|
Made
In Fetullah Gülen hareketine karşı yazdığım
her satırda, yapmam gerekeni yapıyorum. Şer odaklar
hakkında yazabilmek için davranışlarına
bakılır. Rüşvetin belgesi mi olur dense de,
bu grubun bıraktığı izler ortadadır.
Ezbere konuşmuyorum.. Bu örgütü ve benzerlerini yıllarca
izleyen, İslam başta olmak üzere İslamın
koruyucusu Türk Milletine yaptıkları tahribatı görerek
susmanın bana yakışmayacağını söylüyor
ve kendimi dilsiz şeytan olarak görmemek adına
yazıyorum.
Önce birkaç kişi diyor ki, nüfusta Fethullah Gülen
yazan birine niçin Fetullah diyorsunuz?
Cevap: Doğduğunda kulağına ezanla okunmuş
olan adı Fetullah tır..
(Bu sahtekaıin gerçek Nüfus müdürlüğünde kayıtlı
ismi, Fetullahdir; biz de bunu vurgulamak için sürekli FeTTullah
deyip durduk. 30,01,1986 yılında İzmir Nüfus Müdürlüğünden,
değişme sebebi ile aldığı 3881 kayıt
no'lu kimliğinde ismi Fe-T-ullah' tir. Daha sonra adına
bir H harfi ekleyip, Allah' in fetihçisi anlamına gelen
Fet-H-ullah' a dönüştürerek saf insanlar üzerindeki
etkisini arttırmaya çalışmıştır
(Ergun Poyraz, Fetullah' in Gerçek Yüzü, .26, Nisan2000)
Fetullah müritleri yolu ile uçurulma işini de bizzat kendi
yüklenmiştir.:
Birgün bu arkadaşlardan biri rüya görüyor. Hatice
validemiz kapının dışında. Efendimiz de içerde
oturuyor. Ders yaptığımız bu dört-beş kişiyi
kastederek Hatice validemiz, efendimize: Ya Resulullah
bunlar Bizden hoşnut musun Ya Resulullah diye
soruyorlar diyor. Ve Efendimizden cevap geliyor: Evet hoşnudum.
Hele birisi, hele birisi!... diyor. Dikkat edilirse,
Fetullah, tevazu göstermekten de geri kalmamakta; burada sözü
edilen hele birisinin kendisi olduğunun anlaşılmasını
okurlara bırakmaktadır ( Bizzat okuduğum F.Gülence
yazıldığı iddia edilen şişirme
kitaplarından birinde- Adını hatırlayamadım.)
Kul hakkı mı alıyorum?
Binlerce yıllık Türk-İslam diyarında Müslümanın
papaza ön yargısını yıkan ve onu savunmasız
bırakan bu ekip , Vatikanın üçüncü bin yılda
Asyayı Hıristiyanlaştıralım
vizyonun aciz kulu başlarında olmak üzere . çalışmalar
sürdürmektedirler. Kuran ayetlerini Yahudiler lehine değiştirecek
kadar da acımasızdılar. Yahudiler hakkında
ki hükümlerin günümüz Yahudilerini kapsamadığını
söyleyerek, kuran hükmünü değiştirenler hakkında
konuşanları, kul hakkı alıyorsun diye suçlamaya
bakıyorum da , Allahın kullarının aldatılmamasına
vesile oluyorum. Diyorum.
Fetullah ekibini yine onların yayını Zaman
gazetesinin bir haberi ile anlatalım:
Gülen'e akademik mercek-30.4.2001 (Ali H.
Arslan-Washington)-Zaman Gazetesi
Georgetown Üniversitesi'nde 26-27 Nisan tarihlerinde yapılan
'İslami Moderniteler: Fethullah Gülen ve Çağdaş
İslam' konulu uluslararası konferansta birbirinden ilginç
tebliğler sunuldu
Gülen olgusunu farklı boyutlarıyla bilim merceği
altına yatıran tebliğlerin kısa birer özeti
şöyle: Vatikan Dinlerarası Diyalog Bakanı Peder
Dr. Thomas Michel'in tebliğ konusu 'Bir eğitimci olarak
Fethullah Gülen' idi.. Fethullah Gülen'in eserlerinde serd
edilen eğitim prensipleri ve bunların okullarda nasıl
tecessüm ettiğini anlatan Michel, Gülen'in 'tarihsel geçmişiyle
bütünleşmiş ve geleceğe zekice hazırlanan'
bir nesil yetişmesine vesile olduğunu söyledi.
Bu yazıdan ne anlamalıyız? (Tamamına erişmek
için Zaman gazetesi arşivine bu tarihe bakılabilir.)
* İslami modernite: Saptırılıp, kontrol altına
alınma işlemi
* Çağdaş İslam : Siyonizmin kontrolünde ki İslam.
* Önce Işık evlerinde Risaleler ile amel eden ve
Fetulahı Mehdi (Halife) gibi gören, emre amade , Altın
Nesil olduğuna inandırılan Sorgulama
yetisinden mahrum gençliğin yetiştirilmesi.
* Bu gençliğin , ABD nin emri Fetullahın işareti
ile Dünyanın çeşitli yerlerinde Karın tokluğuna
konuşlandırılmaları.
* Şakirtlerin geleceğe zekice hazırlanması
* Fetullah okullarına kabul edilen öğrencilerin İngilizce
eğitim ile kültürlerinden koparılması, geleceğe
Batı emperyalizmi yandaşı devlet görevlisi olarak
formatlanması.
Bu okullar ABD-Türkiye işbirliğinde, ABD nin adım
atmak istediği yada kesin yerleşmek istediği
yerlerde öncü karakol olarak görev yapmaktadır. Eğitim
dilleri İngilizce , Türkçe seçmeli dil olduğu
halde, bu okullar yolu ile Türk kültürü yayılıyor
yalanı söylenmektedir. Okulların eğitim dilinin
İngilizce olduğu MEB ında arşivde
mevcuttur. Hatta bu arşivlerde ABD devlet görevlilerine
verilen Resmi Görevli-CIA pasaportlu kişiler olduğu
gerçeği vardır.
Laiklik-Antilaik çatışmanın tırmandırılarak,
İslama bir darbe daha vurma peşinde olan AB-D,
Fetullah Gülene ait okulları teşvik etmekte, onun için
sempozyumlar düzenlemekte, İngiliz hükümetince İngiliz
kültürüne Katkı ödülü verilmekte, ABD de Dünya
barışına hizmet ettiğinden dolayı
Araştırma tezleri hazırlanmaktadır.
Tamamen reklama dayalı, Türkün vicdanını
aldatmaya dönük organizasyonlarla , Türk Milletine karşı
oynamaktadırlar. Türkçe Olimpiyadı düzenleyebilmek
için , Dünyanın dört bir yanına dağılmış
bu okullarda Türkçe Eğitim yapılması icap
eder. Seçmeli Türkçe ve özel yetiştirilmiş çocuklar
ile Türkçe Olimpiyadı yapmak , akıllıca hazırlanmış
senaryonun parçasıdır.
Amerikalı görevli Graham Fuller Zaman Gazetesi ile yaptığı
bir röportajda bakın neler diyor?
Batı, Fethullah Gülen gibi örnekleri görünce çok
umutlanıyor. Çünkü Gülen, modern devlet ve toplumda
İslamın nasıl bir rol oynaması konusunda
geniş bir vizyonu temsil ediyor.
Peki kim bu Graham Fuller? F.Gülenin Müslüman yaptığı
bir Amerikalı mı? ..Hayır efendim , bu kişi ünlü
bir CIA görevlisidir.
Fetullah Gülene verilen görev ile öncelikle içinde bulunduğu
toplumu arkasına alması sağlanarak, geçmişte
halifeliğin Türklerde olduğu gerçeği de kullanılarak
,Tahrif edilmiş Kuran ile İslam Dünyasını
kontrol altına almaktır. Modern devlet de İslamın
alacağı rolün senaryosunun ise Washingtonca yazıldığını
söylemek için kahin olmaya gerek yok sanırım. (
Unuttukları gerçek Kuran-ı Kerimin bizzat Allah
tarafından koruma altına alındığıdır.)
Sözde Kürdistanda kurulan iki Gülen kolejinin eğitim
dili İngilizcedir. Bu okulların yine ABD nin teşvik
ve onayı ile kurulduğu pek tabidir. Burada ki okulların
varlığını bizzat nurcu kanat , barış
köprüleri kuruyoruz açıklaması ile duyurmuştur..
Sözde Kürdistan ın temelinde Binlerce Türk
Vatandaşının kanı vardır. Uluslar arası
arenada her cepheden sarılan Türkiye Cumhuriyetinin
topraklarını bölmeye yönelik PKK hareketinin,
askerlerini oluşturduğu Israkürt devletinde
okul kurmanın vicdani açıklaması nedir?
Binlerce askerimi şehit eden, Kürtçü unsurun yapılandığı
K.Irak topraklarında ki sözde devletin nihai hedefleri
arasında G.Doğumuz da var iken , hangi mantık
bu okulları bana Barış Köprüsü olarak
kabul ettirebilir?
Sovyetler Birliğinin kendi derdine düştüğü, dağılma
günlerinde, Türkçesi Türk Cumhuriyetlerinden çekildiği
yıllarda , ABD nin icazeti- Türkiyenin kefaleti ile
Fetullah Gülen okulları buralarda hızlı bir şekilde
açılmaya başladı. Kozadan çıkan şakirtler
, altın nesil olmanın gurur ve şuuru ile ABD
ye yol açmaya gittiler.. Ayni dönemde Türkiyede başlayan
PKK terörü ile Türkiye Cumhuriyeti ve insanın dikkati , Türk
Devletlerinden çekilmesi de sağlandı. Böylelikle , bağımsızlıklarına
kavuşan bu devletlerinde ki tek önemli yapılanma
Amerikan Kolejleri oldu.
Türkiyede eğitim dilinin İngilizce olduğu
Anadolu Liseli ve üniversiteli gençlerimizin kendi kültürüne
yabancı olarak yetiştiği gerçeğini ,
aradan geçen onca zaman sonra yakın gözlemlerim neticesinde
belirtiyorum. Çocuklarımızı İngilizce eğitim
yolu ile Türk Milletinden koparmışlardır.
Anadili ile eğitim yapılmayan ülkelerin sadece sömürgeler
olduğunu hatırlatmaya gerek var mıdır?
Amerikan Yüzyılı projesi sadece Amerikalı
askerle kurulmayacaktır. Yandaş siyasetçi, medya,
aydın ve cemaatler stratejik ortağın neferleri
olarak yola çıkarılmıştır.
Fetullah Gülen cemaatinin yayın organı Zaman
Gazetesinde on yıl başyazarlık yapan, yazdığı
kitapla Güleni Anadolu Müslümanının
lideri konumuna yükselten Fehmi Korunun Bilderberg e
katılması az mı bir iştir? Dünyayı kendi
lehlerine değiştirmek isteyen Küresel-Siyonist
baronların kontrolünde , sadece hizmetkarların çağrıldığı
bir organizasyondur. Güvenlik tedbirlerinin abartılmasında
Dikkat çekme ve güç gösterisi hakimdir. Katılımcılara
, döndüklerinde ki görevleri verilir. Burada konuşulanlar
kesinlikle açıklanamaz. Fehmi Koru , Bilderberge
gazeteci sıfatı ile değil, Gülen örgütü
içinde ki etkin kişilik sebebi ile çağrılmıştır.
Bilderbergde konuşulanları yazıyorum saçmalığına
uzaktan kumandalı cemaat ve Gülenin kimliğinden
habersiz temiz Anadolu insanı inanır.
Fetullah Gülenin onursal başkanı olduğu
, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfınca hazırlanan,
Diyalog ve Hoşgörü toplantıları ile sadece
Müslümanın gönlüne gönderme yapılmaktadır.
Dünya Barışı için yola çıktıklarını
söyleyen bu grubun seyircileri sadece Müslüman kitledir.
İslam ı din olarak kabul etmeyen , Hz.
Muhammedi şair, Kuran-ı Kerimin de onun eli ile
yazıldığını söyleyen Papaz ya da
Hahamlar ile neyin diyaloğu yapılmaktadır?
