.DOĞU PERİNÇEK

 

 

 

Hrant Dink suikastını Emniyet içine yuvalanmış Fethullahçı çetenin tertiplediği ortaya çıkmıştır.

04 ŞUBAT 2007

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek:






İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek bugün (4 Şubat 2007) İşçi Partisi Beşiktaş İlçe Merkezi'de bir basın toplantısı yaptı. Perinçek'in açıklaması şöyle:

İşçi Partisi'nin, Hrant Dink suikastını aydınlatmak üzere kurduğu Komisyon yeni bulgulara ulaşmıştır. Kamuoyunun bilgisine sunuyoruz:

Hrant Dink suikastını Emniyet içine yuvalanmış Fethullahçı çetenin tertiplediğini gösteren kanıtlar bir bir ortaya çıkmaktadır. Bu kanıtlar şöyle sıralanabilir:

1. Hrant Dink cinayetini işleyen ekibin haber elemanları olmayıp Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek tarafından örgütlenmiş bir operasyon ekibi olduğu artık apaçık gözler önündedir. Bu ekibin başında bulunan Erhan Tuncel'in daha evvel açıkladığımız gibi McDonalds bombalamasından önce eleman olarak görevlendirildiği yönündeki kanıtlar belirginleşmektedir. Erhan Tuncel'in eleman yapıldığı tarihe ilişkin soruşturmalara engel olunmuştur. (Milliyet, 3 Şubat 2007) Bu durumda McDonalds bombalamasının da Erhan Tuncel'e o zaman Trabzon'da Emniyet Müdürü olan ve kendisini eleman olarak alan Fethullah sicilli Ramazan Akyürek tarafından yaptırıldığı görüşü iyice kuvvetlenmiştir.

2. Ramazan Akyürek'in "haber elemanı" perdesi altında örgütlediği Erhan Tuncel'in Hrant Dink suikastini "organize ettiği" diğer operasyon elemanlarının ifadeleriyle saptanmaktadır. Böylece Erhan Tuncel ile Fethullah sicilli Ramazan Akyürek arasındaki bağlantı kanıtları tartışılmaz bir değer kazanmıştır.

3. Hrant Dink cinayetinde ikinci bir tetikçinin bulunduğunu, Aydınlık dergisi 28 Ocak 2007 tarihli sayısında açıklamıştı. Biz de yaptığımız basın toplantılarında bu gerçeği kanıtlarıyla ortaya koymuştuk. Artık bu yöndeki kanıtlarda belirginleşmiş bulunmaktadır. İkinci tetikçinin varlığı Akbank'a ait kamera görüntüleriyle ve iki ayrı tanığın ifadeleriyle tespit edilmiştir. İkinci tetikçinin varlığının gizlenmesi, gizleyen bazı Fethullahçı polis şeflerinin de tertibin içinde olduğuna işaret etmektedir. Çünkü gizleme olayı bir ihmalin sonucu değil, fakat kasıtlıdır. Polis memurlarının suikastı karartma konusunda yukardan talimat aldıkları anlaşılmaktadır

4. Fethullahçı polis şefleri, telefon ederek Hrant Dink'i suikast tuzağının içine çeken bir üst kademedeki suçluyu da araştırmaktan kaçınmakta, daha doğrusu onu da gizlemekte ve korumaktadırlar.

5. Fethullahçı polis şefleri, iki tanık ifadesine göre Hrant Dink ile bankadan çıktıktan sonra hemen suikast öncesinde konuşan orta yaşlı esmer kişiyi de araştırmamakta ve gizlemektedirler. Hrant Dink'i telefonla Agos gazetesinden dışarı çağıran suçlu belki de bu kimsedir. Veya bu kişi de suikast tertibinin içinde bulunmaktadır.

6. Suçu tertiplediğine dair bulguların ortaya çıkması üzerine köşeye sıkışan Fethullahçı çete, bu kez de Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı bir tertip örgütleyerek, Samsun Emniyeti'nde çektiği fotoğrafın Jandarma'da çekildiği yalanını basına sızdırmıştır. Bu tertip ve yalan da, Hrant Dink suikastı ve sonrasındaki uygulamaların altındaki imzayı açığa çıkartmıştır.

7. Erhan Tuncel, anlatımında Hrant Dink suikastını bağlı bulunduğu istihbarat görevlilerine çok önceden bildirdiğini söylemektedir. Bu bilginin 17 kez verildiği gazetelere yansımıştır. Ramazan Akyürek, Hrant Dink suikastının hazırlandığını hem Trabzon Emniyet Müdürü olarak, hem de Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı olarak bilmektedir. Danıştay suikastının de Emniyet istihbaratınca önceden bilindiği hatırlanacak olursa, suikastlar Fethullahçı ekibin bilgisiyle ve izniyle yapılmaktadır. Emniyet yöneticisi, sıradan bir ihbarcı değildir; suçu önlemekle görevlidir. Bilgiye sahip olup da suça yol veren emniyet yöneticileri, suça azmettirmiş veya suçu tertiplemişlerdir. Bu olgular, bir ihmalin belirtisi değil, fakat suça iştirakin ciddi kanıtıdır. O nedenle Emniyet Müfettişlerinin "görev ihmali" saptaması, aslında suça iştiraki örtbas etmek anlamını taşımaktadır.

8. Hrant Dink suikastını tertipleyen, Emniyet'in içine yuvalanmış Fethullahçı çete Tayyip Erdoğan tarafından o mevkilere getirilmiştir ve Tayyip Erdoğan tarafından yönetilmektedir. Çete ile Tayyip Erdoğan arasındaki bağı Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer kurmaktadır.

9. Tayyip Erdoğan Büyük Ortadoğu Projesi görevlisi olarak ABD'ye resmen bağlıdır Fethullahçı çete de CIA ve MOSSAD'ın denetimi altındadır. Bu gerçekler Hrant Dink suikastının uluslararası boyutlarını da ortaya sermektedir.

10. Böylece Hrant Dink suikastından sorumlu olan Büyük Ortadoğu Projesi görevlilerinin şeması ortaya çıkmış bulunmaktadır. Şemayı ekli olarak basınımıza sunuyoruz.

 

http://www.doguperincek.gen.tr/

 

.

 

''Dink cinayetinin arkasında Gülen var''

 

İşçi Partisi lideri Perinçek'e göre Dink cinayetinde Fethullah Gülen'in de parmağı var..

