ANDIÇ KOMPLOSU

FETHULLAHÇI'LARIN DEVLETE KARŞI SAVAŞTA KENDİLERİNE ENGEL GÖRDÜKLERİ TÜRK ORDUSUNU YIPRATMA AMAÇLI KOMPLOSU

 

.Andıç’ın amacı askeri yıpratmak

Vatan Gazetesi

Can Ataklı  

10.03.2007

 

 

Ortaya birden yine “andıç” sorunu atıldı. Ne ilginç değil mi? Çok merak ettiğimiz(!) bir konu açıklığa çıkmış oldu.

Askerin ya da bir başkasının benim hakkımda düşündüğü o kadar önemli değil. Ben onlar hakkında ne düşünüyorum o önemli.

Asker böyle bir şey yapabilir mi, yapamaz mı, bu basın özgürlüğüne darbe midir değil midir, demokrasilerde böyle şey olur mu olmaz mı?

Bunların hepsi akla ziyan sorular.

Dün yazı günüm olmadığı için konuyla ilgili görüşümü söyleyemedim. Andıç’tan da Akşam Gazetesi muhabiri arayıp “Ne düşünüyorsunuz?” diye sorunca haberim oldu. Önce cevap vermek istemedim, çünkü konuyu tam bilmiyordum. Sonra “Eğer Genelkurmay bu değerlendirmesini kamuoyuna açıklamadıysa, bir sorun olmadığını, her kurumun kendi içinde bu tür değerlendirmeler yapabileceğini, ama eğer bunu kamuoyuna resmen açıklamış olsaydı, söyleyecek sözlerim olacağını” belirttim.

Bu konuda benim kafamı kurcalayan tek soru şudur: “Kim bu harika zamanlamayı yaptı?”

Çok ilginç gelişmeler oluyor. Tayyip Erdoğan’ın ya da bir başka AKP’linin Cumhurbaşkanı olmasını istemeyen Türkiye’nin ezici çoğunluğu bunun önlenmesi için birilerine bel bağlamış değil.

Ama siyasal İslamcı medya aylardır bir asker korkusu yaratmaya çalışıyor. Bu medyadaki neredeyse tüm yazarlar, üstü kapalı olarak askerin darbe yapabileceğini, Türkiye’deki bazı kesimlerin buna çanak tuttuğunu ileri sürerek bir korku havası yaymaya çalışıyor.

Buna ne yazık ki, kimi sözde aydın yazar çizerler de katılıyor. Demokrasi düşüncesinin altında ezilerek demokrasi ile uzaktan yakından ilgisi olmayan AKP’yi demokrasi çerçevesine yerleştirmeye çalışan bu sözde aydınlar da dolaylı yollardan askerin darbe yapabileceğini ileri sürüyorlar.

Böyle bir ortamda, siyasal İslamcı medya ile sözde aydın kesimin dilediği gibi oynayabileceği bir bilgiyi ortaya saçmak ancak ve ancak askeri yıpratmak, sıkıntıya sokmak amacını taşır.

*****


DTP sanki kapatılmak istiyor


Dikkat ediyor musunuz, DTP sözcüleri son 15 gündür kanal kanal geziyor. Hepsinin üslubu aynı. “PeKeKe” diyorlar, ancak iki ülkenin savaş halinde kullanabileceği “ateşkes” deyimini ısrarla söylüyorlar, İmralı mahkûmu hakkında olumsuz gelişmeler olması durumunda bunun tahrik sayılacağını iddia ediyorlar.

Sonra bakıyorsunuz bu partinin belediye başkanları, yöneticileri veya yetkilileri “kavgada bile söylenmeyecek” laflar ediyorlar.

Biri çıkıp “Kerkük’e müdahale Diyarbakır’a yapılmış sayılır” diyor, bir başkası kadınlardan “Kürtçe konuşmadığı için” özür diliyor, bir başkası karşısındaki topluluğa “Zorlansanız bile Kürtçe konuşun” öğüdünü veriyor.

Aslına bakarsanız yasalarımız gereği bu söylemlerin her biri parti kapatma gerekçesi olarak kullanılabilir.

O zaman aklıma şu soru geliyor: “Acaba DTP özellikle kapatılmak mı istiyor?”

Çünkü gelen bilgilere göre bu parti Güneydoğu illerinde bağımsız adaylarla seçim mücadelesi verecek. Bu durumda partinin açık olması ve seçimleri katılması bir handikap. En azından bölgede bağımsız adaylar varken seçim pusulasında bir de partinin adının bulunması, seçmenlerin kafasını karıştırabilir.

Ayrıca DTP’nin Güneydoğu bölgesi dışındaki oylarını değerlendirmek için başka partilerle diyalog aradığı da bilinmeyen bir şey değil.

Parti kapatılır. DTP adayları bölgeden bağımsız aday olur, Türkiye’nin diğer yerlerinde de başka bir partiyle ilan edilmemiş bir ittifak yapılır.

Niyet sanki bu..

*****


“O biraz daha dinlenecek”


5 ay falan önce. Ünlü bir gazetecinin evindeyiz. Konuklar arasında her kesimden gazeteciler de var. Ev sahibi gazeteci, 3 yıldır mesleğimi yapamamamdan ötürü ciddi üzüntü duyuyor ve her fırsatta bana bir olanak yaratmaya çalışıyor.

Konuklar arasında siyasal İslamcı medyaya daha yakın duran bir gazetenin Genel Yayın Müdürü de var. Sohbet sırasında ev sahibi gazeteci “Aslında Can sizin gazete için çok yararlı olur” diyor.

Genel Yayın Müdürü de “Ben de biliyorum, hatta geçenlerde bizim patronlarla da konuştuk” cevabını veriyor. Ben araya giriyorum ve “Çok teşekkür ederim. Ama ben demokrasi, hukuk, laiklik ve Cumhuriyet’e bağlılığım ve siyasal görüşlerim açısından sizin gazetede yazmayı pek içime sindiremem” diyorum.

Ev sahibi gazeteci üsteliyor ve ekliyor “Öyle deme, sen sesini duyur, bunu kendin için kişilik meselesi haline getirme.”

Ben de “Ayrıca ben istesem bile Tayyip Bey izin vermez ki” deyince, Genel Yayın Müdürü bu sözlerimi sanıyorum bir yeşil ışık olarak algılıyor ve “Bu hafta Ankara’ya gidiyorum, Tayyip Bey’le de görüşeceğim, bunu söyleyeceğim” diyor.

Hiçbir karşılık vermiyorum.

Aradan 15 gün geçiyor. Bu sohbet aklımdan çıkmış gitmiş bile. O gün davete katılan gazetecilerden birine rastlıyorum, laf o günkü konuşmaya geliyor. Ve bana diyor ki “Hani Tayyip Bey’le konuşacaktı ya, konuşmuş, Tayyip Bey de (o daha dinlenecek) cevabını vermiş.”

Andıç ha? Boşverin..

*****

 

http://www7.gazetevatan.com/root.vatan?exec=yazardetay&sid=&Newsid=112326&Categoryid=4&wid=142

 

Askere saldırı için fırsat kollayanlar

Necdet B.  Sivaslı

10.03.2007

 

 

Genelkurmay'ın basına sızan medya raporundan sonra özellikle bugüne kadar askerlere karşı olanların hep bir ağızdan fırtına kopardıklarını ibretle izliyoruz. Sadece medyada değil, çeşitli kesimlerde de askerlere karşı olanların tam bir koro halinde hareket ettiklerini de görüyoruz.

Dikkat edilecek olursa bazıları, askere karşı harekete geçmek, yazmak ve yıpratmak için hep fırsat kollamışlardır. Hiç kuşkusuz askerlerin hiç mi hataları olmuyor? Elbette ki oluyor. Bunları zaman zaman biz de köşemizde dillendiriyoruz. Ama, hiç yoktan da askerlere karşı haksızlık içinde bulunmuyoruz. Bulunanlara karşı da mücadelemizi veriyoruz.

Çünkü, son yıllarda askerler üzerinde oynanmak istenilen oyunlara baktığımızda, yıpratılmamış tek kurum olan askerlerin de yıpratılmak istenildiğini görüyoruz. Bu kurumun, içinde bulunduğumuz şartlarda bize çok daha yakın olması gerektiğini de savunuyoruz. Bu nedenle, ön yargılı hareket edip, her defasında askerler karşısında olanlara karşı da bu savunmamızı yapmayı sürdüreceğiz.

MEDYA RAPORU YANLIŞ DEĞİL

Öncelikle şunu hatırlatmak istiyoruz:

Sadece bizim genelkurmayda değil, dünyanın hemen her yerinde askerler, hükümetler ve kurumlar böylesine raporlar düzenliyorlar. ABD Başkanı kendilerine yakın olan veya olmayan medya mensuplarının raporunu tutmuyor mu? CİA' da böyle bir raporun olmadığını mı sanıyorsunuz? Bundan daha doğal ne olabilir ki?

Genelkurmay, askerleri ön yargısız yıpratmaya çalışan isimleri rapor etmişse bu suç mu sayılıyor? Kaldı ki, bu tür kurumlarda, yeni iş başı yapanlara bu konularda raporlar da verilir, bilgilendirme de yapılır. Yeni göreve başlayanların bu bilgilere sahip olması kadar doğal bir şey olabilir mi? Kurumun başındakilerin, kendilerine kimlerin yakın, kimlerin uzak olduğunu bilmesinin suç olmaması gerektiğini hatırlatmak istiyoruz. Bir kaşık suda fırtına koparmaya hazır olanlar, işte bu konuyu da gündeme alarak, yine askerleri yıpratma hareketine başlamışlardır ki, bunu da son derece tehlikeli buluyoruz.

Rapor, basına sızmıştır, sızdırılmıştır. Bunu araştırıp,çözmek o kurumun görevidir. Buna bir şey demiyoruz. Genelkurmay, bu konuda mutlaka gerekeni yapacaktır.

ERDOĞAN' DA DA RAPOR VAR

Çok uzaklara gitmeye gerek görmüyoruz. AKP iktidarında, Başbakan Erdoğan da, kendisine yakın medya ve mensuplarını uçağına alıp, yurt dışı gezilerine götürmüyor mu? Onları ismen çağırmıyor mu? Başbakan Erdoğan'a da, kendilerine en yakın gazetecilerin kimler olduğu, muhalif gazetecilerin kimlerden oluştuğu konusunda raporlar verilmiyor mu? Biz, bunu nasıl yadırgamıyorsak, Genelkurmay'ın bu konudaki raporunu da yadırgamadığımızı ifade etmek istiyoruz.

Nitekim, bu satırları yazmaya başladığımızda da, Erdoğan'a aylık sunulan medya analiz raporlarında gazetelerle ilgili ilginç saptamaların olduğu haberleri geliyordu. Bunu da ortaya çıkarıp, Başbakan'ın basını fişlediğini söylemek de yanlış sayılmalıdır.

Geçmiş hükümet dönemlerinde de bu tür raporlar hazırlanıyordu. Geçmiş Başbakanlara aynı amaçlı raporlar sunuluyordu. Bunların adını "fişleme" diyerek konuyu saptırmanın da bir anlamı yoktur.

Askerlerle çatışmayı adet haline getirenlerin yanına şimdi de, askerlerle çatışanlara hoş görünmek isteyenlerin ortaya çıktığını gözlemliyoruz. Bunların içinde bazı medya kuruluş ve mensuplarının bulunması da bizim açımızdan üzücüdür.

Görülüyor ki, askerlerle gerilim yaratanların yanında yer almak isteyenlerin, bu kesimden mutlaka beklentilerinin var olduğu da gözlerden uzak tutulmamalıdır.

Ülkenin başka sorunu yokmuş gibi, askerlere karşı olan takımların koro halinde medya raporunu ele alıp, bir kaşık suda fırtına koparmaya başlamaları da, ön yargılı hareketten başka bir şey değildir. Askere saldırı için fırsat kollayanlar, bu sakızı şimdi de uzun süre çiğnemeye devam edeceklerdir.

Adımızı ne koyarlarsa koysunlar, biz her zaman ülkemizin birliği bütünlüğü yolunda askerlerimizin varlığına olan saldırıların karşısında olduk, bundan sonra da karşısında olmayı sürdüreceğiz. Yıpratılmamış tek kurum olan askerlerimizi yıpratmaya yönelik karalama ve kampanyaların da karşısında olacağız.

 

http://www.ortadogugazetesi.net/makale_goster.asp?id=2144&yazid=21

 

TSK'YA FETHULLAHÇI SALDIRI

ULUS GAZETE

29 Mart 2007

 

Fetullahçı Nokta'nın TSK'ya saldırıları sürüyor!

Nokta dergisinde bugün yayımlanan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen notlarda, kuvvet komutanları ve jandarma komutanının AKP'ye karşı iki ayrı darbe planladığı ancak dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün bu girişimlere karşı çıktığı iddia edildi.

Nokta dergisi eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen ve daha önce de basında bir kısmı yayımlanan günlük notlarının 2003 yılı sonu ve 2004 yılı başlarına ait olan bölümlerini yayımladı.

Dergide kuvvet komutanları ve jandarma komutanının, 2004'te AK Parti'ye karşı "Sarıkız" ve "Ayışığı" adlı iki ayrı darbe girişimi planladığı ancak dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün buna karşı çıktığı öne sürülüyor.

İddiaların kaynağı eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'in görev süresince tuttuğu öne sürülen günlük notları.

İlk girişim "Sarıkız" 2003 eylülünde doğuyor. Dönemin Jandarma Komutanı Şener Eruygur, Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek ve Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına, AK Parti hükümetini kendilerini rahatsız eden uygulamalarından vazgeçirmek için "özel bir çalışma" yapmaya karar veriyor.

Ancak iddiaya göre Özkök, çalışmanın bazı noktalarına itiraz ediyor. Komutanların, hükümet aleyhine harekete geçmeye ikna edemedikleri Özkök için "dinci, hükümetin adamı" nitelemelerini yaptıkları iddia ediliyor.

"Özel çalışma" Yüksek Askeri Şura'ya hazırlık toplantısında gündeme getiriliyor. Nokta'nın yayımladığı günlüğe göre Orgeneral Özkök, toplantıda bazı komutanların muhtıra verilmesi yönündeki taleplerine karşı çıkıyor.

Nokta'ya göre notlarda, komutanların hükümetin irticai faaliyetlerine ilişkin çalışmalar yaptırdıkları, basını ele geçirmek ve halkı hükümeti protesto etmeye yönelik faaliyetlere yönlendirmek gibi unsurlar içeren eylem planları hazırladıkları yer alıyor.

