|
Fethullahçılar için Emniyet'in Eğitim, TEM, Bilgi
İşlem, Narkotik gibi tüm birimlerinde kadrolaşmanın,
Teşkilâtı yönetmek ve kontrolde tutmak için kaçınılmaz
olduğu anlaşılıyor. Ancak, Emniyet'te bir birim var
ki, ülkenin kontrolünü elde tutmak için stratejik ve hayati öneme
haiz: İstihbarat Daire Başkanlığı!..
Her şeyden önce, bu birimde çalışan istihbaratçının
görev ve sorumluluk alanı son derecede geniştir. Bir tarafta
Yasa - Tüzük ve Yönetmeliklerin polise verdiği sorumluluk, diğer
tarafta da özetle, "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne,
Anayasal düzenine ve genel güvenliğe dair önleyici ve koruyucu
tedbirleri almak, ülke seviyesinde İstihbarat faaliyetinde
bulunmak, Milli güvenliği tehlikeye düşürecek her şeyi
tespit ve zararsız hale getirmek, espiyonajla mücadele yapmak, beşinci
kol faaliyetlerini önlemek, Uluslar arası terörizmle mücadele
etmek, TCK 125 - 176 maddelerinde belirtilen ve SUÇ SAYILAN HUSUSLARLA
mücadele etmek, DGM görev alanına giren suçlarla ilgili çalışma
yapmak v.s. ve bu faaliyetler içinde yer alan, tahrik, teşvik,
himaye ve yardım edenler hakkında açık ve kapalı
kaynaklardan her türlü bilgi toplamak" (İstihbarat Yönetmeliği
Madde 14) ve diğer birçok görev ve sorumluluklarla yüklendirilmiş
bir İstihbarat personelinin önemi tartışılmazdır.
Diğer taraftan, İstihbarat Daire Başkanlığı'na
gelince, bu birimde görev yapmak, her Emniyet mensubu için ayrıcalıktır.
Cumhuriyete ve Devlete bağlı bir istihbaratçı için bu
Daire'nin personeli olmak, başlıbaşına onur ve gurur
nedenidir. Yabancı ülke istihbarat servisleri, siyasal rejimi değiştirmeyi
amaçlayan tarikat, cemaat ve örgütlerle, mafya mensupları açısından
da bu birim, anlaşılır nedenlerden dolayı ayrı
bir "cazibe merkezidir". Ama ille de neden, diye soruyarsanız,
işte gerekçelerinden sadece biri, şüphelilere ait telefonların
dinlenmesi:
İstihbarat hizmetlerinde Türk Telekom, Turkcell, Aria, Aycell ve
Telsim şirketleri ile İstihbarat Daire Başkanlığı
ve bağlı birimleri koordinasyonlu bir çalışma yürütürler.
İstihbarat Daire Başkanlığı diğer
istihbarat kurumlarının da yaptığı gibi,
telekom şirketlerinin ay sonlarında faturalandırmaya esas
olan ayrıntılı fatura bilgilerini digital ortamda
bilgisayar disketleri halinde bu kurumlardan alarak kendi merkez
bilgisayarındaki bilgi bankasında toplar. Bunun yanı sıra
"118 Bilinmeyen Numaralar" adres bilgilerini, ASKİ, TEDAŞ,
Seçmen Kütükleri, ÖSYM başvuru formları, vb. gibi kimlik
ve adres bilgilerini içeren değişik kurumlara ait bilgisayar
ortamında muhafaza edilen bilgileri de yine bilgisayar disketleri
halinde anılan kurumlardan toplayarak bu bilgi bankasına yükler.
Ayrıca ankesörlü telefonlara ait telefon kartlarının
digital ortamda tutulan kimlik ve arama bilgilerini de bölgesel olarak
bilgisayar verileri halinde alarak bunu da merkez bilgisayarındaki
bilgi bankasına depolar.
Kısacası İstihbarat Daire Başkanlığı'nda
sürekli güncelleştirilen ve geliştirilen zengin bir
kimlik-adres-ilişki kütüphanesi oluşturulmuştur. İstihbarat
Daire Başkanlığı bu bilgileri özel yazılım
ve programlarla hizmete uygun olarak kendi bilgisayar ağı üzerinden
merkez ve taşra birimlerinin tümünün kullanımına açar.