15-18 Nisan 2000 tarihinde Urfa ve İstanbulda yapılan
Uluslar arası Halil İbrahim Sempozyum unda neler
yapılmıştır?
* Haham, Papaz ve hoca imal edilen sırat köprüsün
den geçirilerek, son dinin İslam olmadığı
vurgusu yapılmıştır. ( Elinin beğendiğini
seç göndermesi yapılmıştır.İslam gelene
kadar elbette ki önceki dinler geçerlidir. İslamın
gelmesi ile diğerlerinin geçerliliği kalktığı
halde bu düzenekler ile İslamın aklı niçin karıştırılıyor?
)
* Ortak ata İbrahim denilerek , Hıristiyan ve
Yahudiliğinde benimsenebileceğine vurgu yapılmıştır.
* Çift dinli olunabileceğinin örneği Lesterin
şahsında verilmiştir.
Avrupanın göbeğinde binlerce Müslüman- Boşnakın
katliamında , Afganistan ve Irakta hala süren katliamlara
sessiz kalışları ile destek veren Vatikan Kudüs
hattı ile neyin diyalogu yapılıyor?
Vatikan ve Yahudiler , İslam dinini kabul ettiğini
resmen açıklamadan yapılan bu toplantılar
misyonerlik çalışması olmaktan öteye geçemez.
Amerika ile iyi geçinmezseniz isinizi bozarlar. Amerikanın
bize yarim arpa kadar sadece bizim menfaatimize desteği
yoktur. Buna rağmen şurada bulunmamıza izin
veriyorsa, bu bizim için bir avantajsa, bu avantajı sağlıyor
demektir."( Fethullah Gülen İle New York Sohbeti-
Nevval Sevindi) Diyerek doğruyu söyleyen Fetullah Gülene
niçin inanmıyorsunuz?
Amerika su andaki konum ve gücüyle bütün dünyaya kumanda
edebilir. Bütün dünyada yapılacak isler buradan idare
edilebilir. Amerika hala bu dünya gemisinin dümeninde oturan bir
milletin adidir." (s. 6- N.Sevindi- F.Gülen ile New York
Sohbeti) diyen Gülen yalan mı söylüyor diyorsunuz? (ABD ye
tam teslim olmuş görüntü çizilen bu satırların
sahibi , hangi İslam için çalışır diye
sormak hakkımız değil mi?)
"Amerikalılar istemezlerse kimseye dünyanın değişik
yerlerinden hiçbir is yaptırmazlar. simdi bazı gönüllü
kuruluşlar dünya ile entegrasyon adına gidip dünyanın
değişik yerlerinde okullar açıyorlarsa, bu
itibarla, mesela Amerika ile çatıştığınız
sürece bu projelerin gerçekleştirilmesi mümkün
olmaz." (s.8- N.Sevindi- F.Gülen ile New York Sohbeti) diyen
Gülen , ABD den habersiz yaprak dahi kımıldamaz
mesajını kendisi vermiyor mu?
Bunlar aradan çekilen , ya da uydurulan sözler değildir.
Kitabın tamamı okunduğunda da bu manalar çıkmaktadır.
İçinde bulunduğumuz çağı Amerikan Yüzyılı
yapmak için yola çıkmış , öncelikle İslam
coğrafyalarında kan döken stratejik ortağın,
Müslüman Fetullah Gülen ve ekibine! izin vermesini hangi
mantık kabul edebilir? George W. Bush Müslüman mı olmuştur?
Ki Fetullah ekibinin önünü açsın. K.Irakta İlan
edilmek için geri sayıma geçen, İsrailden sonra
ikinci çıbanbaşı olmaya hazırlanılan
Sözde Kürdistan da ki okulların ABD himaye ve
klontrolü dışında olması mümkün müdür?
Normal prosedür de ki Türk okulunu, normal şartlarda
Peşmergeler olası Devletlerinin içinde yapılandırırlar
mı?
"Amerika daha uzun zaman dünyanın kaderinde çok önemli
rol oynayacaktır. Bu realite kabul edilmeli. Amerika gözerdi
edilerek şurada burada bir is yapılmamaya kalkılmamalı."
(s.7- N.Sevindi- F.Gülen ile New York Sohbeti) diyen F.Gülen ,
icazet almadan yani ABD gerçeğini kabul etmiş,
hakiki manada inanmış! bir insan olarak
Washingtona entegre olduğunu daha nasıl açıklayacaktır?
Fetullah Gülen sadece vitrindir. Nasıl ki Türkiyenin
zengini diye geçen bir takım kişiler Türk kimliği
taşıyan paravanlarsa, F.Gülende ayni öyledir.
İslami coğrafyalarda Türk e yakınlık
duyulması (Halifelik ve adalet sebebi ile) , M.Fetullah Gülenin
ABD tarafından yaratılmasına vesile olmuştur.
Stratejik ortak, Gülen vesilesi ile tüm cemaati kontrol altında
tutmaktadır , diyen rahmetli Hablemitoğluna katılıyorum.
Yönetim sisteminde, kâinat imamından, düz müride kadar
inen hiyerarşik sıralama önem taşımaktadır.
ABD için hiyerarşinin sadece tepesini kontrol altında
tutmak yeterlidir, çünkü cemaat disiplini nedeniyle tabanda sıkıntı
yaşanmayacaktır. Oysa, ulus-devlet yapılanması
içinde sömürüye dur diyenler her zaman var olacaktır,
dolayısıyla da hedef ülkeye yönelik her yatırımının
maliyeti ve riski yüksek olacaktır. ABD'nin tarikatlara öngördüğü
modelde, önemli olan hiyerarşinin tepesinde yer alan tek
karar vericiyi ve veliahtlarını-varislerini sımsıkı
kontrol altında tutabilmektir. Bu modelde, hocaefendinin yanısıra,
kıta imamları ülke imamları ve de az sayıdaki
danışman ABD'ne (CIA) muhataptır. ( N.Hablemitoğlu)
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı organizasyonu ,Abant
Platformları ,Sivil inisiyatif- her görüşten
insanın yer aldığı oluşum olarak tanıtılması
yalandır. Oluşumun çekirdeğinde ve yönetiminde
belli kişiler yer alır. Değişenler
sadece , adlarını kendi menfaatleri için kullandıkları
, Türk Milletinin önem verdiği kişilerdir. Konuşulacak
konular hatta sonuç bildirgesi önceden hazırdır. Katılımcılardan
konuşup bunu sonuç bildirgesine yazdırması ( amaçlanan
neticenin dışında) mümkün değildir. Batı
emperyalizminin Türkiye Cumhuriyetinden istediklerinin sivil
inisiyatif olarak , işte halkta istiyor adı altında,
hükümetlerce yapılamasının önünü açmaktır.
Bilderbergin yerlisidir.
Yapılan Abantlarda şimdiye kadar sonuç bildirgesine yazılanlardan
örnekler, yorumlarınıza açıktır efendim:
1- Vahiyin akla hitap etmesi gerçeğinden yola çıkılarak,
İslami problemlerde salt aklın kullanılabileceği,
çağdaş çözümlerin bulunulabileceği, (1. Abant)
2- Atatürkün Hakimiyet kayıtsız , şartsız
milletindir ifadesinde ki milletin Türk Milleti değil
siyasi irade olduğu kabul edilmiştir.Böylelikle bu sözün
içi boşaltılmıştır. Kabul edilen bu hali
ile Türk Milletinin Anadoluda hakimiyeti yoktur
denmektedir. (1. Abant)
3- Türk Milletince kutsal görülen Devlet inancı için
Kutsal devlet yoktur, sivil inisiyatif vardır. ( 1.
Abant)
4- Mevcut merkeziyetçi hantal, bürokratik yönetim yerine, yerel
topululukları, il, ilçe, belde ve köy düzeyinde sisteme
ortak eden, katılımcı yönetimi, üniter devlet
anlayışı içinde yapılandıracak bir idari
reform gerekmektedir. (3. Abant- Yerel yönetimler yolu ile öncelikle
G.Doğunun fedarasyon yapısına geçişi)
5- ülkenin sivil bir anayasaya ihtiyacı olduğu, İslam'ın
demokratik-hukuk devletinin önünde bir engel olmadığı
vurgulandı (3. Abant- Sivil anayasa denilen Türkiyede yaşayan
tüm kimliklerin ortaklaşa anayasası- İslam..Hangi
İslam? Gülenin başını çektiği
Kontrol altında ki İslam modeli mi?)
6- Prof. Dr. Tunçay ve Prof. Dr. Öktem, Abant benzeri toplantıların
demokratik duyarlılığı artırdığına
dikkat çektiler; 4. Abant'ta anayasanın tartışılmasını
önerdiler. ( 3. Abant)
7- Çoğulculuğu gözeten bir uzlaşma, toplumsal sözleşmeye
dayanan yeni bir anayasada ifadesini bulmalıdır. Bu
husus, toplumun farklı kesimlerinin eşitlik statüsünde
bir araya gelerek
(4. Abant- Türkiyeyi Türkler kurdu diyen
anayasa yerine, barış için Türkiyeyi Kürt, Gürcü,
Çerkez, Rum, ermeni, Yahudi, Kürt..vb etnik kökenler kurdu
demek)
8- Uzlaşmayı hedefleyen çoğulculuk anlayışı
ve farklı kimliklerin birarada yaşaması her kimliği
ve kültürü zenginleştirebileceği gibi; onların
etkileşimine ve değişimine de imkan sağlar.(4.
Abant)
9- Modernleşme adına homojen bir toplum yaratma çabaları
kabul edilemez;
Türkiye'nin, bütün vatandaşlarına
ve her toplumsal kesime eşit mesafede duran, bütün farklılıkların
kamusal alanda temsil edilmesini mümkün kılan bir devlet
anlayışına ihtiyacı vardır..( 4. Abant)
10- Çoğulculuk ve uzlaşma ile ilgili olarak alınan
bu kararların hayata geçirilebilmesi için, eğitim ve
öğretim, Türkiye'nin sosyo-kültürel gerçeklikleri doğrultusunda,
sivil toplum örgütlerinin katkılarıyla yeniden düzenlenmelidir.(4.
Abant)
11- Küreselleşme, devletin geleneksel işlevinde bazı
değişiklikler meydana getirmektedir. Ancak, ulus
devletler bu süreçte temel aktörler olarak varlıklarını
yeni şartlar çerçevesinde sürdüreceklerdir.(5. Abant)
12- Tarihi-kültürel değerleri, toplumsal dinamikleri ve coğrafyası
dikkate alındığında, Türkiyenin yersiz
korku ve kaygılarından kaynaklanan içe kapanma eğilimlerini
bir kenara bırakarak, küreselleşmeye kendinden emin
olarak ve cesaretle yönelmesi ve olumlu katkılarda bulunması
mümkündür..( 5. Abant)
13- Türkiyenin küreselleşme sürecine katılmasının
önemli aşamalarından birisi Avrupa Birliğidir.
Esasen bu, Türkiyenin genel yönelimine uygun bir hedeftir. Bu
süreçte, Türkiyenin varlık ve çıkarlarını
gözeten bir anlayışla üyelik için gerekli hazırlıkların
yapılması uygundur.( 5. Abant)
14- Toplantının bilimsel koordinatörü Prof. Dr. Mehmet
Aydın bugüne kadar tartışılan konuların
hep birbirinin devamı ve tamamlayıcı nitelikte olduğunu
anlattı.(5. Abant)
15- İslamla demokrasi arasında çelişki yoktur.
Küresel güvenin pekişmesi için İslam ülkelerinde
demokratikleşmenin gerekliliğine inanıyoruz..(6.
Abant)
16- Savaşı engellemenin ve barışı egemen
kılmanın önemli bir esası barışçı
bir zihniyetin yerleştirilmesi ve insanların barışa
yönelik olarak eğitilmesidir
Bunun için sivil alanın
genişletilmesi, sivil toplum örgütlerinin gelişimine müsait
zemin oluşturulması, elitlerle toplum arasındaki
iletişim sorunlarının giderilmesi gerekmektedir.(6.
Abant)
17- Genellikle uluslararası düzenlerin savaşlardan
sonra kurulduğu ve galiplerin kuralları koyduğu bir
vakıadır. Bu kez olup-bitmiş bir savaştan
sonra kurulacak düzenin yeni çatışmalara yol açmayacak
esaslara dayalı olarak kurulması gerekmektedir. (6.
