|
.NUH METE YÜKSEL'E KOMPLO |
|
"Fethullahcilarin" Gercek Yuzunu Gosterdigi Icin, Öldürülen Necip Hablemitoglu'nun kitabindan: Fethullahçıların
yargıdaki en önemli stratejik hedefi, hasımlarını
susturmada, caydırmada, maddi anlamda korkutup köşeye sıkıştırmada,
çok yönlü etkisizleştirmede kilit olarak değerlendirdikleri
ve bu anlamda en çok işlerinin düştüğü Yargıtay
4. Hukuk Dairesi olmuştur. Gerek 4. Hukuk Dairesinde ve gerekse
Hukuk Genel Kurulunda yer alan üyelerin laik hukuk sisteminden yana
çoğunluğu oluşturmaları, fethullahçılar için
bir talihsizlik olduğu kadar, Cumhuriyet rejimi açısından
da bir şans olarak nitelendirilmelidir.
Normali de budur. Zira, hiçbir onurlu hakim ve savcı, fethullahçılarla,
fethullahçılara karşı mücadele verenler arasında
tarafsız konumunda yer alamaz. Nedenine gelince, hakim ve
savcılar, laik hukuk sisteminden, kamu düzeninin korunmasından,
Atatürk ilke ve devrimlerinin sürekliliğinden taraftır. Hatırlanacağı
üzere, şeriatçı TV kanalları dışında
hemen tüm TV kanallarında teşhir edilen bir kasedinde, müritlerine
hitaben tavsiyelerde bulunan Fethullah Gülen, Türkiyedeki tüm yargı
mensuplarına yapılabilecek en ağır hakaret suçunu işlemiştir: ...
Belki bizim aczimiz bu yani orada icabında Mahkemenin altını
üstüne getireceksin, avucuna alacaksın, arkadaşlara diyorum
ki ben bin döktürecektim, belki geriye biri dönecek. Bu dershaneleri
üstad destekleriz yani, bir milyar vereceksiniz, 10 milyon tazminat
davası alacaksınız. Önemli olan mahkûm ettirmektir
yani, Avukat da kiralayacaksınız, HÂKİM DE KİRALAYACAKSINIZ...
(134). Türkiyede
hâlâ kadılık sisteminin özlemini çeken, hâkimleri
kiralanacak bir meta olarak gören ve nitelendiren benzeri şeriatçı
sapkınlara karşı, Büyük Atatürk, 9 Ekim 1925'de, sanki
bugünü görerek, Cumhuriyet Savcılarına şöyle
sesleniyordu: "Her
uygar ve çağdaş devlette olduğu gibi, Türkiye
Cumhuriyeti Adliyesi'nde de, Cumhuriyet Savcılarını yüksek
ve son derece önemli bir görev ve makamın temsilcileri olmak üzere
tanırım. Devrim savcılarının, kendilerine
verilen bu büyük görevin önemine uygun olarak gayretli ve çalışkan
olmaları konusunu, adliyemizin başarı ve üstünlüğünün
en önemli etkenlerinden sayarım. Laik Türk Devrimi, çağımızın
uluslara yaşama ve yükselme yeteneği veren en son ve en uygar
ilkelerin bir ifadesi ve Türk Ulusu'nun büyük fedakârlıklarıyla
sürdürülen ve kazanılan büyük mücadelenin eseridir.
Devrimlerin gerçekleşmesi, kararları ve kanunlarıyla,
ulusal irade ve ulusal egemenliğin bir görünümü; bütünü
itibarıyla da Türk Ulusu'nun bütün haklarıdır.
Devrimlerin her biri, ulusun emeği ve hakkı ile gerçekleşmiştir.
Cumhuriyet Savcılarımızın, DEVRİM GEREKLERİ
ETRAFINDA, EN KISKANÇ VE UZAKLARI GÖREN HASSAS NÖBETÇİLER
OLMALARINI, ASIL GÖREVLERİNDEN SAYARIM.... YÜKSEK AMACA YÖNELİK
HERHANGİ BİR SUİKAST FAİLİNİN DURMAKSIZIN
KOVUŞTURULMASI VE KOVUŞTURMANIN, ULUSUN BÜTÜN HAKLARI TATMİN
VE TAZMİN EDİLİNCEYE KADAR, HAKİM ÖNÜNDE DE KAYGI
VE ISRARLA SÜRDÜRÜLMESİNİ VE SONUÇLANDIRILMASINI İSTERİM....