İstihbarat personeli de sadece bilgisayara giriş şifresini
kullanarak, bu bilgi hazinesinden dilediği bilgiye sınırsız
denebilecek ulaşma yetkisiyle ulaşır ve kendi çalışmalarına
konfigüre eder. Bu aşama sonrasında toplanılan her türlü
istihbarat bilgileri değerlendirildikten sonra sanık, suçlu,
zanlı değerlendirilir, muhtemel olabilecek bağlantılar
belirlenir ve bu noktadan itibaren işleme başlar.
Bu sistem aynı zamanda tahkikata esas olan çalışmalarda,
ülke ve bölge seviyesindeki terörle mücadele bağlamındaki
terör analizlerinde de etkili olarak kullanılır. Örneğin,
yurtdışında bulunan bir terör karargahına ait
istihbari kaynaklardan ulaşan herhangi bir telefon numarasından
hareketle, bu telefon numarasını ülke genelinde, bölge, il,
ilçe, mahalle, semt, köy gibi yerleşim birimlerinde arayan tüm
numaralar tespit edilerek, bu bilgilerin değerlendirilmesiyle hedef
örgütlerin detaylı analizleri yapılarak, üstlenme ve
faaliyet bölgeleri, herhangi bir telefon dinlemesine dahi gerek
duyulmadan tespit edilebilir. Bundan sonra ise dar bölgelerde çok
basit düzeyde yürütülecek istihbarat faaliyetleri operasyona dönüştürülerek
örgütler çökertilir.
Bugün ülke genelinde terörizm marjinal bir seviyeye düşürülmüş
ise; bunu sağlayan en önemli etken siyasi ve medyatik şovmenler
değil, 1994-1999 yılları arasında bu sistemler üzerinde
emek sarf eden, gecesini gündüzüne katarak günlerce, hiçbir menfaat
düşünmeden, aile yaşantısını görevi uğruna
ihmal eden Atatürkçü, laik kadrolardır. Zira, bu birime sızmış
fethullahçıların, kendi deyimleriyle "T.C.'ye düşman"
çevrelerle bir alıp veremediği yoktur. Onların tehdit
algılaması, kendi cemaatlerinin çıkar örgüsü çerçevesindedir
ve sadece cemaat düşmaat düşmanlarını kapsar. Örneğin,
fethullahçı İstihbaratçıların "hizbullahçılara"
sevgi ve saygısı, şeyhlerinin bu yapılanma ile
ilgili düşünce ve yorumlarına dayanmaktadır (139). Ama
ne zaman ki kürtçü-nurcu kesimden biri, Med-Zehra Vakfı Başkanı,
bu yasadışı yapılanma tarafından öldürülmüştür,
fethullahçıların yaklaşımı da aniden değişerek,
hizbullahın adını, "hizbulvahşet" olarak
ilân etmişlerdir.
Konumuza dönersek, bu sistem sayesinde aranan herhangi bir kişinin,
bulunduğu illegal ortamda yaşamsal zorunluluğu olan
"iletişim ihtiyacı" göz önünde bulundurularak, geçmişteki
legal hayatında kendisinin veya yakın çevresinin bilinen
adres ve telefon bilgilerinden, bilgisayar ortamında geliştirilen
kombinezon hesap mantığı ile, kriminalistik ilişkilendirme
ve değerlendirmeler sonucu bugünkü adresini mevcut sistem
dahilinde tespit etmek mümkündür. Yine bu şahsın tüm
ailevi, ticari, siyasi, yasadışı vb. ilişki ve
irtibatlarını da belirlemek çok kolaydır. Aynı
şekilde herhangi bir kişi yada kuruma ilişkin ihbar ve
haberin doğruluğunu teyit etmede, iftiranın tespitinde de
çok önemli bir yöntemdir.
Kısacası bu sistem istihbarat hizmetlerinin beyni ve çağımızın
kazandırdığı en etkili haber işleme tekniğidir.
Ne var ki fethullahçılar, 1999'dan itibaren sırf hasımlarını
suçlama dayanağı olarak bu sistemi deşifre etmişlerdir.
Artık tüm suç şebekelerince sistemin gücü ve çalışma
prensipleri bilinmekte ve karşı önlemler geliştirilmektedir.
Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan
Fethullah Gülen hakkındaki ünlü rapor sonrasında, Ankara
Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibinin, fethullahçıların
Emniyetteki uzantılarının mutlaka tasfiyeleri konusunda
kararlılığı açık biçimde ortaya çıkmıştır.
Özellikle, Cevdet Saral tarafından imzalanan 10 Şubat 1999
tarih ve B.05.1.EGM.4.06.00.06 tarihli "çok gizli" yazı,
bu kararlılığı daha ileri boyutlara, Türkiye
genelindeki yapılanmaya taşırken, fethullahçı
istihbaratçıları da, deyim yerindeyse, çılgına çevirmiştir.
İşte, fethullahçı istihbaratçılar tarafından,
"bilgi için" imam (!) düzeyindeki müritlerine de dağıtımı
yapılan bu yazıda, şu önemli hususlar önerilmiştir:
"... Hal böyleyken, ilgi (a.b.c.) ve Teftiş Kurulu Daire Başkanlığı'nın
İlimize intikal eden yazılarında yürütülen incelemenin
örgütsel boyutlarından söz edilmekte buna karşın müdürlüğümüzden
lokal anlamda çok yönlü araştırma istenmektedir.
Son yayınlarla inceleme ve soruşturmaya neden olduğu anlaşılan
bu 'örgütlenmenin' veya 'tarikatın' oluşumunun nasıl
olduğu, kimler tarafından yürütüldüğü, teşkilatımıza
sızmaların nasıl gerçekleştirildiği hususları
hakkında geniş çaplı araştırma için yeni
bilgilere ihtiyaç hissedildiğinden, ilk anda F. GÜLEN'le ilgili
yazılan kitaplardan elde edilen değerlendirmeler ve teyide
muhtaç diğer kaynaklardan derlenen bilgiler
ışığında ulaşılan kanaat, bu grubun bünyesinde
mevcut örgütlenmenin yatay ve dikey şekilde olduğu; yapılanmanın
genelde 'açık faaliyet' ancak 'hedefin' gizlilik taşıdığı
sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, söz konusu 'grup', 'hareket' veya 'tarikatın' örgütlenme
tarzının çözüme kavuşturulması için; ideolojik
ve felsefi yapısı, örgütlenme modeli, taktik ve stratejisi,
finans kaynakları, hedefin netleştirilmesi hususlarındaki
bilgileri derleme çalışmaları ile işe başlamanın
lüzunlu olduğu kıymetlendirilmiş olmakla birlikte, ayrıca:
1. Fethullah Gülen'in şecereye bağlı geçmişi,
hangi medrese ve hangi tanımış din alimlerinden ders aldığı,
bu kişilerin bilgi derinliğinin ne olduğu, ne kadar sürelerle
eğitim gördüğü, almış olduğu dini eğitimin
irşat edici özellik taşıyıp taşımadığı,
2. Fethullah Gülen'in güdümündeki okullardan mezun olan kişilerin
Cumhuriyet ve rejim ile Atatürk ilke ve inkılâpları hakkındaki
düşüncelerinin samimi boyutlarının ne olduğu,
3. Fethullah Gülen'in yurtdışında açmış olduğu
okullar üzerinde Milli Eğitim Bakanlığı'nın
hangi ölçüde etkinliği bulunduğu ve bu okullarda nasıl
bir eğitim verildiği, yurt dışında bu okulların
açılmasındaki gayenin ne olduğu,
4. 1986 yılında yakalanan F. Gülen'in yakalanıncaya
kadar (6) yıl kimler tarafından korunduğu, Teşkilat
mensuplarımızın bu olayla bağlantısının
olup olmadığı,
5. Akyazılılar Vakfı ile başlayan F. Gülen
faaliyetleri, günümüzde hangi şirket, vakıf ya da başka
hangi yelpazede sürdürüldüğü,
6. Ülkemizde açtığı birçok kolej, dernek ve üniversitelerin
yurt çapındaki faaliyetlerinin ne olduğu, hangi kaynaklardan
finanse edildiği, teşkilatımızın temel eğitim
kurumu olan Polis Koleji ve Polis okulları ile ilgili irtibatları
konusunda ne tür bilgilere ulaşılabileceği,
7. Basın Yayın ve İletişim faaliyetlerini
mahiyetinin ne olduğu, zikredilenlerin haricinde toplumun değişik
kaynaklarına hitap eden başka legal, illegal yayın organı
olup olmadığı,
8. Fethullah Gülen'in açık çizgisinin arkasında nasıl
bir amaç taşıdığı, radikal kesimlerin içerisinde
ne tür misyon üstlendiği, toplumun değişik kesimleriyle
diyalog kurmak suretiyle uzlaşmacı görüntünün arkasında
neyi gizlemeyi çalıştığı, teşkilatımız
bünyesinde yaygın faaliyetinin hangi boyutlara kadar ulaştığı,
9. Ülkemizde en geniş tabana hitap ettiği iddia edilen bu
grubun siyasal yelpazede bu gücünü nasıl kullandığı
ve ne tür yönlendirmeler yaptığı, hususlarının
aydınlığa kavuşturulmasının gerekli olduğu
değerlendirilmektedir.
