ABDULKADİR AKSU

HANS AİBERG'E;

SİYONİZMİN TEPELERİNDEN GELEN EMİRLE UYGULAMAYA KONAN KOMPLODA, DÖNEMİN BAKANLARINDAN:

 

AYAK BASTIĞI YERDE OT BİTMİYOR

Sefer Selvi

 

Fethullah Gülen’in Emrindeki Bakanlar:

 

 

Hans Aiberg'in yazdiklarina ve internette bulunan bilgilere gore:

 Fethullah Gülen Aiberg'i satin alip emrine alamadigi icin, kendi yayin organlarinda karalama kampanyasi baslatmis daha sonra Nurcularin maskesini dusurdugu icin  kendisine suikastler bile duzenletmistir. Hatta rahmetli Necip Hablemitoglu kaynakli bir bilgiye gore Fethullah Gulen'e sunulan oldurulmesi gerekli 7 kisilik listede 1. sirada oldurulmesi gerekli kisi Hans Aiberg'tir. 

Ayni (Fethullah Gulen'e sunulan) listede oldurulmesi gerekli kimseler arasinda 4. sirada olan Hablemitoglu duzenlenen sinsi ve kallesce suikast sonucu hayatini kaybetmistir. Rahmetli Hablemitoglu'nun uyarisindan sonra Hans Aiberg 2 ayri suikast girisiminden birinden yarali, digerinden ise yara almadan kurtulmustur.

Bu on bilgilerdenden sonra, sis perdesinin aydinlatilmasinda faydasi olmasi acisindan medyadan derledigimiz bolumu sunuyor, yorumu okurlara birakiyoruz

Hans Aiberg'i ve esini;  ASILSIZ ve GERCEK DISI SUCLAMA ile tutuklayan Balikesir Emniyet Mudurlugunun  bagli oldugu Ic Isleri Bakani Abdulkadir Aksu'nun ve cezaevinde 7 aya yakin sure YARGISIZ INFAZA mahkum eden kurumun bagli oldugu Adalet Bakani Cemil Cicek'in Fethullah Gülen’in emrinde olduklari tespit edildi.

Emin Şirin'in Fethullah Gulen emrinde bakanlar oldugunu hatta  "NurettinVeren'in, en aşağı dört tane bakanın Gülen’in izni olmadan öksüremeyeceğini iddia ettigini" ve savciliga suc duyurusunda bulunuldugunu belirttigi aciklamadan ilgili bolum:

EMİN ŞİRİN BOMBARDIMANI !

***

Olmuyorlar. Olamıyorlar değil, şuurlu yapıyorlar... Fethullah Gülen’in dini idare ve siyasete alet etmemesi lazımdır. Milli Eğitim’den, İçişleri Bakanlığı’ndan, Adalet Bakanlığı’ndan elini ayağını mut-la-ka çekmesi lazımdır. Yoksa çektirirler.

-AKP ile ilişkileri mi var diyorsunuz...

Yahu göbek bağı var...
NurettinVeren, en aşağı dört tane bakanın Gülen’in izni olmadan öksüremeyeceğini iddia etti. Ben de bu iddiaları savcılığa taşıdım...

-Kimdi bu bakanlar?

Cemil Çiçek, Ali Coşkun, Abdülkadir Aksu ve Hüseyin Çelik’ten bahsediyor. Bu iddiaların araştırılması lazım...

-Veren’in Gülen cemaatinden ayrıldığı için iftira attığı söyleniyor...

Bu laflar boş laflardır. Veren’in iddialarını da tetkik edecek merci savcılıktır. Savcılık harekete geçsin, tespitlerini yapsın, ondan sonra iftira mıdır değil midir anlayalım.

-Fakat, Gülen ve Ak Parti’nin arasının pek de iyi olmadığı söylentileri de var...

Peki öyleyse... son Amerika’ya giden iki tane bakan, Abdullah Gül ile Mehdi Eker... kendisini ziyaret etmiş mi etmemiş mi?... Bir açıklasın bakalım...

-Ne zamandı bu ziyaret?

Son altı ay içerisinde... Kur’an-ı Kerim'e el basarak açıklasın ama...

***

http://www.nurettinveren.net/modules/news/article.php?storyid=215

 

HOCAEFENDİ İÇİN YENİ SUÇ DUYURUSU!


İstanbul bağımsız Milletvekili Emin Şirin, Fethullah Gülen hakkında ididalarda bulunan Nurettin Veren'in açıklamalarının değerlendirilmesi amacıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.


Edinilen bilgiye göre Emin Şirin, Nurettin Veren ile birlikte Ulusal Kanal'da 3 Haziran'da katıldığı Aydınlık Kürsü programının deşifresiyle birlikte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Şirin, Veren'in, "Ben bir ihbarcı konumundan öte, bir şahidim. Savcılara diyorum ki, Sayın Savcılar ben, ihbarda bulunmanın ötesinde canlı şahidim. Beni birileri yok ettikten sonra mı benim ifademe müracaat edeceksiniz. Ben canlıyken benim ifademi alın" dediğini aktardı.
Şirin, "Eğer bu iddialar Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen 2000/124 E.Sayılı dosyayı alakadar ediyorsa, Nurettin Veren'in bu davada tanık olarak dinlenilmesi ve ayrıca, bu iddiaların ihbar kabul edilerek Nurettin Veren'in ifadesine başvurulmasını ve eğer bir cürüm unsuru görülürse gerekli hukuki işlemlerin yapılmasını ve eğer bu dosyayı alakadar etmese bile ayrıca ihbar kabul edilmesini arz ederim" dedi.


İDDİALAR NELER?


Nurettin Veren, Şirin'in suç duyurusuna konu olan programda; Gülen'in mükemmel vaazlarıyla Kuran'ı anlatmasıyla insanları cezbettiğini,
Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, eski İçişleri Bakanı Şehabettin Harput ile yüzlerce kez görüştüğünü, bu isimlerin Gülen'in 'yat' demesiyle yatıp, 'kalk' demesiyle kalkacağını", Ali Talip Özdemir ile birlikte bu dört isimin Gülen isteseydi geçmişte ANAP'a değil CHP'ye bile geçebileceğini, Başbakanlığı döneminde konutta Tansu Çiller'e 2.5 saat boyunca Gülen'i anlattığını, ondan sonra Çiller'den fevkalade destek ve yakınlık gördüklerini, Gülen'in "Türkiye işgalinin 1998 ve 2000 yılında bittiğini", "imamlarının" güvenlik ve istihbarat birimleri de dahil devletin her kademesinde yer aldığını, Turgut Özal ilk kez milletvekili adayı olduğunda Gülen'in talimatıyla evde hasta yatan ninelerin dahi sedyeyle oy vermeye götürüldüğünü, artık bütün dinleri harmanlayarak evenjalist bir din anlayışıyla dünyaya yeni bir model sunmak istediğini, 'Derin Fethullah devletinin en büyük çete olduğunu, devlet bilincine varması gerektiğini" iddia etmişti.

http://www.sonsaniye.net/haber2389.htm

 

 BAKANLARIN FETHULLAH BAĞLANTISI

Adalet Bakanı Cemil Çiçek, bugüne kadar tüm görevlerini anayasa ve yasalar çerçevesinde yaptığını belirterek kimsenin emrinde olmadığını söyledi. Acaba Bakan Çiçek, neden bu açıklamayı yapmak ihtiyacını duydu?

Ulusal Kanal'da yayınlanan ve Nurettin Veren'in sunduğu Aydınlık Kürsü programında Veren, AKP'li Bakanlar için, Fetullah Gülen'in her dediğine itaat edeceklerini söylemişti.

Nurettin Veren programında Adalet Bakanı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Sanayi ve Ticaret  Bakanı Ali Coşkun ve eski İçişleri Bakanı Şahabettin Harbut ile yüzyüze görüştüğünü, bu kişilerin Gülen'in "yat demesiyle yatıp, kalk demesiyle kalkacağı"nı açıklamıştı. Veren'in bu açıklamaları üzerine, İstanbul Bağımsız Milletvekili Emin Şirin, Adalet Bakanı hakkında, Cumhuriyet savcılığına şuç duyurusunda bulunmuştu.

http://ulusalkanal.com.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=637&Itemid=4

 

Ölüm fermanının imzalandığını öne sürerek Gülen hakkında aleyhte açıklamalarda bulunan Nurettin Veren, bir süredir bir dizi iddiayla gündemde yeralan bir isim.

Yazı dizisinin bugünkü bölümünde bir yerde Veren şunları iddia ediyor:

Bakan Aksu beni ikna etmeye çalıştı

Ben hiçbir yerden çare bulamayınca, olabilecek herhangi tehlikeli bir durumu önlemesi için eskiden beri hem
Fethullah Gülen'i hem de beni yakından tanıyan İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu' nun makam odasına giderek yazılı dilekçemi suç duyurusu olarak verdim. 2-3 saat orada konuyu görüşmemize rağmen konuyu örtbas etmek ve bu işi duyurmamak için Aksu beni iknaya uğraştı. Ben, ondan sonra Cemil Çiçek Bey'e (O da beni eskiden tanır ve Hocaefendi'nin yanına sık sık gelir) faks çekerek aynı müracaatta bulundum. Fakat hiçbir cevap alamadım.

...

http://www.sansursuz.com/haberler/templates/sansursuz.asp?articleid=2068&zoneid=1&y=

 

 Hükümetin Soy Ağacı

***

Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu 

Diyarbakır doğumlu olan Abdülkadir Aksu Kürt'tür. Göreve geldiğinden sonra Emniyet teşkilatındaki Fetullahçı Kürt kadrolaşma inanılmaz artmıştır. Yurtsever Türkler (Necip Hablemitoglu, Muammer Aksoy, Uğur Mumcu) hep onun döneminde katledildi. Emniyette Kürtçü ve Doğu'cu kadrolaşmayı sağladı. İstanbul'daki Kürt kökenli PKK'ya yardim sağlayan mafyayı temizleyen polisleri açığa aldı veya pasif görevlere surdu.

***

http://www.kuvvaimilliye.net/news_detail.php?id=6714

 

 

Kabinede seçim değişiklikleri

Halkın Yanıtı: Ne Mutlu Türk'üm Diyene!

Okan İşbecer

 

***

Seçim tarihi belli olup siyasi partiler hazırlıklarına başlarken seçimin tarafsızlığını sağlamak amacıyla kabinede üç stratejik noktada bulunan bakanların istifa ederek yerlerini tarafsız kişilere bırakmaları geçtiğimiz hafta gerçekleşti. İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı’nda devir teslim örenleri düzenlendi.

Törenlerin kimi hüzünlü kimi ise şen şakrak geçti. Ancak burada sözkonusu olan, seçimlerin selameti açısından iktidar partisinin milletvekillerinden alınan bu bakanlık koltuklarının kimlere teslim edildiği. Mesela Adalet Bakanlığına Cemil Çiçek’in yerine getirilen müsteşarı Fahri Kasırga. Son dönemde adı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimlerinde sıkça duyuldu. Adalet Bakanlığı adına seçimlere katılması gerekirken bir türlü katıl(a)mayarak seçimleri sürüncemede bırakmıştı. Ayrıca Şemdinli iddianamesi nedeniyle ihraç edilen Fethullahçı Savcı Ferhat Sarıkaya’nın kararına da şerh koymuştu.

İçişleri Bakanlığı’ndaki devir teslim töreninde Abdülkadir Aksu’nun yaptığı konuşma ise, insanın ağzını şaşkınlıktan açıkta bırakacak cinstendi. Görevini Kayseri Valisi Osman Güneş’e devreden Aksu, iki dönem İçişleri Bakanlığı görevinde bulunduğunu hatırlatarak şunları söyledi: “Dönemimiz, uyuşturucu, insan ve silah kaçakçılığı, organize suçlarla mücadele açısından Cumhuriyet tarihinin en başarılı yılları olmuştur. İşkence ve kötü muamele, sıfır tolerans ilkesiyle, ülkemiz gündeminden çıkarılmıştır.”

“Sayın” bakan ya heyecandan neler söyleyeceğini şaşırdı ya da o konuşma metnini hazırlayanlar Bakanı fena halde işlettiler. Bizim bildiğimiz Aksu’nun dönemi asayiş açısından tarihimizin en kötü dönemi. Her gün onlarca kapkaç ve cinayet olayı meydana geliyor. Terörle mücadele sıfır. PKK’lıların İstanbul’un göbeğinde karakol basmalarına Bakan Bey’in döneminde şahit olduk. Türkiye’yi sarsan komplolar ve tertipler yine aynı dönem vuku buldu. Şemdinli komplosu, Hrant Dink’in öldürülmesi, en son Malatya’daki “Din elden gidiyor!” katliamı bunlardan sadece birkaçı. Sayın Bakan, bütün bu olaylarda “menfur saldırganları kınadığını” belirtmekle yetindi. “Sayın” Aksu’nun görevde olduğu sürece kaç kez “menfur saldırıları nefretle kınadığının” dökümünü Sabah gazetesi yazarı Yılmaz Özdil çıkarmıştı. Zanlı olarak gösterilen çocuklar hemencecik yakalandı; ama arkalarındaki örgüt bağlantıları ortaya çıkarılamadı. Çünkü o örgüt bağlantısı televizyonlarda karşımıza geçip Emniyet’in ne kadar iyi çalıştığını anlatıyordu.

AKP Hükümeti’ne bir önerimiz var. Hazır Anayasa paketleri çıkarmaya çalışıyorken bir tane de Yüzsüzlük Bakanlığı kurmak için çıkartın. Elinizdeki bu kadar değerli elemanları daha faydalı alanlarda değerlendirmiş olursunuz.

***

 

http://www.turksolu.org/138/isbecer138.htm

 

Radikal-çevrimiçi

 

'Aksu Yüce Divan'da yargılanmalı'

 
'Aksu Yüce Divan'da yargılanmalı'
Abdülkadir Aksu'nun İçişleri Bakanlığı yaptığı dönemlerde Türkiye, büyük saldırı ve suikastlerle sarsıldı. FOTOĞRAF: HAMZA ŞAHİN / AA
CHP, İçişleri Bakanı Aksu için Meclis soruşturması açılmasını istedi. Kemal Anadol: AKP reddedebilir ama önergedeki iddialar Erdoğan ve Aksu'yu Yüce Divan'a götürecek nitelikte

16/02/2007 

RADİKAL - ANKARA - CHP'nin dün hakkında Meclis soruşturması istediği Abdülkadir Aksu'nun İçişleri Bakanı olduğu dönemlerde Türkiye büyük siyasi cinayetlerle çalkalandı. Aksu'yu her dönemin İçişleri Bakanı yapan sürecin ipuçları onu 1985'te 'Yılın bürokratı' seçtiren sicilinde saklı.
1978 Kahramanmaraş katliamının hemen öncesinde valivekilliği yaptığı bu kentten merkeze alınması sayesinde soruşturmadan kurtarıldığı yabana atılamayacak bir iddia olarak hâlâ yanıtını bekliyor. Kahramanmaraş katliamında 111 kişi ölmüş, yüzlerce kişi yaralanmıştı ama soruşturma safhasında bu katliamın hazırlıklarının aylar öncesinden yapıldığı gerçeği nedense unutuluvermişti. Aksu, günde 25-30 kişinin sokaklarda kurşunlandığı 1980'lerde de Emniyet Genel Müdür Yardımcılığı yaptı. 1985'te yılın bürokratı ödülü aldı.
Turgut Özal döneminde 29 Kasım 1987'te ANAP'tan Diyarbakır Milletvekili seçildi. Nasıl devlet bürokrasisinin merdivenlerini hızla tırmandıysa, ANAP'ta da hızlı yükseldi. Önce ANAP Grup Başkanvekilliği görevi yaptı, ardından da 31 Mart 1989'da İçişleri Bakanı oldu. 23 Haziran 1991'e kadar sürdürdüğü İçişleri Bakanlığı sırasında, Prof. Dr. Muammer Aksoy, gazeteci Çetin Emeç, yazar Turan Dursun, eski MİT yöneticisi Hiram Abas, Doç. Dr. Bahriye Üçok, emekli Yarbay Ata Burcu, emekli Korgeneral Hulusi Sayın, emekli Tümgeneral Memduh Ünlütürk, emekli Korgeneral İsmail Selen ve Adana Bölge Jandarma Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz öldürüldü.
CHP lideri Deniz Baykal ve grup başkanvekilleri imzasıyla, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Aksu hakkında açılması istenen Meclis soruşturması ise tüm bu kanlı olaylara karşın yerini sağlamlaştırmayı başaran bakanın ikinci dönemi için.
CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol; milletvekilleri Atilla Kart ve Ziya Yergök ile TBMM'de düzenlediği basın toplantısında önergesiyle ilgili bilgi verdi. Önerge kabul edilirse TBMM bir komisyon oluşturacak. Komisyon iddiaları haklı bulursa Erdoğan ve Aksu için Yüce Divan'da yargılanma yolu açılabilecek.

