|
Diğer taraftan, M.İ.T., Jandarma Genel Komutanlığı
gibi ilgili kurum ve kuruluşların fethullahçı yapılanmayı
deşifre eden raporlarına karşılık, Emniyet
Genel Müdürlüğü'nce yayınlanan "İstihbarat Bülteni"nin
Temmuz 1998 tarihli ve 70 No.lu nüshasında, olması gereken
istihbaratçı perspektifinden değil de, bir sempatizan, bir
muhip perspektifinden yapıldığı kuşkusu uyandıran
değerlendirmelere yer verilmiştir:
"... 1970'li yıllarda başlamış olduğu çalışmalarını,
çizgisini hiç değiştirmeden günümüze kadar getiren
Fethullah GÜLEN'in, bilhassa son dönemler itibariyle, geniş açılımlar
sergilediği ve toplumumuzdaki bütün kesimlerle diyalog kurma yönünde
çaba sarfettiği gözlenmektedir.
Son olarak; TÜRKİYE GAZETECİLER VE YAZARLAR VAKFI bünyesinde
yürütülen ve değişik görüşlere sahip olan kesimleri
birbirine yakınlaştırma yönündeki gayretleri de bu doğrultudaki
yaklaşımlarının bir sonucudur.
F. GÜLEN, ılımlı islami yorumları, dini değerlerin
siyasal hedeflere alet edilmemesi yolundaki telkinleri ve farklı
kesimlerle diyalog arayışlarının yanı sıra
bilhassa Papa başta olmak üzere Yahudi ve Hristiyan din adamları
ile kurduğu irtibatlar nedeniyle de, dini motifli terör örgütleri
ve radikal dini gruplarca yoğun biçimde eleştirilmiştir.
Şu anki durum itibariyle ülkemizde en geniş tabana hitap ettiği
bilinen grup, genelde eğitim düzeyi yüksek şahıslardan
oluşmaktadır. Kendi amaçlarını, Türkiye
Cumhuriyeti'nin dünya çapında önemli bir devlet olma
potansiyeline sahip olduğu gerçeğinden hareketle, eğitim
faaliyetleri ile bu sürece katkı sağlama ve bunun gerçekleşmesi
için de ülkede toplumsal barışa hizmet etme olarak açıklayan
grubun siyasi yelpazede ağırlığını
Demokrat Parti çizgisini takip eden sağ partilerden yana koyduğu
da bilinen hususlar arasında yer almaktadır.
Yurtdışında ve yurtiçinde açılan eğitim
kurumları çerçevesinde yürütülen faaliyetlerin mali
giderlerinin kurulan şirketler vasıtasıyla karşılandığı
bilinmektedir. Her il ve ilçenin durumuna göre yurtdışındaki
bir ülkenin veya ülkelerdeki birkaç okulun tüm masraflarını
karşılayacak şekilde planlamalar yapıldığı
ve masrafların bu şekilde taksim edilmek suretiyle yurtiçinden
karşılandığı bilinmektedir.
Son dönemde kamuoyunda önemli tartışmalara yol açan 8 Yıllık
Eğitim ve Türban konusundaki uygulamalarla ilgili olarak da, bu
tarz meselelerin dinin aslından olmayıp teferruat olduğu,
dolayısıyla da bu konuların toplumsal huzur ve barışı
zedeleyecek ölçüde tırmandırılmasının zararlı
olacağı görüşünü savunan F. GÜLEN Grubunun,
geleneksel ılımlı tavırlarına uygun olarak
tutumunu devam ettirdiği gözlemlenmiştir.
Gruba ait ülkemizde faaliyet gösteren eğitim öğretim
kurumlarından bazıları aşağıda belirtilmiştir:
İzmir Yamanlar Fen Lisesi, İstanbul Fatih Koleji, İstanbul
Safiye Sultan Kız Lisesi, Mersin Yıldırımhan Lisesi,
Ankara Samanyolu Lisesi, Van Serhat Lisesi, Denizli Server Lisesi,
Erzurum Aziziye Lisesi, Erzincan Otlukbeli Lisesi, Eskişehir Ertuğrul
Gazi Lisesi, Sakarya Işık Lisesi, Manisa Şehzade Mehmet Türk
Lisesi, Aydın Nizami Erkek Lisesi, Fatih Üniversitesi.
