ADD Genel Başkanı Emekli Orgeneral Şener Eruygur'a Komplo 

 

TSK'YA FETHULLAHÇI SALDIRI

ULUS GAZETE

29 Mart 2007

 

Fetullahçı Nokta'nın TSK'ya saldırıları sürüyor!

Nokta dergisinde bugün yayımlanan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen notlarda, kuvvet komutanları ve jandarma komutanının AKP'ye karşı iki ayrı darbe planladığı ancak dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün bu girişimlere karşı çıktığı iddia edildi.

Nokta dergisi eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen ve daha önce de basında bir kısmı yayımlanan günlük notlarının 2003 yılı sonu ve 2004 yılı başlarına ait olan bölümlerini yayımladı.

Dergide kuvvet komutanları ve jandarma komutanının, 2004'te AK Parti'ye karşı "Sarıkız" ve "Ayışığı" adlı iki ayrı darbe girişimi planladığı ancak dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün buna karşı çıktığı öne sürülüyor.

İddiaların kaynağı eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'in görev süresince tuttuğu öne sürülen günlük notları.

İlk girişim "Sarıkız" 2003 eylülünde doğuyor. Dönemin Jandarma Komutanı Şener Eruygur, Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek ve Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına, AK Parti hükümetini kendilerini rahatsız eden uygulamalarından vazgeçirmek için "özel bir çalışma" yapmaya karar veriyor.

Ancak iddiaya göre Özkök, çalışmanın bazı noktalarına itiraz ediyor. Komutanların, hükümet aleyhine harekete geçmeye ikna edemedikleri Özkök için "dinci, hükümetin adamı" nitelemelerini yaptıkları iddia ediliyor.

"Özel çalışma" Yüksek Askeri Şura'ya hazırlık toplantısında gündeme getiriliyor. Nokta'nın yayımladığı günlüğe göre Orgeneral Özkök, toplantıda bazı komutanların muhtıra verilmesi yönündeki taleplerine karşı çıkıyor.

Nokta'ya göre notlarda, komutanların hükümetin irticai faaliyetlerine ilişkin çalışmalar yaptırdıkları, basını ele geçirmek ve halkı hükümeti protesto etmeye yönelik faaliyetlere yönlendirmek gibi unsurlar içeren eylem planları hazırladıkları yer alıyor.

Nisan 2004'teki Kıbrıs referandumu öncesinde planlanan darbe, Orgeneral Özkök'ün girişimiyle yarıda kalıyor.

Günlükteki notlara göre, dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur'un tek başına "Ayışığı" adlı darbe planı yaptığı ancak destek bulamadığı belirtiliyor.

Oramiral Örnek'e ait olduğu öne sürülen günlük mart ayı başında bir internet sitesinde yayınlanmaya başlamıştı. Örnek, 13 Mart 2007'de "Benim hiçbir zaman günlüğüm olmadı" demişti.


FETULLAHÇI NOKTA'YA YALANLAMA..

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, kendisine ait olduğu öne sürülen günlükteki "darbe girişimi" iddialarını yalanladı. Özden, "Böyle bir günlüğüm mevcut değildir" diye konuştu.

Özden, "Komutanlığım döneminde hiçbir zaman günlük tutmadım. Böyle bir günlüğüm mevcut değildir. Haberler tamamen uydurmadır" dedi.

Özden sadece 1957-81 döneminde tuttuğu "hatıratlar" olduğunu belirterek, "Tutulan notlar günlük değil hatırattır. Bu dönemden sonra ve komutanlık sırasında günlük tutulmamıştır. Karargahta günlük programlarım düzenli olarak kayıt edilmekteydi. Günlük programlar ve ziyaretleri alıp bunlar üzerinden tamamen senaryo yazılmış" ifadesini kullandı.

"AKP'ye 2004'te darbe girişimi" iddiası

Nokta dergisinde bugün yayımlanan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen notlarda, kuvvet komutanları ve jandarma komutanının AK Parti'ye karşı iki ayrı darbe planladığı ancak dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün bu girişimlere karşı çıktığı iddia edildi

Fetullahçı Nokta dergisi eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen ve daha önce de basında bir kısmı yayımlanan günlük notlarının 2003 yılı sonu ve 2004 yılı başlarına ait olan bölümlerini yayımladı.

Dergide kuvvet komutanları ve jandarma komutanının, 2004'te AK Parti'ye karşı "Sarıkız" ve "Ayışığı" adlı iki ayrı darbe girişimi planladığı ancak dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün buna karşı çıktığı öne sürülüyor.


http://www.ulusgazete.com/detay.php?id=1350

 

Ordu göreve! CHP göreve! Ulusal güçler göreve!

Kürt İslam Faşizmine Geçit Yok

Gökçe Fırat

 

 

Son olarak Zaman gazetesi “TÜRKSOLU grubu ile Şener Eruygur yemekte buluştular” haberi yapmıştır. Burada da iki türlü hedef vardır, ya çıkıp TÜRKSOLU hayır biz bu mitingde yokuz diyecektir ya da Şener Eruygur çıkıp hayır bizim TÜRKSOLU grubuyla bir bağımız yok diyecektir. Yani bir taşla iki kuş vuracaklardır. Ama biz TÜRKSOLU olarak Zaman gazetesinin Vatan Caddesi’nde TEM’de yetişmiş acemi polis muhabirlerinin oyununa gelecek değiliz. Bizden açıklama alma niyetindeki acemi polis muhabirleri ancak havalarını alırlar!

Medyada faşizme giden yol nasıl açıldı?

AKP iktidarının Cumhurbaşkanlığını da ele geçirmesi ile birlikte nasıl da faşist bir rejime dönüşeceğinin tüm işaretleri alınıyor.

TBMM Başkanı Arınç’ın Emekli Orgeneral Şener Eruygur’u kastederek, “Onlarla 16 Mayıs sonrasında hesaplaşacağım” de-mesi çok önemli bir işarettir.

Peki acaba 16 Mayıs sonrasında nelerle karşılaşacağız?

Bu sorunun cevabı AKP’nin işbaşına geldiği 2 Kasım 2002’den bugüne yaşadıklarımızda yatmaktadır.

2 Kasım seçimlerinde “Beyaz Devrim” iddiasıyla sandıktan çıkan AKP, hep demokrasi vurgusu yapmasına, AB sürecinin tüm reformlarını hep demokrasi adına kabul etmesine karşın ülke içinde garip bir “demokrasi” inşa etmiştir.

Bu demokraside muhalefete yer yoktur.

İlk iş Genç Parti lideri Cem Uzan’ın susturulması oldu.

Cem Uzan’a yönelik operasyon Türkiye tarihinin hiçbir döneminde hiçbir kuruma ya da kişiye yapılmamış ölçüde geniş kapsamlı bir operasyondu. Çünkü ilk defa doğrudan mülkiyete yönelik bir operasyon yapıldı.

Bu operasyonun ilk hedefi Cem Uzan’ın muhalif Star grubunun susturulmasıydı. Nitekim Star grubuna AKP hükümeti tarafından el konuldu. Grubu bir süre doğrudan hükümetin atadığı “gazeteciler” idare etti. En sonunda da Fethullahçılara satıldı.