Nisan 2004'teki Kıbrıs referandumu öncesinde planlanan darbe, Orgeneral Özkök'ün girişimiyle yarıda kalıyor.

Günlükteki notlara göre, dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur'un tek başına "Ayışığı" adlı darbe planı yaptığı ancak destek bulamadığı belirtiliyor.

Oramiral Örnek'e ait olduğu öne sürülen günlük mart ayı başında bir internet sitesinde yayınlanmaya başlamıştı. Örnek, 13 Mart 2007'de "Benim hiçbir zaman günlüğüm olmadı" demişti.


FETULLAHÇI NOKTA'YA YALANLAMA..

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, kendisine ait olduğu öne sürülen günlükteki "darbe girişimi" iddialarını yalanladı. Özden, "Böyle bir günlüğüm mevcut değildir" diye konuştu.

Özden, "Komutanlığım döneminde hiçbir zaman günlük tutmadım. Böyle bir günlüğüm mevcut değildir. Haberler tamamen uydurmadır" dedi.

Özden sadece 1957-81 döneminde tuttuğu "hatıratlar" olduğunu belirterek, "Tutulan notlar günlük değil hatırattır. Bu dönemden sonra ve komutanlık sırasında günlük tutulmamıştır. Karargahta günlük programlarım düzenli olarak kayıt edilmekteydi. Günlük programlar ve ziyaretleri alıp bunlar üzerinden tamamen senaryo yazılmış" ifadesini kullandı.

"AKP'ye 2004'te darbe girişimi" iddiası

Nokta dergisinde bugün yayımlanan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen notlarda, kuvvet komutanları ve jandarma komutanının AK Parti'ye karşı iki ayrı darbe planladığı ancak dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün bu girişimlere karşı çıktığı iddia edildi

Fetullahçı Nokta dergisi eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen ve daha önce de basında bir kısmı yayımlanan günlük notlarının 2003 yılı sonu ve 2004 yılı başlarına ait olan bölümlerini yayımladı.

Dergide kuvvet komutanları ve jandarma komutanının, 2004'te AK Parti'ye karşı "Sarıkız" ve "Ayışığı" adlı iki ayrı darbe girişimi planladığı ancak dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün buna karşı çıktığı öne sürülüyor.


http://www.ulusgazete.com/detay.php?id=1350

 

Fethullah’ın andıçları

TÜRKSOLU

Okan İşbecer

 

 

Geçtiğimiz haftaya damgasını vuran en önemli tartışma, hiç kuşkusuz andıç tartışması oldu. Nokta dergisinin 8-14 Mart tarihli sayısında kapaktan verilen habere göre TSK, gazetecileri ordu yandaşları ve ordu karşıtları olmak üzere ikiye ayırıyordu. Genelkurmay halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan üç sayfalık belgede basın-yayın kuruluşları “güvenirlik” yönünden detaylı bir şekilde incelenmiş görülüyor. İşin buraya kadar olan kısmında bir sorun yok. Genelkurmay Başkanlığı’nın kendi kurumsal yapısı içerisinde güvenlik amaçlı böyle bir değerlendirme yapmasından daha doğal bir şey yok; ancak bu belgenin ortaya çıkarılması ve böyle bir dönemde yeniden ordu tartışmasının alevlendirilmesinin anlamı üzerinde durmakta yarar var.

Birincisi, yeniden yayın hayatına dönen Nokta dergisinin çizgisini belirtmekte fayda var. Nokta dergisi Fethullahçı çizgiye olan yakınlığı (içiçeliği) ile dikkat çekiyor.

Derginin Genel Yayın Yönetmeni olan Alper Görmüş, yıllardır Başbakanla akraba olan Albayraklar’ın sahibi olduğu Yeni Şafak gazetesinin Medya köşesini hazırlıyordu.

Yine derginin devamlı yazarı olan Kürşat Bumin de Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığı yapmakta. Ahmet Altan ve Fethullahçı Star gazetesi yazarı Mahir Kaynak, öne çıkan yazarlar.

Haberi hazırlayan Ahmet Şık ise Radikal gazetesinde yetişmiş bir isim. Bir ay kadar önce 22-28 Şubat tarihli Nokta dergisinde Mersin’deki ulusalcı provokasyon üzerine yayımlanan yazıda da yine Ahmet Şık imzasını görüyoruz. 17 Şubat tarihinde Radikal gazetesinin manşetten duyurduğu haberde Mersin’de örgütlenen provokatif ulusalcı yapılara dikkat çekilmiş, bu provokatif ulusalcı örgütler listesinin en başına da TÜRKSOLU konularak hedef gösterilmişti.

Anlaşılan Fethullah, Ocak 2005’te öngördüğü provokasyon haberlere imza atacak bir mürit bulmuş. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bu kadar tartışıldığı bir ortamda ancak bu kadar başarılı gündem değiştirilip Tayyip’in Cumhurbaşkanlığı önünde en büyük engel görülen TSK, hedef tahtasına oturtulabilirdi.

Bu olaydan iki gün sonra da Başbakanlığın yayımladığı “medya karnesi” ortaya çıktı. Genelkurmay’ın yayımladığı iddia edilen değerlendirmeye göre biraz vasat kalan değerlendirmede gazeteler genel çizgi itibariyle değerlendirilmiş.

Başbakanlık Basın Müşaviri Ahmet Tezcan’ın yaptığı değerlendirmede Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet, Sabah, Vatan, Gözcü, Milli Gazete ve Yeniçağ gazeteleri olumsuz yayın organları olarak fişlenirken; Zaman, Vakit, Yeni Şafak, Türkiye iktidar yanlısı olarak değerlendirilmiş, Radikal gazetesi ise tarafsız olarak nitelendirilmiştir.

Raporda en dikkat çekici madde ise “solcu” Birgün gazetesi hakkında yapılan değerlendirmedir. “‘Öteki sol’a ait gazeteler içinde en demokrat, gerçekçi olanı” ifadeleriyle Kürt-İslamcıların övgülerine mazhar olan Birgün gazetesi, böylece faşist iktidar tarafından önümüzdeki dönem yaşatılacak kurumlar arasındaki yerini almış oldu.

TÜRKSOLU olarak kendilerini kutlar, başarılarının devamını temenni ederiz.

Ortaya çıkan basın karnesi elbette medya içerisinde geniş yankı buldu. Genel itibariyla yorumlar, iktidarın yaklaşan seçimler öncesinde medyayı hizaya çekme çabası içinde olduğu yönünde.

Sabah Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil, meseleye farklı bir yerden yaklaşarak kafasında oluşan soru işaretlerini sıralıyor:

“‘Neden’ böyle bir tasnif yaptıklarını anlıyorum… Ama ‘neye göre’ böyle bir tasnif yaptıklarını anlamak güç. Çünkü… Hem 12 Eylülcü, hem Özalcı, hem Demirelci, hem Çillerci, hem Erbakancı, hem Yılmazcı, hem 28 Şubatçı, hem Erdoğancı olan gazeteciler var.

Bunlar hangi kategoriye giriyor? Şarap içenler fişlenmiş mesela… Rakı içenler ne olacak? Şarap sorunsa eğer…

Hem tarikatçı olup, hem de Ramazan’a denk gelen ‘happy birthday’ partisinde şarap içen gazeteci var…

Bunun AKP lehine yazdıkları caiz midir?”

Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve genel seçimler öncesinde Kürt-İslamcı Tayyip iktidarının medyaya yönelik bu balans ayarı bakalım önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak tartışmalara nasıl yansıyacak

...

http://www.turksolu.org/131/isbecer131.htm

 

Ayetullah Fethullah

Vatan Gazetesi

Can Ataklı  

01.04.2007

 

 

Askeri gerçekten zor durumda bırakan iki olayı üst üste yaşadık.

Birincisi medya hakkında hazırlanmış bir “andıç” çıktı ortaya.

İkincisi bir emekli kuvvet komutanının yazdığı iddia edilen günlükler saçıldı.

İki olayda dolaylı yoldan gibi olsa da amacın askeri yıpratmak olduğunu anlamamak mümkün değil.

Bu iki olayın askeri yıpratmak dışındaki ortak bir noktası daha var.

Hem medya andıçı hem de günlük olduğu iddia edilen bilgisayar kayıtları Amerika’nın Utah eyaletindeki bir adrese gönderilmiş. Utah Amerika’da çok katı kuralları olan Mormon’ların eyaleti. Salt Lake City de adeta başkent.

Ve hem andıç hem de günlük bu eyaletten yayın yapan bir internet sitesinden dünyaya yayılmış.

Askeri kaynaklar açıkça isim vermemekle birlikte “Amerika’da bir kişiye gönderilmiş” ifadesini Fethullah Gülen için kullanıyorlar.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin yasadışı bir örgüt gibi “tezgah” düzenlemeyeceğini bildiğimize göre, demek ki ellerinde çok güçlü deliller ya da belgeye dökülememiş kanaatlar olduğu kesin. Yani asker üstü kapalı olarak da “Fethullah Gülen’i işaret ediyorsa” bu doğrudur.

Nitekim Utah’tan yayın yapan iki internet sitesindeki bu tür haberlerin üzerine anında atlayarak yayınlayan medya organlarına baktığımızda, bunların sahip ya da yöneticilerinin Fethullah Gülen hareketine yakınlık duydukları konusunda güçlü kanaatler oluştuğunu görüyoruz.

Fethullah Gülen çok uzun yıllardır Amerika’da yaşıyor. Hakkında herhangi bir mahkumiyet ya da dava olmadığını biliyorum. Ancak buna rağmen nedense Türkiye’ye gelmiyor. Belli ki bizim de bilmediğimiz bir endişesi var.

Gülen ve yandaşları şu sıralarda son derece tedirginler. Çünkü yıllardır tek tek tuğlalarla duvar örer gibi Türkiye’nin İslam devletine yumuşak biçimde kaydırılması için çaba harcadılar.

Sonuçta siyasal islamcı bir ekip demokrasinin ve seçim sisteminin cilvesi sonucu iktidarı göbeğinden yakaladı. Ancak bu elbette yetmeyecektir. Laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyet’in tüm kalelerinin ele geçirilmesi ve bu cumhuriyetin bir islam cumhuriyetine çevrilebilmesi için son bir adım daha kaldı. O da Cumhurbaşkanlığı.

Fethullah Gülen bu son kritik aşamayı özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, gücünü Anayasa’dan alan “Cumhuriyeti koruma ve kollama” görevini yerine getirmesine imkan tanımadan aşmak istiyor herhalde.

Bu nedenle de önce askeri sıkıştıracak operasyonlar düzenleyip, sonra hâlâ aymazlık içinde olan sözde demokratların desteği ile kamuoyunu etkilemek ve nötr hale getirmek istiyor.

Eğer Tayyip Erdoğan ya da bir benzeri şu veya bu nedenle Çankaya Köşkü’ne çıkmazsa Fethullah Gülen Amerika’daki yaşamına devam eder.

Ama Tayyip Erdoğan veya bir benkeri Çankaya’ya çıkarsa Fethullah Gülen hiç şüpheniz olmasın ki, bir süre sonra tıpkı Ayetullah Humeyni’nin Tahran’a dönüşü gibi Türkiye’ye gelir.

O günkü “devlet” onu Ayetullah Fethullah olarak karşılar.

NOT: Ayetullah tanımı bir benzetme için yapılmıştır. Lütfen kimse “Ayetullahlık Şiilik’te vardır” türünden açıklayıcı bilgiler vermek için kendini zahmete sokmasın.

*****

http://www7.gazetevatan.com/root.vatan?exec=yazardetay&Newsid=114669&Categoryid=4&wid=142

 

logo

Genelkurmay komplosunun ardındakiler!

Sabahattin ÖNKİBAR

13.03.2007

 

Cumhurbaşkanlığına aday olmak için son gün olan 16 Nisan için geri sayım başlamışken.
Washington’dan AB başkentlerine kadar Türkiye ile ilgili olan bütün merkezlerin;  “Acaba TSK ne yapacak, ne diyecek, nasıl bir tavır koyacak”  diye beklerken.


Türk kamuoyu soluğunu tutmuş Recep Tayyip Erdoğan’ın dudağından çıkacak  “Adayım” ya da  “Değilim” e  kilitlenmişken Nokta dergisinde malum haber yani askerin medyayı sorgulaması yayınlanıyor ve kıyamet koparılmaya çalışılıyor.


Önce bir şeyin altını çizelim:


TSK gibi  fevkalade ciddi bir kurumun böyle bir değerlendirme çalışması yapması, olması gereken bir husustur. Bütün medyayı izleme imkanı olmayan komuta heyetinin şekil olarak bu tür bir çalışmaya gerçekte ihtiyacı vardır. Dolayısı ile kopartılan vaveylanın usul açısından geçerliliği yoktur.


Şakir Süter ve Arcayürek Ancak...


Hazırlanan raporun maddi hatalarla dolu olduğu da su götürmez bir hakikattır.
Genelkurmay gibi geleneği olan titiz bir kurumun böylesine bir  yüzeyselliğe düşmesi üzücüdür ve de bu tür yüzeysel raporlar güven olgusunu zaafa uğratır.


Ayrıntıya girmeyeceğim ama Şakir Süter ya da Cüneyt Arcayürek ve benzeri isimlerin asker karşıtlığı ile itham edilmesi sadece cahillik değil, aynı zamanda dramatiktir.. Eğer kasıt yoksa yapılan bu çalışmanın hadiseye ne kadar basit bakıldığı ve yaklaşıldığı gibi bir sonucu getirir ki bu Genelkurmayımızın geleneğine yakışmaz.. TSK gibi bir kurum böylesine yüzeysel olamaz. Hiç unutmuyorum 28 Şubat sürecinde İslami örgüt ve cemaatlarla ilgili olarak yayınlanan raporlarda da Marksist Yazar Faik Bulut’un kitabından pasajlar aynen aktarılmıştı... Hayır, asker elbette yayınlardan istifade edebilir de, kendi görüşü ve bakışı da olur. Genelkurmay, İstihbarat ve MİT bunun için vardır... TSK gibi bir kurum Türkiye’nin irtica sorununa Marksist bir yazarın ötesinde analizlerle bakabilmeli, böyle bir birikim onda olmalıdır... Hassasiyet göstermemiz Genelkurmay Başkanlığı’nın    “devleti temsil ettiğine”  dair bakışımızdır.. Bin yıllık bir devletin merkez kurumu aşiret devletlerindeki satıhlıkta olamaz.