1 Hrant Dink suikasti ve soruşturma süreci
Dink tehditlere karşın korunmadı. Azmettirci Erhan Tuncel'in İçişleri'ne bağlı güvenlik birimlerinin muhbiri olduğu, cinayet hazırlığının bilindiği ortaya çıktı.

2 İstanbul'da bombalı saldırılar
İstanbul'da 15 ve 20 Kasım tarihlerinde düzenlenen bombalı saldıralarda 52 kişi öldü. Kaide'nin düzenlediği iddia edilen saldırı hâlâ tüm boyutlarayla aydınlatılamadı.

3 Cumhuriyet gazetesi üç kez bombalandı
Cumhuriyet'e geçen yıl mayısta beş gün arayla bomba atıldı. Bir gün sonra yine saldırı oldu, faillerse yine yakalanamamıştı.

4 Danıştay üyelerine silahlı saldırı
Danıştay'a saldırı düzenlendi. Saldırgan Alparslan Arslan'ın Cumhuriyet'e bomba atan ekipten olduğu sonradan ortaya çıktı.

5 Trabzon'da rahip Santoro cinayeti
Rahip Santoro 5 Şubat 2006'da öldürüldü. Zanlı 16 yaşındaydı. "Soruşturma yetersizdi" iddiası Dink suikastiyle yoğunlaştı.

6 Fetih Camii'nde 'Hilafet' eylemi
Hizbut Tahrir adlı örgüt 18 Aralık 2002'de Fatih Camii'nde 'Şeriat isteriz' diye eylem yaptı. Polis müdahale etmedi.

7 İsmailağa Camii'nde cinayet ve linç
İsmailağa Camii'ndeki cinayet ve linçe ilişkin soruşturmaya polis çok geç başladı.

8 Atabeyler çetesine yönelik operasyon
Çeteyle ilgili basına bir zarf verildi. Bu iş için seçilen yerse Genelkurmay'ın önüydü!

9 Necip Hablemitoğlu cinayeti
Polis, Doç. Necip Hablemitoğlu cinayetine ilişkin hiçbir bulguya ulaşamadı.

10 Emniyet teşkilatında kadrolaşma
Emniyet'te liyakata dayanmayan, cemaatçi kadrolaşma olduğu iddia edildi

 

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=213156

 

.Radikal-çevrimiçi

10/02/2007 

Baykal: Aksu gitsin

 

 
Baykal: Aksu gitsin
Baykal çok sert.
CHP lideri: Aksu hayali bakan. Ordan indirmezsek yazıklar olsun. Cerrah'la bu soruşturma çözülmez

 

RADİKAL - MÜNİH/ANKARA - Hrant Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'ı azmettirdiği ileri sürülen Yasin Hayal'in yeni ifadesi ortalığı karıştırırken CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın hedefi İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu oldu: "Ortada İçişleri Bakanı'nın hayali mi var, hayali İçişleri Bakanı mı var? Aksu'yu oradan alamazsak yazıklar olsun." Başbakan Tayyip Erdoğan'ın başlattığı derin devlet tartışmasını 'gevezelik' olarak niteleyen Baykal Emniyet'in çürüme yaşadığını da söyledi. Baykal'a göre İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah görev başındayken soruşturma sağlıklı sonuç vermez.
Güvenlik konferansı için bulunduğu Münih'te önceki gece CNN Türk'ün Ankara Kulisi programında da açıklamalarda bulunan Baykal şu mesajları verdi:


Dink suikasti soruşturması: 

"Bu işin sorumlusu İçişleri Bakanı'dır, Başbakan'dır. Kadrolaşma onların bilgisi ve katkısıyla gerçekleşmiştir. Onların telkin ettiği bir güvenlik politikası götürülmektedir. Bu güvenlik politikası yanlıştır. Şunu sormak gerekir, Türkiye'de bir İçişleri Bakanı mı var, İçişleri Bakanı'nın hayali mi var, hayali İçişleri Bakanı mı var?

Derin devlet gevezelik


Derya kuyusunda muhabbet: 

Başbakan derin devletin derya kuyusunda muhabbetler açıyor. Senin atadığın kadrolar bu konuda nasıl bir sorumluluk taşıyor? Derin devlet lafları gevezelik. Başbakan beş yıldır iktidarda. Başbakanlık, ağlama yeri değil. Derin devlet tartışması, görevini yapmakta aciz olan başbakanların bahanesi olamaz. Ne biliyorsan yapacaksın. Anayasa'yı değiştirecek noktadasın. Yetki sende.


Cerrah niye görevinin başında?: 

İstanbul Emniyet Müdürü'nü soruşturma kapsamı içine almak durumunda kaldılar ama göreve devam ediyor. Neden hâlâ göreve devam ediyor? Bu şekilde soruşturma sağlıklı sonuç verir mi? Ben adam gibi emniyet müdürü istiyorum. Bu olayla emniyet teşkilatının MR'ı çekiliyor. Türkiye'nin, karnına bıçağı sokup emniyet ameliyatı yapması lazım.


Polis görevini yapmıyor: 

Güvenlik güçleri karşı karşıya getiriliyor. Bunlardan birisi öbürüne karşı sistematik, kamuoyu gözünde düşürme anlayışı içinde. Şemdinli'de de bunu gördük. Emniyet'teki sakıncalı kadrolaşmanın amaçlarından biri Silahlı Kuvvetleri güç duruma düşürmek.. Ben hiçbir zaman jandarmanın polisi suçladığını, teşhir ettiğini görmedim. Şemdinli, Atabeyler, Dink cinayeti... Üç olayda da aynı manzara. Hep polis, jandarmaya dönük yapıyor. Görevini yapmayanlar görevini yapanları suçluyor. Sokakta gösteri yapanı coplayıp götüreceksin, adam cinayet işlemiş, Türkiye'ye kötülük yapmış, bayraklar, posterler, övgüler...


Yazıklar olsun: 

İçişleri Bakanı hakkında soruşturma önergesi vereceğiz. İçişleri Bakanı yasal olarak genel seçimlerden üç ay önce görevini bırakmak durumunda. Zaten gidecek, ama oradan şimdi alamazsak yazıklar olsun.


Emniyet'te cemaatleşme: 

Türkiye'de çok tehlikeli bir inanç cemaatleşmesinin Emniyet'e de yansımaya başladığı artık günlük değerlendirmenin bir parçası olmuştur ve bu çok vahim bir şeydir. Bu tam bir çürüme manzarasıdır."



ANKARA - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP lideri Deniz Baykal'ın "Oradan indirmezsek yazıklar olsun" diye eleştirdiği İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ya sahip çıktı. Erdoğan, "Ülkeyi iktidar idare ediyor. Biz öyle muhalefete filan pabuç bırakmayız" dedi. Baykal'ı devletin kurumları üzerinden siyaset yapmakla eleştiren Erdoğan, "Ana muhalefetin tırmandırdığı gerilimi çok tehlikeli buluyorum" diye konuştu. Valiler ve emniyet müdürleri kararnamesinin de gelecek hafta Çankaya Köşkü'ne sunulabileceğini belirten Erdoğan "Boş bulunan, şu anda vekâleten yürütülen, bazıları da rotasyon diyebileceğimiz atamalardır" diye konuştu.

Ortak değerler üzerinden siyaset


Başbakan Erdoğan, AKP Merkez Karar Yürütme Kurulu'nun dün akşamki toplantısının ardından şu mesajları verdi:


Tehlikeli gidiş: 

Son gelişmelerde üzülerek şunu görüyoruz ki, devletimizin kurumları ve ortak değerlerimiz üzerinden hâlâ siyaset yapılmaya devam ediliyor. Elbette ki hükümetimiz eleştirilecektir, muhalefet de bu noktada görevini yapacaktır. Ancak çatıştıran, kutuplaştıran bir muhalefet söylemi hükümetten önce ve daha çok bu ülkeye ve kurumlarına zarar verir. Özellikle ana muhalefet partisi sözcülerinin kurumlarımızı karşı karşıya getirmeyi amaçlayarak tırmandırdığı gerilimi çok sakıncalı ve tehlikeli buluyorum. Bir kez daha söylüyorum, devletin güvenlik kurumları üzerinden siyaset yapılmaz, yapılmamalıdır. Çünkü bu kurumlar hepimize gerekli.

Rotasyon atamalar


Cerrah'a rotasyon sinyali mi: 

(Emniyet Genel Müdürlüğü'ne atama yapıldı mı sorusu üzerine): Şu anda gerek valiler, gerek emniyet müdürü konusunda çalışmalarımızı yapıyoruz. Önümüzdeki hafta içinde Cumhurbaşkanlığı'na arz ederiz. Bunlar geneli itibarıyla boş bulunan, şu anda vekâleten yürütülen, bazıları da rotasyon diyebileceğimiz atamalardır.


Muhalefet idare etmiyor: 

('İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'la ilgili bir tasarruf ve İçişleri Bakanı'nın istifası söz konusu mu' sorusu üzerine) Muhalefet gensoru vermiş, salı günü görüşeceğiz. Ülkeyi muhalefet idare etmiyor, iktidar idare ediyor. Biz öyle muhalefete filan pabuç bırakmayız, merak etmeyin.

 

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=212598

 

..

31.01.2007

 

Başka yerde hepsi giderdi

Siyasi partiler, Hrant Dink cinayetinde 11 ay önce yapıldığı ortaya çıkan ihbar üzerine İçişleri Bakanı Aksu’yu hedef tahtasına oturttu. Mumcu, gensoru vereceklerini açıklarken, Baykal da ‘Erdoğan ve Aksu sorgulanmalı’ dedi

HABEŞLİLERİ KURTARIYOR

DİNK cinayetine ilişkin gelişmeleri “çok düşündürücü ve tehlikeli” olarak nitelendiren CHP lideri Deniz Baykal, Başbakan’a yüklendi: “Bu kadar olay yaşanıyor, Sayın Başbakan Habeşistan’a gidiyor, Habeşlileri kurtarma peşinde. Soruyorlar o da ‘derin devlet’ yanıtları veriyor. Derin devleti bıraksın da ‘Kerat Cetveli’nin gereğini yerine getirsin.”

BÖYLE REZALET GÖRMEDİM

CHP’Lİ Ali Topuz: “İhbarın gereğinin yapılmaması konusunda hem idari hem siyasi bir zaafiyet olduğu açıktır. Ben ömrümde böyle rezalet görmedim. İhbar oluyor, İstanbul Valiliği Dink’i çağırıp uyarıyor. Ama koruma ve suikastın örgütlenmesini ortadan kaldırma konusunda hiçbir şey yapılmıyor. Bu hükümetin yüzkarasıdır. İçişleri Bakanı niçin vardır, ne iş yapar, neden o makamda oturmaktadır? Emniyet Genel Müdürlüğü’nün görevi sadece salı günleri bilgilendirme toplantısı yaparak toplumu aldatmak değildir. İstanbul Valisi, Emniyet Müdürü, Emniyet Genel Müdürü görevden alınmalı. Bakan Aksu derhal istifa etmeli veya Meclis onu düşürmelidir.”

AKP’DEN AKSU’YA DESTEK

TBMM İçişleri Komisyonu Başkanı Ziyaeddin Akbulut: Söylentilerle hareket etmek doğru değil. Mülkiye müfettişlerinin soruşturması tamamlanmadan ihbar tartışmasıyla ilgili yorum yapmak doğru olmaz. Bunlar hep iddia. Ortaya kanıt çıkarılması lazım. Herkes birbirini suçluyor. Bu şekilde ciddi ihbarların kolay kolay emniyette, mülki idarede kulakardı edilmesi mümkün değildir. Bir görevlinin bunu yok sayması düşünülemez.

GÖZYAŞINA BAKILMADI

AKP Ankara Milletvekili Nur Doğan Topaloğlu: Eski bir vali ve mülkiye müfettişi olarak çok titiz davranıldığını görüyorum. Gerçekliği tartışılır bilgilerle konu abartılıyor. Oysa kimsenin gözünün yaşına bakılmadı. Hükümet müfettiş soruşturması sürerken bile, müfettişler objektif davranabilsin diye görevden almalar yaptı. 10 yıl Danıştay hakimliği yaptım. Savcı iddia eder, ama iddia safhasında idarenin işlem yapması kolay değildir. Abdülkadir Aksu’nun da kesinlikle bir ihmali olamaz.


A. Rezzak ORAL- Bülent SARIOĞLU

 

http://www.aksam.com.tr/haberpop.asp?a=66034,3

 

.Radikal-çevrimiçi

01/02/2007

Oturmayın o koltuklarda

 
Oturmayın o koltuklarda

  • İstanbul Valisi Güler, Dink'in 2004 yılında tehditlere karşı uyarıldığını söyledi. Buna karşın koruma vermeyi akıl edemedi. Emniyet Müdürü Cerrah'a göre suikastte örgüt bağlantısı yoktu
  • Trabzon Emniyet Müdürü'yken 'Dink öldürülecek' bilgisini alan Akyürek, İstihbarat Daire Başkanı olduktan sonra bunu göz ardı etti. İçişleri Bakanı Aksu tüm bu sürece seyirci kaldı

    RADİKAL - İSTANBUL - AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesinden önce, soruşturma sırasında ve cinayetten sonra ihmal ve gaflar zinciri yaşandı. Daha önce birçok 'vukuatı' bulunan kamu görevlileri Dink cinayetinde de başroldeydi: İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, İstanbul Valisi Muammer Güler, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve Trabzon Emniyet Müdürü'yken terfi ettirilerek Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'na getirilen Ramazan Akyürek. Soruşturma sırasında sadece Trabzon Valisi Hüseyin Yavuzdemir ve Emniyet Müdürü Reşat Altay görevden alındı.

    Vali koruma vermedi


    Dink'in öldürülmesine kadar giden süreç şöyle işledi: 2004 Şubatı'nda Hrant Dink'in Türkiye'nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen'in Ermeni olduğu iddiasını içeren yazısı AGOS'ta yayımlandı. Kısa bir süre sonra güvenlikten sorumlu İstanbul Vali Yardımcısı Ergün Güngör, Dink'i valiliğe çağırdı. Dink, valiliğe gittiğinde Güngör'ün yanındaki iki kişi tarafından 'daha dikkatli yazı yazması' konusunda uyarıldı. Cinayetten
    iki gün sonra İstanbul Valisi Muammer Güler, Dink'e saldırı olacağı yönünde istihbaratların aktarıldığını, amacın olası saldırıya karşı korumak olduğunu söyledi. Güler'in böyle konuşmasına karşın Dink'e koruma tahsis etmemesi soru işareti yarattı.