Ayrıca yurtdışında; Özbekistan'da (17) eğitim
kurumu ve (1) Dil Merkezinin bulunduğu, Türkmenistan'da (1) Üniversite,
(13) Ortaöğretim kurumu ve (1) Dil Merkezinin olduğu,
Kazakistan'da ise (30) Lise ve (1) Üniversite, ABD, Kamboçya, Malezya,
Bangladeş, Gürcistan, Kırgızistan, Irak, Romanya,
Moldova, Ukrayna, Azerbaycan, Tacikistan, Arnavutluk, Fas ve Pakistan
gibi ülkelerde okullarının bulunduğu bilinmektedir"
(33).
Bülten'de, Fethullahçı Grubun yayın organları arasında
"Sızıntı Dergisi, Yeni Ümit, Aksiyon, Zaman
Gazetesi, Samanyolu Televizyonu (Stv)", kuruluşları arasında
da "Akyazılı Orta ve Yüksek Eğitim Vakfı, Türkiye
Öğretmenler Vakfı, Türkiye Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı"
birkaç cümlelik açıklamalarla sayılmıştır
(34). Fethullahçı yapılanmanın iç ve dış bağlantıları;
sözü edilen il ve ilçelerden yurtdışındaki okullara
para transferinin hangi yasadışı yollardan gerçekleştirildiği;
yapılanma içinde yer alan şirket, eğitim kurumu ve öğrenci
yurtları ile ışık evlerinin tam dökümü gibi
"teknik" hususlara yer vermeyen bu "İstihbarat Bülten"i,
sözkonusu yasadışı yapılanmanın eriştiği
güç düzeyini ortaya koymaya, bu konuda fikir oluşturmaya yeterli
bir belgedir.
Fethullahsever istihbaratçılar tarafından kaleme alındığı
anlaşılan bu bülten, "Aylık İstihbarat Bülteni
Dağıtım Planı"na uygun biçimde, "Hizmete
Özel" çerçevede dağıtılmaktadır: İç dağıtımda,
İçişleri Bakanlığı, Özel Harekât Daire Başkanlığı,
TEMÜH Daire Başkanlığı, Kaç. Ve Org. Suç. Mücadele
Daire Başkanlığı, Güvenlik Daire Başkanlığı,
Asayiş Daire Başkanlığı, Valilikler, İl
Emniyet Müdürlükleri; dış dağıtımda ise,
Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Genelkurmay
Başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı,
Adalet Bakanlığı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği,
MİT Müsteşarlığı, Jandarma Genel Komutanlığı,
OHAL Bölge Valiliği ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri'ne gönderilmektedir.
Dağıtım Planında kesinlikle Fethullah Gülen'in adı
geçmemektedir. Oysa, yasadışı yapılanmayı
sadece "Fethullah Gülen Grubu" olarak takdime kalkışanlar,
bu bülteni hocaefendilerine de takdime cüret etmişler midir?
Bilinen o ki, bu araştırmada kullanılan tüm istihbarat
raporları gibi, bu bülten de, yapılanma hiyerarşisinde
yer alan ortalama her "semt imamı"nın ve de üstündekilerin
"uhdesinde" bulunmaktadır. Bu "Hizmete Özel"
belgenin, Fethullah Gülen'in eline geçtiğini kanıtlamak
elbette ki olanaksızdır, diye düşünüyorsanız, yanılıyorsunuzdur.
İşte, bu konuda bizzat Fethullah Gülen, itirafı ile yardımımıza
(!) yetişmektedir:
"...burada daha önemli bir hususu arzetmek istiyorum; adları
telefon dinleme skandalına karışanlar, bir suçlamada
bulunuyorlar. Bunlar, bir şehir emniyetinin istihbarat mensupları.