Kimler sızdırdı?


Bize göre asıl vahim olan, raporda yapılan maddi hatalardan ziyade bu raporun nasıl sızdığıdır?
Genelkurmay gibi bir kurumdan böyle bir şey sızamaz, sızmamalıdır. Eğer rapor gerçekten sızma sonucu dışarıya çıkmış ise, bunun adı savaş sürecinde taarruz veya savunma planlarını düşmana vermektir. Bu sızmaya dışarıdan destek verenler de onlarla aynı oranda suç ortağıdır.
Hayır abartmıyorum. Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde bütün dünya pürdikkat Genelkurmay’ı gözlerken askeri böylesi bir görüntü ya da pozisyona sokmanın başka nitelemesi olamaz.
İşte bu hadise bile Genelkurmay’ın irtica ve disiplinsizliğe neden bu denli dikkat gösterdiğini ve de ihraçlardaki haklılığını ortaya koyuyor. Bu kadar titizliğe rağmen (Eğer oradan sızdırıldı ise) karargaha kadar sızma oluyorsa, tehlikenin büyüklüğünü siz takdir edin.


Gelelim bu değerlendirme raporunu kimlerin sızdırabileceğine?


Amaçları ne?


Bize göre bunu yapanlarla Şemdinli komplosunu organize edenler  ve Atabeyler çetesi diye askeri çetecilikle itham etmek isteyenler aynı familyadandır. Amaçları ise askerin etkisini ve imajını kırmak, medya ile arasını açmak ve de Cumhurbaşkanlığı sürecinde güçsüz kılıp  kilitlemektir.


Evet askere hamaset adına sahiplenmek için söylemiyorum. Bu olay açık ve seçik olarak Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı kurulmuş bir komplodur... İyi de TSK parti değildir. Akşam kapatıp sabaha yenisini kuramazsınız. Hiç kimsenin bu kurumun imajıyla oynama lüksü olamaz...

 

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazidetay.asp?AuthorID=137&ArticleID=4702

 

Kemal-i ciddiyetle teessüf ederim

Engin Ardıç

10.03.2007

 

 

Şu “andıç olmayan andıç” olayında kimsenin dikkat etmediği bir nokta var: “Karşıt” kelimesini Genelkurmay kullanmamış, Nokta Dergisi kullanmış!

Kimbilir hangi işgüzarın, haberin liste açıklayan ayrı bir bölümüne (meslek jargonunda biz buna “kutu” deriz) attığı bir ara başlık... Haberin kendisini yazandan başka biri de olabilir bu... Ya düşüncesizlikten yapmış, ya da kasıtlı davranmış...

***

Nokta Dergisi, ordunun içindeki bazı kişilerin muhtemel ve muhayyel bazı yasa dışı girişimlerine karşı olmak kavramıyla, kafadan ordu “karşıtı” olmak kavramlarını, ama bilerek ama bilmeyerek, birbirine karıştırmış ve haltetmiştir. Üstelik “akredite” kavramını toplantılara çağırılmak gibi basit ve pratik anlamıyla değil de “güvenilmez bulunmak” şeklinde algılamakta ısrar ederek meseleyi bambaşka yönlere götürmeye çalışıyor.

Basınla ordu arasında şu sıralar gerginlik yaratmanın kimseye bir yararı yoktur. Bu ne Çankaya’ya çıkmak isteyenlere fayda sağlar, ne de onları oraya çıkarmak istemeyenlere...

Suçlamayı şiddetle reddeder ve teessüflerimi bildiririm.

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=70348,10,2

***

Andıç... Dosya savaşlarında sırada ne var?

Güler Kömürcü

13.03.2007

 

Bir uzman dostumun dediği gibi; ‘asker gazetecileri andıçladı, kendine yakın olan ve olmayanları fişledi’ biçiminde patlatılan korsan rapor, provokasyon dosyası, en az Hrant Dink cinayeti kadar Türkiye’yi ayrıştırmak-kamplaştırmak-çatıştırmak için yapılmış tehlikeli bir plandır... Her şey düşünülmüş, mesela mı;

1- Bu andıç tartışmasıyla, ‘demek ki gizli evraklar böyle ele geçirilebildiğine göre, devletin en önemli kurumlarındaki kozmik bilgilerin hiçbir koruma kalkanı yok’ denilmek isteniyor. Yani... Hem askerin hem de kozmik kasanın sahibi olan başbakanlığın istihbarat çemberinin son derece güçsüz olduğu ima edilerek vatandaşın bu önemli kurumlara olan güveni zayıflatılmak isteniyor.

2- Askere sözde yakın-karşı medya grupları deşifre edilerek ciddi bir kamplaşma yaratılıyor. Askere taraf olanlar, hükümete taraf olanlar ayrıştırılıyor. Çankaya savaşlarında, sınır ötesi operasyon arefesinde, etnik zeminde kışkırtma hazırlıklarının yapıldığı içinde bulunduğumuz bugünlerde, öncü kuvvetleri sipere sokuyorlar... Böylece savunma ya da saldırı reel olmasın isteniyor, yapılacak ya da yapılmakta olan medya haberlerine “Bu taraftar gazetecilerin bakış açısıdır” kılıfı giydirilmeye çalışılıyor, okurun-izleyicinin zihninde özellikle askerin pozisyonu tartışmalı hale getiriyor (zor getirilir bu da başka konu ama).... Sonuçta medya, gazeteciler askeri savunamayacak hale getirilmek isteniyor.

  • Evet, birilerinin amacı bu... Şimdi, öncelikle şunu ortaya çıkaralım, konuştuğum konunun uzmanlarına göre söz konusu -andıç- ya da adı her ne ise bu çalışma tamamen sahte, korsan bir rapor daha da açıkçası teknik anlamda incelendiğinde, yazışma metodu-evrakın içeriği-yazışma dili Genelkurmay Başkanlığı’nın yazışma diline kesinlikle uymuyor. Ki sanırım Gen-Kur da çok yakında adli soruşturmayı tamamlayıp, bu korsan raporun hazırlayıcılarını deşifre edecektir...

  • Diğer yanda, yazımın girişinde belirttiğim gibi, yaratılmak istenilen bu kamplaşma sonucunda birilerinin, medyayı askeri savunamayacak hale getirme hedefleri de tutmayacaktır. Türkiye üzerinde bu denli tehdit algıları yükseliyor iken, ulusal güvenliğiniz çökertilmeye çalışılır iken şayet her kim kendi askerini savunmaktan çekinir ise onun vatanperverliği de tartışmaya açılmalıdır diyorum, ya siz ne diyorsunuz ey bilen okur?

  • Bu arada, hazır taraf-karşı taraf gazeteciler konusu gündemde iken birileri de ‘Washington’ın yaptırdığı’ medya değerlendirme raporunu ya da moda deyimiyle ‘Washington’ın Türk medyası içindeki yandaş ve karşıtlarını’ belirlediği fişleri de açıklayıverse... Nasıl olur dersiniz? Ki hatırlayın geçtiğimiz yıl, ABD Senatosu’nda, Türkiye’deki anti-Amerikancı yazarların listesi elden ele dolaşmış, kıyamet kopmuştu, birilerinin yaptığı -ulusal çıkarları- adına medya analizi oluyor, bizimkilerin yaptığı fişleme?!

  • Bitmedi, belki de şu günlerde süratle devam eden dosya savaşlarında daha fazlası da olabilir... Aniden... Ankara’da bazı önemli tepe siyasilerimizin kurduğu iddia edilen ‘özel örgüte’ yakın gazetecilerin fişleri de bakarsınız çok yakında bir gazeteye sızdırılıverir, olur mu? Olur.

  • Sözün özü; Türkiye’ye yapılan son ‘karşı psikolojik hareketin’ adı; ANDIǒtır. Yapan da tahmin ettiğiniz üzere -askerimize itibar infazı peşinde, Genelkurmay’ı yıpratmak isteyen ‘malum merkezlerin yerli işbirlikçileridir’ ancak siz sağduyunuzla zaten ne olup bittiğini çooook iyi biliyorsunuz, uzatmaya lüzum yok.

  • Şimdi tüm dikkatlerinizi sınır ötesinde yoğunlaştırın, sınır ötesine....


http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=70725,10,5

***

Hastalık mı yoksa?!

Güler Kömürcü

...

  • Evet, gündemi farklı cephelerde taramaya devam edelim... Birileri ‘askere’ karşı psikolojik harekatta tempoyu oldukça yükseltti, dosya savaşlarında seri operasyona geçtiler adeta değil mi? Bakınız son bir-iki hafta içinde olanlara; önce ‘korsan-sahte bir andıç’ hazırlatıp, sızdırdılar, sonra da ‘Genelkurmay gazetecileri fişledi’ diyerek güya medyayı topyekun asker karşıtlığına çekmeye çalıştılar. Bitmedi, hemen ardından, aynı seriden bir başka ‘kurgu’ sunuma konuldu, güya eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in ‘günlüğü’ ele geçirilip, bir internet sitesinde yayınlandı. İnternet sitesindeki haberi bir gazete manşet yapınca olay patladı .

  • Örnek Paşa ‘bu benim günlüğüm değil, asla ben böyle bir not tutmadım’ dese de dinleyen kim, tefrika devam ediyor ve bu sahte günlüğe bakarsanız bütün komutanlar-generaller birbirinin kuyusunu kazıyor. Denizci komutanın günlüğü ile hedeflenen de ‘Ordu içinde artık mikro kırılmalar’ yaratmak, mikro kırılganlıkların çarpan etkisiyle kanamayı tüm vucuda kılcallardan yaymak, kuşkunun öldürücü etkisinden maksimum fayda sağlamak, TSK’ı iyice etkisiz hale getirmek, amaçları bu...

  • Tam bu noktada bir kritik vurgum var; e-medya da önüne gelen yalan yanlış haber yapıp, Türkiye’nin ulusal güvenliğiyle, kurumların itibarıyla oynuyor ve bu ağır karalama-yalan haberleri yapanlara ceza verilemiyor, neymiş efendim internet medyasındaki suçlara dair yasal süreç tamamlanmamış. Kısacası, gözüken o ki kara propaganda daha da sertleşerek devam edecek, peki sırada ne var dersiniz? Belki sırada ‘gölge oyunlarından daha fazlası’ vardır, sıra ‘prestij sahnesine’ gelmiştir... Prestij şifresini önümüzdeki yazılarda çözeceğiz, bekleyin.

 

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=70929,10,5

 

.Medya andıcı korsan mı?

SABAH Gazetesi

11 Mart 2007

 

Askeri kaynaklar basına yansıyan andıcın Genelkurmay tarafından yazılan andıç olmadığını söylüyor.

KURALLARIN AKSİNE ÇOK YANLIŞ VAR


Askeri kaynaklara göre, medyada "andıç" diye yer alan belgelerde Genelkurmay'ın yazışma ve belgeleme kurallarının aksine birçok yanlış var. Askeri hiyerarşiye ters usul hataları bulunuyor. Akreditasyon yasağı bulunan basınla ilgili hiçbir ifadenin yer almaması da manidar.


Medya andıcı korsan çıktı

Askeri kaynaklara göre, medyada yer alan, gazetecileri "askere yakın" ve "uzak" diye ayıran "andıç" belgesinde Genelkurmay'ın yazışma ve belgeleme kurallarının aksine birçok yanlış ve usul hatası bulunuyor.

Türkiye'nin üç gündür tartıştığı, medyada yayınlanan Genelkurmay Başkanlığı'nın "andıç" belgesinin düzmece olduğu yönünde çok güçlü bir şüphe ortaya çıktı. Genelkurmay Başkanlığı'nın andıç ile ilgili olarak, "doğru veya yanlış" yönünde bir açıklamada bulunmadan doğrudan "Adli soruşturma başlatmasının" gerisinde de, birileri tarafından yaratılmış düzmece andıça ilişkin önemli bir hukuk mücadelesini başlatmasının yatabileceği öğrenildi. SABAH'ın yaptığı araştırmaya göre, NOKTA dergisinde yer alan ve internet aracılğıyla ortada dolaşan andıçta Genelkurmay Başkanlığı'nın yazışma ve belgeleme kurallarının aksine bir çok yanlış ve usul hatası bulunuyor. Çünkü, bazı detaylara bakıldığında bahse konu olan andıç belgelerinin içinde karargah disiplininde ve TSK'nın hiyerarşik yapısında asla yapılmayacak ciddi maddi hatalar yer alıyor.

NEDEN ADLİ SORUŞTURMA?


Bu olayda ilginç gelişmeler olduğu şüphesi ilk kez Genelkurmay Başkanlığı'nın 'adli' soruşturma başlattığı açıklaması ile doğdu. Çoğu haber ve yorumlarda, bunun Genelkurmay Başkanlığı'nca bir kabul anlamına geldiği belirtilirken, askerlerin neden 'adli' yerine, sızdıranların bulunması için önce bir 'idari' soruşturma açmadığı konusu havada kaldı. Aslında, askerler birçok cepheden harekete geçmek için bu açıklama tipini özellikle seçmişlerdi. Bu açıklamanın bir tür şifre olabileceğinden hareket eden SABAH daha önce Genelkurmay karargahında benzer çalışmalarda görev almış askeri uzmanlara belgeleri incelettirdi. Ortaya şöyle sonuçlar çıktı: "Evet, Genelkurmay'da benzer çalışmalar mutlaka var. Doğru veya yanlış, medyanın teker teker irdelendiği bir gerçek. Ama bu ortadaki belgeler ve yorumların tamamına yakını bizzat o çalışmalar değil. Bu çalışmaların olabileceği mantığından yola çıkılarak, görülen bölük pörçük bilgilerle böyle bir doküman hazırlanmış olabilir.''

 

http://www.sabah.com.tr/gnd117.html

***

Andıçta TSK Formatına Uymayan Bölümler

 

* Eğer bir evrak gizli damgası taşıyorsa sayfanın alt ve üstünde kırmızı "Gizli" damgaları bulunur. Bu andıçta ise sadece sol üstte gizli yazısı bulunuyor. Maddi hata bu kadarla da kalmıyor. Eğer bir kâğıda gizlilik derecesi verilmişse, diğer tüm sayfalar ve destekleyici yan bölümlerde de gizli damgası yer almalı. Bu 100 sayfa da olsa, eğer bir çalışmada bir kelime bile gizli olsa, tamamına gizli damgası vurulmak zorundadır. Basında dolaşan andıçta ise, ilk çalışmada 'gizli' yazıyor. Ama diğer eklerin bazılarında 'Hizmete Özel', bazılarında da 'özel' ibaresi bulunuyor.