    Davalarda korunmadı


    AGOS gazetesinde yayımlanan başka bir yazısında 'Türklüğe hakaret' ettiği gerekçesiyle yargılanan Hrant Dink, altı ay hapis cezasına çarptırıldı. Yargılama sürecinde sürekli tehdit edildi. Susurluk skandalının kilit isimlerinden Veli Küçük de duruşmaları izleyenler ve müdahil olmak isteyenler arasındaydı. Dink'e verilen ceza Yargıtay'ca onandı. Bu davalarla sürekli kamuoyunun gündemine gelen Dink yine korunmuyordu.

    İhbar geldi ama...


    Dink'e sürekli tehditler gelirken devletin bildiği bir istihbarat vardı. Trabzon polisine Şubat 2006 tarihinde Dink'in suikaste uğrayacağı bilgisi gelmişti. Bilgiyi veren daha önce McDonald's'ın bombalanması olayında bombacı Yasin Hayal'le birlikte gözaltına alınan ve bu tarihten sonra polise muhbirlik yapmaya başlayan Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisi Erhan Tuncel'di. Bilgi, İstanbul İstihbarat Şubesi'ne ve İstihbarat Daire Başkanlığı'na bildirildi.
    O dönem Trabzon Emniyet Müdürlüğü yapan Ramazan Akyürek daha sonra İstihbarat Daire Başkanı olacaktı.

    Ve cinayet geldi


    Dink, 19 Ocak 2007 günü saat 15.00'te Şişli'de yürürken üç kurşunla öldürüldü. İhmallerin ardından bu kez gaflar zinciri başladı. Tetikçi Ogün Samast, 20 Ocak 2007'de güvenlik kameralarına takılan görüntülerinin basına dağıtılmasından üç saat sonra Pelitli'de yaşayan babası Ahmet Samast'ın ihbarı üzerine Samsun'da yakalandı. Fotoğrafın cinayetten bir gün sonra basına verilmesi dikkat çekti.

    Kahramanlık pozu!


    Terörle Mücadele Şubesi'nde sorgulanan azmettirici Yasin Hayal ve tetikçi Ogün Samast'ın verdiği ifade doğrultusunda 22 Ocak 2007 günü Erhan Tuncel Trabzon'da gözaltına alındı. Tuncel'in, ilk olarak suikastin hemen ardından gözaltına alındığı ve sorgulandıktan sonra serbest bırakıldığı öne sürüldü. Bu sırada basına Ogün Samast'ın Türk bayrağı önünde çekilmiş, poster gibi fotoğrafları servis edildi. Arka fonda 'Vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez' yazan fotoğrafın Samsun'da çekildiği kesinleşti. Jandarma, olayla ilgisi olmadığını açıklarken polis sessiz kaldı.
    Dink'in öldürüleceği istihbaratını 11 ay önce alan İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, "Cinayetin herhangi bir siyasi boyutu ve örgüt bağlantısı yok. Zanlı, milliyetçi duygularla cinayeti işlemiş" dedi. İstanbul Valisi Güler'se, olayın soruşturduğunu belirterek yanlışı düzeltmeye çalıştı.

    Trabzon Valisi işi çözdü!


    Aynı gün Trabzon Valisi Hüseyin Yavuzdemir, cinayetle ilgili "Amatörce işlenmiş bir cinayet. İdeolojik örgüt yok " açıklaması yaptı. Ertesi gün suikasti yaklaşık bir yıl önce polise ihbar eden Erhan Tuncel tutuklandı. Tuncel'in Emniyet, savcılık ve mahkemede susma hakkını kullanması dikkat çekti. Tuncel'in polis muhbiri olduğu bilgisi soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na bildirilmedi.

    Tanığı dinleyen yok


    Televizyon ve gazetelerde cinayeti gördüğünü söyleyen ve detaylarıyla anlatan T. Y.'nin polis tarafından ifadesinin alınmadığı ortaya çıktı. Polis, 'İkinci tetikçi vardı' diyen T.Y.'ye haber Radikal'de çıktıktan sonra ulaştı. Samast'ın cezaevine girerken yapılan aramasında üç simkart ele geçirildiği iddia edildi. Hiçbir resmi açıklama yapılmadı. İçişleri Bakanlığı, 26 Ocak'ta Trabzon Valisi Hüseyin Yavuzdemir'i ve Emniyet Müdürü Reşat Altay'ı görevden aldı.

    Sayın Bakan orada mısınız?


    Bu ihmaller zinciri sürerken İçişleri Bakanlığı koltuğunda Abdülkadir Aksu oturuyordu. Daha önce dört kez İçişleri Bakanı olan Aksu'nun dönemlerinde toplam 16 derin suikast yaşandı. Öldürülenlerden bazıları Prof. Dr. Muammer Aksoy, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç, yazar Turan Dursun, MİT Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas, Prof. Dr. Bahriye Üçok, Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu, rahip Andrea Santoro Danıştay 12. Dairesi yargıcı Mustafa Yücel Özbilgin'di. Bu suikastlerin birçoğu halen çözülemedi.

 

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=211734

 

.

01.02.2007

 

Başıboş emniyet

Gündemi sarsan Hrant Dink cinayetinin soruşturması kördüğüme dönerken, Gökhan Aydıner’den boşalan Emniyet Genel Müdürlüğü koltuğu hâlâ boş duruyor

Tüm dünyanın gözünün üzerine çevrildiği Dink cinayetinde Emniyet’in ihmaline yönelik tartışmaların sürdüğü bir ortamda, hükümetin halen bu koltuğa bir atama yapmaması huzursuzluk yaratıyor. Hükümet, Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner’in yaş haddinden emekli olmasının ardından, birçok kurumda olduğu gibi çözümü yine “vekaleten yönetim”de buldu. 6 Aralık 2006’da Aydıner’den boşalan koltuğa, yardımcısı Necati Altıntaş, vekaleten oturdu. Aydıner 6 Aralık’ta resmi olarak ayrıldı ama bu koltuk fiilen ekim ayından bu yana boş duruyor. Gökhan Aydıner, sağlık gerekçesiyle ekim ayı sonlarında izne ayrılmış, 8 Kasım’da da kalp ameliyatı olmuştu. Vekaleten yönetim teşkilatta da sıkıntı yaratıyor. Erhan Tuncel’in muhbir olduğu, ancak cinayeti ihbar ettiği halde adım atılmadığı iddiaları, polis teşkilatının çalışma yöntemi konusunda da soruları gündeme getirdi. Dink’in öldürülmesine Emniyet’in ihmalinin neden olduğu haberleri de Genel Müdürlük koltuğunun sorumluluğunu ortaya koydu.




Abdülkadir Aksu yine susuyor

BU arada, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, hâlâ suskun. Aksu dün TBMM’de gazetecilerin “Dink cinayetine yönelik yeni görevden almalar olacak mı” sorusuna, “Müfettişlerin raporu gelmeden işlem yapmayacağız. Rapor hazırlanıyor” yanıtını vermekle yetindi.




Güler’in adı geçiyor

EMNİYET Genel Müdürlüğü kulislerinde, Gökhan Aydıner’den boşalan koltuk için Konya Valisi Atilla Osmançelebioğlu, İzmir Valisi Oğuz Kaan Köksal veya İstanbul Valisi Muammer Güler’in adı geçiyor. Ancak hükümet halen bir ismi netleştiremedi.

Ufuk TÜRKYILMAZ

 

http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=66146,4

 

Seri cinayetlerdeki siyasal rastlantılar

M. Emin Koç

 15.02.2007

 

 

Son dönem ayyuka çıkan F tipi cinayet ve tertipler serisinde asıl dikkat edilmesi gereken bir başka nokta var: 

Üçok’tan, Aksoy’a, onlardan Santora’ya ve Dink’in hunharca öldürülmesine uzanan seri cinayetlerin ve Şemdinli gibi tertiplerin hep Bakanlığı döneminde zuhur etmesi sebebiyle hakkında Meclis Soruşturması önergesi verilen İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, AKP’nin bakanı…


AKP, Meclisteki çoğunluguyla önergeyi savuştursa da; Bakan Aksu hakkında verilen Meclis soruşturma önergesi basit bir önerge değildir… Bu önerge bir başka demokratik ülkede, hükümet yıkar, bakan devirir.


Hatta mesela, Japonya’da gündeme gelse, ilgili bakan “harakiri” bile yapardı.


Bizde ise çoğu zaman bakanın da, yapanın da yanına “kâr” kalıyor.


Nitekim CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, son dönemde yaşanan faili meçhul cinayetlerden Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Turan Dursun, Necip Hablemitoğlu, Emekli Orgeneral Adnan Ersöz, Tuğgeneral Temel Cingöz, Emekli Korgeneral İsmail Selen, Emekli Tümgeneral Memduh Ünlütürk, Emekli Korgeneral Hulusi Sayın, Emekli Yarbay Ata Burcu, MİT Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas, Milletvekili Erol Güngör’ün oğlu Mustafa Güngör, Danıştay Üyesi Mustafa Yücel Özbilgin cinayetleri ile iki Sinagog saldırısı, İngiltere Başkonsolosluğuna yönelik saldırı, HSBC Bank Genel Müdürlüğüne yapılan saldırı, Rahip Santora cinayeti, İsmail Ağa Camiindeki cinayet ve linç ile Hrant Dink cinayetleri gerçekleşirken İçişleri Bakanının “şimdiki İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu” olduğunu söylüyor…


Bu olaylar ve cinayetler öyle sıradan işler değil.


Bu vatan evlatlarının işi hiç değil, olamaz.


Hatta Amerikancı, BOP’çu, AB’ci, Vatikancı, dinler arası diyalogcu ve medeniyetler arası ittifakçı gözü dönmüş işbirlikçi yerli bir avuç azınlık güruhun dahi tek başına yapacağı işler değildir bunlar.
Ancak hepsinde “F tipi” karakterler ortaktır.


İpuçları, görene…


Köre ne?!


Bu hunharca cinayetler ve tertipler eksenindeki “F tipi ipuçları” bir araya getirilirse; kimlerin kimlerle dans ettiğini açıkça görülür. Görene; köre ne…?!


AKP’li vekiller bu gerçek ipuçlarını görmek yerine; Dink cinayetinde “milliyetçi Trabzonlular”ı hedef almalarında olduğu gibi, cinayetleri alaca–karanlıkta birilerinin sırtına yüklemeye kalkışıyorlar.


İftira ve bühtanlarla toz–uman olan ortalık durulup işler aydınlanınca fenersiz yakalanıyorlar.
AKP’li vekiller şimdi neden susuyorlar; yoksa F tipinin ipuçları kendilerine mi dokunuyor? F tipi ipuçları, AKP’nin ayaklarına mı dolanıyor?!


Bu F tipi göstergeler ve somut ipuçlarından sonra AKP’li vekillerin yapacakları iş, önce BTP’den, Trabzonlulardan, “milliyetçi bir cemaat” diye nitelendirdikleri vatanına ve bayrağına sadık Müslümanlardan ve yüce Türk milletinden özür dilemek, ardından da itham ettikleri “millet”e vekaleten oturdukları koltuğu terk etmektir. Aksi halde bu “F tipi ipuçları” tam bir arapsaçına döner; döner–dolaşır AKP’nin ayaklarına dolanır.


AKP hükümeti ve Başbakan R. T. Erdoğan, bu cinayetler serisinin arka–planını gerçekten çözmek istiyor mu?! İstiyor iseler; bu “F tipi ipuç”ları, Atlantik ötesi uzantılarına kadar her şeyi gösteriyor zaten, başka bir tahkikat oyalamacasına hacet bırakmıyor: 


Bu cinayetleri, ancak kilise ve papaz kapısında “dinler arası diyalog” umutları ararken kimliklerini yitirenler, Vatikan’ın ve BOP’un eşiğine baş koyanlar, işgalci ABD’nin gölgesinde sağlık, afiyet ve himmet bulanlar ve doğal olarak bunlarla bir nevi “tahsilat komisyonculuğu” ekseninde işbirliği halinde olanlar işleyebilirler.


Devleti bölen “derin” tartışmalar


Erdoğan, cinayeti çözmek yerine, “derin devlet” tartışması açıyor. Bir taraftan “derin devlete çomağı soktuk” diyen şişinen Erdoğan, öte taraftan “kolaysa siz çözün; iktidar oldunuz niye yapmadınız…” deyip sadece “derin devlet tartışması” açarak, gerçekte “F tipi” çomakları ve F tipi minareleri sokacak kılıflar bulma telaşına düştüğünü izhar ediyor.


Erdoğan’ın “cinayetler serisi”ne ilişkin ima ettiği “devlet”in, “derini de bu, sığı da”; AKP hepsinin hükümeti, Erdoğan hepsinin Başbakanı… Erdoğan, devletin “derin”inden de sorumlu, “sığ”ından da… Görev de onlarda, sorumluluk da, yetki de… Erdoğan, devlet tartışmalarından medet ummasın; cinayetlerin gerçek faillerini ortaya çıkartsın.


Aksi halde “devlet”; derin devlet, sığ devlet tartışmalarıyla ikiye bölünme oyunuyla karşı karşıya bırakılmış olur. O zamanda Erdoğan, doğal olarak kendisine yöneltilecek “Siz devletin hangi tarafının Başbakanısınız?! Yoksa siz sığ devletin Başbakanı mısınız? O zaman derin devletin Başbakanı kim?” şeklinde bir suale cevap veremez.


Türk milletinin artık derin–sığ tartışmalarıyla oyalanma lüksü kalmamıştır. Dahili ve harici tehditler kapıya, can ise boğaza dayanmıştır; ağır AKP tecrübesinden sonra milletimiz bunun farkına varmıştı

 

http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7002786&tarih=2007-02-15

 

Volkan YANARDAĞ/ANKARA

26.01.2007

 


 

Bu ne şanssızlık

 

Dört ayrı hükümette İçişleri Bakanlığı yapan Aksu’nun döneminde birçok gazeteci, bürokrat ve akademisyen suikastlara kurban gitti. Cinayetlerin çoğunda ya failler bulunamadı ya da sadece tetikçiler ortaya çıkarılabildi

1985’te yılın en iyi bürokratı seçilen Abdülkadir Aksu, 2. Özal Hükümeti devam ederken, 31 Mart 1989’da İçişleri Bakanlığı’na getirildi. Özal’ın cumhurbaşkanı olmasının ardından Yıldırım Akbulut tarafından kurulan 47. Hükümet’te de İçişleri Bakanlığı görevini sürdüren Aksu’nun 20 Kasım 1991’e kadar devam eden bakanlığı, çözülemeyen cinayetlerin sır perdesinin aralanmaya çalışıldığı dönem oldu.

AKSOY’LA BAŞLADI

31 Ocak 1990’da, Atatürkçü Düşünce Derneği kurucusu olan Prof. Dr. Muammer Aksoy öldürüldü. Bu olayın yankıları sürerken 1.5 ay sonra Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç saldırıya uğradı. 6 Eylül’de yazar Turan Dursun, peşinden eski MİT Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas, 10 gün sonra da 6 Ekim’de Prof. Dr. Bahriye Üçok öldürüldü. 1990 yılında gerçekleştirilen bu 5 suikast de aydınlatılamadı.

