|
Başbakan'dan: Apo'ya "Sayın Öcalan" İltifatı, Şehitlere "Kelle" Hakareti, Şehit Babasına "Hapis" Cezası!!! |
|
GÜNEŞ 29 Haziran 2007 Cumhuriyet
tarihinde ilk defa görevdeki bir Başbakan için mahkeme kararında
'Şüpheli' ifadesi kullanıldı
TAM 7 defa 'Şüpheli
Recep Tayyip Erdoğan..' ifadesi kullanılan kararda Cumhuriyet
Başsavcılığı'nın 'Takipsizlik' kararının
zaman aşımına dayanarak verdiği hatırlatıldı
ve 'Anayasa'nın 83. Maddesi gereği milletvekilliği sürerken
zaman aşımı işlemez' denildi. 'SUÇU ve suçluyu
övmek, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek' suçlarından
yargılanması istenen 'Şüpheli Recep Tayyip Erdoğan',
dokunulmazlıklar kaldırıldığı veya bir seçim
kazasına uğrayıp da Meclis'e giremediği takdirde
kendini hakim karşısında bulacak.
Erdoğan'ın, Apo'ya 'sayın', şehitlere de 'kelle' dediği için yargılanmasına karar verildi BAŞBAKAN
Erdoğan'ın, 7 yıl önce AKP lideri sıfatıyla
Avustralya'da katıldığı bir radyo programında
kullandığı, 'Ben düşüncelerimden dolayı hapis
yattım. Sayın Öcalan, aldığı kellerin hesabını
veriyor' sözüyle ilgili yargı süreci yeniden başladı.
Ankara Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi, savcılığın
bu konuda daha önce verdiği takipsizlik kararını kaldırdı. MAHKEME Başkanı
Osman Kaçmaz, savcılığın, '5 yıllık
zamanaşımı doldu' ve 'Başbakan Erdoğan, bu sözleri
suç kastıyla söylemedi' gerekçesiyle verdiği takipsizlik
kararını, 'Milletvekilliği süresinde zamanaşımı
işlemez. Erdoğan da, 2003 yılında milletvekili seçildi.
Dolayısıyla o tarihte zamanaşımı dolmamıştı'
gerekçesiyle aldı. Mahkemenin aldığı bu kararın
kesin olduğu ve savcılığın, bu karardan sonra
Erdoğan'ın 'yargılanması için dokunulmazlığının
kaldırılmasını isteyen bir fezlekeyi Meclis'e göndermesi
gerektiği' bildirildi. http://www.gunes.com/2007/06/29/manset/manset.html ***
Erdoğan'a 'Sayın Öcalan' şoku 28.06.2007
Sincan
1. Ağır Ceza Mahkemesi, Başbakan Erdoğan hakkında
'Sayın Öcalan' sözü nedeniyle yapılan incelemede Ankara Başsavcılığı'nın
verdiği takipsizlik kararını kaldırdı
http://www4.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=15.05.2006&Newsid=125580&Categoryid=1 ***
'SAYIN ÖCALAN'A KAMU DAVASI
29.06.2007
Türk milletini sevindiren haber, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesinden geldi. Mahkeme, terörist başına sayın Öcalan diye hitap eden AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan için verilen takipsizlik kararını kaldırdı. Şehitlerimizden
de kelle olarak bahseden Tayyip Erdoğan, suçlu bulunursa
hapisle cezalandırılacak. Büyük Hukukçular Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Avukat Kemal Kerinçsiz, Karar kesin karardır. Savcılık Anayasanın 100. maddesi uyarınca TBMMden soruşturma izni almasına mahal yoktur. Suçun işlendiği tarihte Erdoğan, Başbakan ve Bakan değildir dedi. Kerinçsiz şunları söyledi: Savcı, Erdoğanın dokunulmazlığını kaldırılmasını istemeli. Dokunulmazlık kalktığında kamu davası açmalıdır. 22 Temmuzda Erdoğanın milletvekilliği sona ereceğinden savcılık soruşturmaya devam ederek yeniden milletvekili seçilinceye kadar kamu davası açabilme imkanına sahiptir.
|
|
Başbakan'dan Şehit Babasına hapis ikramı
Bekir Öztürk
*** Okuyun ve gereğini yapın ey okur
Güler Kömürcü 21.07.2006 Şair ne kadar da doğru söyledi, beni de bu havalar mahvetti, aklım, yüreğim sıcak bir esintinin ardına takılıp Cudiye, Bilikan Vadisine firar etti, bedenim her ne kadar cehennem ateşleriyle kavrulan Teşvikiyede olsa da, 21 gramlık ruhum astral seyahatlerde, zirveyle vadi arasında geziniyor, hafta sonu da kimbilir Hezil kıyısında şahmarana dönüşüveririm! (Aç gözlerini Kezban, derhal ciddiyet... Tamam, açtım, vazife başındayım) Yüksek sesli düşünmeler-sizinle kalpten kalbe özel fısıldaşmalardan sonra gelelim asıl konumuza ey değerli okur; Bugün kelimenin bittiği yere davet ediyorum sizi, protest ruhunuzu ateşleyin, milli mücadelenin kahramanlarından (benim rol modellerimden) kuşçu başı Eşrefin dediği gibi, söylem adamlığına son verelim artık, eylem adamı olmak zorundayız, demokratik ortamda sivil tepkilerle- yüksek sesle dik duruşlar sergileme zamanındayız, vatan sıkıntılı bir süreçte... Bakın bir değerli okur nasıl yüksek sesle sizi duyarlı olmaya çağırıyor, dikkatli okuyun ve gereğini yapın, mesala kendi yöre milletvekillerinizi göreve davet edin, ilgili ve yetkili makamları harekete geçirin;
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=47189,10,5 *** "Bende yargılanmak istiyorum"
Türkiye bütün kavramların içini boşaltan, Nüfus Cüzdanlarından Dini İslam ibaresini kaldıran, Dini, Cemaatlere devrederek özelleşttiren, Cami kelimesini İbadet yeri ile değiştirerek her köşe başında Apartman Kiliseleri açılmasını sağlayan, en stratejik kurumlarımızı yabancılara satan bir zihniyet tarafından yönetilmekte. Bu anlayışının şehit cenazelerinde kendilerine gösterilen tepkileri bertaraf etmek ve AB nin taleplerini yerine getirmek adına Şehitlik kavramı ilede oynayacağı duyumları alınmaktadır. Hakkari
Yüksekova da vatani görevini yapmaktayken, Terör örgütünün açtığı
ateş sonucu bulunduğu aracın devrilmesiyle 9 Aralık
2005 tarihinde şehit düşen Piyade
Onbaşı Halil Kömür 10
Aralıkta memleketi Gaziantepte toprağa verildi. Acı ve
gururun bir arada yaşandığı törende baba Ahmet
Kömür haykırıyordu; Vatan
sağolsun, bir oğlum daha var, oda bu vatana feda olsun. Türklüğünden
utanan Başbakan utansın.
http://www.kuvvaimilliye.net/news_detail.php?id=5150 *** Başbakan'a hakarete 11 ay hapis cezası
13 Temmuz 2006
Gaziantep'te şehit oğlunun cenaze töreninde Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'a hakaret ettiği iddiasıyla yargılanan
Ahmet Kömür, 11 ay 25 gün hapisle cezalandırıldı. 3. Sulh Ceza Mahkemesinde görülen davanın duruşmasına tutuksuz yargılanan Ahmet Kömür ile avukatı Mehmet Özdemir katıldı. Ahmet Kömür, savunmasında sözlerinin anlık bir tepki olduğunu ve iddia edilen sözleri söylediğini belirtti.