Bütün bu bilgilerin derlenmesi aşamasında öncelikle açık
kaynaklar ciddi şekilde irdelenmek suretiyle sözkonusu kişi
ve hareket, tarikat veya örgüt hakkındaki bilgiler analiz
edilerek ve öncelikle kendi söylemlerinden yola çıkılarak
F. GÜLEN'in tanımlanması, daha sonra 'hareketi veya tarikatı'
netleştirilerek gerçek hedefinin ne olduğunun aydınlığa
kavuşturulması amacıyla ilimiz kapsamında gerekli çalışma
ve incelemeler başlatılmış olup, kişi ve konu
hakkında ülke genelinde genel maksatlı yapısını
deşifre edecek çalışmaların İstihbarat Daire
Başkanlığı meyanında tüm iller kapsamında
oluşturulacak 'Planlı İstihbarat Operasyonu' çerçevesinde
ele alınmasının yerinde olacağı hususunda,
bilgi ve gereğini arz ederim" (140).
Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, yukarıdaki yazı
ile de yetinmeyerek, Teftiş Kurulu ve İstihbarat Daire Başkanlığı'na
da gönderdiği 10 Mart 1999 tarih ve 1820-99 sayılı yazı
ile de, bu doğrultudaki çalışmaların titizlikle sürdürüldüğünü,
ayrıca konunun D.G.M. kapsamına girip girmediği hususunun
da araştırıldığını belirtmiştir
(141). İşte, hocaefendilerine (!) DGM yolunu gösteren bu yazı
üzerine fethullahçı istihbaratçılar, Cevdet Saral ve
ekibini "imha" etmeye yönelik planlı istihbarat
operasyonunun düğmesine basmışlardır.
Müritler eliyle yürütülen sözkonusu operasyon öncesinde, dönemin
İstihbarat Daire Başkanı -ki son kararnameyle görevden
alınmıştır- Sabri Uzun, yazışma teamüllerini
bir kenara bırakarak, muhatap makam Ankara Emniyet Müdürü
yerine, doğrudan Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı
Osman Ak'a hitaben gönderdiği yazılarda, buna karşılık
istediği bilgilerin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral imzasıyla
gönderilmesini talep etmiştir (142). Hatta bu yazıların
birinde, İstihbarat Daire Başkanlığı'nca
1996'da yayınlanan İslamda Mezhepler Tarikatlar ve Dini Akımlar"
adlı kitapçığın önemli bölümünün açık
kaynaklardan elde edildiği; F. Gülen grubunun da dahil olduğu
kategori içerisinde (Geleneksel İslami Kesimler) kendine özgü
bir görüntü çizdiği; bununla beraber tüm diğerleri gibi
bu grubun da ilgi ve takip alanı içinde bulunduğu
kaydedilmektedir. Yazının son paragrafında ise şu
talep yer almaktadır:
"İrticai faaliyetlerde bulunduğuna dair hakkında
ihbar mahiyetinde bilgiler intikal eden ve Müdürlüğü'nüzce
daha önce araştırma yapılan diğer Emniyet Teşkilatı
mensupları gibi, ilgi sayılarımıza verilecek cevapta
yukarıdaki hususların gözönünde bulundurulmasının
ve hakkında iddiada bulunan personelin F. GÜLEN grubu ile
iltisaklarının derece ve mahiyetinin tespiti ile neticenin
Genel müdürlük Makamına iletilmek üzere ivedilikle Dairemize
bildirilmesini rica ederim. Sabri Uzun 1. Sınıf Emniyet Müdürü
Daire Başkanı" (143).
