"EMNİYET"TE YÜRÜTÜLEN OPERASYONLAR

 

 

Dönemin Emniyet Genel müdürü Yılmaz Ergun, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne gönderdiği 10.09.1992 tarih ve 244259 sayılı yazıda, fethullahçı istihbaratçılar konusunda bugüne kadar yapılmış en mükemmel, kusursuz ve tam suç tanımlamasını yapmıştır: "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti niteliklerini değiştirerek yerine şeriat düzenini getirmeyi amaçlayan illegal 'Fethullah Hocanın talebeleri' adlı örgütün teşkilatımız bünyesinde özellikle Polis Akademisi, Polis Koleji, Polis Okulları gibi Eğitim ve Öğretim Kurumlarında örgütlendiği, bu örgüte girmeyenlerin veya girmiş olup ayrılmak isteyenlerin tehdit edildikleri, ihbar edilmek ve disiplin cezası verilmek suretiyle meslekten ilişiklerinin kesildiği, üstleri hakkında suç tasnii ve iftiraya dayalı gerçek dışı belge ve tutanak tanzim ettikleri iddia edilen Emniyet mensupları hakkında inceleme ve soruşturma yapmak üzere görevlendirilen Polis Başmüfettişi İ. Sezgin Şenel tarafından düzenlenen 20.08.1992 gün ve B.05.1.EGM.0.60.01./15-92 sayılı fezlekeli tahkikat evrakı ilişikte gönderilmiştir. Bilgi ve gereğini rica ederim" (138).

Yıl 1992 ve fethullahçı istihbaratçıların, "bu örgüte girmeyenlerin veya girmiş olup ayrılmak isteyenlerin tehdit edildikleri, ihbar edilmek ve disiplin cezası verilmek suretiyle meslekten ilişiklerinin kesildiği, üstleri hakkında suç tasnii ve iftiraya dayalı gerçek dışı belge ve tutanak tanzim ettikleri" soruşturmayla sabit. Üstelik, dönemin Emniyet Genel Müdürü, bu soruşturma evrakını teşkilatın bilgisi ve gereği için dağıtıma tabi tutuyor. Ancak, bugüne kadar fethullahçılara ters düştüğü için kaç bin Emniyet mensubunun haksız suç isnadı ve iftiraya dayalı sahte belge ve tutanakla ya da tehdit, asılsız ihbarla disiplin cezası aldıkları, işlerinden atıldıkları bilinmiyor... Bu olgu, herhangi bir devlet kurumunda, diyelim ki Bayındırlık Bakanlığı'nda olsa, bir yere kadar "geniş" ve "ölçülü tepkili" olabilirsiniz; ama bu olgu, canımızı, malımızı, namusumuzu, özgürlüğümüzü, güvenliğimizi, kamu düzenimizi teslim ile emanet ettiğimiz Emniyet Teşkilâtı'nda sözkonusu olduğunda, en azından ülke aydınları olarak "kıyametleri koparmamız" gerekmiyor mu?!. Ama niye çıt çıkmıyor, sorusuna gelince, bunun yanıtını, tepki verenlerin ve de verecek olanların, yani cemaat deyimiyle "hasım"ların derhal tasfiye (imha) edilmelerinde; kamuoyunun bilgilendirilmesine yönelik girişimlerin en etkin biçimde önlenmesinde; soruşturma açtıran ve yürütenlerin pişman edilmesinde, kısaca Cumhuriyetin gelmiş geçmiş en tehlikeli dinsel organize suç örgütü karşısında birey olarak yalnız kalmanızda bulabilirsiniz...