|
ADD Genel Başkanı Emekli Orgeneral Şener Eruygur'a Komplo |
|
TSK'YA FETHULLAHÇI SALDIRI
29 Mart 2007
Fetullahçı Nokta'nın TSK'ya saldırıları sürüyor! Nokta
dergisinde bugün yayımlanan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı
Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen notlarda, kuvvet
komutanları ve jandarma komutanının AKP'ye karşı
iki ayrı darbe planladığı ancak dönemin
Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün bu girişimlere
karşı çıktığı iddia edildi.
|
|
Ordu göreve! CHP göreve! Ulusal güçler göreve!
Gökçe Fırat
Medyada faşizme giden yol nasıl açıldı? AKP iktidarının Cumhurbaşkanlığını da ele geçirmesi ile birlikte nasıl da faşist bir rejime dönüşeceğinin tüm işaretleri alınıyor. TBMM Başkanı Arınçın Emekli Orgeneral Şener Eruyguru kastederek, Onlarla 16 Mayıs sonrasında hesaplaşacağım de-mesi çok önemli bir işarettir. Peki acaba 16 Mayıs sonrasında nelerle karşılaşacağız? Bu sorunun cevabı AKPnin işbaşına geldiği 2 Kasım 2002den bugüne yaşadıklarımızda yatmaktadır. 2 Kasım seçimlerinde Beyaz Devrim iddiasıyla sandıktan çıkan AKP, hep demokrasi vurgusu yapmasına, AB sürecinin tüm reformlarını hep demokrasi adına kabul etmesine karşın ülke içinde garip bir demokrasi inşa etmiştir. Bu demokraside muhalefete yer yoktur. İlk iş Genç Parti lideri Cem Uzanın susturulması oldu. Cem Uzana yönelik operasyon Türkiye tarihinin hiçbir döneminde hiçbir kuruma ya da kişiye yapılmamış ölçüde geniş kapsamlı bir operasyondu. Çünkü ilk defa doğrudan mülkiyete yönelik bir operasyon yapıldı. Bu operasyonun ilk hedefi Cem Uzanın muhalif Star grubunun susturulmasıydı. Nitekim Star grubuna AKP hükümeti tarafından el konuldu. Grubu bir süre doğrudan hükümetin atadığı gazeteciler idare etti. En sonunda da Fethullahçılara satıldı. Türkiyenin en büyük muhalif yayın grubu böylelikle bugün Fethullah grubunun sözcüsü haline getirildi. Bu arada bu olayda son derece dikkat çekici bir gelişme, mahkemelerde Cem Uzan grubunun lehinde kararların artık alınmaya başlamasıdır. Danıştay en son Çukurova ve Kepezle ilgili bu yönde bir karar almıştır. Ama hatırlatalım, bu grup lehine alınan kararların artık uygulanma ihtimali yoktur, çünkü AKP iktidarı mahkeme kararlarının uygulanmadığı bir sistem kurmuştur. Bunu özellikle şunun için hatırlatıyoruz, Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik bir iptal kararının AKP tarafından uygulanmayacağını bilelim. Cem Uzan medyasının susturulmasına sevinç çığlıkları atan iki büyük medya grubu vardı. Bu gruplardan Sabah grubuna, hükümete destek olması karşılığında müsaade verildi ve TMSF anlaşması yapıldı. Oysa benzer bir anlaşma Cem Uzanla yapılmamıştı. Böylelikle Sabah Grubu Turgay Ciner hakimiyetinde yoluna devam etti, Türk medyasının en hükümet yalakası grubu olarak. İkinci grup Çukurova grubunun Show TV ve Akşam gazetesi oldu. Bu grupla da TMSF anlaşması yapıldı ve hükümet yanlısı yayın yapmalarına izin verildi. Nitekim Akşam gazetesi bu müsaadenin bedelini fazlasıyla ödüyor. Asıl büyük medya grubu Doğan ise bu süreçte hep sağlam durdu. Fakat Doğan grubuna yönelik bir operasyonun da çok yakında yapılacağının işaretleri alınmaktadır. Petrol Ofisi soruşturması ile başlayan dönem Doğan Medya grubu için de diğer medya gruplarına yapılan uygulamanın uygulamaya sokulduğunu göstermektedir. Şimdi medya alanına bir göz atalım. 2002 Kasımında Şeriatçı basının gücü son derece sınırlıydı, buna karşın hükümet karşıtı büyük bir medya grubu ve yine çeşitli ölçülerde hükümet karşıtı büyük medya grupları vardı. Peki ya bugün? Bugün Zaman, Yeni Şafak, Vakit, Star, Bugün günlük gazetelerde, Kanal 7, TGRT, Samanyolu, Star yine televizyon kanalı olarak tümüyle hükümet ve tarikat kontrolündedir. Buna irili ufaklı bazı TV, radyo, haftalık yayınları da eklediğimizde, 2002 Kasımı öncesinde basın içinde payı %10u bulmayan Şeriatçıların artık bu alanın %50sine hükmeder hale geldiğini görüyoruz. Oysa tüm basın 2002 Kasımından sonra AKPnin iktidarı olması ile birlikte artık yumuşayacağının, düzen içine gireceğinin sosyolojik tahlillerini yapıyordu. Şimdi ise o sosyolojik analizleri yapan medya gruplarının birer birer Şeriatçılaştığını görüyoruz! ***
