FEHMİ KORU:

BULDUĞU HER FIRSATTA TÜRK ORDUSUNA DİL UZATARAK,  TÜRK ORDUSUNU YIPRATMAK İSTEYEN "SİYONİST BİLDERBERG GRUP ÜYESİ"

  

 

***
Fehmi Koru
09.03.2007

Garip bir uygulama

İşin bu noktaya varacağı çoktan belliydi; şimdi elimizde 'Türk Silâhlı Kuvvetlerine karşı gazeteciler' ile 'Türk Silâhlı Kuvvetlerine yandaş gazeteciler' listesi var. 'Akredite' gazeteler ve kanallar esas alınarak yapılmış bir liste bu; buna medyadaki 'mavi kuvvetler' ile 'sarı kuvvetler' de denilebilir…

Allah'ım, sen aklıma mukayyet ol…

Genelkurmay Başkanlığı tarafından hazırlandığına inanılan son 'andıç' belgesi, 'Akredite Basın-Yayın Organlarını Yeniden Değerlendirme' başlığını taşıyor. NOKTA dergisinin ele geçirdiği belgede, Genelkurmay'a 'akredite' gazete ve televizyon kanallarının kurumsal, çalışanların da kişisel tavırları değerlendiriliyor. 'Andıç'tan her ay düzenli olarak bütün gazetelere değerlendirme notu verildiği de anlaşılıyor.

'Andıç' belgesini okuyunca insanın aklına hep aynı soru hücum ediyor: Acaba hangi tarafta yer almak bir gazeteciyi mutlu eder? 'TSK'ya yandaş' mı olmalı bir gazeteci, yoksa 'TSK'ya karşı' mı?

Ne kadar saçma, hatta ne kadar tehlikeli bir soru bu…

Asker, aldığı eğitim ve yetişmesinin gereği olarak, her olaya keskin bir biçimde yaklaşır. Askerin en fazla kullandığı iki kavram vardır: 'Dost' ve 'düşman'… Bu gerçek geçmişte ifşa olmuş eski andıç belgelerinde de görülüyordu, yeni andıçta daha da belirgin: Gazeteler ve yazarların TSK ile ilgili konulara -askerî olmayan ama askerin önem verdiği konulara da- nasıl yaklaştığını her gün izlemiş, haber ve yazılara olumlu veya olumsuz oluşlarına göre not vermişler...

Rapor Türk medyasının büyük bir bölümünün TSK konusunda duyarlı olduğuna işaret ediyor; Radikal dışarıda tutulacak olursa olumlu haber ve yorumların sayısı olumsuzlardan çok fazla.

Bereket böyle, ya tersi olsaydı?

Bir ara, meslek örgütlerinin ne yapacaklarını bilemedikleri bir uygulama başlamıştı Org. Doğan Güreş'in Genelkurmay Başkanlığı döneminde; gazetecilere 'Mehmetçik gazeteci' unvanı dağıtılıyordu… Şimdi şilt verilmese bile bazı gazeteciler ve yazarlara takdirlerin belgelere geçirildiği görülüyor. Meslek örgütleri bu konuda ne düşünür acaba?

Öyle anlaşılıyor ki, 28 Şubat günlerinde başlamış bir yanlış uygulama bugün de bütün hızıyla sürdürülüyor. Akreditasyonu bulunmayan bizler zaten 'karşıt' cephede yer alıyoruz da, her gazetede bizden hiç farksız birilerinin var olduğuna da inanıyor 'andıç' yazarları…

Peki de, şimdi ne yapacağız: “Gazetecilerle ilgili bu tür raporları şirketler de hazırlatıyor” gerekçesi arkasına mı saklanacağız? 'İşbirlikçi' bulunduğumuz için üzülmemiz mi gerekecek, kendi ordumuza 'düşman' bilinmemiz kızgınlığımızı mı artıracak?

Şu ana kadar sorduğum hiçbir soruya anlamlı cevaplar verilemeyeceğini ben de biliyorum; olayın kendisinin bir anlamı yok çünkü… Bir ülkede yaşayan herkes, her yurttaş, ülkesinin ordusuna saygı duyar ve güvenir; her türlü tecavüze karşı duracak ve kendisini koruyacak silâhlı güce karşı saygı duymak ve güvenmek zorundadır çünkü… 'TSK' bir siyasî parti midir ki, ülke içerisinde 'yandaşı' ve 'karşıtı' bulunsun?

Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt akreditasyon uygulaması Washington'da kendisine soru olarak yönetildiğinde, “Konu üzerinde duracağız” demişti. Yeni 'andıç' belgesi olayın göründüğünden daha vahim olduğuna işaret ediyor; esas o vahim yön üzerinde durmalı Genelkurmay…

Ne garip bir ülke burası…

 

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=09.03.2007&y=FehmiKoru

***

 

Bu işte bir yanlışlık var

Sabrınızı zorlayacağım, ama olsun, şu isimlere bir göz atar mısınız lütfen: Ertuğrul Özkök, Özdemir İnce, Fatih Çekirge, Bekir Coşkun, Mehmet Y. Yılmaz, Fikret Bila, Melih Aşık, Semih İdiz, Doğan Heper, Güneri Civaoğlu, Nail Güreli, Yasemin Çongar, Güngör Uras, Güler Kazmacı, Yazgülü Aldoğan, Hakan Çelik, Kurtul Altuğ, Saygı Öztürk, Mehmet Türker, Rahmi Turan, Hüseyin Avuç, Ali Öztürk, Fatih Altaylı, Erdal Şafak, Aslı Aydıntaşbaş, Muharrem Sarıkaya, Hakkı Yalçın, İlker Sarıer, Mehmet Çetingüleç, Serdar Turgut, İsmail Küçükkaya, Güler Kömürcü, Ali Saydam, Servet Kabaklı, Sırrı Yüksel Cebeci, Deniz Ülke Arıboğan, Deniz Som, Ali Sirmen, İlhan Selçuk, Yılmaz Öztuna, Nuri Elibol, Fuat Bol, İsmet Giritli, Taylan Sorgun, Yıldıray Çiçek, Necdet B. Sivaslı, Ali Öncü, Orhan Karataş, Sadi Somuncuoğlu, Hayri Köklü, Altemur Kılıç, Yavuz Selim Demirağ, Altan Öymen, Behiç Kılıç…

Nasıl olsa sabırlı olmaya karar verdiniz, hatırım için bir de şu isimleri gözden geçiriniz: Mehmet Ali Birand, Cüneyt Ülsever, Hadi Uluengin, Ece Temelkuran, Çetin Altan, Hasan Cemal, Can Dündar, Nuray Mert, Yıldırım Türker, Murat Belge, Hasan Celal Güzel, Soli Özel, Ergun Babahan, Umur Talu, Mehmet Altan, Engin Ardıç, Faruk Mangırcı, Ömer Lütfi Mete, Oral Çalışlar, Hikmet Çetinkaya, Alican Satılmış, Lale Sarıibrahimoğlu, Derya Sazak, Taha Akyol, Nazlı Ilıcak, Ufuk Güldemir, Şakir Süter, Güngör Mengi, Bilal Çetin, Ruhat Mengi, Okay Gönensin, Nihat Genç...

Bazılarını tanımasanız bile pek çoğunun simasına gazete ve televizyonlardan âşina olduğunuz kişiler bunlar; hepsinin ortak özelliği gazeteci veya yazar oluşları… Ayrı ayrı listelerde yer almaları sizi aldatmasın, iki listede de hemen her gazeteden isimler bulunuyor; hatta aynı sayfada yazdıkları halde biri ilk listeye diğeri ikinci listeye sokulmuş olanlar da var… Bazı gazetedeki yazarların çoğu ilk listeye alınmışken diğer bazı gazetelerin yazarları daha çok ikinci listeye lâyık görülmüş…

Evet, doğru fark ettiniz, bazı gazetelerin mensupları iki listede de yer almıyor. Sözgelimi Yeni Şafak yazarlarının hiçbirini iki listede de bulamıyorsunuz…

