.NUH METE YÜKSEL'E KOMPLO

 

.Köstebek, Necip Hablemitoğlu

"Fethullahcilarin" Gercek Yuzunu Gosterdigi Icin, Öldürülen Necip  Hablemitoglu'nun kitabindan:

Fethullahçıların yargıdaki en önemli stratejik hedefi, “hasım”larını susturmada, caydırmada, maddi anlamda korkutup köşeye sıkıştırmada, çok yönlü etkisizleştirmede kilit olarak değerlendirdikleri ve bu anlamda en çok işlerinin düştüğü Yargıtay 4. Hukuk Dairesi olmuştur. Gerek 4. Hukuk Dairesi’nde ve gerekse Hukuk Genel Kurulu’nda yer alan üyelerin laik hukuk sisteminden yana çoğunluğu oluşturmaları, fethullahçılar için bir talihsizlik olduğu kadar, Cumhuriyet rejimi açısından da bir şans olarak  nitelendirilmelidir. Normali de budur. Zira, hiçbir onurlu hakim ve savcı, fethullahçılarla, fethullahçılara karşı mücadele verenler arasında “tarafsız” konumunda yer alamaz. Nedenine gelince, hakim ve savcılar, laik hukuk sisteminden, kamu düzeninin korunmasından, Atatürk ilke ve devrimlerinin sürekliliğinden taraftır. Hatırlanacağı üzere, şeriatçı TV kanalları dışında hemen tüm TV kanallarında teşhir edilen bir kasedinde, müritlerine hitaben tavsiyelerde bulunan Fethullah Gülen, Türkiye’deki tüm yargı mensuplarına yapılabilecek en ağır hakaret suçunu işlemiştir:

“... Belki bizim aczimiz bu yani orada icabında Mahkemenin altını üstüne getireceksin, avucuna alacaksın, arkadaşlara diyorum ki ben bin döktürecektim, belki geriye biri dönecek. Bu dershaneleri üstad destekleriz yani, bir milyar vereceksiniz, 10 milyon tazminat davası alacaksınız. Önemli olan mahkûm ettirmektir yani, Avukat da kiralayacaksınız, HÂKİM DE KİRALAYACAKSINIZ...” (134).

Türkiye’de hâl⠓kadı”lık sisteminin özlemini çeken, hâkimleri “kiralanacak bir meta” olarak gören ve nitelendiren benzeri şeriatçı sapkınlara karşı, Büyük Atatürk, 9 Ekim 1925'de, sanki bugünü görerek, Cumhuriyet Savcılarına şöyle sesleniyordu:

 "Her uygar ve çağdaş devlette olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti Adliyesi'nde de, Cumhuriyet Savcılarını yüksek ve son derece önemli bir görev ve makamın temsilcileri olmak üzere tanırım. Devrim savcılarının, kendilerine verilen bu büyük görevin önemine uygun olarak gayretli ve çalışkan olmaları konusunu, adliyemizin başarı ve üstünlüğünün en önemli etkenlerinden sayarım. Laik Türk Devrimi, çağımızın uluslara yaşama ve yükselme yeteneği veren en son ve en uygar ilkelerin bir ifadesi ve Türk Ulusu'nun büyük fedakârlıklarıyla sürdürülen ve kazanılan büyük mücadelenin eseridir. Devrimlerin gerçekleşmesi, kararları ve kanunlarıyla, ulusal irade ve ulusal egemenliğin bir görünümü; bütünü itibarıyla da Türk Ulusu'nun bütün haklarıdır. Devrimlerin her biri, ulusun emeği ve hakkı ile gerçekleşmiştir. Cumhuriyet Savcılarımızın, DEVRİM GEREKLERİ ETRAFINDA, EN KISKANÇ VE UZAKLARI GÖREN HASSAS NÖBETÇİLER OLMALARINI, ASIL GÖREVLERİNDEN SAYARIM.... YÜKSEK AMACA YÖNELİK HERHANGİ BİR SUİKAST FAİLİNİN DURMAKSIZIN KOVUŞTURULMASI VE KOVUŞTURMANIN, ULUSUN BÜTÜN HAKLARI TATMİN VE TAZMİN EDİLİNCEYE KADAR, HAKİM ÖNÜNDE DE KAYGI VE ISRARLA SÜRDÜRÜLMESİNİ VE SONUÇLANDIRILMASINI İSTERİM.... YAKIN TARİHİMİZDE VE ESKİ ZAMANLARDA, DİNLERİN; ZORBA HÜKÜMDARLARIN, RAHİPLER VE ÇIKAR SAĞLIYANLARIN ELİNDE BİR BASKI ARACI OLMASI GİBİ, ÇAĞIMIZDA KESİNLİKLE İZİN VERİLEMEZ VE HOŞ GÖRÜLEMEZ. DEVRİME KARŞI KOYAN MUHALEFETİN ÖZGÜRLÜKTEN VE YASADAN YARARLANMAYA HAKKI YOKTUR. BİREYİN DEĞİL, BİREYLERİN TAMAMINI İFADE EDEN TOPLUMUN VE DEVLETİN YARARI,  HER DÜŞÜNCE  VE KAYGIDAN ÖNCE GELMELİDİR. SINIRSIZ BİREYSEL ÖZGÜRLÜK VE KİŞİSEL ÇIKAR PEŞİNDE OLANLAR, KENDİ EMELLERİNİ, ÇIKARLARINI ULUSUN YÜKSEK ÇIKARLARI VE ÖZGÜRLÜĞÜNDEN ÜSTÜN TUTANLARDIR. SINIRSIZ KİŞİSEL ÖZGÜRLÜKLER, KİŞİSEL ÇIKARLAR, UYGAR VE DÜZENLİ TOPLUMLARI, DEVLETLERİ YIKARAK ANARŞİYİ VE ÇOĞUNLUKLA DA ZORBALIĞI YARATIR..."

