|
Fethullahçı istihbaratçıların planlı
operasyonunun üçüncü evresinde, yargı-kolluk gücünün
birlikte harekete geçirilmesi yer almaktadır. Ç.E.V. Başkanı
Gülseven Yaşer'in, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi
Cumhuriyet Başsavcılığı'na ifade vermesi, süreci
durdurmaya yetmemiştir (118). Sonuçta, İstanbul 6 Nolu D.G.M.
Başkanlığı, Müteferrik No. 2002/288, Hazırlık
No. 2002/1134 kararla, "CMUK. 94-103 maddesi uyarınca usulüne
uygun olarak GÜNDÜZLEYİN BİR DEFAYA MAHSUS OLMAK ÜZERE
ARAMA YAPILMASI" hususunu Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne
tevdi etmiştir (119).
Bundan sonrasını, yani kimi emniyet mensuplarınca
sergilenen mizanseni, polis marifetiyle gerçekleştirilen aramanın
başından sonuna kadar içinde bulunan Ç.E.V. Genel Müdürü
Gülşen Can, 3.6.2002 tarihli durum tespit raporunda şöyle
anlatmaktadır:
"03.06.2002 Tarihinde sabah saat 9.30 sularında, T.C. Maliye
Bakanlığı İstanbul Defterdarlığı Boğaziçi
Bölge'den, Yavuz Oğuz ve Mustafa Güneş isimli kişilerce
yoklama yapılmış olup, ekteki tutanak imzalanmıştır.
Bu kişiler Vakıftan daha ayrılmadan, sayıları
20'ye yakın, ve aralarında daha önce misyonerlik panelimize
de katılmış olan Siyasi Şube'den Komiser Murat'ın
da bulunduğu İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden bir
ekip, ekteki arama izni ile birlikte gelip Vakıfta arama yapacaklarını
söylediler. 5 Katlı Vakıf Binasının ayrı ayrı
gruplarca (herkes kendi konusuna göre) aranması gerektiğini
belirtip, derhal bodrum kata inmek istediklerini bildirdiler. Çok kısa
bir sürede bütün katlara dağıldılar. Kütüphanenin ve
odamın bulunduğu katta görevli olarak benden başka
kimsenin olmaması nedeniyle, dağılmış olan kişileri
takip etmem çok zordu.
Derhal Ankara'da bulunan Vakıf Başkanı'mıza ve Av.
Suat Ballar'a haber verdim. Yönetim kurulu Üyelerimizden Arif Sönmez
ve Bike Karaduman hemen geldiler. Av. Arif H. Bildik de bir süre sonra
geldi. Emniyet mensupları ile birlikte Vakıflardan Melih Güler
de araştırmaya katıldı.
Kütüphanemiz aranırken ben o sıralarda Başkanımızın
odasını denetleyenlerin yanında idim, aşağıya
çağrıldım ve bazı PKK yanlısı el broşürleri
ile 2 adet A. Öcalan'ın kitaplarından bulunduğunu iddia
ettiler. Bunları ilk kez gördüğümü ve üzerinde ayrıca
ÇEV kitaplığının kaşesinin bulunmadığını
ve bu kitapların kitaplığımızla bir ilgisinin
olmayacağını belirttim. Bana 'kapı kapalı idi,
sizin denetimimiz sırasında yanımızda bulunması
için görevlendirdiğiniz arkadaşınız kapıyı
açtı, o da gördü bunlar burada idi' dediler ve inanılmaz hırçın
ve suçlayıcı bir ifadeleri vardı. Arzu da kapıyı
kendisinin açtığını söyledi, oysa ki sabah saat
9.00'da her zaman olduğu gibi kapı benim tarafımdan açılmıştı.
O sırada yine aynı katta emniyetten 7 veya 8 kişi görevli
bulunuyor idi, benim odamın kapısı açıktı
hatta bir görevli de benim odamda gazete okuyor idi. Bizden ise Kütüphanedeki
Arzu dışında hiç kimse yoktu.