Tezgâh AKPyi destekleyenler için demokrasi olacaktır ama desteklemeyenler için farklı bir tezgâhı vardır iktidarın. Bu tezgâhın ilk örneği Cem Uzan olayında görülmüştü. Ama iktidarın ulusal tehlike olarak gördüğü tüm kesimlere yönelik benzeri tezgâhların kurulduğu bir dönemden geçiyoruz. Bu noktada iki önemli tezgâhla karşı karşıyayız. Birincisi Orduya yönelik Fethullah operasyonudur. Şemdinli ile birlikte başlayan tezgah en son Nokta dergisinin yayınladığı sözde darbe günlüğü ile devam etmektedir. Son bir yılın medya gündemi Orduyu karalamak, komutanları suçlamaktır. Böylelikle Ordu AKP tarafından hizaya çekilmek istenmektedir. AKP döneminde Ordu komutanlarının artık yargılanabileceği hatta asılabileceği bir dönem başlatılmak istenmektedir. Menderesin intikamını almak isteyen AKP, Ordu komutanlarına Talat Aydemir rolü biçmektedir! İkinci operasyon ise CHPye yönelmektedir. CHP de tıpkı Ordu gibi medya tarafından sürekli suçlanmaktadır. Ama CHPnin hizaya sokulmasında Fethullahçı kurnazlık halktan kopan CHP temasını izleyerek CHPnin Ordudan ve laiklikten uzak tavır almasını teşvik etmektedir. Cumhurbaşkanlığı yolunda son virajda Fethullahçı medyanın polisiye oyunu iyice alenen oynanmaktadır. 14 Nisanda ADD öncülüğünde bir Cumhuriyet mitingi yapılacaktır. Tam bu miting öncesinde şimdiki ADD Genel Başkanı Şener Eruygurun da dahil olduğu sözde darbe girişimleri gündeme taşınmaktadır. Hatta Bülent Arınç, Şener Eruygur için açıkça şaibeli sıfatını kullanmaktadır. CHPnin mitinge destek vermesini engellemek içinse mitingin gizli tertipçisi CHP açıklamaları yapılmaktadır. Böylelikle CHP Hayır biz bu mitingde yokuz açıklaması yapmaya zorlanmaktadır. Son olarak Zaman gazetesi TÜRKSOLU grubu ile Şener Eruygur yemekte buluştular haberi yapmıştır. Burada da iki türlü hedef vardır, ya çıkıp TÜRKSOLU hayır biz bu mitingde yokuz diyecektir ya da Şener Eruygur çıkıp hayır bizim TÜRKSOLU grubuyla bir bağımız yok diyecektir. Yani bir taşla iki kuş vuracaklardır. Ama biz TÜRKSOLU olarak Zaman gazetesinin Vatan Caddesinde TEMde yetişmiş acemi polis muhabirlerinin oyununa gelecek değiliz. Bizden açıklama alma niyetindeki acemi polis muhabirleri ancak havalarını alırlar! Ama bu miting olayının çok daha önemli bir özelliği var. Tayyip Erdoğanın Cumhurbaşkanlığı aleyhine bir mitingin engellenmesi için bunca gayret nedendir? Hani demokrasi istiyordunuz? Daha bir hafta önce Nevruz bahanesiyle Apo posterli mitinglere izin olacak ama Tayyip Erdoğanın Cumhurbaşkanlığı aleyhine bir miting yapılamayacak! Oh ne ala demokrasi. Hele bir de MHPnin yaptığı türden biz sokak gösterilerine karşıyız, demokratik süreçten yanayız açıklamasına ne demeli. Dünyanın neresine giderseniz gidin demokrasinin ilk göstergesi demokratik eylemlere izin verilmesidir. Mitingin demokrasi dışı bir süreç olarak görüldüğü bir demokrasi nerede görülmüş acaba? MHP liderine soralım o zaman AKP iktidarı seçimler öncesinde Biz mitingleri yasakladık, çünkü bunlar demokratik sürecin dışında yollardır derse ne yapacaktır? Fethullah medyasına ya da AKPli belediye panolarına ilan vererek mi ulaşacaktır halka! ***
|
Fethullahçı Tezgâh...