  İnsanın aklına ister istemez gelir, Atatürk'ün Cumhuriyet Savcısı olma özelliğine, cesaretine, iradesine, kararlılığına, aydınlığına sahip kaç hukukçu var, ülkemizde?!.  İşte bunun için Fethullah Gülen, müritlerine hedef gösteriyor: "Mülkiyede ve Adliyede kadrolaşın!.." Cumhuriyet Savcıları'nın büyüteç altına alınması; sadece müritlerin değil, tarafsızlık (!) adına görevini yapmayarak sessiz kalanların, Cumhuriyete ihanete sırtını dönenlerin de ayıklanmasını gerekli ve öncelikli kılmaktadır. Diğer taraftan, Atatürk’ün Cumhuriyet Savcısı olma onurunu üzerinde taşımak, günümüzde çok yönlü saldırı ve iftiraya maruz kalma riskini de beraberinde getirmektedir. Örneğin, Yargıtay’ın son iki dönemdeki Cumhuriyet Başsavcıları Vural Savaş ve Sabih Kanadoğlu, özellikle şeriatçı, ikinci cumhuriyetçi ve bölücü odakların boy hedefi olma onurunu ve kaderini paylaşmışlardır. Aynı şekilde, Adli yılın açılışı sırasında, “Bugün bir tarikat lideri, hayali ihracatçılar, banka soyguncuları gibi Amerika’da yaşıyor. Bu, geçmişte Humeyni olayında görüldüğü gibi, ABD’nin çıkarları doğrultusunda yönlendirilip Türkiye’ye gönderilirse bunun hesabını kim verecek? Bunun Humeyni gibi geri gönderilmeyeceğini kim kestirebilir? Bir tarikat lideri için bu bir açılımdır, diyerek hoşgörüye sığınılmasından endişe ediyorum” diyen Zonguldak Cumhuriyet Başsavcısı Hayati Önder, dünyanın hemen her yerine dağılmış örgütlü fethullahçı müritlerin çirkin protestolarına maruz kalmıştır.

Cumhuriyet Tarihimizde, hırsızların, hortumcuların, rüşvetçilerin, bölücülerin, Batı destekli terör örgütlerinin, işbirlikçi politikacıların ama en çok da fethullahçıların hedefi konumundaki isim, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Nuh Mete Yüksel olmuştur. Yüksel, özellikle son dönemde, halk deyimi ile “kifayetsiz-muhteris” kimi siyasilerin marifetiyle Adalet Bakanlığı’nca en çok soruşturma açtırılan, şeriatçı basında adından en çok bahsedilen Cumhuriyet Savcısı olmuştur. Atatürk’ün Cumhuriyet Savcısı olmanın çok zor olduğu, zaten bilenlerce takdir edilmektedir. Nuh Mete Yüksel aleyhine yürütülen kampanyalar, O’nun mesleki gurur ve onuruna, kişilik haklarına, hatta ailesine yönelmiştir. Bu kampanyalara, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk de, dolaylı destek verme konumuna düşürülmüştür. Nasıl mı? İşte, bu konuda kanaat oluşturmaya yetecek sadece bir tek örnek!..

Aynı zamanda Ankara 2 Nolu DGM’de görülen Fethullah Gülen davasının da savcılığını yürüten Nuh Mete Yüksel’i korkutma ve yıldırma girişimlerinin sonuç vermemesi üzerine, fethullahçı istihbaratçılar, Cumhuriyet Tarihimizde ilk defa bir hukuk adamına yönelik planlı operasyon gerçekleştirmişlerdir. Bu operasyonun ilk adımında, Yeni Şafak gazetesinde, Nuh Mete Yüksel’e ait olduğu iddia edilen meçhul bir kasetten söz edilmiştir. Ardından, aynı gazetenin yazarlarından Fehmi Koru, sakil bir pişkinlikle, “Böyle bir kargaşada DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel’in örgüte –fethullahçılara (N.H.)- hiç bulaşmadığına inanmak çok güç; hem de malûm, yarın öbürgün , biri çıkar da, ‘Nuh Mete de...’ derse, inanın hiç şaşırmayacağım” mesajını vermiştir  (135). Daha sonra da, bu kaset. Nuh Mete Yüksel’e kargo yoluyla gönderilerek, telefonla da şantaj girişiminde bulunulmuştur. Şantaj haberi, ilk kez Star gazetesinde, Saygı Öztürk tarafından köşeyazısında -isim vermeksizin- kamuoyuna duyurulmuştur. İşte, malûm kasedin, kimi polis memurları tarafından Çağdaş Eğitim Vakfı’nın kasasından “elleriyle koymuş gibi” bulunuvermesiyle, şantaj aşamasından, “tasfiye” aşamasına geçilmiştir. “Tasfiye” aşamasında devreye dolaylı sokulan, yönlendirilen isim, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk olmuştur. Türkiye’de “şartlı salıverme” kapsamında onbinlerce kaatilin, gaspçının, saldırganın, tecavüzcünün, sahtekârın aramızda ellerini kollarını sallayarak dolaşmasının siyasal ve bürokratik müsebbiblerinden biri olan Adalet Bakanı, suçlulara gösterdiği “hamilik” yaklaşımını, Nuh Mete Yüksel için göstermekten kesin bir biçimde kaçınmıştır. İşte, Milliyet yazarı Tuncay Özkan’ın bu çifte standarda haklı tepkisi:

“... Şimdi Nuh Mete Yüksel ile ilgili açıklamasını hayretle okudum. Keşke susmayı başarsaymış. O şantaj amaçlı kaset kendilerine de ulaşmış. Ne yapmış kendileri, işi hemen Teftiş Kurulu’na havale etmişler. Ben onun yerinde olsam, ikide bir açtığı soruşturmalarda makamıma çağırıp öyle değil böyle olmalı diye fikir beyan ettiğim savcıyı arar, ‘Biz hukukçumuzu şantaja, montaja, konploya, kumpasa, ayak oyunlarına yedirmeyiz. Gerçeği buluruz, çıkartırız. Siz adil yargılama görevinize devam edin. Özel yaşamları bu kadar ucuz harcanacak duruma düşürmeyiz’ derdim. Kumpasın arkasını arardım.

Bakan Bey ne yapmış? Kasedi almış. Büyük olasılıkla izlemiş (çünkü bir yargı beyanı var) ve diyor ki: ‘Kaset bize de iletildi. İddiaların incelenmesi için Teftiş Kurulu Başkanlığı’na havale ettik. Biz de gerçeklerin ortaya çıkmasını bekleyeceğiz. Diliyorum ki montaj olsun’.