Yine 1991 yılında 7 suikast gerçekleşti. Bu kez hedefte MİT mensupları ve askerler vardı. 9 Ocak’ta emekli Yarbay Ata Burcu, 30 Ocak’ta emekli Korgeneral Hulusi Sayın, 7 Nisan’da emekli Tümgeneral Memduh Ünlütürk, 23 Mayıs’ta emekli Korgeneral İsmail Selen, aynı gün Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz saldırıya uğradı.

Hâlâ tartışmaları süren Meclis lojmanları cinayeti de aynı döneme denk düşüyor. SHP Milletvekili Erol Güngör’ün oğlu Mustafa Güngör, 24 Haziran 1991’de Meclis lojmanlarında öldürüldü. Cinayeti araştırmak için TBMM’de komisyon kuruldu. Ancak cinayetin failleri ortaya çıkarılamadı.

AKP DÖNEMİ SIKINTILI

ANAP’ın ardından önce Refah Partisi’ne, ardından Fazilet Partisi’ne geçerek, siyasi yaşamını sürdüren Aksu, AKP’nin kurucuları arasında yer aldı. Abdullah Gül hükümetinde İçişleri Bakanlığı’na getirilen Aksu, Erdoğan’ın başbakanlığındaki 59. Hükümet’te de koltuğunu korudu. 58. Hükümet’in ilk aylarında Türkiye, siyasi cinayetlerle yeniden yüz yüze geldi. 18 Aralık 2002 tarihinde Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nden Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu evinin önünde öldürüldü. Aradan bir yıl geçmeden İstanbul bombalarla sarsıldı.

5 gün arayla önce iki sinagog ardından da HSBC Bankası’na bombalı saldırı düzenlendi. Saldırıda çok sayıda kişi öldü veya yaralandı.

2004 ve 2005 sakin geçerken 2006 ile birlikte cinayetler ardı ardına geldi. Önce Trabzon’daki Santa Maria Kilisesi’nin İtalyan Rahibi Andrea Santoro öldürüldü. 17 Mayıs’ta Danıştay 12. Dairesi’ne düzenlenen silahlı saldırıda Yargıç Mustafa Yücel Özbilgin hayatını kaybetti. Şimdi de Ermeni asıllı gazeteci yazar Hrant Dink suikasta kurban gitti.


http://www.aksam.com.tr/haberpop.asp?a=65595,4&tarih=26.01.2007

 

AKP'nin Siyasal İdeolojisi: Kürt-İslam Sentezi

Kürt İslamcıların değişmeyen ismi: Abdülkadir Aksu

Kuzey Fırat

 

...

Özellikle 1990’lardan sonra, Kürt İslamcıların hükümet olduğu dönemlerin bir önemli özelliği daha vardır:Adülkadir Aksu’nun İçişleri bakanı olması.

Türt-İslamcılığın en yüksek aşamasına geldiği ANAP iktidarının İçişleri Bakanı ile Kürt-İslamcılığının en yüksek aşamasına geldiği ve devleti tehdit ettiği günümüz AKP iktidarının İçişleri bakanı aynıdır.

Yine büyük bir tesadüf olacak, emniyette, devletin kritik mevkilerinde, Kürtçü ve Şeriatçı kadrolaşmanın yoğun olduğu, İçişleri Bakanlığına bağlı kurumların, devlete karşı gelme, devlet düşmanlığı yapma cesaretini gösterdiği dönemler yine Aksu’nun İçişleri Bakanı olduğu dönemlerdir. Polis içersinde Fethullahçı yapılanmanın temellerini Aksu atmıştır.

Bir iki ay öncesini hepimiz hatırlıyoruz. DTP’li belediye başkanları, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı, devletin aleyhinde ortak bildiri yayınlamışlar ve hiçbir yaptırımla karşılaşmamışlardır. Doğu illerinde devlete karşı ayaklanan insanları yönlendirenler yine bu belediye başkanlarıdır. İnsanlar, devleti değil belediye başkanlarını dinlemektedirler.

PKK’lıların cenazeleri, DTP’li belediyelerin tahsis ettiği ambulanslarla kaldırılmakta, ölen PKK’lılar için yine bu belediyeler tarafından anıtlar dikilmektedir. Ancak İçişleri Bakanı tüm bunlar karşısında sessizdir. Tüm bu olup bitenlere göz yummaktadır. Tüm bunlara göz yummak, devlete karşı PKK’lıyı desteklemekten başka anlama gelir mi? Aksu Emniyet’i öyle bir hale getirmiştir ki, kendi milletine düşman, Türk devletine düşman, Atatürk’e düşman insanlar Emniyet’i doldurmuşlardır.

Hemen hatırlatmakta fayda var. Atatürkçü aydınlara karşı en çok kimin döneminde saldırılar olmuştur, en çok kimin döneminde Atatürkçü aydınlar öldürülmüştür?

Bu dönemlerde İçişleri bakanı hep Abdülkadir Aksu’dur.

Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Necip Hablemitoğlu gibi Atatürkçü aydınlar Aksu’nun İçişleri Bakanlığı döneminde öldürülmüş ve hiç birinin faili bulunmamıştır.

.....

 

http://www.turksolu.org/109/kfirat109.htm

 

 

Aksu’da her yol var: Tarikat, siyaset, ‘derin devlet’

1 Şubat 2007

 

HABER MERKEZİ 

Abdülkadir Aksu’nun bugüne kadar devlet bürokrasisi ve hükümetin sorumlu koltuklarında olduğu dönemlerdeki icraatları, devletin ve hükümetlerin karşıdevrimci etkinliklerine dair ibretlik örnekleri içinde barındırıyor. '80 öncesinin iç savaş provokasyonları ve '80 sonrasının askeri darbe dönemi faşist uygulamaları sırasında devlet bürokrasisinde kritik görevler üstlenmiş olan Aksu, darbenin sivil kanadı ANAP aracılığıyla siyaset sahnesine geçiyor. 1987 ve 1995 seçimlerinde ANAP’ın Diyarbakır milletvekili olarak meclise giren Aksu, 31 mart 1989 – 24 haziran 1991 tarihleri arasında ilk kez içişleri bakanlığı görevini üstlendi.

İHD’nin verilerine göre, Abdülkadir Aksu’nun bakanlığı döneminde altı kişi işkencede öldürüldü ya da gözaltında kayboldu: 6 Mayıs 1989 Ömer Savun (Siirt), 26 Mayıs 1989 Hüseyin Demirtaş (Siirt), 11 Haziran Adnan Bağca (Urfa/Siverek), Eylül 1990 Abdullah Kurt (Hakkari/Yüksekova), 14 Mart 1991 Yusuf Erişti (İstanbul), Mart 1991 Haydar Altun.

Yine 9 Ocak 1991 tarihinde Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü’nde jandarmanın gözaltına aldığı Birtan Altınbaş, Ankara Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesi’ndeki sorgusunun ardından 15 Ocak 1991’de komaya girerek götürüldüğü Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’nde yaşamını yitiriyor. Tanıklar mahkemede Altınbaş’ın işkence gördüğünü açıklarken, Abdülkadir Aksu, “kendi kendini öldürmüş” değerlendirmesi yapıyordu.

“Yenecek o kadar”


Bakanlığı döneminde Aksu’nun Kürt illerine yönelik icraatları da nam salmış durumda. Bölgede faili meçhul cinayetlerin ve yargısız infazların en yoğun döneminde bakanlık yapan Aksu, PKK ile mücadele için “tespihlilerin sayısının arttırılması gerektiğini” savunuyor. Devlet içindeki Nakşibendi tarikati uzantılarının önde gelen isimlerinden sayılan Aksu’nun bu çözümünün pratikteki karşılığı daha sonra mezar evleri ve başka bir dizi vahşetle tasfiyesi gündeme gelen Hizbullah örgütünün bölgede güçlenmesinin zeminini oluşturmak oluyor. Kontrgerilla içinde tespihlilerin sayısının artması şeklinde yorumlanıyor.

Diğer yandan Aksu, 1989 Ocak ayında, Cizre'nin Yeşilyurt Köyü'ne baskın düzenleyen askeri birliklerin komutanı Binbaşı Cafer Tayyar Çağlayan'ın köylülere dayak atıp, dışkı yedirdiği dönemin de bakanı. Konuya ilişkin görüşleri sorulduğunda Aksu, "olacak o kadar" yanıtını veriyordu.

Bu dönemde Aksu’nun sorumluluğu altında gerçekleşen ve aydınlanamayan siyasi cinayetler 31 Ocak 1990 Atatürkçü Düşünce Derneği kurucusu Prof. Dr. Muammer Aksoy’un öldürülmesi, Mart ayında Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç’in saldırıya uğraması, 6 Eylül’de yazar Turan Dursun’un ve 6 Ekim’de de Prof.Dr. Bahriye Üçok’un katli oldu.

1991 yılı ise, MİT mensupları ve askerlerin hedef alındığı bir yıl oldu.

Uyuşturucu kaçakçılarına “bürokratik destek”


Öldürülen uyuşturucu patronları Ömer Lütfi Topal ve Nihat Akgün’ün işlerine “bürokratik destek verdiği” resmi ifadelere yansımış olan Aksu’nun bazı sabıkalı çete üyelerine yasalara aykırı biçimde silah ruhsatı verilmesini onayladığı da ortaya çıkmıştı. Nakşibendi tarikatı bağlantılarıyla mafya ilişkilerini birlikte götüren Aksu, aynı zamanda batık banka operasyonlarında da kimi isimleri kollamasıyla gündeme geldi.

İkinci bakanlık dönemi


2002 seçimlerinde bu defa AKP’den İstanbul milletvekili olarak seçilip, 19 kasımda yeniden içişleri bakanlığı görevine geldiğinde ise, Aksu bu defa daha tecrübeli ve yeni misyonları için daha donanımlı bir konumdaydı.

2003 yaz aylarında tohumları atılan Barzanici çözüm aranışlarında AKP’nin önde gelen aktörlerinden biri olan Aksu, bu defa kontrgerilla yöntemlerinden ziyade nüfuzunu kullanarak Kürt hareketine yönelik manipülasyonları devreye sokma çabasına girdi.

Yine bu içişleri bakanlığı döneminde polis teşkilatının islamcılaşmanın da ötesinde Fethullah Gülen tarikatinin nüfuzuna geçirilmesine göz yumduğu da çok sık dillendirilen bir gelişme.

İstanbul’da egemen olan ülkücü mafyanın yerine yine tarikat-aşiret bağlantıları üzerinden Kürt mafyasının geçirilmesinde de Aksu’nun birinci elden (oğlu Murat Aksu aracılığıyla) katkıları olduğu farklı kesimlerce dile getiriliyor.

Elbette Aksu’nun ikinci bakanlığı döneminde de aydınlatılamayan siyasi cinayetler ve “terör” saldırıları oldu, bunların ilki 18 Aralık 2002 tarihinde Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nden Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nun evinin önünde öldürülmesiydi.

Bir sonraki Kasım ayında ise, 5 gün arayla İstanbul’da önce iki sinagog ardından da HSBC Bankası’na bombalı saldırı düzenlendi. Saldırıda çok sayıda kişi öldü veya yaralandı.

2006’da ise, Trabzon’daki Santa Maria Kilisesi’nin İtalyan Rahibi Andrea Santoro öldürüldü. 17 Mayıs’ta Danıştay 12. Dairesi’ne düzenlenen silahlı saldırıda Yargıç Mustafa Yücel Özbilgin yaşamını yitirdi.

Şemdinli olayları ve buna bağlı olarak gündeme gelen iç çatışma/hesaplaşmaların tümü de Abdülkadir Aksu’nun içişleri bakanlığı döneminde yaşandı.

Aksu, Hablemitoğlu cinayeti hariç, diğer tüm olayların “çözüldüğünü” iddia ediyor.

 

http://www.sol.org.tr/index.php?yazino=7600

***

Karanlıkta kalan Aralık: Kahramanmaraş katliamı

Abdülkadir Aksu’nun tarihindeki kritik ve karanlık noktalardan birini 1978 yılındaki görev değişikliği oluşturuyor. Türkiye tarihinin önemli kontrgerilla faaliyetlerinden biri olan Maraş Katliamının yaşandığı yılın Ocak ayında Maraş Valiliği’nden Emniyet Genel Müdürlüğü’nde merkeze çekilen Aksu’nun, katliamın yaşandığı Aralık ayında Emniyet Genel Müdür Yardımcılığı görevinde olduğu belirtiliyor. Dönemin İçişleri Bakanı istifa ederken kısa bir süre önce Maraş’ta görev yapmış emniyetin üst düzey yetkilisi Aksu hiçbir sorumlulukla karşı karşıya kalmıyor.

Maraş katliamıyla ilgili kapsamlı bir araştırmayı sürdüren 78’liler Vakfı Girişimi Türkiye Sözcüsü Celalettin Can, o döneme ilişkin altı çizilmesi gereken olgulardan birinin Abdülkadir Aksu’nun Maraş Valiliği'nden merkeze çekilmesi olduğunu vurguluyor. Böylesi bir katliam hazırlığı öncesinde bu kadar sorumlu bir konumda bulunan bir insanın olaylardan çok kısa bir süre önce merkeze alınması ve daha sonra da gelişmelerle ilgili olarak hiçbir şekilde sorgulanmamasının yanına büyük bir soru işareti koyduklarını söylüyor.

Her zaman kollandı


Celalettin Can, Abdülkadir Aksu’nun başta Maraş Katliamı olmak üzere sonrasındaki tüm sorumluluklarından da her zaman muaf tutulduğuna dikkat çekiyor. Can’a göre Aksu, her dönemde korundu, kollandı ve bugüne dek hakkında hiç bir soruşturma açılmadı; hiçbir biçimde yargılanması gündeme gelmedi. Başta Maraş olayları sırasındaki sorumluluğu, daha sonra da aldığı bir dizi görevde sorumluluğu altında büyük cinayet ve karanlık olayların olmasına karşın Aksu’nun koltuğuna hiç kimse dokunamıyor.

78’liler Vakfı Girişimi’nin Maraş Katliamıyla ilgili soruşturmasında, üzerinde durdukları başlıklar arasında bu ismin de bulunduğunu belirten Can, somut kanıtlara erişmenin zorluklarından bahsediyor. Can, bir dizi tanığın Aksu’nun konumuna ilişkin soru işaretleri ortaya attığını belirterek bunlarla ilgili daha net kanıtlara ulaşmaya çalıştıklarını vurguluyor.

 

http://www.sol.org.tr/index.php?yazino=7602

***

Bir devlet, bir içişleri bakanı

26 Ocak 2007

 

Hrant Dink suikastında “katili bulma” oyalamacası bir yana bırakılıp, devletin önemli koltuklarında kim oturuyor sorusu ortaya atıldığında yine ilginç bulgulara ulaşılıyor. Konuyla ilgili bir dizi birimin kesişim noktası olan İçişleri Bakanlığı koltuğunda “devletli bir siyasetçi” olan Abdülkadir Aksu’nun bulunduğunu görüyoruz. Aksu, Türkiye devletinin farklı dönemlerinde, farklı hassasiyetlerini kavramış ve bunun gereklerini yerine getirmiş bir siyasi kimlik. En genel anlamda “gerici” ideolojik hattını korumuş olsa da, 80’lerin sonunda ANAP çıkışına, 90’ların ikinci yarısında ise Refah Partisi yükselişine ortaklık ediyor. Aksu, restorasyon döneminde Fazilet Partisi ve AKP rotasını izleyerek, emperyalizme teslimiyet sürecinin kıdemli aktörlerinden biri haline geliyor.