Bir süre sonra başka bir görevli benim odamdaki kitapları
araştırırken, ÇEV ve Otopsi yayınlarının
bulunduğu az sayıdaki kitabın arasından 'bu ne'
diyerek PKK Gerçeği ve Apo olarak anımsıyabildiğim
bir kitap uzattı, hayatımda ilk kez gördüğüm bir kitap
olduğunu söyledim, ayrıca daha geçen hafta bir kitap aramak
için yeni elden geçirmiş idim o rafı. Sonuçta durum o kadar
gerçek dışı gibi ve komik idi ki Komiser Murat vakfa
gelen öğrencilere daha çok dikkat etmemiz gerektiğini, bu öğrencilerden
birinin de gelip bu kitapları o rafa yerleştirebileceğini
söyledi. Daha sonra odama gelen Melih Güler, ki tavrı Emniyet
Mensuplarınınkinden de daha itici idi, Yönetim Kurulu
kararlarını ve üzerinde American Board yazılı bir
dosyayı (içinde çocuk kulübü ve yaz okulları projesiyle
ilgili bilgilerin bulunduğu) aldı... Ayrıca her türlü
özel evraklarım da tetkik edildi.
Başkomiserin izni olmadan dışarıya hiç kimsenin çıkamayacağını,
ayrıca dışarıdan da hiç kimsenin içeriye
giremiyeceğini söylediler. Bu arada bir grup, ÇEV Yönetim Kurulu
Başkanının odasında hem maç seyrediyor hem de evrak
inceliyorlardı. Akşama doğru Muhasebeye çağrıldım
ve yeşil bir CD gösterdiler. Bunu kasaya kim koydu diye sordular.
İlk kez gördüğüm CD'nin çok önemli olduğunu söylediler.
İşlerinin ne zaman biteceğini sorduğumda, sizi kendi
mekanınızda misafir ediyoruz aksi takdirde sizi emniyette
tutacaktık dediler. Bütün aldıkları evraklar
kolilendikten sonra bir zabıt tutuldu. Sözü edilen kitapların
zapta geçerken ÇEV Kaşeli olmadıklarını
belirtilmesini istedim, 'bunu daha sonra savunmanızda belirtirsiniz
şimdi bunu imzalayın yoksa bizimle emniyete gelirsiniz'
dediler.
Dışarıda bekleyen basın mensuplarına biz vakıf
zarar görsün istemiyoruz, bu nedenle hiçbir açıklamada bulunmayın
bizler kimselere bir şey söylemiyoruz dediler, ancak hepsi dağıldıktan
sonra saat yedi buçuk sularında vakfa gelen basın mensupları
PKK yanlısı yayınlar varmış polislerden duyduk,
dediler. Av. Arif Beyle birlikte kendi aramızda bir zabıt
tuttuktan sonra arkadaşlar saat dokuza doğru vakıftan ayrıldı"
(120).
Mizansenin daha iyi anlaşılabilmesi için, normal olarak arama
boyunca binada bulunan Ç.E.V. çalışanlarının ifade
tutanaklarının da bilinmesi gerekmektedir. İşte,
bunlardan biri olan Arzu Miroğlu'nun ifadesi:
"03 Haziran 2002 günü saat 11 sularında masamda çalışırken,
Sn. Emine hm. Tarafından 2. kata çağrıldım. DGM
tarafından mahkeme kararı ile vakfımız aranacağı
ve benim Kütüphane aranırken hazirun olarak bulunmam istendi.
Merdivenlerden inerken 2 kişinin kütüphane kapısında
beklediğini gördüm ve kapıyı iterek kütüphaneye
girdik. Bir polis sol, diğer polis sağ tarafa yöneldi. Sol
tarafa yönelen adının İlker olduğunu zannettiğim
komiser aramanın birinci dakikasında Abdullah Öcalan'ın
Halk Ayaklanmasında Militan Kişilik isimli kitabından 2
adet ve bir takım yasa dışı örgütlerin
bildirilerini buldu. Bana bu örgütleri tanıyıp tanımadığım
soruldu. Tanımadığımı belirttim. Onlar PKK'nın
iki örgütü olduğunu bir tanesinin PKK'nın askeri kanadı
olduğunu, diğerinin siyasi kanadı olduğunu, mavi çarşı
ve mısır çarşısı olaylarını bu örgütlerin
yaptığını söyledi. Ne kadar profesyonelsiniz dediğimde:
Biz ne aradığımızı çok iyi biliyoruz dediler.
Bu işlerle hiçbir ilgimiz olmadığını bu kitap
ve belgeler ile ilk kez karşılaştığımızı
söyledim. Ağaçtaki öğrencilere bakılırsa çok tanıdık
simalar olduğunu söylediler.
