|
Hrant'ın
katili Kürt-İslam çetesi


Gökçe Fırat
Faili meçhullerden faili
bellilere
Hrant Dink cinayetiyle ilgili geçtiğimiz
sayıda yaptığımız tespit hafta boyu yaşanan
gelişmelerle doğrulandı. Ancak olayların daha
detaylı değil daha geniş çerçevede analizi en önemli
ihtiyaç. Medyanın her gün pompaladığı taze
haberler ve gelişmeler olaya sadece polisiye bir vaka hali
kazandırmakta ve esastan uzaklaşmaya yol açmaktadır.
Bu bakımdan Türkiyede neler olduğunu
yine uzun bir zaman diliminde ele alalım.
1990lı yıllardan bugüne işlenen
bir kısım siyasi cinayetlerle AKP iktidarının son yıllarında
işlenen cinayetleri karşılaştırarak ele alalım.
Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı,
Bahriye Üçok gibi aydınlara yönelen suikastler ve buna ek olarak
Jandarma eski Genel Komutanlarından Eşref Bitlisin öldürülmesi
olaylarının failleri bulunamamıştır.
Bulunamaması da son derece doğaldır,
çünkü bu cinayetler doğrudan ABDye bağlı
kontrgerilla güçleri tarafından gerçekleştirilmiştir.
Cinayetler belki bir taşeron örgüte havale edilmiş olabilir
ama sonuç değişmez: Faili meçhul cinayetlerin arkasındaki
güç ABDdir.
Fakat AKP iktidarı ile birlikte farklı
türde bir gelişme yaşanıyor. Olayları tek tek
analiz edelim.
Şemdinlide bir kitabevi bombalanıyor.
Bombalanan kitabevinin sahibi bombayı fark ederek dışarı
kaçıyor ve dışarda da bombalayanları fark
ederek yakalıyor. Failler bulunuyor. Faillerin arkasındaki
güç olarak da dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı şimdiki
Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt çıkıyor.
Bombalama sonrası medya neyi hedef alıyor:
Derin devleti!
Danıştay üyelerinden Mustafa Özbilgin
silahlı bir saldırgan tarafından Danıştay binası
içinde öldürülüyor. Saldırgan silahı ile birlikte yakalanıyor.
Saldırganın arkasındaki güç olarak ulusalcı
kesimler hedef alınıyor. Hedefteki isim Ordudan emekli bir
yüzbaşı: Muzaffer Tekin.
Medyanın bombalama sonrası hedefi yine
aynı: Derin devlet.
Enteresan bir gelişme hemen bir hafta sonra
Ankarada Eryaman semtinde bir evde ihbar sonucu halen görevde
subaylar yakalanıyor. Subaylar Özel Kuvvetler Komutanlığına
bağlı. Evde Başbakan dahil bazı devlet yöneticilerine
yönelik suikast plan ve krokileri yakalanıyor. Subayların ardındaki
güç olarak yine Özel Kuvvetleriin bağlı olduğu Kara
Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt gösteriliyor.
Medyanın hedefi değişmiyor: Derin
devlet.
Son olay ise Hrant Dinke yönelik suikast.
Hrant Dink vuruluyor, vuran bir gün sonra yakalanıyor, azmettiren
yakalanıyor, herkes her şeyi itiraf ediyor.
Ulusalcılarla ya da Orduyla bir bağlantı ilk başta
kurulamıyor.
Ama medyanın hedefi değişmiyor:
Derin devlet. Fakat bu defa medya işi büyütüyor, sadece derin
devleti değil, tüm milleti hedef olarak alıyor.
Şimdi şu soruyu soralım, on yıllardır
faili meçhullerle yaşayan bu ülkede ne oldu da birden failler
bulunmaya başlandı?
Ne oldu da Türk polisi bu kadar iyi çalışmaya
başladı?
Soruya cevabı başka bir soruyla
verelim: Bu olayları yapan güçle yakalayan güç aynı olmadığı
sürece bu başarı mümkün olabilir mi?
Ve başka bir soru: Bunca yıldır tüm
eylemlerini başarıyla, iz bırakmadan yürüten ve faili
meçhul bırakan derin devlet bu kadar tecrübesiz olabilir
mi?
Hrantın katili
arkadaşları olabilir mi?
Olayları anlamak için ilk şart kafamızı
çalıştırmak; sadece kendi kafamızla düşünmek.
Mesela şu son Hrant Dink suikastini hemen
ulasal güçlerin üzerine yıkmaya çalışanlara ne
demeli...
Bu zevatın mantığıyla düşünelim,
Danıştayda ne diyorlardı: Ulusalcılar yaptı,
hedefleri hükümeti ve Şeriatçıları suçlu düşürmekti.
Peki aynı mantıkla soralım: Hrant
Dinki de milliyetçileri, Orduyu, ulusal güçleri suçlu göstermek
isteyen birileri öldürmüş olamaz mı?
