok diyorlar mesela. Oysa belki o reformlar uygulansa bu kapışma o noktalara varmayacaktı." "Biliyorsunuz saray olgusu vardı, ve saraya ekonomik olarak hâkim olma meselesi de o dönem Osmanlı içerisinde yaşayan Ermenilerle Yahudiler arasında önemli bir yarışmaydı. Öyle kimi zaman Yahudiler, sarayın ekonomisine, ekonomik döner sermayesine bir tür sahip olabiliyordu. Böyle Ermenilerle Yahudiler arasında sarayın döner sermayesine hâkim olma, ticarete hâkim olma gibi bir dipten giden yarışın olduğu bir vaka.... Ermeniler şöyle bir şey söylerler onu çok açık yüreklilikle söyleyeyim, "Aslında bizim başımıza gelenlerde Yahudilerin parmağı vardı" diye bir cümleyi kullanırlar.. Aydoğan Vatandaş'ın bu kitabı oldukça doyurucu bir eser olmuş. Hrant Dink röportajı da gündemi itibariyle ona saldıranların aslında kimin ya da kimlerin maşası olduğunu ortaya koyuyor!" 28 Şubat'ın faturasını ödüyoruz Üzerinde büyük oyunların oynandığı Trabzon'la ilgili bir diğer iddia ise, işsizlik sorunu ve mânevî boşluk içinde başıboş gezen gençlere, Rumca öğretilerek, Yunanistan'da ikamet hakkı tanındığı yönünde. Misyonerlik faaliyetleri de şehirde en çok konuşulan gündem maddelerinden. Diyanet-Sen Trabzon İl Başkanı Ömer Tutuş, Trabzonlu gençlerin adının bu tür olaylara karışmasını tek cümleyle özetledi: "28 Şubat sürecinin dinî eğitime getirdiği kısıtlamaların faturasını ödüyoruz!" Hrant Dink'in cenaze töreninde cezbeye gelip Hepimiz Ermeniyiz' diyenlere dikkat kesilip üzerinde yorumlar yaparken, biz Hrant'ın eşi Rakel Dink'in " bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamaya" dair söylediklerine şaşırıyoruz. Karanlıktan neyi kastediyordu? Hıristiyanlığı mı, Müslümanlığı mı? Rakel Dink'in sözlerinin pozitif şaşkınlık yaratan tarafı onun Hıristiyanlığın asli suç'una (her doğan kişinin günahkâr doğduğu inancı) karşı fıtrata vurgu yapmış olmasıdır. Öyleyse şimdiden bir bebekten katil yaratan "karanlık" konusunu hilkat ve fıtrat bağlamında vuzuha kavuşturabiliriz. Bunun Adı Demokrasi Değil AB Faşizmidir Hrant Dink'in öldürülmesi üzerine basın ve televizyonların yürüttükleri yayın politikaları en kibar ifadesiyle yanlış ve tahrik edici. Tahrikler yıllardır sürdürülüyordu. Öyle bir basın-yayın anlayışı oluşturuldu ki, bunun demokrasi ve özgürlüklerle uzaktan yakından alakası kurulamaz. Böyle bir basın adeta AB faşizmi uyguluyor. Hrant Dink cinayetini hepimiz kınadığımız halde, memleketini seven insanların AB eleştirileri içinde katili yönlendiren unsurlar arıyorlar? Üstelik bu sorumsuzluğu güya dindar ve muhafazakar görünen gazetelerin temsilcileri de yapıyor. Sabahtan akşama kadar memleket satıldı, Kıbrıs elden gitti denilirse, çocuğun biri de eline silah alır, böyle yaparmış. Sanki memleketin satıldığı ve Kıbrıs'ın elden çıkarılmaya çalışıldığı yalanmış gibi... Kazın ayağının öyle olmadığı açık. Demokrasi ve özgürlükler Türkiye'nin milli güvenliğine karşı bu arsız medya tarafından bir tehdit olarak kullanılıyor. Aynı isimler televizyonlar ve gazetelerde endam kesiyorlar. Hep birlikte Kıbrıs'ta ve Ege'de Rum-Yunan ikilisinin haklı ve mağdur; Türkiye'nin suçlu ve yanlış olduğunu anlatıyorlar. Irak'ta Amerika ve Barzani-Talabani ikilisi haklı, Türkiye haksız. Konu Ermeni soykırımı iddialarına geliyor. Yine aynı. Soykırımı kabul