Kanunların artık suçluyu kollar bir yapıyı aldığını ileri süren Özdemir, Eve Dönüş' yasalarıyla teröriste af çıkaran bir zihniyetin, şehit cenazesinde o anki bir duyguyla bir kaç cümle eden bir babayı bir an önce yargılayıp mahkum etmesi düşündürücüdür dedi. Özdemir, şöyle konuştu: Bu tür yargılamalarda en çok irdelenmesi gereken, Türkiye
Cumhuriyeti'nin hukuk sistemidir. Teröristin eskiden hakkında çıkan
yasanın adı 'Pişmanlık Yasası' idi. Ama şimdi
Avrupa Birliği dayatmaları sonucunda 'Eve Dönüş Yasası'
denildi. Sanki gurbette çok hayırlı bir işe gitmişcesine
teröristlere böyle bir yasa çıkartıldı. Sorgulanması
gereken bu mahkemenin kararı değil, Türkiye'nin üzerine dört
yıldan bu yana kabus gibi çöken zihniyettir. İddianamede, 10 Aralık 2005 tarihinde şehit piyade onbaşı Halil Kömür'ün cenaze töreni sırasında babası Ahmet Kömür'ün, Başbakan Erdoğan hakkında hakaret içeren sözler sarf ettiği belirtildi. İddianamede ayrıca, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Ahmet Kömür hakkında şahsen bir şikayette bulunmadığı, törende söylediği sözlerin bant kayıtları ve kendisinin itiraflarıyla anlaşıldığı, bu nedenle ilgili yasa gereğince yargılanması talep edilmişti. http://www.hurriyet.com.tr/sondakika/4746209.asp?gid=71 *** Şehit oğlu için ağıt yakan babaya hapis cezası
13.07.2006
Şehit oğlunun cenaze töreninde ağıtlar yakarken Başbakan Erdoğana hakaret ettiği ileri sürülen Ahmet Kömüre 11 ay hapis cezası verildi.
KABUS GİBİ ÇÖKTÜ Gazİantep 3. Sulh Ceza Mahkemesinde görülen duruşma çıkışında açıklama yapan Ahmet Kömür, böyle bir davada yargılanmaktan gurur duyduğunu söyledi. 11 ay 25 günlük hapis cezası ertelenen Kömür, Sorgulanması gereken karar değil, Türkiyenin üzerine dört yıldan bu yana kâbus gibi çöken zihniyettir dedi. VATAN SAĞOLSUN Terörİste af çıkaran zihniyetin, şehit cenazesinde o anki duyguyla bir kaç cümle eden babayı bir an önce yargılayıp mahkum etmesi düşündürücüdür diyen Ahmet Kömür, şöyle devam etti: Teröristler için AB baskısıyla eve dönüş adı altında yasa çıkardılar. Oğlum vatanı için şehit oldu ben de vatanım için yargılandım.. Ailesiyle helalleşti Yüksekova yakınlarında geçen perşembe operasyona giderken şarampole yuvarlanan askeri araçta şehit düşen piyade komando onbaşı Halil Kömür 11 Aralık 2005te memleketi Gaziantepte törenle toprağa verilmişti.. Onbaşı Kömür, şehit olmadan 4 saat önce ailesini arayıp, Ben operasyona gidiyorum. Hakkınızı helal edin diyerek vedalaşmıştı.
Vatan toprağını işgal eden düşman süngüsünden kahramanca direnerek kurtulup Gazi unvanını hak eden Antep, 11 Aralık 2005te yine bir kahramanlık destanı yazıyordu... Piyade Komando Onbaşı Halil Kömür de dedeleri gibi vatan savunması uğruna gözünü kırpmadan şehit olmuştu... Al bayrağa sarılı tabutunun arkasından saf tutanlar, PKKyı lanetliyordu... Şehİt babası Ahmet Kömür (üstte ortada), kollarına giren arkadaşlarıyla birlikte adımlarını atarken, yüreğini yakan evlat acısıyla feryat ediyor, PKKlıları savunanlara lanetler yağdırıyordu... Bu sırada ağzından dökülen sözcüklerden bazıları hakaret kabul edilmiş ve kendini bir anda mahkemede bulmuştu... Çünkü yasalar böyle emrediyordu... Şehit babasına hapis! Türklüğü aşağılayanlar AB baskısı sonucu hiçbir yaptırımla karşılaşmazken, Ahmet Kömür adlı vatandaş, şehit oğlunun cenazesinde Başbakana hakaret ettiği iddiasıyla 11 ay ceza aldı. Gaziantepte şehit oğlunun cenaze töreninde Başbakan
Recep Tayyip Erdoğana hakaret ettiği iddiasıyla yargılanan
Ahmet Kömür, 11 ay 25 gün hapisle cezalandırıldı.
3. Sulh Ceza Mahkemesinde görülen davanın duruşmasına
tutuksuz yargılanan Ahmet Kömür ile avukatı Mehmet Özdemir
katıldı. Ahmet Kömür, savunmasında sözlerinin anlık
bir tepki olduğunu ve iddia edilen sözleri söylediğini
belirtti. Hakim, Ahmet Kömürün 11 ay 25 gün hapisle cezalandırılmasına
karar verdi. Mahkeme cezayı erteledi. Dava yasa gereği açılmış! Gaziantep Cumhuriyet Başsavcısı Kazım Arapoğlu
tarafından hazırlanan iddianamede, Ahmet Kömürün
oğlu piyade onbaşı Halil Kömürün, 9 Aralık
2005 tarihinde askerlik görevini yaptığı Şemdinlide
askeri aracın devrilmesi sonucu şehit olduğu hatırlatıldı.