* Ayrıca bu tür yazışmalarda yukarıdaki kodlu bilgide mutlaka bir ara numarası ve sonunda da Şube kodu yer alır. Bu belgelerde ise, GENSEK: 3400- .... -06/İletişim D. Hlk. İlş Ş.(... )'' yazıyor. Yani, 3400'ün hemen yanında ara numarası boş. Sonunda da şube kodu parantez açılmasına rağmen yer almıyor.

* Yine "ANDIÇ" başlığı ile hazırlanan ilk sayfada ve benzer diğer sayfalarda, tarih, ekim veya kasım gibi sadece ay olarak atılmış. Bu belgelerde, özellikle altına imza için isim açılan kağıtlarda tarih gün olarak belirtilir.

* Andıç başlıklı ilk sayfada, giriş GENSEK - KONU olarak başlıklarla girildikten sonra, birden KİMDEN-KİME-İLGİ'' olarak devam ediyor. Yani, girişteki resmi yazışma, sonra birden mesaj formatına geçiyor. Genelkurmay Başkanlığı yazışma sistemi tam bilinmediği için hepsi birbirine karışmış.

* Andıç başlıklı ilk sayfanın altında üniversitede makale hazırlar tarzda, mesela accredit kelimesinin kökenine atıfta bulunulmuş. Bu hiçbir resmi yazışmada yapılmaz. Aksine, sayfanın ana metin başlangıcının üstüne "ilgi" diye atıfta bulunulur. Zaten komutan da akreditasyon kelimesi ile hayatında ilk defa tanışmıyor.

KİMDEN KİME

* Şüpheleri artıran en önemli maddi hatalardan biri de, ''Kimden-Kime'' bölümlerinde yer alan yazışma türü. Bu belgelerde, 'Gnkur.GenSek İletişim D. Bşk'lığından, Gnkur.II nci Başkanı'na' deniliyor. Katı kurallarla belirlenmiş askeri hiyerarşi düzeninde bir daire başkanı, yakın arkadaşı gibi hiçbir zaman orgeneral rütbesindeki II. Başkana ara üstlerini atlayarak doğrudan belge gönderemez. Doğrusu, sinsile takibi ile 'Gnkur. II. Başkanlığı'na ya da makamına' şeklinde olur. Hazırlanan bazı belgelerin sağ üst köşelerinde yazıyı hazırladığı iddia edilen subayın detaylı tüm bilgileri yer alıyor. Bu bilgiler hiçbir zaman burada bulunmaz. Yazının sonunda imza ve paraf açılan yerde bulunur.

* Belgelerin en altlarında eğer isim için yer açıldı ise en azından bir imza bulunur. Bu belgelerde hiçbir imza yer almıyor.

* Yine askeri uzmanlara göre, andıçlarda medya ile ilgili bu tür bir yazı üslubu kullanılmaz. Yapılan analizler tamamen gerçek bilgi ve delillere dayanır. Bunu haricinde, dedikodu ve söylentiler üzerine kurulu ifadeler kullanılmaz. İçerik ve genel görünüşü itibarı ile andıçlarda bu tarz kullanılmaz.

* Andıç formatı ''Konu-Öncesi-İnceleme- Teklif-Öneriler' şeklindedir. Bu kağıtlarda, mümkün olmayan bir şekilde teklif ve öneriler tek başlıkta toplanmış.

* Tabii buradan Genelkurmay'ın böyle bir çalışması hiç olmamıştır anlamının çıkarılmaması gerekiyor. Genelkurmay'da da ılımlı veya İslamcı basın ile ilgili ne olursa olsun benzer andıç çalışmaları yapılıyor. Ama böyle değil.

 

http://www.sabah.com.tr/gnd118.html

***

Dava talebi sürpriz olmaz

 

* Bazı kaynaklara göre, Genelkurmay, idari yerine "adli soruşturma' ibaresini bilerek kullandı. Adli Müşavirliği'ni de harekete geçirdi. Açıklama ile, "Evet, benzer bir çalışma birileri tarafından görüldü. Sonradan da 'nasıl olsa böyle bir çalışma vardır' mantığı ile eksik bilgilerle internetten yapılan araştırmalar da bir araya getirilerek askeri konulara az çok hakim birilerince bu kağıtlar hazırlandı ve sızdırıldı" mesajı veriliyor.

* O nedenle, şimdi varsa bir köstebek ve de sızdırma işini kasıtlı olarak "kimlerin'' yaptığı araştırılıyor. Bilgisayar güvenlik sistemlerini de içeren soruşturma tamamlandıktan sonra Genelkurmay Başkanlığı'nın olayın içeriğine ilişkin detaylı ve sert bir açıklama yapması bekleniyor.

* BİR suç duyurusu ya da dava talebi de bu süreçte sürpriz olmayabilir.

http://www.sabah.com.tr/gnd119.html#

***

Andıçta olmayan gazeteci isimleri geçiyor


Kanaltürk televizyonuyla ilgili bölümde gazeteci "Sevimcan Kamal" ve "Havva Uslu"dan bahsediliyor. Öncelikle Sevimcan isminde bir gazeteci yok. İsim, Kerimcan Kamal. Havva Uslu diye bir isim de yok. Ayrıca Genelkurmay Başkanlığı Ankara'da çalışan gazete temsilcilerini bire bir tanır. Oysa, yıllardır Ankara'da gazetecilik yapan Takvim Gazetesi Ankara Temsilcisi Mehmet Çetingüleç'in adı, "Genel Yayın Yönetmeni" olarak geçiyor. Bir de bazı gazete ve yazarların yazılarında, asıl tartışma yaratan haberlerin atlanıp, bunun yerine daha az önemli haberlere yer verilmesi dikkat çekiyor. Genelkurmay'da birçok subayın önünden geçen böyle bir belgede bu kadar ciddi hatalar yapma sıfıra yakın bir ihtimaldir.

 

http://www.sabah.com.tr/gnd120.html

***


 

Gündem değiştirme senaryoları

10.03.2007

 

Türkiye sırat köprüsünden geçerken, İmralı katilinin kılı-tüyü ve asıl sorunları unutturmak için uyduruk haberlerle uğraşılıyor.

 

TERÖR ve Kürdistan hayalleri artarken, zam sağanağı sürerken, Türk halkı sorunlarına çare ararken yöneticiler ve basın bunlarla değil, gündem değiştirip, göz boyama yollarını seçiyor. Türkiye şimdi de, basına sızdırılan Genelkurmay'ın sakıncalı ve sakıncasız gazeteciler listesini konuşuyor. Hükümettten ise bir ses yok.

Ancak Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken bu gibi haberlerin basına sızdırılacağına da kesin gözü ile bakılıyor.

GENELKURMAY, köstebeki ararken, askerin asıl "dikkat çekici" bulduğu mesele "İslami basın" olarak tanımlanan gazete ve gazetecilerle ilgili bölümün basına sızdırılmamış veya "yayınlanmamış" olması. Bu da yeni bir komplonun işareti olarak görülüyor. Genelkurmay, bu durumu kritik bir siyasi süreç öncesi, Genelkurmay'ın hedef haline getirilip gazetelerle Genelkurmay arasında bir "gerilim" başlatılması girişimi olarak görüyor.

İslami basın neden yok

Listenin Nokta dergisi gibi hiçbir gruba bağlı olmayan, bağımsız, İslamcı veya ulusal kimliği ön plana çıkmayan bir dergiyle kamuoyuna duyurulması da Genelkurmay'ın incelediği bir başka nokta.

Fakat Genelkurmay'ın asıl "dikkat çekici" bulduğu mesele "İslami basın" olarak tanımlanan gazete ve gazetecilerle ilgili bölümün sızdırılmamış veya "yayınlanmamış" olması.

Çünkü Genelkurmay'ın "andıç" adı altında yaptığı değerlendirmeler arasında "İslamcı" olarak nitelenen basınla ilgili bölümler de var. Üstelik buradaki değerlendirmelerin çok daha detaylı ve yer yer çok daha sert olduğu söyleniyor. Fakat bu bölüm ortalıkta yok. Bu da yeni bir komplonun işareti olarak görülüyor.

Genelkurmay, bu durumu kritik bir siyasi süreç öncesi, Genelkurmay'ın hedef haline getirilmesi ve liberal gazetelerle Genelkurmay arasında bir "gerilim" başlatılması girişimi olarak görüyor.

Genelkurmay'dan rapor soruşturması

Öte yandan Genelkurmay Başkanlığı, "Basın Yayın Organları Hakkında Değerlendirme Raporu"nun basına sızdırılmasıyla ilgili adli soruşturma başlattı.

Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde yer alan açıklamada, "8 Mart 2007 günü Genelkurmay Başkanlığı'nın basın yayın organları hakkında değerlendirme raporu hazırladığı şeklindeki haberlere medyada yer verilmiştir. Konu ile ilgili adli soruşturma başlatılmıştır" denildi.

Rapor ayrıca, Genelkurmay Başkanlığı'nın akreditasyon uygulaması konusunda da öneriler içeriyor. Ekim 2006 tarihli rapor, "Andıç" başlığıyla sunulmuştu.

Açıklamada adli soruşturmaya ilişkin başka ayrıntı verilmedi. Bu soruşturmanın sözkonusu çalışmanın dışarı sızdırılmasıyla ilgili kurum içi bir soruşturma olduğu belirtiliyor.


http://www.ortadogugazetesi.net/habergoster.asp?id=5922

***

Neler oluyor?

Orhan Karataş

10.03.2007

 

Şerefli Türk basını 2 gündür büyük bir telaş içinde. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kendi iç bünyesinde yaptığı bir çalışmanın, sızdırılmasının yankıları birinci sayfaları işgal ediyor. Birden bire demokrat kesildiler. Birden bire "asker aşkıyla" yanmaya başladılar. Akıl verenler, yol gösterenler, göz yaşı dökenler, teneke çalanlar, ne ararsanız var.

Bir gariplik var

Türkiye bütün meselelerini, bütün sıkıntılarını, gerçek gündemini unuttu. Estirilen havaya bakarsanız, Türkiye'nin en önemli hatta tek meselesi askerin basınla ilgili tespitleri. Neresinden bakarsanız bakın bu işte bir gariplik var. Herşeyden önce, Silahı Kuvvetlerin kendi iç bünyesinde böyle bir çalışma yapması, tamamen kendi taktirleridir. Bazı gazetelere, bazı gazetecilere ambargo koymak bu çalışmayla birlikte ortaya çıkmıyor. Zaten var olan bir durum. Ancak, bu çalışmanın basına sızdırılmış olmasında bir anormallik bulunuyor. Her ne hikmetse sızan kısımda, Silahlı Kuvvetlerin mesafe koyduğu bazı kuruluşlar, hiç yer almıyor. Ayrıca, Türkiye'nin çok ciddi bir yol ayrımına getirildiği bir dönemde gündem birden bire değişiyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi, Kuzey Irak'da olanlar, Kıbrıs'da tezgahlanan oyunlar, Ermeni iftiralarının yeni boyutlar kazanması, unutuluyor. Bütün bu gelişmelerden memnun olan tek bir kurum var. AKP hükümeti. Belli ki bir tezgah kurulmuş. Birileri durumdan vazife çıkarmış ve başbakanın deyimiyle düğmeye basmış.

AKP yaparsa demokrasiye uygun

Kopan kıyametlerin altında ne var? Asker, basın organları arasında bir çalışma yapmış. Bazı gazete ve gazetecilere ambargo koymuş. Bu basın özgürlüğüne, demokrasiye aykırıymış. Ne güzel değil mi? İyi de adama sormazlar mı, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? AKP 4 yıldır çok daha ileri boyutlarda, aynı şeyi yapmıyor mu? Daha dün gazetelere yansıyan ve resmi bir kuruma dayanan, "bizden yana olanlar, bizden yana olmayanlar" çalışmasına ne diyeceğiz? Hiç uzağa gitmeyelim. AKP'nin şakşakçısı olmadığımız için hükümetin hiçbir tanıtımına, başbakanın hiçbir programına çağırılmıyoruz. Yani ambargoluyuz. Basın özgürlüğü, demokrasi diye kıyameti koparanlardan, bugüne kadar neden tek bir kelime duymadık?

Herşey kendileriyle sınırlı

Yine geldik aynı yere. Bunların demokratlığı da, özgürlükçülüğü de kendileriyle sınırlıdır. Eğer kendilerine yarıyorsa, kendilerinin işini kolaylaştırıp imkan tanıyorsa, basın özgürlüğü, demokrasi, insan hakları önemlidir ve değerlidir. Ama kendilerine dokunmaz veya başkalarını rahatsız ederse, basın özgürlüğünün çiğnenmesinin, demokrasinin askıya alınmasının, insan haklarına aykırılığın hiçbir önemi yoktur. Aynı şeyi 28 Şubat'ta görmedik mi? O günlerde alkış tutanlar, şapka çıkaranlar, "yaşasın asker" diye bağıranlar, AKP iktidarıyla birlikte makas değiştirip, tükürdüklerini yalamadılar mı?

Menfaat şebekesi

Boşuna uğraşmayın. Türkiye'nin en önemli meselesi basının içine düştüğü durumdur. AKP bugün bu kadar iler gidebiliyor, bu kadar vurdum duymaz oluyor, ülke ve millet menfaatleriyle bu kadar ters düşebiliyorsa, burada herşeyden önce basının suçu vardır. Türk basını, bir menfaat şebekesine dönüşmüştür. Manşetleri ve ana haberleri, patronların ve köşe başını tutan medya baronlarının menfaatleri şekillendirmektedir.

Hükümete nefes aldırmak

Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi içinde yaptığı bir çalışmanın, bu kadar büyütülüp gündem oluşturmasının sebebi, AKP hükümetine nefes aldırmaktan başka bir şey değildir. Nitekim, AKP'nin borazanı olan bazı gazeteler ve televizyon kanalları, özellikle kapsam dışı bırakılmıştır. Niyet bellidir. Bütün dertleri kamuoyu önünde Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını sarsmaktır. Bir taşla birkaç kuş vuruluyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde dikensiz bir gül bahçesi oluşturmaya uğraşıyorlar. Kuzey Irak'da Kürt devletinin kurulmasına itiraz edebilecek olanları, zor duruma düşürmeye çabalıyorlar.

