|
ANDIÇ KOMPLOSU FETHULLAHÇI'LARIN DEVLETE KARŞI SAVAŞTA KENDİLERİNE ENGEL GÖRDÜKLERİ TÜRK ORDUSUNU YIPRATMA AMAÇLI KOMPLOSU |
|
.Andıçın amacı askeri yıpratmak
Can Ataklı 10.03.2007
Ortaya birden yine andıç sorunu atıldı. Ne
ilginç değil mi? Çok merak ettiğimiz(!) bir konu açıklığa
çıkmış oldu.
http://www7.gazetevatan.com/root.vatan?exec=yazardetay&sid=&Newsid=112326&Categoryid=4&wid=142 |
|
Askere saldırı için fırsat kollayanlar
Necdet B. Sivaslı 10.03.2007
Genelkurmay'ın basına sızan medya raporundan sonra özellikle bugüne kadar askerlere karşı olanların hep bir ağızdan fırtına kopardıklarını ibretle izliyoruz. Sadece medyada değil, çeşitli kesimlerde de askerlere karşı olanların tam bir koro halinde hareket ettiklerini de görüyoruz. Dikkat edilecek olursa bazıları, askere karşı harekete geçmek, yazmak ve yıpratmak için hep fırsat kollamışlardır. Hiç kuşkusuz askerlerin hiç mi hataları olmuyor? Elbette ki oluyor. Bunları zaman zaman biz de köşemizde dillendiriyoruz. Ama, hiç yoktan da askerlere karşı haksızlık içinde bulunmuyoruz. Bulunanlara karşı da mücadelemizi veriyoruz. Çünkü, son yıllarda askerler üzerinde oynanmak istenilen oyunlara baktığımızda, yıpratılmamış tek kurum olan askerlerin de yıpratılmak istenildiğini görüyoruz. Bu kurumun, içinde bulunduğumuz şartlarda bize çok daha yakın olması gerektiğini de savunuyoruz. Bu nedenle, ön yargılı hareket edip, her defasında askerler karşısında olanlara karşı da bu savunmamızı yapmayı sürdüreceğiz. MEDYA RAPORU YANLIŞ DEĞİL Öncelikle şunu hatırlatmak istiyoruz: Sadece bizim genelkurmayda değil, dünyanın hemen her yerinde askerler, hükümetler ve kurumlar böylesine raporlar düzenliyorlar. ABD Başkanı kendilerine yakın olan veya olmayan medya mensuplarının raporunu tutmuyor mu? CİA' da böyle bir raporun olmadığını mı sanıyorsunuz? Bundan daha doğal ne olabilir ki? Genelkurmay, askerleri ön yargısız yıpratmaya çalışan isimleri rapor etmişse bu suç mu sayılıyor? Kaldı ki, bu tür kurumlarda, yeni iş başı yapanlara bu konularda raporlar da verilir, bilgilendirme de yapılır. Yeni göreve başlayanların bu bilgilere sahip olması kadar doğal bir şey olabilir mi? Kurumun başındakilerin, kendilerine kimlerin yakın, kimlerin uzak olduğunu bilmesinin suç olmaması gerektiğini hatırlatmak istiyoruz. Bir kaşık suda fırtına koparmaya hazır olanlar, işte bu konuyu da gündeme alarak, yine askerleri yıpratma hareketine başlamışlardır ki, bunu da son derece tehlikeli buluyoruz. Rapor, basına sızmıştır, sızdırılmıştır. Bunu araştırıp,çözmek o kurumun görevidir. Buna bir şey demiyoruz. Genelkurmay, bu konuda mutlaka gerekeni yapacaktır. ERDOĞAN' DA DA RAPOR VAR Çok uzaklara gitmeye gerek görmüyoruz. AKP iktidarında, Başbakan Erdoğan da, kendisine yakın medya ve mensuplarını uçağına alıp, yurt dışı gezilerine götürmüyor mu? Onları ismen çağırmıyor mu? Başbakan Erdoğan'a da, kendilerine en yakın gazetecilerin kimler olduğu, muhalif gazetecilerin kimlerden oluştuğu konusunda raporlar verilmiyor mu? Biz, bunu nasıl yadırgamıyorsak, Genelkurmay'ın bu konudaki raporunu da yadırgamadığımızı ifade etmek istiyoruz. Nitekim, bu satırları yazmaya başladığımızda da, Erdoğan'a aylık sunulan medya analiz raporlarında gazetelerle ilgili ilginç saptamaların olduğu haberleri geliyordu. Bunu da ortaya çıkarıp, Başbakan'ın basını fişlediğini söylemek de yanlış sayılmalıdır. Geçmiş hükümet dönemlerinde de bu tür raporlar hazırlanıyordu. Geçmiş Başbakanlara aynı amaçlı raporlar sunuluyordu. Bunların adını "fişleme" diyerek konuyu saptırmanın da bir anlamı yoktur. Askerlerle çatışmayı adet haline getirenlerin yanına şimdi de, askerlerle çatışanlara hoş görünmek isteyenlerin ortaya çıktığını gözlemliyoruz. Bunların içinde bazı medya kuruluş ve mensuplarının bulunması da bizim açımızdan üzücüdür. Görülüyor ki, askerlerle gerilim yaratanların yanında yer almak isteyenlerin, bu kesimden mutlaka beklentilerinin var olduğu da gözlerden uzak tutulmamalıdır. Ülkenin başka sorunu yokmuş gibi, askerlere karşı olan takımların koro halinde medya raporunu ele alıp, bir kaşık suda fırtına koparmaya başlamaları da, ön yargılı hareketten başka bir şey değildir. Askere saldırı için fırsat kollayanlar, bu sakızı şimdi de uzun süre çiğnemeye devam edeceklerdir. Adımızı ne koyarlarsa koysunlar, biz her zaman ülkemizin birliği bütünlüğü yolunda askerlerimizin varlığına olan saldırıların karşısında olduk, bundan sonra da karşısında olmayı sürdüreceğiz. Yıpratılmamış tek kurum olan askerlerimizi yıpratmaya yönelik karalama ve kampanyaların da karşısında olacağız.
