|
Fethullah Gülen'i böylesine kızdıran ve müritlerini
sorumlulardan intikam alınması-misilleme yapılması
doğrultusunda harekete geçiren 18.3 1999 tarih ve 1820-99
(B.05.1.EGM.4.06.00.06) sayılı GİZLİ yazı ile
16.4.1999 tarih ve 2393-99 (B.05.1.egm.4.06.00.06) sayılı GİZLİ
yazı ile eklerindeki, toplam 79 sayfalık raporda, sözkonusu
İstihbarat Bülteni'nin aksine, son derecede önemli saptamalar
dikkat çekmektedir:
"Fethullah Gülen, hasım cephe (laik cephe olabilir) ile
ilgili net bilgiler alıp karşı tedbir geliştirmek için
istihbarat faaliyetlerinde bulunmayı da ihmal etmemektedir. Bu tür
ihmallerin kendilerine çok pahalıya mal olacağını
bilmektedir. Hatta daha ileri giderek, hasım cephenin önünde yürümenin
hizmet açısından şart olduğunu düşünmektedir.
Fethullah Gülen'in bu hususta bir hayli yol aldığını
inkâr etmek mümkün değildir. Son zamanlarda ordu, polis ve MİT
teşkilâtları arasına sızma faaliyetlerine ağırlık
verdiği bilinmektedir. Zira, ışık kışlalarında
özenle yetiştirilen ışık süvarileri, ağabeyleri
tarafından yönlendirilerek bu birimler için açılacak
imtihanlara özenle hazırlanarak sızma faaliyetleri içerisine
girdikleri alınan bilgilerdendir. Sızmalardan Emniyet Teşkilâtı'nın
en çok İstihbarat, Bilgi İşlem, Personel birimleri hedef
yapılmıştır" (44).
Raporda, Fethullah Gülen'den bir alıntı yapılarak şöyle
yorumlanmıştır:
"... 'Diyorlar ki; bu memleketin kurtuluşu için politika tek
çaredir. Sizler hangi hizmet üniteleriyle toplumu yükseltmeye çalışırsanız
çalışın, mevcut 'sistem' mutlaka hep sizin birkaç adım
önünüzde yürüyecek ve bu yarışta siz her zaman geride
kalacaksınız. Meseleyi kökten halletmenin bir tek çaresi
vardır: O da politika yoluyla iktidar olmaktır.
Diyorum ki; politik yolla hizmet vermek belki memleketi mutlu yarınlara
ulaştırma yollarından biri olabilir; ama, kesinlikle tek
yol olamaz. Böyle yanlış bir kabulleniş, günümüzün
realitelerine olduğu kadar, tarihi realitelere de göz yummak
demektir.
O hangi sihirli değnektir ki, durup dururken bir işaretle
adliyeyi, mülkiyeyi, maarifi düzeltip bizlere özlediğimiz temiz
ve nezih toplumu garanti etsin.
Ben her türlü ihtimale saygının yanında, kesin bir
dille ifade ediyorum ki, sizler, bütün toplumu, bütün üniteleriyle
istediğiniz seviyeye getirseniz bile, bu toplumun o seviyeye
motivesi için en az çeyrek asır geçmesi lazımdır. Bu lüzum
sadece bize has da değildir. Her büyük inkılâp ve köklü
değişim bunun böyle olmasını gerektirir' (Fasıldan
Fasıla, C.3, s. 232).
Fethullah Gülen, burada tam bir stratejist ve önemli bir sosyolog ve
siyaset uzmanı olduğuna işaret etmekte; politik yolla
hizmet vermenin memleketin kurtuluşunda tek çare olamayacağını,
bunun yanlış bir yöntem olduğunu ve özellikle de günümüzün
gerçeklerine, tarihi realitelere de ters geldiğini seçtiği
özel kelimelerle vurgulamaktadır. Günümüzün realiteleri
derken, herhalde 'karşı cephe' olarak adlandırdığı
toplumun kesimlerini; tarihi realite derken de geçmişte irticaya
karşı verilen mücadeleleri kastetmektedir. Fethullah GÜLEN,
mülkiyeyi, adliyeyi ve maarifi kastederken de, herhalde adliye yerine
şeriat mahkemelerini, mülkiye ile halifeliği, maarifle de
tekye-zaviye ve medreseleri özlemekte olduğunu anlatmaktadır.
Ancak bu şekilde özlediği nezih topluma kavuşacağını
düşünmektedir. Zaten son zamanlarda, ülkemizin yukarıda
kendisinin de ifade ettiği özel önem arzeden kurumlara kendi
yandaşlarını yerleştirmek için özel bir çaba
sarfetmesi ve 'Kolej' adı altında açtırdığı
medreselerde Risaleyi Nur'la aydınlanan gençleri yetiştirip
bu birimlerin kritik noktalarına yerleştirmek istemesindeki
gaye de, tabandan tavanı kuşatmaktan başka bir amaç taşımamaktadır"
(45).