edip özür dilemekten başka çaremiz yok demeye getiriyorlar. Peki bu adamlar konuştukları bu konuların uzmanı mı? Hayır. Olmaları da gerekmiyor mu? Zaten adamların derdi Kıbrıs, Ermeni meselesi ve/veya Irak ve Kürdistan oluşumu değil, adamların derdi Türkiye. Sabah akşam aynı teraneler. Sonra kalkıp Hrant Dink'in Ermeni olduğu için öldürüldüğünü göstermeye çalışıyorlar. Yakalanan katil, Dink'i Ermeni olduğu için değil, soykırım iddialarını Türklere kabul ettirmeye çalıştığı ve Türklüğe hakaret için öldürdüğünü söylüyor. Yaptığını tasvip eden kimse yok. Ama hepimiz Hrant'ız, hepimiz Ermeniyiz' diye bağırmanın ne alemi var? Kaldı ki, hiç birimiz Hrant da değiliz Ermeni de... Usta Tertipçiler Katil zanlısı nasıl oldu da tabancasını ve beresini cinayetten sonra bir köşeye atmadı? Bu kadar acemi tetikçi olur mu? Sabah gazetesinde bir üst düzey yetkili bu durumu şu sözlerle açıklıyor: - Zanlıyı kasten çabuk yakalattılar. Amaç bu iş çözüldü dedirtip esas tertipçileri gözden kaybetmekti... Ayrıca, "Örgütlü değil, acemi ve bireysel bir cinayet işlendi" görüntüsü vermek istemiş olabilirler... Bu cinayet Türkiye'de derin etkiler yaratıyor. Bir; ülkemizi dışarıdan kuşatıyor... İki... Ülke içinde cumhuriyetçi, laik, Atatürkçü, ulusalcı çevreleri baskı altına sokuyor... Bölünmeyi ve çatışmayı hızlandırıyor... Birkaç manyağın işi gibi gösterilen Dink cinayetinin arkasında çok usta tertipçilerin olduğu izlenimi güçlülüğünü koruyor. Sağduyu! Doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edebilme ve doğru muhakeme edebilme gücü bizim bu ülkemizin toprağının derinliklerinden uç vermiş geliyor. Bir ayıkma dönemine hızla geçiyoruz. AB'de ve ABD'deki Ermeni topluluklarını yönetip yönlendirenlerin ittirmesiyle ortaya konulan "oyunu" görmekteyiz. Bu oyunu gördüğümüzü ve o oyuna gelmeyeceğimizi gösteren kararlılığı bozmak, kafaları karıştırmak için "Hrant Dink'in öldürülmesinin bütün Türklere ve bütün ulusa mal edilmesi" çabalarının devam edeceğini de görmekteyiz. Toplum, Hrant Dink cinayetiyle-cenazesiyle meşgul edilirken, Ülkemizi sömürge konumuna getiren Türk Petrol Kanunu meclisten geçiriliyordu. Kamuoyundan adeta gizlenerek meclise taşınıp kabul edilen "Türk Petrol Kanunu", ülkenin geleceği açısından ölümcül sonuçlar doğurabilecek nitelikte olduğu belirtiliyordu. Medya ise ancak işgalle kabul ettirilebilecek olan bu kanun karşısında susmayı tercih ediyordu. Bu kanun ancak işgalle kabul ettirilebilirdi! Türkiye gündemi tamamen Hrant Dink cinayetine kilitlenmiş durumda. Hrant Dink cinayetinden iki gün önce TBMM'den geçirilen Türk Petrol Kanunu ise neredeyse hiçbir medya organında yer almadı. Ancak kabul edilen kanunun içeriği, ülke petrolü üzerinde 50 yıllık bir yabancı şirket tahakkümüne imkân veriyor. Ruhsat tekelleşmesi, ülke ihtiyacına yönelik ham petrolün de ihraç edilebilmesi, yabancı petrol şirketlerinin ürettiği petrolün sadece yüzde birini devlete vergi olarak vermesi gibi birçok uygulamayı da içeren bu yasa ile Türkiye'nin hem doğal kaynaklarından olacağı hem de milyarlarca dolarlık gelir kaybına uğrayacağı belirtiliyor. ***
http://www.millicozum.com/content/view/877/26/ |
|
27 Mart 2007 *** Emniyette hesaplaşma
Hrant Dink suikastının soruşturması,
İstanbul ile Ankara Emniyeti arasında hesaplaşmaya dönüştü.