Maraş Katliamı’nın emniyet müdürü


Türkiye tarihinin önemli olaylarından Maraş Katliamı, dönemin İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı’nın istifasını getirmişti. Ancak, benzer bir düzeyde sorumlu olan Emniyet Müdürü için böyle bir durum sözkonusu olmadı. Abdülkadir Aksu, 4 gün boyunca kan akıtılan katliamın ardından hiçbirşey olmamışçasına görevine devam etti. 12 Eylül’den iki hafta öncesine dek bu görevi sürdüren Aksu, Ekim 1977’den Ocak 1978 sonuna dek ise Kahramanmaraş Valiliği görevindeydi.

1944 Diyarbakır doğumlu Abdülkadir Aksu, 80 sonrası dönemde valilik görevleri üstlendi. 1985’te yılın bürokratı seçildi. 12 Eylül faşizmi döneminde yılın bürokratı seçilmenin ne anlama geldiğine açıklama bulmak gereksiz.

1987 kasımındaki seçimlerin ardından Aksu’nun “siyaset” yaşamı başlıyor.

Mart 1989 ve Haziran 1991 dönemlerinde ANAP yönetiminde içişleri bakanlığı görevi üstlenen Aksu, 1990’daki Muammer Aksoy, Turan Dursun ve Bahriye Üçok suikastleri sırasında sorumlu konumdaydı. 19 Kasım 2002’de bu defa AKP’nin içişleri bakanı olarak göreve gelişinden tam bir ay sonra ise, Necip Hablemitoğlu öldürüldü.

Diyarbakır milletvekili


Abdülkadir Aksu’nun bir diğer niteliği de önceki dönemlerde, Kürtlerin başkenti sayılan Diyarbakır’dan meclise girmesi. Aksu, Diyarbakır doğumlu olmasına karşın dedesi Osman Ağa’nın Rumeli/Trakya’dan Diyarbakır’a sürgün bir Arnavut aileden olduğu söyleniyor. Ancak dede Osman Ağa, burada Kürt Cemil Paşa’nın damadı oluyor. Aksu, 1995 Aralık seçimlerinde girdiği mecliste, GAP’tan Sorumlu Devlet Bakanlığı görevini de üstleniyor. Son seçimde İstanbul’dan meclise girmiş olmasına karşın Aksu’nun meclisteki Kürt kökenli milletvekillerinin lideri durumunda olduğu söyleniyor. Son dönemde, teslimiyet sürecinin alternatif Kürt politikalarının belirlenmesindeki rolü ihmal edilemez.

Abdülkadir Aksu’nun uyuşturucu mafyası bağlantıları ve oğlunun faaliyetleri ise, profilinin yarı karanlık çehresini oluşturuyor ve ayrıca değerlendirilmeye ihtiyaç duyuyor.

Çözülmenin “liderleri”


Bu kısa hatırlatmaların sonunda Aksu kimliğinin sembolize ettiği “siyasi” konumun çözülmekte olan Türkiye burjuva devletin merkezi rollerinden birini üstlendiğini tekrar hatırlatmak gerekiyor. Bir dönemin faşist bürokratı, bugünün boğazına kadar karanlık ilişkiler ağının kritik bir siyasetçisidir. Çözülme ve teslimiyet sürecinin iktidarı, ihtiyaç duyduğu tetikçilerin yanısıra yeni döneme uyumlu kadrolarını, eski dönemin karşı devrimci yığınağından devşirmektedir.

 

http://www.sol.org.tr/index.php?yazino=7450

***

Siyasetin hesabı ‘derin’

Ogün Samast’ın video görüntülerinin yayınlanmasının ardından emniyet ve jandarma teşkilatı içindeki hesaplaşma kızışıyor. Siyasi partiler konumlarını yeniden belirlerken, yapılan son çıkışların merkezinde Fethullah Gülen cemaati ve faşist çeteler bulunuyor.

HABER MERKEZİ 

Jandarma ve emniyet mensuplarının Hrant Dink’in katili Ogün Samast ile hatıra fotoğrafı çektirdiklerini belgeleyen resim ve videoların ortaya çıkmasından sonra, emniyet ve jandarma teşkilatı içinde sürdüğü bilinen “Fethullahçı-çeteci” savaşı siyasete de yansıdı.

AKP ve MHP arasında dün söz düellosu şeklinde gerçekleşen atışmada her iki tarafın da yaptığı imalar; BBP, DYP ve ANAP tarafından yapılan açıklamaların eksenini bu sürtüşme oluşturdu.

Bahçeli: Suikast komplo, kaynağı Fethullah


MHP ve AKP arasında yaşanan gerginliği, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik yazılı olarak yaptığı eleştiri ile başladı. Bahçeli’nin açıklamaları, suikast ile birlikte hükümet tarafından kimi çete örgütlenmelerinin tasfiye edilmesi girişimlerine yönelik bir karşı çıkış olarak şekil kazandı. Danıştay baskını sonrasında yaşanan tablo ile son cinayetin arkasından yaşananların benzerliğine dikkat çeken açıklama, net biçimde Fethullah Gülen cemaatine işaret etti. Bahçeli, şöyle konuştu:

“Türkiye'nin milli birliğini, iç ve dış güvenliğini hedef alan hain bir suikast senaryosu adım adım uygulamaya konulmuştur. Bu amaçla harekete geçen cephe, her gün yeni bir kışkırtma ile bulanık suda balık avlamaya çalışmaktadır.

Devlet ve millet olarak içine hapsedilmek istendiğimiz husumet zincirine her gün yeni bir halka eklenmektedir. Demokrasi ve özgürlükler adına ortaya çıkan ihanet cephesinin sergilediği hayasız tahrikler, Türkiye'nin iç bünyesini ve toplumsal dokusunu tahrip edecek boyutlar kazanmıştır.

Bu amaçla yola düzülen kin ve husumet kervanının başını, ne acıdır ki Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı çekmektedir. Türk milliyetçiliğini karalamak için tezgahlar peşinde koşan, derin devlet tartışmalarıyla her kötülüğün adresi olarak devleti hedef gösteren ve Türkiye'nin milli değerlerini aşağılamanın en uygun formüllerini bulma arayışına giren, sözleri ve fiilleriyle, alenen kışkırtıcılık yapan Başbakan, Türkiye'yi hedef alan hain suikastın azmettiricisi haline gelmiştir.

(…) Başbakan derin devlet tartışmasıyla devleti topyekün töhmet altında bırakacak bir tartışmayı gündeme getirmiştir. Derin devlet tanımları yapan 'gölge' Başbakan, sadece kendi gölgesiyle ve siluetiyle kavga etmekle kalmamış, derin ihanet erbabının eline yeni bir istismar malzemesi vermiştir. (…) Kasım 2002'den bu yana iktidarda olan AKP, varsa devlet içindeki çeteleri ortaya çıkarmak, sorumluları hakkında idari ve adli işlem yapmak durumundadır.

Danıştay cinayeti sonrasında sahneye konulan senaryonun bir benzerini şimdi de uygulamaya çalışan Başbakan, devlet içindeki çeteleşmeleri araştırmaya Emniyet teşkilatı bünyesinde AKP odaklı cemaat ilişkileri ağını ortaya çıkarmakla başlamalıdır.”

Bahçeli, açıklamasının devamında emniyet ve jandarma içinde Fethullahçı kadrolaşma operasyonun başında olduğu iddia edilen İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun görevden alınmasını talep etti.

Son günlerde büyük medya tarafından dışlanan milliyetçi söylemi de tamamen sahiplenen Bahçeli, Tayyip Erdoğan’ın kullandığı “hizmet milliyetçiliği” teriminin kime hizmet ettiğinin belli olduğunu söyledi. Bilindiği gibi “hizmet” sözcüğü, Fethullah Gülen cemaatinin faaliyetleri için kullandığı ayırt edici bir terim olarak öne çıkıyor.

Bahçeli’nin bu çıkışı, AKP’nin giriştiği “çete operasyonu” ve geriye çekilen milliyetçi söyleme karşı partinin güç yitirmesi sürecine set çekme olarak değerlendiriliyor. Son günlerde yaşanan istifalar ile BBP’ye, siyasi alanda milliyetçiliğin geri çekilmesiyle AKP’ye alan kaptıran MHP’nin, bu gidişe dur demek için sert çıkış yaptığı belirtiliyor.

AKP’den savunma


Bahçeli’nin yazılı açıklamasının basına yansımasından hemen önce gündem üzerine gazetecilerin sorularını yanıtlayan Başbakan Erdoğan, amaçlarının çeteleşmeyi engellemek olduğunu söyledi. Polis ve jandarmanın karşı karşıya gelmelerinin söz konusu olmadığını söyleyen Erdoğan, “ancak her iki kurum içerisinde de hatalı davrananlar olmuş olabilir” dedi. Erdoğan daha sonra yaptığı bir açıklamada da “Art niyetli olanlar kendi kutsal değerlerini öne çıkararak çeteleşmeye gitmek isteyenlere izin vermeyeceğiz” diye konuştu.

Bahçeli’nin açıklamasından sonra tavrını sertleştiren AKP, bu kez açıkça adını koyarak “milliyetçi politikayı” eleştirdi. Bahçeli’nin açıklamasına cevaben konuşan AKP Meclis Grup Başkanvekili Faruk Özak, “Ne yazık ki muhalefet partileri, ulusalcı politikaları, aşırı ulusalcı politikaları son bir yıldır öne çıkararak, milletin karşısında oy avcılığına soyundular” diye konuştu. Özak, sonrasında yaptığı açıklamada MHP’ye karşı bir kez daha çete imasında bulundu. Özak “Cinayeti işleyen yakalanmıştır. Cinayeti işleyenin arkasındaki kişiler de yakalanmıştır. Ama bu cinayetin daha derin bağlantıları 'var mı, yok mu?' diye, devletin, Başbakanın bu konuyla ilgili yoğun çabası var” dedi.

ANAP-DYP-BBP buluşması


Öte yandan Dink cinayeti ekseninde gündeme damga vuran bir diğer siyasi gelişme de, ANAP ve BBP tarafından DYP’ye yapılan taziye ziyaretleri sırasında verilen mesajlar oldu. DYP Genel Başkan Yardımcısı Serdar Tosun’un vefatı dolayısıyla DYP’yi ziyaret eden parti liderleri, bir koalisyonun sinyallerini verdiler.

DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, yaptığı açıklamayla direkt olarak Tayyip Erdoğan’ı istifaya çağırdı. Ağar, “Erdoğan’ı inisiyatif alıp gereğini yapamamakla” suçladı. ANAP lideri Erkan Mumcu ise, fotoğraf ve video görüntülerinin kabul edilemez olduğunu söyleyedi. Mumcu, “fotoğrafla verilmek istenen mesaj açık” diye konuştu.

301. madde üzerine yaptıkları açıklamada, Ağar yasa hakkında muğlak açıklamalarda bulunurken, Erkan Mumcu yasayı “arızalı” olarak niteledi.

ANAP’tan sonra DYP binasına ziyarette bulunan BBP kurmayları ise, soruşturmanın gizlilik içinde yürütülmesi gerektiğini, resimlerin kabul edilemez olduğunu söylediler. BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’ndan gelen “Hukuk devletinde kabul edilecek işler değil bunlar” değerlendirmesi, son günlerde MHP’den istifa edip kendi bünyesine katılanlarla güç kazanan BBP’nin, DYP ve ANAP’a mesafeli olmadığının kanıtı olarak değerlendiriliyor.

 

http://www.sol.org.tr/index.php?news=258&yazino=7689

 

 

.Bakan Aksu o koltukta oturmamalıdır

Necdet B.  Sivaslı

05.02.2007

 

Gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesi olayı ile ilgili olarak ortaya çıkarılan istihbarat sürecinin, ülkemizde emniyet teşkilatının laçkalaştığı gerçeğini ortaya koymaktadır. Bu cinayetin aylar önce işleneceğine dair istihbarat edilip, ilgili yerlere iletilmesinden sonra geçen sürenin de yine emniyetteki kopukluklardan kaynaklandığı görülmektedir.

Aslına bakılacak olursa ortada çok önemli bir olay vardır. Hrant Dink, resmen göz göre göre cinayete kurban gitmiştir. Devlet olarak, kritik bir durumda bulunan bir vatandaşımızı koruyamıyorsak, buraya bir nokta koymamız gerekiyor.

Uzun zamandır emniyet teşkilatı içinde gruplaşmaların, ayrımcılığın yaşandığına dair haberler çıkıyor. Tatrikatlerin de cirit attığı bir kurum haline getirildiğine dikkat çekiliyor. Her zaman tarafsız olması gereken ve örgütlenmeden uzak tutulması gerekiyor. Ancak, bugün emniyet çatısı altında çok önemli bazı gelişmelerin meydana gelmesi de hiç kuşkusuz endişe veriyor.

AKSU,İSTİFA ETMELİDİR

Şimdi görünen şudur:

Gazeteci Hrant Dink cinayetindeki istihbarat süreci ,emniyet içindeki kopukluğu açık biçimde ortaya koymaktadır. Her gün yeni bir skandal ile ortalık çalkalanıyor. İstihbaratı veren Trabzon Emniyet Müdürü ile Vali açığa alınıyor. Hrant Dink cinayetinin faili emniyet birimlerince hatıra fotoğrafı ile ödüllendiriliyor. Skandal üzerine skandal yaşanıyor. Ancak, emniyet teşkilatının başı İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, hala oturmamamsı gereken koltukta oturmayı sürdürüyor.

Ortada bir cinayet ve cinayet sonra ard arda çıkan skandal bulunuyor. Emniyet Genel Müdürü aylardır vekaleten yürütülüyor. Ortada Emniyet Genel Müdürdü de bulunmuyor. Başbakan Erdoğan ve İçişleri Bakan Aksu, yaptıkları açıklamalarla da iyice çuvalladıklarını ortaya koyuyorlar.

Böylesine bir olay gelişmiş bir ülkede olsaydı acaba o ülkenin İçişleri Bakanı halen görevinde bulunur muydu? Halen o koltuğunda oturur muydu ?

Cinayet zanlısı Ogün Samast'ın Samsun'da yakalanmasından sonra skandal görüntülerinin emniyette çekildiği, ancak bu görüntülerin jandarmaya yıkılmaya çalışıldığı da olayın hangi boyutlara taşınmak istenildiğini göstermektedir.

OYUN İÇİNDE OYUN AMA…

Hrant Dink cinayetindeki istihbarat süreci,emniyet içinde çok önemli kopuklukların var olduğunu gösteriyor. Son fotoğraf skandalının da soruşturma sürerken, medyaya sızdırılması hiç kuşkusuz anlamlıdır. Hele bunun jandarmaya yıkılmak istenilmesi ise olayın başka bir boyutudur.

Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Işık Koşaner'in, sert tepkisine de yol açan bu skandal görüntülerin jandarma ile bağlantılı olduğu izleniminin verilmeye çalışılması da, ayrıca tartışılması gereken bir konudur. Nitekim, jandarmadan bir yetkilinin şu sözlerinin altını çizmek istiyoruz:

" Görüntülerin çekildiği yer kesinlikle jandarmaya ait değil. Kamera görüntülerini çeken de jandarma değil. Ama daha da önemlisi bu görüntülerin soruşturma sürerken neden medyaya sızdırıldığı? Jandarmayı haksız yere töhmet altında bırakmakla hangi maksadın güdüldüğünü takdirinize bırakıyoruz."

Görebildiğimiz kadarı ile oyun içinde oyun oynanıyor. İşin içine jandarma da katılarak, bu kurumun yıpratılmaya çalışıldığı izlenimi verilmeye çalışılıyor. Tehlikeli bir oyun oynanıyor.