İyi de Sayın Bakan, tutun ki bu kaset montaj ya da değil! Ne olacak yani? Ne fark eder?

Bir savcının veya siyasetçinin veya herhangi bir bürokratın şantaj amaçlı böylesi bir olayda harcanması mı gerekiyor? Şantajı yapanlar değil de özel yaşamının gizi şantajla, montajla ortaya dökülmek istenen savcı veya herhangi biri mi suçlu olacak? Yazıktır... Bu anlayış Türkiye’yi bitirir. Buna Adalet Bakanı veya adalet mekanizması, hukukçular prim verirse, hepimizin evlerine gizli kamera koyar bu şantaj çeteleri, yatak odalarımızı teşhire başlar. Bu alçaklığı, pespayeliği, belden aşağı vurmayı haklı çıkartacak bir tek sözü dahi hiçbir hukukçu veya siyasetçiye yakıştıramam.

‘Diliyorum ki kaset montaj olsun’ ne demek Sayın Türk? Kasedi izleyince başka bir kanıya mı kapıldınız? Size başka bir bilgi mi ulaştı? Size bu kaset nasıl geldi? Kimler getirdi? Bu kasedi kim çekmiş?Nasıl çekmiş? Nasıl üretmiş? Niye üretmiş? Niye Nuh Mete Yüksel? Neden şantaj? Niye size yollanmış?Neden bu kadar oyun? Nedir bunca komplonun sebebi? Bunları hiç düşündünüz mü?

... Size, tanıdığım Hikmet Sami Türk’e bu açıklamaları, tavrı, tutumu hiç yakıştıramadım. Ben sizin hukukçu kimliğinizi, insan özelliğinizi kinden, intikamdan, hırstan arınmış bulurdum. Yanıldım mı yoksa Sayın Türk? Yoksa siz hâlâ o eski fezlekenin (Sayın Hüsamettin Özkan ile ilgili Halk Bankası fezlekesi) intikamını alma umudunda mısınız? Şantajcılar bunu bildikleri için mi kaset size iletildi yoksa? Bakanlığınızın verdiği kınama cezası yetmez mi sizce?

... Türkiye’deki bütün savcıları. Yargıçları, avukatları, baroları, hukukçuları, adalet adamlarını, sivil toplum örgütlerini, siyasetçileri özel yaşam teşhirine, şantaja karşı durmaya çağırıyorum. Gizli kaydedilen ses kasetleri orda burda yayımlanan herkes buna karşı sesini yükseltmeli. Nuh Mete Yüksel’i sevsin sevmesin, yaptıklarını beğensin beğenmesin özel yaşama saygı gereği, şantaja, montaja, tehdide hukuku etkileme çabasına karşı olma inancıyla insanların bu olayda şantajcılara karşı saf tutmaları gerekiyor. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Nuh Mete Yüksel’e karşı girişilen bu alçak saldırıyı kendisine yapılmış saymalıdır. Bu tuzak ve şantaj ters çevrilip hazırlayanların suratına bir tokat gibi, bir boş eldiven gibi vurulmalıdır. Bu yapılırsa Türkiye’de bundan sonra hiç kimse şantajcılıkla hukuku veya bir başka kurumu ve kişiyi etkisizleştirme acizliğini göstermeye kalkamayacaktır.

Şimdi bir Türkiye Cumhuriyet Başsavcılığı Kurumu olsaydı, bu şantajı yapanlar saklanacak delik arardı. Ama ne yazık ki, hâlâ bu kurum yok ve savcılar sahipsiz” (136).

Tuncay Özkan, tespitleri ile, Türk Hukuk sisteminin en önemli zaafına işaret etmiştir. Gerçekten de, kimi siyasiler ve de bürokratlar, “emir kulu” gibi gördükleri Cumhuriyet Savcıları’na karşı, işlerine gelmediğinde yaptırım uygulamayı, cezalandırmayı, bir “güç gösterisi” olarak değerlendirmektedirler. Genel Kurmay Başkanı Orgeneral  Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun yargıya sızan fetuhullahçılarla ilgili değerlendirmeleri sonrasında, bu konuda tipik bir örnek yaşanmıştır. İçişleri Bakanlığı genelgesi çerçevesinde Ankara Valiliği, Vural Savaş’ın yanısıra, Fethullah Gülen davasının görüldüğü Ankara 2 Nolu DGM Başkanı Hüseyin Eken’in, aynı Mahkemenin üyesi Mehmet Maraş’ın ve Savcı  Nuh Mete Yüksel’in  koruma amaçlı araçlarını geri istemiştir. Oysa, 1999’da toplam 406.260 litre yakıt tüketen araçlardan Turgut Yılmaz, Özer Çiller, Semra Özal ve daha nicelerine tahsis edilmiş olanlar için geri isteme sözkonusu olmuş mudur? Örneğin, Mehmet Ağar’a 6, Tansu Çiller’e 5, Ünal Erkan’a 4, Abdülkadir Aksu ile Murat Başesgioğlu’na 3’er  araç tahsis edilmiştir. Bu kişilere, size  1 araç da çok, denilmiş midir?

Saygı Öztürk, Nuh Mete Yüksel’e de gönderilen şantaj kasedi ile ilgili gelişmeleri Star gazetesindeki köşe yazısında ele alırken, konu ile ilgili yargı kararıyla birlikte, Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığı’nın raporuna da yer vermiştir:

“Savcılara yönelik şantajın boyutlarının nerelere kadar vardığı dün mahkeme kararıyla da ortaya çıktı. Demek ki bir yandan savcıların telefonları dinleniyor, bir yandan şantaj kasetleri açıklanıyor. Şantajla karşı karşıya olan isimlerden birisi de Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel. Dün Yüksel’le sohbet ediyor, kasedin içeriğini konuşuyorduk. Neden kendisine böyle bir şantaj yapılmak istendiğini de Nuh Mete Yüksel Star’a şöyle açıklıyor:

‘İrticaya karşı yürüttüğüm inceleme ve soruşturmalar, beni onlara hedef yaptı. Ama bunları da aşacağım. Beni montaj seks kasetiyle vurmaya çalıştılar. Bunların hesabı da, yapanlardan sorulacak’.