Kim olabilir peki bu güçler? Ulusal güçlerin
düşmanı kim?
ABD ve AB başta var. Onlar işlemiş
olabilirler bu cinayeti. Ya da içerdeki yandaşlarına ihale
etmişlerdir.
Mesela iktidar işlemiş olabilir, böylece
kendisine engel gördüğü ulusal güçleri suçlu göstermek
istemiş olabilir.
Medya da olabilir. Uzun süredir ulusal güçlere
karşı büyük bir linç kampanyası yürüten medyamızın
mensupları, içlerinden bir arkadaşlarını öldürerek,
bunun suçunu da ulusal güçlere yıkarak kazanç sağlamak
istemiş olabilirler.
Şimdi bakıyoruz Hrantın arkasından
ağlayanlara, mesela eski Aydınlıkçı arkadaşlarından
Oral Çalışlar bu işleri iyi bilir. Ne de olsa eski örgütlerinde
bu tür bir cinayet geçmişleri var. Ya da Cengiz Çandar da
olabilir. O da bu konularda tecrübelidir.
Bizce medyada eski sol örgüt bağlantısı
olan ve bugün çok üzülmüş numarası yapan tüm yazarlar bu
cinayetin esas faili olabilir, araştırılmalıdır.
Çünkü onlar kendi içlerinden birini öldürüp sonra faşistler
vurdu, polis vurdu diye cenaze töreni düzenlemeye ve şehit
edebiyatı yapmaya alışkındırlar.
Bir soru daha var: Acaba Hrant da bu tertibin içinde
miydi?
Yani ulusal güçlere yönelik böylesi bir
tertip için kendisini feda mı etti?
Şemdinlide eski PKKlı Seferi Yılmaz
bombayı fark edip dışarı kaçmış kurtulmuştu.
Yani çok inandırıcı bir tertip değildi. Çünkü
bombalayanlar zaten kendileriydi. Seferi Yılmazı da feda
etseler daha inandırıcı olabilirdi ama nedense yapmadılar.
Kim bilir belki Seferi Yılmaz son anda vazgeçti şehit
olmaktan!
Ama Hrant Dinke bakıyoruz. Adeta öldürüleceğini
bilerek son iki sayıdır yazı yazmış. Yazılar
birer veda yazısı. Sanki adam cenazesinde okunması için
yazmış yazıları. Eski TİKKO militanı Hrant
acaba Seferi Yılmaz gibi korkmadan şehit olmayı mı
seçti?
Emniyet İstihbaratı,
Fethullahçı medya ve sol örgütlerin ortak operasyonu
Hrant Dink suikasti Şemdinli ile başlayan
süreç içinde yerli yerine oturuyor.
Tüm olayların faillerini bulan isimler aynı!
Emniyet İstihbaratı failleri genelde
uzun süredir izliyor. Telefon kayıtları mevcut. Geniş
bir ilişkiler ağı kurulmuş, şemalar çizilmiş.
Yine geniş bir fotoğraf albümü hazırlanmış.
Olay oluyor, Emniyet İstihbaratı
harekete geçiyor ve faillerin peşine düşüyor.
Aynı anda medya failler hakkında bilgi
vermeye başlıyor.
Yine aynı anda bir takım sol örgütler
protesto gösterisi düzenlemeye başlıyor.
Yani gayet organize bir hareket.
Bir yanda Emniyet İstihbarat dairesi, hemen
yanında sol örgütler ve medya, ortak, organize bir eylem yürütüyorlar.
Bu örgütsel bir hareket olsaydı, ortak eylem denirdi. Ama doğrudan
istihbarat kuvvetinin denetiminde olduğu için buna ortak operasyon
denir.
Bu bir polis operasyonudur, istihbarat
operasyonudur.
Kontrgerilla nasıl
çalışır
Operasyonu anlamak için biraz daha genişletelim
çerçeveyi.
Kontrgerilla tüm dünyada aynı yöntemleri
kullanır. Kontrgerilla doğrudan ABD ordusu tarafından
NATO çerçevesi içinde kurulmuş ve örgütlenmiştir. Asker içinde,
polis içinde, medya içinde, hükümet içinde, siyasi partiler içinde,
sivil toplum kuruluşları içinde kolları, yani hücreleri
vardır.
Kontrgerillanın temel hedefi sosyalizmdir.
Ülkelerin sosyalist olmaması için çalışır
kontrgerilla. Ama sosyalizm anlayışları son derece geniştir;
herhangi bir milliyetçi hareket, ulusal kurtuluş hareketi, bağımsızlık
yanlısı hareket de kontrgerilla öğretisinde sosyalist
olarak adlandırılır.
İşte kontrgerilla böylesi bir
perspektifle çalışır. Düşman güce isyancı adını
verir. İsyancı, bir ayaklanma ile iktidarı alacaktır.
Kontrgerillanın görevi ise ayaklanmaları bastırmaktır.
Bunun için çalışır kontrgerilla.
Kendi talimatnamelerinde şunlar yazılıdır.