http://www.ortadogugazetesi.net/makale_goster.asp?id=2144&yazid=21 |
|
TSK'YA FETHULLAHÇI SALDIRI
29 Mart 2007
Fetullahçı Nokta'nın TSK'ya saldırıları sürüyor! Nokta dergisinde bugün
yayımlanan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e
ait olduğu öne sürülen notlarda, kuvvet komutanları ve
jandarma komutanının AKP'ye karşı iki ayrı
darbe planladığı ancak dönemin Genelkurmay Başkanı
Hilmi Özkök'ün bu girişimlere karşı çıktığı
iddia edildi.
|
|
Fethullahın andıçları TÜRKSOLU Okan İşbecer
Geçtiğimiz haftaya damgasını vuran en önemli tartışma, hiç kuşkusuz andıç tartışması oldu. Nokta dergisinin 8-14 Mart tarihli sayısında kapaktan verilen habere göre TSK, gazetecileri ordu yandaşları ve ordu karşıtları olmak üzere ikiye ayırıyordu. Genelkurmay halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan üç sayfalık belgede basın-yayın kuruluşları güvenirlik yönünden detaylı bir şekilde incelenmiş görülüyor. İşin buraya kadar olan kısmında bir sorun yok. Genelkurmay Başkanlığının kendi kurumsal yapısı içerisinde güvenlik amaçlı böyle bir değerlendirme yapmasından daha doğal bir şey yok; ancak bu belgenin ortaya çıkarılması ve böyle bir dönemde yeniden ordu tartışmasının alevlendirilmesinin anlamı üzerinde durmakta yarar var. Birincisi, yeniden yayın hayatına dönen Nokta dergisinin çizgisini belirtmekte fayda var. Nokta dergisi Fethullahçı çizgiye olan yakınlığı (içiçeliği) ile dikkat çekiyor. Derginin Genel Yayın Yönetmeni olan Alper Görmüş, yıllardır Başbakanla akraba olan Albayrakların sahibi olduğu Yeni Şafak gazetesinin Medya köşesini hazırlıyordu. Yine derginin devamlı yazarı olan Kürşat Bumin de Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığı yapmakta. Ahmet Altan ve Fethullahçı Star gazetesi yazarı Mahir Kaynak, öne çıkan yazarlar. Haberi hazırlayan Ahmet Şık ise Radikal gazetesinde yetişmiş bir isim. Bir ay kadar önce 22-28 Şubat tarihli Nokta dergisinde Mersindeki ulusalcı provokasyon üzerine yayımlanan yazıda da yine Ahmet Şık imzasını görüyoruz. 17 Şubat tarihinde Radikal gazetesinin manşetten duyurduğu haberde Mersinde örgütlenen provokatif ulusalcı yapılara dikkat çekilmiş, bu provokatif ulusalcı örgütler listesinin en başına da TÜRKSOLU konularak hedef gösterilmişti. Anlaşılan Fethullah, Ocak 2005te öngördüğü provokasyon haberlere imza atacak bir mürit bulmuş. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bu kadar tartışıldığı bir ortamda ancak bu kadar başarılı gündem değiştirilip Tayyipin Cumhurbaşkanlığı önünde en büyük engel görülen TSK, hedef tahtasına oturtulabilirdi. Bu olaydan iki gün sonra da Başbakanlığın yayımladığı medya karnesi ortaya çıktı. Genelkurmayın yayımladığı iddia edilen değerlendirmeye göre biraz vasat kalan değerlendirmede gazeteler genel çizgi itibariyle değerlendirilmiş. Başbakanlık Basın Müşaviri Ahmet Tezcanın yaptığı değerlendirmede Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet, Sabah, Vatan, Gözcü, Milli Gazete ve Yeniçağ gazeteleri olumsuz yayın organları olarak fişlenirken; Zaman, Vakit, Yeni Şafak, Türkiye iktidar yanlısı olarak değerlendirilmiş, Radikal gazetesi ise tarafsız olarak nitelendirilmiştir. Raporda en dikkat çekici madde ise solcu Birgün gazetesi hakkında yapılan değerlendirmedir. Öteki sola ait gazeteler içinde en demokrat, gerçekçi olanı ifadeleriyle Kürt-İslamcıların övgülerine mazhar olan Birgün gazetesi, böylece faşist iktidar tarafından önümüzdeki dönem yaşatılacak kurumlar arasındaki yerini almış oldu. TÜRKSOLU olarak kendilerini kutlar, başarılarının devamını temenni ederiz. Ortaya çıkan basın karnesi elbette medya içerisinde geniş yankı buldu. Genel itibariyla yorumlar, iktidarın yaklaşan seçimler öncesinde medyayı hizaya çekme çabası içinde olduğu yönünde. Sabah Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil, meseleye farklı bir yerden yaklaşarak kafasında oluşan soru işaretlerini sıralıyor: Neden böyle bir tasnif yaptıklarını anlıyorum Ama neye göre böyle bir tasnif yaptıklarını anlamak güç. Çünkü Hem 12 Eylülcü, hem Özalcı, hem Demirelci, hem Çillerci, hem Erbakancı, hem Yılmazcı, hem 28 Şubatçı, hem Erdoğancı olan gazeteciler var. Bunlar hangi kategoriye giriyor? Şarap içenler fişlenmiş mesela Rakı içenler ne olacak? Şarap sorunsa eğer Hem tarikatçı olup, hem de Ramazana denk gelen happy birthday partisinde şarap içen gazeteci var Bunun AKP lehine yazdıkları caiz midir? Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve genel seçimler öncesinde Kürt-İslamcı Tayyip iktidarının medyaya yönelik bu balans ayarı bakalım önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak tartışmalara nasıl yansıyacak ... http://www.turksolu.org/131/isbecer131.htm |