İstanbul Emniyeti, Dink suikastıyla ilgili bazı
bilgilerin İstihbarat Daire Başkanlığınca
kendilerinden gizlendiğini öne sürdü. Ankara bu iddiayı
reddetti. Emniyet Genel Müdürlüğü üst düzey bir yetkilisi,
Dink cinayeti sonrasında patlak veren İstanbul-Ankara çekişmesi
ile İstanbul Emniyetinden ortaya atılan bazı iddialara
şöyle yanıt verdi: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6208407.asp?gid=0&srid=0&oid=0&l=1 *** Işık Evleri müdavimi
HRANT Dink Cinayetinin kilit ismi Erhan Tuncelin, ortaokul ve lise yıllarında Elazığda Fethullah Gülen cemaatine bağlı Işık Evlerinde kaldığı tespit edilirken, Alperen Ocakları ile de temasa geçtiği iddia edildi. Elazığda olduğu yıllarda Mehmet Ağarın seçim çalışmalarına da katıldığı bildirilen Erhan Tuncelin bu karışık siyasi ilişkileri üniversite yıllarında da devam ettirdiği öne sürüldü. Tuncelin Trabzonda bir yandan Alperen Ocaklarına giderken diğer yandan da cemaat evlerini ziyaret ettiği kaydedildi. Polis yetkililerine göre, en dikkat çekici gelişme Tuncelin, Dink cinayetinden kısa bir süre önce milliyetçi çizgide olan arkadaşlarını Elazığ ve Malatyadaki Işık Evlerine götürmesi oldu. Cemaat evlerine giden bu kişilerin Tuncele tepki gösterdikleri tekrar Trabzona döndükleri kaydedildi. Tuncelin gözaltındayken İstanbul polisi ile yaptığı mülakatta doğruladığı bu bilgi, polisin hazırladığı tutanağa geçirilmediği ama MİT tarafından rapor haline getirildiği kaydedildi. Büyük Birlik Partisi Trabzon İl Başkanı Yaşar Cihanın oğlu Bahadır Cihan ifadesinde, Tunceli üniversiteden tanıdığını söyledi. Cihan ifadesinde, "Yasin Hayali mahalleden tanırım. Her ikisiyle de Alperen Ocaklarında samimi olduk" dedi. Bahadır Cihan, ifadesinde Erhan Tuncelin kullanılmış olabileceğini belirterek, "Erhan abilik vasıflarına uygun birisi değil. Birileri tarafından kullanılmış olabilir" dedi.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6208404.asp?gid=0&srid=0&oid=0&l=1 *** İlk kez ifade verdiGazeteci Hrant Dink cinayetin azmettiricisi olduğu iddiası gözaltına alındığında susma hakkını kullanan Büyük Abi Erhan Tuncel, pazar günü Kandıra Cezaevinde, ilk defa ifade verdi.
***
|
| .
|
|
FETHULLAHÇI MÜDÜR RAMAZAN AKYÜREK'TEN SKANDAL ÜSTÜNE SKANDAL!!! KENDİ SUÇUNU JİTEM'E ATMA GAYRETİDE ELİNDE PATLADI, DEŞİFRE OLDU ve: |
|
.GASP ve HIRSIZLIK: FETHULLAHÇI İSTİHBARATÇILARIN OPERASYON YÖNTEMLERİ ARASINDA
Konuyla ilgili medyada cikan haberlerden once Rahmetli Hablemitoglu'nun "Kostebek" adli kitabinda bahsettigi, başından gecen, Fethullahçı'larin gerceklestirdigi bir gasp olayini buraya dusmeyi cok uygun buluyorum. Cunki: Fethullahçı'larin kendilerine zarar verebilecegine inandiklari kimselerden, kendileriyle ilgili bilgiler, dokuman vs "gasp etmek-çalmak" uyguladiklari yontemlerden biri! Bizzat Hablemitoglu'nun otosundan Fethullahçı'larla ilgili, belgeler, CD vs gasp ediliyor. Ayrica rahmetli Hablemitoglu'nun yazdigina gore benzeri hirsizlik olayi da; Fethullahın Copları kitabının yazarı, gazeteci Zübeyir Kındıranin otomobilinin -kitabının hazırlık evresinde- soyulması gerceklesiyor:
|
|
Çok önemli bir istihbarat operasyonu...