 

Perinçek'e göre Dink cinayetinin kilit ismi Akyürek

 

31 Ocak 2007 18:14

 

Türkiye Hrant Dink cinayetinin arkasında olan isimleri merak ederken, İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek'ten bomba gibi bir iddia geldi.

1. Operasyon ekibi: 

Hrant Dink cinayetinin kilit ismi olduğu iddiasıyla Trabzon'da gözaltına alınarak İstanbul'a getirilen Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisi Erhan Tuncel'in Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek’in elemanı olduğu ortaya çıktı. Emniyet Genel Müdürlüğü de bu gerçeği doğruladı. Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in Trabzon’da Emniyet Müdürü iken kurduğu ekip, “haber elemanları” perdesi altında, bir operasyon ekibi, başka deyişle tetikçi timidir.

2. Etnik ve dinsel çatışma tertipleri: 

Ramazan Akyürek’in “Haber elemanları” timinin Trabzon’da gerçekleştirdiği işler, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiye’de etnik ve dinsel çatışma zemini hazırlamaya yönelik bir dizi tertiptir. ABD merkezli psikolojik savaş, Trabzon’u hedef aldı. Savaştır bu! Trabzon, vatanseverliğin kalesidir ve İran dahil bütün bölgenin önemli bir limanıdır. Bu nedenle ABD’nin hedefleri arasındadır.

3. Trabzon değil, Ramazan Akyürek:  

Erhan Tuncel’in ifadeleri, “Trabzon” diye şifrelenen olayların arkasında Eski Emniyet Müdürü ve şimdiki Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek’in bulunduğunu kanıtlayacak değerde önbilgiler içermektedir. Erhan Tuncel, ifadesinde Trabzon'da McDonald's önüne patlayan bombayı bizzat kendisinin yaptığını ve eylemde gözcü olduğunu ve bombalama olayından sonra, o zaman Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek'in önerisiyle "haber elemanı" olduğunu belirtmektedir. Erhan Tuncel’in Ramazan Akyürek tarafından bombalama olayından önce denetim altına alındığı ve suçu işlemeye yönelttiği apaçık ortadır. Tuncel’in Ramazan Akyürek’le anlaşması yakalandıktan sonra değil, eylemden öncedir. Bombalama, örgütlenmiş elemanlara yaptırılmıştır. Aynı bombalamada suç işleyen Yasin Hayal de, on ay hapisle kurtarılmış ve üç ay hastanede tatil yaptırılmıştır.

4. Ramazan Akyyürek’in operasyon elemanları Hrant Dink suikastinde: 

Hrant Dink suikastinde rol alanlar, apaçık ortadadır ki, Ramazan Akyürek’in denetimi altındadır. Hrant Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'ın azmettiricisi olduğu iddia edilen Yasin Hayal, ifadesinde, 2004 yılı içinde Trabzon'da Erhan Tuncel ile tanıştığını, Tuncel'in üç öğrenci arkadaşıyla bir bekâr evinde kaldığını, sürekli bu eve gidip geldiğini ve evde Seyfi isimli arkadaşının bilgisayarında film seyrettiklerini, düşünsel olarak ondan etkilendiğini söyledi. Ekip, en başından denetim altındadır ve yönlendirilmektedir. Suç, daha önceki örneklerde olduğu gibi, bu operasyon elemanlarına işletilecek ve suçun merkezindeki örgüt perdelenecektir.

5. Senaryonun bozulması:  

Fethullahçı ekibin uyguladığı senaryo, Ogün Samast’ın Samsun’da Jandarmanın eline geçmesiyle bozulmuştur. Ogün Samast’ın askeriyeye verdiği ifade, operasyon ekibinde ikinci bir tetikçinin bulunduğunu ve Ramazan Akyürek’in konumunu açığa çıkarmıştır.

6. İhmalin değil suça iştirakin kanıtı:  

Erhan Tuncel, anlatımında Hrant Dink suikastını bağlı bulunduğu istihbarat görevlilerine çok önceden bildirdiğini söylemektedir. Bu bilginin 17 kez verildiği gazetelere yansımıştır. Ramazan Akyürek, Hrant Dink suikastinin hazırlandığını hem Trabzon Emniyet Müdürü olarak, hem de Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı olarak bilmektedir. Danıştay suikastinin de Emniyet istihbaratınca önceden bilindiği hatırlanacak olursa, suikastler Fethullahçı ekibin bilgisiyle yapılmaktadır. Emniyet yöneticisi, sıradan bir ihbarcı değildir; suçu önlemekle görevlidir. Bu olayda suçu önlemenin de ötesinde suç işlenmesine izin verildiği görülmektedir. Bilgiye sahip olup da suça yol veren emniyet yöneticileri, suça iştirak etmişlerdir. Bu olgular, bir ihmalin belirtisi değil, fakat suça iştirakin ciddi kanıtıdır. O nedenle Emniyet Müfettişlerinin “görev ihmali” saptaması, aslında suça iştiraki örtbas etmek anlamını taşımaktadır.

7. Ramazan Akyürek’in Danıştay suikastindeki rolü:  

25 Mayıs 2006 günü İP İstanbul İl Merkezinde bir basın toplantısı düzenleyerek, Danıştay soruşturmasını saptıranların başında Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek’in olduğunu açıklamıştım: “Şu anda Danıştay’a saldırıyı araştıran polis ekibi, bir soruşturma ekibi olarak değil, soruşturmayı karartma ve saptırma ekibi olarak faaliyet yürütmektedir. (…) Soruşturma ekibinin kendisi bir tertip ekibine dönüşmüştür ve suçlu konumundadır. Bu ekip, Alparslan Arslan’ın işlediği suça iştirakin ötesinde yeni suçlar da işlemektedir. Suçu emperyalizme karşı mücadele eden ulusal güçlerin üzerine yıkmak için yalan haber imal etmekte ve basına servis yapmaktadır. (…) Bu ekip, Fethullah cemaati üzerinden SüperNATO bağlantılıdır. Dolayısıyla Danıştay yargıçlarına kurşun sıkanlar ile suçu sözümona araştıranlar, aynı merkezden yönetilmektedirler. ABD’nin Derin Devleti faaliyettedir ve Türkiye’nin söylendiği gibi bir Derin Devleti yoktur.” Danıştay suikastı yargılamaları sırasında ortaya saçılan yeni olgular, bu saptamayı daha da güçlendirmiştir. Ramazan Akyürek, Danıştay suikasti soruşturmasını tıkamış ve suikast planlandığı üzere bir kişinin üzerinde kalmıştır. Arkadaki örgüt gizlenmiştir.