Abant)
18- 11 Eylül sonrası, oldukça hassas hale gelen (veya
getirilen) ve adeta Müslüman paranoyasına sevk edilen
Avrupa kamuoyunda İslamın, barışı,
sevgiyi ve hoşgörüyü emreden yönü hiç mi hiç
bilinmemektedir. Bu nedenle, Johns Hopkins Üniversitesi işbirliği
ile 19-20 Nisanda Washingtonda gerçekleştirilen Abant
Washington Toplantısı, bu eksikliği gidermek amacıyla
organize edilmiştir. ( 7. Abant)
19- Daha önce de belirttiğim gibi, Osmanlı deneyimi,
sandığımızın, takdir ve/ya teslim ettiğimizin
ötesinde demokrasi filizi için toprağı hazırlamıştır
.
İslam ile birlikte : Modernleşme ortamında dinin mütalaa
ve yorumlanmasına ilişkin diyalojik ilişki. Öyle
bir diyalojik ilişki ki, modernleşmeyi hem kalıp,
hem de içerik olarak etkilesin !... Son onyıllar içinde
orta yol reformculuk özellikle gelişmektedir. Bu yeni
oluşum, bir bakışla hem liberal ve modernisttir ;
fakat bir başka açıdan da kadim dinsel ılımlılığın
temel dokusuna sadıktır. Evet, dine rağmen çağdaşlaşma
yı reddetmektedir
..Bir mütevazı uyarı
yapmak istiyorum. Demokrasinin ya da kendi semavi dini değerlerimizin
faziletlerinden bahsederken onları bir şekilde
tekelimize alacak kıskançlıkla davranmamalıyız.
Kuranın maruf hükmüyle yüzyıllardır
öğrettiği değerler başka kültürlerin de
geleneğinde ve uygulamalarında yok mudur ? Bunlar sadece
Hıristiyanlığa ya da Yudeo - Kretien kültüre veya
İslama özgü ( münhasır ) değillerdir.
Hepimize aittir
( 7. Abant- Mehmet Aydının açış
konuşması)
20- 7 Abantın ABD ye taşınması üzerine..dış
politika alanında Washingtonın en prestijli mekanlarından
biri olan Johns Hopkins Üniversitesi İleri Uluslararası
Araştırmalar Bölümünde (SAIS) gerçekleştirildi.
Anladığımız kadarıyla SAIS bir nevi
lisansüstü eğitim merkezi olup, elan dekanlığını
ünlü CIA uzmanı, Japon asıllı Francis Fukuyama
yapmaktadır. Kendisinden önce buranın dekanı Paul
Wolfowitz
(Mehmet Durmuş)
21- Atatürkün muasır medeniyet ve yurtta sulh,
cihanda sulh hedeflerine kenetlenmiş, iç ve dış
sorunlarını çözerek uluslararası camiayla daha
fazla entegre olmuş, komşularıyla barışık,
Avrupa Birliği ile bütünleşmiş, ABD ile dostluğunu
pekiştirmiş, NATOda yerini muhkemleştirmiş,
demokrasi, laiklik ve İslamın en güzel yorumlarıyla
taçlanmış bir Türkiye, medeniyetler arasında köprü
kurmaya daha iyi namzet teşkil edecektir..(7. Abant-F.Gülen)
22- Abant toplantısı ve kararları bütün dünyayı
ilgilendiren ABD'nin başkentini mekân olarak kullanıyor.
Burada konuşulanlar bir yolunu bulup muhataplarına ulaşabilirse,
global köyün bütünüyle sahipsiz olmadığını
onlara hatırlatabilir... Zaten, toplantının
Washington'da yapılmasıyla amaçlanan da bu. Bakalım
Abant kokusu Washington'u etkisi altına alabilecek mi? (Taha
Kıvanç(Fehmi Koru), 21 Nisan 2004 - Yeni Şafak)
23- Türkiye'nin AB'ye Üyeliği Sürecinde Kültür, Kimlik
ve Din" (3-4 Aralık 2004, Brüksel) Gazeteciler ve
Yazarlar Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Hüseyin Gülerce,
farklı din, dil, kültür ve geleneğe sahip olmalarına
rağmen Türkiye ve Avrupa'nın entegrasyonunun güzel
neticeler verebileceğini kaydetti. (8. Abant)
24- Katolik Kilisesi'nin İtalya ve İspanya'nın
demokratikleşmesinde önemli rol oynadığını
anlattı. Broglio, Neden Türkiye'de Müslümanlık böyle
bir rol oynamasın? sorusunu yöneltti. (8. Abant)
25- İsveç'in İstanbul Başkonsolosu İngmar
Karlsson, Avrupa İslamı' kavramını ele aldı.
Karlsson, İslam'ın Avrupa'nın bütünleyici bir parçası
olduğunu belirterek çok yakında Batı İslamı
ndan bahsedileceğini söyledi..(8. Abant)
26- Atatürkün gösterdiği muasır medeniyet
hedefi Avrupa Birliği vesilesiyle yeni bir noktaya gelmiştir
Önceki hükümetlerle başlayan, şimdiki hükümetle
zirveye ulaşan AB reformları için ilgili her kurum ve
kuruluşun gösterdiği gayret takdire layıktır
(8.Abant-F.Gülenden
mesaj)
27- 9. Abant Toplantısı: "Eğitimde Yeni Arayışlar"
(1-3 Temmuz, Erzurum) eğitimle Dünya vatandaşı
yetiştirilmelidir.. Eğitimin bu yeni hedefi için, eğitim
kurumları yeniden yapılandırılmalıdır
denmektedir.
28- Evrensel barış için Türkiyede bulunan ; Gürcü,
Kürt, Rum, Ermeni, Çerkez, Boşnak vb.. ların eğitimi
önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.
29- Çoğulculuğu kabul etmiş, içinde ki
toplumluklara yönelik, sosyolojik verilerine bakarak oluşturulan
eğitimle bölge dünya barışına katkıda
bulunmak gerekir. Bölge barışına katkıda
bulunmak için İsrail politikalarını da kabul
ederek, ayni zamanda dünya barışına katkı sağlanmalıdır.
(9. Abant)
30- Eğitim merkezden değil, her grubun kendi inisiyatifi
doğrultusunda olmalıdır. Türkiye milli devlet değil
ve milli eğitim değil, yöresel, kendi inisiyatiflerinde
eğitim gerçekleştirilmelidir. ..Bunun içinde bir an önce
yerel yönetim yasası çıkmalıdır.(9. Abant)
31- Eğitim temel bir haktır. Bu hak kılık, kıyafet,
etnik, dinsel, cinsel vb. gerekçelerle engellenmemeli; toplumsal,
kültürel eşitsizlikler giderilmeli ve diğer halkların
anadil de eğitimleri başlatılmalıdır.(9.
Abant)
32- Yurt dışındaki Türk okullarının Türkçenin
ve Türk kültürünün yaygınlaştırılması
konusundaki başarılı deneyimlerinden istifade
edilmelidir. (Türkiye Cumhuriyetinin yurt dışında
ki okulları hangisidir? Bahsedilen okullar Fetullah Gülenin
okullarıdır.Toplantıda MEB ı H.Hüseyin Çelikte
vardır.) (9. Abant)
Amerikan Yüzyılı için yola çıkmış İnaçlı
görünümleri ile bu müfreze , Türkiye, Türk Millet ya da
daha genel anlamı ile İslam alemi için mi çalışmaktadır?
Abant Platformu, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı' nın Düşünce
Kuruluşudur. Şeklinde ki ifadeye ve Dinlerarası
diyalog çalışmaları için kullanılan paranın
büyük kısmının Amerikan Ulusal Demokrasi Fonu
(NED) tarafından finanse edilmesine bakarak, burada ki sonuçlarında
stratejik ortak tarafından kaleme alındığını
söyleyebilir miyiz?
Son olarak , Gülen Cemaatini yine kendilerinden dinleyelim
diyorum:
Fethullah Gülen sürekli olarak diyalogdan ve hoşgörüden
söz ediyor. Bence bu kavramların, görünenin ötesinde
anlamları var. Mesela şöyle: Gerçek dünyada diyaloğun
karşılığı pazarlık, hoşgörünün
karşılığı ise centilmence
rekabettir. (İlk buluştuklarında Fener Rum Patriği
Bartholomeosun Heybeliadadaki Ruhban Okulunun açılması
için Gülenden destek istediğinde, Gülenin
Selanikte bir Atatürk Lisesi açılmasını
tavsiye etmesi, Gülenin gerçekçi ve yaman bir pazarlıkçı
olduğunu gösterir.) Ayrıca içine kapanık Müslümanları,
küreselleşen dünyada Hıristiyanlarla dinî
rekabete açmıştır. (Hüseyin Gülerce, Zaman,
07.01.2005-Yükselen Değer Gülen Hareketi)
Şimdi sözü tekrar ben alayım:
Bu söylem, yaman pazarlık mıdır , emperyalizme
teslimin kamuoyunca yadırganmasının önüne geçme
operasyonu mudur?
Ruhban Okulu, 1971 de 'Özel Yüksekokulları Kapatan Kanun'un
yürürlüğe girmesiyle kapanmıştır. Devletin
denetiminde olmak şartı ile Özel okulların açılması
gündeme geldiğinde, Patrikhane Devlet kontrollü eğitimi
kabul etmemiştir. İstedikleri, Vatikanvari devlet
içinde devlet olmak projesini hayata geçirmektir. (N.Kavcar
Heybeliada Ruhban MYO- 4 Aralık 2005)
Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz .
Geçmişte ve günümüzde yapılanlar ortadadır.
Bu sebepten cemaatin tamamını Fetullah Gülen
hareketi değil, Fetullah Gülen Harekatı demek
daha yerinde olur düşüncesindeyim.
http://www.davamiz.com/yazar-fetullah-gulen-harekâti-697.html
***
Adı
Fetullah
14 Temmuz 2006
"Küresel
Politikalar ve Ortadoğunun Geleceği" adlı ,
14-15 Temmuz 2006 tarihlerinde yapılacak Abant Platformlarına
kadar girmeyi düşünmediğim bir konuya tekrar dönüyorum.
Fetullah Gülenin avukatı aracılığı
ile açıkladığı metinden parçaları alıyorum
öncelikle:
Son günlerde basın yayın yolu ile müvekkilim
Muhterem Fetullah Gülen"in kimliği ve soy kütüğü
hakkında kamuoyunda kuşku uyandırmaya yönelik asılsız
ve mesnetsiz bir takım iddialar ortaya atılmıştır
..
Bu çerçevede, yeni yayımlanan bir kitapta Fethulllah Gülen,
31 ocak 1986 tarihinde İzmir İl Nüfus Müdürlüğü"ne
başvurarak, 3881 kayıt numaralı kimliğindeki
ismini Fetullahtan, Fethullaha çevirdi
. Müvekkilim,
hiçbir zaman hiçbir nüfus müdürlüğünde, h harfi
ekleyerek veya başka bir biçimde ismini değiştirmiş
değildir. Kaldı ki, isim değişikliği nüfus
müdürlüğüne müracaatla değil, ancak mahkeme kararıyla
olabilir
.Bir basın mensubu yayınlayacağı
bilgilerin doğruluğunu araştırmak yükümlülüğü
altındadır. Halkı doğru bilgilendirmek isteyen
sorumlu ve objektif bir yazar, bir kişinin nüfus kayıtlarını
basit bir araştırma ile ve kolaylıkla öğrenebilir.
Müvekkilim isim değişikliği yapmadığına
göre
. Diğer yandan, daha önce de müvekkilimin
kimliği ve soy kütüğü hakkında bu tür gerçek dışı
iddialar ortaya atılarak halkımızın zihninde
karışıklık meydana getirilmek istenmiştir
..
Bununla birlikte, müvekkilimin soy kütüğü ve kimliği
ortada iken, bu topraklar üzerinde iki-üç dedesinin kimliğini
veya soy ağacının nereye dayandığını
ortaya koyamayacak durumdaki insanların
.
Fetullah Gülen Vekili
..Av. Orhan Erdemli (Son Sayfa ve
f.gulen.org)
Şimdi efendim, yukarıda ki satırların muhatabı
kimdir bilemiyorum? Geçmişte yazdığım yazılara
binaen cevaplarım ve sorularım olacaktır.