İddianamede, 10 Aralık 2005 tarihinde şehit piyade onbaşı
Halil Kömürün cenaze töreni sırasında babası Ahmet
Kömürün, Başbakan Erdoğan hakkında hakaret içeren
sözler sarf ettiği ileri sürüldü. İddianamede
ayrıca, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, Ahmet Kömür
hakkında şahsen bir şikayette bulunmadığı,
törende söylediği sözlerin bant kayıtları ve
kendisinin itiraflarıyla anlaşıldığı, bu
nedenle ilgili yasa Ona ceza yok!.. Orhan Pamuk, bir İsviçre gazetesine, Bu topraklarda 30 bin Kürt ve 1 milyon Ermeni öldürüldü. Benden başka kimse bundan bahsetmeye cesaret edemedi açıklamasında bulunmuştu. Bunun üzerine TCKnın 301inci maddesi gereğince yazar hakkında Türklüğe hakaret davası açılmıştı. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Camiel Eurlings, hükümetin yazar Orhan Pamuk davasını düşürmesi gerektiğini belirterek, Hükümet reform taahhüdüne sadık kalmalı şeklinde konuşmuştu... Ve Orhan Pamuk davası düşürülmüştü.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/newsdetail.asp?NewsID=2400 ***
|
|
Çankaya değil, Yüce Divan Yolu Görünüyor
Yıldıray Çiçek 24.03.2007
Okuduğu bir şiir yüzünden, ilginç bir şekilde cezaevine giren ve bunu kitleleri etkilemek için mazlum ve mağdur duruşunda kullanan ve kendisine iktidara giden süreç yaratan-yarattırılan Recep Tayyip Erdoğan, şimdi de, bölücü örgütün başı Abdullah Öcalan'a "Sayın" ,şehitlere "Kelle" dediği radyo konuşması ile nasıl bir hukuki süreç yaşayacak herkes merak etmektedir. O okuduğu şiir cezasını, sahte mazlum ve mağdur duruşunu çevirdi de, bu bölücübaşına gösterdiği saygıyı, şehitlere ettiği saygısızlığı nasıl çevirecek, o da merakın bir başka boyutu olmaktadır. Recep Tayyip Erdoğan'ın, o radyo konuşmasındaki çirkin ifadeleri için savcılıklara suç duyurusu yağmaktadır Hadi bakalım, bu konuda da mağdur-mazlum rollerini oynasın da, bizde etkilenelim! Türkiye'nin birliğini, bütünlüğünü ve varlığını korumakla sorumlu en yüksek makam olan Cumhurbaşkanlığına, Türkiye'yi bölmeye çalışanlara saygı duyan birisinin oturma hayali kurmasını, herhalde bu savcılıklara verilen suç duyuruları engelleyecektir. Herhalde ortaya çıkan bu radyo konuşması ile birlikte, böyle bir hayal kurmaya da utanır hale gelmiştir. Recep Tayyip Erdoğan'ın bırakın bu radyo konuşmasını, dört yılı aşan iktidar sürecinde yaşananları bile incelediğinizde, o makamı aklından bile geçirmemesi lazımdır. Türkiye'ye her türlü acıyı yaşatmış olan, binlerce kişinin katiline saygı duyan bir kişi, nasıl Türkiye'yi yönetir, akıl alacak gibi değildir. Cani Apo'ya "Sayın",şehitlere "Kelle" diyen birisi, konuşmanın ortaya çıktığı gün istifa etmesi gerekirken, Recep Tayyip Erdoğan aksine suçlu başkası gibi esiyor-gürlüyor ve sesini baskın çıkartıp, kendini suçlayanları susturmaya çalışıyor. Klasik, Recep Tayyip Erdoğan taktiğidir. Ama bu taktik bu sefer sökmeyecektir. Hele Türk milliyetçilerine bu taktik dünde sökmedi, bugünde sökmeyecektir. Türk milliyetçilerinin başındaki inançlı ve kararlı Lider Dr.Devlet Bahçeli, Recep Tayyip Erdoğan'ın şimdi maskesi düşerek, ortaya çıkan gerçek yüzünü daha önceleri de defalarca kamuoyunu göstermeye çalışmıştı ve demişti ki: "Recep Tayyip Erdoğan, İmralı'daki cani ile aynı çizgidedir" İhaneti, demokrasi masalı ile örtmeye çalışanlar, MHP Lideri'ni Recep Tayyip Erdoğan'ı aşırı eleştirmekle suçlamıştı. BOP Eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu gibi hallerine şaşırmayanların en başında, Türk milliyetçileri gelmektedir. MHP Lideri Devlet Bahçeli'de bu duruma "Başbakan'ın kırıklarla dolu siyaset çizgisi ve sicili ışığında, bu ibret ve esef verici itiraf bizim için şaşırtıcı olmamıştır." Tespitinde bulunmuştur. Recep Tayyip Erdoğan'ın siyaset sahnesine çıktığı günden bu yana, Türk milliyetçileri onun hakkında ne tespit yaptıysa, hepsi tek tek doğrulanmış ve tescillenmiştir. Bu tescillenen durum içinde, ne bir iftira, ne de bir yalan bulabilirsiniz. Hepsi belgeli, hepsi delillidir. Artık, Recep Tayyip Erdoğan Çankaya yolunu değil, 'Yüce Divan' yolunu öğrense daha iyi olacak Türkiye'yi bölmeye çalışan, on binlerce insanı şehit eden Apo canisine "Sayın" diyen birisinin gideceği yer 'Yüce Divan'dan başka bir yer olamaz. BOP Eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu yola gitmek için, her türlü adımı atmıştır. Recep Tayyip Erdoğan'ın, siyasi pusulası zaten kendisini bu yola götürmek için ayarlıdır, uygundur. Türk milliyetçileri olarak,"Sayın" ve "Kelle" sözlerinin takipçisi olacağız Bu söz özürle değil, ancak hukuk yolu ile çözülür. Biz, bu yolu dört gözle bekliyoruz
http://www.ortadogugazetesi.net/makale_goster.asp?yazid=32&id=2305 *** Bunun hesabını vermeliYıldıray Çiçek 21.03.2007
