|
Osman Ak ve arkadaşları aleyhine açılan soruşturmayı
yürüten müfettişlerin, telefonların teknik olarak
dinlenmesi ile detay sorgulamasının apayrı iki işlem
olduğunu bilmemelerine olanak yoktur. Ancak, hazırladıkları
fezlekeden, bilerek ya da bilmeyerek oyuna geldikleri-getirildikleri görülmektedir:
"Müfettişliğimizin 05.06.1999 gün ve 156/06-3 sayılı
yazısı ile İstihbarat Daire Başkanlığı'ndan:
'Başkanlığın görevlileri, Ankara Emniyet Müdürlüğü
İstihbarat Şube Müdürlüğü veya diğer iller
İstihbarat Şube Müdürlüklerince mevzuat hükümlerine aykırı
olarak Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman DEMİREL'e,
Başbakanımız Sayın Bülent ECEVİT'e, Başbakanlık
ve Bakanlıklara, Milletvekilleri Kamu kurum ve kuruluşlarına,
Askeri Kuruluşlara, Siyasi Partilere veya mensuplarına, kitle
iletişim araçlarına veya mensuplarına işadamlarına
ait telefonların teknik dinlemelerinin veya detay sorgulamalarının
yapılıp yapılmadığını, dinlenmiş
ya da sorgulanmış ise kimler tarafından yapıldığını,
sorgulama veya dinlemenin ayrıntılı özelliklerini gösterecek
biçimde daireniz görevlilerinden oluşturulacak üç kişilik
bir komisyon marifetiyle tespit edilerek düzenlenecek tespit tutanağının
müfettişliğimize gönderilmesi' istenmiştir.
İstihbarat Daire Başkanlığı görevlilerince yapılan
yoğun çalışma sonucunda düzenlenen ve müfettişliğimize
06.06.1999 gün ve 6639-99 sayılı yazı ekinde gönderilen
tespit tutanağının incelenmesinden Ankara Emniyet Müdürlüğü
İstihbarat Şube Müdürlüğünün bazı görevlileri
tarafından üst düzey devlet yöneticilerimize, bazı bakan ve
milletvekillerine, bazı siyasi parti veya mensuplarına, bazı
kitle iletişim araçlarına veya mensuplarına, bazı
kamu kurum ve kuruluşlarına ve bazı kişilere ait
teknik detay sorgulama işlemine tabi tutulduğu anlaşılmıştır"
(146).
Fezlekede sözü edilen Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık,
özel ve tüzel şahsiyetlere ait numaraların, yukarıda özet
olarak açıklanan izleme faaliyetleri esnasında karşılaşılan
milyonlarca telefon numarası arasından özellikle ve maksatlı
olarak seçilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Örneğin, dosya içerisinde mevcut Emniyet Genel Müdürlüğü'nün
emir ve talimatlarına dayalı olarak Türkiye Kalkınma
Bankası eski Genel Müdürü Özal Baysal'ın yakalanması
maksadıyla yapılan çalışmalarda, Baysal'ın bağlantılı
telefonunun aradığı telefonlar; Cumhurbaşkanlığı
Köşkü, Cumhurbaşkanlığı Koruma Şube Müdürlüğü,
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Cumhurbaşkanlığı
Tarabya Köşkü, Başbakanlık Özel Kalem, Turizm Bakanlığı,
Bayındırlık Bakanlığı, İstanbul
Emniyet Müdürlüğü Özel Kalem, Antalya Valiliği, ANAP
Genel Merkezi, DYP Genel Merkezi. Bu merkezler Özal Baysal'ın
yakalanmasına ilişkin yapılan telefon izleme faaliyetleri
sırasında Özal Baysal'la irtibatlı şahıslar
tarafından telefonla aranmış ve bu arama kayıtları
programa bağlı olarak çalışan bilgisayar dökümünde
ortaya çıkmıştır. Kaldı ki bu önemli
telefonlar Özal Baysal'la ilgili telefonların yaptığı
binlerce arama arasından özellikle seçilerek çıkartılmıştır.
Kesinleşmiş mahkûmiyet kararı ile aranan bir şahsın
yakalanması amacıyla yapılan telefon izlemesi sırasında
karşılaşılan telefonların sorgulanmasında,
sorgulamayı yapan istihbaratçılara nasıl bir suç isnat
edilebileceği açıklanabilir bir husus değildir.
