|
Sivil Toplum Kuruluşları Birliği, İstanbul'da
faaliyet gösteren 207 sivil toplum kuruluşunun, Cumhuriyet'in
temel değerleri doğrultusunda oluşturdukları ortak
bir platformdur. Tıpkı, halihazırdaki hükûmetin muhatap
kabul ettiği "Emek Platformu" gibi.
Fethullahçı istihbaratçıların, bu demokratik platforma
karşı çıkmalarının ve dağıtmaya kalkışmalarının
temel nedeni, S.T.K.B.'nin, Fethullah Gülen ve yandaşları
aleyhine kamuoyu oluşturma "suç"unu işlemiş
olmalarıdır. Örneğin, platform, yayınladığı
bildiriler, katıldığı TV programları ile
kamuoyunun dikkatlerini yasadışı fethullahçı yapılanmasının
devlet içindeki faaliyetlerine çekmiştir. Ancak, fethullahçıları
asıl çileden çıkaran, S.T.K.B.'nin yayınladığı
"Hocanın Okulları" adlı kitap olmuştur
(83). 1998'de, A.B.D.'deki "zorunlu tedavisini"nin henüz başlangıcındaki
Fethullah Gülen, avukatları vasıtasıyla platform
aleyhine 5 milyar TL. tutarında manevi tazminat ile yayının
toplatılması için dava açtırmıştır.
İstanbul Fatih Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nin verdiği 1.5
milyar TL tutarındaki tazminat kararı, Yargıtay 4. Hukuk
Dairesi tarafından bozulmuştur (84).
Türkiye'de Fethullah Gülen'in talimatları gereğince
"Adliye"de kadrolaşmaya çalışan, ancak yeterli
güce ulaşamayan fethullahçılar, konuyu yasadışı
yollarla çözümleme doğrultusunda kendi istihbaratçılarına
havale etmişlerdir. İşte bu aşamada, S.T.K.B.
aleyhine, sahte imzalı ya da imzasız "ihbar"
mektupları yağdırılmaya başlanmıştır:
Örneğin, Emekli Savcı İsmail Öztekin imzasıyla,
"tam adamına" yani dönemin İçişleri Bakanı
Sadettin Tantan'a gönderilen mektup, "göreve geldiğiniz günden
beri polis teşkilâtımızın üstün gayretleri ve
hizmetleri her türlü övgüyü haketmektedir. Bu nedenle sizin şahsınızda
bütün Polislerimizi yürekten kutluyorum" cümleleriyle başlamakta
ve biraz aşağıda, "geçmişte Cumhuriyetin
temelini dinamitleyen bir çok olaya karışmış kişilerin,
bugün tam tersine Cumhuriyete sahip çıkıyor görünme
gayretleri ve özellikle Cumhuriyetimizin korunması ile ilgili
toplumsal hassasiyet gerektiren konularda en önde gözükme çabaları,
kirli olan geçmişlerini örtmeye yönelik çamur atma kampanyası
olmanın ötesine gitmemektedir" cümleleriyle esas maksat
belirtildikten sonra, S.T.K.B.'nin kimi yurtsever yöneticilerine, asılsız
isnat ve hakaretlerle saldırılmaktadır (85).
Emniyet Genel Müdürlüğü Dernekler Masası'na hitaben yazılmış
tarihsiz bir başka ihbar mektubunun altında, imza yerine
"Eski STKB Üyesi Bir Dernek Başkanı" diye yazan
kimliği belirsiz kişi, Platformun önde gelen isimlerinden Gülseven
Yaşer, Haşmet Atahan, Eymen Sezerman, Prof.Dr. Bülent
Berkarda, Prof.Dr. Türkan Saylan gibi kişilerin "öldürülme
tehditlerine" maruz kaldığını iddia etmektedir.
Halk deyimi ile "deli saçması" diye nitelendirilebilecek
iddia ve isnatları içeren bu imzasız mektubun sahibi,
"konuyu ilginize sunar, zarar görebileceğim düşüncesiyle
ismimi veremeyeceğimden dolayı affınıza sığınırım"
cümlesiyle mektubunu sonlandırmaktadır (86).