Propaganda şu gayelerle planlanılır
ve kullanılır:
1-)İsyancı kuvvet üyelerini bölmek,
aralarına nifak sokmak, ayrılmalarına yol açmak.
2-)İsyancının sivil desteğini
kısmak veya tamamen ortadan kaldırmak.
3-)Sivilleri isyancı lehinde gizli
faaliyetlere katılmamaları yönünde ikna etmek.
4-)Tarafsız sivillerin aktif desteğini
kazanmak.
5-)Dost sivillerin desteğini devam ettirmek
ve kuvvetlendirmek.
6-)Arzuya göre milli birliği veya ayrılığı
başarmak (FM-31-15)
İsyancı:
Ulusal güçler
Şimdi kendinizi ABDnin yerine koyun. Türkiyede
ve genel olarak bölgede bir ulusal uyanış var. Özellikle Türk
Ordusu içinde ciddi Amerikan karşıtı bir eğilim var
ve gittikçe de güçleniyor.
Talimnamedeki isyancıya ne ad verirsiniz?
Evet medyanın kullandığı
terim boşuna değil: Ulusal güçler!
Bugün Türkiyede ulusal güçler isyancı
kuvvettir. ABD bu kuvvetin gerisinde potansiyel destekçi olarak Türk
Ordusunu görmektedir. Bu isyancının bir ayaklanma ile
iktidarı alması ihtimali vardır.
Sonuçta medyanın milliyetçilik yükseliyor
yaygarası boşuna değildir. Eskiden bu Amerikancı
medya Bu kış komünizm gelecek haberleri yayınlardı,
şimde ise milliyetçilik yükseliyor diyorlar.
Boşuna değil, bunlar yukardaki
talimnameye uygundur. Ortada bir kontrgerilla operasyonu vardır.
Kontrgerilla kimi zaman doğrudan düşman
kuvvetlere yönelik suikast, bombalama, pusu gibi eylemler düzenler.
Bunlar nokta operasyonlarıdır.
Ama çoğu zaman da düşman kuvvetleri
zan altında bırakacak provokatif eylemler düzenlerler. Örneğin
kendilerine bağlı bir kitabevini bombalamak, kendilerine bağlı
bir yazarı öldürmek gibi.
Böyle yaparak suçu isyancı kuvvetlere,
yani ulusal güçlere atar ve bunun üzerinden yoğun bir propaganda
ile isyancıya yani ulusal güçlere destek olacak, katılacak
geniş sivil kesimleri vazgeçirmeye çalışırlar.
Şemdinliden bu yana düzenlenen tüm
operasyonların ortak noktası budur.
O nedenle Hrant Dink suikasti bu çerçevede bir
suikast değil bir tertiptir. Onu öldürenler kontrgerilla güçleridir.
Tetikçi değil üstlenici
Tertibin üzerinde önemle durulacak bir yanı
daha var. Burada tertip için kullanılan isimlere eğilelim.
Şemdinlide PKK üyesi bir terörist:
Seferi Yılmaz.
Danıştayda Alparslan Aslan. Elazığ
doğumlu. Hem müslüman hem milliyetçi duyguları yüksek
biri. BBP bağlantılı. Ailesi kendisini destekliyor.
Hrant Dink suikastinde tetikçi Ogün
Samast, milliyetçi bir genç, azmettirici Yasin hayal, milliyetçi
ve dini duyguları yüksek. BBP bağlantılı.
Azmettiricinin azmettiricisi Erhan Tuncel. Elazığ doğumlu.
BBP bağlantılı. Ailesi destekliyor.
Seferi Yılmaz, Alparslan Aslan, Erhan
Tuncel...
Üç isim. Üç olay.
Enteresan olan üç olayın da tüm adımları
iz bırakarak yapılmış. Yani her geçiş noktasında
ya bir telefon kaydı ya bir fotoğraf var.
Bunlar basına hangi yoldan iletiliyor?
Cevabı hangi medyanın yayınladığında
gizli: Fethullahçı medya.
Peki Emniyet İstahbaratında kimler var
bu olaylar sırasında: Sabri Uzun, Ramazan Akyürek. Peki
bunlar kim? Denildiğine göre Fethullaha yakın isimler.
Peki Fethullah nerede? ABDde.
Peki Pentagon, CIA hangi ülkeye bağlı!..
Peki üç olayda da önemli bir boşluk anı
var.
Şemdinlide her şeyin belgesi, kaydı
var ama bombalama anına ait görüntü yok!
Danıştayda fail yakalanmış
ama failin cinayeti işlediğine dair güvenlik kamerası
kayıtları yok. Neden? Silinmiş...
Hrant Dinkin failinin kamera kayıtları
var ama hep kaçış istikametinde. Peki vururken? Yok. Neden?
Silinmiş!
Bunun anlamı açık. Suikastleri üstlenenlerin
gerçek failler olmadığı, sadece üstlenici oldukları!