8. Ramazan Akyürek’in Fethullahçı sicili:  

Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek hakkında 2001 yılında İstanbul Valisi Erol Çakır’ın bizzat elyazısıyla yazdığı ve imzaladığı sicilde şu saptama bulunmaktadır: "Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir.” Valinin engin bir öngörüyle devletten dikkat edilmesini istediği görevli, bütün millete dikkat eden makama oturtulmuş, Türk Emniyetinin istihbarat dairesi, yani beyni dikkat edilmesi gereken adama teslim edilmiştir. “Dikkat edilmesi” gereken Fethullah sicilli, önce Danıştay cinayeti soruşturmasını yönlendirmiş ve ve şimdi de Hrant Dink suikastindeki rolüyle kamuoyunun önüne çıkmıştır. Sicil mahkeme dosyalarında bulunmaktadır ve fotokopyaları bu basın toplantısı açıklamasının ekindedir.

9. Hrant Dink suikasitini tertipleyen ekip:  

Hrant Dink suikastini kurgulayanlar, tetikçinin kameralara poz vermesini ayarlayanlar ve görüntüleri el altından basına sızdıranlar, aynı merkezdir: Emniyet içindeki Fethullahçı ekip.

10. Emniyetteki Fethullahçı derin örgüt:  

Van ve Şemdinli tertibi, Danıştay suikasti, Atabeyler Operasyonu ve Hrant Dink suikasti aynı dizinin alt başlıklarıdır. Bu uygulamaların arkasındaki “Derin” örgütün başında Emniyet içine yuvalanmış Fethullahçı kadro bulunmaktadır.

11. CIA ve MOSSAD bağlantısı: 

Van ve Şemdinli’den Hrant Dink suikastine uzanan tertiplerin merkezindeki Fethullahçı ekip, CIA ve MOSSAD’ın Büyük Ortadoğu Projesi’nde görev üstlenmiştir.

12. Türkiye düşmanı cephe:  

Suikasti tertipleyenler, yazılı ve görsel medyayı milli devleti tahrip için harekete geçirenler ve cenaze töreninde ABD Büyükelçisi’nin liderliğinde “Hepimiz Ermeniyiz” pankartının arkasında yürüyenler, aynı Türkiye düşmanı cephededirler. Pankartları ve cenaze töreni giderlerini Soros karşılamıştır.

13. Fethullah Hoca’nın “ulusal dalgayı aşacağız” fetvası: 

Fethullah Hoca, 2005 yılı Ekim ayında, “ulusalcı dalgayı aşacağız” diyerek, ABD’nin Haçlı seferindeki görevini bir kez daha tanımlamıştır (Yeni Aktüel, sayı 14, 16 Ekim 2005). Yine Fethullah Hoca aynı tarihlerde Türkiye’de büyük tertip ve suikastler olacağı, “çok kan döküleceği” kehanetinde bulunmuştur. Bu iki açıklama. birbirini tamamlamaktadır.

14. Tayyip Erdoğan’ın “ulusalcıların üzerine gidilmeli” talimatı: 

Tayyip Erdoğan, Danıştay suikastinden hemen sonra 19 Mayıs 2006 günü Ankara’da MİT Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve Emniyet’in Fethullah sicilli İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ile yaptığı toplantıda “Ulusalcıların” üzerine gidilmesi talimatını vermiştir.

15. “Derin devletin dibinde” Büyük Ortadoğu Projesinin Eşbaşkanlığı var:  

Yine Tayyip Erdoğan, 30 Ocak 2007 günlü gazetelerde yazıldığı üzere, “derin devletin dibine inmek”ten sözetti. Amaçları, “derin devlet” perdesi altında milli devleti tahrip etmektir. Derin devlet ABD’nin Türk Devleti içine yerleştirdiği SüperNATO’dur ve o Derin Devletin en karanlık noktasında Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanlığı bulunmaktadır.

16. BOP Eşbaşkanlığı ile bağlantı:  

BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Emniyetteki Fethullahçı ekip arasındaki bağlantıyı, “Başbakanlık Müsteşarı” koltuğunda oturan Ömer Dinçer yürütmektedir.

17. Ramazan Akyürek Tayyip Erdoğan’ın yakını:  

Ramazan Akyürek’i, Emniyet’in beyin merkezinin başına atayan Tayyip Erdoğan’dır.

18. Tertiplerin üzerini kapatmaya yönelik atamalar:  

BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan, Trabzon Valisi ve Emniyet Müdürünü görevden alarak, Trabzon merkezli tertiplerin üzerini kapatma girişimi içindedir. Görevden alınan eski Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay Fethullahçı değil, fakat atanan Arif Akkale Fethullah bağlantılıdır.

19. Ramazan Akyürek’i kurtarma planları:  

Emniyet kaynaklarından aldığımız bilgilere göre, Tayyip Erdoğan yönetiminin Ramazan Akyürek’i kurtarmak için İstanbul Emniyeti sorumlularını fedaya hazırlanmaktadır.

20. Mayısta yeni Fethullahçı atama hazırlığı:  

Mayıs ayından sonra bazı Fethullahçıların önemli Emniyet müdürlüklerine atanacakları belirtilmektedir. İstanbul, İzmir ve Bursa emniyet müdürlükleri dahil, yedi önemli göreve atanması planlanan Fethullahçı emniyet müdürlerinin isimleri arşivimizdedir ve noter tutanaklarında kayda alınacaktır.

21. Görevden alınması gereken Recep Tayyip Erdoğan’dır: 

Tayyip Erdoğan yönetimi, polis müdürlerini görevden alarak kendisini kurtarma telaşına düşmüştür. Görevden alınması gerekenler, ABD’nin 24 müslüman milletin yaşadığı ülkelerin haritasını değiştirme projesinde eşbaşkanlık üstlenerek Türkiye’yi parçalama planlarında rol alanlardır.

22. Milletimize söz veriyoruz, suç örgütünü açığa çıkaracak ve Türk adaletine teslim edeceğiz:  

SüperNATO merkezlerinin emrinde, Danıştay saldırısını saptıran ve Hrant Dink suikasitini örgütleyen SüperNATO timi, Cumhuriyet mahkemelerinde kesinlikle yargılanacaklar ve işledikleri suçların cezalarını göreceklerdir. Ülkemizi bir Milli Hükümete kavuşturmak bir vatan görevidir.

 

http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=202517

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=495

 

.(EMNİYET İÇİNDEKİ FETHULLAHÇI KADROLAR)

 

Dogu Perincek ve Isci Partisi'nin aciklamalarindan derlenilen bolum:

 

 

Danıştay Soruşturmasını Saptıranların Başında Fethullah Sicilli Ramazan Akyürek Var !