Millet herşeyin farkında

Boşuna çırpınmayın. Türk milleti gerçekleri görmüştür. Türk milletinin en güvenilmez kurumlar arasında basını ilk sıraya koyması, boşuna değildir. Siz ne derseniz, bu millet tersini yapacaktır. Siz askeri kötü göstermeye çalıştıkça, Türk milleti en güvenilir kurum olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini görecektir. Siz AKP'yi tek alternatif olarak sundukça, Türk milleti AKP ve yandaşlarından uzaklaşacaktır. Siz, milliyetçiliğin en büyük tehlike olarak gösterdikçe, Türk milleti milliyetçilere daha fazla sarılacak ve itibar edecektir. Herkesin bir hesabı var. Ama unutulmasın ki,bu milletin de bir hesabı var.

http://www.ortadogugazetesi.net/makale_goster.asp?id=2068&yazid=33

***

 

 

 

Emekli askerler daima muvazzaf

logo

Altemur KILIÇ

21.03.2007

 

Hürriyet Köşe yazarı Ahmet Hakan,  “Emekli Generallere Rahatlama Kılavuzu”  başlıklı yazısını her halde, E.Orgeneral Hurşit Tolon Paşa’nın, Ankara’daki toplantıdaki sözleri üzerine yazmış ama aslında bütünüyle,  emeklisi ve muvazzafıyla TSK’yı hedef alan güya onları  “rahatlatma kılavuzu!”    


Bir defa, onu ciddiye alıp, Paşa ve Orduyla  “eşit karşıtlarmış”  gibi göstermek, Hakan’a beyhude iltifat, Paşaya da haksızlık olur. Ordunun ve Tolon Paşa’nın benim savunmama hiç ihtiyaçları yok.- Ordunun muvazzaf ve emekli komutanlarının Ahmet Hakan gibi  “kılavuzlara”  ise hiç ihtiyaçları yok.


Paşa ne demişti?


Önce, Tolon Paşa’nın, bu işgüzar  “kılavuzu”  kızdıran sözlerinin satır başlarını hatırlatalım. Tolon Paşa; Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi Silahlı Kuvvetler’in etkisiz kılınmak istendiğini... Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün niteliklerinin, şartları ne olursa olsun korunacağını,  Türkiye’nin her yönüyle kuşatılmış olduğunu, Lozan’ın intikamını almak isteyenler, Sevr’i hortlatmak isteyenlerle mücadele halinde olduğunu söylemiş ve demişti ki:  

“Bugün yüce Türk milletinin yaşantısı, kaderi ve geleceği kendi hür iradesi ve kararları ile belirlenmediği, ağırlıkla yabancıların yönlendirdiği bir istikamete sürüklenmektedir... 90 yıl öncesinin koşulları yaşanmakta ve Türkiye her yönüyle kuşatma altındadır.”  Bu bakış açısı paranoya değildir...


Ve Ahmet Hakan


Ahmet Hakan, Paşa’nın bu sözlerini, gerçekçi uyarılarını, aklınca alaya alıyor. İsim vermeden Tolon Paşa’yı hedef alıyor ama belli ki asıl hedefi O’nun üzerinden, emeklisi-muvazzafıyla Türk Ordusuna karşı, açıkça terbiyesizlik ediyor. Sonunda ve özellikle şu sırada; ülkeyi tehlikelerden koruyacak olan, ne liboşlar, ne ABD, ne de AB’dir; Türk ordusunun  muvazzaf, emekli komutanların manevi gücüdür. Düşünce ve ifade özgürlüğü, 301. madde kaldırılsa bile, bir Türk yazarına, kendi ordusunu ve komutanlarını, alaya almak hakkını veremez.


Hakan, müstehzi bir dille  “Muvazzaflık bitip, emeklilik başa gelince” diyor ama aslında bütün Türk ordusuna seslenmiş: “Önce kendi kendinize ’Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini / Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini’dizelerini okuyorsunuz. Bütün gücünüzle ’Var!’diye haykırarak yanıt veriyorsunuz... Sevr’i hortlatmak isteyenlere... Lozan’ın intikamını almak için çırpınanlara. Dâhili ve harici bedhahlara...


Satılık ve kiralık aydınlara... Holding medyasına...


Amerika’ya... Avrupa Birliği’ne. Yani bütün ’Düşman kuvvetlere’ karşı, ’İman dolu göğüslerinizi siper ederek’büyük bir savaşım başlatıyorsunuz.”. Hakan’ın Tolon Paşa’ya atfen alay ederek sıraladığı tehdit ve tehlikeler paranoya mı, hayal mi?  “Kiralık aydınlar! Satılık gazeteciler! Vatan hainleri!”  yok mu? Önce aynaya baksın


Hakan sonra da, inanılmaz bir mantık oyunu ve paradoksuyla;  “muvazzaf”  Orduya aklınca, gene  “müstehzi”  bir  “buket”  atıyor, diyor ki:  “Eğer bu memleket, ’Yandı / Bitti / Kül oldu’durumunda ise. Siz çok daha iyi bilirsiniz ki, memleketimizin güçlü, çok güçlü bir ordusu vardır. Her daim uyanık olan şanlı Türk Silahlı Kuvvetleri, bu vatanın bağrına dayanan hançeri söküp atabilecek kudrette değil midir? ”


  Cevap: Öyledir Ahmet, ama sen ve sizler düşmanlardan fazla bu kudretten korkuyorsunuz.  “Telaşa mahal yok”  derken  AB süreci kesilecek diye suçluların telaşı içindesiniz.


Ne oldu sana?


Ahmet Hakan hakkında hayal kırıklığına uğradığımı itiraf edeyim. KANAL 7’de,  “İskele Sancak” programını yaparken beni de davet etmiş ve ben onun aydınlık, çağdaş ve umut veren kişiliğini sevmiştim. Ne oldu sana Ahmet? Zamana ve zemine uymak için saç tarama şeklini, kıyafetini  değiştirince, o kişiliğini de değiştirdin?


http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazidetay.asp?AuthorID=78&ArticleID=4809

***

Analizin analizi

Altemur KILIÇ

17.03.2007

 

Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin Kuzey Irak konusunda bir  “analizi” , her nasılsa ve şu bağlamda, Kuzey Irak’a bir operasyon düşünüldüğü sırada ve Cumhurbaşkanı seçiminden önce, CNNTÜRK’e sızdırıldı,


Türkiye’nin her çeşit, gizli açık, dolaylı dolaysız tehditler ve kamuoyunun psikolojik baskılar altında olduğu, önemli kararların verileceği şu sırada, böyle bir analizin yapılması gerekli ve MGK’nın görevi. Bu Kurula, analizlerine ve tavsiyelerine, şu sırada çok ihtiyaç var ama önceki kadrosu, şekil ve statüsüyle! Bugünkü MGK eski MGK değil. AB baskılarıyla sivilleştirildi daha doğrusu iğdiş edildi,  “Akademik”  bir kuruma dönüştürüldü. Gerçi bundan önce de Kurulun kararları tavsiye mahiyetinde idi, ama  “tavsiyelerinin”  belirli etkisi vardı. Bu etkiden rahatsız oldular!


Ne var ki bugün Kurulun analizleri de  “akademik” tavsiyeler olsa bile, ne kadar olumsuz rol oynayacağı, kamuoyunu yanlış yolda etkileyeceği ve ortalığı karıştıracağı, bu son  “analizden”  belli... Ve bu analizin Kurulda görüşülmeden sızdırılmasına da bir “mim” koyun!.


Ana hatları


Bu analizde öne çıkan tavsiye şu:  “Sınır ötesi operasyon konusundaki konuda iyi düşünülmesi gerekir. ’Mevcut şartlara bakıldığında Kuzey Irak’a kapsamlı bir askeri harekâtın sakıncaları dikkate alınmalıdır. Büyük bir operasyon insani kayıplar ve ağır mali yük getirir. Uluslararası alanda sert tepkiler harekâtın başarıya ulaşmasını güçleştirir. ABD’nin saplandığı batağın benzeri Türkiye için de olabilir... Kürt gruplar dâhil Irak’taki her kesimle ilişkilerin geliştirilmesi gerekir... ABD’nin büyük tepki karşısında Kürtleri sonuna kadar destekleyeceği kesin değildir... ABD’nin, zaten ihtiyaca cevap vermeyen güçlerinin bir kısmını PKK ile çatışmaya ayırmasını beklemek gerçekçi değildir...”  


Kısacası, gerçeklerle ilgisi az, daha doğrusu umutları, mevcut gerçek ve koşullardan çok farklı  “akademik”  bir çalışma. Bu çalışmayla, son zamanlarda bazı diplomatlar, siyasi liderler sözde aydınlar tarafından ortada dolaştırılan,  “siyasi barışçı çözüm”  önerileri, askeri operasyon yerine PKK’yı, Barzani’nin desteğiyle pasifize etmek, düz ovaya indirmek ve meşrulaştırmak önerileri, adeta bire bir örtüşüyor.


Tesadüf mü?  


ABD’nin son zamanlarda açıkça  “Kuzey Irak operasyonuna karşıyız. Biz, Irak’ın toprak bütünlüğüne inanıyoruz.” uyarısı, E. Amerikan Generali Ralston’un  “Silahlı mücadeleden başka seçenekler olduğunu” söylemesi ve buna paralel olarak da eş Koordinatör E. Orgeneral Edip Başer’in de,  “Türkiye’nin stratejik açıdan birinci önceliğinin PKK’yla mücadele değil, Kürdistan’ın kurulmasını engellemektir”  demesi, tesadüf mü? Yoksa Türkiye’nin önünü kesmek için, ortaklaşa bir planın gereği mi?  


Hatırlayalım; Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ da, 1Mart’ta yaptığı açıklamada, terörle mücadele kapsamında olası sınır ötesi operasyonu değerlendirdi ve “Askeri ihtiyaçlar gerektiğinde Türkiye, Irak’ın kuzeyindeki terör örgütüne karşı uygun göreceği tedbirleri her zaman alabilir”  demişti.


Bu analizin daha fazla analiz edilmesi gerekiyor ama şu kadarını söyleyeyim; Barzani ve Talabani ve diğer Kürt gruplarıyla görüşmek, onların düşmanca tavırlarını Büyük Kürdistan emellerini değiştirmeyecektir... Ve ABD’nin kendi çıkarları için Kürdistan’ın kurulmasına yardım ettiğini ve Kürtleri desteklemeye devam edeceğini görmemek için, MGK analizcileri gibi  “iyi niyetli” olmak gerek!


Kuzey Irak’a PKK’nın kökünü kurutmak için yapılması gereken bir operasyonun kolay olmayacağı muhakkak; Ancak Amerikalılara göre, “başka seçenekler var”  savsaklamasına rağmen. Biz -TC  Genelkurmayı-  seçeneklerin tükendiğine kâni olursak, “Dur bakalım ne olacak?” kafasıyla hâlâ  “barışçı çözümde” ısrar mı edilecek?


Hem, söz konusu olan, büyük çapta bir “harekât”  değil, mahdut amaçlı, bir “sınır ötesi operasyonu”  ve TSK da işgalci, devşirme ABD ordusu değil. Söz konusu da, ABD’nin çıkar ve amaçları değil, Türkiye’nin güvenliği ve birliği!

 

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazidetay.asp?AuthorID=78&ArticleID=4755

***

 

 

 

 

.At gözlüklü basın!

10 Mart 2007

TSK"nın "Hizmete Özel" damgalı raporunun basına sızmasıyla, askeri hedef haline getiren medya, AKP iktidarının her ay düzenli olarak yaptığı fişlemeyi görmezden geliyor

At gözlüklü basın!
TSK"nın "Hizmete Özel" damgalı raporunun basına sızmasıyla, askeri hedef haline getiren medya, AKP iktidarının her ay düzenli olarak yaptığı fişlemeyi görmezden geliyor

AKP iktidarının medyayı fişlediği ortaya çıktı. Başbakan Erdoğan"a aylık sunulan medya analiz raporlarındaki gazetelerle ilgili ilginç saptamalar dikkati çekiyor. Başbakanlık, hangi gazetecinin ne kadar şarap içtiğine ve AKP"ye olan bakışına kadar herşeyi rapor haline getirmiş. YENİÇAĞ gazetesi de AKP"nin olumsuz baktığı yayın organlarının başında geliyor. AKP iktidarı, gazetemizi "hasım" olarak tanımlamış. Raporda, Cumhuriyet, Milliyet, Evrensel, Güneş, Milli Gazete ve Gözcü gazetelerine de sert eleştiriler geti-
riliyor.

İsim isim fişleme


İşte Cumhuriyet gazetesinin, "Başbakanlık fişlemesi" olarak verdiği haberden bazı ayrıntılar:

“Cumhuriyet, Başbakanlık Basın Merkezi"nin tüm medyaya yönelik 2005 tarihli aylık basın takip raporlarını ele geçirdi. Raporda şu saptamalara yer veriliyor. 4 köşe yazarı 1 şişe Fransız şarabı içti. Böylece Erdoğan"ın uçağında içki içilip içilmediği konusunda açılan parantezlere nokta konulmuş oldu.

YENİÇAĞ -Siyasi hasımlığı, fikri hasımlık sayıyor: MHP yanlısı ve MHP merkez yönetimine muhalif grubun sözcüsü olarak çıkan Yeniçağ gazetesi, AKP"nin özellikle başörtüsü ve eğitim sistemine ilişkin politikalarını desteklemesi beklenen gazete.

CUMHURİYET -Seyrek şekilde tarafsız durabiliyorlar: Kendilerini yeni değerler oluşturma ve o değerler üzerinden hükümeti eleştirme yetkinliğinde görmeye başladılar.

HÜRRİYET -Uçağa alınmayınca sayfayı kapattı: Referans gazetesi olma avantajını kullanıyor.

MİLLİYET -Doğan Grubu"nun en olumsuzlarından: Doğan Grubu"nun Başbakan Erdoğan ve AKP"ye ilişkin en olumsuz çizgideki gazetelerinden birisi olan Milliyet gazetesinde, Sedat Ergin ile birlikte ciddi bir dönüşüm meydana geldi.

SABAH -Olumsuzluk artmaya başladı: Ciner Grubu"nun yayın organı olan Sabah gazetesinde olumsuzluk eğiliminin artmaya başladığı gözleniyor..

VATAN -Bazı grupların yönlendirme aygıtı: Olumlu gelişmeleri küçük veren, olumsuz gördüklerini irileştirerek haberleştiren bir gazete.