YAKIN TARİHİMİZDE VE ESKİ ZAMANLARDA, DİNLERİN;
ZORBA HÜKÜMDARLARIN, RAHİPLER VE ÇIKAR SAĞLIYANLARIN ELİNDE
BİR BASKI ARACI OLMASI GİBİ, ÇAĞIMIZDA KESİNLİKLE
İZİN VERİLEMEZ VE HOŞ GÖRÜLEMEZ. DEVRİME KARŞI
KOYAN MUHALEFETİN ÖZGÜRLÜKTEN VE YASADAN YARARLANMAYA HAKKI
YOKTUR. BİREYİN DEĞİL, BİREYLERİN TAMAMINI
İFADE EDEN TOPLUMUN VE DEVLETİN YARARI,
HER DÜŞÜNCE VE
KAYGIDAN ÖNCE GELMELİDİR. SINIRSIZ BİREYSEL ÖZGÜRLÜK
VE KİŞİSEL ÇIKAR PEŞİNDE OLANLAR, KENDİ
EMELLERİNİ, ÇIKARLARINI ULUSUN YÜKSEK ÇIKARLARI VE ÖZGÜRLÜĞÜNDEN
ÜSTÜN TUTANLARDIR. SINIRSIZ KİŞİSEL ÖZGÜRLÜKLER, KİŞİSEL
ÇIKARLAR, UYGAR VE DÜZENLİ TOPLUMLARI, DEVLETLERİ YIKARAK
ANARŞİYİ VE ÇOĞUNLUKLA DA ZORBALIĞI
YARATIR..."
İnsanın aklına ister istemez gelir, Atatürk'ün
Cumhuriyet Savcısı olma özelliğine, cesaretine,
iradesine, kararlılığına, aydınlığına
sahip kaç hukukçu var, ülkemizde?!.
İşte bunun için Fethullah Gülen, müritlerine hedef gösteriyor:
"Mülkiyede ve Adliyede kadrolaşın!.." Cumhuriyet
Savcıları'nın büyüteç altına alınması;
sadece müritlerin değil, tarafsızlık (!) adına görevini
yapmayarak sessiz kalanların, Cumhuriyete ihanete sırtını
dönenlerin de ayıklanmasını gerekli ve öncelikli kılmaktadır.
Diğer taraftan, Atatürkün Cumhuriyet Savcısı olma
onurunu üzerinde taşımak, günümüzde çok yönlü saldırı
ve iftiraya maruz kalma riskini de beraberinde getirmektedir. Örneğin,
Yargıtayın son iki dönemdeki Cumhuriyet Başsavcıları
Vural Savaş ve Sabih Kanadoğlu, özellikle şeriatçı,
ikinci cumhuriyetçi ve bölücü odakların boy hedefi olma onurunu
ve kaderini paylaşmışlardır. Aynı şekilde,
Adli yılın açılışı sırasında, Bugün
bir tarikat lideri, hayali ihracatçılar, banka soyguncuları
gibi Amerikada yaşıyor. Bu, geçmişte Humeyni olayında
görüldüğü gibi, ABDnin çıkarları doğrultusunda
yönlendirilip Türkiyeye gönderilirse bunun hesabını kim
verecek? Bunun Humeyni gibi geri gönderilmeyeceğini kim
kestirebilir? Bir tarikat lideri için bu bir açılımdır,
diyerek hoşgörüye sığınılmasından endişe
ediyorum diyen Zonguldak Cumhuriyet Başsavcısı
Hayati Önder, dünyanın hemen her yerine dağılmış
örgütlü fethullahçı müritlerin çirkin protestolarına
maruz kalmıştır. Cumhuriyet
Tarihimizde, hırsızların, hortumcuların, rüşvetçilerin,
bölücülerin, Batı destekli terör örgütlerinin, işbirlikçi
politikacıların ama en çok da fethullahçıların
hedefi konumundaki isim, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı
Nuh Mete Yüksel olmuştur. Yüksel, özellikle son dönemde, halk
deyimi ile kifayetsiz-muhteris kimi siyasilerin marifetiyle Adalet
Bakanlığınca en çok soruşturma açtırılan,
şeriatçı basında adından en çok bahsedilen
Cumhuriyet Savcısı olmuştur. Atatürkün Cumhuriyet
Savcısı olmanın çok zor olduğu, zaten bilenlerce
takdir edilmektedir. Nuh Mete Yüksel aleyhine yürütülen kampanyalar,
Onun mesleki gurur ve onuruna, kişilik haklarına, hatta
ailesine yönelmiştir. Bu kampanyalara, Adalet Bakanı Hikmet
Sami Türk de, dolaylı destek verme konumuna düşürülmüştür.