Fetullah Gülen organizasyonu dediğim Gazeteciler ve
Yazarlar Vakfı nca gerçekleştirilen Abant
Platformu, Kültürlerarası Diyalog Platformu (KADİP) ve
Diyalog Avrasya Platformu (DA Platform) larının yönetici
kadrosu ve sonuç bildirgelerine baktığımızda
, AB-D nin bölgesel ve küresel istekleri ile çakıştığını
görüyoruz. Platformlara Mark Parris başta olmak üzere
Siyonist kişiler katılıyorsa , bu kişiler
burada ne arıyor diye sormamız gerekmiyor mu? Hele ki
Abant Platformlarının sonuç bildirgelerinde yazılanları
irdelemek hakkımız olmalıdır.
Netice de Sivil İnsiyatif denilerek , hep ayni tür ve
tarzda ki kişilerin yönetiminde yapılan bu toplantılarda
varılan neticeler bizim de içinde bulunduğumuz Dünya
ve en önemlisi ülkemizi ilgilendirmektedir. Abantın sonuç
bildirgeleri , ABD nin küresel dünya düzenini kurmaya
dönük işliyor ve Türkün Ortaasya Türk Cumhuriyetleri
başta olmak üzere İslam alemine örnek ve lider
lik konumu kullanılıyorsa, burada neler oluyor diye
sorarız efendim. Şanlı geçmişimizin mirasını
ABD ye yedirmeye aracılık edenlere de ne yapıyorsunuz
deme hakkımız vardır?
Fetullah Gülen Erzurumun bir köyünde doğuyor, gezici
vaiz oluyor , aniden trilyonlara hükmeder konuma geliyor, bulunduğu
yer itibari ile İslamı şekillendirip, fetva
vererek milyonlarca Müslümanın gönlüne gönderme yapıyor
ve yönlendirmeye çalışıyorsa , deriz ki
Fetullah Gülen Türk-İslam üzerinden yürüyecek bir
projenin merkezinde midir? Güleni o merkeze kim oturttu? AB-D
nin merkezlerinde İslamî kimliği ile nasıl
durabiliyor ve orada ki papaz üniversitelerinde , Gülen
Sempozyumları nın yapılış sebebi
nedir? Gülenin barış okulları denilen
okullar ağı ile hangi barışa hizmet ediliyor?
Türkler barışa karşı bir millet mi ki
Anadoluda ki okullarda Barışa hizmet edilmiyor?
Bu yaygara ve propagandanın ana sebebi nedir? Kimlerce yürütülüyor?
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının onursal başkanı
başta olmak üzere kurucu üyelerini sınava tabi tutsak,
vakıfta ki olup biteni ve nasıl yürüdüğünden
bile habersizdirler kanaatindeyim. 1990 sonrası Türkiyeye
zembille ABD den indirilen bir takım STK nın kuruluş
yılları 1990 sonrasına rastlamaktadır. Ne
tesadüf ki vakfımızın kuruluş yılı
da 1994 tür ve görevi: Yurtiçinde ve yurtdışında
sevgi, hoşgörü ve diyaloğu geliştirici ve pekiştirici
aktiviteler sergilemeyi kendine presnip edinmiştir. Yanılamaz
mıyım? Keşke. (Lütfen Abant Platformlarına
katılanları, kimliklerini ve sonuç bildirgelerini
dikkatle inceleyiniz.. Türk-İslam alemi içinde Truva atı
olanlara , ben olanları öyle anlamıyorum tarzında
ki yaklaşımlarla yardımcı olmayınız.)
Fetullah Gülenin onursal başkanı olduğu
Gazeteciler Ve Yazarlar vakfının tüm
etkinliklerinde , kişinin adı Fethullah Gülen
olarak geçmektedir. Ayni hedefe yürüdükleri arkadaşları
adını bilmiyorlar mı? Biliyor olmalarından
hareketle, niçin Fetullahı ,Fethullah olarak gündeme
düşürüyorlar o halde?
Avukat Orhan Erdemlinin yazısından anlaşılacağı
üzere müvekkilinin adı Fetullah Gülen dir.
Şimdi ayni grubun yazarlarının köşe yazılarına
ve sitelerde kullanılan ada bakalım:
*Sayın Fethullah Gülen'in, Fener Rum Patriği,
Hahambaşı, Ermeni Patriği, New york Kardinali ve
Papa ile yaptığı görüşmeler dünyada yeni
bir dönemin başladığını da işaret
ediyordu. Sayın Gülen'in adımları bir ilkti ve
evrensel barış için dinin önemini, vazgeçilmezliğini
vurguluyordu
(Hüseyin Gülerce)
* Vakıf Mütevelli Heyeti
..1994 yılında kurulan
vakfımızın mütevelli heyeti şu isimlerden oluşmaktadır
Fethullah GÜLEN, Onursal Başkanımız
(Abant
Platformları Sitesi Misyon-Vizyon)
* Kozadan Kelebeğe
.Yazar kısmında ad: Fethullah
Gülen
Bir Büyülü Dünya Vardı
. Fethullah Gülen, Sızıntı,
Ocak 2005, Cilt 26, Sayı 312
Cemaatin Fethullah Gülen olarak lanse ettiği şahsı
toplum nasıl tanıyor?
* Verenin hikayesi bundan sonra başlıyor. 35 yıl
boyunca Gülen ve Cemaatine hizmet veren Nurettin Veren, şimdi
Fethullah Gülen tarafından hain ilan edildiğini
ve Fethullah Gülenin kendisini öldürtmek isteğini
iddia ediyor. (Emin Şirin-Haberx)
* Fethullah Gülen'i her yönüyle tartıştığımız
bugünlerde onun pîri ve üstadı
olan Said-i Nursî'yi de tanımanızı istedim
(
Murat Bardakçı- Pîrine bak müridini anla-27.6.1999-Hürriyet)
* Son Sayfa da Avukatın bildirisinin haber olarak verilirken
Fethullah adının kullanımı
Buradan nereye geliriz? Cemaat mensuplarına zâtın adını
Fethullah olarak pompalanmış , dalgalar genişlemiş
ve toplumda adının Fethullah olduğu kanaati
oluşmuştur. Fazladan h- harfini niçin kullandıklarını
yada kullanmaya devam ettiklerinin açıklamasını
biz değil öncelikle cemaat yapmalıdır.
Fetullah Gülenin avukatlığını yapan Orhan
Erdemli, basın açıklamasının altına müvekkilinin
adını net olarak yazmıştır. Fetullah Gülen
Vekili.. Sayın avukat öncelikle , yıllar boyunca müvekkilinin
adına h harfi ekleyenlere de bir basın açıklaması
yapmalıdır. Adın içine h harfi yerleştirerek
kamuoyunda yanlış anlamalara meydan vermemeniz
diyerekten. Ayrıca nüfusta olmayan adının önünde
ki m harfinin de anlamını açıklayarak
elbette.(Nüfusta olmayan m ve h harfleri)
Sayın Erdemlinin açıklamasında takıldığım
birkaç hususa dönüyorum.Fetullah Gülen Harekâtı
adlı köşe yazımda Ergün poyrazın kitabından
satırları aynen aldım. Ayni bölümü tekrarlıyorum:
Bu sahtekaıin gerçek Nüfus müdürlüğünde kayıtlı
ismi, Fetullahdir; biz de bunu vurgulamak için sürekli FeTTullah
deyip durduk. 30,01,1986 yılında İzmir Nüfus Müdürlüğünden,
değişme sebebi ile aldığı 3881 kayıt
no'lu kimliğinde ismi Fe-T-ullah' tir. Daha sonra adına
bir H harfi ekleyip, Allah' in fetihçisi anlamına gelen
Fet-H-ullah' a dönüştürerek saf insanlar üzerindeki
etkisini arttırmaya çalışmıştır
(Ergun Poyraz, Fetullah' in Gerçek Yüzü, .26, Nisan2000)
Yukarıda ki satırlardan ne anlarız?
* Zâtın adı nüfusta Fetullahtır.
* İzmir nüfustan değişme sebebi ile aldığı
(Hangi sebepten değişiyorsa) nüfusta adı Fetullah
(1986 tarihinde) geçtiği ( Nüfusta adının değiştiği
mi anlaşılıyor bu satırlardan yoksa 1986 da nüfusta
ki adının Fetullah olduğu mu?!)
* 1986 lara kadar nüfusta yazıldığı adı
ile Fetullah sonradan Fethullaha dönüşmüştür.
( İftira mı var? Yukarıda ki örneklerinde gördük)
* Bu kitap yeni değil 2000 de yayınlanmıştır.
1986-2006 arasında mahkemeye verilerek bir ad değiştirilmesi
söz konusu değilse, bu zâtın adı Zaman Gazetesi,
Samanyolu TV de ve kendi yazarlarınca niçin Fethullah Gülen
olarak anılmaktadır? her şeyi bir kenara bırakın
, yazdı denilen kitaplarda ki ad bile sahtedir. Yanlışlık
mı vardır, yoksa Ergün poyrazın iddia ettiği
gibi Allah' in fetihçisi anlamına gelen Fet-H-ullah' a dönüştürerek
saf insanlar üzerindeki etkisini arttırmaya çalışmıştır
a cümlesini mi doğru olarak kabul edeceğiz?
İsim değişikliği sadece mahkemece olacağını
sayın avukatın beyanından öğreniyoruz. ve
zaten biliyoruz.O halde Fethullah Gülen adı (ve adını)
nasıl kullanılıyor ? Yazdığı
kitapların üzerinde sahte bir ad mı kullanmış
oluyor müvekkiliniz? Allah muhafaza sahtecilikten hüküm
giyer.
Türk Devletinin ezelden ebede yaşamasını isteyen
bir Türk vatandaşı olarak , yazdığım yazının
her satırında objektif olduğuma inanıyorum.
Okurlara ise sadece doğruyu vermekten son derece rahatım.
Görüldüğü üzere yazılarımda adı geçen kişinin
nüfus kâğıdında ki Fetullah adını
kullanmaktayım. Ortada yanlış bir durum olmadığından,
nüfus idaresine Gülen Cemaatinin bakması uygundur diye düşünüyorum.(
Bahse konu olan şahısta kitapların üzerine niçin
nüfusta ki adının yazılmadığını
cemaatine sormalıdır.) Bizler onun nüfusta ki adını
bildiğimize göre h harfi ekleyenler, kimlerin üzerinde
, nasıl duygu uyandırmak istediklerini de bir zahmet açıklayıversinler
değil mi?
Fetullah Gülenin soy kütüğü , nereden gelip şimdi
nerede, niçin ikamet ettiği konusu kendisinin ve cemaat
mensuplarının bileceği şeydir, bulunduğu
yere İslami motiflerle değer yüklemesinler yeter(Hicret
gibi).. Oysa hakkında ki tüm davalar sona ermiş birisi
olarak, vatanı! için şiirler yazacak durumda ise
derhal kalkıp gelmelidir. Kendisini çok bekleyen var Türkiyede.
Ardından da en kısa zamanda açık oturumlara çıkarak,
kitaplarında yazan satırlarda ne demek istediğini açıklamalıdır.
Sayın Avukat bir yandan müvekkilinin, Dini ve milli
farklılıkları ayrımcılık teşkil
edecek bir unsur olarak değil, toplumun sosyal ve kültürel
bir zenginliği olarak görmüş; olduğunu
belirtiyor öbür taraftan Bununla birlikte, müvekkilimin soy
kütüğü ve kimliği ortada iken, bu topraklar üzerinde
iki-üç dedesinin kimliğini veya soy ağacının
nereye dayandığını ortaya koyamayacak
durumdaki insanların.. şeklinde bir yaklaşımla
ırkçılık yapıyor. Bazen öyle bazen böyle
olur mu sayın avukat? Yok öyle işinize geldi mi
Evrensel insan değerlerinden ardından da hocanıza
biraz dokundular mı geçmişinden şüphe eder
gibi bahsetmek?
Son Abant toplantısının yorumunu sizlerle paylaşacağım.
Onur konuşmasını Dış İşleri
bakanı Abdullah Gülün yapacağı toplantıda
ki Abant Ruhu nu birlikte yakalayacağız.