Sebebi basit: Yukarıda verdiğim iki listede isimlerini okuduğunuz gazeteciler Genelkurmay'a 'akredite' gazetelerde yazıyorlar; 'Akredite Basın-Yayın Organlarını Yeniden Değerlendirme' başlıklı 'andıç' sadece 'akredite gazetelerin yazarları'nı değerlendirmeye almış da ondan. Aynı gazetelerde yazmalarına rağmen gazetecilerin ayrı ayrı listelere konulmaları bir değerlendirme sonucu. 'Andıç' belgesini kaleme alan, ilk listeye girenleri 'Türk Silâhlı Kuvvetleri yanlısı' olarak tanımlıyor; ikinci listedekileri ise 'Türk Silâhlı Kuvvetlerine karşıt' olarak…

Neden böyle değerlendirildiklerinin ipuçlarına rastlanabiliyor belgede. İlk listedekiler 'güvenilir' sayılan yazarlar… 'Güvenilmez' olanlar için belgede iki sıfat kullanılıyor: 'TSK'ya yönelik genel tutumu olumsuz' ve 'askerî harekâtlara karşı' olanlar…

Dün, her iki listede yer alanlardan konuya değinme ihtiyacı duyanların neredeyse bütünü, “O listeye alındığım için gururluyum” diye yazılarına not düştüler; 'güvenilir' sayılanlar da 'güvenilmez' sayılanlar da… Ben de dün konuya değindim, ancak listelerde adım geçmediği için 'gurur' konusuna hiç girmedim.

Acaba bu iki listeden hangisinde yer alanlar 'gurur' duymalı? 'Askerî müdahaleler' konusunda 'gerçek bir gazeteci' hangi tavrı göstermelidir; hangi yanlış tavrı gösteren kişiye, cebinde 'sarı kart' taşısa bile, 'gazeteci' denmez? Üzerinde iyice düşünün bakalım. Hemen bugün cevap vermeniz gerekmez; bu yazıyı kesin, aklınıza her geldikçe isimlere bir daha bir daha bakın…

Demek ki, 'gurur', sözlüklerde karşılığı verilen bizim bildiğimiz anlamını yitirmiş ülkemizde… Bu işte bir yanlışlık var, ama ne?

 

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=4196&y=FehmiKoru

***

Andıç üzerine çeşitlemeler

Hürriyet'te 'andıç' konusuna takılan ender yazarlardan biri Ahmet Hakan; o ve bir-iki yazar olmasa Hürriyet konuyu bütünüyle görmezden gelecek... Ahmet Hakan da, herhalde tam metni okumadığı için, kendisiyle ilgili yanlış bir izlenime sahip...

Dünkü yazısının ilgili bölümü şu târizle bitiyordu: "Kısacası... 'Bu Ahmet Hakan acayip güvenilmez bir adamdır' diyen askerlerimize, kişisel tarihimden çıkarabileceğim fiyakalı bir 'şeref levhası'na ne yazık ki sahip değilim. / Öyleyse ne yapmalıyım? Belki de en iyisi şöyle demek: / Vur komutanım vur! Hiç çekinme... Bir de sen vur!"

Düzeltmek benim görevim: Hürriyet'le ilgili değerlendirme bölümünde, andıç yazarı, Ahmet Hakan'dan olumlu veya olumsuz hiç söz etmiyor; Doğan Medya Grubu'na ait televizyon kanallarına sıra geldiğinde 'CNN-Türk' başlığı altında geçiyor Ahmet Hakan'ın adı, o da 'olumsuz' sayılmayacak ifadelerle... Birkaç başka program ve programcı anıldıktan sonra "Ahmet Hakan Coşkun tarafından hazırlanan Tarafsız Bölge adlı haber programlarıyla ön plana çıkan bir haber kanalıdır" deniliyor CNN-Türk için...

Bu satırlar nihâî bir değerlendirme kabul edilirse, Ahmet Hakan'ı "Vur komutanım vur! Hiç çekinme... Bir de sen vur!" isyanına sürükleyecek bir durum yok.

Acaba NOKTA dergisinin yayınına esas olan 'Akredite Basın ve Yayın Organları Yeniden Değerlendirmesi' başlıklı 'andıç' sahte olabilir mi?

Sabah gazetesi yeni 'andıç' ile tanışılan ilk andan başlayarak 'dezenformasyon' ihtimali üzerinde ısrarla duruyor. İlk gün "Belgede İslâmcı medya ile ilgili bölümler de var, ama onlar perdelenerek kamuoyu yönlendirildi" iddiasını dillendirdi Sabah... Dün de, andıç belgesini içerik açısından değerlendirip 'soru' halinde de olsa 'sahtelik' iddiasını koyulaştırdı.