|
Ayetullah Fethullah
Can Ataklı 01.04.2007
Askeri gerçekten zor durumda bırakan iki olayı üst üste
yaşadık. http://www7.gazetevatan.com/root.vatan?exec=yazardetay&Newsid=114669&Categoryid=4&wid=142 |
|
Genelkurmay komplosunun ardındakiler!
Sabahattin ÖNKİBAR 13.03.2007
Cumhurbaşkanlığına
aday olmak için son gün olan 16 Nisan için geri sayım
başlamışken.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazidetay.asp?AuthorID=137&ArticleID=4702 |
|
Kemal-i ciddiyetle teessüf ederim
Engin Ardıç 10.03.2007
Şu andıç olmayan andıç olayında
kimsenin dikkat etmediği bir nokta var: Karşıt
kelimesini Genelkurmay kullanmamış, Nokta Dergisi kullanmış! http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=70348,10,2 *** Andıç... Dosya savaşlarında sırada ne var?
Güler Kömürcü 13.03.2007 Bir uzman dostumun dediği gibi; asker gazetecileri andıçladı, kendine yakın olan ve olmayanları fişledi biçiminde patlatılan korsan rapor, provokasyon dosyası, en az Hrant Dink cinayeti kadar Türkiyeyi ayrıştırmak-kamplaştırmak-çatıştırmak için yapılmış tehlikeli bir plandır... Her şey düşünülmüş, mesela mı; 1- Bu andıç tartışmasıyla, demek ki gizli evraklar böyle ele geçirilebildiğine göre, devletin en önemli kurumlarındaki kozmik bilgilerin hiçbir koruma kalkanı yok denilmek isteniyor. Yani... Hem askerin hem de kozmik kasanın sahibi olan başbakanlığın istihbarat çemberinin son derece güçsüz olduğu ima edilerek vatandaşın bu önemli kurumlara olan güveni zayıflatılmak isteniyor. 2- Askere sözde yakın-karşı medya grupları deşifre edilerek ciddi bir kamplaşma yaratılıyor. Askere taraf olanlar, hükümete taraf olanlar ayrıştırılıyor. Çankaya savaşlarında, sınır ötesi operasyon arefesinde, etnik zeminde kışkırtma hazırlıklarının yapıldığı içinde bulunduğumuz bugünlerde, öncü kuvvetleri sipere sokuyorlar... Böylece savunma ya da saldırı reel olmasın isteniyor, yapılacak ya da yapılmakta olan medya haberlerine Bu taraftar gazetecilerin bakış açısıdır kılıfı giydirilmeye çalışılıyor, okurun-izleyicinin zihninde özellikle askerin pozisyonu tartışmalı hale getiriyor (zor getirilir bu da başka konu ama).... Sonuçta medya, gazeteciler askeri savunamayacak hale getirilmek isteniyor.
*** Hastalık mı yoksa?! Güler Kömürcü ...
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=70929,10,5 |
|
.Medya andıcı korsan mı?
11 Mart 2007
Askeri
kaynaklar basına yansıyan andıcın Genelkurmay
tarafından yazılan andıç olmadığını
söylüyor.
Askeri kaynaklara göre, medyada yer alan, gazetecileri "askere yakın" ve "uzak" diye ayıran "andıç" belgesinde Genelkurmay'ın yazışma ve belgeleme kurallarının aksine birçok yanlış ve usul hatası bulunuyor. Türkiye'nin üç gündür tartıştığı, medyada yayınlanan Genelkurmay Başkanlığı'nın "andıç" belgesinin düzmece olduğu yönünde çok güçlü bir şüphe ortaya çıktı. Genelkurmay Başkanlığı'nın andıç ile ilgili olarak, "doğru veya yanlış" yönünde bir açıklamada bulunmadan doğrudan "Adli soruşturma başlatmasının" gerisinde de, birileri tarafından yaratılmış düzmece andıça ilişkin önemli bir hukuk mücadelesini başlatmasının yatabileceği öğrenildi. SABAH'ın yaptığı araştırmaya göre, NOKTA dergisinde yer alan ve internet aracılğıyla ortada dolaşan andıçta Genelkurmay Başkanlığı'nın yazışma ve belgeleme kurallarının aksine bir çok yanlış ve usul hatası bulunuyor. Çünkü, bazı detaylara bakıldığında bahse konu olan andıç belgelerinin içinde karargah disiplininde ve TSK'nın hiyerarşik yapısında asla yapılmayacak ciddi maddi hatalar yer alıyor. NEDEN ADLİ SORUŞTURMA?