AKŞAM -Sorgulamaya muhtaç: Amerika gezisi başta olmak üzere, Başbakan Erdoğan"ı, 59. Cumhuriyet Hükümeti ve AKP"yi birinci sayfasında göstermemek gibi bir çizgide yayın yapmaya başladı.

RADİKAL -Çok kez tarafsız: Başbakan Erdoğan"a karşı en büyük olumlulukları, çok kez tarafsız durmaları.

TÜRKİYE -Olumluluklarının altında İhlas Finans yatıyor.

ZAMAN -Önyargısızlar: Sözü ve eylemi, olduğu ve söylendiği biçimiyle yansıtıyorlar.

MİLLİ GAZETE -SP"nin uyanışına işaret: AKP, Başbakan Erdoğan ve 59. Cumhuriyet Hükümeti"ne ilişkin en küçük bir hoşgörü yok.

YENİŞAFAK -Mutlak destekçi: Başbakan Erdoğan ve Hükümeti mutlak biçimde destekleyen tek yayın organı olma misyonunu sürdürüyor.

VAKİT -Türban ve katsayı tepkilerini hükümetten uzaklaştırıyor.
Medya Grupları

DOĞAN YAYIN GRUBU (Hürriyet, Milliyet, Gözcü, Posta ve Radikal -tiraj toplamları

1.578.000) Haberler : 47 olumlu, 86 olumsuz 216 tarafsız. Köşe yazıları: 35 olumlu, 126 olumsuz, 59 tarafsız.

CİNER YAYIN GRUBU (Sabah, Takvim ve D.B. Tercüman -Tiraj toplamları 822.000) Haberler: 44 olumlu, 25 olumsuz, tarafsız. Köşe yazıları: 23 olumlu, 25 olumsuz, 32 tarafsız.

ÇUKUROVA GRUBU
(Akşam, H.O. Tercüman ve Güneş -Tiraj toplamları 316.000) Haberler: 25 olumlu, 42 olumsuz, 65 tarafsız. Köşe yazıları: 10 olumlu, 28 olumsuz, 15 tarafsız.

Köşe yazılarında en olumsuz gazeteler; Hürriyet 65, Cumhuriyet 51, Vatan 42.

Köşe yazılarında en olumlu gazeteler; Yenişafak 23, Türkiye 20, Milliyet 17.
Olumlu köşe yazısı çıkmayan gazeteler; Cumhuriyet, Gözcü, Takvim, YENİÇAĞ, Ortadoğu, Birgün, Gündem, Milli Gazete.
Olumsuz köşe yazısı çıkmayan gazeteler; Türkiye, Zaman, Yenişafak, Star.

Sabah gazetesi yazarı Mehmet Barlas"ın Başbakan Erdoğan"ın yanağını okşaması, medya patronu Aydın Doğan"ın AKP"li bakanla kadeh tokuşturması, Başbakanlık Müşaviri Akif Beki"nin basını fişlemesi, medya tarafından görmezden geliniyor...

AKP fişlerken ses yoktu!


Türk Silahlı Kuvvetleri"nin (TSK) hizmetiçi çalışması basına sızınca, başta Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olmak üzere Basın Konseyi ve bazı gazeteciler, yapılanın "demokrasi dışı uygulama" olduğunu açıkladılar. Akreditasyon yapılırken keyfilik olmamasının altını çizdiler. Peki o zaman şunu sormak gerekmez mi? Başbakan Erdoğan yurtdışı gezilere giderken neden bazı gazeteciler ANA uçağının devamlı müşterisi oluyor? Gazeteci yazar Melih Aşık"ın deyimiyle, "Başbakan"a keyif veren gazetecilerin yerde ve havada ağırlanması, vermeyenlerin baskı altına alınması konusunda ne diyor TGC ve Basın Konseyi?"

"O makamda oturması ülkemiz için yüz karasıdır"

Başbakan"ın Sözcüsü Akif Beki"nin, AKP iktidarını eleştirdiği gerekçesiyle, gazetecilere "gazetecilik öğretmeye" kalkması ve medya mensuplarının "AKP gönüllü grubu" gibi çalışmaya zorlanması tartışılmaya devam ediyor. Milliyet gazetesi yazarı Melih Aşık, konuyla ilgili köşesinde şu ifadelere yer verdi:
Hemen istifa etmeli

“Sebahattin Önkibar birkaç gün önce Yeniçağ"daki sütununda yazmıştı... Başbakan"ın gözü bir ara Sebahattin Önkibar"ın "Alternatif" adlı programına ilişiyor. Programda o sırada imam hatip ve türban istismarı konuşuluyor. Başbakan, sözcüsü Akif Beki"ye dönüyor:

- Bu adam ne yapıyor, konuşmuyor musun bununla?
Akif Beki daha sonra Önkibar"la konuşuyor... “Sen sağ"da bir adamsın, türban ve imam hatiplerle ilgili programların etkili oluyor ve bu Başbakan"ı üzüyor” diyor... Bir süre sonra Flash televizyonuna baskılar geliyor. Sebahattin Önkibar işten ayrılıyor.

ÇGD, Akif Beki"nin basın düşmanlığı yaptığını bildiriyor, “Gazetecilerin neyi haber yapıp neyi yapmayacağını iktidarın memurlarının tayin edemeyeceğini bilmeyen kişinin, o makamda bir gün dahi kalması, ülkemiz için yüz karasıdır” diyor. Akif Beki susuyor. Kanaltürk, Başkent TV gibi kanalların muhabirleri Başbakanlık"a giremiyor. Başbakan"ın eleştiriye tahammülsüzlüğü ABD Dışişleri Bakanlığı İnsan Hakları raporuna bile girdi...

İktidar ve demokrasi


Benzin parasını bizim verdiğimiz Başbakanlık uçağına ancak Başbakan"ın gönlünü hoş eden gazeteciler binebiliyor. Genelkurmay"ın gazete ve gazetecilerle ilgili raporları yansıdı basına. Bir ülkede Genelkurmay"dan önce iktidarın demokratlığı konuşulur... Bu iktidarın demokrasiyle ilgisi var mı?”
* Melih Aşık / Milliyet

Kimler yerli Coni?


Bir rapor çıktı ortaya... Hangi gazeteciler asker karşıtı? Hangi gazeteciler asker yandaşı?
Böylece geriye tek liste kalıyor... Hangi gazeteciler AB"ye akredite? Hangileri AB fonlarından para alıyor? Hangi gazeteciler Belçika vatandaşı? Türk bankalarını satın alan, elalemin bankalarına akredite gazeteci var mı mesela? Kimler yabancı sermayeye akredite? “Asker yandaşı” gösterilen gazetecilerden hangileri orduevlerinde yaptı askerliğini? “Orduda tezkere bırakmış” ayaklarına yatıp, hiç askerlik yapmayan var mı aralarında? Kimler İran"a akredite? Şam"ın şekerini yalayanlar hangileri? Kimler Arap radyosu? Ermenistan"a akredite olan edebiyatçıları biliyoruz... Ermeni diasporasına akredite gazeteciler kimler? Hangi gazeteciler, “sarı basın kartlı müteahhit” olup, Barzani"den ihale alıyor? Kimler yerli Coni? İsrail"in fahri megafonları kim? İlla “yabancıcı” veya “askerci” olması da gerekmiyor aslında...Hangi gazeteciler Başbakan"ın uçağına binebiliyor? Hangi gazetecilere yasak? Kimler iktidara akredite? Kimler tarikatçi? Hangi gazeteciler komisyoncu? Hangileri iş takipçisi? Kimler, al takke ver külah yapıp, kooperatif arazileri ayarlıyor? Kimler yalakalık yaptığı için “köşe” oluyor, terfi ediyor, transfer parası alıyor? Bu liste de açıklansa...
Tadından yenmeyecek o zaman.
* Yılmaz Özdil / Sabah

SON DAKİKA
Duy da inanma!

GAZETEMİZ baskıya girerken, Başbakanlık medyada yeralan fişleme haberlerinin doğruları yansıtmadığını açıklamış. ANA uçağında kimlerin konuk edildiğini gösteren fotoğraflara mı inanalım, yoksa Başbakanlık"tan yapılan kuru bir açıklamaya mı? Karar sizin!..

Erdoğan akrediteliler


Başbakan Erdoğan"ın yurtdışı gezilerine giderken, ANA uçağına aldığı gazeteciler, genelde aynı. ANA uçağının değişmez konuklarının tek özelliği ise AKP yandaşlığı ve Erdoğan"ı eleştirmemek! YENİÇAĞ, Milli Gazete ve Cumhuriyet gazetesi, Erdoğan"ın ambargo uyguladığı gazetelerin başında geliyor. AKP iktidarınca fişlenen bu gazetelere mensup gazetecilerin uçağa alınmaması konusunda kesin talimat verildiği belirtiliyor.

Sevindirici gelişme


AKP yanlısı STAR gazetesi uzun süre sonra ilk kez Atatürk resmi kullandı!

Laf ola beri gele


Beni asker karşıtı olarak nitelendiriyorlar. Ben siyasete müdahalesine karşıyım. Siyasi beyanat vermelerine karşıyım.
* Nazlı Ilıcak (TAKVİM)

Bundan çirkin bir suçlama olamaz. Andıç, mandıç bir tarafa, bu bir ayıptır. Bu, haber kirliliği, ortalığı kirletme çabasıdır.
* Şakir Süter (AKŞAM)

Hukuk dışı bir şey. Darbeleri desteklemeyen, bizim itibar etmediğimiz adamlar mantığı dehşet verici bir şey.
* Mehmet Altan (STAR)


Böylesine ayrımcı bir bakış açısı ancak “andıçlı demokrasiler”de görülebilir. Demokrasinin geleceği adına düşündürücü, kaygı vericidir.
* Derya Sazak (MİLLİYET)

Bu benim de adımın geçtiği "Andıç"tan farklı. Genelkurmay bazı gazete ve gazetecileri sevmiyormuş.
* Cengiz Çandar (REFERANS)

 

http://www.kuvvaimilliye.net/news_detail.php?id=11482

 

Utah’daki kirli karargâh

Alperen Polat 

Andıç olayı patlak verdikten sonra Genelkurmay’ın idari soruşturma değil de, adli soruşturma başlatması, olayın ciddiyetini ve tehlikeli bağlantılarını ortaya koyar nitelikteydi. Aradan haftalar geçti ve Genelkurmay "andıç" konusunda çok çarpıcı bilgilere ulaştı.


Genelkurmay’ın açtığı adli soruşturmayı yürüten Genelkurmay Askeri Başsavcısı Albay Saim Öztürk, geçtiğimiz günlerde "andıç"a dair çok çarpıcı açıklamalarda bulunmuş ve  Nokta Dergisi’nde yayımlanan belgenin kimler aracılığıyla bu dergiye ulaştığına dair önemli bilgiler vermişti.
Albay Öztürk "Ulaşan teknik bilgilere göre, taslak Andıç çalışmasına ait metnin 12 Ekim 2006 tarihinde çalındığı, bilgilerin yurt dışı bağlantılarla ilişkili olarak ülkenin siyasi ortamı nazara alınmak suretiyle 8 Mart 2007 tarihine kadar bekletildiği ve o tarihte kamuoyuna sunulduğu dikkati çekmektedir" derken, bazı grupların Türkiye’deki siyasi takvimi dikkate alarak bir zamanlama ayarlaması yaptığına dikkat çekiyordu. Ve Albay Öztürk’ün verdiği en önemli bilgi ise, "andıç"ın Genelkurmay’dan çalınıp, ABD’nin Utah eyaletindeki sahte Amerikan isimli bir alıcıya iletilmesiydi. Bu bilgi Türk Telekom ve diğer ilgili kuruluşların çalışmaları neticesinde ortaya çıkmıştı.


Peki bu bilgi neden önemliydi?


Çünkü ABD’nin Utah eyaleti, Türkiye’deki "F tipi cemaatin" karargah merkezi. Grubun bütün önemli ve etkili isimleri burada konuşlanmış durumda. Ve asıl önemli nokta ise, Emekli Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen günlüğün deşifre edildiği internet sitesi ve daha önce Genelkurmay Başkanı Büyükanıt paşayla ilgili ipe sapa gelmez iftiraları yayan site de Utah merkezliydi.


Anlaşılan, birileri Utah’ta kirli bir tezgah kurmuş ve akılları sıra oradan yayacakları iftira dalgasıyla Türkiye siyasetine yön vermeye çalışıyorlar.


Ama Utah’daki hesap, Türkiye’den dönmekte gecikmedi.


Genelkurmay Başsavcısının bu önemli açıklamalarından sonra Şemdinli, Rektör Aşkın, Danıştay saldırısı ve Hrant Dink suikastine kadar uzanan geniş bir yelpazede Utah merkezli kirli yapılanmanın parmağını görmek güç olmadı. Zaten hepsinde aynı mantık hakimdi: Askeri ve vatansever cepheyi hedef almak!


Bu kirli yapılanmanın AKP hükümetini nasıl yönlendirdiği ve bu yönüyle aslında "hükümetlerüstü" bir konsepte kavuştuğunu ise Ahmet Hakan’ın yazıları ele verdi.


Hakan, geçtiğimiz gün yemek yediği bir bakanın, bu grubun Emniyet, istihbarat ve devlet kademelerine nasıl sirayet ettiğini ve grubun ABD’deki liderinin istihbarat merakının nelere yol açtığına dair önemli itiraflarda bulunduğunu yazdı. Hatta bakan şöyle bile demiş: "Her işin arkasında onların parmağı var."


Hakan’ın, daha doğrusu AKP’nin bir bakanının bu itirafları aynı zamanda F tipi yapılanmanın Türkiye’de hükümeti nasıl yönlendirdiğini de ortaya koyuyordu.


Daha sonra o grubun önemli bir üyesi Ahmet Hakan’a, bahsedilen bakanı tanıdıklarını ve o bakanın kendilerine kişisel bir husumeti olduğu için böyle konuştuğunu anlatmış. O kişi, o bakanın kendilerine olan husumetinin sebebini bakın nasıl açıklamış:


"Bakanın yaptığı bir yasa çalışmasına karşı çıktık. Hem hükümet hem AKP bizim haklı olduğumuza kanaat getirdi. Yasa tasarısı değişti. Bakan gururunun kırıldığını düşündü ve bu olayı kişisel husumete dönüştürdü."