Sabri Uzun'un yukarıdaki yazısına Osman Ak'ın ya da
Cevdet Saral'ın ne yanıt verdiği bilinmiyor, çünkü
fethullahçı imamların dosyasına bu yazı girmemiş.
Belki de yanıt veremeden görevden alınmışlar.
Burada Sabri Uzun'un müfettişlere yanıtlaması gerekli
birtakım hususlar bulunmaktadır:
1. İstihbarat Daire Başkanlığı'nın,
fethullahçılarla ilintisi konusunda şüpheli görülen 64
emniyetçi hakkında bilgi istemesi, soruşturma açtırması,
makam sahibini bu konuda kesinlikle aklamaz, şaibelerden
kurtaramaz. Tüm istihbaratçılar gibi, tüm kamu görevlileri de
çok iyi bilmektedirler ki, disiplin yönetmelikleri uyarınca açılan
ve yürütülen soruşturmalar iki boyutludur. Ya istediğinizi
tasfiye etmek, cezalandırmak için soruşturma açtırırsınız,
ya da istediğinizi kurtarmak, yargı yolunun kapanmasını
sağlamak için soruşturma açtırırsınız...
Kötü niyeti saptamanın tek yolu vardır: İstihbarat
Daire Başkanı, görev yaptığı dönem içinde,
teşkilattaki kaç bin fethullahçı müridi deşifre etmiştir?
Kaç binini teşkilattan tasfiye ettirecek bilgi ve belgeleri Teftiş
Kurulu'na ya da soruşturmacılara sunmuştur? Hakkında
kesin kanıt bulunamayan kaç binini ise tanzim ettiği gerekçeli
raporlarla İstihbarat, Bilgi İşlem, Personel, Eğitim
gibi stratejik önemi haiz birimlerden aldırıp, daha etkisiz
ve pasif görevlere kaydırılmasına neden olmuştur?
Bu soruları çoğaltmak, hiç şüphesiz müfettişlerin
tasarrufundadır.
2. Bir İstihbarat Tarihçisi ile bir İstihbarat Daire Başkanı
arasındaki en önemli fark şudur: İstihbarat Tarihçisi,
çoğunlukla açık kaynaklardan ve arasıra da teyidi alınmış
gizlilik dereceli bilgi ve belgeler üzerinde çalışır.
Oysa, yukarıdaki yazıda Sabri Uzun, kendisini bir İstihbarat
Daire Başkanı yerine, bir İstihbarat Tarihçisi konumuna
yerleştirmektedir. Gerek "İslamda Mezhepler, Tarikatlar
ve Dini Akımlar" kitapçığı ve gerekse Temmuz
1998 İstihbarat Bülteni, gerek hacim ve gerekse içerik yönünden,
ama özellikle de istihbarat teknikleri açısından, son
derecede yüzeyel, zayıf, çelişkili ve de aşırı
yetersiz kaynaklardır. Başta fethullahçılar olmak üzere,
hizbullahçılar, şafakçılar, selefiler, akabeciler,
vasatçılar, kaplancılar gibi yüzlerce yasadışı
oluşumun faaliyetleri ile bunların hangi dış ülkelerden
desteklenip yönetildikleri; resmi eğitim kurumlarının
(ilköğretim, lise ve üniversite) yanısıra, kendi açtıkları
özel eğitim kurumları ve de medrese tabelası altında
açıkça faaliyet sürdüren yasadışı kurumlardaki
konumları; yeşil sermaye ile şeriatçı yapılanmalar
arasındaki ilişkiler; bunların devletin kurum ve kuruluşlarına
sızma çabaları; mevcut siyasal partilerle temasları, türban
ve benzeri konulardaki organize eylemleri, İstihbarat Daire Başkanlığı'nın
doğrudan görev ve sorumluluk alanı içine girmektedir. Bu
konuda, Türkiye'de sadece bir kitapçık ve bülteni, yapılacak
soruşturmaya kaynak önermek, abesle iştigalden başka hiçbir
şey değildir. 28 Şubat süreci, ülkemizde vahiy yoluyla
başlamamıştır. T.S.K.'nde 28 Şubat süreci ile
ilgili çalışmaların tutarı onbinlerce sayfa ile
ifade edilirken, birincil görevli ve sorumlu Emniyet Genel Müdürlüğü
İstihbarat Daire Başkanlığı'nın hâlâ
tartışılır bir bülten ve bir kitapçığa
saplanıp kalması, üzücü ve düşündürücüdür. Zira,
Türkiye'deki şeriatçı faaliyetlerle ilgili her yıl bırakın
kitapçık ve bülten ölçülerini, ansiklopedi ölçülerinde yayın
yapılmasını gerekli kılacak bilgi ve belge zenginliği
mevcuttur.