Bulunan Abdullah Öcalan'ın kitabında bizim kaşemiz olmadığının
ve bulunan bildirilerin tarafımdan ilk kez görüldüğünün
daha önce bunların burada olmasının mümkün olamayacağını
söyledim. O zaman biz mi koyduk onu mu demek istiyorsun dediklerinde:
Hayır burası herkese açık bir kütüphane, belli ki
birileri tarafından kasıtlı konmuş diye söyledim.
Bu ibarelerin Avukatımız Sn. Arif Bey tarafından da
tutanağa şerh konması istendi ancak görevliler bunların
tutanağa yazılamayacağını, onları
savunmada söylersiniz dediler. Tutanağı imzalamazsam
kesinlikle göz altına alınacağımı 4 güne
kadar içerde kalabileceğimi söylediler. Bunun üzerine korktum ve
imzaladım" (121).
Mizansenin bir başka boyutunu, CD'ler ile ilgili olanını
da, yine bir başka Vakıf çalışanı Emine Macun,
ifadesinde şöyle yansıtmaktadır:
"03.06.2002 Günü sabah 10.30-11 sularında Gn. Müdürümüz
Sn. Gülşen Can tarafından giriş katına çağrıldım.
Aşağıda 15-20 görevli bulunuyordu. Vakfımıza
DGM Mahkemesi kararınca aranacağı söylendi. Görevli bir
kişi her odaya bir hazirun eşliğinde arama yapacaklarını
belirtti. Arzu arkadaşımızı 2. kattaki kütüphane
odasına çağırdım, 2 görevli ile orada hazirun
olarak bulundu. . İsmail arkadaşımız 2 kişi ile
depomuza indi, biz de diğer görevlilerle 3. kata çıktık.
Cem Bey 4. kattaki Vakıf Başkanımız Sn. Gülseven Yaşer
odasına diğer yetkili arkadaşlarla çıktı.
İnci hm. ve ben 3. katta bulunan muhasebe odasına birkaç
arkadaşla girdik. Vakıflardan görevli Sn. Melih Güler bir görevli
ile dolaplarımızdan dosyalarımızı, muhasebe
defterlerini, çekmecelerimizden çıkan evrak ve disketleri odadaki
bir masanın üzerine yığmaya başladı, daha
sonra Sn. Melih Güler tarafından kasanın açılması
istendi, kasayı açtım içindeki parayı birlikte saydık,
bir kağıdın üzerine çıkan rakam not alındı
ve parayı kasaya koydum, kasanın altında bulunan kilitli
kısmı açmam istendi açtım, orada bulunan muhtelif
zamanlarda yapılan etkinliklerimize ait video kasetleri, ana
bilgisayarın disketleri, muhasebe disketleri, birkaç CD, kullanılmış
ve kullanacağımız makbuzlar hepsini diğer evrakların
bulunduğu masanın üzerine Melih Bey tarafından konuldu.
Ayrıca vakfa ait 3 adet çek karnesi de diğer evrakların
üzerine konuldu, bir süre sonra aşağıdan çağrılmam
üzere çek karnelerini tekrar kasaya koymayı ya da tutanak tutmayı
talep ettim. Melih bey bize güvenmiyor musun, dedi, tutanağın
evraklarla bir tutulacağını söyleyerek çekleri tekrar
kasaya koyabileceğimi belirtti. Akşam 6.30 sularında aşağıdan
çağrıldım, bir görevlinin elinde 2 adet yeşil CD kılıflarında
Ankara-Deniz yazılı, bana bu CD'lerin neler olduğunu, kim
tarafından verildiği ısrarla soruldu, hiç görmediğimi,
hatırlamadığımı söyledim. Hatırlamam
gerektiği, suçlu duruma düşeceğim ifade edildi.
CD'lerin kasadan çıkanların yanında bulunduğu söylendi.
Daha sonra kütüphaneye indik, kütüphaneden bazı kitaplarla
belgelerin bulunduğunu öğrendik. Bunları da ilk defa gördüğümüzü
belirttik. Tutanak tutuldu, imzalamamız istendi, kabul etmediğimiz
takdirde emniyete giderek ifade vermemiz gerektiği söylendi ve
kasa tutanağının ayrı tutulacağını o
zaman öğrendim, kasa tutanağı tutuldu ve bahsedilen 2 CD
bunların arasına yazıldı. O arada 4-5 adet CD daha
dikkatimi çekti, onları da daha önce görmediğimi söyledim.