"... Ben güzel Türkiye'nin yararına bir çok aktiviteyi gerçekleştirmiş,
hem bir derneğin hem de vakfın başkanı olarak, uzun
zamandır devletin yetkili organlarının adeta gözlerinin
içine baka baka her türlü yolsuzluk, hırsızlık ve
zorbalıkların odağı haline gelmiş ve bünyesinde
yaklaşık 300 tane dernek, vakıf ve girişimi barındıran
Sivil Toplum Kuruluşları Birliği Girişiminden söz
etmek istiyorum" cümleleriyle başlayan bir diğer ihbar
mektubunda, S.T.K.B.'ni Dev-Genç, APO-PKK, Dünya Kiliseler Birliği
ile ilişkilendiren (!) muhbir, Gülseven Yaşer, İlhan Baş,
Engin Yurddaş, Türkan Saylan, Haşmet Atahan, Eymen Sezerman
gibi isimleri ağır isnatlarla suçlamaktadır. Tabii bu
muhbir de, gerçek ismini vermek yerine, "Eski STKB Girişimi
Üyesi Dernek ve Vakıf Başkanı" notuyla
yetinmektedir (87).
Şükran Önder imzası ile Cumhurbaşkanlığı'na
gönderilen tarihsiz bir ihbar mektubunda, Çağdaş Yaşamı
Destekleme Derneği hakkında, akılalmaz iddialarda ve
isnatlarda bulunulmaktadır (88).
Cengiz Oygür imzası ile yine Cumhurbaşkanlığı'na
gönderilen 27.10.2000 tarihli ihbar mektubunda, Çağdaş Eğitim
Vakfı ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği
hakkında yolsuzluk iddialarında bulunulmaktadır:
"Ben bu suistimalin sadece Vakıflar Bankası Etiler Şubesi'ndeki
kısmına tanık oldum. Diğer bankalardaki hesaplarla
nasıl oynadıklarını tam olarak bilmiyorum ama büyük
bir vurgun olduğunu tahmin ediyorum. Bunun yanısıra bu
vakıfların aynı şubede çok sayıda değişik
isim ve kısaltmalarla trilyonlarca liralık hesaplar açtırdıkları
ve bu hesaplara çoğunluğu yurtdışında bulunan
yasadışı örgüt ve kuruluşlardan da bağış
topladıklarını bizzat bir yetkiliden öğrendim"
(89). Diğer taraftan, Vakıflar Bankası Etiler Şubesi'nden,
yukarıdaki iddialarla ilgili olarak yapılan 16.5.2001 tarih ve
304 sayılı açıklamada, Çağdaş Eğitim
Vakfı'na ait tüm parasal işlemlere ilişkin bilgiler
verildikten sonra, muhbirin isnatları kesin biçimde
reddedilmektedir: "Anılan dilekçede Vakfa ait trilyonlarca
liralık hesapların üst düzey yöneticileri tarafından açıkça
kimlik bilgileri belirtilmeden yakınları olarak bahsedilen kişilerce
kullanıldıkları ve şube personelinin de bunu bildiği
iddiasının, yukarıda belirtilen hesap durumları ve
personelin bahsedilen türde bir tanıklığı olmadığından,
gerçekdışı olduğu kanaatindeyiz. Bu tür olaylara
değerli Vakfınızın ve Bankamızın adının
asılsızca karıştırılmasını üzüntüyle
kınamaktayız. Bilgilerinize arz ederiz" (90).
Çok sayıdaki imzasız ya da sahte imzalı ihbar dilekçesinin
biri de, Celal Gökyay adını veren hayali bir şahsa
aittir: "Sayın Emniyet Genel Müdürüm" diye başlayan
ihbar dilekçesinde, yine Çağdaş Eğitim Vakfı ve Çağdaş
Yaşamı Destekleme Derneği aleyhine, çok sayıda asılsız
isnatta bulunulmaktadır: "... Yapılacak incelemelerden de
anlaşılacağı gibi, yukarıda isimlerini açıkladığım
kişilerin aile şecerelerine bakıldığında
veya irtibatları deşifre edildiğinde, ifade etmeye çalıştığım
ve sadece aysbergin görünen kısmına temas edebildiğim
hususların ne derecede vahim boyutlarda olduğu anlaşılacaktır.