Kamuoyunda Yeşil olarak bilinen Mahmut Yıldırım'la
ilgili telefonlar, yine çete lideri Kürşat Yılmaz ve Kasım
Gençyılmaz'la ilgili telefonlar izlenirken karşılaşılan
pek çok önemli şahsiyet ve kurumun telefonu da bir suçlama
nedeni olarak kullanılmıştır.
Telekulak operasyonunu ilk kez gündeme getiren gazetenin Zaman olması,
şaşırtıcı değildir. Doğal olarak, bu
kampanyaya Aksiyon dergisi de katılmıştır. Dergi, tüm
dinlemelerin, Cevdet Saral'ın marifetiyle yapıldığını
iddia ettikten sonra, esas mesajını vermiştir:
"Ancak iş bununla bitmiyordu. Kısa süre sonra Cevdet
Saral'ın Başbakanlık'tan Dışişleri'ne,
Genel Kurmay Başkanlığı'ndan Cumhurbaşkanlığı'na,
tanınmış gazetecilerden milletvekillerine kadar bir çok
kurum ve ismi dinlettiği ortaya çıktı. Cevdet Saral ve
ekibi köşeye sıkışıyordu. İşte tam
bu sırada Cevdet Saral bazı güç odaklarının desteğini
alabilmek için şaşırtıcı bir yola başvurdu.
Başına gelenlerin, Fethullah Gülen'le ilgili raporları
hazırladıkları rapordan kaynaklandığını
öne sürüyordu. Ne var ki Cevdet Saral, Cumhurbaşkanı'ndan
Başbakan'a, Genel kurmay Başkanı'ndan MGK'ya kadar onca
kurum ve kuruluşu neden dinlediklerini ise açıklamakta güçlük
çekiyordu.
... Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve yardımcısı
Osman Ak, kısa süre sonra konuyla ilgili ipuçlarını
vermeye başlamışlardı. Osman Ak, başlarına
gelenlerin Fethullah Gülen'le ilgili hazırladıkları
rapordan kaynaklandığını, kendilerinin bu raporu
'irticaya hassas bazı birimler için hazırladıklarını'
iddia ediyordu.... Ankara Emniyeti'ne göre herşey bununla birlikte
başlamıştı. Ancak, üst düzey Emniyet yöneticilerine
göre, tüm bunlar Cevdet Saral'ın cephe daraltma ve destek
kazanmak için giriştiği çabalardan başka bir şey
değildi. 'Savaş' denilen şey aslında Cevdet Saral'ın
'aşırı ihtirasından' kaynaklanıyor. Saral'ın
İstanbul'a Emniyet Müdürü olmak istediği için bunları
yaptığı öne sürülüyordu. Bir başka iddiaya göre,
Cevdet Saral Cumhurbaşkanlığı'nı, Başbakanlığı
ve Genel Müdürlüğü dinlettiği için sıkışmış
durumdaydı ve Fethullah Gülen raporuyla son kozunu oynuyor, böylelikle
bazı çevrelerin kendisini korumasını sağlamayı
amaçlıyordu" (147).
Fethullahçı yayın organlarında, dinlendiği önesürülenler
arasında, özellikle belli kurum ve kuruluşlarla, isimler ön
plana çıkarılmıştır. Örneğin, yayınlanan
listelerde, fethullahçı dernek, vakıf ya da istişare
heyet üyelerinin, eyalet ve bölge imamlarının telefonları
yeralmamıştır. Aynı şekilde, nakşibendi, süleymancı,
hizbullahçı ve benzeri siyasal islamcı tarikat ya da
cemaatlerin ilerigelenlerinin adlarına da bu listede rastlamak
olanaksızdır. Peki kimler ver bu listelerde? Öncelikle,
siyasal islamcılığın her türlüsünü
"tehdit" olarak algılayan kurum ve kuruluşlarla,
Atatürkçü olarak tanınan ya da "Atatürkçü Alevi"
olarak nitelendirilen tümü laik hukuktan yana kimi hukukçulara,
gazetecilere, işadamlarına ve akıllı bir taktikle
partileri de operasyona dahil etmek için, hemen her partiden politikacılara
yer verildiği anlaşılmıştır: Genel Kurmay
Başkanlığı, MGK, MSB Lojmanları, Orduevleri,
Yargıtay 8. Ceza Dairesi Üyeleri, Yusuf Kenan Doğan, Muhittin
Mıçak, Ahmet Köksal, Emin Çölaşan, Tuncay Özkan, Koray Düzgören,
Doğan Taşdelen, Ali Haydar Veziroğlu, Fikri Sağlar,
Ayhan Şahenk vd.