Oldukça önemli bir konu, avukat Orhan Erdemli sayesinde açığa
kavuşmuş oldu. müvekkilim hakkında bu tür
uydurma iddialarda bulunmasının arkasındaki gerçek
sebebin ne olduğunu sormak en doğal hakkımız
olsa gerekir. Diyen sayın Erdemliye de ben soruyorum.
Fetullah Gülenin yaptığı organizasyonlarda
Ilımlı İslam- Diyalog-Hoşgörü gibi
kavramlar ile İslami konularda yanlış
anlamaya sebep olacak konuşma hakkını kim vermiştir?
Onursal başkanı olduğu gazeteciler ve
Yazarlar vakfı kurucularının çapını aşacak
faaliyetlerin tamamının günah ve sevabıyla)
kendilerine ait olduğuna inanılmasını mı
bekliyorlar?
Kendisi halife, mehdi yada bilmediğimiz başka bir misyon
sahibimidir ki fetvalar vermektedir? Ulusal dalgayı aşmaktan
bahsedebilmektedir. Adını sorsan bilmeyeceği
yerlerde okullar açmaktadır. İslami otorite olarak tanıtılarak,
bu konuda görüşleri Dünyaya ilan edilmektedir.
Elbette ki ne oluyor? Diyeceğiz.
Tekrarlayarak; Türk Milletinin mirasını Washington-Kudüs
hattına yedirmeye hiç niyetimiz yok efendim.
Bundan böyle kimse Fetullah Gülene Fethullah diyerek
yanlışlık yapmasın diyorum.
13 Temmuz 2006
nevalkavcar@yahoo.com
Not: Av. Orhan Erdemli'nin dediklerini yanlış anlıyorsun
diyenler için açıklamayı buraya alıyorum.
http://tr.fgulen.com/a.page/hukuk.kosesi/basin.aciklamalari/a15956.html
Fetullah Gülen'in Kimliği ve Soy Kütüğü Hakkında
Kamuoyunda Kuşku Uyandırmaya Yönelik Asılsız
ve Mesnetsiz İddialar Hakkında Basın Açıklaması
fgulen.com, 11.07.2006
Son günlerde basın yayın yolu ile müvekkilim Muhterem
Fetullah Gülen'in kimliği ve soy kütüğü hakkında
kamuoyunda kuşku uyandırmaya yönelik asılsız
ve mesnetsiz bir takım iddialar ortaya atılmıştır.
Bu çerçevede, yeni yayımlanan bir kitapta "Fethullah Gülen,
31 ocak 1986 tarihinde İzmir İl Nüfus Müdürlüğü'ne
başvurarak, 3881 kayıt numaralı kimliğindeki
ismini "Fetullah"tan, "Fethullah"a çevirdi.
Bu "h" harfi değişikliği kimine göre
ebced hesabına uydurmak, kimine göre ise Said-i Nursi'nin
Siirt'teki hocası Molla Fethullah'ın adını
almak istemesi nedeniyle yapılmıştı"
şeklinde gerçekdışı bir bilgiye yer verilmiştir.
Bu hayal ürünü iddiaya kamuoyu nezdinde inandırıcılık
kazandırabilmek için yer, tarih ve numara uydurulması
yoluna gidilmiştir.
Müvekkilim, hiçbir zaman hiçbir nüfus müdürlüğünde,
"h" harfi ekleyerek veya başka bir biçimde ismini
değiştirmiş değildir. Kaldı ki, isim değişikliği
nüfus müdürlüğüne müracaatla değil, ancak mahkeme
kararıyla olabilir. Bu durum dahi iddianın uydurma olduğunun
diğer bir kanıtıdır. Müvekkilimin nüfus
bilgilerine ilişkin resmi kayıtlar ortada iken, böyle
hayali kurgularla kişiler hakkında kuşku oluşturulmasını
iyi niyetle bağdaştırmak mümkün değildir.
Bir basın mensubu yayınlayacağı bilgilerin doğruluğunu
araştırmak yükümlülüğü altındadır.
Halkı doğru bilgilendirmek isteyen sorumlu ve objektif
bir yazar, bir kişinin nüfus kayıtlarını
basit bir araştırma ile ve kolaylıkla öğrenebilir.
Müvekkilim isim değişikliği yapmadığına
göre, "ebced hesabına uydurma" veya "Molla
Fethullah'ın adını alma" şeklindeki
iddiaların da hiçbir değeri bulunmadığı
aşikardır.
Diğer yandan, daha önce de müvekkilimin kimliği ve soy
kütüğü hakkında bu tür gerçek dışı
iddialar ortaya atılarak halkımızın zihninde
karışıklık meydana getirilmek istenmiştir.
Kamuoyuna açıkça duyurmak isteriz ki, müvekkilimin babası
Ramiz Bey, dedesi Şamil Bey, onun babası Ahmet Efendi,
onun da babası Hurşit Efendi
Anadolu topraklarında
doğup büyümüş, öz be öz Müslüman-Türk milletinin
birer mensubudurlar. Müvekkilimin şeceresi yukarıya doğru
6. kuşak, 8. kuşak gerektiğinde daha da detaylı
olarak bildirilebilir.
Kamuoyunun yakından bildiği üzere müvekkilim milliyet,
din, mezhep farkı gözetmeden, bu topraklar üzerinde yaşayan
insanlarla her zaman hoşgörü ve diyalog çerçevesinde ilişki
kurmuştur. Dini ve milli farklılıkları ayrımcılık
teşkil edecek bir unsur olarak değil, toplumun sosyal ve
kültürel bir zenginliği olarak görmüş; toplumda
birlik ve beraberliğin, sevgi ve barışın
tesisi ve muhafazası için gayret etmiştir.
Bununla birlikte, müvekkilimin soy kütüğü ve kimliği
ortada iken, bu topraklar üzerinde iki-üç dedesinin kimliğini
veya soy ağacının nereye dayandığını
ortaya koyamayacak durumdaki insanların, müvekkilim hakkında
bu tür uydurma iddialarda bulunmasının arkasındaki
gerçek sebebin ne olduğunu sormak en doğal hakkımız
olsa gerekir. Kamuoyuna saygıyla arzederiz.
Fetullah Gülen Vekili
Av. Orhan Erdemli
http://www.davamiz.com/yazar-adi-fetullah-750.html
***
F.Gülen
Harekâtının Düşündürdükleri
23 Haziran 2006
İçinde
yaşadığımız çağda, emperyalist güçler
sadece çok gelişmiş silahlar ile coğrafyaları
değiştirmiyor. İnsan gerçeği üzerinden
yapılıyor tüm saldırılar. Yasal
gereklilikler, çağdaş hedefler, İnsanlığın
ortak değerleri, Teröre karşı işbirliği,
Dinler arası diyalog ve hoşgörünün önemi ,
Ortadoğu ülkelerinin demokratikleşmesi gibi örnekler,
önceden belirlenerek, hedef kitlenin üzerine püskürtülüyor.
Nasıl oluyor bu? Sabah kalkıyorsunuz elinize aldığınız
gazete de köşe yazarı İran ya da Irakta ki
anti demokratik davranışların halkı nasıl
bezdirdiğini anlatıyor. İslamî terör örgütü El
Kaidenin militanlarının burada yapılanması
da ek olarak başka bir haber olarak hafızanıza nakşediliyor.
Demokratikleşme şart buralarda diye düşünüyorsunuz.
Niye Ortadoğu diye sormak aklınıza bile gelmiyor?
70 li yıllarda SSCB nin Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini sömürmesini,
en tabi hakları olan Türkçe okuyup- yazmalarını
engellemesini, Din ve vicdan hürriyetini yok etmesini , Türküm
demeyi yasaklamasını dile getirenlere, Turancı-
Faşist diyen medya mensupları, aydınlar ve bu güruhun
tamamını hatırlıyorsunuzdur. Yirmi yıl
sonra SSCB nin dağılmasının ardından dünya
ile entegrasyon adına gidip dünyanın değişik
yerlerinde okullar
. Açıldığında hem de
Fetullah Gülen gibi İslami söylem ile yola çıkmış
görüntüde ki birine rağmen sessiz kalındı.
Fetullah Gülen Dünya Devletinin Millî Eğitim Bakanı
mıdır da , okullar açıyor? Öncelikle Rusyadan
boşalan Türk Cumhuriyetlerinde olmak üzere, Müslüman Türk
olmanın getirdiği avantaj kullanılarak hem de. .
Hizmetten kasıt nedir? Turancı mı? Faşist
mi bunlar? Türk Cumhuriyetlerine gittiler. Düne kadar karşı
çıkanlar nerededir?
Ülkemizde ki birçok TV de reklâmı da yapılarak, Türk
Kültürü yayma hadisesi nasıl gerçekleştiriliyor?
Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde Türk Kültürü yok
muydu? Bu okullarda Eğitim dili İngilizce olduğu
ve Türkçenin seçmeli ders olduğu bilindiği halde
Türk Kültürü nasıl yayılıyor ? M.Fetullah
Gülen Dünya devletinin Kültür Bankanı mıdır
yoksa? Ona bu hakkı ve geçidi kimler veriyor diye düşünmemek,
akla ihanet olmaz mı?
Türkiyede Türkün tarihi, kültürü, geleceği yerle
bir edilirken, Dünyaya nasıl transfer ediliyor kültürümüz?
Bu doğru olabilir mi? Yıllarca önce Anadolu
Liseleri adı altında çocuklarımız Eğitim
dili İngilizce olan okullarda okutularak, kültürlerinden
koparılma-soğutulma operasyonları yapılmadı
mı? Üniversitelerde hâlâ bu yanlış sürmüyor
mu? İngiltere, Almanya ya da İsrailde ki çocukların
Eğitim Dilinin ana dilleri olduğu gerçeğinden
habersiz hükümetlerce idare ediliyoruz yıllardır.
İşte Fetullah Gülen Harekâtı da okullarında
Eğitim dili olarak İngilizce- Almanca kullanıyor.
İngilizce eğitim almış bir genç nasıl
Türk Kültürü ediniyor, bunun sırrı Gülenin
ermiş kişiliğinde mi saklı dersiniz?
Okullarımızı gezin, ondan sonra konuşun
diyorlar. Bu okullara Turistik gezi olarak gitsek neyi göreceğiz?
Geri kalmış o bölgeye, ABD hükümetince sağlanan
destek ve koruma ile tertemiz sınıflar, öncelikle tanınmış
ailelerin çocukları ( İlerde devlet görevlisi olarak )
, güler yüzlü, hizmet aşkı ile Işık
evlerinde yetişmiş, sanki akraba gibi birbirine benzeyen
öğretmenler ( İngiliz ve ABD den gelen öğretmenler
bu gezilerde ortaya çıkıyor mu bilmiyorum.) güzel
kurulmuş sofralar, gelenler için hazırlanmış
Türkçe paradiler.vs.
Bir öğretmen olarak düşünüyorum da; teftiş için
okullarımıza gelen müfettişin bile çözemediği
onca nokta kalırken Turistik gezi sonrasında bu
okullar hakkında ne öğrenebilir? Okulun işleyişi,
giren çıkan, burada ki öğretmenler ya da idarecilerin
muhatap olduğu kitle, öğrenci kayıtlarında
dikkat edilen hususlar, İngilizce eğitime rağmen
Türkçeye hizmet ediliyor görüntüsünde kullanılan
figüranların yetiştirilmesi gibi konular açığa
çıkar mı?
Yirmi yıl Aydın HEM de Müdür yardımcılığı
yaptım. Aydında dağ köylerinde ki Kuran
Kursu yurtlarında kurslar açılırdı. Çocuklarının
İslamı öğrenmesi için aileler çocuklarını
yatılı buralara gönderiyorlardı. (Yurdun yönetimi
hem öğrencilerden ücret alıyor hem de çevre köylerden
yardımlar topluyorlar bize anlatılan.) MEB ı olarak
buralarda gündüz HEM leri vasıtası ile dikiş,
nakış, kilimcilik gibi kurslar açarak, sanki bu çocuklar
bu kurslar için orada imiş gibi bir aldatmacaya giriliyordu.
Televizyon radyo yasak olduğu bu yerde buluğ çağında
ki bu çocuklara ne verilirse onu öğrenmezler mi?