3. Fethullahçılar, çalışma yöntemleri itibariyle,
"organize suç örgütü" kapsamında faaliyet yürütmektedirler.
Mafya örgütleri gibi, fethullahçı yapılanmanın da
kendi içinde yazılı kurallarını belirleyen bir tüzüğü
ya da üye kayıt defterleri bulunmamaktadır. Yasalara göre
kurulmuş dernekler, vakıflar, eğitim kurumları ve
şirketler, resmi olmayan bir organizasyonla ve resmi olmayan bir
hiyerarşik yapıda yönetilmektedirler. Fethullahçılar ya
da bir başka ifadeyle fethullahçı organize suçlular, sosyal
ve siyasal yapı içerisinde kendilerini kamufle etmişlerdir.
Mafya örneğinde olduğu gibi, "güç bir yapılanma gösteren
Organize Suçlar, aynı zamanda koruyucu ve yardımcı
roller ile organizasyona karışan adli, idari ve politik
unsurları da çok iyi kullanmaktadırlar" (144). Yasal
olmadıkları için denetlenemeyen, aleyhine kanıt
bulunamayan bu tür organizasyonlarla mücadele için, 10.02.1998' de
İstihbarat Daire Başkanlığı bünyesinde
Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nün kurulması
ile birlikte, İstihbarat
Yönetmeliği'nin 38. Maddesi'nin (b) bendine göre tüm il
istihbarat şube müdürlüklerince bu çalışmanın
ayrıca bir emre gerek olmaksızın doğrudan başlatılması
zarureti doğmuştur. Akabinde, İstihbarat Daire Başkanlığı'nın
24 Nisan 1998 gün ve 4509.98 sayılı emri ile de şifahi
talimatlar yazılı emir haline dönüştürülerek il
istihbarat birimlerince organize suçlarla mücadele faaliyetlerine işlerlik
kazandırılmıştır. Tüm bu yapısal değişiklikler,
İstihbarat Daire Başkanlığı'nın yetki ve
sorumluluklarının çerçevesini daha da büyütmüştür.
Mafya mensuplarını yakalayan, sorgulayan ve bu yolla elde
edilen bilgilerin kanıta dönüştürerek suçluları yargıya
teslim eden İstihbarat Daire Başkanlığı'nın,
bırakalım Türkiye'deki fethullahçıları, Emniyet içinde
var olan müritler için bile, "içimizde fethullahçı olduğu
iddia ve ihbar edilen kimi mensuplarımızın gerçekten
fethullahçı olup olmadıklarının kanıtlarını
elde etmek çok zor" yaklaşımıyla, soruşturma açıyor
görünüp de ciddi sonuçları olan operasyon yapmaması,
sadece bir çifte standart değil, teslimiyetçi- traji-komik bir çelişkidir.
Fethullahçılarla mücadele veren Emniyet mensuplarına karşı
ödünsüz "kaplan" postuna bürünenlerin, konu fethullahçılar
olduğunda kör ve sağırları oynaması, sadece Teşkilâtı
değil, ülkeyi de zaafa sürüklemiştir. Bu anlamda İstihbarat
Daire Başkanı Sabri Uzun'un savunması mutlaka alınmalı
ve gereği yapılmalıdır ki, yerine geçecek olanlar
da bir daha asla aynı duyarlılığı (!) ve
sorumluluğu (!) göstermesin!..
|