Şimdi susuyor, konuşuyor, vakit geçiriyorlar. Çünkü bu
cinayetleri muhtemelen başkaları işledi. Onlarsa
Emniyetin istihbaratçısı olarak üstlendiler. Mahkemede
şaşacak, tertipçiler iktidara yerleşince de dışarı
çıkacaklar.
Sıradaki Tayyip
Erdoğan mı?
Burada bu suikastlerle ilgili bir hatırlatma
yapalım. Kontrgerilla, yani ABD kendi adamlarını ortadan
kaldırmaktan çekinmez.
İki önemli örnek var, biri ABD Başkanı
Kennedy diğeri İsrail Başbakanı.
İkisi de öldürüldü.
Şimdi biraz düşünelim, Türkiyeyi
neler bekliyor.
1-)K. Irakta Kürt devleti kurulacak, İrana
operasyon düzenlenecek, Türkiye ile ABD muhtemelen karşı karşıya
gelecek!
2-)Türkiyede buna uygun bir rejim, yani Kürt-İslamcı
bir faşist iktidar kurulacak.
3-)Bunun için Tayyip Erdoğanın
Cumhurbaşkanı olması gerekiyor.
O halde akıl yürütelim.
Asıl niyet Tayyipi mi Cumhurbaşkanı
yapmak, yoksa Kürt-İslamı mı iktidar?
Eğer ikincisiyse kontrgerillanın olası
büyük tertibi ne olabilir?
1-)AKP içinde önemli bir isme bir suikast düzenlenir
ve bu suikastten faydalanan Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanlığına
sorunsuz çıkar.
2-)Tayyip Erdoğana bir suikast düzenlenir
ve Kürt-İslamcı başka biri Cumhurbaşkanı seçilir.
Şemdinliden bu yana atılan tüm
bombalar, işlenen tüm cinayetler Cumhurbaşkanlığı
içindir. Eskiden Cumhurbaşkanlığı için Mecliste
kulis yapılırdı, şimdi sokakta cinayet işleniyor.
Bu cinayet şebekesi Çankayayı ele
geçirirse bu ülkede nasıl bir terör düzeni kurulacak varın
siz düşünün.
Ama ilk yapacakları işi yazalım:
Kürt-İslamcı bir Cumhurbaşkanının ilk
onaylayacağı kararname Genelkurmay Başkanı ve diğer
Kuvvet Komutanlarının emekliye sevk kararnamesi olacak.
Türkler sokağa
Peki tüm bu tertiplerle başa çıkmanın
yolu ne?
Yolu tek. ABD ile mücadelenin tek yöntemi
halkla birleşmektir. ABD isyancı ile halkın bağını
koparmaya çılışır, isyancı ise bunu kurmaya.
İsyancı görülen ulusal güçler ise,
bu güçleri korumanın, onu halkla birleştirmenin, tertiplere
direnmenin tek yöntemi vardır, saklanmak, gizlenmek, sinmek,
pasifize olmak değil; ortaya çıkmak, meydana çıkmak,
sokağa çıkmaktır.
O nedenle halkın milliyetçi tepkilerini
dizginlememek, halkı milli tepkilerini yansıtamama ikilemi ve
suçluluk duygusuna sokmamak, halkı halk yapmak gerekir.
Bir halk bayrağını sadece maçta
açabiliyorsa bitirilmiş demektir.
Bu halkın bitmediğini, düşmanın
tüm tertiplerinden, suikastlerinden, bombalarından daha büyük gücün
meydanlara dökülecek halk olduğunu göstermek gerekir.
http://www.turksolu.net/125/basyazi125.htm
****************************************************************************
Türkü insan kabul
etmeyenlere Türkün kim olduğunu biz öğreteceğiz
Hüseyin Adıgüzel
Boyalı basın,
olayı ulusalcı güçlerin üzerine yıkmaya çalıştı
Ölüm tüm canlılar içindir. Ölümden kaçış
yoktur. Ölümün şöyle ya da böyle gelmesi kişinin alınyazısı
ile kaderi ile ilgilidir. Ermeni asıllı Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşı gazeteci Hrant Dink, bir çetenin figüranı
olan bir kişi tarafından öldürüldü. Cinayeti işleyenleri
nefretle kınıyorum. Olaydan bir insan olarak üzüldüm; fakat
olayın üzerinden birkaç saat geçtikten sonra da yapılanlar
ve söylenenler karşısında irkildim, şaşırdım
ve insan olarak utandım. Neler uydurdular, neler söylediler ve nasıl
yargısız infaz yaptılar; herhalde hepiniz bunlara tanık
oldunuz.
Bu suikast geçen hafta sonunda Türkiyeyi
sarstı. Kimdi Hrant Dink? Türkiyenin içinde bulunduğu koşullarda
onun ölümünden kim ya da kimler çıkar temin edebilirler ve onun
ölümü kimleri memnun edebilirdi? Öncelikle bu konunun iyi aydınlatılması
ve üzerinde kafa yorulması gerekmez miydi?