Amerikanın ilk Irak saldırısından, yaklaşık
iki ay sonra belge töreni için gittiğimizde, çocukların
savaştan haberdar olmadığını öğrenmiştim.
Ortadoğu yıkılmış, yeniden yapılanmak
üzere idi, binlerce Müslümanın kanı dökülmüştü
ve bu gerçekten habersizdiler...
Laik-antilik çatışmasından prim yapan çevrelerin
anlattıklarımdan utanacaklarını hiç
zannetmiyorum. Millet devletini niçin kurar? Güven, ekonomik
kaygıdan uzak yaşamak ve gelecek neslin o devleti idare
edecek kapasitede bireyler yetiştirmesini sağlaması
için değil mi? Türkiye Cumhuriyeti devleti Kahir çoğunluğu
İslâm olan bir devlettir. Laiklik adı altında
bireylerinin dinî eğitimi özelleştirme de olduğu
gibi devlet kontrolü dışında bırakırsa,
o bireyler bu milletin ferdi olarak kalabilir mi gelecekte?
Robot gibi, düşünme yetisi elinden alınmış,
karın tokluğuna hangi yöne gitmesi istenirse giden ,
Tövbe ya Rabbi tövbe Türklüğüme! Beni Türk
milletinden addetme diyen, seyrettiği video gösterimde ki
ulvî kişiliğin Mehdi olduğunu kafasına yazan,
İslamın kurtuluşunun kendileri yolu ile olacağına
inanan, Öldüğünde Türk Müsün Müslüman mısın?
Sorusuna muhatap olunacağı düşüncesi beynine işlendiği
için Türklük elbisesi üzerinden alınan bu gençler
, Türkiye Cumhuriyeti için mi yetiştirilmektedir?
diyalog çalışmaları ile de (Hıristiyan-Yahudi
lere karşı hoşgörü kazandıklarından
onlara sempati duyarak, Dünya Vatandaşı olarak
hizmete hazırlanmaktadırlar.
Nasıl ki özelleştirme aldatmacası ile devletin çekildiği
her cepheye yabancılar yerleşti, Laiklik aldatmacası
ile bu mevzilere de Emperyalistler yerleşti ne yazık
ki? Cemaat ya da Tarikatın uydu yayın olup olmadığının
göstergesi; kıyamete yakın Hz. İsa
gelecektir. Deyip demedikleridir. İslamın hizmetkârıyız,
Türk kültürü yayıyoruz , diyenlerden Hz. İsa
gelecek sözlerini duyunca ,Hz. Muhammed(s.a.v) den ve
Kuran-ı Kerimden umudunuzu bu kadar mı kestiniz diye
soruyorum kendilerine.
Batı Emperyalizmi(AB-D), toplumun her hücresine Medya ve
siyasiler yolu ile nüfuz etmektedir. İslâmî olduklarının
göstergelerini taşıyan bazı TVlerde dikkat ettiniz
mi hiç İslamî CD lerin reklâmı yapılır.
Zannedersiniz ki İslam! Hz. İsa, Meryem Ana, Hz.
Musa ve Peygamberimizin eşlerinden ibarettir.
Dünya Vatandaşı yetiştirme eğitimini, Millî
Eğitim olarak algılatılan insanımız yine
televizyon (Yüzyılın en büyük silahı) karşısına
oturduğunda Yabancı Damatı seyrederek
Yunan kardeşliği ile uyuşturulurken , Hıristiyan-
İslam arasında fark olmadığını da
Diyalog- Hoşgörü organizasyonları ile beynine nakşederken,
Yunanistanda kooperatif evlerinin bile Papazlı
ayinlerle dağıtıldığından , Batı
Trakya da ki soydaşlarımızın ,Çağdaş
AB sınırları içinde yaşadığı
halde Türk sözünü kullanamadığından
habersizdir.
Yazılı ve görsel basın genelde birbirini
tamamlayan devre gibidir. Hiçbir nokta eksik bırakılmaz.
Hücum etkili ve süreklidir. Tacizci imam adı altında
İslama saldırısına hiç ara vermeyen
mütareke basın, m:fetullah Gülen oldu mu konu ,
Brezilya dizilerini andıran makalelerin ardı
arkası kesilmez... Neden peki Gülen Türk Kültürünü
ve şakirtlerin deyimi ile İslâmı Dünyaya
yayan bir gönül adamı değil mi? Ona niçin ayrıcalık
tanınıyor?
Bakın şimdi habere:
Hey gidi günler
Askerlik müddetince, askeriyeye ait yemeği yemedim. Çünkü
ciddi askerlik yapıyor sayılmazdım. Onun için
askeriyeye ait yemeğin bana caiz olmayacağını
düşündüm ve yemedim. Önümde yığınla kâğıt
ruloları vardı. Fakat yemin ederek söylüyorum ki,
şahsım hesabına bir nokta konacak kadar dahi kâğıt
kullanmadım ve askeriyeye ait kalemden, şahsım için
bir nokta koyacak kadar dahi istifade etmedim. Çok hassas davranıyordum.(
Zaman Gazetesi-29.4.2006 )
Bu örneği toplumsal mesaj verilmek istenen kitle için seçtim.
Neler veriliyor bu küçük pasajda:
1- F.Gülen askerliğini yapmak için askere gitmiş.
2- Ciddi manada askerlik yapmamış. ( Neden)
3- Ciddi manada askerlik yapmadığı ve hak etmediğine
inandığı için karavana yememiş.( Neden hak
etmemiş)
4- İslami hassasiyeti çok olduğundan (şahsı
adına) kâğıt ve kaleme elini sürmemiş.
Askerlik anıları altında , askerlik yapmadığını
açıklayan , ne demekse kâğıt kalem
kullanmayan, yemek yemeyen Fetullah Gülen askerde bulunduğu
süre içinde ne yapmıştır, var mı anlayan?
Askere niye gitmiş peki? ( Vicdani ret olmadığı
için mi?)
Askerlik gibi kutsal bir müessese içinde askerlikten kaytardığını
söyleyen Gülen Hangi İslami hassasiyetten bahsediyor?
İslamın bayrağını yüzlerce yıl
taşımış, Haçlı kuvvetlerini yenilgiye uğratmış
şerefli Türk askerliğini, ciddi manada
yapmayıp kaçma konusunda hassasiyet yok, devletin
kalemini hassas davranarak yazmayışı ile İslami
hassasiyet var.
Fetullah Gülen Harekâtı adı yazıma yorumları
ile katkıda bulunan okuyucularla karşılıklı
olarak, bilgi alışverişinde bulunduğuma inanıyorum.
Hatalarımız ile insanız nihayetinde. Allah(c.c)ın
yaratırken en çok özen gösterdiği İnsanoğlunu
diğer varlıklardan ayıran özelliği ise akıl.
(Her problemi akıl dairesi içinde çözemeyeceğimiz
gerçeğini de belirterek)
Abant Platformları, çağrılanlar, neticesi ve ana
formatını 11.sinde tekrar gözden geçireceğiz.
"Küresel Politikalar ve Ortadoğunun Geleceği"
üst başlığı altında, 1415 Temmuz 2006
tarihinde Abantta toplanacaklar ve gitgide sanki daha resmi
olmaya başladı artık diyorum.. Erzurumda yapılan
9. Abanta Milli Eğitim Bakanı H.Hüseyin Çelik
katılmıştı, 10. su Nisan 2006 da Fransada
yapıldı, 11. cisi tekrar Abantta ve Dış
İşleri Bakanı Gül ve küreselleşmecilerin
katılımı ile yapılacak. Amerikan politikalarını
ve devletin yönetim kademesindekilerin neler yapması gerektiğine
yerli Bilderbergde karar alacaklar efendim uzlaşı
ile!
Abant Platformu gibi uzlaşı toplantıları
düzenleyerek devlet siyasetine yön veren , Türk Kültürünü
dünyanın dört bir yanına taşıyan,
milyonlarca doları yönettiği varsayılan bu ekip
başörtüsü davasına niye omuz vermez? Var mı
anlayan?
Fetullah Gülen Harekâtı hakkında iki kelâm etmek için,
onların yazdığı reklâm amaçlı kitapları
mı okumalıyız? Dışarı çıkıp
neler yapıyorlar görerek, akla ve yapılanlara bakarak,
ne olup bittiğini anlayamaz mıyız? Oturduğumuz
yerden yorum yapıldı diyenler, bu organizasyonun
tamamına vakıf mıdırlar da hemen avukatlığına
soyunuyorlar.
Yüzlerce yıldır İslamın bayraktarlığını
ve savunuculuğunu yapmış bu milletin içinden,
M.Fetullah Gülen kendiliğinden çıkıp Amerikaya
rağmen bu göreve devam edebilir mi demek istiyorlar?
Hem de F.Gülene rağmen:
Amerikalılar istemezlerse kimseye dünyanın değişik
yerlerinden hiçbir is yaptırmazlar. Simdi bazı gönüllü
kuruluşlar dünya ile entegrasyon adına gidip dünyanın
değişik yerlerinde okullar açıyorlarsa, bu
itibarla, mesela Amerika ile çatıştığınız
sürece bu projelerin gerçekleştirilmesi mümkün
olmaz." (s.8- N.Sevindi- F.Gülen ile New York Sohbeti
Fetullah Gülen cemaati ile ilgili bilgileri yükselmek amaçlı
yazdığımı söyleyenlere cevabım:
İktidarda olanların yanlışını görüp
söyleyerek, ABD den habersiz politika üretilmez denen bir ülkede
ABD aleyhine yazarak, Amerikan politikalarını birinci
elden takip edenlerin kimliğini açıklayarak bir yere
gelinmez . diyorum.
Gülene ait hatırlayamadığım dediğim o
satırları bir kenara not edişimin üzerinden çok
geçmiştir. O anlatım bölümünün Sayın Alparslan
Işıklıya ait olabileceğini düşündüm
sonradan.. (Hele birisi ) Eğer ona ait satırlar ise
kendisinden özür diliyorum. Fakat bahsi geçen bölümü kendim
de okuduğum için emin olamıyorum.
Fetullahçı haber sitelerinde adımı yayınlanmasına
vesile olan gazetemizin değerli yazarlarının köşe
yazılarının altına yazılan ve ayni
namludan çıkan yorumlara bakılarak ne düşünmelidir
acaba?
Uluslararası Türkçe Olimpiyatı ile Fetullah
Okullarına uluslararası statü veren yorumcumuz ,
Eğitim Dilinin İngilizce olduğu okullar ile
hangi Türkçenin olimpiyatını yaparlar acaba? Diye niçin
düşünmüyor. Türkçe seçmeli derstir. Seçmeli Türkçe
dersi de mecburi değildir. MEB ı elinde ki kayıtlar
yerine cemaat reklâmına mı inanmalıyız?
Almanyada açılan Türk Okullarında eğitim
dili Almancadır. Bunu orada ki Türk aileler söylüyor.
Gurbet elde ki işçi çocuklarına Türkçe eğitim
niye verilmiyor? Alman hükümeti ile mutabakat Almanca
üzerinden midir? Almanyada Türk Kültürüne hizmet ,
Almanca Eğitim ile mi yapılacaktır?
İngilizce eğitim yapan Gülen okulları ile Müslüman
coğrafyalar ilk sırada olmak üzere bir çok yere konuşlanan
ABD, niye oralarda tekrar okul açsın. (Amerikanın
kendi okulu var diyen yorumcuya)
Rahmetli Hablemitoğluna ait satırlarla devam
ediyorum:
1- Söz konusu hocaefendilerden biri olan malûm zat, kalabalık
maiyeti ile -buna 24 saat yanından eksik olmadığı
söylenen doktorları dahil- Pennsylvania Eyaletinde
Philedelphia yakınlarında özel bir çiftlikte yasıyor.
Çiftliğin bulunduğu bölgenin FBI koruması altında,
refakat memurlarının (conducting officer) gözetiminde
olduğu ve buralardaki çiftliklerde yasayanlara birinci
derecede özel öneme sahip koruma programının
(countursurveillance faaliyeti) uygulandığı
kaydediliyor.