Ayrıca, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği
Yönetim Kurulu Üyesi Türkan Saylan'ın Dünya Kiliseler Birliği'nin
Türkiye'deki faaliyetlerini yürüten Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar
Vakfı aracılığıyla ülkemizdeki zeki ve
nitelikli kimsesiz ve korunmaya muhtaç çocukları, Vaftiz Babası
yaparak hristiyanlaştırmak istemekte, Dünya Kiliseler Birliği'nin
görüş ve talimatları doğrultusunda hareket etmekte, özellikle
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde, yöneticiliğini
yaptığı dernek kanalıyla Dünya Kiliseler Birliği'nin
de yönlendirmesiyle vatandaşlarımızın milli ve
manevi duygularını rencide edici uygulamalara giderek
Hristiyan Dünyasına hizmet edecek kadrolar oluşturmak için
bu bölgelerdeki yoksul ve zeki kız öğrencileri seçip,
bunlara burs vermek suretiyle Hristiyan annesi Reiman Hanımın
vasiyetini yerine getirmektedir. Sayın Valim ... trilyonlar göz göre
göre hem de devlet eliyle zimmetlere geçirilmektedir. Hristiyan dünyasına
hizmet için sarfedilmektedir... Durumu takdirlerinize sunuyorum"
(91). Bu ihbar dilekçesinin diğerlerinden farkı, ikamet
adresinin belirtilmiş olmasıdır. Ne var ki, daha geniş
ifadesini almak üzere, belirtilen adrese üç polis memuru görevlendirilmiştir.
Yılmaz Doğan, Abdurrahman Kundakçı ve Abdülkadir Bozan
adlarındaki polis memurları, verilen adrese gitmişler ve
durumu şu tutanakla belirlemişlerdir: "17.11.2000
tarihinde Sayın İçişleri Bakanı Sadettin TANTAN'a
hitaben Celal Gökyay isimli şahıs tarafından yazılan
şikayet dilekçesinde, Kartaltepe Mahallesi Şirin Sokak 28/12-İstanbul
adresinde ikamet ettiğini beyanla, adresinde yapılan araştırmada;
Adı geçen şahsın hangi ilçede ikamet ettiğini açık
olarak belirtmediği, ilimiz genelinde, Bakırköy, Bayrampaşa
ve Küçükçekmece ilçelerinde Kartaltepe mahallelerinin bulunduğu,
Küçükçekmece Kartaltepe Mahallesi adresinde Şirin Sokak üzerindeki
çift rakamlı hanelerin (2) numaradan başlayıp (8)
numarada son bulduğu, tek rakamlı hanelerin (3) numaradan başlayıp
(17) numarada son bulduğu ve karşısının çıkmaz
sokak olduğu, dilekçede belirtildiği gibi Şirin Sokak üzerinde
28/12 numaralı hanenin olmadığı, Şirin Sokakta
ikamet edenlerden sorulduğunda adı geçen Celal Gökyay isimli
şahsı da bu adreste tanıyan bulunmadığı
adreste yapılan tahkikattan anlaşılmış olup, işbu
tutanak tarafımızdan tanzimle altı birlikte imza altına
alındı. 02.01.2001" (92). Emniyet, bu "delisaçması
ve dayanaksız" iddia sahibinin hiç olmazsa adresini tahkik
ederken; M.İ.T. bunu da yapmamış, İçişleri
Bakanlığı'na gönderilen yazıda, müfterinin gerçek
kimliğini araştırmaya lüzum görmeksizin, sözkonusu
dayanaksız isnatların tevili yoluna gitmiştir (93). M.İ.T.'nın
sözkonusu yazısı ile muhbirin dilekçesinin yer yer örtüşmesi,
ister istemez bir takım kuşkuları da gündeme taşımıştır.
M.İ.T.'nın tarafsızlığına ilişkin kuşkular,
hiç şüphesiz İçişleri Bakanlığı için
de geçerli olmuştur. Örneğin, ihbar mektuplarının
ve dilekçelerinin imza kontrolü yapılması, yasal bir
zorunluluk olarak ortada iken, dönemin İçişleri Bakanlığı
Müsteşar Yardımcısı M. Rasih Özbek tarafından
İstanbul Valiliği'ne gönderilen 22.12.2000 tarih ve 296654
sayılı yazıda şöyle denilmiştir: "Cengiz
Uygur ile Şükran Önder isimli şahıslar tarafından
Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık kanalıyla
Bakanlığımıza intikal ettirilen Çağdaş Yaşamı
Destekleme Derneği ve Çağdaş Eğitim Vakfı hakkındaki
şikayet dilekçeleri ilişikte gönderilmiştir.