Ama ne yaptılar? Boyalı basın ve
bilinen televizyon kanalları, olayı anında ulusalcı
güçlere ve devletin üzerine yıkmaya çalıştılar.
O kadar kendilerinden emindiler ki, sanki katili tanıyorlardı
ya da katilin yanında idiler. Yayınların hemen hepsinde
Hrant Dinkin Türklüğe hakaret davası baş gündeme
oturtuldu. Davayı açan arkadaşlarımız haksız,
insafsız bir şekilde yargılanmaya çalışıldı.
Adeta yargısız infaz yapıldı.
Hele Habertürk televizyonunda ulusalcılara
birikmiş kinlerini kusarlarken, davayı açan arkadaşımızı
neredeyse katil ilan ettiler. Aynı saatlerde sokaklarda Katil
devlet!, Katil 301! diye sloganlar attılar. Aslında
bu sloganlar bile, Hrant Dinkin ölümünden kimlerin sorumlu olduğunu
gösteriyordu.
Esas sorumlu hükümet
Kısa bir zaman dilimi içinde katil
yakalandı. Olay kısmen de olsa aydınlandı. Şimdi
üzerinde daha sağlıklı düşünebilme olanağı
var. Görünen o ki, ortada bir örgüt yok. Varsa bile yerel çapta bir
örgüt olduğu görülüyor ve bana çok çarpıcı
geliyor. Yerel çapta küçük bir çete, kendisine göre, devletin bu
tip insanlara gereken tepkiyi göstermediğine inanıyor ve
cezayı kendisinin kesmesine karar veriyor. Çete elemanlarının
gazetelere akseden sözlerine göre, eğer devlet bu tip kişilere
gereken cezaları vermiş olsaydı, bu tip bir olay
olmayacaktı. Belki de Hrant Dink hapiste olsa bile yaşayacaktı.
Doğal olarak bunları olayın faillerinin basına
akseden sözlerine göre yazıyorum. Yani hükümet görevini
yapmadığı için Hrant Dink öldürülmüştür
sonucuna da doğal olarak ulaşıyorum.
Gerçekte olayın esas sorumlusunun hükümet
olduğunu da düşünüyorum; çünkü o bilinen sözleri ettiği
için devamlı tehditler alan bir insanın korunması
gerekirdi. Korunmadığı, öldürüldüğü anda çevrede
bir polisin olmamasından belli. İki konumda da hükümetin eleştirilmesi
gerekirken, malûm medya olayın yönünü saptırmak ve yükselen
milliyetçiliği güya engellemek için sadece ulusalcıları
hedef aldı.
Meşhur 301. maddeye de Türklüğe daha
rahat hakaretler yağdırmak ve Türklüğü yok etmek için
saldırdıklarını da herhalde onlar kadar herkes
biliyor.
Hrant Dinkin kimlerle
arası açıktı?
Şimdi olayın bir başka cephesine
bakalım. Yine başa dönelim ve yukarıda sorduğumuz
soruları yanıtlayalım. Hrant Dink Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşı bir Ermenidir. Fikir ve düşünce özgürlüğünden
yanadır. Ermeni Kilisesi Ermeni devleti ve diaspora Ermenileri ile
arası açıktır. Aynı zamanda Türk ulusalcıları
ile de arası açıktır. Yani görünürde Hrant Dinkin
arasının açık olduğu iki kitle vardır:
Birincisi Ermeni Kilisesi, Ermeni devleti ve Ermeni diasporası;
ikincisi Türk ulusalcıları. Yani olay doğal olarak
ikisinden birinin üzerine yıkılacak! Fakat burada gözden kaçan
çok ince bir ayrıntı var. Basına aksedenlere göre Hrant
Dink, bugünlerde kendisine biçilen rolün dışına çıkmaya
başlamıştır. PKK hakkında bazı hoşa
gitmeyen sözler kullanmış, Malatyada verdiği bir
konferansta PKKnın bir terör örgütü olduğunu dahi söylemiştir.
Halbuki ona verilen rol, Ermeni ve Kürt cemaatinin Türkiyede eza çektiklerini,
onlara ayrımcılık yapıldığını söylemesiydi.
O son zamanlarda bir şeylerin farkına varmış olmalı
ki, bu görevin dışında Kürtleri uyarıcı ve
PKKyı eleştiren konuşmalar yapmaya başlamıştı.
Yani PKK ve Kürtler ile de arası açıktı.
Türkiye tam bugünlerde Kuzey Irak ve Kerkük
sorununda bugüne kadar yapmadığı bir çıkış
yapmış (bunun samimi olup olmadığını da
bilmiyoruz), Büyük Millet Meclisi gizli oturumda Kerkük sorununu tartışmaya
başlamıştır. İkincisi, ABD Temsilciler
Meclisinde Ermeni soykırım tasarısı görüşülmek
üzere. Böyle bir durumda ülkemizin geleceği açısından
Hrant Dinkin öldürülmesi kime ya da kimlere yarar sağlar?