Türkiye’nin en büyük muhalif yayın grubu böylelikle bugün Fethullah grubunun sözcüsü haline getirildi.

Bu arada bu olayda son derece dikkat çekici bir gelişme, mahkemelerde Cem Uzan grubunun lehinde kararların artık alınmaya başlamasıdır. Danıştay en son Çukurova ve Kepez’le ilgili bu yönde bir karar almıştır.

Ama hatırlatalım, bu grup lehine alınan kararların artık uygulanma ihtimali yoktur, çünkü AKP iktidarı mahkeme kararlarının uygulanmadığı bir sistem kurmuştur.

Bunu özellikle şunun için hatırlatıyoruz, Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik bir iptal kararının AKP tarafından uygulanmayacağını bilelim.

Cem Uzan medyasının susturulmasına sevinç çığlıkları atan iki büyük medya grubu vardı.

Bu gruplardan Sabah grubuna, hükümete destek olması karşılığında müsaade verildi ve TMSF anlaşması yapıldı. Oysa benzer bir anlaşma Cem Uzan’la yapılmamıştı. Böylelikle Sabah Grubu Turgay Ciner hakimiyetinde yoluna devam etti, Türk medyasının en hükümet yalakası grubu olarak.

İkinci grup Çukurova grubunun Show TV ve Akşam gazetesi oldu. Bu grupla da TMSF anlaşması yapıldı ve hükümet yanlısı yayın yapmalarına izin verildi. Nitekim Akşam gazetesi bu müsaadenin bedelini fazlasıyla ödüyor.

Asıl büyük medya grubu Doğan ise bu süreçte hep sağlam durdu. Fakat Doğan grubuna yönelik bir operasyonun da çok yakında yapılacağının işaretleri alınmaktadır. Petrol Ofisi soruşturması ile başlayan dönem Doğan Medya grubu için de diğer medya gruplarına yapılan uygulamanın uygulamaya sokulduğunu göstermektedir.

Şimdi medya alanına bir göz atalım. 2002 Kasımında Şeriatçı basının gücü son derece sınırlıydı, buna karşın hükümet karşıtı büyük bir medya grubu ve yine çeşitli ölçülerde hükümet karşıtı büyük medya grupları vardı.

Peki ya bugün?

Bugün Zaman, Yeni Şafak, Vakit, Star, Bugün günlük gazetelerde, Kanal 7, TGRT, Samanyolu, Star yine televizyon kanalı olarak tümüyle hükümet ve tarikat kontrolündedir. Buna irili ufaklı bazı TV, radyo, haftalık yayınları da eklediğimizde, 2002 Kasımı öncesinde basın içinde payı %10’u bulmayan Şeriatçıların artık bu alanın %50’sine hükmeder hale geldiğini görüyoruz.

Oysa tüm basın 2002 Kasımından sonra AKP’nin iktidarı olması ile birlikte artık yumuşayacağının, düzen içine gireceğinin “sosyolojik” tahlillerini yapıyordu.

Şimdi ise o sosyolojik analizleri yapan medya gruplarının birer birer Şeriatçılaştığını görüyoruz!

***

 

Tezgâh

AKP’yi destekleyenler için “demokrasi” olacaktır ama desteklemeyenler için farklı bir tezgâhı vardır iktidarın.

Bu tezgâhın ilk örneği Cem Uzan olayında görülmüştü.

Ama iktidarın ulusal tehlike olarak gördüğü tüm kesimlere yönelik benzeri tezgâhların kurulduğu bir dönemden geçiyoruz.

Bu noktada iki önemli tezgâhla karşı karşıyayız.

Birincisi Ordu’ya yönelik Fethullah operasyonudur. Şemdinli ile birlikte başlayan tezgah en son Nokta dergisinin yayınladığı sözde darbe günlüğü ile devam etmektedir.

Son bir yılın medya gündemi Ordu’yu karalamak, komutanları suçlamaktır. Böylelikle Ordu AKP tarafından hizaya çekilmek istenmektedir.

AKP döneminde Ordu komutanlarının artık yargılanabileceği hatta asılabileceği bir dönem başlatılmak istenmektedir. Menderes’in intikamını almak isteyen AKP, Ordu komutanlarına Talat Aydemir rolü biçmektedir!

İkinci operasyon ise CHP’ye yönelmektedir. CHP de tıpkı Ordu gibi medya tarafından sürekli suçlanmaktadır. Ama CHP’nin hizaya sokulmasında Fethullahçı kurnazlık “halktan kopan CHP” temasını izleyerek CHP’nin Ordu’dan ve laiklikten uzak tavır almasını teşvik etmektedir.

Cumhurbaşkanlığı yolunda son virajda Fethullahçı medyanın polisiye oyunu iyice alenen oynanmaktadır.

14 Nisan’da ADD öncülüğünde bir Cumhuriyet mitingi yapılacaktır.

Tam bu miting öncesinde şimdiki ADD Genel Başkanı Şener Eruygur’un da dahil olduğu sözde darbe girişimleri gündeme taşınmaktadır. Hatta Bülent Arınç, Şener Eruygur için açıkça “şaibeli” sıfatını kullanmaktadır.

CHP’nin mitinge destek vermesini engellemek içinse “mitingin gizli tertipçisi CHP” açıklamaları yapılmaktadır. Böylelikle CHP “Hayır biz bu mitingde yokuz” açıklaması yapmaya zorlanmaktadır.

Son olarak Zaman gazetesi “TÜRKSOLU grubu ile Şener Eruygur yemekte buluştular” haberi yapmıştır. Burada da iki türlü hedef vardır, ya çıkıp TÜRKSOLU hayır biz bu mitingde yokuz diyecektir ya da Şener Eruygur çıkıp hayır bizim TÜRKSOLU grubuyla bir bağımız yok diyecektir.

Yani bir taşla iki kuş vuracaklardır. Ama biz TÜRKSOLU olarak Zaman gazetesinin Vatan Caddesi’nde TEM’de yetişmiş acemi polis muhabirlerinin oyununa gelecek değiliz. Bizden açıklama alma niyetindeki acemi polis muhabirleri ancak havalarını alırlar!

Ama bu miting olayının çok daha önemli bir özelliği var.

Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı aleyhine bir mitingin engellenmesi için bunca gayret nedendir?

Hani demokrasi istiyordunuz?

Daha bir hafta önce Nevruz bahanesiyle Apo posterli mitinglere izin olacak ama Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı aleyhine bir miting yapılamayacak!

Oh ne ala demokrasi.

Hele bir de MHP’nin yaptığı türden “biz sokak gösterilerine karşıyız, demokratik süreçten yanayız” açıklamasına ne demeli.

Dünyanın neresine giderseniz gidin demokrasinin ilk göstergesi demokratik eylemlere izin verilmesidir. Mitingin demokrasi dışı bir süreç olarak görüldüğü bir demokrasi nerede görülmüş acaba?

MHP liderine soralım o zaman AKP iktidarı seçimler öncesinde “Biz mitingleri yasakladık, çünkü bunlar demokratik sürecin dışında yollardır” derse ne yapacaktır?

Fethullah medyasına ya da AKP’li belediye panolarına ilan vererek mi ulaşacaktır halka!

***


http://www.turksolu.org/134/basyazi134.htm

 

Fethullahçı Tezgâh...