Nasıl mı? İşte, bu konuda kanaat oluşturmaya
yetecek sadece bir tek örnek!.. Aynı
zamanda Ankara 2 Nolu DGMde görülen Fethullah Gülen davasının
da savcılığını yürüten Nuh Mete Yükseli
korkutma ve yıldırma girişimlerinin sonuç vermemesi üzerine,
fethullahçı istihbaratçılar, Cumhuriyet Tarihimizde ilk defa
bir hukuk adamına yönelik planlı operasyon gerçekleştirmişlerdir.
Bu operasyonun ilk adımında, Yeni Şafak gazetesinde,
Nuh Mete Yüksele ait olduğu iddia edilen meçhul bir kasetten söz
edilmiştir. Ardından, aynı gazetenin yazarlarından
Fehmi Koru, sakil bir pişkinlikle, Böyle bir kargaşada
DGM Savcısı Nuh Mete Yükselin örgüte fethullahçılara
(N.H.)- hiç bulaşmadığına inanmak çok güç; hem
de malûm, yarın öbürgün , biri çıkar da, Nuh Mete
de... derse, inanın hiç şaşırmayacağım
mesajını vermiştir
(135). Daha sonra da, bu kaset. Nuh Mete Yüksele kargo
yoluyla gönderilerek, telefonla da şantaj girişiminde
bulunulmuştur. Şantaj haberi, ilk kez Star gazetesinde, Saygı
Öztürk tarafından köşeyazısında -isim
vermeksizin- kamuoyuna duyurulmuştur. İşte, malûm
kasedin, kimi polis memurları tarafından Çağdaş Eğitim
Vakfının kasasından elleriyle koymuş gibi
bulunuvermesiyle, şantaj aşamasından, tasfiye aşamasına
geçilmiştir. Tasfiye aşamasında devreye dolaylı
sokulan, yönlendirilen isim, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk olmuştur.
Türkiyede şartlı salıverme kapsamında
onbinlerce kaatilin, gaspçının, saldırganın, tecavüzcünün,
sahtekârın aramızda ellerini kollarını sallayarak
dolaşmasının siyasal ve bürokratik müsebbiblerinden
biri olan Adalet Bakanı, suçlulara gösterdiği hamilik
yaklaşımını, Nuh Mete Yüksel için göstermekten
kesin bir biçimde kaçınmıştır. İşte,
Milliyet yazarı Tuncay Özkanın bu çifte standarda haklı
tepkisi: ...
Şimdi Nuh Mete Yüksel ile ilgili açıklamasını
hayretle okudum. Keşke susmayı başarsaymış. O
şantaj amaçlı kaset kendilerine de ulaşmış. Ne
yapmış kendileri, işi hemen Teftiş Kuruluna
havale etmişler. Ben onun yerinde olsam, ikide bir açtığı
soruşturmalarda makamıma çağırıp öyle değil
böyle olmalı diye fikir beyan ettiğim savcıyı arar,
Biz hukukçumuzu şantaja, montaja, konploya, kumpasa, ayak
oyunlarına yedirmeyiz. Gerçeği buluruz, çıkartırız.