Şantaj kaseti Nuh Mete Yüksel’e geçen hafta kargoyla gönderildi. Nuh Mete Yüksel’e kaset ulaştığı sırada, kaseti gönderenlerden birisi telefonla aradı. Kasetin, içeriğini belirtti ve izledikten sonra kendisini bir daha arayacaklarını söyledi. Savcı Yüksel, telefonla konuştuğu kişiye, yaptıklarının hesabının adalet önünde mutlaka sorulacağını belirtti. ‘Beni yolumdan kimse çeviremez’ diye bağırdı. Diğer savcılar, Yüksel’in bu kadar sinirlendiğine bu güne kadar tanık olmamışlardı. Savcılar, Yüksel’in odasına gidip onu yatıştırdılar. Kaset, izleme gereği bile duyulmadan, incelenmesi için Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığı’na gönderildi.

... İşte Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel’e ‘kasetli şantaj’ yapıldığı mahkeme kararıyla da belgelendi. İşte o karar:

‘Ankara DGM Başsavcılığı’nın 6.6.2002 tarih 6.6.2002 tarih ve 2002/3644 Muh. Sayılı yazısında DGM C. Savcısı Nuh Mete Yüksel’in görevi nedeni ile yürütmekte olduğu soruşturmada şantaj aracı olarak kullanılmak istenen video kasetinin posta ile kendisine gönderildiği, bu kaset aracılığı ile yürütmekte olduğu soruşturmaların engellenmeye çalışıldığı belirtilerek, dosya içerisinde bulunan kasetin montaj olduğunun Jandarma Genel Komutanlığı’nın Kriminal Daire Başkanlığı raporunda belirlenmiş olduğundan ...CMUK’un ekli evrakı tetkik edildi.

Gereği düşünüldü.

Ankara DGM C. Savcısı Nuh Mete Yüksel’e gönderildiği belirtilen ve yaptığı soruşturmalarla ilgili olarak şantaj aracı olarak kullanılmaya çalışıldığı anlaşılan dosyada mevcut 1 adet Raks VHS tip (Seri No: 21032P13E-30) video kaset üzerinde Jandarma Genel komutanlığı tarafından düzenlenen Ekspertiz raporunda oda içerisine yerleştirilen gizli bir kamera vasıtasıyla çekilen video görüntülerinin toplam uzunluğunun 4 dakika 52 saniye olarak tespit edildiği ve görüntülenen her karesinin montaj olduğu belirtilmiştir.

DGM C. Savcısı olarak görevli olan Nuh Mete Yüksel ile ilgili olarak montaj görüntüler ile düzenlendiği belirtilen video kasetinin yayını halinde terör suçları ile ilgili olarak yapılan soruşturmalara etki edeceği anlaşıldığından ilgili kasetin ulusal ve mahalli televizyon ve yazılı basında yayınlanmasının CMUK’un 86. maddesi gereğince yasaklanmasına, sözkonusu kasete soruşturma sonucuna kadar el konulmasına, karar ve ekli evrakın DGM C. Başsavcılığı’na iadesine, itirazı kabil olmak üzere karar verildi. 7.6.2002” (137).

Yukarıdaki yargı kararı, fethullahçı istihbaratçıların planlı operasyonuna ciddi bir darbe vurmuştur. Yayın yasağı kararı, Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven Yaşer’le ilgili montaj kaseti yayınlayan şeriatçı kanalların heveslerini sonuçsuz bırakmıştır. Üstelik Mahkemenin, sözkonusu kaseti, fethullahçıların var olduğu kuşkusunu uyandıran Emniyete ait Kriminoloji birimine değil de, bilimsel ve objektifliğinden kuşku duyulmayan Jandarma Kriminoloji Laboratuvarına göndermesi, fethullahçı istihbaratçıların başka bir hayal kırıklığı uğramalarına neden olmuştur.

Bu ülkede, bir Cumhuriyet Savcısı’na böylebine iftira, tehdit ve şantaj gerçekleştirilebiliyor ve bu yasadışı operasyon, kimi medya marifetiyle geniş kitlelere ulaştırılabiliyorsa; Adalet Bakanı “seyirci”yi oynamanın da ötesinde, mağdur Cumhuriyet Savcısı için soruşturma açtırıyorsa; bu montaj kasetin, İstanbul’da cemaatin eğitim faaliyetlerinden sorumlu M.Ö. adlı Fethullah Gülen’in  manevi varisi marifetiyle hazırlandığı, çoğaltıldığı ve dağıtıldığı duyumlarının üzerine gidilmiyorsa, hatta hiçbir şey yapılmıyorsa -ki mutlaka yapılacaktır- bu geçici başarı, tamamiyle fethullahçı istihbaratçıların operasyonel gücünden, cemaatin ekonomik ve siyasal gücünden ve de devlet içine sızmış kadrolarının gücünden kaynaklanmaktadir.

 

 

 

08 Haziran 2002

 

Seks şantajıyla beni asla korkutamazlar 

Montaj o kadar iyi ki hayrete düştüm


İrtica davaları yüzünden, ‘montaj porno kasetler’le kendisine şantaj yapıldığını anlatan Savcı Yüksel, "Kasetler çok ustaca hazırlanmış ama ben böyle yılmam" dedi


     İnanılmaz bir olay. Belgeleri görüp savcı Nuh Mete Yüksel’i arayıp konuşmasam, dinlemesem, bu olaya inanamazdım. Ankara DGM’nin ünlü savcısı Nuh Mete Yüksel’e seks şantajı yapılıyor. Şantajın amacı Yüksel’in başlattığı bir soruşturmayla ilgili olsa gerek. Çünkü şantajcılar para istemediklerinin altını çiziyorlar. Yüksel, "Bana bu montaj şantaj kasetleri, fotoğrafları sökmez. İrtica ile ilgili davalarda baskı için bunu yapıyorlar. Ama hiç kimse adaletin pençesinden kurtulamaz. Bunu yapanların yanına bırakmayacağım" dedi. Bu olayı öğrenince, Ankara’yı savcı Yüksel’i aradım. Bana önce olayı anlatmak istemedi. Ama belgeleri aktarınca özetle şunları söyledi:
     
     ‘BANA ÇOK BENZİYOR’


     "İçinde gizli kamera görüntülerim olduğu söylenen bir kaset gönderildi bana. Bir odada gizli kamerayla çekilmiş. Bir hanımla görülüyorum. Hanımın görüntüsü de montaj. O kadar ustalıkla yapmışlar ki, bilgisayar ortamında, ben bile şaşırdım. Hemen inceleme yaptırdım. Laboratuvar çalışmasıyla montaj olduğu ortaya çıktı. Bu şantajcıların yapmak istedikleri beni durdurabilmek. İrticayla ilgili davalarım nedeniyle bunu yapıyorlar. Bana önce kargo aracılığıyla bir kaset yolladılar. Bu kaseti izlediğimde ben dahi şaşırdım. Çünkü kasetteki kişi bana benziyordu. Bir kadınla ilişkisi var kasetteki kişinin.
     