 

Hikmet ÇETİNKAYA 

 Nisan 19,2007

 

Oyunun ilk bölümü sahneye konuldu, ama hiç izleyici toplamadı...

Adı "büyük" olan medya, sahte günlüklere balıklama atladı önce...

Dönekler hemen kalemlerine sarıldı, dört koldan yaylım ateşine başladı. Eski Genelkurmay Başkanı Özkök Paşa, İzmir Narlıdere'den Anadolu Ajansı 'nı evinde ağırladı...

Kafalar karışmıştı...

2004 kışında ya da 2004 yazında dört general darbe mi yapacaktı?

Olup bitenleri 10 yıldır ABD'de FBI korumasında ve CIA şemsiyesi altında yaşayan Fethullah Gülen çok yakından izliyordu...

Dedi ki:

"Hilmi Özkök Paşa, albaylığa terfi ettiğinde biz çok şaşırmıştık..."

Nokta dergisi Fethullahçıların eline geçmişti. Paraları boldu. Kendilerini hâlâ "solcu" sayan üç-beş döneği kadrolarına alıp hedef belirlemişlerdi:

"Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmak..."

Okurlar merak ediyor, Nokta dergisinin üst düzey yöneticisini!..

Söyleyeyim: Genel Koordinatör Haluk Görgün (Samanyolu TV'nin eski Ankara temsilcisi).

Nokta dergisine Fethullahçılar, iki bin sayfalık bir dosya ve slaytlar gönderiyor...

İki bin sayfalık dosyada neler var?

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek 'in günlüğü...

Örnek'in günlüğü Heybeliada Deniz Lisesi'ne girdiği 1950 yılından başlıyor ve emekliliğine dek sürüyor...

Günlük, Nokta dergisinde yayımlandı. Aynı gün Özden Örnek bir açıklama yaptı:

"Ben yaşamım boyunca hiç günlük tutmadım."

***

Nokta dergisinin yayımladığı günlükler sahteydi...

Şimdi soruyorum:

Emekli Oramiral Özden Örnek 1950 yılından başlayıp emekli olana dek (26 Ağustos 2005'te emekli oldu) tuttuğu günlükleri bilgisayara mı yazdı?

Yüz sayfa değil, iki yüz sayfa değil, tam iki bin sayfa...

Defterleri evinden çalınıp bilgisayara mı yazıldı?

Medya bu olayın üzerine gitmedi; bunu Fethullahçıların bir tezgâhı olduğunu ne yazık ki vurgulamadı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt basın toplantısında "bir tarikat üzerine" vurgu yaptı...

İki bin sayfa kolay kolay yazılmaz. Biliyorsunuz yıllar önce " Hitler 'in günlüğü" ortaya çıkmıştı. 1930 'lu, 1940 'lı yılların kâğıtlarına sahte "Hitler'in Günlüğü" yazılmıştı. Üstelik Hitler'in el yazısı taklit edilerek. Amaç, para kazanmaktı.

Emekli Oramiral Özden Örnek'in iki bin sayfalık günlüğünü yazan, "din baronu" nun müritleriydi. Müritler, Türkiye Cumhuriyeti devletinin istihbarat birimlerinde, ABD'deki üniversitelerde görevliydiler.

Sahtekârlığın boyutu bir kişiyle sınırlı değil, bir örgüt işiydi ve ekip çalışmasıyla yapılmıştı.

Bazıları bu olayı, AKP iktidarıyla bağlarını "cemaatçi ilişki" diyerek "Fethullahçılar" ı aklamaya çalışıyorlar.

İşin içimi acıtan yanı, bu sahte günlüklere DİSK gibi bir sendikanın yöneticilerinin de inanıp 14 Nisan'da Ankara'da Tandoğan Alanı'ndaki "Cumhuriyet Mitingi" ne katılmamasıydı...

DİSK dün bir bildiri yayımladı. Bildiride "Kimse cin olmadan adam çarpmaya çalışmamalıdır, önce herkes haddini bilmelidir" deniliyor...

Bildiriyi sanki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kaleme almış. Biçem, sanki Erdoğan'ın Mersin'deki üreticiye "Ananı da al git" demesi gibiydi.

Bakın ne deniyor DİSK'in açıklamasında:

"... Düzenleyiciler arasında bizim tasvip edemeyeceğimiz bazı kişi ve kurum adlarının geçmesi nedeniyle , yetkili kurumlarda tartışarak mitinge kurumsal kimliğimizle katılmama kararı aldık."

***

DİSK'in adını vermediği kurum, bence Atatürkçü Düşünce Derneği ve derneğin genel başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur !..

Çünkü Eruygur Paşa, "sahte günlük" te darbe hazırlığında olan dört generalden biriydi. TBMM Başkanı Bülent Arınç da 14 Nisan mitingi için "Darbecilerin peşinden gitmeyin" demişti.

Bu kadarı da olmaz ve DİSK'e böyle bir biçem ve davranış yakışmaz!

DİSK , Fethullahçıların oyununa gelmez.

Ama geldi işte!..

DİSK yöneticileri hiç konuşmasalar daha iyi!..

Genelkurmay Başkanlığı'nın önünde sivil kişinin sarı zarflar içinde sahte belge dağıtması, komutanların cep telefonlarına Fethullahçıların on binlerce mesaj atmaları örgütlü bir eylemdir, bunu görmemek ise ahmaklık!..

İki bin sayfalık sahte günlük...

Türk-İş'in Fethullahçıların oyununa gelmesini anlıyorum da DİSK'in bu oyuna nasıl geldiğini , inanın hiç anlayamıyorum...

Yazıma noktayı koymuştum, telefonum çaldı. Arayan, kahpece katledilen Kemal Türkler 'in damadı Oğuz Soydan 'dı...

Aynen şöyle dedi:

"DİSK'le ilgili yazılarınızı okudum. Eleştirilerinizde haklısınız. Eşim Nilgün ve ben teşekkür ediyoruz, Türkler ailesi adına. Kemal Türkler'in gerçekten, DİSK'in bu tavrı karşısında mezarda kemikleri sızlıyordur."


http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php?news=926

 

DİSK, KESK, Türk-İş, TTB, Arınç, Vakit ve benzerleri

GÜNEŞ

Rıza Zelyut

 

Türkiye aydını; giderek sömürge aydını haline geliyor. Bu aydınların hakim olduğu sendikalar ve sivil toplum kuruluşları da Batı emperyalizminin yan organlarına dönüşüyor. Bu kötü gidişin son örneğini; 14 Nisan Ankara mitingi ile gözledik.


Biliyorsunuz; bu mitingi engellemek için AKP hükümeti elinden geleni yaptı. Fethullahçılar, Amerika'da imal ettikleri komplolarla, bu büyük halk protestosunu darbeci işi gibi göstermeye uğraştılar. TBMM Başkanı Arınç da böyle bağırdı. Gerici Vakit Gazetesi, Yeni Şafak, yeni Fethullahçı Star Gazetesi, Fethullahçı tarikat erbabının işaret aleti Zaman Gazetesi de bütün gücü ile mitinge kara çaldı.


İş bu halde iken Türk-İş, DİSK, memur sendikası KESK; Türk Tabibler Birliği, mimarlar odası da Vakit Gazetesi'nin ağzını kullanıp hükümetin safında yer aldılar.