Siz adil yargılama görevinize devam edin. Özel yaşamları
bu kadar ucuz harcanacak duruma düşürmeyiz derdim. Kumpasın
arkasını arardım. Bakan
Bey ne yapmış? Kasedi almış. Büyük olasılıkla
izlemiş (çünkü bir yargı beyanı var) ve diyor ki:
Kaset bize de iletildi. İddiaların incelenmesi için Teftiş
Kurulu Başkanlığına havale ettik. Biz de gerçeklerin
ortaya çıkmasını bekleyeceğiz. Diliyorum ki montaj
olsun. İyi
de Sayın Bakan, tutun ki bu kaset montaj ya da değil! Ne
olacak yani? Ne fark eder? Bir
savcının veya siyasetçinin veya herhangi bir bürokratın
şantaj amaçlı böylesi bir olayda harcanması mı
gerekiyor? Şantajı yapanlar değil de özel yaşamının
gizi şantajla, montajla ortaya dökülmek istenen savcı veya
herhangi biri mi suçlu olacak? Yazıktır... Bu anlayış
Türkiyeyi bitirir. Buna Adalet Bakanı veya adalet mekanizması,
hukukçular prim verirse, hepimizin evlerine gizli kamera koyar bu
şantaj çeteleri, yatak odalarımızı teşhire başlar.
Bu alçaklığı, pespayeliği, belden aşağı
vurmayı haklı çıkartacak bir tek sözü dahi hiçbir
hukukçu veya siyasetçiye yakıştıramam. Diliyorum
ki kaset montaj olsun ne demek Sayın Türk? Kasedi izleyince başka
bir kanıya mı kapıldınız? Size başka bir
bilgi mi ulaştı? Size bu kaset nasıl geldi? Kimler
getirdi? Bu kasedi kim çekmiş?Nasıl çekmiş? Nasıl
üretmiş? Niye üretmiş? Niye Nuh Mete Yüksel? Neden şantaj?
Niye size yollanmış?Neden bu kadar oyun? Nedir bunca komplonun
sebebi? Bunları hiç düşündünüz mü? ...
Size, tanıdığım Hikmet Sami Türke bu açıklamaları,
tavrı, tutumu hiç yakıştıramadım. Ben sizin
hukukçu kimliğinizi, insan özelliğinizi kinden, intikamdan,
hırstan arınmış bulurdum. Yanıldım mı
yoksa Sayın Türk? Yoksa siz hâlâ o eski fezlekenin (Sayın Hüsamettin
Özkan ile ilgili Halk Bankası fezlekesi) intikamını alma
umudunda mısınız? Şantajcılar bunu bildikleri için
mi kaset size iletildi yoksa? Bakanlığınızın
verdiği kınama cezası yetmez mi sizce? ...
Türkiyedeki bütün savcıları. Yargıçları,
avukatları, baroları, hukukçuları, adalet adamlarını,
sivil toplum örgütlerini, siyasetçileri özel yaşam teşhirine,
şantaja karşı durmaya çağırıyorum. Gizli
kaydedilen ses kasetleri orda burda yayımlanan herkes buna karşı
sesini yükseltmeli. Nuh Mete Yükseli sevsin sevmesin, yaptıklarını
beğensin beğenmesin özel yaşama saygı gereği,
şantaja, montaja, tehdide hukuku etkileme çabasına karşı
olma inancıyla insanların bu olayda şantajcılara karşı
saf tutmaları gerekiyor. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu,
Nuh Mete Yüksele karşı girişilen bu alçak saldırıyı
kendisine yapılmış saymalıdır. Bu tuzak ve
şantaj ters çevrilip hazırlayanların suratına bir
tokat gibi, bir boş eldiven gibi vurulmalıdır. Bu yapılırsa
Türkiyede bundan sonra hiç kimse şantajcılıkla
hukuku veya bir başka kurumu ve kişiyi etkisizleştirme
acizliğini göstermeye kalkamayacaktır. Şimdi
bir Türkiye Cumhuriyet Başsavcılığı Kurumu
olsaydı, bu şantajı yapanlar saklanacak delik arardı.
Ama ne yazık ki, hâlâ bu kurum yok ve savcılar sahipsiz (136). Tuncay
Özkan, tespitleri ile, Türk Hukuk sisteminin en önemli zaafına işaret
etmiştir. Gerçekten de, kimi siyasiler ve de bürokratlar, emir
kulu gibi gördükleri Cumhuriyet Savcılarına karşı,
işlerine gelmediğinde yaptırım uygulamayı,
cezalandırmayı, bir güç gösterisi olarak değerlendirmektedirler.