 

http://www.doguperincek.gen.tr/20060525.html

 

 
 
  TERTİPÇİLERİ AÇIKLIYORUZ: VARAN 1  
Danıştay soruşturmasını saptıranların başında
Fethullah sicilli Ramazan Akyürek var
 

• Soruşturma ekibi, kamuoyunu, suçun merkezinde bulunan ABD’nin ve Cumhuriyet yıkıcısı iktidar sahiplerinin çıkarları doğrultusunda yönlendirme gayretindedir. Böylece Cumhuriyete, vatana ve millete karşı ağır suçların içine batmaktadır. Bu ekip, Fethullah cemaati üzerinden SüperNATO bağlantılıdır.


• Fotokopisini sunduğum sicilinde, "Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir” yazan Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek Danıştay cinayeti soruşturmasını yönlendiriyor.


• Fethullahçı sicilli Ramazan Akyürek’i, Emniyet’in beyin merkezinin başına atayan Tayyip Erdoğan’dır. Tayyip Erdoğan, 19 Mayıs 2006 günü Ankara’da MİT Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ile yaptığı toplantıda “Ulusalcıların” üzerine gidilmesi talimatını vermiştir.


• Daha cinayetten altı saat sonra, ABD Büyükelçisi, emekli bir büyükelçimize, “Ulusalcıların” hedef alınacağını açıkça belirtti.


• Soruşturmanın ilk gününden beri SüperNATO güdümlü basına yalan haberler veriliyor. MİT kameralarıyla çekilmiş, en küçük benzerliği olmayan görüntüler, Mehmet Perinçek diye yayınlanıyor. Ulusal Haber diye ne idüğü belirsiz bir basın kuruluşu icat edilmiş, onun üzerinden Ulusal Kanal, İşçi Partisi, Doğu Perinçek, “Danıştay’a saldıran karanlık çete”nin içine konmuştur. Bütün bunlar, SüperNATO güdümlülerin suç kanıtları dosyasındadır.


• Milletimize söz veriyoruz. SüperNATO merkezlerinin emrinde, Danıştay saldırısını saptıranlar, Yüce Divan’da ve Cumhuriyet mahkemelerinde kesinlikle yargılanacaklar ve işledikleri suçların cezalarını göreceklerdir.


İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, bugün (25 Mayıs 2006, Perşembe) İP İstanbul İl Merkezinde bir basın toplantısı düzenleyerek, Danıştay soruşturmasını saptıranların başında Fethullah sicilli Ramazan Akyürek’in olduğunu söyledi.

Perinçek açıklamasında şunları belirtti:

ABD DERİN DEVLETİ GÜDÜMÜNDEKİ SUÇ ORTAKLARI


Şu anda Danıştay’a saldırıyı araştıran polis ekibi, bir soruşturma ekibi olarak değil, soruşturmayı karartma ve saptırma ekibi olarak faaliyet yürütmektedir. Bu ekip, suça azmettiren merkezlerin üzerini örtmeye, böylece suçun aslî faillerini gizlemeye çalıştığı için, suça ortak olmuştur. Soruşturma ekibinin kendisi bir tertip ekibine dönüşmüştür ve suçlu konumundadır. Bu ekip, Alparslan Arslan’ın işlediği suça iştirakin ötesinde yeni suçlar da işlemektedir. Suçu emperyalizme karşı mücadele eden ulusal güçlerin üzerine yıkmak için yalan haber imal etmekte ve basına servis yapmaktadır. Soruşturma ekibi, kamuoyunu, suçun merkezinde bulunan ABD’nin ve Cumhuriyet yıkıcısı iktidar sahiplerinin çıkarları doğrultusunda yönlendirerek aynı zamanda Cumhuriyete, vatana ve millete karşı ağır suçların içine batmaktadır. Bu ekip, Fethullah cemaati üzerinden SüperNATO bağlantılıdır. Dolayısıyla Danıştay yargıçlarına kurşun sıkanlar ile suçu sözümona araştıranlar, aynı merkezden yönetilmektedirler. ABD’nin Derin Devleti faaliyettedir ve Türkiye’nin söylendiği gibi bir Derin Devleti yoktur.

MEHMET ALİ ŞAHİN’İN SÜRPRİZİ


Hatırlanacaktır, Danıştay soruşturmasıyla “bizzat ilgilendiğini” söyleyen Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Emniyet’le görüştükten sonra “Bir takım sürprizlere hazırlıklı olun” diye açıklama yapmıştı. Bu bir itiraftı. “Sürprizler” imal ediliyordu.

Ama şimdi size asıl sürprizi açıklıyorum.

SORUŞTURMANIN BAŞINDA FETHULLAH SİCİLLİ DAİRE BAŞKANI
Fotokopyasını verdiğim sicil raporunu okuyorum:
"Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir”

Rapor, 2001 yılında İstanbul Valisi Erol Çakır tarafından elyazısıyla yazılmış ve imzalanmıştır.

Bu sicil rapor, 59983 sicil numaralı Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek hakkındadır.
Sicil Amiri, İstanbul Valisi, Ramazan Akyürek için, “İrticai akımlara yakın” diyor, parantez açıp (Fethullah) diye irticanın adını da koyuyor ve “dikkat edilmelidir” notunu düşüyor.

Ve “dikkat edilmesi” gereken Fethullah sicilli daire başkanı, Danıştay cinayeti soruşturmasını yönlendiriyor.

“Dikkat edilmesi” gereken Fethullah sicilliye, Türk Emniyetinin istihbarat dairesi, yani beyni teslim ediliyor.

Ama bizzat başbakan koltuğunda oturan Tayip Erdoğan, Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı’ndan olduğunu inkâr etmemektedir. Böyle başbakanın böyle istihbarat başkanı olur. Cumhuriyet, tarikatların ve cemaatlerin elinde çırpınmaktadır.

TAYYİP ERDOĞAN’IN YÖNLENDİRMESİ VE AĞIR SORUMLULUĞU


Fethullahçı olduğu siciline kaydedilen Ramazan Akyürek’i, Emniyet’in beyin merkezinin başına atayan Tayyip Erdoğan’dır.

Ve Danıştay soruşturmasını saptırma tertibini bizzat Tayyip Erdoğan yönlendirmiştir.

Tayyip Erdoğan, 19 Mayıs 2006 günü Ankara’da MİT Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve Emniyet’in Fethullah sicilli İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ile yaptığı toplantıda “Ulusalcıların” üzerine gidilmesi talimatını verdiği bilinmektedir.