Hikmet ÇETİNKAYA Nisan 19,2007
Oyunun ilk bölümü sahneye konuldu, ama hiç izleyici toplamadı... Adı "büyük" olan medya, sahte günlüklere balıklama atladı önce... Dönekler hemen kalemlerine sarıldı, dört koldan yaylım ateşine başladı. Eski Genelkurmay Başkanı Özkök Paşa, İzmir Narlıdere'den Anadolu Ajansı 'nı evinde ağırladı... Kafalar karışmıştı... 2004 kışında ya da 2004 yazında dört general darbe mi yapacaktı? Olup bitenleri 10 yıldır ABD'de FBI korumasında ve CIA şemsiyesi altında yaşayan Fethullah Gülen çok yakından izliyordu... Dedi ki: "Hilmi Özkök Paşa, albaylığa terfi ettiğinde biz çok şaşırmıştık..." Nokta dergisi Fethullahçıların eline geçmişti. Paraları boldu. Kendilerini hâlâ "solcu" sayan üç-beş döneği kadrolarına alıp hedef belirlemişlerdi: "Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmak..." Okurlar merak ediyor, Nokta dergisinin üst düzey yöneticisini!.. Söyleyeyim: Genel Koordinatör Haluk Görgün (Samanyolu TV'nin eski Ankara temsilcisi). Nokta dergisine Fethullahçılar, iki bin sayfalık bir dosya ve slaytlar gönderiyor... İki bin sayfalık dosyada neler var? Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek 'in günlüğü... Örnek'in günlüğü Heybeliada Deniz Lisesi'ne girdiği 1950 yılından başlıyor ve emekliliğine dek sürüyor... Günlük, Nokta dergisinde yayımlandı. Aynı gün Özden Örnek bir açıklama yaptı: "Ben yaşamım boyunca hiç günlük tutmadım." *** Nokta dergisinin yayımladığı günlükler sahteydi... Şimdi soruyorum: Emekli Oramiral Özden Örnek 1950 yılından başlayıp emekli olana dek (26 Ağustos 2005'te emekli oldu) tuttuğu günlükleri bilgisayara mı yazdı? Yüz sayfa değil, iki yüz sayfa değil, tam iki bin sayfa... Defterleri evinden çalınıp bilgisayara mı yazıldı? Medya bu olayın üzerine gitmedi; bunu Fethullahçıların bir tezgâhı olduğunu ne yazık ki vurgulamadı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt basın toplantısında "bir tarikat üzerine" vurgu yaptı... İki bin sayfa kolay kolay yazılmaz. Biliyorsunuz yıllar önce " Hitler 'in günlüğü" ortaya çıkmıştı. 1930 'lu, 1940 'lı yılların kâğıtlarına sahte "Hitler'in Günlüğü" yazılmıştı. Üstelik Hitler'in el yazısı taklit edilerek. Amaç, para kazanmaktı. Emekli Oramiral Özden Örnek'in iki bin sayfalık günlüğünü yazan, "din baronu" nun müritleriydi. Müritler, Türkiye Cumhuriyeti devletinin istihbarat birimlerinde, ABD'deki üniversitelerde görevliydiler. Sahtekârlığın boyutu bir kişiyle sınırlı değil, bir örgüt işiydi ve ekip çalışmasıyla yapılmıştı. Bazıları bu olayı, AKP iktidarıyla bağlarını "cemaatçi ilişki" diyerek "Fethullahçılar" ı aklamaya çalışıyorlar. İşin içimi acıtan yanı, bu sahte günlüklere DİSK gibi bir sendikanın yöneticilerinin de inanıp 14 Nisan'da Ankara'da Tandoğan Alanı'ndaki "Cumhuriyet Mitingi" ne katılmamasıydı... DİSK dün bir bildiri yayımladı. Bildiride "Kimse cin olmadan adam çarpmaya çalışmamalıdır, önce herkes haddini bilmelidir" deniliyor... Bildiriyi sanki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kaleme almış. Biçem, sanki Erdoğan'ın Mersin'deki üreticiye "Ananı da al git" demesi gibiydi. Bakın ne deniyor DİSK'in açıklamasında: "... Düzenleyiciler arasında bizim tasvip edemeyeceğimiz bazı kişi ve kurum adlarının geçmesi nedeniyle , yetkili kurumlarda tartışarak mitinge kurumsal kimliğimizle katılmama kararı aldık." *** DİSK'in adını vermediği kurum, bence Atatürkçü Düşünce Derneği ve derneğin genel başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur !.. Çünkü Eruygur Paşa, "sahte günlük" te darbe hazırlığında olan dört generalden biriydi. TBMM Başkanı Bülent Arınç da 14 Nisan mitingi için "Darbecilerin peşinden gitmeyin" demişti. Bu kadarı da olmaz ve DİSK'e böyle bir biçem ve davranış yakışmaz! DİSK , Fethullahçıların oyununa gelmez. Ama geldi işte!.. DİSK yöneticileri hiç konuşmasalar daha iyi!.. Genelkurmay Başkanlığı'nın önünde sivil kişinin sarı zarflar içinde sahte belge dağıtması, komutanların cep telefonlarına Fethullahçıların on binlerce mesaj atmaları örgütlü bir eylemdir, bunu görmemek ise ahmaklık!.. İki bin sayfalık sahte günlük... Türk-İş'in Fethullahçıların oyununa gelmesini anlıyorum da DİSK'in bu oyuna nasıl geldiğini , inanın hiç anlayamıyorum... Yazıma noktayı koymuştum, telefonum çaldı. Arayan, kahpece katledilen Kemal Türkler 'in damadı Oğuz Soydan 'dı... Aynen şöyle dedi: "DİSK'le ilgili yazılarınızı okudum. Eleştirilerinizde haklısınız. Eşim Nilgün ve ben teşekkür ediyoruz, Türkler ailesi adına. Kemal Türkler'in gerçekten, DİSK'in bu tavrı karşısında mezarda kemikleri sızlıyordur."