Genel Kurmay Başkanı Orgeneral
Hüseyin Kıvrıkoğlunun yargıya sızan
fetuhullahçılarla ilgili değerlendirmeleri sonrasında,
bu konuda tipik bir örnek yaşanmıştır. İçişleri
Bakanlığı genelgesi çerçevesinde Ankara Valiliği,
Vural Savaşın yanısıra, Fethullah Gülen davasının
görüldüğü Ankara 2 Nolu DGM Başkanı Hüseyin
Ekenin, aynı Mahkemenin üyesi Mehmet Maraşın ve
Savcı Nuh Mete Yükselin
koruma amaçlı araçlarını geri istemiştir.
Oysa, 1999da toplam 406.260 litre yakıt tüketen araçlardan
Turgut Yılmaz, Özer Çiller, Semra Özal ve daha nicelerine tahsis
edilmiş olanlar için geri isteme sözkonusu olmuş mudur? Örneğin,
Mehmet Ağara 6, Tansu Çillere 5, Ünal Erkana 4, Abdülkadir
Aksu ile Murat Başesgioğluna 3er
araç tahsis edilmiştir. Bu kişilere, size
1 araç da çok, denilmiş midir? Saygı
Öztürk, Nuh Mete Yüksele de gönderilen şantaj kasedi ile
ilgili gelişmeleri Star gazetesindeki köşe yazısında
ele alırken, konu ile ilgili yargı kararıyla birlikte,
Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığının
raporuna da yer vermiştir: Savcılara
yönelik şantajın boyutlarının nerelere kadar vardığı
dün mahkeme kararıyla da ortaya çıktı. Demek ki bir
yandan savcıların telefonları dinleniyor, bir yandan
şantaj kasetleri açıklanıyor. Şantajla karşı
karşıya olan isimlerden birisi de Ankara DGM Savcısı
Nuh Mete Yüksel. Dün Yükselle sohbet ediyor, kasedin içeriğini
konuşuyorduk. Neden kendisine böyle bir şantaj yapılmak
istendiğini de Nuh Mete Yüksel Stara şöyle açıklıyor: İrticaya
karşı yürüttüğüm inceleme ve soruşturmalar, beni
onlara hedef yaptı. Ama bunları da aşacağım.
Beni montaj seks kasetiyle vurmaya çalıştılar. Bunların
hesabı da, yapanlardan sorulacak. Şantaj
kaseti Nuh Mete Yüksele geçen hafta kargoyla gönderildi. Nuh Mete
Yüksele kaset ulaştığı sırada, kaseti gönderenlerden
birisi telefonla aradı. Kasetin, içeriğini belirtti ve
izledikten sonra kendisini bir daha arayacaklarını söyledi.
Savcı Yüksel, telefonla konuştuğu kişiye, yaptıklarının
hesabının adalet önünde mutlaka sorulacağını
belirtti. Beni yolumdan kimse çeviremez diye bağırdı.
Diğer savcılar, Yükselin bu kadar sinirlendiğine bu güne
kadar tanık olmamışlardı. Savcılar, Yükselin
odasına gidip onu yatıştırdılar. Kaset, izleme
gereği bile duyulmadan, incelenmesi için Jandarma Genel Komutanlığı
Kriminal Daire Başkanlığına gönderildi. ...