     UZMANLAR İNCELEDİ


     Gerekli soruşturmayı başlattım. Bunu yapanların yanına bırakmayacağım. Beni telefonla arayarak tehdit ettiler. Kendilerine hakaret ettim. Bunun üzerine ‘Senin sesin çok çıkıyor. Bizim istediklerimizi yapacaksın. Yoksa bu kasedi televizyonlarda yayımlatacağız. Senden para istemiyoruz. Günün yaklaşıyor, o gün geldiğinde sana, gerekeni söyleyeceğiz, sen de yapacaksın. Yoksa seni rezil edeceğiz. Savcılıktan edeceğiz’ dediler.


Ağır hakaret ettim. O kasedi ne yapmaları gerektiğini söyledim.
     
     GEREKLİ DAVALAR AÇILDI


     Bu saldırıyı yanlarına bırakmayacağım. Onlar devletin savcısına şantaj yapmanın ne demek olduğunu hukukun tokadını yiyince anlayacaklar. Ne beni ne de Cumhuriyet’in hiçbir savcısını işini yapmaktan şantaj yoluyla alıkoyamazlar. Bizler şantaja boyun eğmeyiz. Adaletin pençesinden kurtulamayacaklar. Yaptıkları yanlarına kalmayacak. İlgili davaları açtım. Soruşturmalar sürüyor. Şimdilik başka bir şey söyleyemem."
     Evet bir ünlü savcının yaşadıkları bunlar. Türkiye’de komplolar, şantajlar ve ayak oyunları ile insanlara neler yapılabildiğini belgeleriyle aktarmaya çalışıyorum son zamanlarda. Bu da bunlardan biri. Nuh Mete Yüksel’in davaları sonucu bunalan, artık kurtulamayacaklarını anlayan irticacı güçler, son çare olarak bu yönteme başvurmuşlar. Savcı Yüksel bunun altını çiziyor.
     
     DOĞRU OLSA NE ÇIKAR?


     Oysa artık bu seks şantajı numaralarını dünyada kimse yemiyor. O kasetteki görüntüler değil montaj, gerçek çıksa ne olacak? İnsanların özel yaşamlarını kullanarak onları yok edebileceklerini sananlar, ancak irticacı olabilirler. Türkiye’de böylesine önemli görevler üstlenen bir savcıyı, bu tür bir şantajla yolundan çevirebilmek mümkün mü? Bu tür bir şantajı kullanarak onu görevinden etmek, baktığı davaların seyrini değiştirebilmek mümkün mü? Türk halkı veya Nuh Mete Yüksel’in ailesi bu oyuna gelir mi? Adalet bu şantajı yutar mı? Belgelerden gördüğüm kadarıyla Nuh Mete Yüksel’e karşı yapılan şantajda kullanılan kaset Yüksel’e, İstanbul’dan kargo yoluyla gönderilmiş. Yüksel’e daha sonra telefonla ulaşılmış.
     
     DAVALARI SÜRÜYOR


     Nuh Mete Yüksel son dönemde özellikle irtica ve yolsuzluk konularındaki soruşturmalarıyla ön planda yer alan bir savcıydı. Özellikle Fethullah Gülen ile ilgili davayı açan ve ısrarla takip eden savcı olarak ön plandaydı. Milli Görüş davasını açan ve üzerine giden kişi yine Yüksel’di. Son günlerde bu Fethullah Gülen davasıyla ilgili yaşananlar da ilginç. Davanın müdahillerinden olan Çağdaş Eğitim Vakfı’nın başına gelmeyen kalmadı. Bir polis ajan olarak vakfa giriyor. Sonra gizli çekim yapıyor. Bu montajlanıyor ve İslamcı basın organlarında bu montajlı çekim yayımlanıyor. Vakıf PKK’lı öğrencilere burs veriyor diye. Oysa vakfın burs verdiği tam 3 bin 500 öğrenci var. Suçlamanın yöneldiği öğrenci sayısı iki. Amaç soruşturma açtırmak. Savcılıklar da bu yayınlar üzerine vakfa PKK’lı öğrencilere burs vermekten dava acıyor. Vakıf arandı. Arama sırasında da garip şeyler oluyor.
     Vakfın ikinci başkanı eski Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş Paşa. Vakfın bütün yönetim kadroları eski komutanlardan oluşuyor. Vakfın öyle veya böyle bir yerinde Silahlı Kuvvetler’in ünlü emekli generalleri var. Bunların yönettiği vakıf PKK’lı öğrencilere burs verecek öyle mi? Bu generallerimiz olmasa da o vakıf böyle bir şeyi neden yapsın?
     
Türkiye bu insanlara sahip çıkmalı     

Türkiye’de şantajla, montajla, komplolarla bazı şeyler değiştirilmek isteniyor. Çağdaş Eğitim Vakfı’na sokulan polis ajan bunun örneği. Gerçi şimdi o ajan polis açığa alındı. Ama ya polis içinde örgütlü bulunan diğerleri? Bunlar ne olacak? Polisin istihbarat ve terör birimleri ne yazık ki bir irticacı kadrolaşma ve saldırının baskısı altında. Bunlar telefonları yasadışı dinliyor, izliyor, gözlüyor ve komplolarla, şantaj, montaj görüntüleriyle istediklerini yok etmeye çabalıyorlar.
     Son dönemde evlere gizli kameralar koyup çekimler yapıldığını duyuyorum. Şantaj amaçlı bu çekimleri insanların özel yaşamlarını deşifre etmek için kullanıyorlar. Türkiye’de insanların bunlara teslim olmaması lazım. Bunların üzerine gitmesi lazım. Şantaja, komploya boyun eğmemek lazım.
     