http://www.sabah.com.tr/gnd117.html *** Andıçta TSK Formatına Uymayan Bölümler * Eğer bir evrak gizli damgası taşıyorsa sayfanın alt ve üstünde kırmızı "Gizli" damgaları bulunur. Bu andıçta ise sadece sol üstte gizli yazısı bulunuyor. Maddi hata bu kadarla da kalmıyor. Eğer bir kâğıda gizlilik derecesi verilmişse, diğer tüm sayfalar ve destekleyici yan bölümlerde de gizli damgası yer almalı. Bu 100 sayfa da olsa, eğer bir çalışmada bir kelime bile gizli olsa, tamamına gizli damgası vurulmak zorundadır. Basında dolaşan andıçta ise, ilk çalışmada 'gizli' yazıyor. Ama diğer eklerin bazılarında 'Hizmete Özel', bazılarında da 'özel' ibaresi bulunuyor. * Ayrıca bu tür yazışmalarda yukarıdaki kodlu bilgide mutlaka bir ara numarası ve sonunda da Şube kodu yer alır. Bu belgelerde ise, GENSEK: 3400- .... -06/İletişim D. Hlk. İlş Ş.(... )'' yazıyor. Yani, 3400'ün hemen yanında ara numarası boş. Sonunda da şube kodu parantez açılmasına rağmen yer almıyor. * Yine "ANDIÇ" başlığı ile hazırlanan ilk sayfada ve benzer diğer sayfalarda, tarih, ekim veya kasım gibi sadece ay olarak atılmış. Bu belgelerde, özellikle altına imza için isim açılan kağıtlarda tarih gün olarak belirtilir. * Andıç başlıklı ilk sayfada, giriş GENSEK - KONU olarak başlıklarla girildikten sonra, birden KİMDEN-KİME-İLGİ'' olarak devam ediyor. Yani, girişteki resmi yazışma, sonra birden mesaj formatına geçiyor. Genelkurmay Başkanlığı yazışma sistemi tam bilinmediği için hepsi birbirine karışmış. * Andıç başlıklı ilk sayfanın altında üniversitede makale hazırlar tarzda, mesela accredit kelimesinin kökenine atıfta bulunulmuş. Bu hiçbir resmi yazışmada yapılmaz. Aksine, sayfanın ana metin başlangıcının üstüne "ilgi" diye atıfta bulunulur. Zaten komutan da akreditasyon kelimesi ile hayatında ilk defa tanışmıyor. KİMDEN KİME * Şüpheleri artıran en önemli maddi hatalardan biri de, ''Kimden-Kime'' bölümlerinde yer alan yazışma türü. Bu belgelerde, 'Gnkur.GenSek İletişim D. Bşk'lığından, Gnkur.II nci Başkanı'na' deniliyor. Katı kurallarla belirlenmiş askeri hiyerarşi düzeninde bir daire başkanı, yakın arkadaşı gibi hiçbir zaman orgeneral rütbesindeki II. Başkana ara üstlerini atlayarak doğrudan belge gönderemez. Doğrusu, sinsile takibi ile 'Gnkur. II. Başkanlığı'na ya da makamına' şeklinde olur. Hazırlanan bazı belgelerin sağ üst köşelerinde yazıyı hazırladığı iddia edilen subayın detaylı tüm bilgileri yer alıyor. Bu bilgiler hiçbir zaman burada bulunmaz. Yazının sonunda imza ve paraf açılan yerde bulunur. * Belgelerin en altlarında eğer isim için yer açıldı ise en azından bir imza bulunur. Bu belgelerde hiçbir imza yer almıyor. * Yine askeri uzmanlara göre, andıçlarda medya ile ilgili bu tür bir yazı üslubu kullanılmaz. Yapılan analizler tamamen gerçek bilgi ve delillere dayanır. Bunu haricinde, dedikodu ve söylentiler üzerine kurulu ifadeler kullanılmaz. İçerik ve genel görünüşü itibarı ile andıçlarda bu tarz kullanılmaz. * Andıç formatı ''Konu-Öncesi-İnceleme- Teklif-Öneriler' şeklindedir. Bu kağıtlarda, mümkün olmayan bir şekilde teklif ve öneriler tek başlıkta toplanmış. * Tabii buradan Genelkurmay'ın böyle bir çalışması hiç olmamıştır anlamının çıkarılmaması gerekiyor. Genelkurmay'da da ılımlı veya İslamcı basın ile ilgili ne olursa olsun benzer andıç çalışmaları yapılıyor. Ama böyle değil.
http://www.sabah.com.tr/gnd118.html *** Dava talebi sürpriz olmaz
http://www.sabah.com.tr/gnd119.html# *** Andıçta olmayan gazeteci isimleri geçiyor
http://www.sabah.com.tr/gnd120.html ***
|
Gündem değiştirme senaryoları
10.03.2007
Türkiye sırat köprüsünden geçerken, İmralı katilinin kılı-tüyü ve asıl sorunları unutturmak için uyduruk haberlerle uğraşılıyor.