Daha cinayetten altı saat sonra, ABD Büyükelçisi’nin emekli bir büyükelçimize, “Ulusalcıların” hedef alınacağını açıkça belirttiğini de biliyoruz.

Bu yönlendirmelerle Danıştay’a saldırı soruşturması, soruşturma olmaktan çıkmış ve bir tertip faaliyetine dönüşmüştür.

BASINA SERVİS EDİLEN YALANLAR


Soruşturmanın ilk gününden beri SüperNATO güdümlü basına yalan haberler veriliyor. Ulusal Haber diye ne idüğü belirsiz bir basın kuruluşu icat edilmiş, onun üzerinden Ulusal Kanal, İşçi Partisi, Doğu Perinçek, “Danıştay’a saldıran karanlık çete”nin içine konmuştur.

SüperNATO güdümlü televizyon ve gazeteler, imal edilen yalanları robot gibi yayınlıyor. Bizimle ilgili sözde haberlerin hepsi uydurmadır. Burada zamanı almamak için son örneğini belirtelim.

Bir fotoğraf yayınlanıyor. Bugün Yeni Şafak’ta, dün Zaman ve Vatan’da. Aynı fotoğraf. Fotoğrafta Mehmet Perinçek diye gösterilen şahısın Mehmet Perinçek ile en küçük benzerliği yok. MİT kamerasıyla çekilen görüntü, İstanbul MİT merkezi tarafından gazetelere servis edilmiş ve bu gazeteler de görevlerini yerine getirmişlerdir.

BİZİM SUÇUMUZ


Mehmet Perinçek’in suçu nedir?
Yedi yıldır Rus ve Ermeni arşivlerine girmiş ve oralardan Ermeni soykırımı yalanının belgelerini bulmuş ve bu emperyalist yalanı yerle bir etmiştir. Bulduğu belgeler, çeşitli dillerden yedi kitap halinde yayınlanmaktadır ve tartışmayı bitirmiştir. Büyük suç!

İşçi Partisi ve Ulusal Kanal ne yapmaktadır? ABD emperyalizminin karşısında Türkiye’nin de ötesinde bölge çapında ve dünya çapında etkili bir mücadele yürütmektedirler.

BASINA YALAN BİLGİ SIZDIRMA MERKEZLERİ


Basındaki namuslu gazetecilerden aldığımız bilgilere göre, yalan haberler, MİT İstanbul Bölgesi Bilgi Toplama Merkezi’nden ve İstanbul Emniyeti Güvenlik Şubesi’nden basına servis yapılmaktadır.

Ancak basın hizmetleriyle ilgilenenler, bu kadar değil.

Basın operasyonunda, Tayip Erdoğan’ın Basın Danışmanı Akif Beki, tam yetkili olarak tayin edilmiştir ve kendisine sarf yetkisi de verilmiştir.

Başbakanın özel danışmanları Cüneyt Zapsu ve Egemen Bağış, bir karşı taarruz tertibi için görevlendirilmişlerdir.

Basın operasyonu için, 10 Milyon dolarlık bir fonun ayrıldığı öğrenilmiştir. Bu paranın ihale alanlardan sağlanması kararlaştırılmıştır. Bu para, bazı yayın kuruluşlarına ve meslek namusu olmayan gazeteci sıfatlı görevlilere yalan haber yazdırmak için kullanılmaktadır.

YARGILANACAKLAR


Milletimize İşçi Partisi kararlılığı ve aklıyla söz veriyoruz:

SüperNATO merkezlerinin emrinde, Danıştay saldırısını saptıranlar, Yüce Divan’da ve Cumhuriyet mahkemelerinde kesinlikle yargılanacaklar ve işledikleri suçların cezalarını göreceklerdir.

İşçi Partisi, her zaman kanıtladığı gibi, bu tertipleri yerle bir edecek birikime sahiptir. Ülkemizi bir Milli Hükümete kavuşturmak artık bir vatan görevidir.

NOT: SİCİL ÖRNEĞİNİ "BASINDAN" BAĞLANTISI "BASINDA İŞÇİ PARTİSİ" BÖLÜMÜNDE GÖREBİLİRSİNİZ.

 

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=139

 

 

İşçi Partisi Muğla İl Başkanı Yüksel Sarı

DANIŞTAY SALDIRISININ İÇ YÜZÜ
 
 

 

Bütün milleti ayağa kaldıran Danıştay saldırısının iç yüzünü anlayabilmek için öncelikle 8 Nisan 2006 tarihli gazete başlıklarına bakmak gerekiyor. Tayyip Erdoğan’ın danışmanı Cüneyt Zapsu Amerika’nın devlet başkanı yardımcısı Cheney ve bazı üst düzey Amerikalı yöneticilere “bizi delikten aşağı süpürmeyin, kullanabildiğiniz kadar kullanın” demiş. Dikkat ediniz, görüşme sınırlı sayıda kişi arasında yapıldığına ve bu sözleri söylediğini Zapsu kendisi açıklayamayacağına göre, bu haberi bizzat Amerikalı yetkililerin sızdırdığı son derece açıktır. O zaman şöyle bir soruyu sormak gerekir. Amerika ne yapmak istiyor?


Müslüman Irak halkının üzerine bombalar yağdıracağında Türkiye’de sahte İslamcı bir partinin Hükümet olması Amerikanın planıydı. O nedenle Tayyip Erdoğanları alladı, pulladı medya desteği ile milleti yanıltarak bunu başardı. Doğrusu Tayyip Erdoğan da kendilerine verilen her görevi yapabilmek için büyük çaba harcadı, Amerika’nın memuru gibi davrandı. Fakat bir yere kadar. Tayyip Erdoğan Hükümetine karşı büyük bir toplumsal refleks oluşmuştu, Türkiye halkı yüzde doksanlara varan Amerikan karşıtlığı ile dünyada birinci olmuştu. O nedenle Tayyip Erdoğanlar Amerika’nın yeni isteklerini yerine getirmekten aciz duruma düştü. Cumhuriyetin her kurumu ile kavgalı olmuşlardı. Tayyip Erdoğan’ın artık kendi isteklerini yerine getiremeyeceğini anlayan Amerika onu gözden çıkarmıştı. Bu nedenle Amerika da yapılan görüşme notlarını Türkiye’ye sızdırdı ve bir bakıma “İşte sizin yöneticileriniz bunlar” diyerek, Tayyip Erdoğanları gözden çıkardığını göstermiş, delikten aşağı süpürmüş oldu.