     İÇİŞLERİ’NE DAVET


     Buradan İçişleri Bakanlığı’nı göreve çağırıyorum. İçindeki irticacı örgütlenmeye karşı savaşa çağırıyorum. İnsanların Türkiye’de bu tür saldırılar karşısında polise güvenmesi gerekiyor. İyi de polis provokatör veya şantajcı ajan olarak çalıştırılırsa ne olacak? Tıpkı Çağdaş Eğitim Vakfı soruşturmasında olduğu gibi. Ya da İzmir’de ortaya çıkan "komplo" skandalında olduğu gibi. Polisin irticacı ve komplocu ellerden mutlaka ayıklanması gerekiyor.
     Türkiye’de insanların bu şantajlara, montajlara, komplolara kurban edilmemesi lazım. Ben şimdi bu seks şantajının arkasından kimlerin çıkacağını merakla bekleyeceğim. Ortaya çıksın veya çıkartılsınlar ki arkalarındaki gücü ve niyetlerini Türkiye öğrensin.
     
DGM, şantaj kasedine el koydu     

Ankara 1 No’lu DGM, Savcı Nuh Mete Yüksel’e yapılan seks şantajı ile ilgili kasede soruşturma sonuna kadar el koydu. Kasetteki görüntülerin her karesinin montaj olduğu belirtilen yazıda şöyle denildi: "Kasedin yayını halinde terör suçları ile ilgili olarak yapılan soruşturmalara etki edeceği anlaşıldığından ilgili kasedin televizyon ve gazetelerde yayımlanmasının CMUK’un 86. maddesi gereğince yasaklanmasına karar verilmiştir."

http://www.milliyet.com.tr/2002/06/08/yazar/ozkan.html

 

23 Ekim 2002

GÖKÇER TAHİNCİOĞLU, TOLGA ŞARDAN

‘Komplo’ diyen çok ‘Kim yaptı?’ diyen yok


Savcı Yüksel’i görevinden eden kaset için Adalet Bakanlığı bile ‘Komplo’ diyor. Ama ne savcılık ne emniyet olayın bu yönünü soruşturmuyor...


     

     Nuh Mete Yüksel’in, bir kadınla cinsel ilişkiye girerken görüntülendiği iddia edilen kaset yüzünden "kınama" cezası alması ve Ankara DGM Savcılığı görevine son verilmesi, büyük bir skandalı gözler önüne serdi. Adalet Bakanlığı’nın da aylar önce ortaya çıkan kaset hakkında "komplo" değerlendirmesi yapmasına karşın, savcılık ve emniyetin, bu konuda soruşturma açmadığı belirlendi. Yüksel’le ilgili komplo şöyle gelişti:
•   Kaset, Yüksel’e İstanbul’dan kargoyla gönderildi. Haziran başında Yüksel’i telefonla arayan bir kişi, Yüksel’in elindeki dosyalarla ilgili şantajda bulundu.
•   Bu sırada, Yüksel tarafından açılan Fethullah Gülen davasına müdahil olan Çağdaş Eğitim Vakfı’na ilginç bir baskın düzenlendi. Vakıfta "2 PKK’lıya burs verildiği" iddiasıyla yapılan aramada, Yüksel’i bir kadınla ilişki sırasında görüntüleyen kasetlerin bulunduğu öne sürüldü.     
     
     NUR CEMAATİ İDDİASI


•   Yüksel, Milliyet’e böyle bir kasedin kendisine de gönderildiğini belirterek, "Kasedi izleyince şaşırdım. Kasetteki kişi bana benziyordu. Devletin savcısına şantaj yapmanın ne demek olduğunu hukukun tokadını yiyince anlayacaklar" dedi.
•   Ankara DGM, 7 Haziran 2002’de kasedin yayınını yasakladı.
•   Bir DGM kaynağı, Gülen hakkında dava açan ve irticai yapılanmaya ilişkin geniş çaplı bir soruşturma yürüten Yüksel’e, telefon açarak tehdit eden kişinin kendisini Nur Cemaati’nden birisi olarak tanıttığını iddia etti.     
     
     ‘KABUL EDERSE...’


     Ancak olayın üzerinden aylar geçmesine ve kasedin doğru olduğunun belirlenmesine rağmen, savcıya komployu kimin kurduğu konusunda bir soruşturma açılmadı. Yüksel’in önceki gün görevinden alınmasının ardından da savcılık ya da polis harekete geçmedi. Adalet Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili, "Yüksel, olayın doğru olmadığını iddia ediyor. Biz ise gerçek olduğunu tespit ettik. Savcı doğru olduğunu kabul ederek, bunun bir komplo sonucu çekildiğini söylemediği sürece, komployu kimin yaptığının üzerine gitmek mümkün değil" görüşünü savundu.
     
‘Ben bunu hak etmedim’     

20 günlük rapor alacağı söylenen Nuh Mete Yüksel, bu sürenin ardından önce kararın yeniden incelenmesi için başvuruda bulunacak, sonra da karara itiraz edecek. Karara saygılı olduğunu belirten Yüksel, Milliyet’e yaptığı açıklamada, "Bunu hak etmedim. Bu kaset montajdı. Jandarma tarafından da montaj olduğu belgelenmişti. HSYK’nın kasedi kime incelettiğini bilmiyorum. Komplo olduğunu düşünüyorum. İrticai grupların komplosu olabilir. Müsterihim. Aynı büyük soruşturmaları bugün de hiç düşünmeden yaparım" dedi.
     
     Eşime güveniyorum


     Yüksel’in eşi Zerrin Yüksel’in de, yakın çevresine, "Kocama güveniyorum. O kaset montaj. Montaj olmasa bile böyle bir şeyden ceza verilir mi?" dediği öğrenildi. Merve Kavakçı, Fethullah Gülen, Milli Görüş, Hizbullah, Öcalan, Egebank gibi dev soruşturmalara imza atan Yüksel, halen Alman Vakıfları ve Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki soruşturmaları yürütüyor.
     