Ulusalcıların Hrant Dinki öldürmeleri ile ellerine ne geçer?
Soruları yanıtlayalım.
Bu ölümden kimler
yarar sağlıyor?
Birincisi, Hrant Dinkin öldürülmesi ile Türkiyenin
gündemi değiştirilmiştir. Kerkük sorunu ikinci plana atılmış
ve baş köşeye Hrant Dink cinayeti oturmuştur. Zihinler
karıştırılmış, kafalar allak bullak edilmiştir.
Kuzey Irak ve Kerkük sorununu kim ya da kimler gündemden çıkarmak
ister? Elbetteki Kürtler! Öyle ise bu sorundan yarar sağlayacaklardan
biri Kürtlerdir.
İkincisi, ABD Temsilciler Meclisinin bazı
üyeleri olayı duyar duymaz Ermeni tasarısının hemen
gündeme alınması için harekete geçmişlerdir. Böyle
bir durum kimin işine yarar? Elbette Ermenilerin. Öyle ise Hrant
Dinkin öldürülmesinden ikinci olarak yararlanacak olanlar
Ermenilerdir.
Ama bakın ne oluyor? Olayın bu yönleri
hiç araştırılmadan malûm zevat, olayı hemen Türk
ulusalcılarının üzerine yıkmak için harekete geçiyor.
Akıllarına gelenleri söylüyorlar ve Türk ulusalcılarını
karalamak için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar. Halbuki Hrant
Dinkin öldürülmesi ile Türk ulusalcıları hiçbir şey
elde edemeyecekler, aksine yaşamsal bazı konular gündemden
kaldırılarak ülkeye zarar vereceklerdir. Bunu yapmak için
herhalde Türk ulusalcısı olmak yetmez mutlaka deli olmak
gerekir.
Hrant Dinkin öldürüldüğü gece
Taksim-Şişli güzergâhında toplananların Katil
devlet!, Katillere ölüm!, Katil 301! diye bağırmalarını
hiç gündeme getirmeyenler, kimlerin neyin peşinde olduklarını
vatandaşlarımızdan saklayan tarafsız(!) medya
mensuplarıdır. Benim devletime Ölüm! diye bağıranlar
kimlerdir? Elbette benim devletimin düşmanı olan PKK, Ermeni
Kilisesi, Ermeni devleti ve diasporasıdır. Öyle ise olaydan
çıkar sağlamaya çalışanlar mı bu işin
sorumlusudur, yoksa Hrant Dinki mahkemeye verenler mi? Bunun üzerinde
iyice düşünmek gerekmez mi?
Hrant Dinkin Ermeni Kilisesi, Ermeni devleti
ve diaspora Ermenileri ile arası açıktır. Her şeyden
önce şunu iyi bilmekte yarar vardır. Ermeni Kilisesi, Ermeni
devleti ve Ermeni diasporası el ele bir katiller sürüsüdür.
Talat Paşayı, Cemal Paşayı, İbrahim
Temoyu, elliden fazla Türk diplomatını, yüz binlerce
Azerbaycan Türkünü bunlar öldürmüşlerdir.
Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan,
Hocalı katliamından sorumludur. Robert Koçaryan kendi millet
meclisini basarak meclis başkanını ve başbakanı
öldürtmekten de sorumludur. Ter Petrosyanı iktidardan düşürmek
için kendi millet meclisini silahlı militanları ile basan ve
kendi vatandaşlarını gözünü kırpmadan öldürten
bir canidir. Hrant Dinki neden öldürtmesin? Ve soykırım
karşıtı olduğunu söyleyen bir Türkiye
Ermenisinin Koçaryan için sinek kadar değeri yoktur. Hrantın
öldürülmesi en çok Koçaryanın işine gelir.
Soykırım sözüne bu olayı kanıt
olarak gösterir ve Türklerin ne kadar barbar olduğunu, ne kadar
tahammülsüz olduğunu her yerde söyler. Türkiyeyi dünya
milletlerine katil bir ülke olarak tanıtır, yaptırımlar
yapılmasını sağlamaya çalışır.
Mesele Türkiyeyi köşeye sıkıştırmak ve
1993 yılından beri kapalı olan Türkiye-Ermenistan sınırının
açılmasını sağlamaktır. Bunun da sinyalini
cinayetten iki saat sonra hemen vermişlerdir. Ermenistan Savunma
Bakanı, Türkiye, Ermenistan sınırını açmalıdır.
Bu iyi komşuluk ve dostluk için gereklidir. demiş, bazı
çok bilen köşe yazarları da hemen bu fikre sarılmış,
halkların birbirini tanıması için sınırın
açılması gerektiğini yazmaya başlamışlardır.
Biz, Türk halkı olarak Ermenileri yeteri kadar tanıyoruz.
Onlar da bizi iyi tanıyorlar. Halklarımızın
birbirini tanıması bugün için gereken nesnel bir olgu değildir.