Irakta batağa saplanan Amerika, Büyük Ortadoğu projesini hayata geçirebilmek için Irak’ın kuzeyinde kurdurduğu kukla devleti Türkiye’nin içine kadar uzatabilmek ve böylece hem Türkiye’yi hem de İran’ı bölge gücü olmaktan çıkarmak istiyor. Bu nedenle Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirmek istiyor. Türkiye ve İran’ın sırt sırta verdiği durumda Irak’ta bir gün bile kalamayacağını, buna karşılık düşman olduklarında ise bölgede her istediğini rahatlıkla yapabileceğini çok iyi biliyor. Bu planında başarılı olabilmek için de Türkiye’de Tayyip Erdoğanların yerine bu defa sahte Atatürkçü ve sahte milliyetçi bir iktidar istiyor. Çünkü, ancak böyle bir hükümetin İran’a saldırı için uygun zemin yaratacağını, milliyetçi ve Atatürkçü kesimlerin refleksinin ortadan kalkacağını, Amerika karşıtı olan ulusalcı kesimlerin etkisiz hale geleceğini hesaplıyor.


Bu plan artık açık seçik biliniyor. Her gün gazete köşelerinde bu plandan söz ediliyor. Söz konusu hükümetin MHP-DYP-CHP koalisyonu olduğu belirtiliyor. Koalisyon adayları da bu konuma uygun davranıyor. Amerika’nın Ankara büyükelçisinin MHP genel merkezine çok sık ziyaretler yapması, Bahçeli’ye “sizi hep lider görmek istiyoruz” demesi dikkatlerden kaçmıyor. Bu durum MHP tabanında rahatsızlık yaratırken, bazı MHP’li yazarlar daha şimdiden CHP-MHP koalisyonu olmaz ama MHP-CHP koalisyonu olabilir diyor. DYP Genel başkanı Mehmet Ağar, Amerika’nın bu planları içinde yer alabileceğini ima ederken, CHP Genel başkanı Baykal da laiklik adına Bülent Arınç’a cevap verirken, hiç gerekmediği halde İran Cumhurbaşkanına sataşarak, aslında Amerika’ya “İran’a karşı planlarının içinde ben de yer almaya hazırım” demiş oluyor. Nitekim Baykal’ın partiyi sağa kaydıracağını söylemesi ile Muğla milletvekili Ali Arslan’ın öncelikle tek başına iktidarı düşündükleri ama bu olmazsa MHP ve DYP ile koalisyonun söz konusu olabileceğini söylemesi birbiri ile örtüşüyor. Cumhuriyet gazetesinin başını çektiği İran düşmanlığı ise planın hayata geçirilmesi için uygun zemin yaratmayı hedefliyor. Danıştay saldırısı, işte bu koşullarda gerçekleşiyor.


Danıştay saldırısının amaçlarını şöylece sıralayabiliriz;


1-AKP Hükümetini düşürmek: Nitekim Danıştay saldırısından sonra Tayyip Erdoğan Ankara’da kalamamış, Antalya’ya kaçmıştır. Artık Hükümet olsa da iktidar değildir. Her ne kadar Tayyip Erdoğan acele Amerika’ya gidip yalvarmak için randevu istese de artık bu süreci durduramayacaktır.


2-Laik kesimi harekete geçirerek, İran düşmanlığını en üst düzeye çıkarmak ve böylece İran saldırısı için zemin hazırlamak: Saldırıdan hemen sonra İran bağlantılarının ileri sürülmesi bunu doğrulamaktadır.


3- Ulusalcı kesimleri etkisiz hale getirmek: Saldırıdan önce ayrışma Amerikan taraftarlığı ve Amerikan karşıtlığı şeklinde iken saldırıdan sonra Laik –Dinci ayrışmasına dönüşmüştür. Amerika’ya karşı mevzilenme yerini, ülke içinde birbirimize karşı mevzilenmeye bırakmıştır.


4- MHP-DYP-CHP üçlüsünden oluşan Amerika güdümlü, sahte Kemalist ve sahte milliyetçi hükümetin koşullarını oluşturmak: Böylece bu partiler yaklaşan seçimlerde “AKP’ye karşı” diyerek daha kolay oy toplayabilecekler ve seçimlerden sonra da yine “AKP’ye karşı” diyerek aynı koalisyonda yer almalarını kendi tabanlarına kabul ettirebileceklerdir.


Saldırının gerçekleşmesinden hemen sonra yükselen toplumsal tepki AKP Hükümetini sarsmıştır. Hemen arkasından hükümet olanaklarını kullanarak, durumu kendi yararlarına çevirebilmek için soruşturmayı Cumhuriyet Savcısının elinden gasp edip, emniyet içindeki Fethullahçı ekibe teslim ederek, İşçi Partisi’ne, silahlı kuvvetlere ve ulusalcılara karşı müthiş bir yalan kampanyası başlatmışlar, bu amaçla bazı emekli subayların adını vererek halkı yanıltmaya çalışmışlardır. Planlanan koalisyonun adayları ise ulusalcılara yönelik saldırılar artarken, hiçbir refleks göstermemiş, sadece ileriye dönük hesapların gereği olarak, durumdan yararlanmaya ve yelken doldurmaya çalışmışlardır. Dağınık durumundaki ulusalcı kesimler ise örgütsüzlüğün bedelini ödemişler, kendilerine yönelik haksız saldırılara karşılık verememişler, ellerindeki bilgileri halka duyuracak bir yer bulamamışlardır. Birkaç gün süren bu saldırı karşısında ellerinde bilgi olan Genelkurmay İstihbaratı, Terörle Mücadele birimleri ve ulusalcı kesimler tek çare olarak ellerindeki bütün bilgileri İşçi Partisine sunarak vatan savunmasını İşçi Partisi’ne bırakmışlardır.


İşçi Partisi bir kez daha tarihteki rolünü üstlenmiştir. “Mademki savcılar soruşturamıyor, mademki bizzat saldırıyı yönlendirenler, soruşturmayı da yönlendiriyor, vuran da Fetullahçı, soruşturanda, o halde bu işi biz yapacağız, soruşturmanın merkezi İşçi Partisi olacak” diyen Doğu Perinçek ellerindeki bilgileri belgeleriyle açıklamıştır.


1- Danıştay’a yapılan saldırı Amerikanın Türkiye içindeki derin devleti olan Süper Nato’nun (Kontrgerilla ) saldırısıdır.
2- Genelkurmay İstihbaratı, Terörle Mücadele birimleri bir süreden beri saldırganı takip etmektedirler ve Danıştay’a yapılacak saldırıyı hükümete önceden bildirmişlerdir.


