|
ABDULKADİR AKSU HANS AİBERG'E; SİYONİZMİN TEPELERİNDEN GELEN EMİRLE UYGULAMAYA KONAN KOMPLODA, DÖNEMİN BAKANLARINDAN: |
|
AYAK BASTIĞI YERDE OT BİTMİYOR |
![]() |
|
Fethullah Gülenin Emrindeki Bakanlar:
Hans Aiberg'in yazdiklarina ve internette bulunan bilgilere gore: Fethullah Gülen Aiberg'i satin alip emrine alamadigi icin, kendi yayin organlarinda karalama kampanyasi baslatmis daha sonra Nurcularin maskesini dusurdugu icin kendisine suikastler bile duzenletmistir. Hatta rahmetli Necip Hablemitoglu kaynakli bir bilgiye gore Fethullah Gulen'e sunulan oldurulmesi gerekli 7 kisilik listede 1. sirada oldurulmesi gerekli kisi Hans Aiberg'tir. Ayni (Fethullah Gulen'e sunulan) listede oldurulmesi gerekli kimseler arasinda 4. sirada olan Hablemitoglu duzenlenen sinsi ve kallesce suikast sonucu hayatini kaybetmistir. Rahmetli Hablemitoglu'nun uyarisindan sonra Hans Aiberg 2 ayri suikast girisiminden birinden yarali, digerinden ise yara almadan kurtulmustur. Bu on bilgilerdenden sonra, sis perdesinin aydinlatilmasinda faydasi olmasi acisindan medyadan derledigimiz bolumu sunuyor, yorumu okurlara birakiyoruz Hans Aiberg'i ve esini; ASILSIZ ve GERCEK DISI SUCLAMA ile tutuklayan Balikesir Emniyet Mudurlugunun bagli oldugu Ic Isleri Bakani Abdulkadir Aksu'nun ve cezaevinde 7 aya yakin sure YARGISIZ INFAZA mahkum eden kurumun bagli oldugu Adalet Bakani Cemil Cicek'in Fethullah Gülenin emrinde olduklari tespit edildi. Emin Şirin'in Fethullah Gulen emrinde bakanlar oldugunu hatta "NurettinVeren'in, en aşağı dört tane bakanın Gülenin izni olmadan öksüremeyeceğini iddia ettigini" ve savciliga suc duyurusunda bulunuldugunu belirttigi aciklamadan ilgili bolum:
|
|
Kabinede seçim değişiklikleri
Okan İşbecer
http://www.turksolu.org/138/isbecer138.htm |
|
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=213156 |
|
. 10/02/2007 Baykal: Aksu gitsin
RADİKAL - MÜNİH/ANKARA - Hrant Dink'in katil zanlısı
Ogün Samast'ı azmettirdiği ileri sürülen Yasin Hayal'in
yeni ifadesi ortalığı karıştırırken
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın hedefi İçişleri
Bakanı Abdülkadir Aksu oldu: "Ortada İçişleri
Bakanı'nın hayali mi var, hayali İçişleri Bakanı
mı var? Aksu'yu oradan alamazsak yazıklar olsun." Başbakan
Tayyip Erdoğan'ın başlattığı derin
devlet tartışmasını 'gevezelik' olarak niteleyen
Baykal Emniyet'in çürüme yaşadığını da söyledi.
Baykal'a göre İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah görev
başındayken soruşturma sağlıklı sonuç
vermez.
"Bu işin sorumlusu İçişleri Bakanı'dır,
Başbakan'dır. Kadrolaşma onların bilgisi ve katkısıyla
gerçekleşmiştir. Onların telkin ettiği bir güvenlik
politikası götürülmektedir. Bu güvenlik politikası yanlıştır.
Şunu sormak gerekir, Türkiye'de bir İçişleri Bakanı
mı var, İçişleri Bakanı'nın hayali mi var,
hayali İçişleri Bakanı mı var? Derin devlet gevezelik
Başbakan derin devletin derya kuyusunda muhabbetler açıyor. Senin atadığın kadrolar bu konuda nasıl bir sorumluluk taşıyor? Derin devlet lafları gevezelik. Başbakan beş yıldır iktidarda. Başbakanlık, ağlama yeri değil. Derin devlet tartışması, görevini yapmakta aciz olan başbakanların bahanesi olamaz. Ne biliyorsan yapacaksın. Anayasa'yı değiştirecek noktadasın. Yetki sende.
İstanbul Emniyet Müdürü'nü soruşturma kapsamı içine almak durumunda kaldılar ama göreve devam ediyor. Neden hâlâ göreve devam ediyor? Bu şekilde soruşturma sağlıklı sonuç verir mi? Ben adam gibi emniyet müdürü istiyorum. Bu olayla emniyet teşkilatının MR'ı çekiliyor. Türkiye'nin, karnına bıçağı sokup emniyet ameliyatı yapması lazım.
Güvenlik güçleri karşı karşıya getiriliyor. Bunlardan birisi öbürüne karşı sistematik, kamuoyu gözünde düşürme anlayışı içinde. Şemdinli'de de bunu gördük. Emniyet'teki sakıncalı kadrolaşmanın amaçlarından biri Silahlı Kuvvetleri güç duruma düşürmek.. Ben hiçbir zaman jandarmanın polisi suçladığını, teşhir ettiğini görmedim. Şemdinli, Atabeyler, Dink cinayeti... Üç olayda da aynı manzara. Hep polis, jandarmaya dönük yapıyor. Görevini yapmayanlar görevini yapanları suçluyor. Sokakta gösteri yapanı coplayıp götüreceksin, adam cinayet işlemiş, Türkiye'ye kötülük yapmış, bayraklar, posterler, övgüler...
İçişleri Bakanı hakkında soruşturma önergesi vereceğiz. İçişleri Bakanı yasal olarak genel seçimlerden üç ay önce görevini bırakmak durumunda. Zaten gidecek, ama oradan şimdi alamazsak yazıklar olsun.
Türkiye'de çok tehlikeli bir inanç cemaatleşmesinin
Emniyet'e de yansımaya başladığı artık günlük
değerlendirmenin bir parçası olmuştur ve bu çok vahim
bir şeydir. Bu tam bir çürüme manzarasıdır." ANKARA - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP lideri Deniz Baykal'ın "Oradan indirmezsek yazıklar olsun" diye eleştirdiği İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ya sahip çıktı. Erdoğan, "Ülkeyi iktidar idare ediyor. Biz öyle muhalefete filan pabuç bırakmayız" dedi. Baykal'ı devletin kurumları üzerinden siyaset yapmakla eleştiren Erdoğan, "Ana muhalefetin tırmandırdığı gerilimi çok tehlikeli buluyorum" diye konuştu. Valiler ve emniyet müdürleri kararnamesinin de gelecek hafta Çankaya Köşkü'ne sunulabileceğini belirten Erdoğan "Boş bulunan, şu anda vekâleten yürütülen, bazıları da rotasyon diyebileceğimiz atamalardır" diye konuştu. Ortak değerler üzerinden siyaset
Son gelişmelerde üzülerek şunu görüyoruz ki,
devletimizin kurumları ve ortak değerlerimiz üzerinden hâlâ
siyaset yapılmaya devam ediliyor. Elbette ki hükümetimiz eleştirilecektir,
muhalefet de bu noktada görevini yapacaktır. Ancak çatıştıran,
kutuplaştıran bir muhalefet söylemi hükümetten önce ve
daha çok bu ülkeye ve kurumlarına zarar verir. Özellikle ana
muhalefet partisi sözcülerinin kurumlarımızı karşı
karşıya getirmeyi amaçlayarak tırmandırdığı
gerilimi çok sakıncalı ve tehlikeli buluyorum. Bir kez daha
söylüyorum, devletin güvenlik kurumları üzerinden siyaset yapılmaz,
yapılmamalıdır. Çünkü bu kurumlar hepimize gerekli. Rotasyon atamalar
(Emniyet Genel Müdürlüğü'ne atama yapıldı mı sorusu üzerine): Şu anda gerek valiler, gerek emniyet müdürü konusunda çalışmalarımızı yapıyoruz. Önümüzdeki hafta içinde Cumhurbaşkanlığı'na arz ederiz. Bunlar geneli itibarıyla boş bulunan, şu anda vekâleten yürütülen, bazıları da rotasyon diyebileceğimiz atamalardır.
('İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'la ilgili bir
tasarruf ve İçişleri Bakanı'nın istifası söz
konusu mu' sorusu üzerine) Muhalefet gensoru vermiş, salı günü
görüşeceğiz. Ülkeyi muhalefet idare etmiyor, iktidar
idare ediyor. Biz öyle muhalefete filan pabuç bırakmayız,
merak etmeyin.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=212598 |
|
.. 31.01.2007
Başka yerde hepsi giderdi Siyasi partiler, Hrant
Dink cinayetinde 11 ay önce yapıldığı ortaya çıkan
ihbar üzerine İçişleri Bakanı Aksuyu hedef tahtasına
oturttu. Mumcu, gensoru vereceklerini açıklarken, Baykal da
Erdoğan ve Aksu sorgulanmalı dedi
http://www.aksam.com.tr/haberpop.asp?a=66034,3 |
|
. 01/02/2007 Oturmayın o koltuklarda
RADİKAL - İSTANBUL - AGOS Gazetesi Genel Yayın
Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesinden önce, soruşturma sırasında
ve cinayetten sonra ihmal ve gaflar zinciri yaşandı. Daha önce
birçok 'vukuatı' bulunan kamu görevlileri Dink cinayetinde de
başroldeydi: İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu,
İstanbul Valisi Muammer Güler, İstanbul Emniyet Müdürü
Celalettin Cerrah ve Trabzon Emniyet Müdürü'yken terfi ettirilerek
Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'na
getirilen Ramazan Akyürek. Soruşturma sırasında sadece
Trabzon Valisi Hüseyin Yavuzdemir ve Emniyet Müdürü Reşat
Altay görevden alındı. Vali koruma vermedi
Davalarda korunmadı
İhbar geldi ama...
Ve cinayet geldi
Kahramanlık pozu!
Trabzon Valisi işi çözdü!
Tanığı dinleyen yok
Sayın Bakan orada mısınız?
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=211734 |
|
. 01.02.2007
Başıboş emniyet Gündemi
sarsan Hrant Dink cinayetinin soruşturması kördüğüme
dönerken, Gökhan Aydınerden boşalan Emniyet Genel Müdürlüğü
koltuğu hâlâ boş duruyor
http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=66146,4 |
|
Seri cinayetlerdeki siyasal rastlantılar M. Emin Koç 15.02.2007
Son dönem ayyuka çıkan F tipi cinayet ve tertipler serisinde asıl dikkat edilmesi gereken bir başka nokta var: Üçoktan, Aksoya, onlardan Santoraya ve Dinkin hunharca öldürülmesine uzanan seri cinayetlerin ve Şemdinli gibi tertiplerin hep Bakanlığı döneminde zuhur etmesi sebebiyle hakkında Meclis Soruşturması önergesi verilen İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, AKPnin bakanı
http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7002786&tarih=2007-02-15 |
|
Volkan YANARDAĞ/ANKARA 26.01.2007
Bu ne şanssızlık
Dört ayrı hükümette
İçişleri Bakanlığı yapan Aksunun döneminde
birçok gazeteci, bürokrat ve akademisyen suikastlara kurban gitti.
Cinayetlerin çoğunda ya failler bulunamadı ya da sadece
tetikçiler ortaya çıkarılabildi http://www.aksam.com.tr/haberpop.asp?a=65595,4&tarih=26.01.2007 |
Kürt İslamcıların değişmeyen ismi: Abdülkadir Aksu Kuzey Fırat
... Özellikle 1990lardan sonra, Kürt İslamcıların hükümet olduğu dönemlerin bir önemli özelliği daha vardır:Adülkadir Aksunun İçişleri bakanı olması. Türt-İslamcılığın en yüksek aşamasına geldiği ANAP iktidarının İçişleri Bakanı ile Kürt-İslamcılığının en yüksek aşamasına geldiği ve devleti tehdit ettiği günümüz AKP iktidarının İçişleri bakanı aynıdır. Yine büyük bir tesadüf olacak, emniyette, devletin kritik mevkilerinde, Kürtçü ve Şeriatçı kadrolaşmanın yoğun olduğu, İçişleri Bakanlığına bağlı kurumların, devlete karşı gelme, devlet düşmanlığı yapma cesaretini gösterdiği dönemler yine Aksunun İçişleri Bakanı olduğu dönemlerdir. Polis içersinde Fethullahçı yapılanmanın temellerini Aksu atmıştır. Bir iki ay öncesini hepimiz hatırlıyoruz. DTPli belediye başkanları, Türkiye Cumhuriyetine karşı, devletin aleyhinde ortak bildiri yayınlamışlar ve hiçbir yaptırımla karşılaşmamışlardır. Doğu illerinde devlete karşı ayaklanan insanları yönlendirenler yine bu belediye başkanlarıdır. İnsanlar, devleti değil belediye başkanlarını dinlemektedirler. PKKlıların cenazeleri, DTPli belediyelerin tahsis ettiği ambulanslarla kaldırılmakta, ölen PKKlılar için yine bu belediyeler tarafından anıtlar dikilmektedir. Ancak İçişleri Bakanı tüm bunlar karşısında sessizdir. Tüm bu olup bitenlere göz yummaktadır. Tüm bunlara göz yummak, devlete karşı PKKlıyı desteklemekten başka anlama gelir mi? Aksu Emniyeti öyle bir hale getirmiştir ki, kendi milletine düşman, Türk devletine düşman, Atatürke düşman insanlar Emniyeti doldurmuşlardır. Hemen hatırlatmakta fayda var. Atatürkçü aydınlara karşı en çok kimin döneminde saldırılar olmuştur, en çok kimin döneminde Atatürkçü aydınlar öldürülmüştür? Bu dönemlerde İçişleri bakanı hep Abdülkadir Aksudur. Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Necip Hablemitoğlu gibi Atatürkçü aydınlar Aksunun İçişleri Bakanlığı döneminde öldürülmüş ve hiç birinin faili bulunmamıştır. .....