Samsun Emniyet'inin 6.katında çekildiği tespit edilen ve Emniyet Genel Müdürlüğü Basın Sözcüsü İsmail Çalışkan da yaptığı açıklamada fotoğrafların emniyette çekildiğini doğrulamış bulunuyor. Bu konuda oyun içinde oyun oynanmaya çalışıldığı da böylece anlaşılmış görünüyor.

O halde bu durum neyi yansıtıyor?

Jandarmaların bulunduğu görüntüler medyaya sızdırılarak sanki bu görüntülerin jandarmada çekilmiş izleniminin yayılması isteniliyor. İşin içine jandarma sokularak bu kurum yıpratılmaya çalışılıyor. Nitekim, kamuoyuna da haberler bu yönden yansıtılıyor.

Bu tam anlamı ile bir skandaldır ve İçişleri Bakanı Aksu'nun istifasını gerektirir. Bunun artık araştırılıp, sonuçlandırılması de beklenmemelidir. Ancak, Bakanın pişkin pişkin koltuğunda oturmasına da bir anlam veremiyoruz.

Bu tür olaylarda askerlerin işin içine sokulmaya çalışmasını da çok tehlikeli olarak görüyor ve değerlendiriyoruz.

 

http://www.ortadogugazetesi.net/makale_goster.asp?id=1781&yazid=21

 

İçişleri Bakanı Aksu "seyir halinde"(!)

Türk'ün Sabirla Imtihani

Vedat Beki

 

 

İçişleri Bakanı Aksu "seyir halinde"(!)

Son günlerde ülkemizde gerçekleşen olayları takip etmekte olabildiğince sıkıntı yaşıyorum. Neden derseniz; gazete sayfalarını okuduğumda, TV ekranlarına yansıyan görüntüleri izlediğimde puzılın önemli bir parçasının eksik olduğunu fazla bir zahmete girmeden fark edebiliyorum!

Nedir bu eksiklik, diye soracak olursanız hemen yanıtlayalım!

T.C.’nin İçişleri Bakanı ortalarda yok!

Ülkenin başta Güneydoğu olmak üzere, Karadeniz, Ege ve Marmara bölgesinde meydana gelen olaylar yenilir yutulur cinsten değil! Karadeniz’de halkın linç tepkileri ard arda gerçekleşirken, İstanbul’un göbeği kaynayan kazan haline dönüştü! Hemen yakınlarda Bozüyük’te şehir halkı ile PKK yandaşları arasında çıkan arbede (mi desem, sokak savaşı mı! bilemiyorum) görüntülerinin, bu ülkede yaşayan her vatandaşı en az benim kadar tedirgin ettiğini düşünüyorum.

Bütün bu olayların getirdiği kaos ortamının biran önce dağılması yönünde mevcut iktidarın İçişleri Bakanın bir gayretini görmemek beni daha da tedirgin ediyor...

Ülkenin Başbakanı T. Erdoğan konuşuyor:”Polis, Hizbuttahrir’e müdahale etmeliydi!”

Yine hükümetin Başbakan Yardımcısı (Spordan sorumlu!) Mehmet Ali Şahin tüm yurtta tepkiyle karşılanan İstanbul Fatih Camii’ndeki şeriatçı eyleme isyan ediyor ve; “Oradaki sivil polisler neden o adamı takip edip yakalamadılar!”

Ardından İstanbul Valisi Muammer Güler adeta özür dilercesine “Ben burada Sayın Başbakanımızın da kamuoyunda ifade ettiği gibi, burada bir eksikliğin olduğunu kabul ediyorum.” diyor!

Tüm bu açıklamalardan sonra İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah medyanın sorularını yanıtlıyor ve o da yarım ağız, polisin görevini eksiksiz yaptığını dile getiriyor!

Bütün bu açıklamaların arasına bir de hükümetin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül giriyor ve “Bunların hepsi provokasyondur. Teröre asla müsamaha yok, kesinlikle yok. Bu, acizliğin ifadesidir.” diyor!

Acaba Dışişleri Bakanı Gül’ün söylediği önlemler alınacak mıdır? Ya da alınmış mıdır? İçişleri Bakanına bakarsak, bundan endişe duymaktayım... Çünkü kabinede görevli İçişleri Bakanı ortalarda yok! Ve suskunluğunu da görüntüsüyle beraber devam ettirmekte...

Bozuyük’te meydana gelen olaylardan sonra İçişleri Bakanı basına görüntülü değil yazılı(!) bir açıklama yapıyor ve çok ilginçtir ki bu açıklamada da vatandaşa çaktırmadan gözdağı veriyor!

Yaptığı yazılı açıklamada; Hiçbir kişi veya sivil toplum örgütünün, kanunların kendisine vermediği bir yetkiyi üzerine atfederek kullanamayacağını vurgulayan Aksu, aksi davranış ve eylemlerin, toplumda kamu düzenini bozacağını, kargaşaya neden olacağını belirterek açıklamasını şöyle sürdürüyor:

“Geçmişte de gördük ki bu gibi yanlışlıklardan hep yüce milletimiz zarar görmüştür. Birlik ve beraberliğimizi bozmayalım. Sağduyu içinde hareket edelim. Soğukkanlı olalım ve tahriklere kapılmayalım. Türkiye Cumhuriyeti, demokratik bir hukuk devletidir. Hukuka aykırı bir durum veya eylem olduğunda, bunu takip edecek, soruşturacak, adli organlara teslim edecek ve yargılanmasını sağlayacak merciler bellidir.”

Bu ülkede bir Üzeyir Garih cinayeti işlenmişti geçmişte! Zamanın İçişleri Bakanı polisin “zanlı” diye yakaladığı bir tinerci çocuk ile ekranlarda kendisini gösteriyordu!

Bilecik iline bağlı Bozuyük ilçesinde 3000 kişinin katıldığı bir “iç savaş” görüntüleri yaşanmakta, ancak gel gör ki İçişleri Bakanı TV ekranlarında TC’nin vatandaşlarına karşı herhangi bir açıklaması yok!

Diyarbakır doğumlu, İstanbul milletvekili (!) İçişleri Bakanı resmen “tıp” oynamakta! Oynamaya da devam etmekte…

* * *

İsterseniz biraz gerilere gidelim… 1950’li yıllar… Çok partili döneme geçiş. Ve beraberinde sokakta, vatandaşın konuştuğu dile giren yeni bir kelime: Mafya…

Beraberinde “mafya” denildiğinde ülke olarak İtalya akla geliyor! Sinemalarda gişe rekorları kıran “Baba I” ve devamı “Baba” filmleri…

Bizim ülkemizde de “İnci Baba”, “Kürt İdris”, “Kürt Ahmet” ve “Dündar Kılı甅

Sokaktaki vatandaşın bildiği babaların tamamı Kürt! Taa o zamanlarda… Yani 1950’lerden sonraki dönem… 12 Eylül 1980’e gelinceye kadar yaşadığımız süreç içerisinde ülkemizde bu “baba”lardan oldukça sözediliyordu!

1950’lerde oluşturulan bu “baba”lı oluşumlardan özellikle İnci Baba (Mehmet Nabi İnciler) en sade vatandaşın bile yakından tanıdığı bir isimdi! Öylesine bir isimdi ki, dönemin başbakanı (daha sonra cumhurbaşkanı oldu) Süleyman Demirel’le birlikte aynı haber içerisinde gazete sütunlarında yer alıyordu!

İnci Baba’nın açıklamaları oldukça şa-şırtıcı geliyordu:

“Kardeşim bizimle ne uğraşıyorsunuz? Biz kendi çocuklarımıza babalık yapamıyoruz. Dünyada iki tane baba var: Reagan ve Gorbaçov (O zamanki ABD ve SSCB devlet başkanları), onların yanında bizim babalığımız hava gazı”!

Böyle diyordu İnci Baba, ancak yine kendisine biçilen rolü oynamaya devam ediyordu! Her türlü ihale işinde boy gösteriyor, zaman zaman polise yakalanıyor, daha sonra da elini kolunu sallayarak, hatta davet edilerek zamanın başbakanı ile aynı karede resim çektirebiliyordu!

Dündar Kılıç ve şürekasının geldiği son nokta da hepinizin malumu olduğu üzere Susurluk!

Bütün bunları bu sayfalarda aktarmak istemiyorum… Arşivler bunun en büyük kanıtları… Arzu eden yığınlarca bilgi ve belgeye ulaşabilir…

Siyasetçi-mafya-bürokrat üçgenindeki özgün bağlantıda Kürtler 1 ve 2 numara!

Üçlü ayağın 2’si kafadan Kürt! Üçüncüsü mü? Önemli değil! Nasıl olsa Kürtleştirilmiş birileri bulunur! Çünkü böyle bir sıkıntı yok!

Peki bütün bunlar tesadüf mü?

Hiç kimse bana tesadüf olduğunu söylemeye kalkmasın!

Bugün ülke gündeminde yaşananlar ve benzer olayları önlemede yetkili makam; Öncelikle Başbakan ve onun görevlendirdiği İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’dur!

Nasıl olacak!

Abdülkadir Aksu Diyarbakırlı!

7 Eylül 2005 tarihli gazetelerden:

“Bilecik Valisi Çolak, Diyarbakır Milletvekili Mesut Değer’i Bozüyük’e sokmadı… Diyarbakırlısın, ilçeye girme!”

…

Ne yani! İçişleri Bakanı Diyarbakırlı olduğu için mi TV ekranlarına çıkmıyor!

Halkı galeyena getireceği düşüncesiyle mi Bakan Aksu’nun yerine Dışişleri Bakanı (!) bile terörü önleme konusunda kararlı olduklarını açıklıyor!

Baştan aşağı komedi!

Hem de en alasından! Böylesine bir ülke yönetimi, böylesine gaflet, böylesine delalet olmaz!

* * *

25 Ağustos tarihli gazetelerde Genelkurmay Başkanı Özkök’ün açıklaması aynen şöyle: “Örgüt politik hedeflerini gerçekleştirmek için bölücü faaliyetlerini sürdürmektedir. Herkes elini taşın altına sokmalıdır. 20 yıldır bu mücadele TSK ile yürümektedir. Ancak topyekün bir anlayış ile yapılmalıdır.

Devletin tam kadro mücadeleye katılması gerekir. Herşeyin acısı yüreğimizdedir. Çok daha kararlılıkla mücadeleye devam edeceğiz. TSK hedefi bölücü terör örgütü üyelerinin terörü terkederek kanunlara teslim olmasıdır. Teröre karşı işbirliği şarttı.” diyerek herkesi sorumluluk almaya çağırıyor.

6 Eylül’de İçişleri Bakanı Aksu’nun açıklamasında; “Kimse olmayan yetkisini kullanmaya kalkmasın”(!) diyerek tam tersi bir açıklama yapıyor!

Ne demişti daha sonra Özkök: Biz hükümet ile uyum içindeyiz!

Sevsinler böylesi bir uyumu!

Kimi kandırdığınızı zannediyorsunuz sayın beyler! Biriniz topu taca atıyor! Top toplayan da yerinde yok! Tribündekiler topu sahaya yollamaya kalkınca da!

...

Hükümetin İçişleri Bakanı Aksu, vatandaşına huzurlu bir ortam sağlayamıyorsa ve sağlama yönünde gayret göstermiyorsa (ki göstermiyor) görevini bırakmalı! Yani istifa etmeli!

Tabii ki Bakan Aksu’dan böyle bir hareket beklemiyorum!

Öyleyse görevden alınmalı! Bunu da yapabilecek bir başbakan göremiyorum!

Öyleyse…

Her şey apaçık ortada duruyor!

10 Kasım 1938 sabahı Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden itibaren ülke düşmanları sürekli mesaideler! 15 yılda yapılanları, 70 yıla yakın bir zamandır yıkmaya çalışıyorlar… Hem de pervasızca… Hem de büyük bir cüretle… Başarabileceklerini bir an bile düşünmüyorum…

Oyun bozulacak...

 

http://www.turksolu.org/90/beki90.htm

 

İçişleri Bakanı için istifa zamanı

Mehmet Y. YILMAZ

24 Mart 2007

***


HRANT Dink cinayetinin azmettiricisi olduğu iddiasıyla tutuklu bulunan "büyük ağabey" lakaplı Erhan Tuncel'in, cinayet günü bir polis memuruyla yaptığı görüşme, Emniyet'in bu olayda nasıl bir "gaflet" içinde olduğunu ortaya koyuyor.

"Gaflet" diyorum ama daha fazlasını düşünüyorum aslında.

Söz konusu polis memuru, Trabzon'da çalıştıktan sonra Bartın'a tayin olmuş ve istihbaratta görevli.

Olay günü yapılan görüşmesinde, polis memuru, Erhan Tuncel'e "Cinayeti sizinkiler mi işledi? Bana anlattığınız gibi mi oldu? Hani Ogün teslim olacaktı? Yasin mi yaptı?" gibi sorular soruyor.

Belli oluyor ki Trabzon Emniyeti, en başından beri cinayetin planlandığını, cinayeti kimin işleyeceğini, cinayetten sonra katilin teslim olacağını biliyordu.

Bu durumda Hrant Dink ile ilgili ciddi bir koruma önleminin alınmamasını, cinayeti planlayanların daha işin başında neden engellenemediğini öğrenmemiz gerekiyor.

Bu, Türkiye'yi karıştırmak ve zor durumda bırakmak isteyen çevrelerin "yönettiği" bir eylem mi, polis o çevrelere alet olduğu için mi cinayetin işlenmesini seyretti? Yoksa polisimiz bu kadar "saf" mı?

Polis istihbaratı suçu önlemek için mi çalışıyor, yoksa seyretmek için mi?

İçişleri Bakanı, emrindeki polislerin bu "gafletinden" habersizse, neden o koltukta oturuyor?

***

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6189813.asp?yazarid=148

 

 

.Dikkat! Aksu yine görevde!

Web Search

Tuna Arıgüç

 

 

Abdülkadir Aksu, yeni hükümette İçişleri Bakanlığı koltuğuna otururken, “Avrupa Birliği’ne kabul için her şeyi yapacağız, demokratikleşeceğiz, biz her zaman demokrasiyi savunduk” gibi bilinen sözleri tekrarlıyor ve ekliyordu: “Bu bakanlığın yabancısı değilim, evime döndüm.”
Fakat, Aksu’nun aynı koltuğu işgal ettiği 1989-1991 yılları arasındaki karnesi oldukça kirli. Bu 2 yıllık dönemde 36 kişi işkence sonucu öldü, yüzlerce dernek basıldı ve binlerce kişi gözaltında işkence gördü.

 

Karanlık yıllar

 

Aksu, 30 Mart 1989’dan 23 Haziran 1991’e kadar görevde kaldı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Dokümantasyon Merkezi kayıtlarına göre; Aksu’nun görev süresi boyunca hak arama eylemleri, gösteri ve yürüyüşler kanlı bir şekilde engellendi ve binlerce kişi gözaltına alınarak, günlerce sorgulandı.

 

Kayıtlara geçen örneklerden bazıları, akıllara durgunluk verecek gibiydi. Dernek ve kitle örgütlerine yönelik baskılar, Haliç’i Kalkındırma Derneği’nin toplantısının basılmasına kadar vardı. 24 Kasım Öğretmenler Günü vesilesiyle düzenlenmek istenen bir panel, ‘sakıncalı’ bulunarak yasaklandı. İşkence sonucu ölen birçok kişi hakkındaki resmi raporlar ise, adeta birbirinin kopyasıydı; ya camdan düşerek öldükleri ya da intihar ettikleri ileri sürülüyordu.