O CD'lerin Cem bey'in Batman Proje etkinliklerine ait olduğu ve Cem
beyin odasından alındığı anlaşıldı
ve tutanağa eklenmekten vazgeçildi. Tutanak Gülşen hm. Avk.
Arif bey ve tarafımca imzalandı" (122).
Çağdaş Eğitim Vakfı, emniyet eliyle maruz bırakıldığı
bu "anlamlı" operasyon karşısında, bir
yandan hukuksal mücadelesini sürdürken, diğer yandan da
kamuoyunu acilen bilgilendirmeye yönelik bir bildiri yayınlamıştır:
"Çağdaş bir Türkiye'nin teminatı olan gençliğin,
irticanın karanlık emellerine alet edilmemesi ve gelecekte karşılaşılabilecek
olumsuzlukların engellenmesi amacıyla kurulan Çağdaş
Eğitim Vakfı, cemaatlere karşı mücadelesinde bu
tarihe kadar sayısız güçlüklerle karşılaşmış
ve neticede bu gün vakıf merkezi bir komplonun sonucunda emniyet
birimlerince aranarak, vakıf evraklarına el konulmuştur.
Emniyet birimleri arama gerekçesi olarak, 'PKK'ya yardım ve yataklık
yapılmasını' gerekçe göstermişlerdir. Uzun süreden
beri vakfımıza yönelik devam etmekte olan tertibin son halkasını
teşkil eden bu ağır suçlamayı vakfımızın
kabul edebilmesi mümkün değildir.
Son suçlama Işık TV televizyon kanalında 4 Mayıs
2002 tarihinde yayınlanıp, 6 Mayıs 2002 tarihinde Ankara
2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne sanık Fethullah Gülen
vekilleri tarafından sunulan ve vakfımızın PKK'lılara
burs verdiği iddiası ile ilgili olup, bu iddia İstanbul
Emniyet Müdürlüğü'nde görevli fethullahçı bir emniyet
mensubunun vakıfla irtibat kurarak gerçekleştirdiği ajan
provokasyon tertibin ve dezenformasyon faaliyetinin sonucudur.
İlgililer hakkındaki tüm yasal haklarımız saklı
kalmak üzere gerekli açıklamalar 4.6.2002 Salı günü saat
12.00'de Vakıf Merkezimizde kamuoyuna yapılacak olup,
'stratejik denge' aşamasında tertipler düzenleyerek
'Cumhuriyetin temel değerlerinin değiştirilmesinde aktif
faaliyete geçen irticaya karşı', tüm Cumhuriyet aydınlarını
göreve davet ediyoruz" (123).
Çağdaş Eğitim Vakfı'nın bu açıklaması,
maalesef Basında yer bulmamıştır. "Çamur at,
izi kalır" taktiği ile hareket eden fethullahçı
istihbaratçıların tüm hesapları, Milliyet Gazetesi
yazarlarından Tuncay Özkan ile Star Gazetesi yazarlarından
Saygı Öztürk'ün köşe yazıları ile bozulmuştur.
Bir başka deyişle, Ç.E.V. üzerinde oynanan oyunlar, bu iki
yazar tarafından kamuoyuna tüm çıplaklığı ile
deşifre edilmiştir. İşte bunlardan Tuncay Özkan'ın
yazdıkları:
"... Neden Çağdaş Eğitim Vakfı
Önce Çağdaş Eğitim Vakfı'nın başına
örülmek istenen komployu anlatayım. Bu vakıf ilk olarak Çağdaş
Yaşamı Destekleme Derneği'yle birlikte Sadettin Tantan döneminde
kapatılmak istendi. Bu kapatma oyununun arkasında kendi yazdıklarıyla
bu vakfı ihbar eden İslamcı bazı gazeteler ve
yazarlarının başlattığı kampanya vardı.
Bunların kapanmasının istenmesindeki amaç şu, bu
vakıflar Fethullah Gülen davasının itirafçı çocuklarını
bulup ortaya çıkartan ve davanın açılmasında en
etkin gücü oluşturan sivil toplum örgütleri. Bunları yok
etmek için çabalamalarının nedeni bu. Ayrıca bu vakıflar,
Gülen ve diğer İslamcı cemaatlerin el attığı
burs verdiği her çocuğa gidip burs veriyorlar. Onlara
Cumhuriyet devrimlerini ve aydınlanmayı anlatıyorlar.