http://www.turksolu.org/109/kfirat109.htm |
|
Aksuda her yol var: Tarikat, siyaset, derin devlet 1 Şubat 2007
HABER MERKEZİ Abdülkadir Aksunun bugüne kadar devlet bürokrasisi ve hükümetin sorumlu koltuklarında olduğu dönemlerdeki icraatları, devletin ve hükümetlerin karşıdevrimci etkinliklerine dair ibretlik örnekleri içinde barındırıyor. '80 öncesinin iç savaş provokasyonları ve '80 sonrasının askeri darbe dönemi faşist uygulamaları sırasında devlet bürokrasisinde kritik görevler üstlenmiş olan Aksu, darbenin sivil kanadı ANAP aracılığıyla siyaset sahnesine geçiyor. 1987 ve 1995 seçimlerinde ANAPın Diyarbakır milletvekili olarak meclise giren Aksu, 31 mart 1989 24 haziran 1991 tarihleri arasında ilk kez içişleri bakanlığı görevini üstlendi. İHDnin verilerine göre, Abdülkadir Aksunun bakanlığı döneminde altı kişi işkencede öldürüldü ya da gözaltında kayboldu: 6 Mayıs 1989 Ömer Savun (Siirt), 26 Mayıs 1989 Hüseyin Demirtaş (Siirt), 11 Haziran Adnan Bağca (Urfa/Siverek), Eylül 1990 Abdullah Kurt (Hakkari/Yüksekova), 14 Mart 1991 Yusuf Erişti (İstanbul), Mart 1991 Haydar Altun. Yine 9 Ocak 1991 tarihinde Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsünde jandarmanın gözaltına aldığı Birtan Altınbaş, Ankara Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesindeki sorgusunun ardından 15 Ocak 1991de komaya girerek götürüldüğü Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesinde yaşamını yitiriyor. Tanıklar mahkemede Altınbaşın işkence gördüğünü açıklarken, Abdülkadir Aksu, kendi kendini öldürmüş değerlendirmesi yapıyordu. Yenecek o kadar
Diğer yandan Aksu, 1989 Ocak ayında, Cizre'nin Yeşilyurt Köyü'ne baskın düzenleyen askeri birliklerin komutanı Binbaşı Cafer Tayyar Çağlayan'ın köylülere dayak atıp, dışkı yedirdiği dönemin de bakanı. Konuya ilişkin görüşleri sorulduğunda Aksu, "olacak o kadar" yanıtını veriyordu. Bu dönemde Aksunun sorumluluğu altında gerçekleşen ve aydınlanamayan siyasi cinayetler 31 Ocak 1990 Atatürkçü Düşünce Derneği kurucusu Prof. Dr. Muammer Aksoyun öldürülmesi, Mart ayında Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeçin saldırıya uğraması, 6 Eylülde yazar Turan Dursunun ve 6 Ekimde de Prof.Dr. Bahriye Üçokun katli oldu. 1991 yılı ise, MİT mensupları ve askerlerin hedef alındığı bir yıl oldu. Uyuşturucu kaçakçılarına bürokratik destek
İkinci bakanlık dönemi
2003 yaz aylarında tohumları atılan Barzanici çözüm aranışlarında AKPnin önde gelen aktörlerinden biri olan Aksu, bu defa kontrgerilla yöntemlerinden ziyade nüfuzunu kullanarak Kürt hareketine yönelik manipülasyonları devreye sokma çabasına girdi. Yine bu içişleri bakanlığı döneminde polis teşkilatının islamcılaşmanın da ötesinde Fethullah Gülen tarikatinin nüfuzuna geçirilmesine göz yumduğu da çok sık dillendirilen bir gelişme. İstanbulda egemen olan ülkücü mafyanın yerine yine tarikat-aşiret bağlantıları üzerinden Kürt mafyasının geçirilmesinde de Aksunun birinci elden (oğlu Murat Aksu aracılığıyla) katkıları olduğu farklı kesimlerce dile getiriliyor. Elbette Aksunun ikinci bakanlığı döneminde de aydınlatılamayan siyasi cinayetler ve terör saldırıları oldu, bunların ilki 18 Aralık 2002 tarihinde Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesinden Doç. Dr. Necip Hablemitoğlunun evinin önünde öldürülmesiydi. Bir sonraki Kasım ayında ise, 5 gün arayla İstanbulda önce iki sinagog ardından da HSBC Bankasına bombalı saldırı düzenlendi. Saldırıda çok sayıda kişi öldü veya yaralandı. 2006da ise, Trabzondaki Santa Maria Kilisesinin İtalyan Rahibi Andrea Santoro öldürüldü. 17 Mayısta Danıştay 12. Dairesine düzenlenen silahlı saldırıda Yargıç Mustafa Yücel Özbilgin yaşamını yitirdi. Şemdinli olayları ve buna bağlı olarak gündeme gelen iç çatışma/hesaplaşmaların tümü de Abdülkadir Aksunun içişleri bakanlığı döneminde yaşandı. Aksu, Hablemitoğlu cinayeti hariç, diğer tüm olayların çözüldüğünü iddia ediyor.
http://www.sol.org.tr/index.php?yazino=7600 *** Karanlıkta kalan Aralık: Kahramanmaraş katliamı Abdülkadir Aksunun tarihindeki kritik ve karanlık noktalardan birini 1978 yılındaki görev değişikliği oluşturuyor. Türkiye tarihinin önemli kontrgerilla faaliyetlerinden biri olan Maraş Katliamının yaşandığı yılın Ocak ayında Maraş Valiliğinden Emniyet Genel Müdürlüğünde merkeze çekilen Aksunun, katliamın yaşandığı Aralık ayında Emniyet Genel Müdür Yardımcılığı görevinde olduğu belirtiliyor. Dönemin İçişleri Bakanı istifa ederken kısa bir süre önce Maraşta görev yapmış emniyetin üst düzey yetkilisi Aksu hiçbir sorumlulukla karşı karşıya kalmıyor. Maraş katliamıyla ilgili kapsamlı bir araştırmayı sürdüren 78liler Vakfı Girişimi Türkiye Sözcüsü Celalettin Can, o döneme ilişkin altı çizilmesi gereken olgulardan birinin Abdülkadir Aksunun Maraş Valiliği'nden merkeze çekilmesi olduğunu vurguluyor. Böylesi bir katliam hazırlığı öncesinde bu kadar sorumlu bir konumda bulunan bir insanın olaylardan çok kısa bir süre önce merkeze alınması ve daha sonra da gelişmelerle ilgili olarak hiçbir şekilde sorgulanmamasının yanına büyük bir soru işareti koyduklarını söylüyor. Her zaman kollandı
78liler Vakfı Girişiminin Maraş Katliamıyla ilgili soruşturmasında, üzerinde durdukları başlıklar arasında bu ismin de bulunduğunu belirten Can, somut kanıtlara erişmenin zorluklarından bahsediyor. Can, bir dizi tanığın Aksunun konumuna ilişkin soru işaretleri ortaya attığını belirterek bunlarla ilgili daha net kanıtlara ulaşmaya çalıştıklarını vurguluyor.