Buna karşılık, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat
Daire Başkanlığı'nın yani DAHA ÜST VE DAHA
YETKİLİ BİR MAKAMIN, bir gazetede yer alan çok açık
ifadeleri var. Bu makamın İSTİHBARAT BÜLTENİ'nde ve
Terörizm Sorunu ve Türkiye başlıklı kitabında Müslüman
bir kişinin terörist olamayacağı benim bazı yazı
örneklerimden verilerek açıklanıyor ve islam adına
takip ettiğim çizginin hiçbir zaman değişmediği ve
bunun ılımlı bir din anlayışına dayandığı,
dini siyasi hedeflere alet etmekten uzak, hatta böyle bir şeye karşı
olduğum vurgulanıyor. Bu görüşlerimden dolayı
radikal dini gruplarca eleştirildiğim ifade ediliyor. Şimdi
bizzat yazdıklarıma, söylediklerime ve yaptıklarıma
dayanarak verilmiş bir en üst Emniyet istihbarat raporu mu geçerlidir,
yoksa, büyük bir skandala adı karışanların can
havliyle basına sızdırdığı ve yazıp söylediklerimi
keyiflerince yorumlayanların verdikleri manalarla anlamadıklarını
ortaya koyanların çelişkilerle dolu iddiaları mı geçerlidir?
Kararı kamuoyunun vicdanına ve gerçek hukuk anlayışına
havale ediyorum.
Bir diğer husus da, yanlışlıkla fakire atfedilen,
fakat temelde her kesimden millet evladlarının ortaya koyduğu
hizmetler, yapılan bir ankette de ispatlandığı gibi,
halkımızın büyük çoğunluğunun tasvibine
mazhar olmuş hizmetlerdir. Bu çoğunluk ki, içinde siyasi,
gayr-i siyasi, Sünni-Alevi, her kesimden insan var. Hatta, Katolik,
Ortodoks, Musevi ve Süryani cemaatlerinden ve işadamlarından,
dahası spor ve san'at camiasından pek çok insan var.
Acaba bütün bu insanlar aldanıyor da, sadece adları garip
bir skandala karışmış birkaç memur mu gerçeği
görüyor?" (35).
Önce, Fethullah Gülen'in kendini savunurken, ortaya koyduğu çelişkilerin
yanıtlanması gerekmektedir:
Türkiye'de kaç müstafi seyyar vaiz, istihbarat raporlarına konu
olmaktadır?
Sözkonusu istihbarat raporları, Fethullah Gülen'in eline nasıl
geçmiştir? Dağıtım Planı'nda belirtilmeyen bir
hocaefendilik makamı mı sözkonusudur ki, bu raporlar adıgeçenin
bilgisine ve yorumuna sunulmuştur? Fethullah Gülen'in yukarıdaki
açıklamasının üzerinden bugüne üç yıl geçmiş
olup, bu konuda bir "köstebek" araştırması ve
soruşturması yürütülmüş müdür? Değilse, neden
ve niçin? İhmali görülenler hakkında da soruşturma açılmış
mıdır?
Fethullah Gülen'in devletin istihbaratçılarını, yazdıklarını
"doğru ya da keyfi yorumlayanlar" biçimde ikiye ayırma
ve yargılama hakkı bulunmakta mıdır? Ankara Emniyet
Müdürlüğü'nce hazırlanan ve Fethullah Gülen'in haksız
ve yetkisiz biçimde saldırdığı-eleştirdiği-yargıladığı-kategorize
ettiği rapor, "İstihbarata Karşı Koyma" çalışması
içerisinde yapılması olası bir "Planlı İstihbarat
Operasyonu" öncesinde, hedef belirlemeye yönelik ön haber çalışması
niteliğindedir. Bu raporla, yasadışı yapılanmanın
sadece kuşbakışı fotoğrafı çekilmiştir.
Ve bu rapor, bizzat Fethullah Gülen'in "telefon dinleme skandalı"
adını verdiği olayın sonrasında değil, ÖNCESİNDE
hazırlanmıştır. Gülen, sözkonusu raporu hazırlayan
gerçek Cumhuriyet savunucusu istihbaratçılara alenen hakaret etme
ve tahrif hakkını nereden bulmaktadır?
|