Sözkonusu listelerin medyada yayınlanmasından sonra,
operasyonun bir diğer aşamasına geçilmiştir. Gerek
medyada yeralan telkinler ve gerekse birebir görüşmeler çerçevesinde,
listelerde adı olan kişilerle, sivil toplum örgütlerinin,
idare aleyhine manevi tazminat davası açmaları istenmiştir.
Buna göre, idare mutlaka tazminat ödemeye mahkûm olacak ve ödediği
tazminat miktarlarını, Telekulak "sanıklarına"
rücu edecektir. Bu sonuç, intikam peşindeki fethullahçıların,
"hasım"larını madden-manen bitirmesi, tüketmesi,
kısaca bir daha asla başkaldıramayacak ölçüde
"imha" etmesi anlamına gelecektir.
Diğer taraftan, başta fethullahçılar olmak üzere, yurt
içindeki ve dışındaki tüm şeriatçı yapılanmaların
nefretle andıkları hukukçuların başını,
Eralp Özgen, Naci Ünver, Bilal Kartal, Mustafa Kıcalıoğlu,
Erol Kıcıman, Salim Öztuna, Vural Savaş, Şerife Öztürk,
Sabih Kanadoğlu, Mehmet Uyumaz, Yekta Güngör Özden, Güven Dinçer
vd. çekmektedir. Bu isimlerden Naci Ünver, Yargıtay 8. Daire Başkanı
olup, şair ve yazar kimliği ile de tanınan, son derecede
popüler bir Cumhuriyet hukukçusudur. İşte, Naci Ünver'in
telefonlarının dinlendiğine kanıt (!) teşkil
ettiği iddia edilen kasedin elegeçiriliş öyküsü:
Müfettişlerce hazırlanan Fezlekede, maddi delil olarak ortaya
konan ve Naci ÜNVER'e ait olduğu söylenen tarihsiz ve numara
bilgilerinden yoksun telefon dinleme kasetinin, 11 Haziran 1999
tarihinde, yani Osman Ak'ın görevden alınmasının
bir ay sonrasında, İstihbarat Şube Müdürlüğü'nün
9. katında bulunan hurdalık deposunda ele geçirildiği
beyan edilmektedir (148). Aslında söz konusu kasetin her hangi bir
yargı sürecinde, herhangi bir iddiaya delil teşkil etmesi de
yasal ölçütlerde mümkün değildir. Çünkü bu kasetin
istihbarat hizmetleri ile ilgili olarak kaydedilip kaydedilmediği,
kimler tarafından kaydedildiği, orijinal bir kayıt olup
olmadığı, hangi zaman sürecinde, hangi tarihte, hangi
telefonların kaydı olduğu belli olmadığı
gibi, tutanaklara bant çözümünün kağıda aktarılış
biçimi de daha önce benzerleri yüzlerce defa yapılmış
örneklere ve istihbarat teamülüne uymamaktadır. Çözümü yapan
istihbarat hizmetlerinde görevli M.Fecri Yıldız'ın bu
hususu bilmemesi, yani çözümleri kağıda aktarırken
tarih, saat, dinlenilen telefonun numara bilgisine ilişkin açıklamaları
kağıda geçirmemesi mümkün değildir.
İddialara delil olarak konulan kaset çözümünün incelenmesinde
tarih ve zaman bilgisi ile numara bilgisinin olmaması yanında
dikkat çeken diğer bir husus da, kaseti düzenleyenlerce iki ayrı
önemli mahiyette gibi görülen, telefon görüşmesi içermesidir.Dinleme
tekniği itibariyle orijinal olarak dinlemede kullanılan ve
telefon hattına bağlı cihazda takılı bir
kasette; tarih, zaman ve numara bilgilerinden hiç olmazsa birisinin yer
alması gerekir.
Diğer bir husus ise mezkur kasette önemli mahiyette görülen iki
ayrı görüşmenin ard arda bulunmasıdır. Oysa
telefon hattına bağlı bir cihazın yuvasına takılı
ve canlı dinlemede kullanılan kasette bir çok görüşme
bulunmalıdır, ki bu görüşmeler hayatın olağan
akışı içerisinde hedef telefonu kullananın aile, iş,
arkadaş, ticari vb. nitelikteki görüşmelerinden oluşur.