2- Gerçekte bu çiftliğin, cemaatin gazetesinin sorumlularının
da aralarında bulunduğu, ABD yasalarına göre
kurulan "Altın Nesil Vakfı" adına FBI
tarafından fethullahçilara 1991'in basında tahsis
edildiği ve ayni yılın ortalarında YÖK ya da
MEB bursu ile bu ülkeye gönderilen fethullahçi yüksek lisans
öğrencilerinin bir yaz kampı oluşturarak söz
konusu çiftlikte örgütlenme toplantıları gerçekleştirdikleri
biliniyor.
3- İlkokul mezunu olmanın verdiği yabancı dil
düzeyi (!) ile İngilizcenin güncel terminolojisini de
kullanarak "Fountain" dergisine yazdığı
akademik (!) düzeydeki makalelerin kerameti -her ne kadar
inanmasak da- nereden geliyor? Amazon şirketi, İngilizce
yazılmış kitaplarını nasıl pazarlıyor?
4- CIA ile organik dayanışma içindeki ABD üniversitelerinden
hangilerinde hocaefendilerinin bilimsel (!) çalışmaları
ile ilgili onlarca doktora çalışması yürütülüyor?
Paul Henze, Graham Fuller, Lois Freeh, Carey Cavanaugh gibi ünlü
istihbaratçı ve malûm kişilerle, hatta çiftlikte
beraber kalıp, eyaletleri birlikte gezdikleri istihbarat
memurları (handolder) ile hangi dil düzeyi ile iletişim
kuruluyor? Hiç şüphesiz bunlar küçük ve önemsiz
sorular.
5- ABD'nin tarikatlara öngördüğü modelde, önemli olan
hiyerarşinin tepesinde yer alan tek karar vericiyi ve
veliahtlarını-varislerini sımsıkı kontrol
altında tutabilmektir. Bu modelde, hocaefendinin yanı sıra,
kıta imamları ülke imamları ve de az sayıdaki
danışman ABD'ne (CIA) muhataptır.
Hâlâ iftiradan söz ediliyor , o halde 11. Abantı hep
birlikte izleyelim. Fetullah Gülenin onursal başkanı
olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı organizasyonu
platformunda kimler ne konuşacak ve sonuç bildirgesi hangi
devletin menfaati gözetilerek hazırlanılacak?
Abanta takıntım mı var, yoksa hep birlikte peşlerine
mi düşmeliyiz, bekleyip görelim derim.
Not: İsrailde açılacak denilen Türk Okulu söyleminin
gerçekleşmesini bekleyerek doğruluğunu da test
ederken, Yahudilerin İnsanlığın zembereği
olup olmadığını da anlamış olacağız
:
Böyle bir kavmin -yani Yahudilerin- yaratılış
sebebi insanlığın terakkisine(gelişimine)
zemberek olmak içindir. Diyen F. Gülen midir yoksa
kobralar mı devreye girmiştir?
http://www.davamiz.com/yazar-f.gulen-harekâtinin-dusundurdukleri-702.html
***
Fehmi
Koru ve Fetullah Gülen
14 Haziran 2006
Türkiyeyi
Batı emperyalizmi önünde düşürdükleri durum ve
sahte kabadayılıkları ile Gül-Tayyip ikilisine
daha sonra değineceğim. Dönem başkanı
Plassnik ; Ek Protokolu imzalayan bir devlet olarak, birlik üyesi
Kıbrısa limanlarınızı açmak zorundasınız
derken, Dış İşleri bakanımız Gül
Kıbrıs meselesi ile AB ayrı mütalaa
edilmelidir diyordu.
Türkiye, Rum Kesiminin AB ye girmesine verdiği onay ile işin
içine AB de dâhil olmuştur. AB Rum kesimini adanın tek
sahibi gördüklerini, büyükelçilerinin Kıbrıs
Cumhuriyetinde olduğunu belirtiyor. AB nin önlerine koyduğu
her belgeyi imzaladıktan sonra, Kıbrıs nasıl
ayrı mesele olacaktır? AB Rum Kesimi olarak almadı
ki Rumları, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak kabul
etti. Böyle olduğunu da AKP hükümeti biliyor.
Yaklaşan seçimler dolayısı ile AB ile olan ilişkileri
dondurduk denileceğine dair danışıklı
döğüş bir senaryonun gündemde olduğu ise çok
yaygın bir şekilde dile getiriliyor.
Gelelim, Rabbin Aciz kulu ya da Siyonizmin cemaat ayağı
m.Fetullah Gülen ve kumpanyasına. Mesela Fehmi Koruya.
Fehmi Koruyu Zaman Gazetesi başyazarlık yılları,
zemin değişikliği ile Yenişafaka geçiş
, Diyalog ve Hoşgörü toplantılarına köşesinden
destek ve yerli Bilderberg Abant Platformlarının
değişmez konuğu olarak tanıyoruz.
Bilderberg için; Eğer 'Dünya hükümeti' diye bir şey
varsa, işte örgütü" diyen Fehmi Koru , Örgüt
toplantısına katıldığını
kendisi açıklamıştır. Zaten örgütten olduğu,
Türkiyede ayni noktaya birlikte vurduğu kişiler
dolayısı ile bilinen bir gerçektir. Malum toplantıya
giderek, görmeyen gözlere, kimliğini göstermiştir.
Korunun Küresel Baronların dünyayı kontrolü
ve işgali yolculuğunun masonik yapılanması
Bilderberge gideceğini duyunca, dönüşünü
merak ettim Nasıl açıklayacak? Diye.
Hiç yadırgamadım.. Aleni olarak kimliklerini ortaya
koyan bu zevat ve Siyonist şebekenin artık
gizlenme gereği bile duymadıklarına idi şaşırmam.
Duyulduğu takdirde ne söyleyeceği önceden hazırlanmış
metin , köşe yazısı olarak yayınlandı..
Gitmek mi zor? Gitmemek mi? Başlıklı yazısı
ana hatları ile şöyle:
Bilderberg'e neden gittim
Hiç tereddüt etmedim
Gittim, gördüm,
yazacağım
"Hayır, gelmiyorum" demek,
"Benim önyargılarım bana yeter, gözlem ihtiyacım
yok" anlamı taşımaz mı?
.Daha önce
katılan bir meslektaş, "Senin çağrılmanın
zamanı gelmişti" dedi bana; artık ne
demekse... Bir başka katılımcı, "Döndüğünde
şifreleri kırmanı bekliyoruz" diye fısıldadı
kulağıma. Toplantıdan ayrılırken, bir katılımcı,
"Ne olur, dönünce, petrol fiyatlarını on yıl
için belirlediğimizi yaz da fiyakamız artsın"
dedi gülerek... (13 Haziran 2006-F.Koru-Yenişafak)
Başlığı ile Müslüman ın gönlüne
gönderme yapıyor: Bu toplantıya onların içyüzünü
görüp sizlere anlatmak için gittim, diyor. Çağrılma
zamanının gelmesi ya da şifrelerin kırılması
gibi masonik göndermeler ya da komik satırlar , Fehmi
Korunun Siyonist Dünya düzenini kurmak için masonların
toplandığı Bilderberg toplantısına katıldığı
gerçeğini değiştiremeyecektir.
Bilderberge kimler, niçin çağırılır ?
Tesadüfen bir gazeteci, ya da siyasetçi , Siyonist bu
toplantıya katılabilir mi? Burada konuşulanlar dışarıya
aktarılabilir mi? Fehmi Koru, yakalanmanın verdiği
telaşla olsa gerek
"Hayır, gelmiyorum"
demek, "Benim önyargılarım bana yeter, gözlem
ihtiyacım yok" anlamı taşımaz mı?
diyor. Bilderberg toplantılarının konukları
aylar öncesinden bellidir.
Nedir Bilderberg?
Uluslararası siyonizmle yakın bağlantılı
hatta onun bir teşkilatı olduğu bilinen
organizasyonlardan olan Dış İlişkiler Komitesi
(CFR)'nin Avrupa ayağını oluşturmak amacıyla
kurulmuştur
.Örgütün üyesi olanların dışında
hiçbir gazeteci veya yazar toplantıya alınmaz. Üye
olanlar da dışarıya bir şey sızdırmazlar
.Bilderberg
toplantılarının ana amacı dünya siyaseti üzerinde
önceden programlamalar yapmak ve projeler geliştirmektir..
( 23.5.2003-Vakit)
Fetullah Gülen, Zaman Gazetesi, Samanyolu televizyonu , sayısız
radyosu , Türk (Bush ) Kolejleri, Ticari faaliyetleri, Abant
Platformları ve Fehmi Koruları ile birlikte ,
Siyonizmin Dünya Hâkimiyeti için çalışan
şebekeye dâhildirler.
Fehmi Koru, Bilderbergin yerli uzantısı Abant
Platformlarına katılarak, bu oluşumu topluma
benimsetmeye çalışan , Rabbin Aciz kullarından
birisidir.. Bilmeyenlere kısaca anlatayım:
Dünyaya hâkim olmanın yolu ve devamlılığı
kabul edilebilir ve adil görünüşlü sistemlerin
sunumu idi. Bunun en önemli ayağını din oluşturmuştur.
Kontrol altına almak istedikleri devletleri borçlandırma,
kendilerine bağlı devlet adamları yetiştirmenin
yanı sıra toplumları kontrol altında tutmak için
çeşitli projeleri devreye sokmuşlardır
..
Amerika, sivil toplum kuruluşlar yolu ile devletleri
kontrol altına almayı kısmen başarmıştır.
Her hangi bir devlet içersinde yaşayan insanların
demokratik haklar için bir araya geldiği bu
organizasyonlar, artık silah olarak kullanılmaktadır
Abant Platformu da işte bu gaye ile oluşturulmuştur.
Farklı görüşte ki, solcu, sağcı, liberal,
sosyalist, ateist, alevi, İslam kimlikli kişiler bir
araya gelebilmekte, Türk Devletine Amerikanın selamı
ile birlikte uzlaşılarını sunmaktadırlar
(Rabbin
Aciz Kulları ve Münafıklar- 20.7.2005-Neval Kavcar-
www.bozok.org)
İlk Abant Platformu, 1619 Temmuz 1998 te Abantta İslam
ve Laiklik adı ile yapılmıştır. Soros
beslemesi sözde bilim adamları ve yazarlar ile birlikte
toplumda saygın olarak bilinen kişilerin katıldığı
bu toplantıların ana gayesi, Amerikan politikaları
nın halka duyurulmasıdır. ( Çekirdeğin dışında
ki katılımcı amacı bilmez.) Sözde Sivil
Toplum kuruluşu Abant Platformu nun ana çekirdeği
çok az değişe gelmiştir. Yahudi, Ermeni,
Sebatayist olarak tanınan kişiler ve Fetullah Gülen
ekibinden oluşmuştur. Bilderbergin yerlisidir.
Fetullah Gülene ait Gazeteciler ve yazarlar vakfınca
düzenlenir.
Daha ilk Abantta kimlikleri deşifre olmuştur. İslamın
ana konularının çağdaş sözlerle ret
edilmesi, hâkimiyetin Türk Milletinde değil, Anadoluda
yaşayan etnik kökenlerin tamamına ait olduğu,
Kutsal devlet inancının kabul edilmez olduğu,
İslamın toplumun hayatını yönlendirmediği,
evrensel değerleri bildirdiği, Üniter devlet yapısının
kabul edilemez olduğu, Devlet yönetiminin aşamalı
STK ına bırakılması gibi maddeler, katılımcıların
ortak kanaati gibi duyurulmuştur.
Fehmi Koru bunu şöyle anlatıyordu köşesinde:
Abant Bildirgesi, İslam'ın dogmatik yorumlarına
alenen karşı çıkıyor. Bildirgenin
maddelerinde, vahiy/akil çelişkisinde aklin yol göstericiliğinin
özellikle belirtilmesi, güncel sorunlara dini hükümlerin acık
ifadelerine bağlı kalma zorunluluğu duyulmaksızın
çözüm aranabileceği
. İlahiyatçılarla samimi
dindar düşünürlerin, neredeyse topluca üzerinde birleştikleri
bir konu da, laiklik sorunsalının en merkezi konusu olan
devletin bütün dinlere eşit mesafede bulunması
zorunluluğu
.. Türkiye'nin ortak özlem ve
beklentilerine" yankı olma iddiasındaki Abant'tan yükselen
sese, umarız, duyarsız kalmaz.(21.7.1998- Zaman-
Fehmi Koru-Abantın Yorumu)
Fehmi Koru tesadüfen Bilderberge çağırılan, sıradan
bir gazeteci değildir.