Atatürk'ün öğretmenini temsil etmesi gereken Eğitim-Sen Başkanı Alaattin Dinçer miting günü Zonguldak'a gitmiş ve gazetecilerle konuşurken 'Katılmama gerekçelerimiz var. Bu organizasyonun içinde birlikte o alanda bulunamayacağımız kişiler var. ' demiş. Sonra “En son 24-27 Kasım 2005’de büyük eğitimci yürüyüşü yapmıştık. İki gün Ankara’ya sokulmamıştık. Biz Ankara’ya sokulmama kararını sayın İçişleri Bakanı ile şimdi ADD Başkanı o zaman Jandarma Genel Komutanı olan sayın Eruygur’un birlikte aldığını öğreniyoruz. ' diye eklemiş.

ZONGULDAK'TAN CEVAP


Bu iddiaya, Zonguldak Atatürkçü Düşünce Derneği ve Genel Merkez yöneticilerinden Erol Sarıal cevap veriyor ve diyor ki: 'Alaattin Bey, çok iyi bilmektedir ki; 14 Nisan, 12 Eylül sürecinin tüm acılarını yaşamış yurttaşlarımızın, aydın, yazar, sanatçı.. ve öğretmenlerimizin yığınsal olarak katılımı ile alanların dolduğu bir miting olmuştur. Yine, ADD Genel Başkanı Emekli Jan. Gn. Komutanı Şener Eruygur ile ilgili gündeme getirilen darbecilik senaryoları, ABD Utah Eyaleti kaynaklı olup, CIA ve din baronlarının birlikte sunduğu bir servistir.


14 Nisan günü Ankara’da dünya tarihinin en kitlesel, demokratik, en ilerici, en devrimci eylemi gerçekleşmiştir. Bakınız, Sn. Cumhurbaşkanımız Sezer, 16 Nisan’da İstanbul’da: “Artık huzur içinde görevimi bırakıyorum' diyor .

İFTİRA


Karaelmas Gazeteciler Derneği’nde Eğitim-Sen Genel Başkanı Sayın Dinçer çok büyük bir iftirada daha bulunuyor. 24-27 Kasım 2005 tarihinde büyük eğitimci yürüyüşü düzenlemiş. İki gün Ankara’ya sokulmamış. O tarihte, Sayın Şener Eruygur Jandarma Genel Komutanıymış(!!!) İçişleri Bakanı ile Eruygur’un bu yürüyüşü ortaklaşa engellediğini ortaya çıkarmış. Anlatılanlar baştan sona yalan, düzmece ve iftira. Bırakınız 2005 Kasım ayında jandarma genel komutanı olmayı, bu gün ADD Genel Başkanlığı yapan Sn. Şener Eruygur, 2004 Ağustos ayında emekli olmuştur. Bu denli çirkin, gerçeklerden uzak bir iftira olmaz.'


Yukarıdaki açıklama, Tandoğan mitingine karşı çıkanların ne durumda olduklarını göstermeye yetiyor. İyi ki bunlar o büyük mitinge katılmadılar.

***

http://www.gunes.com/2007/04/19/yazarlar/y4.html


 

Yeşil Elma Koalisyonu

TÜRKSOLU DERGİSİ

Ali Özsoy

 


Fethullahçı Zaman ile Dev-Yolcu Birgün’de harfi harfine aynı haber

İkisinde de aynı cümleler, aynı kelimeler ve aynı yorumlar. Arabaşlıklar bile aynı: ADD-TİT ve TÜRKSOLU ittifak kurmuş. Ancak Birgün gazetesinde çıkan paragrafa bakarsanız, Birgün’ün Emniyet’ten aldığı metne hiç dokunmadan bastığını hemen anlayabilirsiniz. Kimbilir belki de Vatan Caddesi’ndeki amirlerini kızdırmak istememişlerdir. İmla ve anlatım hataları kendini ele veriyor. Aynı paragrafta hem şimdiki zaman hem de geçmiş zaman kipi kullanılmış. Anlaşılan Fetocu Emniyetçiler ne kadar koleje gitseler, ABD’den burs alsalar bile karakol polislerinin bozuk ve lümpen Türkçesinden kurtulamamışlar.
Zaman gazetesindeki muh(a)bir, polisin bozuk Türkçesini düzelttiği için imzasını hiç çekinmeden “haber”e atmış. Birgün ise daha “etik” davranmış. “Haber”i imzasız yayımlamışlar.

Kızıl Elma’yı bırak, Yeşil Elma’ya bak

“Kızıl Elma” kavramıyla kamuoyu bir dönem meşgul edilmek istenmişti. Bu siyasi kavram aslında, TÜRKSOLU gazetesinin “Türk’ün Ateşle İmtihanı” başlıklı sayısında farklı kesimlerden gelen milliyetçilerin yeniden Kuvayı Milliye’den yana ortak bir tavır beyan etmeleriyle ortaya atılmıştı.

Radikal gazetesi, TÜRKSOLU’nun yarattığı harekete saldırmak için “Kızıl Elma koalisyonu” kavramını üretmişti.

Oysa TÜRKSOLU zaten milliyetçilik ve solculuğu organik bir bütün içinde tek bir antiemperyalist ideoloji olarak algılıyordu.

TÜRKSOLU’nun inşa ettiği Ulusal Sol ideoloji ve hareket, milliyetçiliği solculuğa, solculuğu milliyetçiliğe karşı kurgulayan ABD ürünü sahte milliyetçi ve solcuları tarihin çöplüğüne zaten atıyordu. Tek bir Kuvayı Milliye vardı; o da devrimci ve antiemperyalist Atatürkçü halk hareketiydi.

Dolayısıyla kavramı üretenler mamullerini satamadılar, ellerinde kaldı. Bir tek Perinçek ve MHP tayfası ABD’den aldıkları işaretle, mal bulmuş Mağribi gibi atlayıverdiler “Kızıl Elma” oltasına. Bir iki komik miting ve basın açıklamasıyla ortalık bulandırılmaya çalışıldı.

Ancak “Fuller’in Kızıl Elması” kısa ömürlü oldu; çünkü ABD’nin esas koalisyonu olan “Yeşil Elma Koalisyonu” tarihinin en şaşaalı dönemini AKP iktidarı altında yaşıyordu. Perinçek ve MHP dâhil herkes, bu curcunaya daldı gitti. TÜRKSOLU ise kendi Atatürkçülük yoluna devam etti.

Tohumu Kenan Evren attı

“Aaa, ne garip; solcularla milliyetçiler bir araya geliyor!” diye ortalığı velveleye veren tarih bilinci ve ideoloji özürlüsü entel tayfa, telaşla karışık sahte şaşkınlıklarını devam ettiredursun. Biz gelelim Yeşil Elma Koalisyonu’na...

Bizim karşımızdaki curcuna, yani Yeşil Elma Koalisyonu, karşıdevrimcilik ve emperyalist işbirlikçiliği açısından adeta yeni bir miras yaratacak örnek sunmaktadır. Belki de siyasal düşünce tarihinin gelmiş geçmiş her rengi, her türlü marjinalizm örneği, en sağdan en “sol” jargona kadar her türlü aktivisti, Atatürk’ün, Cumhuriyet’in ve Türk Milleti’nin karşısında tek bir cephe oluşturdu.