Cihazda hedefin konuşmalarını anında kaydeden
kasetin en önemli özelliklerinden birisi budur. Dinleme tekniği
itibariyle, hedef telefonun tüm görüşmeleri sürekli kaydedilir.
Herhangi bir operasyonel çalışmada yukarıda belirtilen
tarzda mutat görüşmelerle, önemli kabul edilen (çalışmanın
amacına hizmet edecek) görüşmelerin birbirinden ayrılması
gereklidir. Bunun içinde cihazda kullanılan kaset daha sonra ayıklanarak,
önemli görüşmelerin hepsi peş peşe bir başka
kasete arşivlenir. Önemli görüşmeleri içeren ve sonradan
bir çok kasetteki görüşmelerin ayıklanmasıyla oluşturulan
bu arşiv kaseti kesinlikle dinlemede kullanılan kaset yuvasına
sokulmaz, ayrı bir yerde muhafaza edilir. Tabii hurdalık
deposunda değil. Oysa dosya içeriğinden anlaşıldığı
üzere, mezkûr kaset iki ayrı değişik konuyu içeren önemli
görülebilecek görüşme içermekte, hiç bir mutat ya da konu dışı
görüşme içermemektedir.
Telekulak olayının hedef ismi olan Osman Ak, Kırıkkale
2. Asliye Ceza Mahkemesi'ne yapmış olduğu savunmada, örnekleri
çeşitlendirmiştir:
"Dosya içerisinde mevcut Emniyet Genel Müdürlüğü'nün
emir ve talimatlarına dayalı olarak Doğuş Holding Yönetim
Kurulu Başkanı NTV Televizyonunun sahibi A.Ş. ve Yargıtay
Üyesi K.A. hakkındaki ihbara ilişkin çalışmalarda:
Yargıtay, TBMM, çeşitli tanınmış iş
adamları, çeşitli büyük firmaların telefon numaralarıyla
karşılaşılmıştır.
Burada MGK Genel Sekreterliği, A.Ş. ve Genel Müdürü G.T.
ile bunlarla yakın ilişki içerisinde olan Yargıtay Üyesi
K. A.'nın PKK ile ilişkide olduğuna dair kendisine ulaşan
bir ihbar mektubunu Emniyet Genel Müdürlüğü'ne göndermiş,
İstihbarat Daire Başkanlığı da konunun araştırılmasını
ve neticeden de bilgi verilmesini emretmiştir. Emir doğrultusunda
yapılan çalışmalarda ihbarın doğru mu yoksa
iftira mı? olduğunun en kolay tespit yöntemi olarak
bilgisayar sorgulamasına başvurulmuş, arşivlerimizde
kayıtlı PKK'lılar ile anılan şahsiyetlerin
iltisakları araştırılmış ve ihbarın
iftiradan öte gitmediği tespit edilerek konu emir veren makama
iletilmiştir. Bu konudaki yazışmalar dosya içeriğinde
mevcuttur.
Bu örnekte görüleceği gibi iftirayı defetme sonucunu doğuran
çalışmamız, bugün suçlama (işadamlarını
dinlediler!, Yargıtay'ı dinlediler!...) şeklinde karşımıza
çıkartılmıştır.
İHD Genel Başkanı Akın Birdal'a düzenlenen silahlı
saldırı eylemiyle ilgili olarak yapılan çalışmalarda,
eylemin azmettiricilerinden olan ve aynı zamanda İstihbarat
Daire Başkanlığı'nın dosya içerisinde mevcut
çeşitli talimatlarla hakkında çalışma yapılması
istenen "yeşil" kod isimli Mahmut Yıldırım'ın
ilişki ve irtibatları araştırılırken:
Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, MGK, MİT
Müsteşarlığı, Genelkurmay Başkanlığı,
Jandarma Genel Komutanlığı, İl Jandarma Komutanlıkları,
Emniyet Genel Müdürlüğü, İstihbarat Daire Başkanlığı,
İzmir ve Kocaeli Emniyet Müdürlükleri, Harp Akademileri Komutanlığı'na
ait telefon numaralarıyla karşılaşılmıştır.