http://www.sol.org.tr/index.php?yazino=7602 *** Bir devlet, bir içişleri bakanı 26 Ocak 2007
Hrant Dink suikastında katili bulma oyalamacası bir yana bırakılıp, devletin önemli koltuklarında kim oturuyor sorusu ortaya atıldığında yine ilginç bulgulara ulaşılıyor. Konuyla ilgili bir dizi birimin kesişim noktası olan İçişleri Bakanlığı koltuğunda devletli bir siyasetçi olan Abdülkadir Aksunun bulunduğunu görüyoruz. Aksu, Türkiye devletinin farklı dönemlerinde, farklı hassasiyetlerini kavramış ve bunun gereklerini yerine getirmiş bir siyasi kimlik. En genel anlamda gerici ideolojik hattını korumuş olsa da, 80lerin sonunda ANAP çıkışına, 90ların ikinci yarısında ise Refah Partisi yükselişine ortaklık ediyor. Aksu, restorasyon döneminde Fazilet Partisi ve AKP rotasını izleyerek, emperyalizme teslimiyet sürecinin kıdemli aktörlerinden biri haline geliyor. Maraş Katliamının emniyet müdürü
1944 Diyarbakır doğumlu Abdülkadir Aksu, 80 sonrası dönemde valilik görevleri üstlendi. 1985te yılın bürokratı seçildi. 12 Eylül faşizmi döneminde yılın bürokratı seçilmenin ne anlama geldiğine açıklama bulmak gereksiz. 1987 kasımındaki seçimlerin ardından Aksunun siyaset yaşamı başlıyor. Mart 1989 ve Haziran 1991 dönemlerinde ANAP yönetiminde içişleri bakanlığı görevi üstlenen Aksu, 1990daki Muammer Aksoy, Turan Dursun ve Bahriye Üçok suikastleri sırasında sorumlu konumdaydı. 19 Kasım 2002de bu defa AKPnin içişleri bakanı olarak göreve gelişinden tam bir ay sonra ise, Necip Hablemitoğlu öldürüldü. Diyarbakır milletvekili
Abdülkadir Aksunun uyuşturucu mafyası bağlantıları ve oğlunun faaliyetleri ise, profilinin yarı karanlık çehresini oluşturuyor ve ayrıca değerlendirilmeye ihtiyaç duyuyor. Çözülmenin liderleri
http://www.sol.org.tr/index.php?yazino=7450 *** Siyasetin hesabı derin Ogün Samastın video görüntülerinin yayınlanmasının ardından emniyet ve jandarma teşkilatı içindeki hesaplaşma kızışıyor. Siyasi partiler konumlarını yeniden belirlerken, yapılan son çıkışların merkezinde Fethullah Gülen cemaati ve faşist çeteler bulunuyor. HABER MERKEZİJandarma ve emniyet mensuplarının Hrant Dinkin katili Ogün Samast ile hatıra fotoğrafı çektirdiklerini belgeleyen resim ve videoların ortaya çıkmasından sonra, emniyet ve jandarma teşkilatı içinde sürdüğü bilinen Fethullahçı-çeteci savaşı siyasete de yansıdı. AKP ve MHP arasında dün söz düellosu şeklinde gerçekleşen atışmada her iki tarafın da yaptığı imalar; BBP, DYP ve ANAP tarafından yapılan açıklamaların eksenini bu sürtüşme oluşturdu. Bahçeli: Suikast komplo, kaynağı Fethullah
Türkiye'nin milli birliğini, iç ve dış güvenliğini hedef alan hain bir suikast senaryosu adım adım uygulamaya konulmuştur. Bu amaçla harekete geçen cephe, her gün yeni bir kışkırtma ile bulanık suda balık avlamaya çalışmaktadır. Devlet ve millet olarak içine hapsedilmek istendiğimiz husumet zincirine her gün yeni bir halka eklenmektedir. Demokrasi ve özgürlükler adına ortaya çıkan ihanet cephesinin sergilediği hayasız tahrikler, Türkiye'nin iç bünyesini ve toplumsal dokusunu tahrip edecek boyutlar kazanmıştır. Bu amaçla yola düzülen kin ve husumet kervanının başını, ne acıdır ki Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı çekmektedir. Türk milliyetçiliğini karalamak için tezgahlar peşinde koşan, derin devlet tartışmalarıyla her kötülüğün adresi olarak devleti hedef gösteren ve Türkiye'nin milli değerlerini aşağılamanın en uygun formüllerini bulma arayışına giren, sözleri ve fiilleriyle, alenen kışkırtıcılık yapan Başbakan, Türkiye'yi hedef alan hain suikastın azmettiricisi haline gelmiştir. ( ) Başbakan derin devlet tartışmasıyla devleti topyekün töhmet altında bırakacak bir tartışmayı gündeme getirmiştir. Derin devlet tanımları yapan 'gölge' Başbakan, sadece kendi gölgesiyle ve siluetiyle kavga etmekle kalmamış, derin ihanet erbabının eline yeni bir istismar malzemesi vermiştir. ( ) Kasım 2002'den bu yana iktidarda olan AKP, varsa devlet içindeki çeteleri ortaya çıkarmak, sorumluları hakkında idari ve adli işlem yapmak durumundadır. Danıştay cinayeti sonrasında sahneye konulan senaryonun bir benzerini şimdi de uygulamaya çalışan Başbakan, devlet içindeki çeteleşmeleri araştırmaya Emniyet teşkilatı bünyesinde AKP odaklı cemaat ilişkileri ağını ortaya çıkarmakla başlamalıdır. Bahçeli, açıklamasının devamında emniyet ve jandarma içinde Fethullahçı kadrolaşma operasyonun başında olduğu iddia edilen İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksunun görevden alınmasını talep etti. Son günlerde büyük medya tarafından dışlanan milliyetçi söylemi de tamamen sahiplenen Bahçeli, Tayyip Erdoğanın kullandığı hizmet milliyetçiliği teriminin kime hizmet ettiğinin belli olduğunu söyledi. Bilindiği gibi hizmet sözcüğü, Fethullah Gülen cemaatinin faaliyetleri için kullandığı ayırt edici bir terim olarak öne çıkıyor. Bahçelinin bu çıkışı, AKPnin giriştiği çete operasyonu ve geriye çekilen milliyetçi söyleme karşı partinin güç yitirmesi sürecine set çekme olarak değerlendiriliyor. Son günlerde yaşanan istifalar ile BBPye, siyasi alanda milliyetçiliğin geri çekilmesiyle AKPye alan kaptıran MHPnin, bu gidişe dur demek için sert çıkış yaptığı belirtiliyor. AKPden savunma
Bahçelinin açıklamasından sonra tavrını sertleştiren AKP, bu kez açıkça adını koyarak milliyetçi politikayı eleştirdi. Bahçelinin açıklamasına cevaben konuşan AKP Meclis Grup Başkanvekili Faruk Özak, Ne yazık ki muhalefet partileri, ulusalcı politikaları, aşırı ulusalcı politikaları son bir yıldır öne çıkararak, milletin karşısında oy avcılığına soyundular diye konuştu. Özak, sonrasında yaptığı açıklamada MHPye karşı bir kez daha çete imasında bulundu. Özak Cinayeti işleyen yakalanmıştır. Cinayeti işleyenin arkasındaki kişiler de yakalanmıştır. Ama bu cinayetin daha derin bağlantıları 'var mı, yok mu?' diye, devletin, Başbakanın bu konuyla ilgili yoğun çabası var dedi. ANAP-DYP-BBP buluşması
DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, yaptığı açıklamayla direkt olarak Tayyip Erdoğanı istifaya çağırdı. Ağar, Erdoğanı inisiyatif alıp gereğini yapamamakla suçladı. ANAP lideri Erkan Mumcu ise, fotoğraf ve video görüntülerinin kabul edilemez olduğunu söyleyedi. Mumcu, fotoğrafla verilmek istenen mesaj açık diye konuştu. 301. madde üzerine yaptıkları açıklamada, Ağar yasa hakkında muğlak açıklamalarda bulunurken, Erkan Mumcu yasayı arızalı olarak niteledi. ANAPtan sonra DYP binasına ziyarette bulunan BBP kurmayları ise, soruşturmanın gizlilik içinde yürütülmesi gerektiğini, resimlerin kabul edilemez olduğunu söylediler. BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlundan gelen Hukuk devletinde kabul edilecek işler değil bunlar değerlendirmesi, son günlerde MHPden istifa edip kendi bünyesine katılanlarla güç kazanan BBPnin, DYP ve ANAPa mesafeli olmadığının kanıtı olarak değerlendiriliyor.
http://www.sol.org.tr/index.php?news=258&yazino=7689
|
|
.Bakan Aksu o koltukta oturmamalıdır
Necdet B. Sivaslı 05.02.2007
http://www.ortadogugazetesi.net/makale_goster.asp?id=1781&yazid=21 |
|
İçişleri Bakanı Aksu "seyir halinde"(!)