Aslında Yeşil Elma Koalisyonu yeni kurulmadı. Bu hilkat garibesi siyasal hareketin tohumunu 12 Eylül’de Kenan Evren attı. Hepsi Kenan Evren çocuğu... “

Kenan Evren’in tohumu ilk ürününü 28 Şubat döneminde oluşturulan Atatürkçülük karşıtı cepheyle verdi. O zaman Türkiye Cumhuriyeti’ne, Türkiye’nin bağımsızlığına, bütünlüğüne ve Atatürk ilkelerine düşmanlık temelinde bir araya gelen çok farklı gruplar herkesi şaşkına çevirmişti. Tabii Türkiye o dönem Yeşil Elmacı imalat hatalarına (ABD açısından harikalarına) henüz alışkın değildi.

Beyazıt Meydanı’nda “türbana özgürlük” eylemi için toplananlar arasında kimler yoktu ki... Zafer işareti yapan ve “Biji Azadi!” sloganı atan PKK’lılardan tutun, parmaklarıyla sözde bozkurt işareti yapan ülkücülere; “ılımlı İslamcı” Fetocular ve domuz bağcı Hizbullahçılardan tutun, komprador solun her türlü fraksiyonuna kadar herkes alandaydı.

 


Yeşil Elma’nın “milli” isimleri

Hrant Dink’in cenazesinde yok yoktu. Türban eylemlerini bile aşan bir “konsensüs” sağlanmıştı. En önde ABD Büyükelçisi, AB komiserleri ve TÜSİAD yöneticileri vardı. Arkadan Ermeni Diyasporası, Fethullahçı tayfası, ÖDP, EMEP’ten tutun PKK, TİKKO’ya kadar her türlü legal-illegal fraksiyon dizilmişti. “Hepimiz Ermeniyiz” pankartı hepsini birleştiriyordu. Tayyip Erdoğan ise İstanbul’un göbeğinde 8 km’lik yolu polis korumasında eylemcilere tahsis ediyor, eylem ve atılan “Katil Devlet!” sloganları için “Cenaze tek kelimeyle muhteşemdi.” değerlenmesini yapıyordu.

İşte Yeşil Elma Koalisyonu bu idi. ABD’nin çocukları, 12 Eylül mamulleri AKP sayesinde birbirine tamamen kavuşmuştu. Portrede tek bir eksik renk kalmıştı. Onu da sahte “milliyetçiler” tamamlandı. Yeşil Elma Koalisyonu’ndaki herkes, milliyetçiliğe ölümüne düşmandı; ama aynı zamanda durmadan “demokrat ve sivil milliyetçi” tanımları yapıyorlardı. Çünkü milliyetçilik gerçek milliyetçilere bırakılamayacak kadar tehlikeli bir ideolojiydi.

Yeşil Elma Koalisyonu kendine “milli” yandaşlar bulmakta gecikmedi. Hrant’a şiirler yazan BBP Başkanı Muhsin, “Türk Bayrağıyla sokağa çıkan şerefsizdir, provokatördür!” diye kükreyen MHP’li tosuncuklar, PKK’yı düz ovaya davet eden Ağar, PKK’nın düzenlediği “barış konferanslarında” devlet adına özeleştiri veren MİT’çiler ve AKP’nin Türkiye’yi Ermeni konusunda uluslararası mahkemeye çıkarma stratejisinin baş taşeronu Perinçek...

Örneğin hem Danıştay hem de Hrant Dink’in dava dosyasının baş şüphelisi konumundaki BBP’liler ve MHP’liler, Kürt-İslam faşizminin provokasyonlarında baş tetikçilik misyonunu üstlendikleri yetmiyormuş gibi, utanmadan her fırsatta Kürt-İslamcı yayınlarda Kuvayı Milliye’yi, Atatürkçüleri, gerçek milliyetçileri ve Türk Ordusu’nu provokatörlük ile suçlamaya devam ediyorlar. Böylelikle Murat Belge’den tutun Taha Akyol’a kadar ne kadar milliyetçilik düşmanı varsa, hepsinden “gerçek ve sivil milliyetçi” belgesini kapıyorlar.

Diğer yandan Perinçek İsviçre’de zorla kendini mahkûm ettirerek, Yeni Şafak yazarı Cevdet Akçalı’nın “Hepimiz Doğu Perinçek’iz” başlıklı yazısıyla övgülerini kazanıyor. Ayrıca Perinçek, Vakit yazarı, 1950’lerin Alparslan Aslan’ı (tek farkı tetik çekmedeki yeteneksizliği) Hüseyin Üzmez’in methiyelerini ve Abdullah Gül’ün sırt sıvazlamalarını hak ediyor.

Bu destek ve baş okşamaların karşılığında tüm Türkiye Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olma planına karşı sokağa dökülürken, Perinçek vatandaşı Paris’e romantik ve turistik gezilere götürmeye çalışıyor.

Ne günlerdi o günler... “Yiğitlik midir Sivas’ta insanlara kıymak?” şarkılarıyla kaset satıp para kazanan Grup Yorum, Sivas Katliamı’ndan tam 5 yıl sonra Sivas’ın katillerini türban eylemlerinde eğlendirmeye koyulmuştu.

80 öncesinin Dev-Yolcularının artıkları ÖDP adıyla, TDKP’cilerin artıkları EMEP adıyla Şeriatçıların kuyruğuna takılıp, cumadan cumaya Beyazıt’ı doldururdu.

Parkalı, pis sakallı solcu müsveddelerinin başlarına türban takıp kameralara poz verdikleri gün unutulabilir mi?

“Pekin mi, Moskava mı, Tiran mı?” tartışmalarının kanlı sayfaları arkada kalmıştı. Vaşington’un türban örtüsü PKK’dan MHP’ye, Refah Partisi’nden Dev Yol’a kadar herkesi tek bir çatı altında toplamıştı.

Bugün Mısır Çarşısı’nın “bombacı Leyla’sı”, “PKK’ya yardım ve yataklıktan hüküm giymiş” Pınar Selek ile vatandaşı “Herkese bedava TV vereceğiz!” diye söğüşleyen, sonra da o paralarla oğluyla masa üstünde çıplak dansöz oynatan Nazlı Hanım türban yasaklarına karşı yeni bir kampanya başlatmış.

İnsan böyle haberleri okuyunca birden geçmişe dalıp, nostalji duygularına kapılıyor. 1989’da Doğu Perinçek ile Abdurrahman Dilipak ilk türban eylemini yaptığında, herkes “ne yapsa yeridir!” atasözünü hatırlamış, olayı pek önemsememişti; ama “öncü ve cesur” Perinçek’in kurmaya çalıştığı Kürt-İslam faşizminin ve Yeşil Elma Koalisyonu’nun kısa sürede Türkiye’de iktidara gelip, tam bir faşizm kurmaya kadar işi ilerletebileceğini kim düşünebilirdi?

“Patronsuz” polis papağanları

Sene 2007 oldu. Türkiye’de her şey o kadar normalleşti ki; artık kimse sağ-sol, şeriatçı-Marksist gibi kavramlarının bu denli piçleşmesini yadırgamıyor.

Örneğin medyada son aylarda yaşanan K-9 polis köpekliği vakaları eskiden yaşansaydı bırakın siyasi sonuçları, gazetecilik mesleğinin kuralları açısından bile büyük skandallar yaratırdı.