İktidara geldiği günden bu yana ortaya koyduğu eylem ve söylemlerden dolayı (A)ldatma ve (K)andırma (P)artisi olarak anılan AKP'nin başındaki kişi olan Recep Tayyip Erdoğan'ın, bebek katili Abdullah Öcalan'a "Sayın" ,PKK'nın şehit ettiği insanlara "alınan kelle" dediğinin ortaya çıkmasından sonra, maskeleri bir kez daha düşmüş, böylece gerçek yüzleri herkes tarafından da açıkça görülmüş oldu. Türk milliyetçileri olarak biz, maskelerinin arkasındaki gerçek yüzlerini zaten biliyorduk, Recep Tayyip Erdoğan'ın 7 yıl önce konuk olduğu Avustralya'nın SBS Radyosu'nda kullandığı bu ifadeler de, haklılığımızın geniş kitlelere yayılmasına vesile oldu. BOP Eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın o radyo konuşması, haber sitelerinde, televizyon kanallarında gezerken, kendisi de hiçbir şey olmamış gibi Çanakkale'deki 18 Mart kutlamalarında "Türkiye'nin büyüklüğüne inanmayanlar, gelip şehitlerimizin bulunduğu bu memleket haritasına iyi baksın" şeklinde konuşmalar yapmış Pişkinliği görüyor musunuz? Bu tür konuşmalar yaparak, halkı istismar etmek yerine, çıkıp da "erkekçe" , Apo canisine niçin iki kere "Sayın" diye hitap ettiğini ve huzurlarına istismar için gittiği şehitlerimizden niçin "Kelle" diye bahsettiğini anlatsa, siyasi açıdan ahlaklı davranmış olmaz mıydı? Recep Tayyip Erdoğan, bu konu için zerre kadar açıklama yapmadı, yapamadı. Fakat AKP'li bazı yetkililer Recep Tayyip Erdoğan'ın düştüğü bu durumdan kurtarmak için girişimlerde bulunuyorlar, lafı ağızlarında eveliyor-geveliyor ama "yapmaz o" diyemiyorlar Recep Tayyip Erdoğan'ın Apo'ya "Sayın", şehitlere "kelle" demesinin ortaya çıkması ile birlikte, bu konuya AKP'den ilk cevap veren Faruk Çelik olmuştu Onun açıklamaları da zaten hep günü kurtarmaya yönelik olduğu için, kimse dikkate almadı. Bu konuda en komik açıklamayı Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen yapmış Tüzmen demiş ki: "Kimse bunu çarpıtmaya çalışmasın" Sayın Tüzmen, burada çarpıtılacak ne var, herşey ortada Geldiği günden bu yana, PKK'nın kavramlarını kullanan, PKK'lıları Başbakanlık konutunda, T.B.M.M'de ağırlayan, PKK'lılarla sarmaş-dolaş olmuş iktidarın en başındaki adam, kavram birlikteliği yaptığı katil başına "Sayın" demiş, daha önceleri de saygısızlık ettiği şehitlerimize "Kelle" demiş Gerçekleri çarpıtmaya çalışan sizlersiniz Yok eğer "katil başına "saygılarını" sunuyor, şehitleri de "kelle" diye küçümsüyor, çarpıtmayın, Tayyip Erdoğan'ın sözleri çok açık" diyorsanız amenna. Türk milleti, birçok konuda PKK'lılarla ve PKK'nın başındaki cani ile aynı çizgiye düşmüş olan AKP'nin gerçek yüzünü görmüştür. Tayyip Erdoğan'ın şehitlerimizi küçümsemek için kullandığı "kelle" ifadesi aslında rasgele seçilmiş değildir. Dağdaki çakalların telsiz konuşmalarındaki "Falan karakolu bastık, şu kadar kelle aldık" sözleriyle üst üste koyarsanız, Tayyip Erdoğan "kelle" ifadesini bilerek ve isteyerek kullandığını anlarsınız. Her konuda olduğu gibi lügat anlamında da PKK ile paralellik gösteren Tayyip Erdoğan'a, İmralı'daki cani yine çıkıp, "Başbakanın bu söyledikleri de bizim söylemlerimizdir" açıklaması yaparsa hiç şaşırmayınız. Şu hale bakar mısınız, Türkiye Cumhuriyeti'nin başında, Türkiye'yi bölmeye çalışan, binlerce askeri, polisi ve sivil vatandaşı öldürten APO isimli yaratığa "Sayın" diyen birisi var Ve bu kişi, başbakanlık makamını yeterince işgal ettiği yetmiyormuş gibi, şimdi de cumhurbaşkanlığı hayali ile yatıp, kalkmaktadır. Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı için nabız yoklamak yerine, Türkiye Cumhuriyeti'nin savcılarına bölücü örgütün başındaki caniye "Sayın" diyerek gösterdiği saygının hesabını vermelidir. AKP iktidarının güdümünde hareket eden ve aralarında "tamamen duygusal" ilişki olan medyanın büyük bir bölümü, Recep Tayyip Erdoğan'ın Apo'ya "Sayın", şehitlere "kelle" dediği konuşmayı yayınlamayarak, her zamanki görevlerini yerine getirmiştir. Resmen saklamış ve gizlemişlerdir. Türk milliyetçileri, bu işin peşini bırakmayacaktır. Bu mesele basit bir mesele değildir. Bu durumu basitleştirmeye çalışanlar, kesinlikle Türkiye'den yana olmayanlardır. Türkiye'den yana olanların, yani Türk Milliyetçilerinin Lideri Dr.Devlet Bahçeli, bu konuda gerekli açıklamayı yapmıştır. Sayın Bahçeli, MHP'nin 3.Bölge İstişare toplantısının gerçekleştiği Bursa'da, Recep Tayyip Erdoğan'a şu şekilde seslenmiştir: "Anlaşılmaktadır ki bugün başlatılan "Sayın Öcalan" ihanet kampanyasının fikir babası ve ilham kaynağı Başbakan'ın kendisidir. Yalnızca ve yalnızca bu rezalet ve ihanet ifadesi bile, Başbakan'ın Cumhurbaşkanlığı adaylığına engel olması gereken yeterli bir belgedir. Başbakan bu konuşmasında, geçtiğimiz aylarda aziz Mehmetçiklerimize yönelik "yan gelip yattıklarına" dair hakaretinin perde gerisini de aralamış bulunmaktadır. Başbakan, şimdiye kadar hiçbir siyasetçinin ağzından çıkmamış bir aşağılama yolunu seçmiş ve PKK terörüne maruz kalmış şehitlerimizi ve can vermiş vatandaşlarımızı "kelle" olarak tarif etmiştir. Başbakan, biliniz ki binlerce tertemiz şehidimize, ancak size çok yakışır bir mezbaha kültürü ile hitap etmenizi şiddetle ve nefretle kınıyor ve reddediyorum. Sizi bir kez daha büyük Türk milletinden ve şehitlerimizden özür dilemeye ve milletimizin yüksek merhametine sığınmaya çağırıyorum." Her Türk milliyetçisi, her vatansever başımızdaki tehlikeyi kapı kapı, köy köy, kasaba kasaba anlatmalıdır. Türkiye, AKP iktidarında yeterince kaybetmiştir. Bundan sonrası için bu kaybın önüne geçilmelidir. Türkiye, bebek katili Apo'ya "Sayın" diyerek saygıda kusur etmeyen, şehitlere "Kelle" diyerek aşağılayan Recep Tayyip Erdoğan'a gereken dersi vermek için, Türk milliyetçiliğinin tek adresi MHP'de toplanmalıdır. Çünkü, Recep Tayyip Erdoğan'dan sorulacak hesap bir hayli çoğaldı. Bu hesapları da, ancak Türk milliyetçileri sorabilir.
http://www.ortadogugazetesi.net/makale_goster.asp?id=2273&yazid=32 ***
|
|
Kellemin içindeki için kellemi koymuşum!..