3- Hükümet saldırıyı önlemek görevini yerine getirmemiş, onun yerine saldırıyı kendi lehine çevirme yolunu izlemiştir. Bu amaçla soruşturmayı bir yetki gaspı ile Cumhuriyet Savcısının elinden alarak Emniyet İstihbarat Daire başkanı Ramazan Akyürek’e vermiştir.
4-Ramazan Akyürek, İstanbul Valisi Erol Çakır tarafından “Emniyet içinde Fethullahçı hizip içindedir, dikkatle takip edilmelidir” diye fişlenen ve bu durum mahkeme kararı ile tescillenen bir kişidir.


5- Ramazan Akyürek yalnız değildir, aynı ekibin içinde yine Fethullahçı olan Emniyet Genel Müdürü Teşkilat Daire Başkan Yardımcısı İbrahim Selvi, 1.Hukuk müşaviri Osman Karakuş, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Gürcü ve Konya Emniyet Müdürü Salih Tuzcu da vardır.


6- Danıştay’a silahlı saldırıda bulunan Alparslan Arslan ve sekiz arkadaşı Gonca Bahar isimli bir kadın aracılığı ile İsrail Gizli Servisi MOSSAD tarafından Bulgaristan’da eğitilmiştir.


7- Basın aracılığı ile halkın yanlış bilgilendirilmesi için 10 Milyon dolarlık fon ayrılmıştır. Bu paranın da ihalelere katılanlardan sağlanması kararlaştırılmıştır.


8- Daha kapsamlı bilgileri önümüzdeki günlerde vermeye devem edeceğiz. Milletimize İşçi Partisi kararlılığı ve aklıyla söz veriyoruz, milli hükümet kurulacak ve bunlar yargılanacaktır.


Doğu Perinçek’in açıklamalarıyla senaryo çökertilmiş oldu. Artık gazete sayfalarında “Düzmece senaryo çöktü” diye başlıklar atılıyor. Tutuklanan emekli subaylar serbest bırakıldı. Bomba yine Hükümetin elinde patladı.


Bütün bu gelişmelerden çıkaracağımız ortak sonuçlar şunlardır.


1-Amerika’nın Türkiye’yi İran ile tokuşturma planı başarıya ulaşmayacaktır. Nitekim cenaze töreninde “Mollalar Amerika’ya” diye slogan atan on binler, asıl düşmanın kim olduğunu bildiklerini ve kül yutmayacaklarını göstermişlerdir.


2- AKP Hükümeti gidicidir.


3- Amerika güdümlü sahte milliyetçi ve sahte Kemalist hükümet planı da tutmayacaktır. Çünkü Milliyetçilik ve Atatürkçülükle Amerikancılık bağdaşmaz. Bu nedenle milliyetçiliği ve Atatürkçülüğü Amerikanın emrine sunmak isteyenler başarılı olamayacaklardır. Milletimiz buna izin vermeyecektir.


4- Değişik siyasi partilere dağılmış ve bir kısmı da partisiz olan ulusalcı kesimler örgütsüzlüğün bedelini ağır ödemişlerdir. Kolayca saldırıya maruz kalabilecekleri ve kendilerini savunamayacakları görülmüştür. Onun için Amerikanın karargahına karşı, bir Türkiye karargahına ihtiyaç olduğu ve bu karargahın da ancak İşçi Partisi olabileceği bu olayla bir kez daha görülmüştür. İşçi Partisi’nin milletin öncülerini İşçi Partisi’nde toplanmaya çağırması ve 4 Haziran’da açıklanacak öncüler bildirisi şimdi daha anlamlı hale gelmiştir.


5- Milletimizin bu hain saldırılar karşısında gösterdiği bilinçli refleks taktire değerdir. Ancak süreç henüz bitmemiştir. Yeni saldırılar söz konusu olabilecektir. O nedenle milletçe duyarlı olmalıyız.


Bu kapsamda Muğla Barosunun gerçekleştirmiş olduğu büyük yürüyüşü coşku ile selamlıyor ve Baromuzu kutluyoruz. Ne var ki diğer şehirlerimizde olduğu gibi siyasi partilere ait bayraklar önde, arkada ise halk topluluğu olacak şeklinde yürüneceği siyasi partilerin ayrı ayrı katılmayacakları önceden duyurulduğu halde bu disipline uyulmamıştır. İşçi Partisi ve diğer siyasi partiler bu disipline uyarak halkın arasına karıştığı halde bir siyasi partimizin bu disiplini bozarak ayrı katılım göstermesi yanlıştır. Bu gibi yelken doldurmaya yönelik hafif tutumların birlik ve beraberliğimize zarar vereceği düşünülmelidir. Baromuz bu husustaki sorumluluğunu cesaretle kabullenmeli, daha çok Türkiye’yi ve hepimizi düşünen tutumları öne çıkarmalıyız.

 

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=155

 

 

 

 

  VARAN 3: İP Genel Başkan Yrd. Turan Özlü ve E.Tuğgeneral Servet Cömert açıkladılar  
İsim isim Danıştay saldırısı tertibini hazırlayan
üst düzey emniyet görevlileri
 

İşçi Partisi Genel Başkan yardımcısı Turan Özlü, bugün (27 Mayıs 2006) İstanbul İl Merkezinde bir basın toplantısı düzenledi. Özlü, Danıştay saldırısıyla ilgili olarak, Başbakan Erdoğan ve Mehmet Ali Şahin’in yönlendirmesiyle tertibi hazırlayan ve psikolojik savaşı yürüten Emniyet içindeki üst düzey görevlileri isim isim açıkladı.
Basın toplantısında E. Tuğg. Servet Cömert de hazır bulundu ve konu ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Yalancının mumu yatsıya kadar yandı ve yalanlar üzerine inşa edilen komplo birkaç gün içinde bütünüyle çöktü.


Emniyet içinde en üst düzey noktalara yerleştirilen Fethullahçı ekip, Tayyip Erdoğan ve Mehmet Ali Şahin’in yönlendirmesiyle Danıştay saldırısında psikolojik savaşı yürüten merkezi oluşturmuşlardır.

Bu durum artık bazı köşe yazarlarımız tarafından da ilan edilmektedir. Bugün Sayın Ertuğrul Özkök Hürriyet gazetesindeki köşesinde Hükümetin ve emrindeki Emniyet güçlerinin Danıştay suikastındaki rollerini açıkça yazmaktadır.