TÜRKSOLU’na ve ulusal güçlere saldıran bir haber mi gördünüz? Emin olun, aynı haber tek bir virgül ve noktasına dokunulmadan başka bir gazete veya dergide kısa süre içinde yeniden yayımlanacaktır. Çağımız artık internet çağı. Anlaşılan, Fethullahçı polis bültenlerinden aynen kopyalanan psikolojik savaş metinleri “sol” ve sağ her türlü Yeşil Elmacıya e-mail ile atılıyor ki, imla ve anlatım hataları bile aynı kalıyor. “Kopyala-yapıştır” yöntemi hemen sırıtıyor.

Radikal’de “İsmail bilmem ne” imzalı çıkan “haber”, tek bir harfi değişmeden Nokta’da “Ahmet bilmem ne” imzasıyla çıkıyor. Sonra CIA ve Fethullah mamulü Nokta’nın yazarı “Ahmet bilmem ne”, eski TDKP’cilerin verdiği Metin Göktepe gazetecilik ödülünü kapıyor. Adları ne olursa olsun cümleler hep aynı. Polis için ne önemi var? Herhalde onlar muh(a)birlerini isimleriyle değil de, sadece kod numaralarıyla tanıyorlardır.

Alın size son örnek: Bir tarafta “patronsuz”, “bağımsız”, “sosyalist” gazete Birgün. Soros, Osman Kavala, Gürbüz Çapan ve daha nice açığa çıkmamış para kaynaklarını patron değil de herhalde proleter kabul eden eski Dev-Yolcuların bu minik marjinal gazetesi, AKP’nin hazırladığı Başbakanlık medya andıcında tarafsızlığı ve gazetecilik başarısıyla büyük beğeni toplayan “öteki solun renkli” gazetesi olarak tanımlanıyor. Şimdilerde AKP’nin bu “öteki solcuları”, ABD’nin Fethullahçı Emniyetçilerin önüne, onların ise Zaman gazetesine önüne attığı “haber” kemiklerini kemirmekle meşgul. Karşılaştıralım:

“Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur, darbe tahrikçiliği yaptıkları için Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından haklarında soruşturma açılan TÜRKSOLU grubuyla yemekte buluştu. Söz konusu grup, 4 yıl önceki ADD mitinginde ‘Ordu Göreve’ pankartları açmıştı. TÜRKSOLU’nun ismi, Danıştay’a yönelik silahlı saldırı olayında da geçmişti.”

Bu paragraf Fethullahçı Zaman gazetesindeki 5 Nisan 2007 tarihli Erkan Acar imzalı “haber”den. Şimdi alttaki paragrafı okuyun:

“ADD Başkanı olarak Eruygur, darbe tahrikçiliği yaptıkları için Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından haklarında soruşturma açılan TÜRKSOLU grubuyla yemekte buluşuyor. TÜRKSOLU, 4 yıl önceki ADD mitinginde ‘Ordu Göreve’ pankartları açmıştı. TÜRKSOLU’nun ismi, Danıştay’a yönelik silahlı saldırı olayında da geçmişti.”

Bu paragraf ise Dev-Yolcuların Birgün gazetesinde 9 Nisan 2007 tarihinde imzasız yayımlanan “haber”den.

İkisinde de aynı cümleler, aynı kelimeler ve aynı yorumlar. Arabaşlıklar bile aynı: ADD-TİT ve TÜRKSOLU ittifak kurmuş. Ancak Birgün gazetesinde çıkan paragrafa bakarsanız, Birgün’ün Emniyet’ten aldığı metne hiç dokunmadan bastığını hemen anlayabilirsiniz. Kimbilir belki de Vatan Caddesi’ndeki amirlerini kızdırmak istememişlerdir. İmla ve anlatım hataları kendini ele veriyor. Aynı paragrafta hem şimdiki zaman hem de geçmiş zaman kipi kullanılmış. Anlaşılan Fetocu Emniyetçiler ne kadar koleje gitseler, ABD’den burs alsalar bile karakol polislerinin bozuk ve lümpen Türkçesinden kurtulamamışlar.

Zaman gazetesindeki muh(a)bir, polisin bozuk Türkçesini düzelttiği için imzasını hiç çekinmeden “haber”e atmış. Birgün ise daha “etik” davranmış. “Haber”i imzasız yayımlamışlar.

Türkiye öyle bir garip ülke oldu ki, yılların bölücü terör örgütü PKK ve Rızgari bile artık tamamen ABD taşeronu haline gelmiş MİT ve Emniyet’e dört elle sarılıp, sahip çıkıyor. Rızgari’nin internet sitesinde sözde TİT’e karşı operasyon yapan polislerin yüzü sansürlenerek veriliyor.

Ne diyelim, hepinizin Polis Günü kutlu olsun!

Pespaye geri döndü

Bu arada Nokta dergisini unutmamak lazım... Dergiyi çıkaran Yeni Şafak’tan yetişme Alper Görmüş isimli şahsa göre “efsane dergi”. Gerçekten de çocukluğumuzdan itibaren bu Nokta dergisinin ismini duyarız. 3 ayda bir patronu değişir. Patronu değiştikçe de yayın çizgisi değişir. Bazen ulusalcı, bazen Kürtçü, bazen dinci, bazen komünist, ne idüğü belirsiz bir dergidir. Tirajı falan da yoktur. Kısa süreli operasyonlar için alınır, satılır. Kısacası bu dergi “efsane” mi, “pespaye” mi; artık siz karar verin.

Pespayenin en son dönüşü CIA ve Fethullah operasyonu olarak gerçekleşti. Sahte günlükler, sözde darbe belgeleri ve Genelkurmay’dan çalınan resmi yazışmalar, önce Nokta’dan piyasaya sürülüyor. Sonra Zaman, Yeni Şafak, Bugün, Star ve Feto Medya Grubu’nun diğer yayınlarında uydurma dosyalar manşet oluyor. Gündem, Birgün ve Evrensel geriden takip ediyor. Sonra da Tayyip Erdoğan diyor ki:

“Çeşitli dergi ve gazetelerde çıkan haberleri savcılar niye soruşturmuyor?”

Yukarıda saydığımız dergi ve gazetelerin hepsinin reklâm ilanı birbirinde çıkıyor. Nokta dergisi bir haftasını PKK propagandasına, diğer haftasını MHP-BBP propagandasına ayırıyor. Alper Görmüş “sol”cuları Nur Risalelerini; Nurcuları ise “Hepimiz Ermeniyiz” sloganının ne kadar doğru bir slogan olduğuna emin olmaları için Said-i Kürdi’nin Ermenileri göklere çıkaran sözlerini okumaya çağırıyor.

Hrant’ı katleden zihniyet

Zaman, Birgün, Nokta vs. yayınların zihniyeti tam provokasyon zihniyetidir.