|
|
DİSK, KESK, Türk-İş, TTB, Arınç, Vakit ve benzerleri GÜNEŞ Rıza Zelyut
Türkiye aydını; giderek sömürge aydını haline geliyor. Bu aydınların hakim olduğu sendikalar ve sivil toplum kuruluşları da Batı emperyalizminin yan organlarına dönüşüyor. Bu kötü gidişin son örneğini; 14 Nisan Ankara mitingi ile gözledik.
*** http://www.gunes.com/2007/04/19/yazarlar/y4.html
|
|
Yeşil Elma Koalisyonu TÜRKSOLU DERGİSİ Ali Özsoy
Kızıl Elmayı bırak, Yeşil Elmaya bak Kızıl Elma kavramıyla kamuoyu bir dönem meşgul edilmek istenmişti. Bu siyasi kavram aslında, TÜRKSOLU gazetesinin Türkün Ateşle İmtihanı başlıklı sayısında farklı kesimlerden gelen milliyetçilerin yeniden Kuvayı Milliyeden yana ortak bir tavır beyan etmeleriyle ortaya atılmıştı. Radikal gazetesi, TÜRKSOLUnun yarattığı harekete saldırmak için Kızıl Elma koalisyonu kavramını üretmişti. Oysa TÜRKSOLU zaten milliyetçilik ve solculuğu organik bir bütün içinde tek bir antiemperyalist ideoloji olarak algılıyordu. TÜRKSOLUnun inşa ettiği Ulusal Sol ideoloji ve hareket, milliyetçiliği solculuğa, solculuğu milliyetçiliğe karşı kurgulayan ABD ürünü sahte milliyetçi ve solcuları tarihin çöplüğüne zaten atıyordu. Tek bir Kuvayı Milliye vardı; o da devrimci ve antiemperyalist Atatürkçü halk hareketiydi. Dolayısıyla kavramı üretenler mamullerini satamadılar, ellerinde kaldı. Bir tek Perinçek ve MHP tayfası ABDden aldıkları işaretle, mal bulmuş Mağribi gibi atlayıverdiler Kızıl Elma oltasına. Bir iki komik miting ve basın açıklamasıyla ortalık bulandırılmaya çalışıldı. Ancak Fullerin Kızıl Elması kısa ömürlü oldu; çünkü ABDnin esas koalisyonu olan Yeşil Elma Koalisyonu tarihinin en şaşaalı dönemini AKP iktidarı altında yaşıyordu. Perinçek ve MHP dâhil herkes, bu curcunaya daldı gitti. TÜRKSOLU ise kendi Atatürkçülük yoluna devam etti. Tohumu Kenan Evren attı Aaa, ne garip; solcularla milliyetçiler bir araya geliyor! diye ortalığı velveleye veren tarih bilinci ve ideoloji özürlüsü entel tayfa, telaşla karışık sahte şaşkınlıklarını devam ettiredursun. Biz gelelim Yeşil Elma Koalisyonuna... Bizim karşımızdaki curcuna, yani Yeşil Elma Koalisyonu, karşıdevrimcilik ve emperyalist işbirlikçiliği açısından adeta yeni bir miras yaratacak örnek sunmaktadır. Belki de siyasal düşünce tarihinin gelmiş geçmiş her rengi, her türlü marjinalizm örneği, en sağdan en sol jargona kadar her türlü aktivisti, Atatürkün, Cumhuriyetin ve Türk Milletinin karşısında tek bir cephe oluşturdu. Aslında Yeşil Elma Koalisyonu yeni kurulmadı. Bu hilkat garibesi siyasal hareketin tohumunu 12 Eylülde Kenan Evren attı. Hepsi Kenan Evren çocuğu... Kenan Evrenin tohumu ilk ürününü 28 Şubat döneminde oluşturulan Atatürkçülük karşıtı cepheyle verdi. O zaman Türkiye Cumhuriyetine, Türkiyenin bağımsızlığına, bütünlüğüne ve Atatürk ilkelerine düşmanlık temelinde bir araya gelen çok farklı gruplar herkesi şaşkına çevirmişti. Tabii Türkiye o dönem Yeşil Elmacı imalat hatalarına (ABD açısından harikalarına) henüz alışkın değildi. Beyazıt Meydanında türbana özgürlük eylemi için toplananlar arasında kimler yoktu ki... Zafer işareti yapan ve Biji Azadi! sloganı atan PKKlılardan tutun, parmaklarıyla sözde bozkurt işareti yapan ülkücülere; ılımlı İslamcı Fetocular ve domuz bağcı Hizbullahçılardan tutun, komprador solun her türlü fraksiyonuna kadar herkes alandaydı.