Güler Kömürcü 15.02.2007
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=67660,10,5&tarih=15.02.2007 |
|
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5926873.asp?gid=48 |
|
ANKAda şüpheli soygun SOL Gazete 10 Şubat 2007 Sabit diskleri götürenlerin ANKAya mesaj verdikleri iddia ediliyor.
HABER MERKEZİ ANKA Ajansı'nın İstanbul Temsilciliği'ne önceki gece giren kimliği belirsiz kişi ya da kişiler, bürodaki tüm bilgisayarların sabit disklerini ve ajans çalışanına ait dizüstü bilgisayarı götürdü. Gazeteci-Yazar Hrant Dink'in katili Ogün Samast'ın azmettiricisi olduğu gerekçesiyle tutuklu olan BBP'li Erhan Tuncel'in JİTEM'e çalıştığı için polis muhbirliğinden uzaklaştırıldığı yönünde yaptığı bir haberle gündeme gelen ve Emniyet'in yalanlamasına karşın, "Kaynağımıza güveniyoruz" diyerek haberi serviste tutan ANKA'nın başına bu tür bir olayın söz konusu haberin duyurulmasından üç gün sonra gelmesi dikkat çekti. Olaya ilişkin, Beyoğlu Emniyet Müdürü Tuğrul Pek, "Adi bir hırsızlık olayına benzemiyor" derken, ANKA Ajansı Genel Müdürü Veli Özdemir, de olayın adi bir hırsızlık olamayacağını belirterek, "Kendilerine bir mesaj verilmek istendiğini, bu tür mesajlara alışık olduklarını ve bunu mesaj vermek isteyenlere aynen iade ettiklerini" kaydetti. Soruşturma olaya hırsızlık süsü verilmiş olması ihtimali üzerinde yoğunlaşıyor. Sabit diskler çalındı ANKA'nın İstanbul Temsilciliği'ne dün sabah saat 8:30 sularında ilk gelen idari personelin olayı fark etmesi üzerine Ajansın Ankara merkezine ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne bilgi verildi. Diğer idari personel ve muhabirler Aram Duran ile Eylem Düzyol Uçar da büroya ulaşarak ilk tespitleri yaptılar. Ardından da Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı Olay Yeri İnceleme Ekipleri ve Beyoğlu Emniyet Müdürü Tuğrul Pek de olay yerine ulaştı. Yapılan incelemelerde büroda bulunan dört adet bilgisayar sabit diskinin ve muhabirlerden Aram Duran'a ait bir dizüstü bilgisayarın çalındığı belirlendi. Olayla ilgili olarak çalışanların ifadesine başvuruldu ve büro fotoğraflandı. Çalışkan: Bu tip hırsızlıklar
yaygın şekilde yaşanıyor Profesyonellik dikkat çekici, soygun amacı şüpheli ANKA Tuncel'in JİTEM'e de çalıştığını
duyurmuştu
http://www.sol.org.tr/index.php?yazino=7905&PHPSESSID=91e866cc12556e529429f690c32a1192 |
|
ANKA'da derin soygun
09.02.2007
Emniyet İstihbarat Dairesi Eski Başkanı
Orakoğlu, 13 Ajansı'nda Gülgün Feyman'ın sorularını
yanıtladı. ANKA Haber Ajansı'nın harddisklerinin çalınmasını
"çok çirkin bir davranış" olarak değerlendiren
Bülent Orakoğlu, "Harddisklerin içinde ne olduğunu
bilemiyoruz ama bu işin kaynağında Emniyet ile ANKA'nın
iki gün önce yaşadığı tartışma
olabilir, ANKA'nın haberinin Emniyet tarafından yalanlanmasının
ardından ANKA haber kaynağına güvendiğini açıklamıştı
şimdi bu hırsızlığın sebebi bir haber
kaynağı araştırması yapmak olabilir."
diye konuştu.