 

Bazı örnekler

 

Abdülkadir Aksu’nun, ANAP hükümetindeki İçişleri Bakanlığı sırasında, 36 kişi polis tarafından gözaltında tutulurken hayatını kaybetti.

 

Bunlardan birinin davası, Türkiye’deki en uzun işkence davası oldu. 1991’de gözaltına alınan Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Birtan Altınbaş, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulurken, 16 Ocak günü yaşamını yitirdi. Altınbaş’ın gözaltında işkence gördüğü, onunla aynı günlerde gözaltında tutulan kişilerin İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) başvurmasıyla ortaya çıktı.
19 yaşındaki Ali Akkan da, Antalya Emniyet Müdürlüğü’nde gördüğü işkence sonucu yaşamını yitirdi. Akkan’ın 4. kattan atlayarak intihar ettiği öne sürüldü.

 

28 yaşındaki İmran Aydın, hayatını Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde kaybetti. Aydın’ın kaçarken düştüğü ve pankreas patlaması sonucunda öldüğü iddia edildi.

 

Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü polislerince gözaltına alınan Ali Rıza Ağdoğan da polis nezaretinden cansız çıkanlar arasında yer aldı. Ağdoğan’ın 8. kattan atlayarak intihar ettiği ileri sürülürken, 5 polis hakkında dava açıldı.

 

İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde ölen İdris Can’ın da hastalanarak öldüğü iddia edildi. Ancak daha sonra ölüme işkencenin yol açtığı kabul edildi ve bir polis hakkında dava açıldı.

 

Biraz daha şanslı olanlar da vardı. 25 Mayıs 1990’da Gültekin Akarca isimli bir tıp fakültesi öğrencisi, 15 gün kaldığı Ankara Emniyet Müdürlüğü’nden çenesi kırılmış halde çıktı. Akarca, hastane yerine özel bir doktora götürülerek gizlice tedavi edildiğini, hakkında da “Kaçarken düştü ve çenesi kırıldı” biçiminde tutanak tutulduğunu açıkladı.

 

Polisler o derece cesaret almışlardı ki, işkence olaylarının haberini yapan gazetecileri bile dövdüler. Bir haberle ilgili olarak bilgi edinmek üzere Erzurum Emniyet Müdürlüğü’ne giden Hürriyet Haber Ajansı muhabirleri Cem Bakırcı ve Mehmet Şener, Emniyet Müdürlüğü Özel Kalem odasında Asayiş Şube Müdürü Naci Güvenç ve adamları tarafından kıyasıya dövüldü.

 

Çocuklara bile işkence

 

1989-1991 yılları arasında, çocuklara yönelik işkence olayları da iyice arttı.

 

23 Temmuz 1990’da Kayseri’nin Bünyan ilçesi Emniyet Müdürlüğü’nde, yaşları 11 ve 12 olan dört çocuğa işkence yapıldı. Çocukların aileleri polisler hakkında suç duyurusunda bulundu. Çocuklara verilen raporda da, vücutlarında ‘yuvarlak cisimlerle vurulmasından kaynaklı’ darp izi olduğu kaydedildi.

 

19 Mayıs 1991’de ise 9 yaşındaki bir çocuk işkence gördü. Giresun’un Keşap ilçesine bağlı Düzköy’de bir hırsızlık olayını soruşturan jandarmalar tarafından gözaltına alınan Ö.T. adlı çocuk, 5 saat süreyle işkence gördü. Çocuğa, “10 gün içinde iyileşebilir” raporu verildi.

 

Mardin’in Savur ilçesine bağlı Pınardere köyünde yaşayan H.K. (12), M.O. (13) ve M. O. (13) adlı üç küçük kız çocuğu, Savur Jandarma Bölük Komutanlığı’na götürüldü. İşkence gördüklerini bildirerek İHD Diyarbakır Şubesi’ne başvuran çocuklar, karakolda sopayla dövüldüklerini ve cinsel tacize uğradıklarını anlattılar. Çocukların, “PKK’ye katılmak için evlerini terk ettikleri” yolundaki yanlış bir ihbar yüzünden gözaltına alındıkları ortaya çıktı.

 

Dünyanın gözü çevrildi

 

İHD Ankara Şubesi tarafından hazırlanan İşkence Raporu’nda, 1989’daki 37 işkence olayına yer verildi. 1990’da dünyanın 10 ülkesinden insan hakları savunucuları bir araya gelerek, “Türkiye’de sistematik işkence uygulanmaktadır” açıklamasını yaptılar.

 

Bu arada, kanıtlanabilen işkence olayları hakkında davalar açıldı. Örneğin, Doktor Mehmet Tok’a işkence yaptıkları gerekçesiyle Komiser Ümit Yüksel ile Polis Memuru Nevzat Üner hakkında 3’er yıl hapis istendi. Ancak, işkence yapmak suçundan hakkında dava açılan polisler genellikle, işkence mağdurlarının yargılandığı davalarda tanık koltuğunda oturuyorlardı.

 

O günleri en iyi anlatan olaylardan biri ise, Gaziantep Cezaevi’nde sürekli dayak ve kötü muameleden yakınan çocukların, inceleme gezisi için oraya gelen Adalet Bakanı Oltan Sungurlu’ya dayak yedikleri sopayı hediye etmeleriydi.

 

http://www.evrensel.net/arsiv.php?txt_arsiv_tarihi=20070325

 

Baykal: Tüm cinayetler Aksu döneminde

Baykal soruyor: Aksoy'dan Emeç'e, Üçok’tan Dink'e kadar ünlülerin Bakan Aksu döneminde öldürülmesi tesadüf mü.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu hakkında partisinin TBMM'de neden soruşturma komisyonu kurulmasının AKP'liler tarafından engellemesini ilginç bir gerekçe ile açıkladı.

 

Ortada cezai bir sorumluluk bulunduğunu savunan Baykal, bugün medya önüne çıkarak ,TV kanalında özellikle İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu hakkında ilginç bir görüşünü dile getirecek.

 

Baykal, Muammer Aksoy'dan Çetin Emeç'e, Bahriye Üçok’tan Hırant Dink'e kadar ünlü kişilere yönelik tüm cinayetleri bir liste halinde halkın gözleri önüne serecek. Baykal, ardından da, "Ülkeyi derinden sarsan tüm bu cinayetlerin hepsinin Abdülkadir Aksu'nun İçişleri Bakanı olduğu döneme denk düşmesi tesadüf mü? Bu kadar tesadüf olur mu?" diye soracak.

 

"Ortada koca bir cinayet listesi varken, bakandan hesap sormamak mümkün mü?" diye soran Baykal bu hesabın Başbakan Tayyip Erdoğan'dan da sorulması gerektiğini belirterek, bu nedenle komisyon talebini iki isim için de istediklerini anlattı.

 

Baykal, İçişleri Bakanı Aksu'yu sadece ünlü isimlere yönelik cinayetler için de suçlamıyor. Aksu'yu görevi ihmalle de suçlayan Baykal, "Kapkaç, hırsızlık, asayiş konusu tam bir kepazelik. Bütün bunlar bu bakan döneminde arttı. Bu durumda hesap sormamak akılla, izanla bağdaşır bir şey değil" dedi.

 

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5875718

***

Baykal: Emniyet gerçekleri gizleyen bir kuruma döndü

ANKA

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, evde, dükkanda, sokakta güven kalmadığını ancak İçişleri Bakanının görevini sürdürdüğünü ifade ederek, “Birileri, anasından 'İçişleri Bakanı' doğmuş gibi yıllardır İçişleri Bakanlığında kalıyor ve Türkiye ne halde” dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ile ilgili soruşturma önergesi vereceklerini yineleyerek, “Bu tablonun hesabı sorulmalı. Meclis’te bunun hesabı sorulacak. Buna ihtiyaç var. Anasından içişleri bakanı doğmuş gibi birileri yıllardır İçişleri Bakanlığı’nda kalıyor ve Türkiye ne halde? Türkiye bu arkadaş için bu bedeli ödemek zorunda mı?” dedi.

Baykal, partisinin grup toplantısında, Dink cinayetinin ardından yaşanan emniyet merkezli tartışmalara tepki gösterdi. Emniyet teşkilatında “yozlaşma” yaşandığına işaret eden ve acil “reforma” gidilmesi gerektiğini söyleyen Baykal, Dink cinayeti ihbarının 11 ay önce yapıldığını ancak önlem alınmadığını yineleyerek, “17 defa ihbar yapılıyor. Cinayeti işleyeceği söylenen kişiler izlenmiyor. Herkes cirit atıyor. Böyle bir tablo olabilir mi? Bu gidiş iyi gidiş değil. Emniyet köklü yeniden yapılanma içine girer. Savsaklama erteleme ağır sorumluluk doğurur. Emniyetin bu halinin sorumlusu yok mu?” dedi.

CERRAH’A TEPKİ

İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın görevde kalmasına tepki gösteren Baykal, “İstanbul Emniyet Müdürü’nü nasıl soruşturuyorsun? Hala emniyet müdürlüğünde oturuyor. Boşlukta Türkiye, sahipsiz” dedi.

EMNİYET’TE SİSTEMLİ KADROLAŞMA VAR

İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü görevlerine atama sürecinde yaşanan sıkıntıya dikkat çeken Baykal, emniyet ve silahlı kuvvetlerde atamanın liyakata göre yapılmasının önemli olduğuna işaret ederek, “Emniyet, karartmanın, siyasi iktidarı korumaya, hedef saptırmaya, karalamaya dönük faaliyetin desteklendiği bir kurum haline dönüşmüştür. Münferit kadrolaşmanın ötesinde sistemli kadrolaşma uygulamasından söz etmek durumundayız” dedi.

ANASINDAN İÇİŞLERİ BAKANI DOĞMUŞ

İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ile ilgili soruşturma önergesi vereceklerini yineleyen Baykal, “Bu tablonun hesabı sorulmalı. Meclis’te bunun hesabı sorulacak. Buna ihtiyaç var. Anasından içişleri bakanı doğmuş gibi birileri yıllardır İçişleri Bakanlığı’nda kalıyor ve Türkiye ne halde? Türkiye bu arkadaş için bu bedeli ödemek zorunda mı?” dedi.

Emniyette yaşanan bilgi kirliliğine de tepki gösteren Baykal, yurt genelinde suç patlaması yaşandığını belirterek, “Suç oranı yüzde 64 arttı, geçen yıl her 40 saniyede bir suç işlendi. 600 bin kadar suç, kayda geçti. Ama İçişleri Bakanı hala görevde” dedi.

Aksu hakkında gensoru önergesinin görüşüleceğini anımsatan Baykal, TBMM’nin “parmak hesabı” konuyu örtbas etmesi durumunda görevini yapmayacağını belirtti.

 

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5944672

***

CHP'li Koç: Aksu bilgi kirliliğinin baş sorumlusu

A.A

CHP Grup Başkanvekili Haluk Koç, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun, Gazeteci Hrant Dink cinayetinin ardından yaşanan bilgi kirliliğinin baş sorumlusu olduğunu öne sürerek, Aksu'yu istifaya çağırdı.

Koç, Parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, Gazeteci Hrant Dink cinayeti sonrası yaşanan gelişmeleri ve milliyetçilik tartışmalarını değerlendirdi.

Dink suikastında bilgi kirliliği yaratıldığının açıklandığını anımsatan Koç, ”Bu bilgi kirliliğini kim yaratıyor, ne amaçla yaratıyor? Emniyet içinde gizli bir mücadele mi var?” diye sordu.

Koç, Hükümetin bu sorulara derhal yanıt vermesi gerektiğini ifade ederek, ”Bu yaşanan olayda, işin tek ve birinci sorumlusu AKP Hükümetidir. Bu sorumluluktan, tartışmaların arkasına sığınarak kaçmak mümkün değildir” diye konuştu.

“İçişleri Bakanı, hayalet bir bakan mıdır?” diye soran Koç, dünyanın herhangi bir ülkesinde siyasal cinayet işlendiğinde, gözlerin ilk olarak hükümetlere çevrileceğini ve bunun hükümette ciddi sıkıntı yaratacağını kaydetti.

Türkiye'de bugün Hükümetin dışında devletin her kurumuna saldırılmaya başlandığını, toplumun her katmanına bir yakıştırma yapıldığını öne süren Koç, şöyle konuştu:

“Ama AKP Hükümetinden tık yok. İçişleri Bakanı, sanki olayın dışında, dünyadan habersiz, İyi bir seyirci... İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Türkiye'nin ve olayın selameti açısından derhal istifa etmelidir. Sayın Bakan, bugün yaşadığımız bilgi kirliliğin baş sorumlusudur. Yaşanan tüm olaylar karşısında -daha önce benzenleri de yaşanmıştı- Sayın İçişleri Bakanı, sütre gerisinde durmayı her zaman tercih ediyor, adeta sorumluluklarının hatırlatılmasından korkuyor ve kendini unutturmaya çalışıyor... Yine aynı süreçle karşı karşıyayız. Sayın İçişleri Bakanı yok ortada, gözükmüyor, kayıp...”

DERİN DEVLET TARTIŞMASI

Dink cinayetinin ardından gündeme gelen derin devlet tartışmalarını da değerlendiren Koç, “Eğer derin devlet varsa, Sayın Başbakan bunu, sorumlu olarak çözmeye mezun olan kişidir. 4 yılı aşkın bir süredir tek başına iktidarda olan bir siyasi yapının, 'benim dönemimde derin devlet var, ben mücadele edemiyorum' demesi, görevini yapamamanın ifadesidir” diye konuştu.

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5896269

***

Aksu’nun fazileti

Yalçın DOĞAN

...

HANGİ partide olursa, ister ANAP, ister şimdi AKP, Abdülkadir Aksu her dönemde İçişleri Bakanı.

Yüzlerce cinayet, başkaldırı, uyuşturucu ve akaryakıt başta olmak üzere, her türlü kaçakçılık, dibine kadar terör, mafya, kabadayılık, asayişsizlik, ama hazret en sorumlu makamda, koltuğu her zaman sağlam.

Şimdi Hrant Dink cinayetinde yine polisin olağanüstü ihmali, en sorumlu Aksu, hazret yine ortada yok. Koltuk yerinde ve sağlam. Ortaya çıktığında da, cam üstünde buz kaydırmaca nutukları.

Biri Aksu’nun faziletini halka anlatsa da, bu hünerin kaynağını hep birlikte öğrensek.

...

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5873002

***

Akşam “BU NE ŞANSSIZLIK” diyordu.

SERDAR DEVRİM

 

Trabzon Valisi Hüseyin Yavuzdemir ile Emniyet Müdürü Reşat Altay merkeze alındı. İçişleri Bakanlığı, Hrant Dink cinayeti ile ilgili olarak Trabzon’da inceleme başlattı.

Ama bu arada, İstanbul Emniyet Müdürü, Emniyet Müdürü, İstanbul Valisi ve hepsinin patronu olan İçişleri Bakanı hâlâ makamını işgal etmekte. Keza MİT görevlileri.

Oysa, artık herkes yazdı ve söyledi, Orhan Pamuk gibi, Hrant Dink gibi terör örgütlerinin ve bireysel katillerin hedefi olan aydınların (koruma istemediler) bahanesiyle korunmamış olması, izlenmemiş olması, resmen “görevi ihmal sebebiyle ölüme sebebiyet...” Katil zanlılarına “yardım ve yataklık” değilse elbet...