İşte Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksele
kasetli şantaj yapıldığı mahkeme kararıyla
da belgelendi. İşte o karar: Ankara
DGM Başsavcılığının 6.6.2002 tarih
6.6.2002 tarih ve 2002/3644 Muh. Sayılı yazısında
DGM C. Savcısı Nuh Mete Yükselin görevi nedeni ile yürütmekte
olduğu soruşturmada şantaj aracı olarak kullanılmak
istenen video kasetinin posta ile kendisine gönderildiği, bu kaset
aracılığı ile yürütmekte olduğu soruşturmaların
engellenmeye çalışıldığı belirtilerek,
dosya içerisinde bulunan kasetin montaj olduğunun Jandarma Genel
Komutanlığının Kriminal Daire Başkanlığı
raporunda belirlenmiş olduğundan ...CMUKun ekli evrakı
tetkik edildi. Gereği
düşünüldü. Ankara
DGM C. Savcısı Nuh Mete Yüksele gönderildiği
belirtilen ve yaptığı soruşturmalarla ilgili olarak
şantaj aracı olarak kullanılmaya çalışıldığı
anlaşılan dosyada mevcut 1 adet Raks VHS tip (Seri No:
21032P13E-30) video kaset üzerinde Jandarma Genel komutanlığı
tarafından düzenlenen Ekspertiz raporunda oda içerisine yerleştirilen
gizli bir kamera vasıtasıyla çekilen video görüntülerinin
toplam uzunluğunun 4 dakika 52 saniye olarak tespit edildiği
ve görüntülenen her karesinin montaj olduğu belirtilmiştir. DGM
C. Savcısı olarak görevli olan Nuh Mete Yüksel ile ilgili
olarak montaj görüntüler ile düzenlendiği belirtilen video
kasetinin yayını halinde terör suçları ile ilgili
olarak yapılan soruşturmalara etki edeceği anlaşıldığından
ilgili kasetin ulusal ve mahalli televizyon ve yazılı basında
yayınlanmasının CMUKun 86. maddesi gereğince
yasaklanmasına, sözkonusu kasete soruşturma sonucuna kadar el
konulmasına, karar ve ekli evrakın DGM C. Başsavcılığına
iadesine, itirazı kabil olmak üzere karar verildi. 7.6.2002 (137). Yukarıdaki
yargı kararı, fethullahçı istihbaratçıların
planlı operasyonuna ciddi bir darbe vurmuştur. Yayın yasağı
kararı, Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı
Gülseven Yaşerle ilgili montaj kaseti yayınlayan şeriatçı
kanalların heveslerini sonuçsuz bırakmıştır.
Üstelik Mahkemenin, sözkonusu kaseti, fethullahçıların var
olduğu kuşkusunu uyandıran Emniyete ait Kriminoloji
birimine değil de, bilimsel ve objektifliğinden kuşku
duyulmayan Jandarma Kriminoloji Laboratuvarına göndermesi,
fethullahçı istihbaratçıların başka bir hayal kırıklığı
uğramalarına neden olmuştur.
|
|
08 Haziran 2002
Seks şantajıyla beni asla korkutamazlar Montaj o kadar iyi ki hayrete düştüm
Türkiyede şantajla, montajla, komplolarla bazı şeyler
değiştirilmek isteniyor. Çağdaş Eğitim Vakfına
sokulan polis ajan bunun örneği. Gerçi şimdi o ajan polis açığa
alındı. Ama ya polis içinde örgütlü bulunan diğerleri?
Bunlar ne olacak? Polisin istihbarat ve terör birimleri ne yazık
ki bir irticacı kadrolaşma ve saldırının baskısı
altında. Bunlar telefonları yasadışı dinliyor,
izliyor, gözlüyor ve komplolarla, şantaj, montaj görüntüleriyle
istediklerini yok etmeye çabalıyorlar.
Ankara 1 Nolu DGM, Savcı Nuh Mete Yüksele yapılan
seks şantajı ile ilgili kasede soruşturma sonuna kadar el
koydu. Kasetteki görüntülerin her karesinin montaj olduğu
belirtilen yazıda şöyle denildi: "Kasedin yayını
halinde terör suçları ile ilgili olarak yapılan soruşturmalara
etki edeceği anlaşıldığından ilgili
kasedin televizyon ve gazetelerde yayımlanmasının
CMUKun 86. maddesi gereğince yasaklanmasına karar verilmiştir." http://www.milliyet.com.tr/2002/06/08/yazar/ozkan.html |
|
23 Ekim 2002 GÖKÇER TAHİNCİOĞLU, TOLGA ŞARDAN Komplo diyen çok Kim yaptı? diyen yok
20 günlük rapor alacağı söylenen Nuh Mete Yüksel, bu sürenin
ardından önce kararın yeniden incelenmesi için başvuruda
bulunacak, sonra da karara itiraz edecek. Karara saygılı olduğunu
belirten Yüksel, Milliyete yaptığı açıklamada,
"Bunu hak etmedim. Bu kaset montajdı. Jandarma tarafından
da montaj olduğu belgelenmişti. HSYKnın kasedi kime
incelettiğini bilmiyorum. Komplo olduğunu düşünüyorum.