Ne günlerdi o günler... Yiğitlik midir Sivasta insanlara kıymak? şarkılarıyla kaset satıp para kazanan Grup Yorum, Sivas Katliamından tam 5 yıl sonra Sivasın katillerini türban eylemlerinde eğlendirmeye koyulmuştu. 80 öncesinin Dev-Yolcularının artıkları ÖDP adıyla, TDKPcilerin artıkları EMEP adıyla Şeriatçıların kuyruğuna takılıp, cumadan cumaya Beyazıtı doldururdu. Parkalı, pis sakallı solcu müsveddelerinin başlarına türban takıp kameralara poz verdikleri gün unutulabilir mi? Pekin mi, Moskava mı, Tiran mı? tartışmalarının kanlı sayfaları arkada kalmıştı. Vaşingtonun türban örtüsü PKKdan MHPye, Refah Partisinden Dev Yola kadar herkesi tek bir çatı altında toplamıştı. Bugün Mısır Çarşısının bombacı Leylası, PKKya yardım ve yataklıktan hüküm giymiş Pınar Selek ile vatandaşı Herkese bedava TV vereceğiz! diye söğüşleyen, sonra da o paralarla oğluyla masa üstünde çıplak dansöz oynatan Nazlı Hanım türban yasaklarına karşı yeni bir kampanya başlatmış. İnsan böyle haberleri okuyunca birden geçmişe dalıp, nostalji duygularına kapılıyor. 1989da Doğu Perinçek ile Abdurrahman Dilipak ilk türban eylemini yaptığında, herkes ne yapsa yeridir! atasözünü hatırlamış, olayı pek önemsememişti; ama öncü ve cesur Perinçekin kurmaya çalıştığı Kürt-İslam faşizminin ve Yeşil Elma Koalisyonunun kısa sürede Türkiyede iktidara gelip, tam bir faşizm kurmaya kadar işi ilerletebileceğini kim düşünebilirdi? Patronsuz polis papağanları Sene 2007 oldu. Türkiyede her şey o kadar normalleşti ki; artık kimse sağ-sol, şeriatçı-Marksist gibi kavramlarının bu denli piçleşmesini yadırgamıyor. Örneğin medyada son aylarda yaşanan K-9 polis köpekliği vakaları eskiden yaşansaydı bırakın siyasi sonuçları, gazetecilik mesleğinin kuralları açısından bile büyük skandallar yaratırdı. TÜRKSOLUna ve ulusal güçlere saldıran bir haber mi gördünüz? Emin olun, aynı haber tek bir virgül ve noktasına dokunulmadan başka bir gazete veya dergide kısa süre içinde yeniden yayımlanacaktır. Çağımız artık internet çağı. Anlaşılan, Fethullahçı polis bültenlerinden aynen kopyalanan psikolojik savaş metinleri sol ve sağ her türlü Yeşil Elmacıya e-mail ile atılıyor ki, imla ve anlatım hataları bile aynı kalıyor. Kopyala-yapıştır yöntemi hemen sırıtıyor. Radikalde İsmail bilmem ne imzalı çıkan haber, tek bir harfi değişmeden Noktada Ahmet bilmem ne imzasıyla çıkıyor. Sonra CIA ve Fethullah mamulü Noktanın yazarı Ahmet bilmem ne, eski TDKPcilerin verdiği Metin Göktepe gazetecilik ödülünü kapıyor. Adları ne olursa olsun cümleler hep aynı. Polis için ne önemi var? Herhalde onlar muh(a)birlerini isimleriyle değil de, sadece kod numaralarıyla tanıyorlardır. Alın size son örnek: Bir tarafta patronsuz, bağımsız, sosyalist gazete Birgün. Soros, Osman Kavala, Gürbüz Çapan ve daha nice açığa çıkmamış para kaynaklarını patron değil de herhalde proleter kabul eden eski Dev-Yolcuların bu minik marjinal gazetesi, AKPnin hazırladığı Başbakanlık medya andıcında tarafsızlığı ve gazetecilik başarısıyla büyük beğeni toplayan öteki solun renkli gazetesi olarak tanımlanıyor. Şimdilerde AKPnin bu öteki solcuları, ABDnin Fethullahçı Emniyetçilerin önüne, onların ise Zaman gazetesine önüne attığı haber kemiklerini kemirmekle