Bir noktayı peşinen aydınlatayım: Nokta dergisinin yayımladığı 'andıç' belgesi içerisinde 'İslâmcı basın' genel başlığı altına girebilecek gazete ve kanallardan hiç söz edilmiyor; edilmesi de beklenmemeli, çünkü bu andıç 'akredite medya' ile ilgili bir değerlendirme...

Konuyu Sabah adına asker kökenli Metehan Demir takip ediyor. "Sahte olabilir mi?" kuşkusunu 'daha önce Genelkurmay karargâhında benzer çalışmalarda görev almış askerî uzmanlara' inceletmiş Sabah yazarı. 'Uzmanlar' bu konuda şunu söylemişler: "Evet, Genelkurmay'da benzer çalışmalar mutlaka var. Doğru veya yanlış, medyanın teker teker irdelendiği bir gerçek. Ama bu ortadaki belgeler ve yorumların tamamına yakını bizzat o çalışmalar değil. Bu çalışmaların olabileceği mantığından yola çıkılarak, görülen bölük pörçük bilgilerle böyle bir doküman hazırlanmış olabilir.'

İçerik açısından da sorunlu buluyor 'andıç' belgesini Metehan Demir; "Andıçta TSK formatına uymayan bölümler" başlığı altında birkaç sorunlu noktaya işaret ediliyor.

Ne yalan söyleyeyim, 'andıç' sözcüğünü her işittiğimde "Acaba?" sorusunu ben de sorarım. Nazlı Ilıcak'ın yıllar önce Yeni Şafak'ta yayımladığı ilk andıç yayın-öncesi bana gösterildiğinde de kuşkuyla karşılamıştım... Bu belki de 'oyuna getirilme' konusundaki aşırı titizliğimle ilgili bana özgü bir durum. Şimdiki belgeye de ilk tepkim "Doğru mu bakalım?" sorusu oldu.

Soruyu sormamın en önemli sebebi Kanaltürk Televizyonundan söz edilirken adların yanlış yazılması değil... Sevimcan Kaval ve Havva Uslu adlarından sonra "Böyle isimler yok" diyor Sabah. (Sabah'a göre, Kanaltürk'te Kerimcan Kamal varmış... Ben de ekleyeyim: Kanaltürk'te Havva Can diye bir gazeteci de var.)

Belgede bana biraz tuhaf gelen ise, değerlendirme zaafı. Sözgelimi Hürriyet'ten Emin Çölaşan'ın adı Genelkurmay'da kaleme alınmış bir belgede şöyle geçer mi: "Emin Çölaşan ise eski Genelkurmay Başkanı (E) Org. Hilmi ÖZKÖK döneminde olumsuz eleştirilere yer vermekle birlikte, genel olarak TSK yanlısı olarak tanınan bir yazardır."

Büyük saygısızlık...

Ancak, Sabah'ın uzmanları tarafından ileri sürülenler de gerçeklerle pek uyuşmuyor. Nazlı Ilıcak tarafından deşifre edilmiş ve Genelkurmay'ın da "İstihbarat çalışmasıdır" diye kabullendiği, gerçek olduğu kuşkusuz ilk andıç belgesiyle karşılaştırdım itiraz edilen her noktayı, gerçek olduğu bilinen andıç da aynı tarzda yazılmış, benzer ifadelere sahip çıktı. "Yapılan analizler tamamen gerçek bilgi ve delillere dayanır" demiş Sabah'a konuşan 'uzmanlar', oysa ilk andıç belgesinde az gerçek çok söylenti vardı.

Neyse...

İlginç olan bir nokta da şu: Medya kuruluşlarıyla ilgili değerlendirmeleri yansıtan Nokta tarafından keşfedilmiş andıçla ilgili bir soruşturma açtırdığını açıkladı Genelkurmay Başkanlığı, ama "Belge sahte" demedi; Sabah'ın tavrı biraz fazla işgüzarca geliyor bana.

 

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=4220&y=TahaKivanc

***