Vedat Beki
Son günlerde ülkemizde gerçekleşen olayları takip etmekte olabildiğince sıkıntı yaşıyorum. Neden derseniz; gazete sayfalarını okuduğumda, TV ekranlarına yansıyan görüntüleri izlediğimde puzılın önemli bir parçasının eksik olduğunu fazla bir zahmete girmeden fark edebiliyorum! Nedir bu eksiklik, diye soracak olursanız hemen yanıtlayalım! T.C.nin İçişleri Bakanı ortalarda yok! Ülkenin başta Güneydoğu olmak üzere, Karadeniz, Ege ve Marmara bölgesinde meydana gelen olaylar yenilir yutulur cinsten değil! Karadenizde halkın linç tepkileri ard arda gerçekleşirken, İstanbulun göbeği kaynayan kazan haline dönüştü! Hemen yakınlarda Bozüyükte şehir halkı ile PKK yandaşları arasında çıkan arbede (mi desem, sokak savaşı mı! bilemiyorum) görüntülerinin, bu ülkede yaşayan her vatandaşı en az benim kadar tedirgin ettiğini düşünüyorum. Bütün bu olayların getirdiği kaos ortamının biran önce dağılması yönünde mevcut iktidarın İçişleri Bakanın bir gayretini görmemek beni daha da tedirgin ediyor... Ülkenin Başbakanı T. Erdoğan konuşuyor:Polis, Hizbuttahrire müdahale etmeliydi! Yine hükümetin Başbakan Yardımcısı (Spordan sorumlu!) Mehmet Ali Şahin tüm yurtta tepkiyle karşılanan İstanbul Fatih Camiindeki şeriatçı eyleme isyan ediyor ve; Oradaki sivil polisler neden o adamı takip edip yakalamadılar! Ardından İstanbul Valisi Muammer Güler adeta özür dilercesine Ben burada Sayın Başbakanımızın da kamuoyunda ifade ettiği gibi, burada bir eksikliğin olduğunu kabul ediyorum. diyor! Tüm bu açıklamalardan sonra İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah medyanın sorularını yanıtlıyor ve o da yarım ağız, polisin görevini eksiksiz yaptığını dile getiriyor! Bütün bu açıklamaların arasına bir de hükümetin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül giriyor ve Bunların hepsi provokasyondur. Teröre asla müsamaha yok, kesinlikle yok. Bu, acizliğin ifadesidir. diyor! Acaba Dışişleri Bakanı Gülün söylediği önlemler alınacak mıdır? Ya da alınmış mıdır? İçişleri Bakanına bakarsak, bundan endişe duymaktayım... Çünkü kabinede görevli İçişleri Bakanı ortalarda yok! Ve suskunluğunu da görüntüsüyle beraber devam ettirmekte... Bozuyükte meydana gelen olaylardan sonra İçişleri Bakanı basına görüntülü değil yazılı(!) bir açıklama yapıyor ve çok ilginçtir ki bu açıklamada da vatandaşa çaktırmadan gözdağı veriyor! Yaptığı yazılı açıklamada; Hiçbir kişi veya sivil toplum örgütünün, kanunların kendisine vermediği bir yetkiyi üzerine atfederek kullanamayacağını vurgulayan Aksu, aksi davranış ve eylemlerin, toplumda kamu düzenini bozacağını, kargaşaya neden olacağını belirterek açıklamasını şöyle sürdürüyor: Geçmişte de gördük ki bu gibi yanlışlıklardan hep yüce milletimiz zarar görmüştür. Birlik ve beraberliğimizi bozmayalım. Sağduyu içinde hareket edelim. Soğukkanlı olalım ve tahriklere kapılmayalım. Türkiye Cumhuriyeti, demokratik bir hukuk devletidir. Hukuka aykırı bir durum veya eylem olduğunda, bunu takip edecek, soruşturacak, adli organlara teslim edecek ve yargılanmasını sağlayacak merciler bellidir. Bu ülkede bir Üzeyir Garih cinayeti işlenmişti geçmişte! Zamanın İçişleri Bakanı polisin zanlı diye yakaladığı bir tinerci çocuk ile ekranlarda kendisini gösteriyordu! Bilecik iline bağlı Bozuyük ilçesinde 3000 kişinin katıldığı bir iç savaş görüntüleri yaşanmakta, ancak gel gör ki İçişleri Bakanı TV ekranlarında TCnin vatandaşlarına karşı herhangi bir açıklaması yok! Diyarbakır doğumlu, İstanbul milletvekili (!) İçişleri Bakanı resmen tıp oynamakta! Oynamaya da devam etmekte * * * İsterseniz biraz gerilere gidelim 1950li yıllar Çok partili döneme geçiş. Ve beraberinde sokakta, vatandaşın konuştuğu dile giren yeni bir kelime: Mafya Beraberinde mafya denildiğinde ülke olarak İtalya akla geliyor! Sinemalarda gişe rekorları kıran Baba I ve devamı Baba filmleri Bizim ülkemizde de İnci Baba, Kürt İdris, Kürt Ahmet ve Dündar Kılıç Sokaktaki vatandaşın bildiği babaların tamamı Kürt! Taa o zamanlarda Yani 1950lerden sonraki dönem 12 Eylül 1980e gelinceye kadar yaşadığımız süreç içerisinde ülkemizde bu babalardan oldukça sözediliyordu! 1950lerde oluşturulan bu babalı oluşumlardan özellikle İnci Baba (Mehmet Nabi İnciler) en sade vatandaşın bile yakından tanıdığı bir isimdi! Öylesine bir isimdi ki, dönemin başbakanı (daha sonra cumhurbaşkanı oldu) Süleyman Demirelle birlikte aynı haber içerisinde gazete sütunlarında yer alıyordu! İnci Babanın açıklamaları oldukça şa-şırtıcı geliyordu: Kardeşim bizimle ne uğraşıyorsunuz? Biz kendi çocuklarımıza babalık yapamıyoruz. Dünyada iki tane baba var: Reagan ve Gorbaçov (O zamanki ABD ve SSCB devlet başkanları), onların yanında bizim babalığımız hava gazı! Böyle diyordu İnci Baba, ancak yine kendisine biçilen rolü oynamaya devam ediyordu! Her türlü ihale işinde boy gösteriyor, zaman zaman polise yakalanıyor, daha sonra da elini kolunu sallayarak, hatta davet edilerek zamanın başbakanı ile aynı karede resim çektirebiliyordu! Dündar Kılıç ve şürekasının geldiği son nokta da hepinizin malumu olduğu üzere Susurluk! Bütün bunları bu sayfalarda aktarmak istemiyorum Arşivler bunun en büyük kanıtları Arzu eden yığınlarca bilgi ve belgeye ulaşabilir Siyasetçi-mafya-bürokrat üçgenindeki özgün bağlantıda Kürtler 1 ve 2 numara! Üçlü ayağın 2si kafadan Kürt! Üçüncüsü mü? Önemli değil! Nasıl olsa Kürtleştirilmiş birileri bulunur! Çünkü böyle bir sıkıntı yok! Peki bütün bunlar tesadüf mü? Hiç kimse bana tesadüf olduğunu söylemeye kalkmasın! Bugün ülke gündeminde yaşananlar ve benzer olayları önlemede yetkili makam; Öncelikle Başbakan ve onun görevlendirdiği İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksudur! Nasıl olacak! Abdülkadir Aksu Diyarbakırlı! 7 Eylül 2005 tarihli gazetelerden: Bilecik Valisi Çolak, Diyarbakır Milletvekili Mesut Değeri Bozüyüke sokmadı Diyarbakırlısın, ilçeye girme!