TERÖR ve Kürdistan hayalleri artarken, zam sağanağı sürerken, Türk halkı sorunlarına çare ararken yöneticiler ve basın bunlarla değil, gündem değiştirip, göz boyama yollarını seçiyor. Türkiye şimdi de, basına sızdırılan Genelkurmay'ın sakıncalı ve sakıncasız gazeteciler listesini konuşuyor. Hükümettten ise bir ses yok. Ancak Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken bu gibi haberlerin basına sızdırılacağına da kesin gözü ile bakılıyor. GENELKURMAY, köstebeki ararken, askerin asıl "dikkat çekici" bulduğu mesele "İslami basın" olarak tanımlanan gazete ve gazetecilerle ilgili bölümün basına sızdırılmamış veya "yayınlanmamış" olması. Bu da yeni bir komplonun işareti olarak görülüyor. Genelkurmay, bu durumu kritik bir siyasi süreç öncesi, Genelkurmay'ın hedef haline getirilip gazetelerle Genelkurmay arasında bir "gerilim" başlatılması girişimi olarak görüyor. İslami basın neden yok Listenin Nokta dergisi gibi hiçbir gruba bağlı olmayan, bağımsız, İslamcı veya ulusal kimliği ön plana çıkmayan bir dergiyle kamuoyuna duyurulması da Genelkurmay'ın incelediği bir başka nokta. Fakat Genelkurmay'ın asıl "dikkat çekici" bulduğu mesele "İslami basın" olarak tanımlanan gazete ve gazetecilerle ilgili bölümün sızdırılmamış veya "yayınlanmamış" olması. Çünkü Genelkurmay'ın "andıç" adı altında yaptığı değerlendirmeler arasında "İslamcı" olarak nitelenen basınla ilgili bölümler de var. Üstelik buradaki değerlendirmelerin çok daha detaylı ve yer yer çok daha sert olduğu söyleniyor. Fakat bu bölüm ortalıkta yok. Bu da yeni bir komplonun işareti olarak görülüyor. Genelkurmay, bu durumu kritik bir siyasi süreç öncesi, Genelkurmay'ın hedef haline getirilmesi ve liberal gazetelerle Genelkurmay arasında bir "gerilim" başlatılması girişimi olarak görüyor. Genelkurmay'dan rapor soruşturması Öte yandan Genelkurmay Başkanlığı, "Basın Yayın Organları Hakkında Değerlendirme Raporu"nun basına sızdırılmasıyla ilgili adli soruşturma başlattı. Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde yer alan açıklamada, "8 Mart 2007 günü Genelkurmay Başkanlığı'nın basın yayın organları hakkında değerlendirme raporu hazırladığı şeklindeki haberlere medyada yer verilmiştir. Konu ile ilgili adli soruşturma başlatılmıştır" denildi. Rapor ayrıca, Genelkurmay Başkanlığı'nın akreditasyon uygulaması konusunda da öneriler içeriyor. Ekim 2006 tarihli rapor, "Andıç" başlığıyla sunulmuştu. Açıklamada adli soruşturmaya ilişkin başka ayrıntı verilmedi. Bu soruşturmanın sözkonusu çalışmanın dışarı sızdırılmasıyla ilgili kurum içi bir soruşturma olduğu belirtiliyor.
*** Neler oluyor?Orhan Karataş 10.03.2007
Şerefli Türk basını 2 gündür büyük bir telaş içinde. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kendi iç bünyesinde yaptığı bir çalışmanın, sızdırılmasının yankıları birinci sayfaları işgal ediyor. Birden bire demokrat kesildiler. Birden bire "asker aşkıyla" yanmaya başladılar. Akıl verenler, yol gösterenler, göz yaşı dökenler, teneke çalanlar, ne ararsanız var. Bir gariplik var Türkiye bütün meselelerini, bütün sıkıntılarını, gerçek gündemini unuttu. Estirilen havaya bakarsanız, Türkiye'nin en önemli hatta tek meselesi askerin basınla ilgili tespitleri. Neresinden bakarsanız bakın bu işte bir gariplik var. Herşeyden önce, Silahı Kuvvetlerin kendi iç bünyesinde böyle bir çalışma yapması, tamamen kendi taktirleridir. Bazı gazetelere, bazı gazetecilere ambargo koymak bu çalışmayla birlikte ortaya çıkmıyor. Zaten var olan bir durum. Ancak, bu çalışmanın basına sızdırılmış olmasında bir anormallik bulunuyor. Her ne hikmetse sızan kısımda, Silahlı Kuvvetlerin mesafe koyduğu bazı kuruluşlar, hiç yer almıyor. Ayrıca, Türkiye'nin çok ciddi bir yol ayrımına getirildiği bir dönemde gündem birden bire değişiyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi, Kuzey Irak'da olanlar, Kıbrıs'da tezgahlanan oyunlar, Ermeni iftiralarının yeni boyutlar kazanması, unutuluyor. Bütün bu gelişmelerden memnun olan tek bir kurum var. AKP hükümeti. Belli ki bir tezgah kurulmuş. Birileri durumdan vazife çıkarmış ve başbakanın deyimiyle düğmeye basmış. AKP yaparsa demokrasiye uygun Kopan kıyametlerin altında ne var? Asker, basın