Utku Erişik
1921 yılının ilk günü Sirkeciden kalkan Yeni Dünya adlı geminin güvertesinde pamuk çuvalları arasında kendilerini gizlemiş dört şair de vardır. Bugün uluslararası ödüller alabilmek için yurtdışındaki paneller ve yayınlar aracılığıyla memleketini karalayan edebiyatçıların, halktan uzak tüm entelektüel çöplüklerin horozu olmak için yarışanların bunu iyi kavraması gerek. Milli Mücadele, şiir denizinde yüzdürdükleri kâğıt gemilerini kıyıya çekip, onları düşmana teslim etmemek için gerekirse yakabilen şairler ister. Milli Mücadele, askerinin başına çuval geçirilerek aşağılandığı bir ortamda, çuvallar arasına gizlenmeyi göze alabilecek şairler ister. Kız Kulesi yakınlarında durdurularak İşgal Kuvvetlerince denetlenen Yeni Dünya, bu şairlerimizi pamuk çuvalları arasında gizleyerek, Milli Mücadeleye katılmaları için İneboluya götürmektedir İçlerinden biri, henüz yirmi yaşına bile basmamıştır ve babasının iznini dahi almadan yola çıkışını şöyle anlatır: Vapura Sirkeciden bindik. Kara kuru, yamyassı bir vapur Hani şu kolacıların ütüleri vardır ya, onlara benziyor. Kamaramıza girdik; duvarlarında hamamböcekleri dolaşıyor. Daracık, cehennem gibi de sıcak Faruk Nafiz, başını lumboza dayadı: İstanbulu bir daha görmeyecek miyiz? Gidiş var da, dönüş yok mu? diye ağladı. ( ) Direkleri tel örme bir Amerikan zırhlısının yanından geçiyoruz. Kız Kulesi dolaylarında, Beşiktaş önlerinde, Boğazın büklümlerinde kımıldanacak yer yok. İstanbul denizinin üstü, dretnotlarla, kruvazörlerle, torpidolarla, alaca bulaca boyanmış taşıt gemileriyle tıklım tıklım. Bu düşman bu hor görücü, bu kurşuni çelik kalabalığını kaç kere seyrettim içim öfkeden burkularak; ama şimdi onlara kendime güvenerek bakıyorum. İstanbul denizinin içinde, dibinde, kefalden, uskumrudan, torikten çok denizaltının kaynaması da umrumda değil, Anadoluya gidiyorum, Mustafa Kemal Paşaya! 75 saat süren bir yolculuk sonunda gemi İneboluya varır. Şairler, Ankaraya geçmek için haber beklemeye başlarlar. O arada, dört şair iki fire verir. Yusuf Ziya, İngiliz destekçisi Refi Cevat Ulunayın Alemdar gazetesinin edebiyat sayfası yönetmeni ve yazarı olduğu için; Faruk Nafiz de, Damat Ferit Paşadan nişan almış bir şair olduğu için İstanbula geri gönderilir. Kalan iki şairimizden biri Vâlâ Nureddindir. Diğeri ise Diğerine geçmeden önce, bugünkü manzara-i umumiyeye bakalım Salt edebiyatta değil, kalemin oynadığı her alanda korkunç bir sessizlik sürmekte. Sessiz kalmayanlar kimler mi? Yazılı basındaki, müstemleke valisi patronlarının bıçkın delikanlıları Sessiz kalmayanlar kimler mi? Özgürlük, insan hakları ve demokrasi söylemleri adı altında, emperyalizmle işbirlikçi tutumlar sergileyenler Bunlar; Türkiyenin ne günlerden geçtiğini çözümleyebilmek yeteneğinden yoksun, ucuz bir azınlık borazancılığı, sözde ezilmiş halklar sözcülüğü, iğrenç bir Batı yardakçılığı içinde halkı kandırmakla meşguller Değil çuvallar arasında kendilerini gizleyerek Milli Mücadele için yola çıkabilmek, mümkün olsa hemen çuvallarını sırtlarına alıp kaçacaklar İçlerinden bazıları da tehlikenin farkındadır ve kendisini Kemalist diye tanımlarken, sinsi satırlar arasında açtıkları parantezle aslında ne olduklarını açıklarlar: (Ali) Kemalist!.. Ülkenin başında bir molla diktası vardır, umurlarında olmaz Cumhuriyetin temeli milim milim oyulmaktadır, umurlarında olmaz Atatürkün yüce şahsına hakaretler, küfürler edilir, umurlarında olmaz Cumhurbaşkanlığı seçimi konusundaki uyarılarımızı, bir kaşık suda kopardığımız fırtına görüp, bizi demokrasiye tahammülü olmayan 1923 artığı yazarlar ilan ederler Tarafımca görülmektedir ki; 17 Ağustos 1999da yaşadığımız o yürek yakan depremi dinden uzaklaşmamıza, içkiye, kumara, fuhuşa saplanmamıza yorarak 7.5 yetmedi mi? pankartı açanlara, onların iktidardaki uzantılarına ve basındaki kalemşörlerine 19.23 yetmemiştir!.. Türk Ulusu, artık şunu çok açık bir şekilde anlamalıdır: Fethullah Gülenin Cennetlik bir devlet adamı ilan ettiği Kenan Evren için, teröristbaşı Apo O bir askeri deha demişti Aynı Kenan Evren, Türkiyeyi 8e bölecek bir eyalet sistemini savunuyor ve Tayyip Erdoğanı açıkça destekliyor. Tayyip Erdoğanın Fethullah Gülen hakkında ne düşündüğünü söylemeye bile gerek yok; ama PKK terör örgütünün başı Apo için Sayın Öcalan demesi sanırım, şu küçücük paragrafta bile anlaşılabilecek tehlike üçgenini tamamlıyor. Sayın Öcalan düşüncelerinin değil, almış olduğu kellelerin hesabını veriyor. Bense düşüncemden dolayı 4 ay hapis yattım. Aramızdaki fark çok büyük Aynı konuşmasının devamında ise, Güneydoğuda güvenlik güçlerimizce yürütülen operasyonları militarist bir yaklaşım olarak nitelendiriyor. Şimdi şunu söyleyebiliriz: Tayyip Erdoğana göre, PKK terörünün katlettiği binlerce şehidimiz kelle, kundaktaki bebeğe varana dek öldüren Apo sayın Peki o zaman siz sayın Tayyip Bey, 1984ten bugüne kadar kaç kelle görüyorsunuz? Harp Okulundan yeni mezun gencecik kaç teğmen kellesi var? Memleketin tek maaşlı kaç evinin umudu, siz Hikmetyarın dizi dibine çökerken üniversitesini bitirip de Cudi tepelerinde vatan uğruna ölüme koşmuş kaç asteğmen kellesi var? Kaç Mehmetçik, anasının, babasının, sevdiğinin özlemi içinde, terhisine günler kala sizin kelle hesabınız içine giriyor? Yine de sakin düşünelim Bağnazlığın, yobazlığın, cahilliğin geldiği aşamayı iyi değerlendirelim; ama Atatürkün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri kitabının Bağnazlığı Aşma bölümünü açalım: Hoşgörüyü gerçekten bir aldırmazlık ölçüsüne vardırmamak gerekir. Bu çok önemlidir. Gerçi özgür olmak, herkesin hakkıdır; bunun için gerçek