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=14538&cat=140&dt=2007/02/09 |
|
ANKA, kimleri ürküttü?
09 Şubat 2007
Türkiye'nin özgür ve bağımsız tek haber ajansı ANKA'nın İstanbul Temsilciliği'nde bilgisayar ve hard disklerinin bilgisayar kasalarının sökülüp alınmasıyla ilgili olarak Beyoğlu Emniyet Müdürü Tuğrul Pek, "Adi bir hırsızlık olayına benzemiyor" dedi.
ANKA http://www.haber1.com/haber.asp?id=139420 |
|
HRANT DİNK SUİKASTİNDE BOMBAYI PATLATAN ANKA HABER AJANSI'NDA GARİP HIRSIZLIK!..
09.02.2007
http://www.medyaradar.com/index.asp?sayfa=ayrinti&makid=4785 |
|
06 Şubat 2007 Akyürek: Adıma atfen verilen haber uydurmadır
Haberde, adım kullanılmak suretiyle yer verilen bilgi tamamıyla uydurma ve hayal ürünüdür. Adımı bu asılsız habere konu eden kişi ve kurumlara karşı gerekli yasal yollara başvurulacaktır. Kamuoyunun bilgisine arzederim." (ANKA)
http://www.sabah.com.tr/2007/02/06/gnd88.html |
|
Tuncel JİTEM'e de mi çalıştı? 6 Şubat 2007
Dink cinayetinde azmettirici olduğu iddia edilen polis muhbiri hakkında yeni iddia.
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksunun emriyle ilk olarak Trabzonda incelemelerin tamamlayan Mülkiye Başmüfettişlerinden ikisi İstanbul Emniyet Müdürlüğüne giderken, ikisi de Ankarada bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığında gazeteci-yazar Hrant Dink cinayetini araştırmaya başladı. İstihbarattaki Dink cinayeti azmettiricisi Yasin Hayal ve grubuna ilişkin yapılan tüm çalışmaları inceleyen müfettişler, Y.İ.E (Yardımcı İstihbarat Elemanı) olarak kayda giren ve olayın azmettirici olduğu iddia edilen Erhan Tuncele ilişkin kayıtları da mercek altına aldılar. EYLÜL SONUNA KADAR Tuncelin, bir dönem Trabzon Emniyet Müdürluğü yapan ve halen İstihbarat Daire Başkanı olan Ramazan Akyürek tarafından muhbir yapıldığı anlaşılırken, 2006 yılının Eylül sonuna kadar da kullanıldığı belirlendi. Aynı tarihe kadar Tuncelin irtibatlı olduğu Yasin Hayal ve beraberindekilerin telefonlarının 3 aylık süreçte dinlendiğini anlayan müfettişler, Akyüreke ilk olarak Tuncele ne kadar para aktarıldığını ve karşılığında ne tip bilgiler alındığı soruldu. Akyürek ve bu kişiye zaman zaman gerek Trabzon Emniyet Müdürlüğü döneminde gerekse, İstihbarat Daire Başkanlığı döneminde yüklü rakamlar olmamakla beraber para verildiğini doğrularken, Ancak Eylül sonunda bunu kestik dedi. JİTEME GEÇTİ Tuncelden alınan bilgilerin sürekli olarak resmi kaynaktan yetkili mercilere aktarıldığını ifade eden Akyüreke Başmüfettişler, Eylül 2006 sonunda muhbirlikten neden attınız diye sordu. Akyürek, bu kişinin son dönemde düzenli görüşmelere gelmediğine dikkat çekerek, Görüşmelerde de artık eskisi gibi ciddi bilgiler vermemeye başlayınca şüphelendik. Ardında da telefon trafiğini inceleme aldık. Aldığımız bilgi ise tamamı jandarma istihbarat çıkınca görevine son verdik dedi. Bir süre Tuncelin her iki istihbarat kuruluşunu da idare etmeye çalıştığının altını çizen Akyürek, Atıldıktan sonra Trabzondaki istihbaratçı arkadaşlara 'Onlar daha iyi ücret ödüyor' gerekçesiyle böyle yaptığını söylemiş. Bizimkiler de yapılan telefon incelemesinde kullandığı numaranın, aradığı telefon