organları arasında bir çalışma yapmış. Bazı gazete ve gazetecilere ambargo koymuş. Bu basın özgürlüğüne, demokrasiye aykırıymış. Ne güzel değil mi? İyi de adama sormazlar mı, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? AKP 4 yıldır çok daha ileri boyutlarda, aynı şeyi yapmıyor mu? Daha dün gazetelere yansıyan ve resmi bir kuruma dayanan, "bizden yana olanlar, bizden yana olmayanlar" çalışmasına ne diyeceğiz? Hiç uzağa gitmeyelim. AKP'nin şakşakçısı olmadığımız için hükümetin hiçbir tanıtımına, başbakanın hiçbir programına çağırılmıyoruz. Yani ambargoluyuz. Basın özgürlüğü, demokrasi diye kıyameti koparanlardan, bugüne kadar neden tek bir kelime duymadık? Herşey kendileriyle sınırlı Yine geldik aynı yere. Bunların demokratlığı da, özgürlükçülüğü de kendileriyle sınırlıdır. Eğer kendilerine yarıyorsa, kendilerinin işini kolaylaştırıp imkan tanıyorsa, basın özgürlüğü, demokrasi, insan hakları önemlidir ve değerlidir. Ama kendilerine dokunmaz veya başkalarını rahatsız ederse, basın özgürlüğünün çiğnenmesinin, demokrasinin askıya alınmasının, insan haklarına aykırılığın hiçbir önemi yoktur. Aynı şeyi 28 Şubat'ta görmedik mi? O günlerde alkış tutanlar, şapka çıkaranlar, "yaşasın asker" diye bağıranlar, AKP iktidarıyla birlikte makas değiştirip, tükürdüklerini yalamadılar mı? Menfaat şebekesi Boşuna uğraşmayın. Türkiye'nin en önemli meselesi basının içine düştüğü durumdur. AKP bugün bu kadar iler gidebiliyor, bu kadar vurdum duymaz oluyor, ülke ve millet menfaatleriyle bu kadar ters düşebiliyorsa, burada herşeyden önce basının suçu vardır. Türk basını, bir menfaat şebekesine dönüşmüştür. Manşetleri ve ana haberleri, patronların ve köşe başını tutan medya baronlarının menfaatleri şekillendirmektedir. Hükümete nefes aldırmak Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi içinde yaptığı bir çalışmanın, bu kadar büyütülüp gündem oluşturmasının sebebi, AKP hükümetine nefes aldırmaktan başka bir şey değildir. Nitekim, AKP'nin borazanı olan bazı gazeteler ve televizyon kanalları, özellikle kapsam dışı bırakılmıştır. Niyet bellidir. Bütün dertleri kamuoyu önünde Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını sarsmaktır. Bir taşla birkaç kuş vuruluyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde dikensiz bir gül bahçesi oluşturmaya uğraşıyorlar. Kuzey Irak'da Kürt devletinin kurulmasına itiraz edebilecek olanları, zor duruma düşürmeye çabalıyorlar. Millet herşeyin farkında Boşuna çırpınmayın. Türk milleti gerçekleri görmüştür. Türk milletinin en güvenilmez kurumlar arasında basını ilk sıraya koyması, boşuna değildir. Siz ne derseniz, bu millet tersini yapacaktır. Siz askeri kötü göstermeye çalıştıkça, Türk milleti en güvenilir kurum olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini görecektir. Siz AKP'yi tek alternatif olarak sundukça, Türk milleti AKP ve yandaşlarından uzaklaşacaktır. Siz, milliyetçiliğin en büyük tehlike olarak gösterdikçe, Türk milleti milliyetçilere daha fazla sarılacak ve itibar edecektir. Herkesin bir hesabı var. Ama unutulmasın ki,bu milletin de bir hesabı var. http://www.ortadogugazetesi.net/makale_goster.asp?id=2068&yazid=33 ***
|
|
Emekli askerler daima muvazzaf
Altemur KILIÇ 21.03.2007
Hürriyet Köşe yazarı Ahmet Hakan, Emekli Generallere Rahatlama Kılavuzu başlıklı yazısını her halde, E.Orgeneral Hurşit Tolon Paşanın, Ankaradaki toplantıdaki sözleri üzerine yazmış ama aslında bütünüyle, emeklisi ve muvazzafıyla TSKyı hedef alan güya onları rahatlatma kılavuzu!
Bugün yüce Türk milletinin yaşantısı, kaderi ve geleceği kendi hür iradesi ve kararları ile belirlenmediği, ağırlıkla yabancıların yönlendirdiği bir istikamete sürüklenmektedir... 90 yıl öncesinin koşulları yaşanmakta ve Türkiye her yönüyle kuşatma altındadır. Bu bakış açısı paranoya değildir...
*** Analizin analizi Altemur KILIÇ 17.03.2007
Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin Kuzey Irak konusunda bir analizi , her nasılsa ve şu bağlamda, Kuzey Iraka bir operasyon düşünüldüğü sırada ve Cumhurbaşkanı seçiminden önce, CNNTÜRKe sızdırıldı,
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazidetay.asp?AuthorID=78&ArticleID=4755 ***
|
|
.At gözlüklü basın!