meşgul. Karşılaştıralım: Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur, darbe tahrikçiliği yaptıkları için Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından haklarında soruşturma açılan TÜRKSOLU grubuyla yemekte buluştu. Söz konusu grup, 4 yıl önceki ADD mitinginde Ordu Göreve pankartları açmıştı. TÜRKSOLUnun ismi, Danıştaya yönelik silahlı saldırı olayında da geçmişti. Bu paragraf Fethullahçı Zaman gazetesindeki 5 Nisan 2007 tarihli Erkan Acar imzalı haberden. Şimdi alttaki paragrafı okuyun: ADD Başkanı olarak Eruygur, darbe tahrikçiliği yaptıkları için Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından haklarında soruşturma açılan TÜRKSOLU grubuyla yemekte buluşuyor. TÜRKSOLU, 4 yıl önceki ADD mitinginde Ordu Göreve pankartları açmıştı. TÜRKSOLUnun ismi, Danıştaya yönelik silahlı saldırı olayında da geçmişti. Bu paragraf ise Dev-Yolcuların Birgün gazetesinde 9 Nisan 2007 tarihinde imzasız yayımlanan haberden. İkisinde de aynı cümleler, aynı kelimeler ve aynı yorumlar. Arabaşlıklar bile aynı: ADD-TİT ve TÜRKSOLU ittifak kurmuş. Ancak Birgün gazetesinde çıkan paragrafa bakarsanız, Birgünün Emniyetten aldığı metne hiç dokunmadan bastığını hemen anlayabilirsiniz. Kimbilir belki de Vatan Caddesindeki amirlerini kızdırmak istememişlerdir. İmla ve anlatım hataları kendini ele veriyor. Aynı paragrafta hem şimdiki zaman hem de geçmiş zaman kipi kullanılmış. Anlaşılan Fetocu Emniyetçiler ne kadar koleje gitseler, ABDden burs alsalar bile karakol polislerinin bozuk ve lümpen Türkçesinden kurtulamamışlar. Zaman gazetesindeki muh(a)bir, polisin bozuk Türkçesini düzelttiği için imzasını hiç çekinmeden habere atmış. Birgün ise daha etik davranmış. Haberi imzasız yayımlamışlar. Türkiye öyle bir garip ülke oldu ki, yılların bölücü terör örgütü PKK ve Rızgari bile artık tamamen ABD taşeronu haline gelmiş MİT ve Emniyete dört elle sarılıp, sahip çıkıyor. Rızgarinin internet sitesinde sözde TİTe karşı operasyon yapan polislerin yüzü sansürlenerek veriliyor. Ne diyelim, hepinizin Polis Günü kutlu olsun! Pespaye geri döndü Bu arada Nokta dergisini unutmamak lazım... Dergiyi çıkaran Yeni Şafaktan yetişme Alper Görmüş isimli şahsa göre efsane dergi. Gerçekten de çocukluğumuzdan itibaren bu Nokta dergisinin ismini duyarız. 3 ayda bir patronu değişir. Patronu değiştikçe de yayın çizgisi değişir. Bazen ulusalcı, bazen Kürtçü, bazen dinci, bazen komünist, ne idüğü belirsiz bir dergidir. Tirajı falan da yoktur. Kısa süreli operasyonlar için alınır, satılır. Kısacası bu dergi efsane mi, pespaye mi; artık siz karar verin. Pespayenin en son dönüşü CIA ve Fethullah operasyonu olarak gerçekleşti. Sahte günlükler, sözde darbe belgeleri ve Genelkurmaydan çalınan resmi yazışmalar, önce Noktadan piyasaya sürülüyor. Sonra Zaman, Yeni Şafak, Bugün, Star ve Feto Medya Grubunun diğer yayınlarında uydurma dosyalar manşet oluyor. Gündem, Birgün ve Evrensel geriden takip ediyor. Sonra da Tayyip Erdoğan diyor ki: Çeşitli dergi ve gazetelerde çıkan haberleri savcılar niye soruşturmuyor? Yukarıda saydığımız dergi ve gazetelerin hepsinin reklâm ilanı birbirinde çıkıyor. Nokta dergisi bir haftasını PKK propagandasına, diğer haftasını MHP-BBP propagandasına