Ne yani! İçişleri Bakanı Diyarbakırlı olduğu için mi TV ekranlarına çıkmıyor! Halkı galeyena getireceği düşüncesiyle mi Bakan Aksunun yerine Dışişleri Bakanı (!) bile terörü önleme konusunda kararlı olduklarını açıklıyor! Baştan aşağı komedi! Hem de en alasından! Böylesine bir ülke yönetimi, böylesine gaflet, böylesine delalet olmaz! * * * 25 Ağustos tarihli gazetelerde Genelkurmay Başkanı Özkökün açıklaması aynen şöyle: Örgüt politik hedeflerini gerçekleştirmek için bölücü faaliyetlerini sürdürmektedir. Herkes elini taşın altına sokmalıdır. 20 yıldır bu mücadele TSK ile yürümektedir. Ancak topyekün bir anlayış ile yapılmalıdır. Devletin tam kadro mücadeleye katılması gerekir. Herşeyin acısı yüreğimizdedir. Çok daha kararlılıkla mücadeleye devam edeceğiz. TSK hedefi bölücü terör örgütü üyelerinin terörü terkederek kanunlara teslim olmasıdır. Teröre karşı işbirliği şarttı. diyerek herkesi sorumluluk almaya çağırıyor. 6 Eylülde İçişleri Bakanı Aksunun açıklamasında; Kimse olmayan yetkisini kullanmaya kalkmasın(!) diyerek tam tersi bir açıklama yapıyor! Ne demişti daha sonra Özkök: Biz hükümet ile uyum içindeyiz! Sevsinler böylesi bir uyumu! Kimi kandırdığınızı zannediyorsunuz sayın beyler! Biriniz topu taca atıyor! Top toplayan da yerinde yok! Tribündekiler topu sahaya yollamaya kalkınca da! ... Hükümetin İçişleri Bakanı Aksu, vatandaşına huzurlu bir ortam sağlayamıyorsa ve sağlama yönünde gayret göstermiyorsa (ki göstermiyor) görevini bırakmalı! Yani istifa etmeli! Tabii ki Bakan Aksudan böyle bir hareket beklemiyorum! Öyleyse görevden alınmalı! Bunu da yapabilecek bir başbakan göremiyorum! Öyleyse Her şey apaçık ortada duruyor! 10 Kasım 1938 sabahı Mustafa Kemal Atatürkün ölümünden itibaren ülke düşmanları sürekli mesaideler! 15 yılda yapılanları, 70 yıla yakın bir zamandır yıkmaya çalışıyorlar Hem de pervasızca Hem de büyük bir cüretle Başarabileceklerini bir an bile düşünmüyorum Oyun bozulacak...
http://www.turksolu.org/90/beki90.htm |
|
İçişleri Bakanı için istifa zamanı
Mehmet Y. YILMAZ24 Mart 2007 ***
*** http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6189813.asp?yazarid=148
|
|
.Dikkat! Aksu yine görevde!
Tuna Arıgüç
Abdülkadir Aksu, yeni hükümette İçişleri Bakanlığı
koltuğuna otururken, Avrupa Birliğine kabul için her
şeyi yapacağız, demokratikleşeceğiz, biz her
zaman demokrasiyi savunduk gibi bilinen sözleri tekrarlıyor
ve ekliyordu: Bu bakanlığın yabancısı değilim,
evime döndüm.
Fakat, Aksunun aynı koltuğu işgal ettiği
1989-1991 yılları arasındaki karnesi oldukça kirli.
Bu 2 yıllık dönemde 36 kişi işkence sonucu öldü,
yüzlerce dernek basıldı ve binlerce kişi gözaltında
işkence gördü.
Karanlık yıllar
Aksu, 30 Mart 1989dan 23 Haziran 1991e kadar görevde kaldı.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Dokümantasyon
Merkezi kayıtlarına göre; Aksunun görev süresi
boyunca hak arama eylemleri, gösteri ve yürüyüşler kanlı
bir şekilde engellendi ve binlerce kişi gözaltına
alınarak, günlerce sorgulandı.
Kayıtlara geçen örneklerden bazıları, akıllara
durgunluk verecek gibiydi. Dernek ve kitle örgütlerine yönelik
baskılar, Haliçi Kalkındırma Derneğinin
toplantısının basılmasına kadar vardı.
24 Kasım Öğretmenler Günü vesilesiyle düzenlenmek
istenen bir panel, sakıncalı bulunarak yasaklandı.
İşkence sonucu ölen birçok kişi hakkındaki
resmi raporlar ise, adeta birbirinin kopyasıydı; ya
camdan düşerek öldükleri ya da intihar ettikleri ileri sürülüyordu.
Bazı örnekler
Abdülkadir Aksunun, ANAP hükümetindeki İçişleri
Bakanlığı sırasında, 36 kişi
polis tarafından gözaltında tutulurken hayatını
kaybetti.
Bunlardan birinin davası, Türkiyedeki en uzun işkence
davası oldu. 1991de gözaltına alınan
Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Birtan Altınbaş,
Ankara Emniyet Müdürlüğünde gözaltında
tutulurken, 16 Ocak günü yaşamını yitirdi.
Altınbaşın gözaltında işkence gördüğü,
onunla aynı günlerde gözaltında tutulan kişilerin
İnsan Hakları Derneğine (İHD) başvurmasıyla
ortaya çıktı.
19 yaşındaki Ali Akkan da, Antalya Emniyet Müdürlüğünde
gördüğü işkence sonucu yaşamını
yitirdi. Akkanın 4. kattan atlayarak intihar ettiği
öne sürüldü.
28 yaşındaki İmran Aydın, hayatını
Ankara Emniyet Müdürlüğünde kaybetti. Aydının
kaçarken düştüğü ve pankreas patlaması
sonucunda öldüğü iddia edildi.
Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü polislerince gözaltına
alınan Ali Rıza Ağdoğan da polis
nezaretinden cansız çıkanlar arasında
yer aldı. Ağdoğanın 8. kattan
atlayarak intihar ettiği ileri sürülürken, 5
polis hakkında dava açıldı.
İstanbul Paşakapısı
Cezaevinde ölen İdris Canın da
hastalanarak öldüğü iddia edildi. Ancak daha
sonra ölüme işkencenin yol açtığı
kabul edildi ve bir polis hakkında dava açıldı.
Biraz daha şanslı olanlar da vardı.
25 Mayıs 1990da Gültekin Akarca isimli
bir tıp fakültesi öğrencisi, 15 gün
kaldığı Ankara Emniyet Müdürlüğünden
çenesi kırılmış halde çıktı.
Akarca, hastane yerine özel bir doktora götürülerek
gizlice tedavi edildiğini, hakkında da
Kaçarken düştü ve çenesi kırıldı
biçiminde tutanak tutulduğunu açıkladı.
Polisler o derece cesaret almışlardı
ki, işkence olaylarının haberini
yapan gazetecileri bile dövdüler. Bir haberle
ilgili olarak bilgi edinmek üzere Erzurum
Emniyet Müdürlüğüne giden Hürriyet
Haber Ajansı muhabirleri Cem Bakırcı
ve Mehmet Şener, Emniyet Müdürlüğü
Özel Kalem odasında Asayiş Şube
Müdürü Naci Güvenç ve adamları tarafından
kıyasıya dövüldü.
Çocuklara bile işkence
1989-1991 yılları arasında, çocuklara
yönelik işkence olayları da iyice
arttı.
23 Temmuz 1990da Kayserinin Bünyan ilçesi
Emniyet Müdürlüğünde, yaşları
11 ve 12 olan dört çocuğa işkence
yapıldı. Çocukların aileleri
polisler hakkında suç duyurusunda
bulundu. Çocuklara verilen raporda da, vücutlarında
yuvarlak cisimlerle vurulmasından
kaynaklı darp izi olduğu
kaydedildi.
19 Mayıs 1991de ise 9 yaşındaki
bir çocuk işkence gördü.