özgürlükçüler, özgürlükten yana olmayanlara karşı daha geniş davranılmasını isterler. Fakat bunların hiçbir zaman elleri ayakları bağlı kurbanlık koyun durumuna boyun eğecekleri kesinlikle sanılmamalıdır. Unutulmamalıdır ki, kimi insanlar geleceği, geçmişin arasından görmekte direnirler. Bunlar, ilgimizi kestiğimiz geleneklere karşı bağlılığın kesinlikle yeniden sağlanmasını isterler. Bu tür insanlar, kendisinin inandığı gibi inanmayan kimseleri, istedikleri gibi ezemezlerse, kendilerini cenderede hissederler. Bugün Şeriatçı cephe, kendini cenderede hissetmektedir; çünkü karşılarında istedikleri gibi ezemedikleri Atatürkçüler durmaktadır!.. İçindeki hoşgörüyü aldırmazlık boyutuna getirenler de, yaptıkları hatadan dönsünler bir an önce Kendilerine asla hoşgörü gösterilmeyecek karanlık günler gelmeden! Şimdi yeniden İneboluda bıraktığımız genç şaire dönelim yüzümüzü Bu genç şair, İneboludaki ikinci gününde babasına bir kart yollar: Sevgili Babacığım, İki gündür İneboludayız. Sıhhatim çok iyidir. Belki iki üç güne kadar Ankaraya hareket edeceğiz. Halamın, sizin, eniştemin ellerinden, çocukların gözlerinden öperim. Mektuplarınızı beklerim. Karadeniz seyahati gayet iyi geçti. Burada adeta yaz mevsimi. Tabiat gayet güzel İmza: Nâzım... Ve Nâzım Hikmetin Bir Komik Adem adlı şiirinden şu çok sevdiğim dizeleri de okuyalım yeri gelmişken: Ben: Artık şehit cenazesi görmek istemediklerini söyleyenlere Askerlik yan gelip yatma yeri değildir. diyen Erdoğan, tüm Türk Ulusuna göstermiştir ki, şehit Er Doğanın ve onun ana-babasının halinden anlamamaktadır Şimdi psikologlara soralım: Sempatinin ssinden bile yoksunsa eğer biri, empati de mi kuramaz? Sözün özü: Atatürkçüler, kelleleri içindeki için, kellelerini koymuştur Tıpkı vatanı için ölen tüm şehitlerimiz gibi Günden güne cendereye sıkışan bir komik Ademinse kim olduğu ortadadır!1
http://www.turksolu.org/132/erisik132.htm *** Tayyipten sayın Öcalan Okan İşbecer
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, teröristbaşı Abdullah Öcalan için sayın demiş. İnternet sitelerinde dolaşan ve hafta sonu Star televizyonu tarafından yayımlanan görüntü ve ses kayıtlarına göre Erdoğan, 2000 yılındaki bir konuşmasında PKKnın elebaşısı Öcalan için iki kez sayın ifadesini kullanmış. 14 Ocak 2000 tarihinde Avustralyada bir radyo programına konuşan şimdiki Başbakanımız Tayyip Erdoğan, skandal tanımlamayı Öcalanın idam kararı ile ilgili bir soruyu cevaplarken sarfetti: Hukuk sadece kişi için yoktur. Hukuk toplum için vardır. Şimdi buradan sayın Öcalanın durumuna gelmek istiyorum Söyleşinin ilerleyen dakikalarında bir dinleyicinin sorusunu cevaplayan Erdoğan, burada kendisi ile Öcalan arasındaki farkı izah ederken, ikinci kez sayın sözcüğünü kullanmış ve başka bir skandala daha imza atmıştır. Dinleyicinin Öcalanın Kürtçülük düşüncesiyle Erdoğanın şeriat düşüncesinin aynı olduğu şeklindeki yorumu üzerine Öcalanla arasındaki farkı anlatan Tayyip Erdoğan: Ben düşüncelerimden dolayı 4 ay hapis yattım. Sayın Öcalan ise şu anda almış olduğu 30 bin kellenin hesabını veriyor. şeklinde konuştu. İktidar olduğu dönemde bölücü örgütle kol kola Türkiye Cumhuriyetinin altını oyan Tayyip Erdoğan, yedi yıl önceki demeçlerinde de bölücü örgütle birlikte aynı elin kuklaları olduğunu bir kez daha ispat etmiş oldu. PKKnın Türkiyede en etkin olduğu dönem şüphesiz AKP iktidarının dönemiydi. Kürtçenin serbest kalması ve Kürtçe yayının önündeki engellerin kaldırılması yine bu dönemde gerçekleşmişti. PKKnın gitgide siyasallaştığı, Türklük yerine Türkiyelilik tanımının getirildiği ve üniter yapımızın mozaiklere bölünmeye çalışıldığı dönem de yine Tayyip Erdoğanın Başbakanlık yaptığı dönemdir. 2002 yılının Mart ayında yapılan PKKnın 8. Kongresinde alınan kararların hayata geçirildiği dönemdir aynı zamanda. Gazetemizin Kurucu Genel Yayın Yönetmeni Erkin YURDAKUL, 25 Ekim 2003 tarihli sayımızda yer alan yazısında bu gerçeğe dikkat çekmişti: Bölücüler Türkiyeyi bölmeye kim cesaret edebilirdi? Türkiyede birbirinden farklı etnik nüfuslar tasarlayıp, bunları koruyacak, geliştirecek yasaları kim çıkartabilirdi? Siyaseti bölücü örgütün yataklığı haline kim getirebilirdi? Oysa bugün Türkiyede siyaset, PKK 8. Kongre kararlarına uygun olarak yürütülmektedir. Neydi o kararlar? Bölücü örgüt lideri kurtarılacak, PKK siyasallaşacak, Kürtçe eğitim ve yayın yasallaşacak! Hangi ortamda yapılmıştı bu sözde kongre? 15 yıllık terörle mücadelenin sonunda 30 bin şehit verilerek, terör örgütünün bitirildiği, liderinin yakalandığı ve idamını beklediği koşullarda. Terör örgütü dağıldı dağılacak denirken, dağlardan gruplar halinde teröristler teslim oluyor denirken! Terör örgütü bu kararları aldı ve Türkiyedeki siyaset kurumu ABye giriyoruz yalanıyla bu kararları uygulamaya koydu. Şimdi bu zihniyetteki biri, bölücü örgütle kol kola bir Kürt-İslam faşizmine doğru ilerlerken, teröristbaşına sayın diye hitap etmesi bizi hiç şaşırtmadı. Tayyipe göre elbette ki Apo saygıdeğer bir kişiliktir; ancak Tayyipin bu beyanatları basına biraz geç aksetti. Zira PKK uzantısı DTPnin eşbaşkanları, ondan önce meydana çıkarak cezayı ondan önce yediler. Ne diyelim, darısı Tayyipin başına... Tayyip de İmralıya girerse o zaman Apocuğuna sayın değil sevgili Öcalan bile diyebilir...
http://www.turksolu.org/132/isbecer132.htm ***
|
|
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6203886.asp?gid=112 ***
|
|
Erdoğan hakkında ''Sayın'' incelemesi başlatıldı26 Mart 2007
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalana "sayın" dediği iddiaları üzerine inceleme başlattı.
|
|
Savcılık inceleme başlattı!