Başka şeyler bulmaları gerekir. Tanımayanlar
Ermenistana giderek tanıyabilirler. Yol o kadar uzak da değil!
Hrant Dinkin öldürülmesinin
Türkiyeye zarar vereceğini Türk ulusalcıları gayet
iyi bilirler
Hrant Dinkin arası Türk ulusalcıları
ile de açıktı. Hrant Dinki bir Türk ulusalcısının
öldürdüğünü ya da öldürttüğünü düşünmek,
havanda su dövmek değilse, ulusalcılara atılmış
bir iftiradan başka bir şey olamaz; çünkü Türk ulusalcıları
Hrant Dinki öldürmekle ne kazanacaklar? Türkiye ne kazanacak? Yani
Hrant Dinkin öldürülmesi, Türkiyeye Türk milletine hiçbir
şey kazandırmaz; aksine büyük zarar verir.
Hrant Dinkin dirisinin beş para etmediğini
iyi bilen Türk ulusalcıları, ölüsünün Türkiyenin başına
ne belalar getireceğini gayet iyi bilirler. Hem Hrant Dink kimdir
ki, Türk ulusalcıları onu öldürsünler? O Türkiyeye sığınmış
bir zavallıdan başka bir şey değildir. Ona varıncaya
kadar yüz binler var. Demek ki Türk ulusalcılarının bu
işten herhangi bir çıkarı yoktur; aksine zararı
vardır.
Böyle bir durumda dahi, olayı Türk
ulusalcılarının üzerine yıkmaya çalışanların
iyi niyetli ve tarafsız olduklarına inanmak aptallıktan
da öte bir şeydir.
Elinizden gelse tüm
ulusalcıları Hrantın yanına gönderirsiniz
Öyle ise bu medyanın yaptığı
nedir? Bizde bir deyim vardır, Yavuz hırsız ev
sahibini bastırır. diye. Bunlar da onu yaptılar. Ev
sahibini bastırmaya çalıştılar. Elbette yine Şemdinli
ve Danıştay olaylarında olduğu gibi ellerine yüzlerine
bulaştırdılar. Şimdi bunların, Türk milleti önünde
suçlu ilan etmeye çalıştıkları ulusalcılardan
özür dilemeleri gerekir; ama bırakın özrü, ertesi akşam
O.Ç. denen şahıs, Bunları niye televizyona çıkarıp
konuşturuyorsunuz. Bunu asla yapmamalısınız!
dedi. Hem suçlayacaksınız, hem kararı kendiniz
vereceksiniz, hem de savunma hakkımızı elimizden alacaksınız.
Bu nasıl anlayıştır? Hani siz demokrattınız!
Hani siz söz ve düşünce özgürlüğünden yanaydınız!
Hani siz herkesin fikirlerini açıkça söylemesinden yanaydınız!
Birisinin hakkında siz atıp tutacaksınız, iftira
atacaksınız, cevap hakkını kullandırtmayacaksınız;
nerede kaldı sizin demokratlığınız ve liberalliğiniz?
Sizler ne olduğunuzu kendi ifadelerinizle ortaya koyuyorsunuz. Biz
sizin için bir şey söylemiyoruz; çünkü sizler kendi ifadenizle
söylediğinizsiniz! Gerisi, hepsi yalan; demokratlığınız
da, söz ve düşünce özgürlüğünüz de, liberalliğiniz
de!.. Siz sadece Türk milletini karalamaya, Türk devletini yıkmaya
yönelik söz, düşünce ve eylemlere özgürlük isteyenlersiniz.
İnsan haklarıymış, insanca yaşamakmış...
Bunların hepsi hikâye! Kendinizden başka kimseyle özgürlük
tanımayan sizlersiniz. Elinize bir fırsat geçse, eminim ki
karşıtlarınızın tümünü Hrantın yanına
gönderirsiniz.
Şecaat arz ederken sirkatin söyleyen
merd-i kıptiden hiçbir farkınız yok. Kaş yapayım
derken göz çıkardığınızın farkında
bile değilsiniz. Kendinizi dev aynasında görmeye alışmışsınız.
Kimsiniz? Sıradan bir insandan ne farkınız var? Kendinizi
zemzemle yıkanmış gibi görüyorsunuz: Tertemiz, pürü
pak! Acaba öyle misiniz? Televizyon programında kim olduğunuzu,
ne istediğinizi bütün millet gördü. Bundan sonra ne deseniz boş!
Beyler! Bu ülke babanızın malı değil, sizin ise hiç
değil. Pazarlamaya çalıştığınız görüşleriniz
size aittir; onları kimse bizim malımız gibi
pazarlayamaz. Ellerinizde tuttuğunuz Hepimiz Ermeniyiz!
pankartı sadece size aittir, bize değil. Kim Ermeni ise eline
levhasını alır, meydana çıkar, Ben
Ermeniyim! diye bağırır. Size Hepimiz
Ermeniyiz! deme hakkını kim verdi? Ermeni olan olur; ama
meydana çıkar ve bunu hiç kimseye dayanmadan mertçe söyler.