Giresunun Keşap ilçesine bağlı
Düzköyde bir hırsızlık
olayını soruşturan
jandarmalar tarafından gözaltına
alınan Ö.T. adlı çocuk, 5 saat
süreyle işkence gördü. Çocuğa,
10 gün içinde iyileşebilir
raporu verildi.
Mardinin Savur ilçesine bağlı
Pınardere köyünde yaşayan
H.K. (12), M.O. (13) ve M. O. (13) adlı
üç küçük kız çocuğu,
Savur Jandarma Bölük Komutanlığına
götürüldü. İşkence gördüklerini
bildirerek İHD Diyarbakır
Şubesine başvuran çocuklar,
karakolda sopayla dövüldüklerini ve
cinsel tacize uğradıklarını
anlattılar. Çocukların,
PKKye katılmak için evlerini
terk ettikleri yolundaki yanlış
bir ihbar yüzünden gözaltına alındıkları
ortaya çıktı.
Dünyanın gözü
çevrildi
İHD Ankara Şubesi tarafından
hazırlanan İşkence
Raporunda, 1989daki 37 işkence
olayına yer verildi. 1990da dünyanın
10 ülkesinden insan hakları
savunucuları bir araya gelerek,
Türkiyede sistematik işkence
uygulanmaktadır açıklamasını
yaptılar.
Bu arada, kanıtlanabilen işkence
olayları hakkında davalar
açıldı. Örneğin,
Doktor Mehmet Toka işkence
yaptıkları gerekçesiyle
Komiser Ümit Yüksel ile Polis
Memuru Nevzat Üner hakkında
3er yıl hapis istendi.
Ancak, işkence yapmak suçundan
hakkında dava açılan
polisler genellikle, işkence mağdurlarının
yargılandığı
davalarda tanık koltuğunda
oturuyorlardı.
O günleri en iyi anlatan
olaylardan biri ise, Gaziantep
Cezaevinde sürekli dayak ve kötü
muameleden yakınan çocukların,
inceleme gezisi için oraya gelen
Adalet Bakanı Oltan
Sungurluya dayak yedikleri
sopayı hediye etmeleriydi.
http://www.evrensel.net/arsiv.php?txt_arsiv_tarihi=20070325 |
|
Baykal:
Tüm cinayetler Aksu döneminde CHP Genel Başkanı
Deniz Baykal, Başbakan Tayyip Erdoğan ve İçişleri
Bakanı Abdülkadir Aksu hakkında partisinin TBMM'de neden soruşturma
komisyonu kurulmasının AKP'liler tarafından engellemesini
ilginç bir gerekçe ile açıkladı. Ortada cezai bir
sorumluluk bulunduğunu savunan Baykal, bugün medya önüne çıkarak
,TV kanalında özellikle İçişleri Bakanı Abdülkadir
Aksu hakkında ilginç bir görüşünü dile getirecek. Baykal, Muammer
Aksoy'dan Çetin Emeç'e, Bahriye Üçoktan Hırant Dink'e kadar
ünlü kişilere yönelik tüm cinayetleri bir liste halinde halkın
gözleri önüne serecek. Baykal, ardından da, "Ülkeyi
derinden sarsan tüm bu cinayetlerin hepsinin Abdülkadir Aksu'nun
İçişleri Bakanı olduğu döneme denk düşmesi
tesadüf mü? Bu kadar tesadüf olur mu?" diye soracak. "Ortada koca bir
cinayet listesi varken, bakandan hesap sormamak mümkün mü?" diye
soran Baykal bu hesabın Başbakan Tayyip Erdoğan'dan da
sorulması gerektiğini belirterek, bu nedenle komisyon talebini
iki isim için de istediklerini anlattı. Baykal, İçişleri Bakanı Aksu'yu sadece ünlü isimlere yönelik cinayetler için de suçlamıyor. Aksu'yu görevi ihmalle de suçlayan Baykal, "Kapkaç, hırsızlık, asayiş konusu tam bir kepazelik. Bütün bunlar bu bakan döneminde arttı. Bu durumda hesap sormamak akılla, izanla bağdaşır bir şey değil" dedi.
http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5875718 *** Baykal:
Emniyet gerçekleri gizleyen bir kuruma döndü CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İçişleri Bakanı
Abdülkadir Aksu ile ilgili soruşturma önergesi vereceklerini
yineleyerek, Bu tablonun hesabı sorulmalı. Mecliste
bunun hesabı sorulacak. Buna ihtiyaç var. Anasından içişleri
bakanı doğmuş gibi birileri yıllardır İçişleri
Bakanlığında kalıyor ve Türkiye ne halde? Türkiye
bu arkadaş için bu bedeli ödemek zorunda mı? dedi. Baykal, partisinin grup toplantısında, Dink cinayetinin ardından
yaşanan emniyet merkezli tartışmalara tepki gösterdi.
Emniyet teşkilatında yozlaşma yaşandığına
işaret eden ve acil reforma gidilmesi gerektiğini söyleyen
Baykal, Dink cinayeti ihbarının 11 ay önce yapıldığını
ancak önlem alınmadığını yineleyerek, 17
defa ihbar yapılıyor. Cinayeti işleyeceği söylenen
kişiler izlenmiyor. Herkes cirit atıyor. Böyle bir tablo
olabilir mi? Bu gidiş iyi gidiş değil. Emniyet köklü
yeniden yapılanma içine girer. Savsaklama erteleme ağır
sorumluluk doğurur. Emniyetin bu halinin sorumlusu yok mu? dedi. CERRAHA TEPKİ İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrahın görevde
kalmasına tepki gösteren Baykal, İstanbul Emniyet Müdürünü
nasıl soruşturuyorsun? Hala emniyet müdürlüğünde
oturuyor. Boşlukta Türkiye, sahipsiz dedi. EMNİYETTE SİSTEMLİ KADROLAŞMA VAR İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı
ve Emniyet Genel Müdürlüğü görevlerine atama sürecinde yaşanan
sıkıntıya dikkat çeken Baykal, emniyet ve silahlı
kuvvetlerde atamanın liyakata göre yapılmasının önemli
olduğuna işaret ederek, Emniyet, karartmanın, siyasi
iktidarı korumaya, hedef saptırmaya, karalamaya dönük
faaliyetin desteklendiği bir kurum haline dönüşmüştür.
Münferit kadrolaşmanın ötesinde sistemli kadrolaşma
uygulamasından söz etmek durumundayız dedi. ANASINDAN İÇİŞLERİ BAKANI DOĞMUŞ İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ile ilgili soruşturma
önergesi vereceklerini yineleyen Baykal, Bu tablonun hesabı
sorulmalı. Mecliste bunun hesabı sorulacak. Buna ihtiyaç
var. Anasından içişleri bakanı doğmuş gibi
birileri yıllardır İçişleri Bakanlığında
kalıyor ve Türkiye ne halde? Türkiye bu arkadaş için bu
bedeli ödemek zorunda mı? dedi. Emniyette yaşanan bilgi kirliliğine de tepki gösteren
Baykal, yurt genelinde suç patlaması yaşandığını
belirterek, Suç oranı yüzde 64 arttı, geçen yıl her
40 saniyede bir suç işlendi. 600 bin kadar suç, kayda geçti. Ama
İçişleri Bakanı hala görevde dedi. Aksu hakkında gensoru önergesinin görüşüleceğini
anımsatan Baykal, TBMMnin parmak hesabı konuyu örtbas
etmesi durumunda görevini yapmayacağını belirtti. http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5944672 *** CHP'li
Koç: Aksu bilgi kirliliğinin baş sorumlusu Koç, Parlamentoda düzenlediği basın toplantısında,
Gazeteci Hrant Dink cinayeti sonrası yaşanan gelişmeleri
ve milliyetçilik tartışmalarını değerlendirdi. Dink suikastında bilgi kirliliği yaratıldığının
açıklandığını anımsatan Koç, Bu bilgi
kirliliğini kim yaratıyor, ne amaçla yaratıyor? Emniyet
içinde gizli bir mücadele mi var? diye sordu. Koç, Hükümetin bu sorulara derhal yanıt vermesi gerektiğini
ifade ederek, Bu yaşanan olayda, işin tek ve birinci
sorumlusu AKP Hükümetidir. Bu sorumluluktan, tartışmaların
arkasına sığınarak kaçmak mümkün değildir
diye konuştu. İçişleri Bakanı, hayalet bir bakan mıdır?