Bu son alıntıyı şu sebepten yaptım; Türkiye’de yasalar çıkarılırken kimlere danışıldığını ve danışılan grupların onay vermediği yasaların geçemediğini göresiniz diye.


ABD merkezli ve güdümlü F tipi yapılanmanın Türkiye’deki karanlık eylemleri, Genelkurmay’ın bu çalışması sonucunda ortaya çıkmış görünüyor. Bu grubun özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerine aktif bir şekilde müdahale etmek için çeşitli senaryolar hazırladıklarını da belirtelim.


Yarın da, bu gruba ABD’nin yüklediği misyonu yazalım…

http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7005880&tarih=2007-04-06

***

Rand Corporation raporu ve Gülen

Alperen Polat 


Utah’daki kirli karargâhın Türkiye’deki tehlikeli faaliyetlerinin asıl menbaını ve hedefini anlayabilmek için, bu karargâhı yönlendiren asıl güce ve bu gücün bu piyonlara yüklediği misyonu açık bir şekilde ortaya koymamız gerekiyor.

 

Bu konuda Ahmet Eryılmaz’ın Turkish American Journal’daki derlemesinden istifade edeceğiz.

ABD’nin en etkili  düşünce kuruluşu RAND CORPORATION 26 Mart 2007’de ‘Modernist Müslüman Ağlarının Tesisi’  (Building Moderate Muslım Networks) başlıklı 217 sayfalık yeni bir rapor yayınladı.

 

Raporu hazırlayan ekibin başındaki isim yabancı değil. Ekipbaşı ABD’nin Irak eski büyük elçisi Zalmay Khalilzad’ın yahudi asıllı eşi Cheryl Barnard. Bayan Barnard 2003 yılında da yine Rand Corporatıon adına  “IIlımlı  İslam” (Civil Democratic Islam) adlı 83 sayfalık bir rapor yayınlamıştı. Bu raporda Kur’an-ı Kerim ayetleri ve Hadisler üzerinde şüpheler ve oynamalar meydana getirerek İslam’ı dejenere etmek için yeni yöntemler tavsiye edilmekteydi.  Bu dejenerasyon sürecinde ABD yönetimine bazı “Müslüman liderleri” uygun şekilde kullanmayı tavsiye eden raporda, “kullanılması gereken” sözde İslami liderlerden bazıları şunlardı: Eski Bosna Müftüsü Mustafa Ceric, UCLA’nın Islam Hukuku Profesörü Abou El Fadl, Türkiye’den Fetullah Gülen, “İslami anlaşmalar için öneriler” adlı kitabın yazarı Muhammed Shahrur ve  Amerika İslam Yüksek Konseyi (ISCA) başkanı Şeyh  Hişam Kabbani.

 

Amerika’nın yeni ismiyle Büyük Ortadoğu Projesi, yani İslam ülkelerini işgal projesi kapsamında müslüman ülkeleri içten çökertmek için “Ilımlı İslam” adı altında yeni bir yapılanma teşkil ettiğini biliyorsunuzdur.

 

Sözü daha fazla uzatmadan Ahmet Eryılmaz’ın kaleminden Rand Corparation’un 26 Mart tarihli yeni raporuyla sizleri başbaşa bırakıyorum:

 

“Geleneksel ve dogmatic İslam anlayışı Müslümanlar arasında  olduğu gibi Amerika ve Avrupa’da da hızla yayılmaktadır. İslam ülkelerinin çoğunda ılımlı ve modern İslam anlayışının aksine geleneksel islamcıların etkisi hızla artmaktadır.

 

ABD’nin  soğuk savaş döneminde Komünizm’e karşı savunduğu demokrasi propagandası ile elde ettiği tecrübeyi bu kez geleneksel İslam anlayışını benimseyen müslümanlara karşı kullanılabilir. Şöyleki müslüman ülkelerde tatbik sahasına konulacak modernist ve ılımlı İslam düşüncesini savunan İslami gurup ve cemaatleri destekleme programını yürürlüğe koymalıdır. ABD hükümeti bir ‘yol haritası’ hazırlayarak çeşitli müslüman ülkelerde faaliyet gösteren modernist ve ılımlı İslamcıların arasında bir haberleşme ve dayanışma ağı kurmalıdır. Bu şekilde geleneksel İslamcılara karşı mücadelede başarılı olunabilir.

 

Sözü edilen rapora göre ABD’nin Türkiye’de desteklemesi gereken kişi ve cemaatlerden sadece Fethullah Gülen ve tarikatının ismi geçmektedir (Sayfa 74). Rapora göre Gülen Hıristiyan ve yahudilerle diyalog çalışmaları başlatmış, iki kez Bartelemos ile görüşmüş, 1998’de Roma’da Papa’yı da ziyaret etmiş ve İsrail’in  Haham başısının ziyaretini de kabul etmiştir.”

 

Eminim bu rapordan sonra Utah merkezli kirli yapılanmanın Türkiye’deki faaliyetlerinin şifrelerini daha kolay çözeceksiniz...

 

http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7006210&tarih=2007-04-16

 

.Andıçta 'F tipi komplo' iması var


Enis BERBEROĞLU  


ANKARA
GENELKURMAY andıcının medyaya yansıdığı gün, Başbakan Tayyip Erdoğan Nevşehir'deydi.


Akşam saatlerinde Ankara'ya döndü, mola vermeden ve bel ağrısıyla Bakü'ye uçtu.

Aynı akşam başkentte resmi bir yemekte, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt yan yana düştü. Sohbetlerinde andıçla ilgili tek cümle geçti.

Büyükanıt, "İnanın andıcı hiç görmedim" dedi ve ekledi, "Masama gelmedi".

Askerlikte komutana arz edilmeyen planlama (çalışma) resmiyet kazanmaz.

Nitekim dün Genelkurmay Askeri Savcılığı'ndan yapılan soruşturma açıklamasında, "...metin sahte olmayıp bazı istatistiki değerlendirmeleri de içeren ilgili şube müdürlüğünde (İletişim Dairesi) görevli bir kişi tarafından hazırlanan taslak bir metindir" ifadesi kullanıldı.

Metindeki "görevli kişi" şifresini kırmak daha zordu.

Aldığım ilk bilgiye göre, andıcın medyaya yansıdığı gün bilgisayarlar tarandı. Yakın zamanda terhis olmuş bir yedek subayın kullandığı bilgisayarda andıcın izine rastlandı. Bu kişinin bilgisine başvuruldu. Andıcın 12 Ekim 2006 tarihinde çalındığı ve ABD'ye yollandığı saptandı.

Tabii ki ABD'yi duyanın aklına ilk gelen, Fethullah Gülen'in ismi oldu. Silahlı Kuvvetler bu yolla andıcın Ankara jargonuyla "F tipi komplo" saydığını ima etti. Dahası andıcın medyaya sızdırılma zamanlaması ile Cumhurbaşkanlığı seçimi arasında şu satırla irtibat kuruldu: "Bilgilerin yurtdışı bağlantılarıyla ilişkili olarak ülkenin siyasi ortamı nazara alınmak suretiyle 8 Mart 2007 tarihine kadar bekletildiği ve o tarihte kamuoyuna sunulduğu dikkati çekmektedir."

Geçen salı günü bu köşede "Çankaya'nın diyeti, cemaati tasfiye mi?" diye sorduk.

Emniyet'teki iç savaşı anlatan bu yazının mürekkebi kurumadan Genelkurmay'ın andıç ithamı geldi.

Demek ki işler hızlandı, tabir yerindeyse "düğmeye basıldı". Ama cemaat de boş durmuyor gibi... Amiral Özden Örnek'in yalanlanan günlüklerinin kaynağı da ABD'deki aynı adres olmasın?

***

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6240760&yazarid=6

 

 

'Andıç'taki emniyet kuşkusu araştırılsın'

 

 

 

CHP, "Emniyetteki cemaatçi" kadrolaşmayı Meclis gündemine taşımaya hazırlanıyor. Konuyla ilgili soru önergesi vereceğini belirten CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin , devletin tüm kurumlarında "cemaatçi kadrolaşma" olduğuna dikkat çekerek "Emniyette kendini AKP'nin arka bahçesi olarak değerlendiren bir kadrolaşma var" dedi. Cumhuriyet 'in kamuoyuna duyurduğu ve Utah'ta öğretim görevlisi olan Emre Uslu adlı eski emniyet görevlisi hakkında Genelkurmay andıcının çalınmasıyla ilgili inceleme başlatılmasının ardından gözler emniyet içindeki "cemaatçi kadrolaşmaya" çevrildi. Konuyu soru önergesiyle Meclis gündemine getirmeye hazırlanan CHP'li Ahmet Ersin, devlet kurumlarındaki cemaatçi kadrolaşmanın AKP'li bakanların bile "şikâyet edecekleri" noktaya geldiğine dikkat çekti. Bu cemaatlerin özellikle emniyet içinde örgütlenip Türk Silahlı Kuvvetleri'ni hedef aldığını belirten Ersin, devletin iki önemli kurumunun karşı karşıya getirilmek istendiğini vurguladı. TSK'yi yıpratma sürecinin "Şemdinli iddianamesiyle" başladığını anlatan Ersin, "Atabeyler operasyonu, Büyükanıt Paşa'ya iftira kampanyasıyla devam etti. Şimdi son olarak bu andıç olayı çıktı" dedi. Emniyetteki kadrolaşma ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt hakkındaki "iftira kampanyası" ile ilgili iki soru önergesi verdiğini belirten Ersin, "Aradan 1 yıla yakın süre geçti, 'Araştırmalar devam ediyor' diyorlar. Konunun üzerine gitmedikleri ortadadır" görüşünü dile getirdi.

Aydın'dan Gülen sorusu

CHP İstanbul Milletvekili Hasan Aydın da " Fethullah Gülen cemaatinin bir tasarıya itiraz ederek hükümeti ve AKP'yi ikna ettiği" haberlerini TBMM gündemine taşıdı. Aydın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yanıtlanması istemiyle TBMM Başkanlığı'na verdiği soru önergesinde, yazar Ahmet Hakan' ın, Hürriyet gazetesindeki köşesinde, etkili bir bakanın "Bu cemaat de çok olmaya başladı" diye yakındığını aktardığı yazısının ardından, önceki günkü yazısında da görüştüğü cemaat içinden birinin "Bakanın yaptığı bir yasa çalışmasına karşı çıktık. Hem hükümet hem de AKP bizim haklı olduğumuza kanaat getirdi. Yasa tasarısı değişti. Bakan gururunun kırıldığını düşündü ve bu olayı kişisel husumete dönüştürdü" dediğini aktardı. Müdahaleden yakınan bakanın kimliği hakkında bilgi isteyen Aydın, Erdoğan'a şu soruları yöneltti:

"Söz konusu bakan kimdir? Gülen cemaatinin itiraz ederek hükümeti ve AKP'yi ikna eden yasa tasarısı hangi tasarıdır? Türkiye Cumhuriyeti anayasa ve yasalarına göre illegal özellikte, varlıkları veya kuruluşları yasak olan cemaatler hangi düşünce ve mantıkla muhatap alınmıştır? Türkiye Cumhuriyeti anayasa ve yasalarını korumak ve kollamakla görevli hükümet bu tavrıyla, anayasa ilkelerine karşı gelerek ve yasadışı bir cemaatle ortak çalışma anlamına gelen ilişki ile anayasayı ve yasaları ihlal etmiş sayılmaz mı?"

 

http://www.cumhuriyet.com.tr/?em=cumhuriyet/w/c05.html

 

Büyükanıt ne demedi?

GÜNEŞ

Rıza Zelyut

13 Nisan 2007 <%Tarih%>
<%Gün%>

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın dünkü basın toplantısı merakla bekleniyordu.
Çünkü; Türkiye sıkışıktı. Özellikle terör sorunu almış başını gitmiş; terörü destekleyen Kuzey Irak'taki aşiretler Türkiye'yi tehdit etmeye başlamıştı.


Cumhurbaşkanlığı seçimi konusu, kamuoyunu ikiye bölmüş gibiydi.


Halkın büyük bölümü, türbanlı eşi olan birisinin Cumhurbaşkanlığı Köşkü'ne çıkmasını istemiyor. Yayın organlarında yapılan cumhurbaşkanlığı tartışmalarının özünü de aslında bu konu oluşturuyor.
Amerika; Kuzey Irak'taki terörü destekleyenlerin arkasında duruyor. Neredeyse 60 yıldır ABD ile işbirliği yapan Türk ordusu; şimdi geleneksel konumunu sorgulamak gereği duyuyor.


Bütün bunlardan daha vahimi; Türkiye içindeki bazı yayın organlarının ve sivil toplum görüntülü uzaktan kumanda edilen kuruluşların Türk Silahlı Kuvvetleri'ni hedef tahtasına koyması idi. Askerin, basında kimlerle bilgi alışverişi yapacağını gösteren özel belgeyi, birileri karargahtan çalıyor; ABD'ye gönderiyor; oradan Türkiye'ye servis yapılıyor.


Yetmiyor, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu söylenen günlük, Fethullahçı bir dergide yayımlanıyor; askerin darbe yapmak istediği imajı veriliyordu.


Bunun biraz daha gerisinde; bizzat şu anki Genelkurmay Başkanı olan Yaşar Büyükanıt Paşa'ya Şemdinli olayı ile komplo kuruluyor; adı 'devlete karşı gizli örgüt kuranlar' listesine alınıyordu.


Kim veya hangi örgüt tarafından?


Özden Örnek'in günlüğünü yayımlayan veya andıçı genelkurmay karargahından çalan örgütlenme tarafından...


***


Elbette o da biliyordu bu komployu düzenleyenleri...


Bir soruya cevap verirken bunu hafiften belirtti ve sizin de bildiğiniz gibi anlamına gelen bir şey söyledi.


Fakat ismini demedi...


PKK terör örgütünü, bu örgütü besleyen Irak'ın kuzeyindeki aşiret ağalarını iyi biliyordu ama adlarını söylemedi.


Asıl, bunları kışkırtan gücün ABD olduğunu da biliyordu.


Buna karşın Amerika'nın adını da anmadı.


Cumhurbaşkanlığı konusuna gelince, 'Şu kişi veya şöyle birisi cumhurbaşkanı olmamalı!' demedi.
Ama nasıl bir cumhurbaşkanı istediğini de gayet iyi tarif etti: 'Anayasa'da tanımlanan Türkiye'nin temel değerlerine bağlı olan ve bunu davranışlarıyla da ortaya koyan bir Cumhurbaşkanı'
Tanımlamayı böyle yapınca da 'Türbanlı eşi olan birisini Cumhurbaşkanı olarak istemeyiz.' demedi.