Polis ajanı komploda
Kapatma davaları, üst üste gelen incelemeler sökmeyince, şimdi
kumpasa polis içindeki adamlarını kattılar. Bunlardan
İstanbul Emniyeti'nde Terörle Mücadele'de görevli bir komiser
(B.Ö.) polis kimliğini kullanarak vakfa sızıyor. Sonra
da önce Fethullah davasının itirafçı çocuklarının
kimliğini öğrenip onların davadan vazgeçmesini sağlıyor,
ardından da vakıfın dağıttığı
burslardan alan iki öğrencinin PKK'lı olduğunu
savlayarak bununla ilgili bir gizli kamera çekimi gerçekleştiriyor.
Bu çekim İslamcı basında yayımlanınca, Ankara
DGM soruşturma başlatıyor. Ama daha sonra görevsizlik
kararıyla olayı İstanbul'a gönderiyor. Bu sırada
İstanbul Emniyeti'ne yazılan bir arama yazısı ajan
polisin bağlı olduğu Terör ile Mücadele ekiplerine ulaşıyor.
Bunlar Vakfı basıyor ve ne ilginç, daha dün yayın yasağı
konulan Nuh Mete Yüksel'e ait olduğu iddia edilen seks şantajı
kasetlerinden buluveriyorlar. Abdullah Öcalan'a methiye kitapları
ve yazılar buluyorlar. Yeni Şafak gazetesi de bunu haber yapmış.
İyi de bu kasedi oraya koymadan önce Nuh Mete Yüksel'e gönderip
şantaj yapanlar kim o zaman?
Nuh Mete Yüksel ile dün telefonla bir görüşme yaptım. Yüksel,
Çağdaş Eğitim Vakfı ile ilgili olarak yapılanları
'oyun içinde oyun' diye nitelendirdi. 'Bu vakıftaki aramadan çok
önce bana bu şantajı yapmak istediler. Ama daha önce Çağdaş
Eğitim Vakfı'nı katarak olayın yönünü, değerlendirilmesini
ve algılamasını değiştirmeye çalışıyorlar.
Bunların yaptıklarını görüyoruz. Yanlarına
kalmayacaktır. Bunu yapanları tek tek bulup ortaya çıkartacağım.
Bu yolla etkilemeye çalıştıkları davalar yargının
şaşmaz terazisinde tartılıyor. Bir Nuh Mete Yüksel'i,
Çağdaş Eğitim Vakfı'nı yok etmekle ne
yapacaklarını sanıyorlar. Biz gideriz Cumhuriyet'e ve Türkiye'ye
sahip çıkacak başka savcılar gelir. Türk adaleti bu
oyunları, şantajları boşa çıkartır, kimse
merak etmesin' dedi.
Bir taşla iki kuş
Bir taşla iki kuş vuracaklar ya! Hem vakfı, hem de Nuh
Mete Yüksel'i harcamış olacaklar. Akıllı adamlar değil
mi? Bu komploda biri bana çıkıp polisin eli yok desin. O ajan
provokatör polis şimdi açığa alındı. Müfettiş
soruşturması başlayacak. Ama onun arkasından İstanbul
terör ile Mücadele'ye sızan veya istihbarata sızan irticacı
güçler ne olacak? Ankara'da ya da polisin merkez birimlerinde
istihbarat ve diğer ünitelerde cirit atan bu irticacı
polislere kim dur diyecek?
İrticacı polisler atakta. Bunların ortaya çıkartılması,
bu komploların aydınlatılması için DGM savcılıklarını,
İçişleri Bakanlığı'nı göreve çağırıyorum.
Şimdi hiçbir terör ile Mücadele birimi ayağa kalkıp
biz, Hizbullah ile mücadele ediyoruz demesin. Hizbullah ayrı,
Fethullah ve diğer gruplar ayrı. Bunlarla da mücadele edin de
görelim. Yoksa bu ülkede irtica yuvalarının polisi ele geçirmesinin
önüne geçmek imkânsız olacaktır" (124).
Tuncay Özkan'ın yazdıkları, Emniyet Genel Müdürlüğü
ya da İçişleri Bakanlığı tarafından hiçbir
şekilde tekzip edilmemiştir. Tertibin anlaşılmasına
rağmen, mağdur olan Çağdaş Eğitim Vakfı,
kendini aklama çabalarını sürdürmeye devam etmiştir.