numaralarının yüzde 70nin JİTEMe ait olduğunu bildirdiler dedi. Müfettişlere, Polis istihbarat yönetmeliğini de hatırlatan Akyürek, Bizde bir başka istihbarat kurumu tarafından kullandığı anlaşılan elamanın işine son verilir. Bizden de jandarmadan da para alarak kazancını katlamıştı dedi. Bu gelişme üzerine Mülkiye Başmüfettişleri, Erhan Tuncel ve beraberindekilerin kullandıkları cep ve sabit telefonların dökümlerinin alınması ve irtibatlı olduğu jandarma istihbarat elemanlarının belirlenmesini istediler. ANKA
http://www.gercekgundem.com/?p=43673 |
|
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5901636.asp?m=1&gid=112&srid=3602&oid=2 |
|
Aktif Haber Emniyet İstihbarat Kılıcını Çekti
07.02.2007 Hrant Dink cinayeti sonrası gözler Emniyet İstihbarat Dairesi'ne çevrilmişti. Emniyet İstihbarat kılıcını çekti. Hesaplaşma başlıyor.
Hrant Dink cinayetine ilişkin yürütülen soruşturmayla ilgili bilgilerin sızması Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesini karıştırdı. İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerraha yönelik ön inceleme başlatılırken, İstihbarat Dairesinde bilgi sızdıran personel belirlenmeye çalışılıyor. -Olayla ilgili bilgilerin bulunduğu C Şube (İrticai örgütler ve azınlıklar) ile KOM Şubesindeki (Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele) tüm evrakların güvenliği istenirken, Emniyet Genel Müdürlüğündeki istihbaratçılar, gelişmeleri gruplar arasındaki çekişme olarak değerlendirerek, Kılıçlar çekildi. Herkes eteğindeki taşları dökecek dediler. Hrant Dink cinayetine ilişkin yürütülen soruşturmayla ilgili bilgilerin sızması Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesini karıştırdı. İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerraha yönelik ön inceleme başlatılırken, İstihbarat Dairesinde bilgi sızdıran personel belirlenmeye çalışılıyor. Hrant Dink cinayetinin azmettiricisi olduğu iddiasıyla tutuklanan Erhan Tuncelin ve beraberindekilere ilişkin bilgiler ve yapılanlar istihbaratı karıştırdı. Olaya ilişkin İçişleri Bakanlığı tarafından görevlendirilen 2 Mülkiye Başmüfettişi, 1 Jandarma Müfettişi ve 1 Polis Başmüfettişi inceleme ve soruşturmalarına devam ederken, bilgilerin basında yer alması, Telekulak Skandalından sonra ilk defa İstihbarat Daire Başkanlığını sarstı. İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Gülerin görevden alınmasını haksız bulan bazı istihbaratçılar, Takipli ve muhbirli bir gruba ilişkin işlem yapmaması çok normal. İstihbaratçı grup içindeki muhbirin deşifre edilmemesi için hedefi aleni korumaya alamaz diyerek İstanbula binlerce aynı yönde istihbarat geliyor. Yüzde 90ı da boş çıkıyor. Trabzon Emniyeti ve İstihbarat Daire Başkanlığının muhbirle ilişkinin kesildiğinden İstanbulu haber vermemesi büyük bir hata. Kaldı ki olayla ilgili istihbaratın F3 (teyit edilmiş kesinleşmiş) ve F4 (eyleme dönüşecek yada operasyon aşamasındaki istihbarat) raporlarını da bildirmemişler. Belki böyle bir şey bildirilse, grubun hedefi olan kişiye ilişkin daha detaylı çalışılabilirdi dediler. İSTİHBARATÇILAR: KILIÇLAR ÇEKİLDİ FLİ KODLAR:
http://www.aktifhaber.com/read_news.php?nID=100901 |
| .
|