Dosya içeriğindeki bu konuya ilişkin yazışmalar
dikkatlice incelendiğinde hazırlanacak komplonun sanki
senaryosunun önceden yazıldığı rahatlıkla görülebilir
Kamuoyunda kumarhaneler kralı olarak bilinen Ömer Lüfü Topal'ın
özel kuryesi Yeşim Kuzey ile ilgili çalışmalarımızda:
Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı
Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı,
Hanefi Avcı veya İstihbarat Daire Başkanlığı
Bilgi İşlem Şube Müdürü, İstihbarat Daire Başkanlığı,
İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Antalya Emniyet Müdürlüğü,
Cumhurbaşkanlığı, Maliye Bakanlığı,
çeşitli medya kuruluşlarına ait telefon numaralarıyla
karşılaşılmıştır.
Mafya Babası Kürşat Yılmaz'ın yakalanmasına yönelik
olarak yapılan çalışmalarda:
Başbakanlık, Devlet Bakanı İkametgahı, Tarım
Orman ve Köyişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı,
Adalet Bakanlığı, Toplu Konut İdaresi'ne ait telefon
numaralarıyla karşılaşılmıştır.
Dönemin Devlet Bakanı Eyüp AŞIK aracılığı
ile Müdürlüğümüze gönderilen, yine dönemin Başbakanı
Mesut YILMAZ'ın İl Emniyet Müdürüne şifahi emirleri,
diğer kurumlara verdiği bilgilere bağlı olarak
Emniyet Genel Müdürlüğü'nce yazılı talimatla çalışma
yapılması istenilen Abdullah Argun ÇETİN isimli şahsın,
gerek verdiği bilgilerin doğruluğunun araştırılması,
gerekse ilişkilerinin tespiti için yapılan çalışmalarda:
Bazı Milletvekilleri, Ulaştırma Bakanlığı,
Gençlik ve Spor Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü,
ABD Büyükelçiliğine bağlı birimler, ANAP Genel
Merkezi, TBMM, çeşitli medya kuruluşlarına ait telefon
numaralarıyla karşılaşılmıştır.
Bu şahsın anlatımlarına inananlarca yürütülen
senaryolar ise, başlı başına bazı devlet görevlilerinin
durumlarını ortaya koyan trajikomik bir vakıadır.
Dosya içerisinde mevcut Emniyet Genel Müdürlüğü'nün emir ve
talimatları ile bu makamlarca gönderilen mahkeme kararlarına
dayalı olarak:
Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Çeşitli
Bakanlıklar, MGK, MİT Müsteşarlığı,
Genelkurmay Başkanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı,
İl Jandarma Komutanlıkları, Emniyet Genel Müdürlüğü,
İl Emniyet Müdürlükleri, çeşitli kamu kurumları, çeşitli
medya kurumları, birçok tanınmış işadamına
ait telefon numaralarıyla karşılaşılmıştır.
Dönemin Başbakanı Mesut YILMAZ, yanında Kanal D
Televizyonun yöneticilerinden Tuncay ÖZKAN olduğu halde İl
Emniyet Müdürümüzü konutuna çağırarak, "eski İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip ERDOĞAN'ın
hakkındaki yargılama kararını bozdurmak için Yargıtay'da
bazı kişilere rüşvet verileceğini, bu işlemde
aracı olanlardan birisinin Tuncay ÖZKAN ile ilişki halinde
olduğunu beyanla, anılan şahısla işbirliğine
girilerek çok gizli bir çalışma yapılması,
safahata ilişkin ara makamların yazılı yada şifahi
olarak bilgilendirilmemesi" yolundaki talimatı üzerine:
Tuncay ÖZKAN, İstihbarat Şubesindeki ilgili personelimizle
ilişkiye geçirilmiş, aracı olduğu iddia edilen
şahısla temas sağlanmış, verdiği bilgiler
doğrultusunda yapılan ön çalışmalarda anlatımları
tatmin edici bulunmayınca, şahsın ilişkide olduğunu
iddia ettiği yargı mensubumuzla teması gözlenmiş ve
olayın tamamen uydurma olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu durum ilgili makama iletilmek üzere Emniyet Müdürümüze arz
edilmiştir. Konuya Devlet ciddiyetinde ve hizmet gereği olması
gereken azami hassasiyette yaklaşılmış, Yüce Yargıtay'ı
şaibe altında bırakacak bu uydurma iddia, hiç bir yargı
mensubunu deşifre etmeden, haklarında iddiada bulunulanlar
hakkında gerçeği ortaya çıkartarak aklanmalarıyla
sonuçlanmış ve komplo bertaraf edilmiştir.