Raporun, I. Bölümü'nün "Sonuç" kısmında, şu
değerlendirmeye yer verilmiştir:
"Fethullah GÜLEN'in Ölçü (1) adlı kitapçığının
60. sayfasında 'Yerinde durup mevziini koruma, düşmanı
alt etme ve hedefe varmanın en birinci vesilesidir, cepheyi terk
edip ayrılanlar ise yerlerinden ayrıldıkları andan
itibaren kaybetme yoluna girmiş sayılırlar' tarzındaki
telkin ve ciddi bir 'cephe' faaliyetinin varlığına işaret
edilmekte ve bu stratejinin mevcut çalışma sürecinin içersinde
uygulandığı müşahade edilmektedir.
Bu anlatım, geçmiş yıllarda yaşadığımız
'davadan döneni vurun' anlatımı da PKK'nın davadan ayrılan
militanlarına yönelik yapmış olduğu tehditlerle
paralellik arzetmektedir.
Tarikatın lideri konumundaki Fethullah GÜLEN'in imzasına havi
kitapların tetkikinden de anlaşılacağı gibi,
kendisini dinsel bir dava adamı olarak anlatmasına rağmen,
daha ziyade tarikatın propagandisti konumunda gözükmektedir.
Kitaplarının tetkikinden de anlaşılacağı
gibi, propaganda ağırlıklı kitaplarının üslûbu
ve ağdalı deyimleri ile dinsel telkin içeren kitapların
üslûp ve deyimlerinin farklılığı da, eserlerin tek
kaynağa ait değil, mal edilmiş şekilde yazılmış
olduğu görülmektedir.
Devletin Anayasal nizamını değiştirerek yerine
şer'i esaslara dayalı bir İslam devleti kurmayı
hedeflediği değerlendirilen Fethullah GÜLEN ve yandaşları,
28 Şubat Kararları'nın alınmasından sonra ve özellikle
soruşturma ile ilgili yazışmaların başlaması
ile birçok örgüt evini boşaltmış, örgütsel yapılanmaya
zarar vermemek için faaliyetlerini mevzii koruma kuralına uyarlamışlardır.
Şu anda birçok örgüt mensubu ve talebeleri aile evlerinde örgütsel
faaliyetlerini sürdürmektedirler.
Gülen örgütlenmesinin ekonomik boyutu da gözönüne alındığında,
gelecekte ülkemizi bekleyen tehlikenin büyüklüğü endişe
verici boyuttadır.
... Genel Müdürlüğümüz Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın
konu ile ilgili başlattığı soruşturmaya müteakip,
cemaat mensupları arasında tedirginliği artırdığı,
buna paralel olarak GÜLEN örgütlenmesinin temel taktiklerinden olan
takiyye yöntemleri uygulanmak suretiyle, tedbirlerin giderek artırıldığı
ve hatta savunma boyutundan saldırı boyutuna geçildiği gözlemlenmektedir"
(46).
Raporun II. Bölümünün "Sonuç" kısmında ise
şu yargıya yer verilmiştir:
"Örgüt kadrolarına, çeşitli vesilelerle nasihatlerde
bulunan yeterli 'kuvvete' sahip oluncaya kadar hedefe ulaşmak için,
teknik ve taktiklere başvurmasını yani sessiz ve derinden
giderek, hislerle değil mantıkla hareket edilmesini öğütleyen
Fethullah GÜLEN'in, kitaplarıyla biraz dikkatlice büyüteç altına
alındığında, kendi niyet ve hislerini gizleme yönünde
bile mantığını-aklını yeterince
kullanmaktan âciz bir kişi olduğu anlaşılacaktır.
Hal böyle iken, kendine ve kadrolarına Türkiye ve dünyayı
kurtarma misyonu biçmesi, buna inanmaları; bunun dışında
Allah'ın Peygamberin, Meleklerin kendilerini destekledikleri iddia
ve saplantısı içinde bulunması, kurtuluş için bütün
dünyanın kendilerini beklediğine, kendilerinin 'Allah'ın
Ordusu' olduğuna, kurtuluşun cemaata tâbi olmakla ve
ışık evlerde yetişmekle mümkün olacağına
inanması, Türkiye'yi nasıl bir tehlike ve karmaşanın,
nasıl bir çılgınlığın beklediğinin
somut işaretleridir.
İçinde bulunduğu ve bütün bu olumsuz düşüncelerini
rahatlıkla gündeme getirebildiği demokratik rejim içerisinde,
'hoşgörü beklentisi' içerisinde siyasi ve entelektüel birçok
kesimi etkileyebiliyor; demokratik haklarına dokunulduğunda
rejimle savaş yapmaktan çekinmeyeceğini de beyan edebiliyor.
Önlem alınmakta gecikildiği takdirde, tarih sayfaları
arasında kalan Babailer isyanından, Şeyh Bedrettin ve
Şeyh Said'e kadar uzanan din görünümlü isyanların belki de
en ciddi, en sinsi, en kapsamlı ve en tehlikelisi olabileceğine
işaret etmek yanıltıcı bir tahmin olmayacaktır"
(47).
|