Örneğin, montaj kasede yer veren TV kanallarına ve gazetelere
noter kanalıyla açıklama gönderilmiş ve haklarında
100'er milyar TL manevi tazminat davaları açılmıştır
(125). Diğer taraftan, Vakıf Avukatları, İstanbul 6
Nolu DGM Başkanlığı'na verdikleri itiraz dilekçesi
ile usulsüz aramaya itiraz ederken, bu arama sırasında el
konulan Vakfa ait tüm evrak, belge ve her türlü malzemenin iadesi
talebinde bulunmuşlardır. Bu dilekçe, Vakfa yönelik tertibi
ortaya koymasının yanısıra, içeriği itibariyle
de son derecede önemli olup, daha sonra İstanbul Devlet Güvenlik
Mahkemesi Başsavcılığı tarafından verilen
TAKİPSİZLİK kararına dayanak oluşturmuştur:
"İtirazlarımız: MAHKEMENİZCE VERİLEN ARAMA
KARARI YÖNÜNDEN:
1) İstanbul DGM C. Başsavcılığının
31.05.2002 gün ve 2002/1134 hazırlık sayılı talep
yazısı hukuka ve usul hükümlerine göre aykırılıklar
taşımakta ve amacını aşan bir özellik göstermektedir.
Zira yürütülen soruşturmada savcılık makamı ÇEV'in
Başkanı olan Gülseven Yaşer'i ifadesi alınmak üzere
davet etmiştir. Vakfın avukatlarından Av. Arif Hikmet
Bildik ile Gülseven Yaşer 28.05.2002 günü soruşturmayı
yürüten Savcı Ali Yorulmaz'a gitmiş ve savcılık
yazılı ifade vermek ve belgeleri ibraz etmek üzere Gülseven
Yaşer'e 3 gün süre vermiştir.
2) Bu süreye uyulmuş ve Vakıf Başkanı Gülseven Yaşer
31.05.2002 günü öğleden sonra tüm soruların ve olayların
içeriğini açıklayan bir dilekçe ve ekimde; a) Olayların
başlangıcı olan ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde
görevli bir komiserin çektiği gizli görüntüleri içeren CD ve
yine bu kişi ile yapılan telefon görüşmesini içeren
CD, b) Hakkımızdaki şikayete neden gösterilen ve PKK'lı
diye lanse edilen öğrencilere ait vakıf dosyasındaki tüm
kayıt belge ve bilgiler ile bu kişilere yapılan ödemelerin
ay ay dökümünü içeren muhasebe kayıtları, c) Yine bu görüntülerin
yayınlanması ile tarafımızdan başlatmış
olduğumuz hukuki süreçlere ilişkin ihbarname örnekleri,
dava dilekçe örnekleri, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne
yapmış olduğumuz şikayet dilekçesi örneği
gibi olayın soruşturmasına ışık tutacak ve
vakfımızda bulunan tüm bilgi ve belgeler 3 adet dosya halinde
savcılık makamına teslim etmiştir.
3) Savcılık makamı daha bizim vermiş bulunduğumuz
dilekçe ve eklerini incelemeden aynı gün Ankara Devlet Güvenlik
Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'nca 2002/196
Hazırlık numarası ile sürdürülen soruşturmayı
da neden göstererek mahkemenize başvurmuştur. Oysa Ankara
Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı
tarafından sürdürülen bu soruşturma yetkisizlik kararı
ile zaten İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'na
gönderilmiş bulunmaktadır. Yani Ankara Devlet Güvenlik
Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'nın
2002/196 Hazırlık numaralı soruşturması
mahkemenize başvurulmayı gerektirmemektedir.
4) Bizim, savcılık makamına vermiş bulunduğumuz
belge ve bilgiler yürütülen soruşturmayı açıklayıcı
ve belgeleyici niteliktedir. Eğer bizden başkaca belgeler
istense idi bunları da seve seve ve derhal savcılık makamına
ibraz ederdik. Bu nedenle de mahkemenize yapılan başvurunun
hukuki dayanağı yoktur. Soruşturmanın sürdürülmesine
olumlu bir katkısı dahi bulunmamaktadır. Yapılan
arama ile yeni bir belge ve bilgi elde edilmediği gibi vakıf
bundan büyük zarar görmüş ve görmeye de devam etmektedir.
|