diye soran Koç, dünyanın herhangi bir ülkesinde siyasal cinayet
işlendiğinde, gözlerin ilk olarak hükümetlere çevrileceğini
ve bunun hükümette ciddi sıkıntı yaratacağını
kaydetti. Türkiye'de bugün Hükümetin dışında devletin her
kurumuna saldırılmaya başlandığını,
toplumun her katmanına bir yakıştırma yapıldığını
öne süren Koç, şöyle konuştu: Ama AKP Hükümetinden tık yok. İçişleri Bakanı,
sanki olayın dışında, dünyadan habersiz, İyi
bir seyirci... İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Türkiye'nin
ve olayın selameti açısından derhal istifa etmelidir.
Sayın Bakan, bugün yaşadığımız bilgi
kirliliğin baş sorumlusudur. Yaşanan tüm olaylar karşısında
-daha önce benzenleri de yaşanmıştı- Sayın
İçişleri Bakanı, sütre gerisinde durmayı her zaman
tercih ediyor, adeta sorumluluklarının hatırlatılmasından
korkuyor ve kendini unutturmaya çalışıyor... Yine aynı
süreçle karşı karşıyayız. Sayın İçişleri
Bakanı yok ortada, gözükmüyor, kayıp... DERİN DEVLET TARTIŞMASI Dink cinayetinin ardından gündeme gelen derin devlet tartışmalarını
da değerlendiren Koç, Eğer derin devlet varsa, Sayın
Başbakan bunu, sorumlu olarak çözmeye mezun olan kişidir. 4
yılı aşkın bir süredir tek başına
iktidarda olan bir siyasi yapının, 'benim dönemimde derin
devlet var, ben mücadele edemiyorum' demesi, görevini yapamamanın
ifadesidir diye konuştu. http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5896269 *** Aksunun fazileti Yalçın
DOĞAN ... ... http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5873002 *** Akşam BU NE ŞANSSIZLIK diyordu. SERDAR DEVRİM
Trabzon Valisi Hüseyin Yavuzdemir ile Emniyet Müdürü Reşat Altay merkeze alındı. İçişleri Bakanlığı, Hrant Dink cinayeti ile ilgili olarak Trabzonda inceleme başlattı. Ama bu arada, İstanbul Emniyet Müdürü, Emniyet Müdürü, İstanbul Valisi ve hepsinin patronu olan İçişleri Bakanı hâlâ makamını işgal etmekte. Keza MİT görevlileri. Oysa, artık herkes yazdı ve söyledi, Orhan Pamuk gibi, Hrant Dink gibi terör örgütlerinin ve bireysel katillerin hedefi olan aydınların (koruma istemediler) bahanesiyle korunmamış olması, izlenmemiş olması, resmen görevi ihmal sebebiyle ölüme sebebiyet... Katil zanlılarına yardım ve yataklık değilse elbet... Cinayetteki ihmal zincirinin bir numaralı sorumlusu, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, mülkiye müfettişlerini görevlendiriyor, idarenin ve emniyetin kusur ve ihmallerinin olup olmadığı ile tüm bu olaylar zincirinin çok yönlü incelenmesine ilişkin olarak ... Oysa, soruşturmanın selameti açısından, İçişleri Bakanının görevden alınması gerekirdi. Ama alınmayacaktır. Dün (17 senedir) alınmadı, bugün de alınmayacaktır. Akşamın (Volkan Yanardağ imzalı) manşeti muhteşemdi: BU NE ŞANSSIZLIK Abdülkadir Aksu, Özaldan bu yana 4 hükümette İçişleri Bakanlığı yaptı. Ama koltuğunda hiç rahat oturamadı. Çünkü Türkiyeyi karıştıran 16 karanlık suikast onun dönemine isabet etti... (Akşam, 26 ocak) PKK kırroferom tesislerini bastı dediği şeklindeki doğrulatılamayan ama şüyuu vukuundan beter rivayetle ve altında deniz donu, kamyon şambiyelinde çimerken çekilen fotoğrafıyla da Türk siyaset tarihinde iz bırakan Abdülkadir Aksu 4 Hükümette İçişleri Bakanlığı yapmış. 2.Özal Hükümeti (46.Hükümet) Akbulut Hükümeti (47.Hükümet) Aksunun bu 4 bakanlığı esnasında öldürülenler: Prof. Muammer Aksoy 1990da işlenen bu beş cinayet de faili meçhul olarak (bu arada Aksu da İçişleri Bakanı olarak) kaldı. Aynı dönemde 7 suikast girişiminde bulunuldu. Em.Yarbay Ata Burcu Siyasi mi belli değil ama, çözülemeyen olaylardan Meclis lojmanları cinayeti de bu döneme rastlar. Bu arada Aksu da ANAPtan Refah Partisine, oradan da AKPye geçti. Ve İçişleri Bakanlığına geri döndü. Aksuyla beraber siyasi cinayetler de hortladı. Önce Ankarada Doç.Dr.Necip Hablemitoğlu katledildi. Faili meçhul. Ardından İstanbulda (El Kaide bağlantısı olduğu iddia edilen) iki sinagogu, İngiltere Başkonsolosluğunu ve HSBCyi hedef alan patlamalar. Faili Allah bilir. Trabzonda Santa Maria Kilisesinde görevli rahip Andrea Santoro. Bir garip katil çocuk. Ankarada Danıştay saldırısı ve Yargıç Mustafa Yücel Özbilgin cinayeti. Bir garip katil meczup. Son olarak da şimdilik Hrant Dink cinayeti. Bir garip katil çocuk, bir iki serseri. VE ABDÜLKADİR AKSU 4 DÖNEMDİR İÇİŞLERİ BAKANI... Göğsünü gere gere elbet, vazifesini hakkıyla yerine getirmiş bir bürokrat/siyasetçi/insan olarak... Akşam BU NE ŞANSSIZLIK diyordu. Herhalde Abdülkadir Aksunun talihsizliğine ağlayacak değiliz. Ayrıca buna şanssızlık demek için insanın çok İYİMSER olması gerekir! http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5844302 *** İçişleri
Bakanlığı yalan söyler mi?
http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=157113 ***
|
|
Aksu ve uzaydaki cinayetler
20 Nisan 2007
HER cinayet, her saldırı, toplumu her geren olaydan
sonra, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu kürsüye çıkıyor,
aynı anlama gelen ve hiçbiri hiçbir anlam ifade etmeyen beylik sözlerle
durumu idare ediyor. *** http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6366080&yazarid=91 |
|
Böyle başa böyle tıraşşş
Perihan Mağden 21/04/2007
Cuma günkü Hürriyet'te Yalçın Doğan: "Her cinayet, her saldırı, toplumu her geren olaydan sonra, İÇİŞLERİ BAKANI Abdülkadir Aksu kürsüye çıkıyor, aynı anlama gelen ve hiçbiri hiçbir anlam ifade etmeyen beylik sözlerle durumu idare ediyor. İlginç olan yüzündeki ifade, öyle değil elbette, SANKİ GÜLÜYOR GİBİ."
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=219082 |
| .
|