Haber : Ceyhun BOZKURT 27.03.2007 Avustralyadaki radyo konuşmasında bebek katili için Sayın Öcalan diyen Başbakanın ses kayıtları dinlenilecek
Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili Hikmet Önen, Avustralyada 14 Ocak 2000de yaptığı konuşmada, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalana Sayın Öcalan dediği iddiasıyla hakkında 10u aşkın suç duyurusu bulunan Başbakan Tayyip Erdoğan için inceleme başlattı. Savcılık, öncelikli olarak konuşmalara ilişkin kasetleri inceleyecek. Suçu ve suçluyu övmek suçu
Savcıdan sayın Öcalana inceleme
Sehit aileleri ve Büyük Hukukçular Birliğinin, şehitlere
kelle, bölücübaşı Öcalana ise sayın
diyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında başlattıkları
suç duyurusu kampanyası sonuç verdi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı,
kuruma ulaşan 10u aşkın suç duyurusunu dikkate
alarak, Başbakan Erdoğan hakkında, terör örgütü elebaşı
Abdullah Öcalana sayın dediği iddiaları üzerine
inceleme başlattı. Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili
Hikmet Önenin yürüteceği inceleme kapsamında konuşmalara
ilişkin kasetler incelenecek. İncelemenin Türk Ceza
Kanununun (TCK) suçu ve suçluyu övmek suçunu düzenleyen
215. maddesinden yürütüldüğü bildirildi. BBB Ne demişti?
|
Köpeklerin çektiği kızaklar
Orhan Karataş 26.03.2007
BOP Eş Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bölücübaşına saygılarını sunup, şehitlere kelle hesabı yaptığı konuşmanın satır araları, çok çarpıcı ipuçları veriyor. Konuşma bütün olarak incelendiğinde, Recep Tayyip'in ruh hali, niyeti, çapı ve hedefi çok net biçimde ortaya çıkıyor. Konuşmanın neredeyse her cümlesi, "Sayın ve kelle" değerlendirmesi kadar vahim. Dikkatlerden kaçan veya bölücübaşına sunulan saygının gölgesinde kalan bazı cümlelere, biraz daha yakından bakalım. Aldatma ve kandırmanın merkezi Konuşma 14 Ocak 2000 tarihinde yapılıyor. AKP'nin yeni filizlendiği, Tayyip ve arkadaşların, "muzlum" edebiyatıyla milleti gözyaşlarına boğarken, "değişim ve dönüşüm" kıvraklığıyla da bir yerlere mesaj vermeye çalıştıkları tarih. İçerde başka dışarıda başka, kahvehanede başka televizyonda başka, beyinde başka dudakta başka filmlerin oynadığı günler. Burada hemen şu sorulabilir. AKP ve kurmayları ne zaman aynı filmi oynattı ki? Varoldukları günden bu yana her sinemada başka film oynatmıyorlar mı? Bu soruyu soranlar sonuna kadar haklı olurlar. Biz de tam onu anlatmaya çalışıyoruz. Temel, takiyye, kıvraklık ve yalan olunca, kurulan bina da aldatma ve kandırmanın genel merkezi oluyor. ABD ile Türkiye'yi karıştırmış Tekrar konuşmaya dönelim. Recep Tayyip bölücübaşına saygılarını gönderip, şehit kellerini saydıktan sonra, şöyle bir değerlendirme yapıyor: "Siz köpeklerin çektiği kızakların üstünde, hamile kadınların taşındığı bir doğuda, güneydoğuda, o insanları inandıramazsınız. .... Benim 4,5 yıllık 5 yıllık yönetimimi takip etmiş olsaydı, böyle bir korkunun izlerinin bile olmadığını görürdü." Bu cümlelerin önü arkası da var. Bay Erdoğan, ülkeden ne kadar haberli olduğunu, belediye başkanlığı döneminde ne kadar büyük başarılara imza attığını anlatmaya çalışıyor. Ancak bir tuhaflık var. Doğuda doğup büyümüş ve ömrünün yarısını oralarda geçirmiş bir Türk vatandaşıyım. "Türkiye'de gitmediğim il ve ilçe kalmadı" desem, yeridir. Ancak, Türkiye'nin hiçbir köşesinde köpeklerin çektiği kızağı ne gördüm, ne de duydum. İnsanların çektiği, ahır hayvanlarının çektiği kızaklar elbette var. Ancak köpeklerin çektiği kızaklar ancak Amerikan filmlerinde oluyor. Belli ki Bay Erdoğan fazla film seyretmiş. ABD ile Türkiye'yi karıştırmış. Sadece 3,5 yıl Sonra, 4,5 yıllık, 5 yıllık yönetimden bahsediyor. Bildiğim kadarıyla Recep Tayyip sadece 3,5 yıl İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı yapabildi. Bu süre içinde yaptığı işlerden dolayı, hakkında yüzlerce dava açıldı ve sonunda da bu ülkenin birliğine ve Cumhuriyet ilkelerine tehlike görüldüğü için kendini mahpushanede buldu. Tencere dibin kara Herşey ortada. Recep Tayyip Erdoğan'ın dünyası başka. O dünya da bölücübaşı Sayın, şehitler kelle'dir. Türkiye, ABD ile karıştırılmakta, bozuk siciller bir övünme vesilesi olmaktadır. Bu vahim ve çarpık konuşmanın ortaya çıkmasından sonra, Türk milletinden bir özür dilenmesini bekleyenler, karşılarında yaptığını savunan ve hatta bir yerlere sığınarak işi başka yerlere çekmeye çalışan bir durum buldular. Bay Erdoğan, CHP'nin Zanagilleri meclise taşımasına sığınarak, kendini aklamaya çalışıyor. Tencere dibin kara, seninki benden kara. Kötü emsal değildir Zanagilleri Meclis'e taşımak, CHP ile birleşen SHP için, tarih boyunca üzerinde taşıyacağı kara bir lekedir. Ancak, bu durum Bay Erdoğan'ı temize çıkarmaz. Kötü misal, emsal değildir. Recep Tayyip ve onu aklamak için konuşanlar, CHP'ye saldırarak, inkar ederek durumu kurtarmaya çalışmak yerine, şöyle bir savunma yapsalardı çok daha inandırıcı ve gerçekçi olurdu: "O konuşma rol gereği yapılmıştır. Recep Tayyip, köpeklerin çektiği kızaklar ve 4,5-5 yıllık yönetim gibi, aslı astarı olmayan, Türkiye gerçekleriyle örtüşmeyen ve tamamen hayal mahsulü şeyler de söylemiştir. Sayın ve kelle de aynı şekilde değerlendirilmeli ve ciddiye alınmamalıdır. Ayrıca, duruma, zamana ve zemine göre değişmek ve dönüşmek bizim partimizin temel özelliği olduğu için Sayın başbakan da o sözlerden sonra bir defa daha değişmiş ve gelişmiştir." Söylediklerini yaptılar Neresinden bakarsanız bakın, işin içinden çıkamazsınız. Bu iktidar, bu başbakan bu ülkeyle, bu milletle problemlidir. Ne kadar uğraşsalar da gizleyemiyorlar. Nitekim, bu anlayışla, bu iktidarla, bu başbakanla ülkemizin 4,5 yılda nereden nereye geldiği ortadır. Söylediklerini yaptılar ve ülkenin genleriyle oynadılar. Erdoğan veya başka bir AKP'linin Cumhurbaşkanı olması durumunda, o meşhur konuşmada söylendiği gibi, bölücübaşının "sayın" mertebesine ulaştığı, şehitlerin "kelle" muamelesi gördüğü ve "ABD köpeklerinin kızakları çektiği bir Türkiye" için, çok önemli bir kale daha düşürülmüş olacaktır. Türk milleti artık bu gerçeği görmelidir.