Bilgilerinizi, sözkonusu şikayet dilekçelerinde iddia edilen
hususların araştırılarak incelenmesini; gerekli işlemlerin
yapılmasını ve sonucundan 3071 sayılı Dilekçe
Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun hükümleri gereğince
dilekçe sahiplerine ve Bakanlığımıza bilgi
verilmesini rica ederim" (94).
Sözkonusu yazıya karşılık, S.T.K.B. dönem Başkanı
ve Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven
Yaşer tarafından İçişleri Bakanlığı'na
resmi bir yazı ile müracaat edilerek, Bakanlığın
3071 sayılı yasaya aykırı olarak hareket ettiği
ve bunun suç olduğu vurgulanmıştır. Yazıda, işbirliği
görüntüsünden rahatsızlık ifade edildikten sonra, polis
kimliğini kullanarak psikolojik baskı uygulayan müritlerin
yaptıklarına da dikkat çekilmiştir: "... Öte
yandan gerici akımlara karşı tarafımızdan yürütülen
mücadele o denli etkili olmaktadır ki, Vakıftan ayrılan
personelin takibi ile üzerlerinde baskı uygulanması
gayretlerine dahi girişilebilmektedir. Amaç, çalışmakta
olan vakıf personelinin yıldırılarak gerici
emellerinin engellenmesinin önüne geçilmesidir. Nitekim, İstanbul
Valiliği'ne yapılan yazılı müracaat ertesinde tarafımıza
bildirilen İl Emniyet Müdürlüğü'nün 12.04.2001 tarihli
yanıtından öğrenildiğine göre, özel nedenlerle
vakıftan yeni ayrılan eski bir çalışanın evine
giderek 'polis kimliği'ni gösteren 'Ahmet Erten' isimli şahsın
İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görevli olmadığı
ve Müdürlük tarafından da bu amaçla hiçbir personelin görevlendirilmediği
belirtilmiştir.... Yanıtta yer alan İl Emniyet Müdürlüğü
kadrosunda bu şahsın görevli olmamasının ötesinde
Emniyet Genel Müdürlüğü çapında gerekli araştırmanın
yapılması, benzer kanun tanımazlıklara karşı
gereken önlemin alınmasında önemli bir aşama olacaktır"
(95).
S.T.K.B. adına yapılan tüm girişimler, tahmin edilebilen
nedenlerden dolayı sonuçsuz kalmıştır. Örneğin,
dönemin İçişleri Müsteşar Yardımcı M. Rasih
Özbek, 3071 sayılı yasa ile ilgili tüm resmi uyarılara
rağmen, İstanbul Valiliği'ne gönderdiği bir diğer
yazıda, platforma bağlı 207 Sivil Toplum Kuruluşu
arasından, özellikle fethullahçılara karşı mücadelede
ön plana çıkanları işaret ederek, haklarında işlem
yapılmasını istemiştir: "Emekli savcı
İsmail ÖZTEKİN isimli, imzalı ve isimsiz ve imzasız
olarak Bakanlığımıza intikal eden Sivil Toplum
Kuruluşları Birliği (STKB) ile bu birliğin yöneticileri
konumunda bulunan Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı
Gülseven YAŞAR, Çağdaş Yaşamı Destekleme
Derneği Başkanı Türkan SAYLAN, Atatürkçü Düşünce
Derneği yöneticilerinden İlhan BAŞ, Dayanışma
Derneği Başkanı Bülent BERKARDA, Demokratik İlkeler
Derneği Başkanı Engin YURDDAŞ, Eymen SEZERMAN ve
68'liler Birliği Başkanı Haşmet ATAHAN hakkındaki
şikayet dilekçelerinin birer örneği ilişikte gönderilmiştir.