Kürt-İslam faşizmi cinayet ve provokasyonlarla ilerliyor. Yöntem basit. Fethullah’ın ışık evlerinde yetişmiş, AKP’nin ve Emniyet’in kontrolündeki Kürt-İslamcı tetikçiler ses getirecek cinayetler işliyorlar. Sonra önceden hazırlanmış dosyalar ABD’den Emniyet’e, oradan Fethullahçı medyaya, oradan da kemik kemirmeye hazır Birgün ve Evrensel gibi küçük taşeronlara iletiliyor. Sözde dosyalar çerçevesinde cinayetleri azmettirici güçler, bir taşla iki kuş vurma düşüncesiyle Atatürkçüleri ve ulusal direnç odakları tasfiye etmek için çeşitli soruşturma dosyaları düzenliyor.

Dosyaların hepsinin asılsızlığı mahkemelerde ortaya çıkıyor; ama önemi yok. Kürt-İslamcı iktidar ve faşizmin propaganda aygıtı konumundaki sağlı “sol”lu yayın organları katilleri aklayıp, AKP karşıtlarını suçlu ilan etmeye devam ediyorlar. Nasıl olsa Tayyip Erdoğan Çankaya’yı gasp edince bağımsız yargıyı da tasfiye edecek ya, o zamana kadar düzmece haberler gündemde kalmaya devam etmeli.

'Yeşil Elma’daki kurtçukların ortak düşmanı: Atatürk, Türk Ordusu, TÜRKSOLU

Atatürk’ün devrimci ve antiemperyalist milliyetçiliğine karşı ABD’nin uydurduğu Türk-İslam sentezinin pabucu yine bizzat ABD tarafından 1990’larda dama atıldı.

Türk-İslam Sentezi döneminin Maocu karıştırıcısından, faşist tetikçisine kadar ne kadar taşeronu varsa hepsi başta açıkta kalmıştı. Okyanusun ötesindeki babalarına kızıyor, hatta ona karşı eylem yapmayı bile düşünüyorlardı; ama babaları onları unutmadı. Kürt-İslam faşizminin Yeşil Elma Koalisyonu’na Soğuk Savaş’ın Amerikan mamulü sahte milliyetçi ve solcuları da dâhil edildi.

Ressam Kenan Evren Kürtlere eyalet sistemi verilmesini savunan son açıklamalarıyla “yüzüncü fırça” darbesini attı. Böylelikle portre tamamlandı. Kenan Evren’in başlattığı son “demokrasi mücadelesine” PKK, İHD, ÖDP ve EMEP sahip çıktı. Çizginin başlangıç noktasına dönmesiyle çember bağlandı.

Çemberin içine toplanan Yeşil Elma Kurtçukları’nın tam listesini yazmaya kalksan sayfalar yetmez. İşte bir deneme... Aşırı sağ ve dinci örgütlerden AKP iktidarı, MHP, BBP, SP, Hizbullah, Fethullah ve Nur Cemaati, Nakşibendi Tarikatı v.s.; merkez sağdan DYP-ANAP; komprador “sol”dan DEVYOL, TDKP, Perinçek; Kürt bölücüsü terör örgütlerinden PKK, KDP v.s...

Liste uzar da uzar. Adını yazamadığımız diğer fraksiyon ve terör örgütleri bizi bağışlasın.

Kurtçukları besleyen besin piramidinin tepesinde ABD ve Pentagon var. Doğrudan CIA kanalıyla provokasyon, para ve istihbarat trafiği Türkiye’ye akıyor. Piramidin bir alt basamağındaki AKP iktidarı MİT ve Emniyet kanalıyla kurtçukları yemliyor.

Fuller’in sahte Kuvayı Milliyesi operasyonu çerçevesinde kurulan MHP ve İP arasında kurulan sözde Kızıl Elma Koalisyonu topu topu bir cılız miting yapıp dağılmıştı. Öyle çok şaşkınlıkla karşılanacak bir operasyon da değildi bu.

Hrant Dink’in cenazesiyle tüm kimliğini açığa çıkaran Yeşil Elma Koalisyonu ise upuzun ve hiçbir zaman araya gelmesi düşünülemeyecek isimleri içeren bir listeden oluşuyor. Şeriatçısından, kozmopolit ateistine, ülkücüsünden bölücüsüne her türlü eğilimi barındıran Yeşil Elma Koalisyonu’nun öğeleri kalıcı bir hareket olarak Kürt-İslam faşizminin sokak gücünü oluşturmaya niyetleniyor.

“İlk bakışta birbiriyle bu denli çelişkili görünen bunca akım, bir arada nasıl durabilir?” sorusu gündeme geliyor. Hatta istinasız her türlü siyasi gelişmede ortak tavrı alıp, türbana özgürlük, Kıbrıs’ın verilmesi, Türkiye’nin bölünmesi gibi konularda hep aynı programa nasıl sahip olabilirler? En son görüldüğü gibi Tayyip Erdoğan’ın ve Kürt-İslam faşizminin Çankaya’yı ele geçirmesi için nasıl olup da aynı eylem ve söylem cephesini kurabiliyorlar?

Bu sorulara siyaset bilimi veya sosyoloji yardımıyla yanıt bulmak imkânsız...

Yeşil Elma kurtçuklarının tek ortak yanı hepsinin Atatürk, Türk Milleti ve Türk Ordusu düşmanı ve hepsinin ABD çocuğu olmalarıdır. Yine istisnasız hepsi kudurganca TÜRKSOLU’na saldırmaktadır


http://www.turksolu.org/135/ozsoy135.htm

 

BOP EŞBAŞKANI ÇANKAYA'YA ÇIKAMAZ

06 Nisan 2007

 

14 NİSAN'DA ANKARA TANDOĞAN MEYDANI'NDAYIZ!

16 Nisan'da AKP Cumhurbaşkanı adayını açıklayacak. BOP'un eşbaşkanı Tayyip Erdoğan veya başka bir AKP'linin Köşk'e çıkma olasığı, Atatürkçü kitle örgütlerini ve siyasi partileri harekete geçirdi. 16 Nisan'dan önceki son büyük gösteri 14 Nisan'da, Ankara Tandoğan Meydanı'nda yapılacak. İşçi Partisi de tüm gücüyle mitingde yerini alacak. Fethullahçı ve hükümet yanlısı basın kuruluşları ise mitinge katılımı düşürmek için elinden geleni yapıyor.

Atatürkçü kitle örgütleri ve siyasi partiler, 14 Nisan'da Ankara'da buluşuyor. AKP'nin Cumhurbaşkanı adayını açıklayacağı 16 Nisan'dan önce, son büyük gösteri olan "Cumhuriyet Mitingi"ne yoğun katılım bekleniyor. 

Fethullahçı ve hükmetin bülteni görevini yürüten basın organları mitinge katılımı düşürmek için ekranlarını ve sayfalarını sonuna kadar açtı.

Fethullahçı Zaman ve Hükümet'in yarı resmi yayın organı Yeni Şafak, Atatürkçü Düşünce Derneği ve Emekli Orgeneral Şener Eruygur üzerinden tartışma yaratarak Miting'e katılımı düşürmeye çalışıyor.

24 Mart'ta Mersin, 31 Mart'ta da Antalya'da yapılan Cumhuriyet Mitingleri'nden de anlaşıldığı gibi 14 Nisan günü Ankara Tandoğan meydanı dolup taşacak.

İşçi Partisi, CHP, DSP ve Cumhuriyet üniversitelerinin rektörlerinin yanısara Türkiye Gençlik Birliği, Cumhuriyet Kadınları Derneği, Tüm Öğretim Elemanları Derneği ve ODTÜ Mezunları Derneği gibi kitle örgütleri de Cumhuriyet Mitingi'ne katılacaklarını açıkladı.