ayırıyor. Alper Görmüş solcuları Nur Risalelerini; Nurcuları ise Hepimiz Ermeniyiz sloganının ne kadar doğru bir slogan olduğuna emin olmaları için Said-i Kürdinin Ermenileri göklere çıkaran sözlerini okumaya çağırıyor. Hrantı katleden zihniyet Zaman, Birgün, Nokta vs. yayınların zihniyeti tam provokasyon zihniyetidir. Kürt-İslam faşizmi cinayet ve provokasyonlarla ilerliyor. Yöntem basit. Fethullahın ışık evlerinde yetişmiş, AKPnin ve Emniyetin kontrolündeki Kürt-İslamcı tetikçiler ses getirecek cinayetler işliyorlar. Sonra önceden hazırlanmış dosyalar ABDden Emniyete, oradan Fethullahçı medyaya, oradan da kemik kemirmeye hazır Birgün ve Evrensel gibi küçük taşeronlara iletiliyor. Sözde dosyalar çerçevesinde cinayetleri azmettirici güçler, bir taşla iki kuş vurma düşüncesiyle Atatürkçüleri ve ulusal direnç odakları tasfiye etmek için çeşitli soruşturma dosyaları düzenliyor. Dosyaların hepsinin asılsızlığı mahkemelerde ortaya çıkıyor; ama önemi yok. Kürt-İslamcı iktidar ve faşizmin propaganda aygıtı konumundaki sağlı sollu yayın organları katilleri aklayıp, AKP karşıtlarını suçlu ilan etmeye devam ediyorlar. Nasıl olsa Tayyip Erdoğan Çankayayı gasp edince bağımsız yargıyı da tasfiye edecek ya, o zamana kadar düzmece haberler gündemde kalmaya devam etmeli. 'Yeşil Elmadaki kurtçukların ortak düşmanı: Atatürk, Türk Ordusu, TÜRKSOLU Atatürkün devrimci ve antiemperyalist milliyetçiliğine karşı ABDnin uydurduğu Türk-İslam sentezinin pabucu yine bizzat ABD tarafından 1990larda dama atıldı. Türk-İslam Sentezi döneminin Maocu karıştırıcısından, faşist tetikçisine kadar ne kadar taşeronu varsa hepsi başta açıkta kalmıştı. Okyanusun ötesindeki babalarına kızıyor, hatta ona karşı eylem yapmayı bile düşünüyorlardı; ama babaları onları unutmadı. Kürt-İslam faşizminin Yeşil Elma Koalisyonuna Soğuk Savaşın Amerikan mamulü sahte milliyetçi ve solcuları da dâhil edildi. Ressam Kenan Evren Kürtlere eyalet sistemi verilmesini savunan son açıklamalarıyla yüzüncü fırça darbesini attı. Böylelikle portre tamamlandı. Kenan Evrenin başlattığı son demokrasi mücadelesine PKK, İHD, ÖDP ve EMEP sahip çıktı. Çizginin başlangıç noktasına dönmesiyle çember bağlandı. Çemberin içine toplanan Yeşil Elma Kurtçuklarının tam listesini yazmaya kalksan sayfalar yetmez. İşte bir deneme... Aşırı sağ ve dinci örgütlerden AKP iktidarı, MHP, BBP, SP, Hizbullah, Fethullah ve Nur Cemaati, Nakşibendi Tarikatı v.s.; merkez sağdan DYP-ANAP; komprador soldan DEVYOL, TDKP, Perinçek; Kürt bölücüsü terör örgütlerinden PKK, KDP v.s... Liste uzar da uzar. Adını yazamadığımız diğer fraksiyon ve terör örgütleri bizi bağışlasın. Kurtçukları besleyen besin piramidinin tepesinde ABD ve Pentagon var. Doğrudan CIA kanalıyla provokasyon, para ve istihbarat trafiği Türkiyeye akıyor. Piramidin bir alt basamağındaki AKP iktidarı MİT ve Emniyet kanalıyla kurtçukları yemliyor. Fullerin sahte Kuvayı Milliyesi operasyonu çerçevesinde kurulan MHP ve İP arasında kurulan sözde Kızıl Elma Koalisyonu topu topu bir cılız miting yapıp dağılmıştı. Öyle çok şaşkınlıkla karşılanacak bir operasyon da değildi bu. Hrant Dinkin cenazesiyle tüm kimliğini açığa çıkaran Yeşil Elma Koalisyonu ise upuzun ve hiçbir