Gazeteciler ve Yazarlar vakfının. Nobellik bir öykü
tanıtımı ile bastığı Fehmi
Korunun Aydınların Dünyasında Fethullah Gülen
adlı kitabını, Hüseyin Gülerce ( Zaman Yazarı)
nasıl tanıtıyor?
Fehmi Koru'nun orijinal tespitlerinden biri, Fethullah Gülen'in
diğer din mensuplarının önderlerine uzattığı
elin, Anadolu'nun Müslüman halkını temsil ettiğini
yakalamasıdır. Gülen'in tavsiye ettiği eğitim
hizmetlerinin bütün Anadolu tarafından desteklenmesi, bu
tespit yapılmadan anlaşılmaz.
Hele Koru'nun yurt dışı eğitim hizmetlerinin günümüz
Türkiye'sinde ve dünyasında ne anlama geldiğini
anlatan ifadeleri başlı başına bir kitap
konusudur.
İşte m.Fetullah Gülenin niçin yapılandırıldığının,
kendilerince ifşası:
Anadolu da ki Müslüman halkı temsil ediyor
aldatmacası , Fehmi Korunun kalemi ile karşımızda
duruyor. Bilderbergci Koru ! ve Halife Fetullah.. .
Hocaefendi, mehdi yakıştırması ile
Fetullah Gülen, günümüz ve gelecek nesil Müslümanın
aklını karıştırıp, Siyonizmin emrine
girmesi fonksiyonunu yerine getiren, Rabbin aciz bir
kuludur. Etrafında ki zevat ise figüranlardır.
Fehmi Korunun Bilderberge gitmesini hiç yadırgamadım.
Orada olup biteni anlatacağını zannedenler ise umduğunu
bulamayacaktır.
Şifre kırılmıştır Korunun
Bilderberge gitmesi ile.
Tekrarlıyorum: Fetullah Gülen aysbergin görünen yüzüdür
.Diğer yüzü Bilderbergdir.
Siyonizm, gizlilik, ekonomik güç ve reklam ile ayakta durmaktadır.
Yandaş kişileri medya da bunca görerek çok olduklarını
da sanmayınız.
Önemli olan ölümcül kimliklerin deşifresi dir.
Yoksa onların şifreleri de kalemleri de Milletin gönlünde
çoktan kırılmıştır
http://www.davamiz.com/yazar-fehmi-koru-ve-fetullah-gulen-688.html
***
F Tipi
Suikastlar
08 Şubat 2007
Rahip Cinayeti, Danıştay
Baskını ve Hrant Dink Suikastı üçlemesinde,
kamuoyunun dikkatini çeken bağlantılar oldu.
İşin en önemli yanı ise her seferinde Türkiye bir
daha vuruldu.
Rahip ve Dink cinayetinin formatı aşağı yukarı
ayni idi. Azınlık- Hıristiyan düşmanlığı,
Danıştay Baskınında ise laik-anti laik
karşıtlığı. Her üç saldırının
da Türk Milleti ile yakından uzaktan ilgisi yoktur. Bu saldırılar
sonrasında 301, Sözde Soykırım ve Müslümanları
sıkıştırma başta olmak üzere, Batının
Türkiyeye dayattığı konuların gündeme
gelmesine bakarak, saldırıların kökünde Batı,
uzantısında onlarla bolca diyalog yapan birisi var
diyebiliriz.
Erhan Abi adlı polis Muhbiri , öğreniyoruz
ki ayni zamanda olayın planlayıcısıdır.
konuşmaması, buna göz yumulması, onbir aydır
planlanan bir cinayetin çok kısa sürede çözülme
senaryosu ile AKP hükümetinin bunu gurur meselesi saymasına
bakıyorum da Hükümet bu işin neresindedir diye
soruyorum?
Hrant Dinkin seçilmesi, onaltı yaşında ki bir
çocuğun bu iş için hazırlanması,
azmettiricisi Hayalin Mc Donalds eyleminde denenmesi, aylarca
Hayal ve suikast timinin hazırlanması, giderlerin karşılanmasını
işsiz Erhan Abinin yapabilmesi mümkün müdür?
Tüm şimşekleri Türkiyenin üzerine çeviren Hrant
Dink cinayeti işleniyor, zaten bilinen sorumlular çok kısa
sürede ele geçiriliyor ve oğlunu emniyete ihbar etti
diye babaya ödül verileceği duyuruluyor? Gariban işçi
Samastın o sıra televizyon seyrettiği,
Hrantı vuran Ogün deyip emniyete koştuğu
masalına inanmamız isteniyor.
On bir ay önce olacak diye emniyete bildirilmiş bir
olayın planlayıcısı, finansörü Erhan Abi,
bu bilgiyi alan Emniyet İstihbaratçısı da
adeta hasıraltı ediyor ve olayın olmasını
bekliyor. İhbara inanmamak gibi bir lüksü olabilir mi
emniyetin?
Bu konuda hangi çalışmalar yapılmıştır?
Yasin hayal takip edilmiş ve bağlantıları araştırılmış
mıdır? Yoksa olayı gerçekleştirmesi için
rahat mı bırakılmıştır? Erhan
Abi kimdir? Rahip cinayeti ile de bağlantısı
var mıdır?
Erhan Abi nasıl olurda böylesine önemli bir olayda
konuşmaz, konuşturulmaz. Türkiyenin üzerine Sözde
Soykırım günahı dağ gibi yıkılmış
iken,konuşmama hakkı nedir? Böyle saçmalık
olur mu?
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şubesi
Eski Müdürü Dr. Adil Serdar Saçan Dink Cinayetini kapattılar(1)
başlıklı yazısında diyor ki:
Önce, Hablemitoğlu cinayeti Merhum Hablemitoğlu, F
tipinin, özellikle Emniyet içerisindeki örgütlenmesini deşifre
etti, vuruldu.
Sonra, Şemdinli iddianamesi; iddia ettik, Savcı F tipi
dedik
Sonra, Rahip cinayeti; söyledik, anlattık, Trabzon
Emniyetine dikkat çektik, failin F tipi bağlantılarına
hiç bakılmadı
Sonra, Cumhuriyet Gazetesine saldırılar; söyledik, yazdık,
Cumhuriyet 'in F tipileri deşifre için yazdıklarından
ötürü saldırıya uğradığını
iddia ettik,
Sonra, Danıştay saldırısı; olay F
tipilerin işi dedik, iddia ettik, konuştuk, Fnin öz
yeğeni azmettirici olarak tutuklandı. Kimsenin umurunda
değil.
Sonra Atabeyler operasyonu, iddia ettik, yazdık, anlattık.
Tüm tutuklular serbest bırakıldı, basına
dosya veren şahıs hala ortada yok.
Sonra, Dink cinayeti ve Hepimiz Ermeniyiz sloganları
Dr. Saçanın söyledikleri çok ciddi ve mutlaka
cevaplanması gerekiyor. Ülkenin geleceği bir avuç
duble ajanın faaliyeti ile karartılamaz. AKP
iktidarını ve devlet mekanizmasını ara konak
olarak kullananlar deşifre edilmeli, ortaya çıkarılmalıdır.
Yine ayni yazıda önemli bir nokta daha var. Rahip
Cinayeti işlendiğinde Trabzon İl Emniyet Müdürü
R.A nın F tipi olduğunun sicilli ve kanıtlı
olduğunu söyleniyor. R.A. hangi başarısına
bakılarak ödüllendirildi dersiniz? İstihbaratın
dairesinin başına geçiyor ve ardından bir ay sonra
Danıştay Baskını gerçekleştiriliyor.
Diğer önemli bir konu Erhan Abi nin emniyete durumu
R.A. Trabzondan ayrılmadan önce bildirdiği gerçeğidir.
Dink cinayeti sonrasında ise Trabzonda kalsa bağlantıları
çözebilecek yeni Emniyet Müdürü ve Vali acil olarak görevden
alınıyor. Dr. Adil Serdar Saçan, Vali ve Emniyet Müdürünün
alınarak olayın kapatılmak istendiğini öne sürüyor.
Dink cinayeti sonrası sanki suçlu onlarmış gibi
görevden alınanların olayı çözmesinden
korkulduğu için bu yolun seçildiğini söyleyen eski
bir emniyetçi ve bağlantıları bilen birisi ise
dikkate alınmalıdır diyorum.
F tipi bir kimlik istihbaratın en tepesinde durdukça bu tür
cinayetlere yenisi eklenecek demektir. Kimdir bu cemaatçi? AKP hükümeti
başta olmak üzere diğer parti ve oluşumlardan F
tipi ile bağlantısı olanlar varsa artık bu
olaylar ders olsun, onlardan ellerini eteklerini çeksinler derim.
Şimdi geliyoruz efendim işin daha da önemli başka
bir boyutuna. Fetullah Gülenin avukatı Orhan Erdemli, müvekkili
adına basın açıklaması yapmış son
gelişen olaylarla ilgili olarak:
Marjinal çevreler Dink soruşturmasını yönlendirmeye
çalışıyor
Fethullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Orhan Erdemli,
toplumsal huzuru bozmaya çalışan bazı marjinal çevrelerin
son günlerde yalan haberler ve uydurma deliller üreterek Hrant
Dink cinayeti ile ilgili soruşturmayı yönlendirmeye ve
yönetmeye çalıştığını söyledi.
Toplumsal huzuru bozmaya çalışan bu grup, 'suikastın
arkasında Fethullahçı ekip var', 'Dink cinayetinin
Fethullah Gülen ile bağlantıları bulundu' şeklinde
bir yalan rüzgârı estirerek, cinayet ile müvekkilim arasında
irtibat kurmaya çalışmaktadır. Düşmanlıklara
ve teröre karşı, hangi düşünce ve inançtan
olursa olsun, cumhuriyet, demokrasi ve insan hakları ortak
paydasında, ulusal uzlaşma oluşturmak, Sayın Gülen'in
ısrarla vurguladığı konuların başında
gelmektedir
( Zaman- 7.2.2007)
Eski Emniyetçi Dr. Adil Serdar Saçanın söyledikleri, F
tipi görevlilerin adları İçişleri Bakanı
Aksunun elinde de olmalıdır. Duble Casus olarak
adları çıkmış bu kimliklerin,
istihbaratın ya da başka noktalarda önemli görev
verilmesi kimin talebidir?
Türkiyede birbiri ardınca yapılan yargısız
infazlar, gerçekleşen olaylar ve suikastların dumanı
tütüyor, F tipi bağlantı kuranlar, marjinal
oluyor. Adları, görev yerleri, yaptıkları dahası
bağlantıları belli, iken gerçeği aramak
marjinallik mi oluyormuş, bilmiyorduk öğrendik?
Bu söylemi Annan Planı sırasında Erdoğanda
söylemişti. Denktaş ve çevresini marjinal ilân
etmişti. Millî menfaatleri koruyanlara marjinal
diyenleri deşifre vakti gelmiştir.
Şu işe bakın ki Gülenin avukatı da
suikastlar zincirinde ki F tipi bağlantının
ortaya çıkarılmasına ayni adı koymuş,marjinal
çevreler.
Avukat Erdemli işin içinde bir kötü koku almasa bu açıklamayı
yapar mıydı? İş çözülürse yakalanacak kişileri
şimdiden ret ediyorlar akılları sıra.
Erhan Abinin başına bir şey gelmeden konuşturulmalı,
eski Trabzon emniyet müdürü RA nın F tipi bağlantısına
rağmen istihbaratın tepesinde ne aradığı
açıklanmalı ve bu işler artık çözülmelidir.
Rahip cinayeti de tekrar gözden geçirilmeli, katilin bağlantıları
araştırılmalıdır. Hangi deliller karartıldı
ise onlar gün yüzüne çıkarılmalıdır.
Hrant Dinkin ölüm emrini verenlerin bugün Sözde Soykırım
ve Kürt kartını açanlar oldukları, F
tipi kimliklerinde onların fason örgütü olduğu açıklanmalıdır.
http://www.davamiz.com/yazar-f-tipi-suikastlar-1365.html
***
***
|