AÇIK UYARI


Genelkurmay Başkanı Büyükanıt sık sık hukuka bağlı olduklarını vurguladı. Fakat; 'Hukuk askerin de hukukunu korumalı!' demedi. Askere yönelik hukuksuzluğun açık örneklerini ortaya koymakla yetindi.


Büyükanıt Paşa'nın en açık söylediği iki konu vardı:


Birincisi Avrupa Birliği'ne idi: 'Türkiye'de etnik ve dinsel azınlık yaratmaya çalışıyorsunuz!' dedi; bunu deyince de 'Ülkemizden elinizi çekin!' demesine gerek kalmadı.


İkincisi ise Kuzey Irak konusundaki tavırla ilgili idi: 'Kuzey Irak'a askeri operasyon yapılmalıdır. Bunu yaparsak başarılı oluruz!' diyerek hem azıtan eşkıyaya, hem onun arkasındaki asıl güce meydan okudu.


Genelkurmay Başkanı Büyükanıt; bu konuda kararın da hükümete ait olduğunu vurguladı. Dediği özetle şuydu: 'Meclis karar versin; biz eşkıyanın başını ezeriz.'


Top böylece hükümete atıldı.


Hükümet kanadı; Genelkurmay Başkanı'nın açıklamalarından rahatlamış gözükse de Kuzey Irak ve terör topu kucaklarına atıldığı için şimdi daha derinden düşünmek zorundadır.

***


http://www.gunes.com/2007/04/13/yazarlar/y4.html

 

***

 

DİSK, KESK, Türk-İş, TTB, Arınç, Vakit ve benzerleri

GÜNEŞ

Rıza Zelyut

 

Türkiye aydını; giderek sömürge aydını haline geliyor. Bu aydınların hakim olduğu sendikalar ve sivil toplum kuruluşları da Batı emperyalizminin yan organlarına dönüşüyor. Bu kötü gidişin son örneğini; 14 Nisan Ankara mitingi ile gözledik.


Biliyorsunuz; bu mitingi engellemek için AKP hükümeti elinden geleni yaptı. Fethullahçılar, Amerika'da imal ettikleri komplolarla, bu büyük halk protestosunu darbeci işi gibi göstermeye uğraştılar. TBMM Başkanı Arınç da böyle bağırdı. Gerici Vakit Gazetesi, Yeni Şafak, yeni Fethullahçı Star Gazetesi, Fethullahçı tarikat erbabının işaret aleti Zaman Gazetesi de bütün gücü ile mitinge kara çaldı.


İş bu halde iken Türk-İş, DİSK, memur sendikası KESK; Türk Tabibler Birliği, mimarlar odası da Vakit Gazetesi'nin ağzını kullanıp hükümetin safında yer aldılar.


Atatürk'ün öğretmenini temsil etmesi gereken Eğitim-Sen Başkanı Alaattin Dinçer miting günü Zonguldak'a gitmiş ve gazetecilerle konuşurken 'Katılmama gerekçelerimiz var. Bu organizasyonun içinde birlikte o alanda bulunamayacağımız kişiler var. ' demiş. Sonra “En son 24-27 Kasım 2005’de büyük eğitimci yürüyüşü yapmıştık. İki gün Ankara’ya sokulmamıştık. Biz Ankara’ya sokulmama kararını sayın İçişleri Bakanı ile şimdi ADD Başkanı o zaman Jandarma Genel Komutanı olan sayın Eruygur’un birlikte aldığını öğreniyoruz. ' diye eklemiş.

ZONGULDAK'TAN CEVAP


Bu iddiaya, Zonguldak Atatürkçü Düşünce Derneği ve Genel Merkez yöneticilerinden Erol Sarıal cevap veriyor ve diyor ki: 'Alaattin Bey, çok iyi bilmektedir ki; 14 Nisan, 12 Eylül sürecinin tüm acılarını yaşamış yurttaşlarımızın, aydın, yazar, sanatçı.. ve öğretmenlerimizin yığınsal olarak katılımı ile alanların dolduğu bir miting olmuştur. Yine, ADD Genel Başkanı Emekli Jan. Gn. Komutanı Şener Eruygur ile ilgili gündeme getirilen darbecilik senaryoları, ABD Utah Eyaleti kaynaklı olup, CIA ve din baronlarının birlikte sunduğu bir servistir.


14 Nisan günü Ankara’da dünya tarihinin en kitlesel, demokratik, en ilerici, en devrimci eylemi gerçekleşmiştir. Bakınız, Sn. Cumhurbaşkanımız Sezer, 16 Nisan’da İstanbul’da: “Artık huzur içinde görevimi bırakıyorum' diyor .

İFTİRA


Karaelmas Gazeteciler Derneği’nde Eğitim-Sen Genel Başkanı Sayın Dinçer çok büyük bir iftirada daha bulunuyor. 24-27 Kasım 2005 tarihinde büyük eğitimci yürüyüşü düzenlemiş. İki gün Ankara’ya sokulmamış. O tarihte, Sayın Şener Eruygur Jandarma Genel Komutanıymış(!!!) İçişleri Bakanı ile Eruygur’un bu yürüyüşü ortaklaşa engellediğini ortaya çıkarmış. Anlatılanlar baştan sona yalan, düzmece ve iftira. Bırakınız 2005 Kasım ayında jandarma genel komutanı olmayı, bu gün ADD Genel Başkanlığı yapan Sn. Şener Eruygur, 2004 Ağustos ayında emekli olmuştur. Bu denli çirkin, gerçeklerden uzak bir iftira olmaz.'


Yukarıdaki açıklama, Tandoğan mitingine karşı çıkanların ne durumda olduklarını göstermeye yetiyor. İyi ki bunlar o büyük mitinge katılmadılar.

***

http://www.gunes.com/2007/04/19/yazarlar/y4.html

 

 Gündem

Askeri Savcılık: Andıç Raporu çalındı

30 Mart 2007
Özgür EKŞİ/ANKARA
Askeri Savcılık, "Andıç Raporu"nun TSK'dan çalındığını ve ABD'de bir kişiye gönderildiğini bildirdi.

Nokta dergisinde yayınlandığı gün "Andıç" soruşturmasına başlayan Genelkurmay konuyla ilgili ilginç bilgilere ulaştı. Askeri Başsavcı Jandarma Kıdemli Albay Saim Öztürk, sahte olduğu iddia edilen Andıç için “taslak ancak çalıntı” dedi.

Suçun askeri mahalde, asker kişiler tarafından ve askeri hizmet ve görevleri ile ilgili bir suç işlendiği göz önüne tutularak ve suçun Askeri Yargının görev alanı içinde değerlendirilmesi üzerine iki Yardımcı Askeri Savcı soruşturmayı yürütmekle görevlendirildi.

Başsavcılık tarafından yapılan açıklamada “taslak Andıç çalışmasına ait metnin 12 Ekim 2006 tarhinde çalındığı bilgilerin yurt dışı bağlantılarla ilişkili olarak ülkenin siyasi ortamı nazara alınmak suretiyle 8 Mart 2007 tarihine kadar bekletildiği ve o tarihte kamuoyuna sunulduğu” ifadesi yer aldı.

ANDIÇ'TA ABD BAĞLANTISI

Alınan bilgilere göre daha ön taslak aşamasındayken Genelkurmay Karargah'ından çıkarılan andıç, internet yoluyla önce ABD'ye gönderildi sonra da Nokta dergisinde yayınlandı.

ADRES "UTAH" OLABİLİR Mİ

Belge daha önce emekli Oramiral Özden Örnek'in günlüğünü yayınladığını iddia eden ABD'nin Utah'a gönderilmiş olabilir.

SUÇUN İŞLENİŞ ŞEKLİ BELLİ OLDU

Soruşturma kapsamında suçun işlendiği yer, tarih, işleniş şekli net bir şekilde tespit edildi. Ancak soruşturmanın gizliliği açısından bütün detaylar gizli tutuluyor.

"AKREDİTASYON ANDIÇ"I NEYDİ

Herşey Genelkurmay İkinci Başkanlığı tarafından hazırlanırken basına sızan ve Türk Silahlı Kuvvetleri'yle ilgili haberleri izleyen medya kuruluşları hakkında ayrıntılı değerlendirmeler yapan 'ANDIÇ' başlıklı belgenin basına sızmasıyla başladı. Genelkurmay, 'Akredite Basın ve Yayın Organları Yeniden Değerlendirmesi'ni amaç edinen taslak belgede, medya kuruluşları ile gazeteciler 'TSK yanlısı' ve 'TSK karşıtı' haberleriyle değerlendiriliyordu.

DÜZENLİ OLARAK YAPILIYOR

Türk Silahlı Kuvvetleri'nde 28 Şubat süreciyle birlikte başlatılan ve 10 yıldır düzenli olarak sürdürülen medya kuruluşlarına ilişkin 'güvenilirlik' (akreditasyon) değerlendirmesinin sonuncusunu Nokta dergisinden Ahmet Şık ele geçirmişti. Dokuz adet, toplam 52 sayfa olan 'hizmete özel' yazılar arasında daha önce akredite olmuş gazete ve televizyonların TSK ile ilgili yaptığı haberlere 'artı' ve 'eksi' notlar verilerek düzenlenmiş bir değerlendirme cetveli de yer alıyordu.

 

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6236019&tarih=2007-03-30

 

"Sayın Öcalan'ın Aldığı Kelleler" ve
Hedefteki TSK

AÇIK İSTİHBARAT

Fatma Sibel Yüksek

 

Emekli Orgeneral Hurşit Tolon , geçenlerde Ankara'da

"Satılmış aydınlar TSK ile uğraşıyor" dedi...

Son zamanlarda söylenmiş en doğru ve en doğrudan söz...

İster "asker yanlısı" ister "statükocu" , ister "gerici" desinler, umurumda değil. Hurşit Tolon, milletin zaten farkında olduğu bir gerçeği, lafı hiç evirip çevirmeden dile getirdi...

"Satılmış aydınlar" marifetiyle gerçekleştirilen milli devleti yok etme ve misak-ı milli sınırlarını ortadan kaldırma girişimlerinin pek çok örneği var..

En sonuncusu "andıç" olayıdır...

Biliyorsunuz, TSK'nın basın için yeni bir "andıç" hazırlayıp, gazetecileri "bizden olanlar-olmayanlar" şeklinde sınıflandırdığı iddia edildi. Bu belgenin "gerçek" olup olmadığına yönelik çeşitli kuşkular var.

Herneyse, bu belge "pensilvanya grubu medyasına mensup" Nokta dergisi tarafından yayımlandı.

Haberi yazan gazeteci Ahmet Şık, meslek arkadaşımdır. Radikal gazetesinde bir dönem beraber çalıştık. Dürüst, çalışkan ve emekçi karakterli bir insandır. Eline böyle bir belge geçen hiç bir gazeteci haber yazmamazlık yapamaz. Onun için, Ahmet bu tartışmaların dışında tutulmalıdır.

Ama...

Ama, biz şunu biliyoruz ki; böyle bir belgenin (sahte veya değil) basına sızdırılması TSK'yı hedef alan büyük bir kampanyanın ilk adımıydı.

Seçilen zamanlama da mükemmeldi.

Askerler Erdoğan'ın "Atatürk'ün koltuğuna oturması" fikrinden son derece rahatsızken, cumhurbaşkanlığı seçimi için aday bildirme süresine bir ay kalmışken ve artık Türkiye'yi bölme provasından başka hiç bir şey olmadığı kesin olarak bilinen "Nevruz kutlamaları" yaklaşmışken... TSK, hedef tahtasına oturtuldu.

"Andıç"ın yayınlanması ile birlikte basında, Tolon'un söylediği "satılmış aydınlar" vasıtasıyla büyük bir kampanya başlatılacaktı. Ordunun "demokrasinin" önündeki tek engelin ordu olduğu haykırılacaktı, kin kusulacaktı, histeri krizleri geçirilecekti,

"Ay iğreeenç!" diye efemine efemine yazılar yazılacaktı...

Ne kadar entel, dantel, pornocu, sivil itaatsiz, üçüncü cins, mikro milliyetçi faşist, marjinal vs. tip varsa; "Böyle bir ülkede yaşamaktan utanç duyuyorum!" diyerekten, "aydın tepkisi" ortaya koyacaktı.

Sonra imza kampanyaları açılacaktı, derken devreye AB girecekti... Biliyorsunuz işte bu tür kampanyaların nasıl yürütüldüğünü...

"Başbakanlık andıçı" yayınlandı ve oyun bozuldu...

Valla bundan sonra böyle..Andıça andıç, dosyaya dosya, kampanyaya kampanya...

Biz burada "komplo teorileri" mi yazıyoruz?

Hayır.

Biz burada, Ankara'nın orta yerinde gözümüzün içine baka baka kurulan tezgahları yazıyoruz...

AKP, seçim sandığından büyük bir oy farkıyla çıkacağına inanıyor. Cumhurbaşkanlığı da alınırsa, (Tayyip Erdoğan olsun olmasın farketmez) Türkiye'nin idari yapısını değiştirmeye yönelik temel kanunları çıkarmada hiç bir engel kalmayacak.

Milli devletin yapısı zaten yeterince zafiyete uğratılmış, bu ülkeden başka gidecek yeri olmayanlar köşeye sıkıştırılmış..

Diktatörlük eğilimleri, sertlik denemeleri zaten başlamış vaziyette..

Olur olmaz problemler çıkaran yargı ile YÖK seçimden sonra çıkarılacak "yeniden yapılandırma" kanunları ile halledilecek...

Geriye ne kaldı?

Geriye TSK kaldı. Kısa vadeli hedef, bazı subayların emekliye sevkedilmesi. Bunun için sadece sayısal güce değil, kamuoyuna da ihtiyaç var.

İyi ya işte, verin Nokta dergisine bir andıç, kampanya ufak ufak başlasın... Aklınızı sevsinler sizin...

"Türkiye her yönüyle kuşatılmıştır. Paranoya diyenlere buradan sesleniyorum bu paranoya değildir. Siz halktan sakladığınız için paranoya diyorsunuz"

diyen Hurşit Tolon, bir de TSK yeminine dikkat çekiyor...

"Sayın Öcalan'ın aldığı kelleler"

ha?

TSK yeminini çevirip çevirip tekrar okusunlar..

 


http://www.acikistihbarat.com/Yazilar.asp?yazi=398