Şikayet dilekçelerinde belirtilen hususların incelenerek
gerekli işlemin yapılmasını ve sonucundan ivedilikle
Bakanlığımıza bilgi verilmesini rica ederim"
(96). Müsteşar Yardımcısı M. Rasih Özbek tarafından
İstanbul Valiliği'ne gönderilen bir başka yazıda,
isimsiz-imzasız ya da sahte isim ve adresli ihbar mektuplarına
ve şikayet dilekçelerine sahip çıkılırken, yazının
altına kaydedilen bir notta, daha da ileri gidilmiştir:
"Not: STKB İçişleri Bakanlığı'nca yasadışı
(illegal) olarak kabul edilmiş. Bu nedenle; 13 İl Valiliğine
İçişleri Bakanı (STKB'ye) üye dernek, vakıf vb.
hakkında hem yönetici, hem de üyeler hakkında yasal işlem
yapılması yönünde talimat vermiş. STKB'de illegal örgütlerle
ilintili şahıslar varmış (bu şahıslar ayıklansın).
Ayrıca; Maliye Bakanlığı müfettişleri önümüzdeki
haftalarda STKB'ye üye dernek ve vakıfları denetleyecekmiş.
Arz" (97). Aynı şekilde, İstanbul Vali Yardımcısı
Osman Demir tarafından imzalanan, 22.01.2001 tarih ve 23457 sayılı
bir başka yazıda da, "Ayrıca STKB adında yasal
bir birlik olmadığından, konu hakkında ilgili
Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurusunda
bulunulmuştur" denilmiştir (98).
S.T.K.B.'nin dağıtılması operasyonunda, Cumhuriyet
Başsavcılıkları, Emniyet, Maliye derken, Vakıflar
Genel Müdürlüğü de devreye girmiştir. Örneğin, Vakıflar
İstanbul Bölge Müdürlüğü tarafından Çağdaş
Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı'na
gönderilen bir yazıda, şu senaryoya yer verilmiştir:
"Vakfınızın 68'liler Vakfı ile bir araya
gelerek 'Eğitim Hakkını Savunma Komitesi' adı ile
yasadışı bir yapılanmaya gittiğiniz duyumları
alınmıştır. Her iki vakfın mevcut dosyalarındaki
kuruluş senetleri ve değişiklik senetlerinin
incelenmesinde böyle bir komite kurulabileceği hükmü
bulunmamakla birlikte, söz konusu komitenin oluşturulması
hususunda bir senet değişikliği talebiniz de
bulunmamaktadır. Bu nedenle vakıf senedinizde yer alan hükümler
dışında faaliyette bulunulmaması, aksi halde vakıf
yöneticileri hakkında 903 sayılı yasanın ilgili
maddeleri gereğince yasal işlem yapılacaktır"
(99). Bu yazıya karşılık, adıgeçen vakıflar,
böyle bir komitenin hiçbir zaman sözkonusu olmadığını
bildirirken, Bölge Müdürlüğü'nün yasal yetkilerini aşarak
örtülü tehdit girişiminde bulunmaya hakkının olmadığını
yazılı olarak beyan etmişlerdir: "... Son zamanlarda
Vakfımıza yönelik bir takım kim olduklarını
dahi ifade etmekten uzak, arkalarında gerici güçlerin olduğu,
sahte imza, isim ve adres bildiren kişilerin Vakıf hakkında
gerçek dışı iddialarda bulundukları bilinmektedir.
Böylece hem Vakfımız; hem sizler asılsız bazı
iddialar yüzünden gereksiz yere meşgul edilmektedir" (100).
Aynı şekilde, Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne gönderilen
29.05.2001 tarihli ve 128 sayılı yazıda ise, sahte imza,
isim ve adres bildiren kişilere alet durumuna düşülmemesi;
yasal gereklere uyulması; vakıfta tüm çalışmalarla
ilgili hacimli bir denetim gerçekleştiren ve kendisini
"Avukat&Mühendis" olarak tanıtan Selçuk Orhon adlı
görevlinin, müfettiş kadrosunda olup olmadığının
bildirilmesi istenilmiştir (101).
S.T.K.B.'nin yönetimindeki fethullah karşıtı dernek ve
vakıflara karşı tüm bu "kontrol" ve
"denetim"ler, 2000 yılının son aylarından
itibaren daha da sıkılaştırılmıştır.