Şuşada,
Hocalıda katliam yapılırken neredeydiniz?
Ben Ermeni değilim! Bunu bilmiyorsanız
öğrenin. Beni herkes diyerek o güruhun içine alma hakkını
size kim verdi? Siz Türk milletini bu sözlerle aşağıladığınız.
Bilerek bunu yapıyorsunuz ve suç işliyorsunuz. Türk
diplomatları, devlet adamları öldürülürken; Şuşada
Karabağda Hocalıda katliamlar yapılırken
Hepimiz Türküz! diyen bir Ermeni gördünüz mü siz? Ama sizler
hümanistsiniz, insancılsınız ya! Onlar yapmasalar bile
sizler ortaya çıkarak Hepimiz Ermeniyiz! diye bağırabilirsiniz.
Doğal olarak, Türkler öldürülürken de Hepimiz Ermeniyiz!
diyorsunuzdur; çünkü Türkler insan değildir, birer vahşi
canavardır, onlar ölümü hak etmektedirler. Değil mi?
İşte bu çifte standartlarınız
için karşınızdayız beyler! Türkü insan olarak
kabul etmeyen sizlere bir gün Türkün en büyük insan olduğunu
da herhalde biz öğreteceğiz; çünkü bunu kendiliğinizden
öğrenmeye asla niyetiniz yok!
Elinizde tuttuğunuz
medyanın gücü tükeniyor
Bütün bunları yapmanın tek maksadı
var: Türk milliyetçilerini karalamak ve Türk devletini güçsüz kılmak.
Hayallerindeki Büyük Kürdistanı, Büyük Ermenistanı
kurmak için başka hiçbir yolları yok! Ama ne demiş bir
şairimiz: ... Bunlar da bu hayallerle yaşayacaklar!
Sizler Türk devletini yıkmaya çalışacaksınız,
bizler yaşatmaya çalışacağız. Hodri meydan!
Elinizde tuttuğunuz medyanın gücü tükeniyor; millet bir
şeylerin kurulduğunu artık anlıyor. Zaman geliyor.
Destek aldıklarınızın da zamanı doluyor ve
hayallerinizin de sonu geliyor. Bu böyle biline!
İşbirlikçi medyanın
gazetelerinin birkaç gündür manşeti olan ve işbirlikçi
televizyonlara çıkan hemen herkesin kullandığı bir
söz kanıma dokuyor: Milletçe utanıyoruz!... Milletçe
kimden ve niçin utanıyoruz? Hrant Dinki öldüren bir gencin yüzünden
bütün milleti utanılacak bir şey yapmış gibi suçlamaya
kalkmak hangi akılla, insafla ve izanla birleşir? Kim utanıyorsa
utansın. Ben bir Türk olarak asla utanmıyorum.
Ermeniler daha dün, başlarında şimdiki
devlet başkanları Robert Koçaryan olduğu halde Hocalıda
silahsız kadın ve çocukları katliama tabi tuttukları
zaman, ASALA Türk diplomatlarını kahpece arkadan vurarak
şehit ettiği zaman acaba bir Ermeni Milletçe utanıyoruz!
demiş midir?
Beyler siz kim oluyorsunuz da, millet adına
konuşuyorsunuz? Sizin ancak kendi adınıza konuşma
hakkınız var ve sizin utanmanız da bizleri hiç ama hiç
ilgilendirmez. Kendiniz çalar, kendiniz oynarsınız
Bakmayın ağlamalara, sızlanmalara!
Aslında Hrantın ölümüne en fazla sevinenler onlar.
Bizler kadar üzülmediklerine yemin edebilirim. Döktükleri sadece
timsah gözyaşları, evet sadece timsah gözyaşları!
Bu arada Hrant Dink ile değiştirilen gündeme
dair de birkaç söz söylemek istiyorum. Kerkükte yaşayan yüz
binlerce Türk, büyük bir ölüm tehdidi altında. Aldığımız
bilgiler Kürtlerin Kerkük Türkmenlerine bir katliam hazırladığı
yönündedir. TBMM bu yüzden olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdi.
Gizli yapılan bu toplantının tutanakları on yıl
sonra açıklanabilecek. Anlamadığım bir şey
var; Barzani Mart Tezkeresi sırasında TBMMde seksen
milletvekilim var. demedi mi? ABDnin bu mecliste adamı olmadığını
kim iddia edebilir? Yani taraf olanlar orada konuşulanları
zaten öğrenecekler. Neden gizli oturuma gerek görüldü? Acaba
bazı şeyleri milletten mi saklıyorlar? Çünkü orada
konuşulanları görünüşe göre bizden başka herkes
biliyor. Sadece millet bilmiyor. Bunu anlamak mümkün değil!
Milletten gizlenecek neyimiz var acaba? Bunu merak ediyorum.
http://www.turksolu.net/125/adiguzel125.htm |