10 Mart 2007 TSK"nın "Hizmete Özel" damgalı raporunun basına sızmasıyla, askeri hedef haline getiren medya, AKP iktidarının her ay düzenli olarak yaptığı fişlemeyi görmezden geliyor
http://www.kuvvaimilliye.net/news_detail.php?id=11482 |
|
Utahdaki kirli karargâh
Alperen Polat Andıç olayı patlak verdikten sonra Genelkurmayın idari soruşturma değil de, adli soruşturma başlatması, olayın ciddiyetini ve tehlikeli bağlantılarını ortaya koyar nitelikteydi. Aradan haftalar geçti ve Genelkurmay "andıç" konusunda çok çarpıcı bilgilere ulaştı.
http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7005880&tarih=2007-04-06 *** Rand Corporation raporu ve Gülen
Alperen Polat
Utahdaki kirli karargâhın Türkiyedeki tehlikeli faaliyetlerinin asıl menbaını ve hedefini anlayabilmek için, bu karargâhı yönlendiren asıl güce ve bu gücün bu piyonlara yüklediği misyonu açık bir şekilde ortaya koymamız gerekiyor.
Bu konuda Ahmet Eryılmazın Turkish American Journaldaki derlemesinden istifade edeceğiz. ABDnin en etkili düşünce kuruluşu RAND CORPORATION 26 Mart 2007de Modernist Müslüman Ağlarının Tesisi (Building Moderate Muslım Networks) başlıklı 217 sayfalık yeni bir rapor yayınladı.
Raporu hazırlayan ekibin başındaki isim yabancı değil. Ekipbaşı ABDnin Irak eski büyük elçisi Zalmay Khalilzadın yahudi asıllı eşi Cheryl Barnard. Bayan Barnard 2003 yılında da yine Rand Corporatıon adına IIlımlı İslam (Civil Democratic Islam) adlı 83 sayfalık bir rapor yayınlamıştı. Bu raporda Kuran-ı Kerim ayetleri ve Hadisler üzerinde şüpheler ve oynamalar meydana getirerek İslamı dejenere etmek için yeni yöntemler tavsiye edilmekteydi. Bu dejenerasyon sürecinde ABD yönetimine bazı Müslüman liderleri uygun şekilde kullanmayı tavsiye eden raporda, kullanılması gereken sözde İslami liderlerden bazıları şunlardı: Eski Bosna Müftüsü Mustafa Ceric, UCLAnın Islam Hukuku Profesörü Abou El Fadl, Türkiyeden Fetullah Gülen, İslami anlaşmalar için öneriler adlı kitabın yazarı Muhammed Shahrur ve Amerika İslam Yüksek Konseyi (ISCA) başkanı Şeyh Hişam Kabbani.
Amerikanın yeni ismiyle Büyük Ortadoğu Projesi, yani İslam ülkelerini işgal projesi kapsamında müslüman ülkeleri içten çökertmek için Ilımlı İslam adı altında yeni bir yapılanma teşkil ettiğini biliyorsunuzdur.
Sözü daha fazla uzatmadan Ahmet Eryılmazın kaleminden Rand Corparationun 26 Mart tarihli yeni raporuyla sizleri başbaşa bırakıyorum:
Geleneksel ve dogmatic İslam anlayışı Müslümanlar arasında olduğu gibi Amerika ve Avrupada da hızla yayılmaktadır. İslam ülkelerinin çoğunda ılımlı ve modern İslam anlayışının aksine geleneksel islamcıların etkisi hızla artmaktadır.
ABDnin soğuk savaş döneminde Komünizme karşı savunduğu demokrasi propagandası ile elde ettiği tecrübeyi bu kez geleneksel İslam anlayışını benimseyen müslümanlara karşı kullanılabilir. Şöyleki müslüman ülkelerde tatbik sahasına konulacak modernist ve ılımlı İslam düşüncesini savunan İslami gurup ve cemaatleri destekleme programını yürürlüğe koymalıdır. ABD hükümeti bir yol haritası hazırlayarak çeşitli müslüman ülkelerde faaliyet gösteren modernist ve ılımlı İslamcıların arasında bir haberleşme ve dayanışma ağı kurmalıdır. Bu şekilde geleneksel İslamcılara karşı mücadelede başarılı olunabilir.
Sözü edilen rapora göre ABDnin Türkiyede desteklemesi gereken kişi ve cemaatlerden sadece Fethullah Gülen ve tarikatının ismi geçmektedir (Sayfa 74). Rapora göre Gülen Hıristiyan ve yahudilerle diyalog çalışmaları başlatmış, iki kez Bartelemos ile görüşmüş, 1998de Romada Papayı da ziyaret etmiş ve İsrailin Haham başısının ziyaretini de kabul etmiştir.