zaman araya gelmesi düşünülemeyecek isimleri içeren bir listeden oluşuyor. Şeriatçısından, kozmopolit ateistine, ülkücüsünden bölücüsüne her türlü eğilimi barındıran Yeşil Elma Koalisyonunun öğeleri kalıcı bir hareket olarak Kürt-İslam faşizminin sokak gücünü oluşturmaya niyetleniyor. İlk bakışta birbiriyle bu denli çelişkili görünen bunca akım, bir arada nasıl durabilir? sorusu gündeme geliyor. Hatta istinasız her türlü siyasi gelişmede ortak tavrı alıp, türbana özgürlük, Kıbrısın verilmesi, Türkiyenin bölünmesi gibi konularda hep aynı programa nasıl sahip olabilirler? En son görüldüğü gibi Tayyip Erdoğanın ve Kürt-İslam faşizminin Çankayayı ele geçirmesi için nasıl olup da aynı eylem ve söylem cephesini kurabiliyorlar? Bu sorulara siyaset bilimi veya sosyoloji yardımıyla yanıt bulmak imkânsız... Yeşil Elma kurtçuklarının tek ortak yanı hepsinin Atatürk, Türk Milleti ve Türk Ordusu düşmanı ve hepsinin ABD çocuğu olmalarıdır. Yine istisnasız hepsi kudurganca TÜRKSOLUna saldırmaktadır
|
|
BOP EŞBAŞKANI ÇANKAYA'YA ÇIKAMAZ
06 Nisan 2007
14 NİSAN'DA ANKARA TANDOĞAN MEYDANI'NDAYIZ! 16 Nisan'da AKP Cumhurbaşkanı adayını açıklayacak. BOP'un eşbaşkanı Tayyip Erdoğan veya başka bir AKP'linin Köşk'e çıkma olasığı, Atatürkçü kitle örgütlerini ve siyasi partileri harekete geçirdi. 16 Nisan'dan önceki son büyük gösteri 14 Nisan'da, Ankara Tandoğan Meydanı'nda yapılacak. İşçi Partisi de tüm gücüyle mitingde yerini alacak. Fethullahçı ve hükümet yanlısı basın kuruluşları ise mitinge katılımı düşürmek için elinden geleni yapıyor. Atatürkçü kitle örgütleri ve siyasi partiler, 14 Nisan'da Ankara'da buluşuyor. AKP'nin Cumhurbaşkanı adayını açıklayacağı 16 Nisan'dan önce, son büyük gösteri olan "Cumhuriyet Mitingi"ne yoğun katılım bekleniyor. Fethullahçı ve hükmetin bülteni görevini yürüten basın organları mitinge katılımı düşürmek için ekranlarını ve sayfalarını sonuna kadar açtı. Fethullahçı Zaman ve Hükümet'in yarı resmi yayın organı Yeni Şafak, Atatürkçü Düşünce Derneği ve Emekli Orgeneral Şener Eruygur üzerinden tartışma yaratarak Miting'e katılımı düşürmeye çalışıyor. 24 Mart'ta Mersin, 31 Mart'ta da Antalya'da yapılan Cumhuriyet Mitingleri'nden de anlaşıldığı gibi 14 Nisan günü Ankara Tandoğan meydanı dolup taşacak. İşçi Partisi, CHP, DSP ve Cumhuriyet üniversitelerinin rektörlerinin yanısara Türkiye Gençlik Birliği, Cumhuriyet Kadınları Derneği, Tüm Öğretim Elemanları Derneği ve ODTÜ Mezunları Derneği gibi kitle örgütleri de Cumhuriyet Mitingi'ne katılacaklarını açıkladı. İşçi Partisi'nin Genel Sekreteri Nusret Senem, "Cumhuriyet'e sahip çıkmak, BOP'un eşbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkmasına karşı tavır ortaya koymak için tüm halkı mitinge çağırdı.
|
|
YALANLANAN GÜNLÜKLER
|
||||
|
Sivil toplumda 'geniş cephe'
01 Ekim 2006
Bugüne kadar Amerikan okulları, Atatürkçü dernekler ve çağdaş eğitimciler aynı cephede mücadeleye çekilmemişti; içlerinden bir muhalif üye çıktı ve saflar sıklaştı Aslına bakarsanız, bugün için dar bir grup arasında tansiyonu yükselten toplantılar, yazışmalar, iddialar ve daha da ötesinde "davaların" açıldığı bir süreç yaşanıyor.
*** http://www.milliyet.com.tr/2006/10/01/yazar/yilmaz.html |
|
|
|
|
|
|