Soruşturma eksik mi?     BELMA AKÇURA İstanbul

     Asıl bu işi yapan ortaya çıkarılsın


      MEHMET AĞAR (Elazığ Bağımsız Milletvekili - Eski İçişleri ve Adalet Bakanı): Bu soruşturma özel hayatın gizliliğini ihlaldir. Fevkalade yanlıştır; kim yaptı, nasıl yaptı, bunun ortaya çıkması lazım. Belli ki bu şahısa yönelik bir tertip. Umuma açık bir iş değil. İlgilendirse ilgilendirse kendi aile hayatını ilgiledirir. Bu kasetin, meslek hayatına yönelik bir tertip olduğu ortada. Bunu yapanın ortaya çıkartılması lazım. Soruşturma eksik. Ne için, ne amaçla böyle bir kaset çıkıyor? O kişinin de sorgulanması lazım. Bunun da bir yaptırımı olmalı. Bir adamın meslek hayatını küçük düşürmek için şantaj yapmaktan ayrı bir soruşturma açılmalıydı.
     
     Kasedi temin eden soruşturulmalı...


      Doç. Dr. FATİH MAHMUTOĞLU (Ceza Hukukçusu): Bu tür kasetler montaja çok açık olduğu için tek başına delil olamaz. Teknik inceleme, ilave başka verilerle desteklenirse delil niteliğine kavuşmalıdır. Bütün delillerin hukuka uygun bir biçimde elde edilmesi gerekir. Bu kasedin kendisi de ayrı bir soruşturma konusu olabilir. Disiplin soruşturmasında bile hukuka aykırı delillerin değerlendirilmemesi gerekir. Bu hukuka aykırılık, bunu temin edenler bakımından da mutlaka başka hukuksal sorumluluklar çıkarmalı.
     
Kasetteki kadın yabancı değilmiş     

Savcı Yüksel’i görevinden eden kasetteki kadının, yabancı uyruklu olmadığı ortaya çıktı. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda (HSYK) izlenen kasetteki kadının, Ankara DGM’de görev yapan bir zabıt kâtibesinin ablası olduğu belirlendi. Bu bilgi müfettiş raporunda da yer aldı. Bu kadınla günde 8 telefon görüşmesi yaptığı öğrenilen Yüksel, başka bir yere atanmayı talep ettiği dilekçesini de aylar önce, bu olayın duyulması üzerine yazmış. Soruşturmayı yürüten müfettişler, savcının iki kez ‘yer değiştirme’ ile cezalandırılmasını istedi. Ancak HSYK bu talebe uymadı ve Yüksel’in bu dilekçesini işleme koydu. HSYK’nın, komplo görüşüne ulaşması da müfettişlerin talebinin yerine getirilmesini engelledi.
     
Gölgeler incelendi     

Kaset, önce Jandarma Kriminal Laboratuvarı tarafından incelendi ve "montaj" diye nitelendirildi. Ancak müfettişler bu incelemeyi "özensiz ve yetersiz" bularak kasedi Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gönderdi. Burada yapılan inceleme sonucunda kasedin montaj olmadığı yönünde rapor verildi. Üçüncü kurum da "montaj değil" raporu verince, HSYK’nın kararı ortaya çıktı.
     
Yanıt bekleyen sorular     

Olay kasette savcı Nuh Mete Yüksel’in cinsel ilişkiye girdiği kişinin DGM’de görevli bir zabıt kâtibesinin ablasının olduğunun anlaşılması, şu soruları akla getirdi:
•   Yüksel’in görüntülerinin komplo sonucu, gizli kamerayla çekilmesinde adliye personelinin de katkısı var mı?
•   Adliye personeli ile savcı hakkında bu yönde bir plan yapan suç örgütlerinin ilişkileri ne düzeyde?
•   Savcının gizli kamerayla görüntülenmesini planlayan suç örgütlerinin arasında başta Savcı Yüksel’in hakkında dava açtığı irticai örgütlerden birisi mi var?
•   Adliye personeli, kasedin ortaya çıktığı ilk günden bu yana gerçekleri bilmesine rağmen olayı gizledi mi?     
     
Ceza Hukukçusu Prof. Dr. Kayıhan İçel’den seks kasedi yorumu 

Kişinin özel hayatına girmek doğru değil     

Kasedin içeriğinin ne derece doğru olup olmadığını saptamak ve hangi ortam içerisinde çekildiğini belirlemek lazım. Çekenlerin ve getirenlerin de ifadesinin alınması lazım. Her konuda ihbar var. İhbarı yapan kişinin ifadesini almak lazım. İhbar gerçek değil yalansa, o zaman ihbar eden kişinin durumu ne olacak? Özel hayatla ilgili bir konu bu. Bu tür kaset içeriklerinin o kadar ustaca montajı yapılıyor ki, önce bunu belirlemek lazım. Çok tarafsız yerlerde teknik inceleme yaptırmak lazım. Gizli hayata ya da özel hayata girmek doğru değil. Nereden bakarsanız bakın, özel haklara tecavüz anlamına gelir. Bir disiplin soruşturmasına belki neden olabilir ama bu suç teşkil eden bir davranış değil, mevzuatımızda böyle bir suç yok.
     
Yargıtay eski üyesi Yusuf Kenan Doğan: 

Kasedi getiren soruşturulmalı     

Elde edilen delillerin hukuka uygun yollardan elde edilmesi gerekir. Özel hayatın gizliliği burada çok önemli. Böyle insanların onuruyla oynamak doğru değil. Ceza Muhakemeleri Usulu Kanunu’na göre hukuka aykırı yollardan elde edilen deliller hükme esas olamaz. Dolayısıyla bu kasedin önce soruşturulması gerekirdi. Bu konu kişinin özel hayatına girer. Böyle bir konuda hassas davranılması ve soruştur-madan önce kasedi getiren kişinin hangi yollardan bunu elde ettiğine bakmak gerekir.
     
İlginç bir iddia...     

Savcı Yüksel’in DGM’den alınmasına neden olan kasetle ilgili ilginç bir iddia ortaya atıldı. Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu, Kanal 6’da yaptığı açıklamada, Alman vakıflarıyla ilgili soruşturma yürüten Yüksel’le ilgili kasedin Alman istihbaratının çalışması sonucu ortaya çıkmış olabileceğini söyledi.