Eminim bu rapordan sonra Utah merkezli kirli yapılanmanın Türkiyedeki faaliyetlerinin şifrelerini daha kolay çözeceksiniz...
http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7006210&tarih=2007-04-16 |
|
.Andıçta 'F tipi komplo' iması var
*** http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6240760&yazarid=6
|
|
'Andıç'taki emniyet kuşkusu araştırılsın'
CHP,
"Emniyetteki cemaatçi" kadrolaşmayı Meclis
gündemine taşımaya hazırlanıyor. Konuyla ilgili
soru önergesi vereceğini belirten CHP İzmir Milletvekili Ahmet
Ersin , devletin tüm kurumlarında "cemaatçi kadrolaşma"
olduğuna dikkat çekerek "Emniyette kendini AKP'nin arka
bahçesi olarak değerlendiren bir kadrolaşma var" dedi.
Cumhuriyet 'in kamuoyuna duyurduğu ve Utah'ta öğretim
görevlisi olan Emre Uslu adlı eski emniyet görevlisi
hakkında Genelkurmay andıcının çalınmasıyla
ilgili inceleme başlatılmasının ardından gözler
emniyet içindeki "cemaatçi kadrolaşmaya" çevrildi.
Konuyu soru önergesiyle Meclis gündemine getirmeye hazırlanan
CHP'li Ahmet Ersin, devlet kurumlarındaki cemaatçi kadrolaşmanın
AKP'li bakanların bile "şikâyet edecekleri"
noktaya geldiğine dikkat çekti. Bu cemaatlerin özellikle
emniyet içinde örgütlenip Türk Silahlı Kuvvetleri'ni hedef
aldığını belirten Ersin, devletin iki önemli
kurumunun karşı karşıya getirilmek istendiğini
vurguladı. TSK'yi yıpratma sürecinin "Şemdinli
iddianamesiyle" başladığını anlatan
Ersin, "Atabeyler operasyonu, Büyükanıt Paşa'ya
iftira kampanyasıyla devam etti. Şimdi son olarak bu andıç
olayı çıktı" dedi. Emniyetteki kadrolaşma
ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt
hakkındaki "iftira kampanyası" ile ilgili
iki soru önergesi verdiğini belirten Ersin, "Aradan 1 yıla
yakın süre geçti, 'Araştırmalar devam ediyor' diyorlar.
Konunun üzerine gitmedikleri ortadadır" görüşünü
dile getirdi.
CHP İstanbul Milletvekili Hasan Aydın da "
Fethullah Gülen cemaatinin bir tasarıya itiraz ederek
hükümeti ve AKP'yi ikna ettiği" haberlerini TBMM gündemine
taşıdı. Aydın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
tarafından yanıtlanması istemiyle TBMM Başkanlığı'na
verdiği soru önergesinde, yazar Ahmet Hakan' ın, Hürriyet
gazetesindeki köşesinde, etkili bir bakanın "Bu
cemaat de çok olmaya başladı" diye yakındığını
aktardığı yazısının ardından, önceki
günkü yazısında da görüştüğü cemaat içinden
birinin "Bakanın yaptığı bir yasa çalışmasına
karşı çıktık. Hem hükümet hem de AKP bizim haklı
olduğumuza kanaat getirdi. Yasa tasarısı değişti.
Bakan gururunun kırıldığını düşündü
ve bu olayı kişisel husumete dönüştürdü" dediğini
aktardı. Müdahaleden yakınan bakanın kimliği hakkında
bilgi isteyen Aydın, Erdoğan'a şu soruları yöneltti: "Söz konusu bakan kimdir? Gülen cemaatinin itiraz ederek
hükümeti ve AKP'yi ikna eden yasa tasarısı hangi tasarıdır?
Türkiye Cumhuriyeti anayasa ve yasalarına göre illegal özellikte,
varlıkları veya kuruluşları yasak olan cemaatler
hangi düşünce ve mantıkla muhatap alınmıştır?
Türkiye Cumhuriyeti anayasa ve yasalarını korumak ve
kollamakla görevli hükümet bu tavrıyla, anayasa ilkelerine karşı
gelerek ve yasadışı bir cemaatle ortak çalışma
anlamına gelen ilişki ile anayasayı ve yasaları
ihlal etmiş sayılmaz mı?" http://www.cumhuriyet.com.tr/?em=cumhuriyet/w/c05.html |
|
Büyükanıt ne demedi? GÜNEŞ Rıza Zelyut 13 Nisan 2007
<%Tarih%>
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın
dünkü basın toplantısı merakla bekleniyordu.
***
***
DİSK, KESK, Türk-İş, TTB, Arınç, Vakit ve benzerleri GÜNEŞ Rıza Zelyut
Türkiye aydını; giderek sömürge aydını haline geliyor. Bu aydınların hakim olduğu sendikalar ve sivil toplum kuruluşları da Batı emperyalizminin yan organlarına dönüşüyor. Bu kötü gidişin son örneğini; 14 Nisan Ankara mitingi ile gözledik.
*** http://www.gunes.com/2007/04/19/yazarlar/y4.html |
|
Gündem
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6236019&tarih=2007-03-30 |
|
"Sayın
Öcalan'ın Aldığı Kelleler" ve AÇIK İSTİHBARAT
Fatma
Sibel Yüksek
Emekli
Orgeneral Hurşit Tolon , geçenlerde Ankara'da "Türkiye
her yönüyle kuşatılmıştır. Paranoya diyenlere
buradan sesleniyorum bu paranoya değildir. Siz halktan sakladığınız
için paranoya diyorsunuz" "Sayın
Öcalan'ın aldığı kelleler" TSK yeminini çevirip çevirip tekrar okusunlar..
|
|
|