*** Erdoğan derhal yargılanmalıdır
Orhan Karataş 19.03.2007 Recep Tayyip Erdoğan'ın "bölücübaşına sayın, şehitlere kelle" diye hitap etmesi bizi hiç şaşırtmadı. Zira, Bay Erdoğan başbakanlığı süresinde tam da bu ifadeye uygun icraatlarıyla, bu hitabın boşuna olmadığını gösterdi. Bölücübaşıyla o kadar aynı frekansta oldular ki, nerdeyse aynı kelimelerle, aynı cümlelerle değerlendirmeler yaptılar. Bugün AKP iktidarından tek memnun olan kesimin, bölücübaşı ve onun siyasi uzantılarının olması işte bu sebepledir. "Sayın" iltifatından sonra, şer ve ihanet cephesinin kendisine olan hayranlığı ve şükranları bir kat daha artacaktır. Başbakan suç işlenmiştir Bütün bunlar Recep Tayyip Erdoğan'ın özel tercihi olabilir ama ortada bir sorun var. Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kanunlarına göre bir suç işlemiştir. Daha geçen hafta, aynı suçu işleyenler mahkeme önüne çıktı ve ceza aldılar. Aynı kanunlar Recep Tayyip Erdoğan için de geçerli. Kimse, "o başbakan, dokunulmazlığı bulunuyor" diyerek işin içinden çıkamaz. Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakan olması kendisini mazur kılmayacağı gibi tehlikeyi daha da yakın ve büyük hale getiriyor. Zaten bozuk olan siyasi sicilini daha da bozuyor. Bunlara bir de Cumhurbaşkanı olmayı aklından geçirmesini ekleyin. Tespitin isabeti Daha birkaç gün önce MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli ne demişti? Milli değer ve hassasiyetlere sahip çıkılmasını tahrik sebebi gören ve kendisine hakaret edildiğini öne sürerek herkesten şikayetçi olan Başbakan; her şeyi ayağa düşürerek siyaseti panayır yerine çevirdiğini, bütün ölçüleri ve ayarları kaybettiğini, Türk siyasetine üslup kirliliği ve seviyesizliğini kendisinin taşıdığını, aşağılamadığı ve yıkmaya çalışmadığı hiçbir milli değerin kalmadığını, Türkiye'nin milli kimliğini ve birliğini tartışmaya açtığını ve güvenliğini tehlikeye attığını ve Türkiye'nin temel değerlerine hakaret edilmesinin savunuculuğunu yaptığını, unutmuş görülmektedir. Başbakan Erdoğan, bu hüviyetiyle, Türkiye'yi içten çökerterek bölmeye amaçlayan "Yıkım Projesi"nin taşeronudur. Şimdi ne diyecekler? Bu sözlerin ne kadar doğru, ne kadar haklı, ne kadar isabetli olduğunu gösteren, daha başka ne olabilir? Şimdi çıkıp ne diyecekler? Bu hazin durumu nasıl savunacaklar? "Başbakan bölücübaşına saygı ifadesi olarak sayın demedi, bölücübaşını da terörist olarak sayın dedi" mi diyecekler? Yoksa, "bu bir montajdır. Böyle bir söz söylenmedi" diyerek, inkar mı edecekler? Bu da olmazsa, "bunları söylerken durum başkaydı. Başbakan sonradan çok değişti ve gelişti. O zaman söylediklerinin geçerliliği yoktur" gibi bir kıvrakla mı işin içinden sıyrılmaya çalışacaklar? Kim bilir belki de zaman aşımına sığınıp, geçiştirirler. Nitekim, şerefli Türk basını bu konuda kendilerine çok yardımcı olmaktadır. Bu kadar vahim durum bile haber değeri kazanıp, muhteremlerin gazetelerinde yer almadı. Başbakanın bir dakika dahi o koltukta oturmaması için kıyametlerin koparılması gerekirken, kimseden ses çıkmamakta ve böyle bir rezalet görmezden gelinmektedir. Boşuna, "ne kadar Yahudi dönmesi, çağ dışı kalmış Marksist, hain bölücü ve yobaz varsa el ele verdiler" demiyoruz. Aynı havayı teneffüs etmeye bile tahammülü olmayan bu şer grupları, yıkmak ve bölmek konusunda tam bir işbirliği içindeler. "Fırsat bu fırsattır" diyerek, saldırıyor ve ellerinde tutukları, medya ve para gücüyle büyük mesafeler alıyorlar. Mutlaka hesap sorulmalı Bu böyle gidemez. Bu gafletin hesabı mutlaka ve derhal sorulmalıdır. AKP grubu büyük bir vebal altındadır. Buradan Cumhuriyet Savcılarını göreve çağırıyoruz. Dokunulmazlığın kaldırılması ve yargılamanın başlaması için gerekli girişimler yapılmalıdır. AKP grubu da önüne gelecek olan tezkerenin gereğini yapmak zorundadır. Bu bir siyasi mesele değildir. Zimmet ve yolsuzluklardan dolayı başbakanın dokunulmazlığının kaldırılmasını isteyen, ancak parmak çoğunluğundan dolayı Mecliste bekletilen tezkerelere benzemez. Kişisel hesaplar bir kenara bırakılmalı ve ne gerekiyorsa o yapılmalıdır. Aksi halde bunun hesabını, ne millet huzurunda, ne vicdanlarında, ne de Türk mahkemeleri önünde veremezler. Bu hesap Recep Tayip Erdoğan'dan sorulmazsa, "elde var bir" olur. Daha da ileri gider, daha da ölçüyü kaçırır. Recep Tayip Erdoğan'ın kendisini bölücübaşıyla kıyaslamasını, "şehitlerden kelle" diye bahsetmesini, bu ülkenin birlik ve bütünlüğüne tehlike olarak görüldüğü için yargılanıp ceza almış olmasına rağmen başbakanlık koltuğuna oturmasını emsal sayacak olan bölücüler, daha da azar ve kontrolden çıkarlar. Bütün dünyayı ayağa kaldırır ve dışarıdaki destekçilerine daha büyük malzeme verirler. İvedi sorun başbakan Özellikle bu kritik günlerde geri dönüşü çok zor gelişmelerin yaşanması ihtimali, artık iyice artmıştır. Türkiye'nin başbakanı, Türkiye'nin en önemli, en ivedi ve en tehlikeli meselesi haline gelmiştir. Bu mesele çözülmeden, bu meclisin Cumhurbaşkanı seçmesi doğru değildir. Buna tevessül edilmesi durumunda, Türkiye çok büyük bir sıkıntıyla ve sonunun nereye varacağı kestirilemeyecek krizlerle karşı karşıya kalacaktır. Türk milletinin sabrı daha fazla zorlanmamalıdır.
http://www.ortadogugazetesi.net/makale_goster.asp?id=2257&yazid=33
|
|
Şehide kelle, Apoya sayın diyen Tayyip Bey, Merkele niye suskun?
Sabahattin ÖNKİBAR 20.03.2007 DTPliler, teröristbaşı Abdullah Öcalana akıllarınca saygınlık kazandırmak için Sayın Öcalan... diye başlayan hitap kampanyaları yapıyor.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazidetay.asp?AuthorID=137&ArticleID=4790 |
|
|