 

http://www.milliyet.com.tr/2002/10/23/guncel/agun.html

 

8 polise kaset sorgusu

24.10.2002

 

Nurettin KURT/ ANKARA

Savcı Nuh Mete Yüksel'in seks kasedinin Çağdaş Eğitim Vakfı'nda bulunmasının ardından, Ankara DGM Başsavcılığı "komplo"yu açığa çıkarmak için 8 polisle bir askeri hákimin ifadesini aldı.

Ankara DGM Başsavcılığı, Nuh Mete Yüksel'in seks kasedinin ardındaki ‘komplo’yu açığa çıkarmak için Fethullahçı olduğu ve şantaj çetesinde yer aldığı öne sürülen 3 polis müdürü, 5 polis memuru ve bir askeri hákimin ifadesini aldı. Kasedin gizli kamerayla kaydedildiği büronun sahibi olan Yüksel'in avukatı Tuğrul Aray da iddiaları reddetti.

Savcı Nuh Mete Yüksel'in cezalandırılmasına neden olan ‘şantaj’ video kasedinin ortaya çıkmasının ardından Ankara DGM Başsavcılığı'nın ‘komplo’yu açığa çıkarmak için geniş çaplı bir soruşturma başlattığı öğrenildi.

DGM Başsavcısı Cevdet Volkan'ın yürüttüğü soruşturma çerçevesinde komplonun içinde yer aldıklarından şüphelenilen, üçü polis müdürü olmak üzere toplam sekiz polis ile iki kadının ifadesi alındı.

GÜLEN Mİ?

Savcı Yüksel'in de Fethullah Gülen cemaatinden şüphelendiğini belirtmesi üzerine soruşturma bu noktada yoğunlaştı. DGM Başsavcılığı soruşturma çerçevesinde Fethullahçı olduğu ve ‘‘şantaj çetesi’’nde yer aldıkları iddiasıyla üç polis müdürü, beş polis memuru ve bir hakimin ifadesine başvurdu. Ancak adı geçen hakimin hedef göstermek ve intikam almak maksadıyla adının verildiği, olayla ilişkisi olmadığı belirlendi.

AVUKAT REDDETTİ

Soruşturmanın ilk aşamasında, şantaj kasetinin gizli kamerayla kaydedildiği öne sürülen büronun sahibi olan avukat Tuğrul Aray'ın ifadesine başvuruldu. Savcı Yüksel'in açtığı tazminat davalarında avukatlığını yapan Aray kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmedi.

SEVGİLİYE SUÇLAMA

Savcı Yüksel ile avukatının, Adliye yakınındaki bürosunda kanape üzerinde sevişirken görüntüleri kaydedilen DGM zabıt katibesi N. A.'nın kızkardeşi P. A.'nın da komploya yardımcı olduğu üzerinde duruluyor.

KAMERAYA BAKIYOR

P. A'
nın kamera görüntülerinde sürekli olarak gizli kameranın objektifine bakması şüpheleri artırdı. P. A. verdiği ifadesinde savcı Yüksel ile aralarında duygusal bir ilişki olduğunu kabul etmesine rağmen, seks kasetinde görüntüleri bulunan kişinin kendisi olmadığını söyledi.

1 Nolu DGM Mahkemesi kaleminde görevli olan ve kardeşiyle Savcı Yüksel'i tanıştıran katibe N. A.'nın da ifadesi alındı. N. A. yıllar önce Sivas davasının DGM'deki duruşmasına dekolte bir bluzla geldiği için idare tarafından uyarılmıştı.

YÜKSEL'İN DE AVUKATI

Soruşturması çerçevesinde ifadesine başvurulan avukat Tuğrul Aray, adliyenin yakınındaki Sıhhiye semtinde bulunan Sağlık Sokaktaki bürosunu olayın ortaya çıkmasının ardından, 3-4 ay kadar önce boşalttı. Aray, olayla ilgili olduğu iddialarını reddetti. Aray Hürriyet muhabirinin sorusuna ‘‘Ben Mete beyin avukatıyım ancak kimseye ifade filan vermedim. Nereden çıkarıyorsunuz, kardeşim, olayı bilmem anlamam’’ yanıtını verdi. Ancak Aray, müfettişlere verdiği ifadede iddiaları reddettiğinin belirtilmesi üzerine ‘‘Tabii reddedeceğim, bilmediğim şeyi kabul mü edeyim?’’ dedi. Aray, ‘‘Bu olay sizin büronuzda olmadı mı?’’ sorusu üzerine de sinirlenerek, ‘‘Eşş...’’ diye küfürler yağdırmaya başladı.

 

http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2002/10/24/198339.asp

 

.BUGÜN GAZETESİ

Cemal DOĞAN/ANKARA

12.02.2007

Tehlikeli tasarruf

     
   
     
 

Yürüttüğü çok önemli terör örgütü operasyon ve soruşturmalarıyla tanınan Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel'in yakın koruması "tasarruf" gerekçesiyle alındı.

Bu uygulamanın, Hrank Dink cinayeti sonrası kamuoyunda tartışılan güvenlik zafiyetinin bir başka uzantısını yaratabileceğine dikkat çekildi ve tehlikeli bulundu. Başta PKK ve Hizbullah'ın hedefinde olduğu bilinen Savcı Yüksel'in, konuyla ilgili yorum yapmayacağını belirtirken, konu kendisine bildirildiğinde "Madem yakın korumama ihtiyacınız var, çekin ne diyebilirim" dediği öğrenildi.

Öte yandan Savcı Nuh Mete Yüksel'in, görev yaptığı DGM'de kendisine tahsis edilen araç konusunda da sıkıntı yaşadığı ortaya çıktı. Yüksel'in hem güvenliği için hem de soruşturmalarda kullanılması amacıyla tahsis edilen 1999 model Şahin marka otomobilin, tam 3 kez yolda kaldığı ortaya çıktı. Ölüm tehditlerine maruz kaldığı tarihlerde, katıldığı bir ödül töreninde, kendisine "çelik zırhlı" makam aracı vermek isteyen işadamlarının teklifini reddeden Yüksel, "Allah'ın verdiği canı Allah alır. Bu ülke ve bayrak için canım feda olsun" diye konuşmuştu.

 

 

http://www.bugun.com.tr/haberler/120207/p35732.asp

 

.