İşçi Partisi'nin Genel Sekreteri Nusret Senem, "Cumhuriyet'e sahip çıkmak, BOP'un eşbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkmasına karşı tavır ortaya koymak için tüm halkı mitinge çağırdı. 


http://ulusalkanal.com.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=4123&Itemid=5

 

YALANLANAN GÜNLÜKLER

 

 

Perşembe, 29 Mart 2007

 NOKTA, ZAMAN VE YENİ ŞAFAK'TAN
DARBE ASPARAGASI

Dinci basında Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde darbe yaygarası. Önce bir internet sitesinde Emekli Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu öne sürülen günlükler yayınlandı. Nokta dergisi, Fethullahçı Zaman ile Hükümet’in yarı resmi yayın organı olarak bilinen Yeni Şafak, Örnek’in yalanladığı günlükleri gerçekmiş gibi yayınladı. Günlüklerde bazı komutanların Hükümet’e karşı darbe hazırlığı yaptığı iddia ediliyor.

Dinci basın, Emekli Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen günlükler kışkırtma yapmaya başladı. 

Örnek’in kendisine ait olmadığını belirttiği günlükleri gerçekmiş gibi yayınlayan Nokta dergisi, haberi kapaktan duyurdu. Nokta dergisindeki haberde,  bazı emekli komutanların AKP Hükümeti’ne karşı darbe planladığı iddia ediliyor. Nokta’nın haberinde, Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün darbeleri önlediği öne sürülüyor.


Nokta’nın yaptığı haber, derginin çıktığı gün Fethullahçı Zaman ve Hükümet’in yarı resmi yayın organı Yeni Şafak’ta da yayınlandı. Her iki gazete de benzer iddialara yer vererek Türk Silahlı Kuvvetleri’ni darbecilikle suçladı.


Yeni Şafak, darbe planı yaptığını iddia ettiği ADD Genel Başkanı Şener Eruygur’un Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın annesinin evini irticai faaliyet yürüttüğü gerekçesiyle arattığını öne sürdü. Yeni Şafak’ın Emekli Albay Erdal Sarızeybek’in “Ya Gazi Paşa Duyarsa” adlı kitabına gönderme yaparak yayınladığı haberde Eruygur’un Jandarma Genel Komutanlığı döneminde bu emri verdiği iddia edildi.


Darbecilikle suçlanan Eruygur’un Genel Başkanı olduğu Atatürkçü Düşünce Derneği, İçişleri Bakanlığı talimatıyla denetlenmişti. Eruygur, hakkındaki suçlamaları reddetti. Eruygur, Ulusal Kanal’a yaptığı açıklamada, "Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde bizi yıpratmaya yönelik çalışıyorlar.


http://ulusalkanal.com.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=3980&Itemid=4

 

Sivil toplumda 'geniş cephe'

01 Ekim 2006

 

Bugüne kadar Amerikan okulları, Atatürkçü dernekler ve çağdaş eğitimciler aynı cephede mücadeleye çekilmemişti; içlerinden bir muhalif üye çıktı ve saflar sıklaştı

Aslına bakarsanız, bugün için dar bir grup arasında tansiyonu yükselten toplantılar, yazışmalar, iddialar ve daha da ötesinde "davaların" açıldığı bir süreç yaşanıyor.


Sivil toplum dünyamızdan bakarsak ortaya çıkan küçük bir hizip, "geniş cephe" açıyor...


Prof. Türkân Saylan'ın başkanlığını yaptığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Gülseven G. Yaşer'in başkanlığını yaptığı Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV), Yaşar Yaşer'in mütevelli heyet başkanlığını yaptığı Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV) ve 3 Temmuz günü yapılan genel kurulda seçimleri kazanan emekli Orgeneral Şener Eruygur'un başkanlığına, Prof. Nur Serter'in de başkan yardımcılığına getirildiği Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) ile bunlara "toplu cephe" açan; ADD Antalya Şubesi üyelerinden Yılmaz Dikbaş ve Isparta Şube Başkanı Mahmut Özyürek karşı karşıya...


Geçenlerde Cihan haber ajansının haberi, "Protestan misyonerliği yapan SEV; ÇEV, ÇYDD, ADD'yi ele geçirdi" başlığı ile Zaman gazetesinde yer buldu. Yazar Dikbaş'ın iddialarına yer veren haber, bundan sonra yaşanacak muhtemel gelişmelerin de bir duyurusu niteliğindeydi.


ÇEV Başkanı Gülseven Yaşer, Dikbaş'ın iddialarını "Fethullahçı saldırı!" olarak yorumluyor ve bu sürecin Eruygur'un ADD Başkanı olmasıyla tetiklendiğine dikkat çekiyor.


Eruygur kendisine, "vatan haini" iddiasında bulunan Dikbaş ve Özyürek hakkında 5 bin YTL tutarında tazminat davası açmıştı.


Eruygur yönetime geldiğinde, 115 bin olan ADD üye sayısının, bir yıl içinde 5 milyona çıkarılmasının hedeflendiğini söylemiş ve Dikbaş'ın "hedef tahtasına" koyduğu sivil toplum örgütleriyle "güç birliği" oluşumunu başlatmıştı.

Sabancı da başkanı


Dikbaş iddialarında, ÇEV'in finansmanını AB'den sağladığı "Beyoğlu Mozaik ve Çini Projesi" ve Doğu'da 6 ili kapsayan "Hayata Bakış Projesi" çalışmalarını eleştirerek, Eruygur'un aynı derneğin 2. Başkanı, Serter'in de yönetim kurulu üyesi olduğunu hatırlatıyordu.


Dikbaş, ÇEV ile SEV arasında kurduğu "eşler" düzeyindeki ilişkiyi, Gülseven Yaşer'in Adapazarı depremi sırasında SEV'den yardım talebinde bulunmasıyla da besliyor. ÇEV'in Başkanı G. Yaşer, SEV'in Mütevelli Heyet Başkanı Yaşar Yaşer'in eşi.


Dünya Kiliseler Birliği'nin temsilcisi olarak 1800'lü yıllardan beri ülkemizde faaliyet gösteren Amerikan Board Heyeti, Protestan mezhebini benimseyen ve bunun yaygınlaşması için misyonerlik faaliyetleri yapan bir kuruluş olarak o yıllarda Anadolu'dan başlayarak Amerikan Kolejleri açmıştı...


Board Heyeti, Amerikan Kolejleri'nin öğrencileri tarafından 1968 yılında kurulan SEV'e yönetimi devretti ve Türkiye'den çekildi. Şu anda SEV'in Fahri Başkanı işadamı Şevket Sabancı. Derneğin yönetiminde de Bülent Eczacıbaşı gibi iş dünyasının önde gelen isimleri yer alıyor.
Ancak Dikbaş'ın iddiaları içinde bu süreç yer almıyor...


Önümüzdeki günler, ÇEV'in "Fethullahçı saldırılar" iddialarını gündeme getirdiği tartışmalarına sahne olacağa benziyor.


Belgeler konuşabilirse yararlanabileceğiz...

***

http://www.milliyet.com.tr/2006/10/01/yazar/yilmaz.html