Cinayetteki ihmal zincirinin bir numaralı sorumlusu, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, mülkiye müfettişlerini görevlendiriyor, “idarenin ve emniyetin kusur ve ihmallerinin olup olmadığı ile tüm bu olaylar zincirinin çok yönlü incelenmesine ilişkin olarak” ...

Oysa, soruşturmanın selameti açısından, İçişleri Bakanı’nın görevden alınması gerekirdi.

Ama alınmayacaktır.

Dün (17 senedir) alınmadı, bugün de alınmayacaktır.

Akşam’ın (Volkan Yanardağ imzalı) manşeti muhteşemdi:

BU NE ŞANSSIZLIK

“Abdülkadir Aksu, Özal’dan bu yana 4 hükümette İçişleri Bakanlığı yaptı. Ama koltuğunda hiç rahat oturamadı. Çünkü Türkiye’yi karıştıran 16 karanlık suikast onun dönemine isabet etti...” (Akşam, 26 ocak)

“PKK kırroferom tesislerini bastı” dediği şeklindeki doğrulatılamayan ama şüyuu vukuundan beter rivayetle ve altında deniz donu, kamyon “şambiyelinde” çimerken çekilen fotoğrafıyla da Türk siyaset tarihinde iz bırakan Abdülkadir Aksu 4 Hükümette İçişleri Bakanlığı yapmış.

2.Özal Hükümeti (46.Hükümet)

Akbulut Hükümeti (47.Hükümet)
Gül Hükümeti (58.Hükümet)
Erdoğan Hükümeti (59.Hükümet)

Aksu’nun bu 4 bakanlığı esnasında öldürülenler:

Prof. Muammer Aksoy
Gazeteci Çetin Emeç
Turan Dursun
Hiram Abas
Prof.
Bahriye Üçok

1990’da işlenen bu beş cinayet de ‘faili meçhul’ olarak (bu arada Aksu da ‘İçişleri Bakanı’ olarak) kaldı.

Aynı dönemde 7 suikast girişiminde bulunuldu.

Em.Yarbay Ata Burcu
Em.Korgen. Hulusi Sayın
Em.Tümgen. Memduh Ünlütürk
Em.Korg. İsmail Selen
Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgen.
Temel Cingöz

Siyasi mi belli değil ama, çözülemeyen olaylardan “Meclis lojmanları cinayeti” de bu döneme rastlar.

Bu arada Aksu da ANAP’tan Refah Partisi’ne, oradan da AKP’ye geçti. Ve İçişleri Bakanlığı’na geri döndü.

Aksu’yla beraber siyasi cinayetler de hortladı.

Önce Ankara’da Doç.Dr.Necip Hablemitoğlu katledildi. Faili meçhul.

Ardından İstanbul’da (El Kaide bağlantısı olduğu iddia edilen) iki sinagogu, İngiltere Başkonsolosluğu’nu ve HSBC’yi hedef alan patlamalar. Faili Allah bilir.

Trabzon’da Santa Maria Kilisesi’nde görevli rahip Andrea Santoro. Bir garip katil çocuk.

Ankara’da Danıştay saldırısı ve Yargıç Mustafa Yücel Özbilgin cinayeti. Bir garip katil meczup.

Son olarak da – şimdilik – Hrant Dink cinayeti. Bir garip katil çocuk, bir iki serseri.

VE ABDÜLKADİR AKSU 4 DÖNEMDİR İÇİŞLERİ BAKANI...

Göğsünü gere gere elbet, vazifesini hakkıyla yerine getirmiş bir bürokrat/siyasetçi/insan olarak...

Akşam “BU NE ŞANSSIZLIK” diyordu.

Herhalde Abdülkadir Aksu’nun talihsizliğine ağlayacak değiliz. Ayrıca buna “şanssızlık” demek için insanın çok İYİMSER olması gerekir!

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5844302

***

İçişleri Bakanlığı yalan söyler mi?

Fatih ALTAYLI

 BENİM bildiğim bir devletin bakanlığı, ona bağlı birimler ve o birimlerin sorumluları yalan söylemez.

Ama galiba Türkiye'de söylenir oldu. 4x4 araçların hız limitleri ile ilgili yazılarımdan sonra İçişleri Bakanlığı'ndan pek çok üst düzey yetkili, bakan talimatıyla arayıp konuyla ilgilendikleri bildirdiler. Ardından da bana bu konunun çözüldüğü ve 4x4 araçların da bundan böyle otomobillerle aynı hız limitlerine sahip olduğu aktarıldı. Ben de ‘‘devletin resmi görevlilerinin beyanlarına’’ güvenip bunu yazdım.

Ancak hálá bana yurdun dört yanından ceza makbuzları geliyor.

Son olarak iki gün önce emekli bir savcı, 80 kilometre hızla giderken 4x4 aracıyla radara yakalanmış ve ceza ödemiş.

Diyor ki, ‘‘Memur bana bakanlıktan gelen listeyi gösterdi. Size söylenen ile uygulama çok farklı. Devletin ciddiyetten ne kadar uzak hale geldiğini gördüm’’.

Sevgili Abdülkadir Aksu, devlet gerçekten ciddiyetten bu kadar uzaklaştı mı?

 

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=157113

***

 

 

 

Aksu ve uzaydaki cinayetler


Yalçın DOĞAN  

20 Nisan 2007


HER cinayet, her saldırı, toplumu her geren olaydan sonra, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu kürsüye çıkıyor, aynı anlama gelen ve hiçbiri hiçbir anlam ifade etmeyen beylik sözlerle durumu idare ediyor.

İlginç olan, yüzündeki ifade, öyle değil elbette, sanki gülüyor gibi.

Malatya'daki vahşet sonrasında TV'deki açıklaması, yine sade suya tirit, "yanlarına kalmayacak, bunlarla bir yere varamazlar". Yoo, varıyorlar, artık insanların boğazını keserek, varıyorlar.

KARNESİ ÇOK ZAYIF

İçişleri Bakanı olarak Aksu'nun karnesi kırık notlarla dolu.

Üç parti değiştiriyor, ama nedense hep el üstünde, hazret hep değişmez İçişleri Bakanı.

ANAP dönemindeki bakanlığında, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun, Hiram Abbas, Bahriye Üçok, emekli generaller Hulusi Sayın, Memduh Ünlütürk, İsmail Selen, Temel Cingöz gibi Türkiye'yi sarsan cinayetler.

Anlı şanlı insanlar ölüyor, cinayetlerdeki sır perdesi ya aralanıyor ya tozlu raflara kalkıyor.

AKP döneminde 2002'den bu yana, Necip Hablemitoğlu, Danıştay'da Mustafa Yücel Özbilgin, HSBC ve Sinagog saldırıları, Rahip Santoro, Hrant Dink ve son Malatya cinayetleri.

Bunun yanında yüzlerce cinayet, onbinlerce kapkaç, adi suçlarla yaşayan bir ülke. Şiddetin kol gezdiği ve önlenemediği bir ülke. Etnik terör cabası.

Aksu'nun hangi fazileti, ona o koltukta hálá oturma gücü veriyor? Bir bakanın istifa etmesi için, daha hangi neden aranıyor? Bir bakan, ne zaman istifa eder, bilen var mı?

ŞİDDET TOPLUMU

Cinayeti işleyenler bir yurtta kalıyor. Bilmek için kahin olmaya gerek yok, o vahşetin planı acaba sadece o üç-dört kişi arasında mı kalıyor?

Vahşeti önlemek için, polis istihbarat nerede? Yurt o kadar mı başıboş?

Birileri o çocukların kafasını vahşetle yıkarken, polis nerede? Nasıl bir kişisel bozukluk ki, hemen vahşete ayarlı hale geliyor bu insanlar? Nerede, nasıl yetiştiriliyor bunlar? Kimler yetiştiriyor? Nerede bunların izahı? Kişisel ve toplumsal analiz nerede? Nerede bunların köküne inmek?

Sadece bir vahşetten ötekine gidinceye kadar, önce genel bir tepki, hiç bir anlam ifade etmeyen sözler, ve geriye kalan şiddet toplumu, tam saatli bomba.

Sanki sonu gelmez bu cinayetler, bu vahşet zinciri uzayda bir yerlerde yaşanıyor, Aksu orada oturmaya devam ediyor.

Türkiye'yi yönettikleri zannedenler, "Türkiye'de neler oluyor, neden oluyor" diye, araştırma zahmetine hiç mi katlanmıyor?

***

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6366080&yazarid=91

 

Böyle başa böyle tıraşşş

Radikal-çevrimiçi

Perihan Magden

Perihan Mağden

21/04/2007

 

Cuma günkü Hürriyet'te Yalçın Doğan: "Her cinayet, her saldırı, toplumu her geren olaydan sonra, İÇİŞLERİ BAKANI Abdülkadir Aksu kürsüye çıkıyor, aynı anlama gelen ve hiçbiri hiçbir anlam ifade etmeyen beylik sözlerle durumu idare ediyor. İlginç olan yüzündeki ifade, öyle değil elbette, SANKİ GÜLÜYOR GİBİ."


"İçişleri Bakanı olarak Aksu'nun karnesi kırık notlarla dolu.


Üç parti değiştiriyor, ama nedense hep el üstünde, hazret hep DEĞİŞMEZ İçişleri Bakanı," yazıyor. Cuma cuma.


Hrant Dink öldürüldüğünde Muhteşem Düo (Pişkinlikler Şövalyeleri) İstanbul'a ışınlanıp kameraların karşısındaki yerlerini aldıklarında (Çiçek'le Böcek) 'O-HA!' olmuştum. Tiksinmiştim memleketin gidişatından.


301 Çiçek ile Mevcutlu Aksu! Dink öldürülmüş; karşımıza (19 yaşındaki çocuklar çetesinden evvel) bunları çıkartıyorlar 'teminat' olarak.


Aksu'nun mütemadiyen İçişleri Bakanı kaldığı bir ülkede yaşıyor olmanın demokrasi ayıbı dahi başlı başına yeter! Artanlarla da çocuk çeteleri, bıçak tabanca, vurmaca doğramaca.


Medyalamamızın Amiral Gemisi'nin deniz subaylarından biri dahi bu haklı isyanı dile getiriyor.
Sürekli SIRITIYOR Aksu ve ne kadar sırıtsa az. "Ben ne derinnn 1 İçişleri Bakanıyım. İktidarlar devrilir, o gider bu gider; ben mutlaka gelirim. Hiçbi halta yaramam. Ota da, çoka da bulaşmam bakanbakan yuvarlanır giderim. Siz boşunuza yormayın çenenizi," diye DE eminim zevklenip nice zevklenmelerinin yanında, hakikaten Mütemadi Natürel 1 Sırıtış'ı var, habire sergiliyor.
Rahşan Ecevit'ten Bahçeli'ye, memleketimizdeki MÜTHİŞ Misyoner Tehlikesi'ne alakaları çeken aklıevvellerin hepsini de kutlarız! Tehlikeyi uzaklarda aramayalım. Tüm bu şizoid/paranoid tohumculuk çalışmaları eserlerini vereceklerdi, veriyorlar. Pıtrak pıtrak.


Pelitli'deki internet kafelerde, İHLAS Boğazkesen Yetiştirme Yurtları'nda filan memleket işsiz/güçsüz/okulsuz/eğitimsiz/geleceksiz kımıl zararlısı kaynıyor. Bunların tek meşgalesi 'vatan kurtarmak'. Vatan elden gitmesin de, bunların elinden gitsin. Tek gailesi bu okumasız yazmasız beyinlerinin.


Akşam haberlerinde sorgu esnasında nasıl da rahat, nasıl da çocuklar gibi şen olduklarını anlatmaktaydı Fatih Portakal, Malatya'dan, Kanal D'de. E, gazalarının 'mübarek' olduğuna inanıyorlar. Boğaz kesmelerin tümünü camdan atlayan ağbimsilerine yüklemişler, Rahip Santoro'nun katili küçük Ogün'ün annesinin mahkeme çıkışında kameralara haykırdığı gibi, "Allah için yatar" ve çıkınca Malatyalı Katiller Galerisi'ndeki şanlı yerlerini alıverirler. Köşeci filan olurlar ultra dinci nasyonalist gazetelemelerde. Ya da Ağca gibi Hıristiyanşizoid olurlar hapiste. Rüzgâr nereye savurursa artık.


Malatya'dan Trabzon'a her yer bu zavallı çocuklar kaynıyor ve Hükümetimiz (Olacak) Aksu'yu görevden ALMAK gibi asgari demokratik bir jesti DAHİ bizlere çok görüyor. Aman cumhurbaşkanlığı seçimleri var, aman sonra seçimler, aman Askeriye'yle gerilmesin aralar aman aman. Yaman yaman.


Küçük Hesapların Ak Partisi, tamam iktidarda kalmayı 'becerip' yakın çevre sınıflarını nemalandırmaya muvaffak oluyor ve fakat Türkiye çok karanlık sulara girdi, ilerliyor, lanetlenmiş bir şilep gibi seyrediyor bu korkunç sularda.


Hiçbir önemi yok karrrdeşim: Borsa yükseldi perşembe günü, dolar sudan ucuz, Araplar'a İETT arsasını ne biçim pazarlamışız, yurtdışından yağan esrarengiz sıcak paranın haddi hesabı yok.
AK Parti'yi yalnızca bunlar alakadar ediyor. Yalnızca bunlar alakadar ediyor ki, bu denli işe yaramaz, bu denli herkesin (Hürriyet subaylarının dahi) tepkisini toplayan bir Aksu inatla, görmezden, duymazdan gelinerek/aldırışsızca 'görevden' alınmıyor da alınmıyor.


Politikacı birine sordum bir kez Mültefit Kürt Aksu'nun sırrını? Vazgeçilmezliğinin, derinnn devlet adamlığının YANI SIRA (bi şeyler daha olsun, diil mi?) neye dayandığını?


"Çok idarecidir," dedi. "Gelene ağam, gidene paşam; dünya yansa umuru değil, öyle biridir."
Eminiz öyle BİRİ olduğuna.


Süleyman Demirel'in şahikasını yaratıklandırdığı sorunlu zamanlarda ARAZİ OLMA sanatının büyük bir virtüözü olduğundan da eminiz.


Asker, polis, jandarma idare ediyordur mükemmelen 'Bizim Abdülkadir' Modeli.
Ama İçişlerimizi idare edemiyor. Yani karanlık cinayetlerin karanlıkta kalmasını TEMİN ETMEK ise 'idare etmek' (ki, eminim öyledir) 'mükemmel' idare ediyor idaresizliği de-
Artık bu adamın Alis'in Kedisi gibi (Halk arasında: Yorkshire Kedisi) suratından bir an bile kaybolmayan (kendinden memnun/pozisyonundan memnun) sırıtmasıyla mütemadiyen İçişleri Bakanlığı'nı işgal etmesi biraz FAZLA olmuyor mu?


Sayın İNADIM İNAT AK Parti Yetkisizleri?


Asgari bir demokratik nezaketti cumhurbaşkanı adayının açıklanması. Hayır bu germe/oyalama oyunuyla esasında azami derecede sembolik kalması gereken bu makamın önemini köpürtelim. En mühimi: gündemi işgal edelim. Gerelim, gerdirelim, oynayalım, zıplayalım.


Bu esnada kendini 'hakiki' Müslüman farz eden küçük kardeşleriniz İHLAS yurdundan çıkıp korumasız misyonerleri boğazlasınlar.
Aksu sırıtsın. Siz eşelenin.


Bizim kafamızda berberliği öğreniyor olsanız, ona bile razıyım.


Yalnızca salonlarınızı mermerliyorsunuz. O kadar. Rüküş rüküş.

 

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=219082

 

.