Ancak, şahıs beyanlarının "telefon detay
sorgulama" yöntemi ile asılsız olduğunun ortaya çıkartılması,
bu işlemden siyasi ve medyatik rant bekleyenleri üzmüş olmalı
ki, daha sonra akladığımız şahsiyetlerin
telefonlarını dinlediğimiz şeklinde suçlama olarak
karşımıza çıkartılmıştır.
Sayın Yargıtay üyelerimize yönelik komplo, hakkımızda
düzenlenen soruşturma evrakı içeriğinde de varlığını
devam ettirmiştir. Müfettişler hazırladıkları
fezlekenin 26. sayfasında Yargıtay Üyesi Sayın A.K.'nın
telefonunun 1 kez dinlendiğini beyan ederken, dayanak olarak gösterdikleri
belgeye göre (17 nolu klasör sayfa:1861) Sayın A.K. anılan
tarihte bu tek görüşmesini ne tesadüftür ki Yeşil Kod
isimli Mahmut Yıldırım'ın kardeşi Bahattin Yıldırım'ı
arayarak yapmış görünmektedir. Aslında bizlere bu soruşturmada
suç tasnii yapanlar, kendilerine göre daha önce bertaraf ettiğimiz
komployu canlandırmayı hedeflemişlerdir.
Yine kamuoyunda "Yeşil" olarak bilinen şahısla
telefon irtibatında olduğunu beyanla sıkça şahsıma
bilgi veren bir diğer medya köşe yazarının, arandığı
saatleri söyleyerek kendi gazetesinin telefonlarını
"detay sorgulamaya" tabi tutturmaya bizleri yönlendirmesi,
verdiği numaraların ilgisiz askeri ve yargı kurumlarının
santrallerine ait olması, daha sonra aleyhimizdeki asparagas gazete
ve televizyon haberlerin ön hazırlığının çok
öncelerden yapıldığının birer göstergesi olduğu
kanaatindeyim.
Yukarıdaki örneklemeler dışında Terör örgütlerine
mensup ya da müzahir yahut da geçmişte ilişkisi bulunan ve
faaliyetleri emir ve talimatlara dayalı izlenmesi gereken şahısların
durum ve temaslarının araştırılmasında da
"telefon detay sorgulama" yöntemine sıkça başvurulmuştur.
Bunların yakın aile çevresinde yada sair ilişkilerinde
yukarıda belirtilen ya da suçlanmamıza konu olan birçok
kurumlara ait telefon numaralarıyla sürekli olarak karşılaşılmıştır.
Örneğin bizlerin açığa alınmasından yaklaşık
8-9 ay sonra yapılan "HİZBULLAH" operasyonunun hazırlık
ve isimlendirme çalışmaları tarafımızdan yapılmış
olup, bizlerin bu birimlerde çalıştığımız
dönemlere rastlamaktadır. Örgütün Ankara ilindeki önemli
mensupları Başbakanlıkta görevli Abdulsamet YILDIZ,
Hacettepe Üniversitesinde görevli Abdurrahman ALPSOY'da dahil olmak üzere
tespit edilmiş, bu şahısların ilişkileri
bilgisayar ortamında araştırılırken, fiziki
takiplerine de başlanılmıştır.
Bu durum bazen aklıma geldikçe bu operasyon sürecinde görevde
olmadığıma seviniyorum. Şayet görevde olsa idim
herhalde şimdi huzurunuzda değil, 'izlediğim teröristlerin
tüm ilişki ve faaliyetlerini bildiğim halde adam kaçırmalarına,
gözetlediğim hücre evlerinde işkenceye tabi tutmalarına,
adam öldürmelerine ve gözümüzün önünde bahçelerine gömmelerine
göz yumduğum' iddiasıyla -ki görev ve sorumluluğum döneminde
böyle bir gelişme olmasına asla müsaade etmezdim- kesinlikle
ödüllendirilmeyecek, medya ve kamuoyu ise bu çelişkiyi derhal
yakalayacak ve şimdi Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanıyor
olacaktım.
Görev ve sorumluluğum döneminde Ankara ilinde hiçbir siyasi
cinayete mahal bırakmadık, teşebbüs edenleri anında
yakalayarak adalete teslim ettik, güvenlik açısından
tertemiz bir başkent bıraktık. Tarih bu gerçekleri zamanı
geldiğinde mutlaka ortaya koyacak, hiç kimsenin yaptığı
yanında kâr kalmayacaktır" (149).
|