İrticai grupların komplosu olabilir. Müsterihim. Aynı büyük
soruşturmaları bugün de hiç düşünmeden yaparım"
dedi.
Savcı Yükseli görevinden eden kasetteki kadının,
yabancı uyruklu olmadığı ortaya çıktı. Hâkimler
ve Savcılar Yüksek Kurulunda (HSYK) izlenen kasetteki kadının,
Ankara DGMde görev yapan bir zabıt kâtibesinin ablası
olduğu belirlendi. Bu bilgi müfettiş raporunda da yer aldı.
Bu kadınla günde 8 telefon görüşmesi yaptığı
öğrenilen Yüksel, başka bir yere atanmayı talep ettiği
dilekçesini de aylar önce, bu olayın duyulması üzerine yazmış.
Soruşturmayı yürüten müfettişler, savcının
iki kez yer değiştirme ile cezalandırılmasını
istedi. Ancak HSYK bu talebe uymadı ve Yükselin bu dilekçesini
işleme koydu. HSYKnın, komplo görüşüne ulaşması
da müfettişlerin talebinin yerine getirilmesini engelledi. Kaset, önce Jandarma Kriminal Laboratuvarı tarafından
incelendi ve "montaj" diye nitelendirildi. Ancak müfettişler
bu incelemeyi "özensiz ve yetersiz" bularak kasedi Emniyet
Genel Müdürlüğüne gönderdi. Burada yapılan inceleme
sonucunda kasedin montaj olmadığı yönünde rapor
verildi. Üçüncü kurum da "montaj değil" raporu
verince, HSYKnın kararı ortaya çıktı. Olay kasette savcı Nuh Mete Yükselin cinsel ilişkiye
girdiği kişinin DGMde görevli bir zabıt kâtibesinin
ablasının olduğunun anlaşılması, şu
soruları akla getirdi: Kişinin özel hayatına girmek doğru değil Kasedin içeriğinin ne derece doğru olup olmadığını
saptamak ve hangi ortam içerisinde çekildiğini belirlemek lazım.
Çekenlerin ve getirenlerin de ifadesinin alınması lazım.
Her konuda ihbar var. İhbarı yapan kişinin ifadesini
almak lazım. İhbar gerçek değil yalansa, o zaman ihbar
eden kişinin durumu ne olacak? Özel hayatla ilgili bir konu bu. Bu
tür kaset içeriklerinin o kadar ustaca montajı yapılıyor
ki, önce bunu belirlemek lazım. Çok tarafsız yerlerde teknik
inceleme yaptırmak lazım. Gizli hayata ya da özel hayata
girmek doğru değil. Nereden bakarsanız bakın, özel
haklara tecavüz anlamına gelir. Bir disiplin soruşturmasına
belki neden olabilir ama bu suç teşkil eden bir davranış
değil, mevzuatımızda böyle bir suç yok. Kasedi getiren soruşturulmalı Elde edilen delillerin hukuka uygun yollardan elde edilmesi gerekir.
Özel hayatın gizliliği burada çok önemli. Böyle insanların
onuruyla oynamak doğru değil. Ceza Muhakemeleri Usulu
Kanununa göre hukuka aykırı yollardan elde edilen deliller
hükme esas olamaz. Dolayısıyla bu kasedin önce soruşturulması
gerekirdi. Bu konu kişinin özel hayatına girer. Böyle bir
konuda hassas davranılması ve soruştur-madan önce kasedi
getiren kişinin hangi yollardan bunu elde ettiğine bakmak
gerekir. Savcı Yükselin DGMden alınmasına neden olan kasetle ilgili ilginç bir iddia ortaya atıldı. Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu, Kanal 6da yaptığı açıklamada, Alman vakıflarıyla ilgili soruşturma yürüten Yükselle ilgili kasedin Alman istihbaratının çalışması sonucu ortaya çıkmış olabileceğini söyledi.
http://www.milliyet.com.tr/2002/10/23/guncel/agun.html |
|
8 polise kaset sorgusu 24.10.2002
http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2002/10/24/198339.asp |
||||||
|
.BUGÜN GAZETESİ Cemal DOĞAN/ANKARA 12.02.2007
http://www.bugun.com.tr/haberler/120207/p35732.asp |
| .
|