Nedenine gelince, S.T.K.B. yöneticilerinden Çağdaş Eğitim
Vakfı Başkanı Gülseven Yaşer ve Çağdaş
Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof.Dr. Türkan
Saylan, Fethullah Gülen Davasının görüldüğü Ankara 2
No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nden müdahillik isteminde bulunmuşlardır
(102).
S.T.K.B.'nin dağıtılarak etkisizleştirilmesi sürecinde,
konu T.B.M.M.'ne de taşınmıştır. Örneğin,
Karaman Milletvekili Zeki Ünal, 24.10.2000'de dönemin İçişleri
Bakanı Sadettin Tantan tarafından yazılı cevaplandırılması
talebini içeren bir soru önergesi vermiştir:
"Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Doğu
ve Güneydoğu'da ilköğretimin 6, 7 ve 8. sınıfları
ile Lise 1. sınıfta okuyan kız öğrencilere, yılda
100 milyon lira karşılıksız burs vereceğini
taahhüt ederek: 'İlköğretimin 6., 7., 8. ya da 9. sınıflarında
okuyan kız öğrenci olması, liseyi bitirene kadar okuma
isteği olması, bursu alacak kız öğrencinin annesi
artık doğurmayıp, doğumu engelleyen bir yöntem
uyguladığını sağlık ocağından
belgelemesi, Ziraat Bankasından hesap açtırılırken
numarasının ilgili derneğe verilmesi' gibi şartlar
ileri sürülmektedir.
Sorularım şunlardır: 1. Doğu ve Güneydoğu gibi
duyarlı bir bölgede öğrencilere, bir dernek tarafından,
burs verme adına, öğrenci ailelerinin özel hayatlarına
müdahale anlamına gelecek bir talepte bulunulmasını doğru
buluyor musunuz? Bu durum, bölge halkında bir huzursuzluğa
sebep teşkil etmez mi? Toplumda gerginliğe neden olabilecek bu
tür faaliyetler ve açıklamalar dernek yasasına aykırı
değil midir? Aykırı ise, ilgililer hakkında ne gibi
bir işlem yapılacaktır?
2. Burs verme şartları arasında, özellikle İmam
Hatip Okulu Lisesi öğrencisi olmayacak şartı, toplumda
dini bir ayrımcılık yapıldığı anlayışını
doğurmaz mı ve eğitimdeki fırsat eşitliği
ilkesini ihlal etmez mi? Bu da yasalara göre suç değil
midir?" (103).
Bu önerge sonrasında, Çağdaş Yaşamı
Destekleme Derneği'ne -yasal izinle- baskınlar yapılmış
ve tüm evraklara elkonarak "açık" aranmıştır.
Ardından da konu yargıya intikal ettirilmiştir. Basında,
konu ile ilgili olarak, İstanbul Emniyet Müdürlüğü bünyesinde,
sırf Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ni
pasifize etmeye yönelik özel bir birim oluşturulduğuna ilişkin
haberler yer almıştır.
Yukarıdaki soru önergesinin ardından, bu defa Samsun
Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, Başbakan Bülent ECEVİT'in
cevaplaması istemli soru önergesi T.B.M.M. Başkanlığı'na
sunulmuştur:
1. "Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (STKB) kuruluşu
ve faaliyetleri itibariyle yasalara ve hukuki mevzuata uygun bir kuruluş
mudur? STKB'nin kuruluşuna hangi kişi ya da kurumlarca müsaade
edilmiştir? Birlik ve üye örgütler en son ne zaman ve hangi
mercii tarafından mali ve diğer faaliyetleri yönünden
denetlenmiştir?
2. Bu örgütün Dünya Kiliseler Birliği (DKB) ve Ermeni-Rum
lobilerinden20 milyar lira yardım aldığı iddiaları
doğru mudur?Birlik bu parayı nerede ve ne şekilde
sarfetmiştir?
3. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen CIA Ortadoğu Masası
Şefi Mark Parris ile STKB yöneticileri devletin bilgisi dahilinde
mi görüşmüşlerdir?Bu görüşmede hangi konular ele alınmıştır?
4. Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven
Yaşer hangi sıfatla ve yetki ile STKB başkanlığını
yürütmektedir?
5. Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı yönetim
kurulu üyesi Prof.Dr. Türkan Saylan'ın Dünya Kiliseler Birliğinin
himayesinde Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı aracılığıyla
hristiyanlaştırma propagandası yaptığı ve
bu amaçla özellikle Doğu ve Güneydoğulu yoksul ve zeki kız
öğrencilere burs verdiği iddiaları doğru mudur?
6. Vakfın burs verdiği kız ve erkek öğrenci sayısı
nedir? Burs alan öğrenciler içinde hristiyanlığı
resmen kabul eden ve bu amaçla İslâm dininden çıkmak için
müracaat eden öğrenciler olmuş mudur?
7. Vakıf Başkanı Türkan SAYLAN'ın annesinin Limina
Raiman adlı bir hristiyan olduğu ve Kiliseler Birliği
tarafından görevlendirilerek 1980 yılında Türkiye'ye gönderildiği
yönündeki bilgiler doğru mudur?
8. Dünya Kiliseler Birliği Türkiye Temsilcisi olduğu iddia
edilen Ameniel Bağdaş'ın organize ettiği ve STKB üyesi
örgüt mensuplarının iştirak ettiği iddia edilen
mutat toplantılar devletin bilgisi dahilinde mi yapılmaktadır?
Bu toplantılarda ülke menfaatleri aleyhine konuşmalar ve
kararlar alındığı doğru mudur?
9. Yasadışı olduğu iddia edilen Sivil Toplum Kuruluşları
Birliği üyesi, 68'liler Birliği Vakfı, Helsinki Yurttaşlar
derneği, Çağdaş Eğitim Vakfı, Uluslar arası
Sanayi ve İşadamları Derneği gibi örgütler yakın
geçmişte yaşanan deprem felaketi nedeniyle topladıkları
ve dağıttıkları yardım miktarı ne kadardır?
Bu yardımların dağıtımında Dünya
Kiliseler Birliğinin etkisi ve yönlendirmesi olmuş mudur?
10. Aynı binada faaliyet gösteren Kitab-ı Mukaddes Şirketi,
Amerikan Board Heyeti ve Sağlık Eğitim Vakfının
kendi aralarında bu örgütler ile Dünya Kiliseler Birliği
arasında organik bir bağ mevcut mudur?
11. STKB yöneticilerinin 'Biz gücümüzü derin devletten alıyoruz'
şeklinde bir beyanları olmuş mudur? Olmuşsa resmi
makamların bu kuruluş hakkında aynı yönde kabulleri
sözkonusu mudur?
12. Türkiye'de faaliyet gösteren vakıf, dernek, şirket, oda,
sendika gibi kuruluşlar hangi şartlarda biraraya gelip bir üst
örgüt oluşturabilirler? Yukarıda sözü edilen örgütlerin
yönetim kadrolarında geçmişte ağır hapis cezası
almış ya da terör örgütleri ile ilişkisi bulunanlar
var mıdır? Varsa bu şahıslara rağmen sözkonusu
örgüt faaliyetlerine nasıl müsaade edilmektedir?" (104).
Bu önergeye, Başbakan Bülent Ecevit'in yerine İçişleri
Bakanı Kazım Yücelen'in vermiş olduğu yanıtın,
istihbarat tekniğine, politikacı etiğine, devlet adamı
ciddiyetine uygun olup olmadığı ayrı bir tartışma
konusudur (105). Kesin olan şu ki, Yücelen'in, bilerek ya da
bilmeyerek, oyuna getirildiği izlenimi doğmuştur. İçişleri
Bakanı ile STKB yöneticileri arasında, makam odasında
cereyan eden "tatsız" görüşmeden de hiçbir sonuç
çıkmamıştır (106). Başta Çağdaş Yaşamı
Destekleme Derneği olmak üzere, pekçok sivil toplum kuruluşu,
fethullahçılarla uğraştıklarına "pişman"
edilerek mücadele platformundan çekilmişlerdir. Sonuçta,
S.T.K.B. DAĞILMIŞTIR (107). STKB'nin dağıtılması
ve kimi sivil toplum kuruluşlarının bir daha asla
fethullahçılarla mücadele edemeyecek konuma getirilmesi,
fethullahçı istihbaratçıların planlı istihbarat
faaliyetlerinin kusursuz bir örneğini oluşturmuştur.
|