Hükümetin ve emniyet istihbaratının saldırıdan haberi olduğu bugün artık kanıtlarıyla ortaya çıkmış bulunuyor.


Artık anlaşılmıştır. Danıştay yargıçlarına kurşun sıkanlar ile sözüm ona araştıranlar aynı merkezden yönetilmektedir.
Böylece, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “bizzat ilgilendiği” komplonun suç şebekesi de suçlarıyla birlikte ortalıkta kalıverdi.
Bu şebeke Emniyet içinde yuvalanmış Fethullahçılardır. Suça azmettiren merkezin üzerine örtmeye çalışmışlar, bir karartma ve şaşırtma faaliyeti içinde suçun asli faillerini gizlemişlerdir. Fethullah Cemaati üzerinden SüperNATO bağlantılıdırlar. Türkiye’nin değil fakat ABD’nin “derin devleti”nin hizmetindedirler.
Herkes bilmelidir ki, Danıştay saldırısını saptıranlar Cumhuriyet mahkemelerinde kesinlikle yargılanacaklar ve işledikleri suçların cezalarını göreceklerdir.
Suçları bütünüyle açığa çıkmış bu isimler derhal görevden alınmalı ve yargılanmalıdır.
İşçi Partisi olarak soruşturmayı üstlendik. Artık soruşturmanın merkezi burasıdır, İşçi Partisidir. Komplocuların iddianamelerini hazırlıyoruz.

İŞTE İSİM İSİM EMNİYET İÇİNDEKİ FETHULLAHÇI HİZİP


Bir numaralı isim, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in sicil dosyasına İstanbul Valisi Erol Çakır’ın 15 Aralık 2001 tarihinde düştüğü notu önceki gün kamuoyuna açıkladık. Vali Erol Çakır’ın sicil notunda “Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir” kaydı bulunuyor.

İşte bu “dikkat edilmesi gereken” yani takip edilmesi gereken zat, en üst düzey takip merkezinin başına atanmış. Danıştay suikastını sözüm ona soruşturma görevi de bu Fethullahçılığı sicilli zata emanet edilmiş. Yangını çıkaranlara itfaiyeci görevi verilmiş.

Diğer isim Emniyet Genel Müdürlüğü Personel Daire Başkanı İbrahim Selvi. Teşkilat içindeki bütün önemli atamalar Selvi tarafından yapılıyor. 2 Şubat 2004 tarihli Zaman gazetesinde “Emniyet, polise toplu konut müjdesi verdi” başlıklı haberde Selvi’nin reklamı yapılıyor.

İbrahim Selvi merkezde yalnız bırakılmamış. Fethullahçı kadrolaşmada çok kritik bir isim de Osman Karakuş. 1. Hukuk Müşaviri olarak görev yapan Karakuş Fethullahçıların örgüt içindeki hamisi olarak biliniyor.

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Gülcü ile Teftiş Kurulu Başkanı Ali Kolat da ekibin tamamlayıcıları arasında.

Ramazan Akyürek, İbrahim Selvi ve Osman Karakuş, Polisin YAŞ’ı olarak bilinen ve Emniyetteki üst düzey terfi ve atamaların belirlendiği Yüksek Değerlendirme Kurulu’nun, bulundukları makam gereği doğal üyeleri. Yani atama ve terfilerde söz sahibiler.

Bu isimlerin ardından Konya Emniyet Müdürü Salih Tuzcu geliyor. Tuzcu, 1987 yılında Eğitim Daire Başkanıyken Fethullahçı örgütlenmenin temelini atan kişi olarak biliniyor. 10 Aralık 2003’te Konya Emniyet Müdürlüğü’ne atandı. Seydişehir Alüminyum’un özelleştirilmesine karşı direnen işçilerin eylemine müdahalesiyle öne çıktı.

Em. Tuğgeneral Servet Cömert ise konuşmasında özetle şunları söyledi:

Bir senaryo var ve bu senaryonun içinde umulmadık aktörler var.
O senaryoyu “Soruşturma aşamasında sürprizlere hazır olun” diyen Bakan biliyordu. Herhalde soruşturmanın “bilgisi dahilinde” olduğunu söyleyen Başbakan da biliyordu. Senaristler de, saldırının muhtemel sonuçlarını biliyordu.
Emekli askerlerin ve İşçi Partisi’nin hedef alınması, saldırının bir senaryo olduğunun başta gelen kanıtıdır.

Not: Tertip şebekesinin şemasını "BASINDA İŞÇİ PARTİSİ" bölümünde görebilirsiniz.

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=144

 

 

 

 

TERTİPÇİLERİ AÇIKLAMAYA DEVAM: VARAN 2  
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek:
Alparslan Arslan ekibi MOSSAD tarafından Bulgaristan'da eğitildi

 

 
 

· Danıştay baskınını gerçekleştiren Alparslan Arslan ve ekibi, Bulgaristan’da faaliyet gösteren MOSSAD destekli Alpiras adlı firma tesislerinde özel eğitim gördüler. Ankara Emniyeti Terörle Mücadele Şubesi’nin, Askeri İstihbarat’ın ve MİT’in elindeki bu bilgi, Fethullah tarikatının güvenliğini tehdit ettiği için değerlendirme dışı tutuluyor.


· MOSSAD’ın eğittiği ekibin Türkiye’de Gonca Bahar kimliğini taşıyan bir kadınla ilişkili oldukları ve hesaplarına 4 trilyon Lira para yatırıldığı da biliniyor.


· Emniyet Genel Müdürlüğü istihbarat değerlendirme verilerine göre, Danıştay baskınını gerçekleştiren suç örgütü hakkında izleme bilgileri var. Buna rağmen ne MİT, ne Emniyet, MOSSAD tarafından eğitilen SüperNATO’nun suç örgütüne karşı gerekli tedbirleri almadı ve saldırıyı önlemek için herhangi bir uygulamada bulunmadı.


· Danıştay’da silahlı bir eylem yapılacağı, olaydan önce Hükümete bildirildi. Hükümet, bu istihbarata rağmen, önleyici plan ve uygulama talimatı vermedi; olayların gerçekleşmesini bekledi.


· Bugün Hürriyet gazetesinde yayınlanan haberde de belirtildiği üzere, Emniyetteki sorgu ekibi, sorguladıkları Alparslan Arslan’ın önüne bir suç örgütü şeması koyuyorlar. Şema, iki örgütü hedef alıyor: İşçi Partisi ve Türk Silahlı Kuvvetleri. Şema, SüperNATO ve MOSSAD’ın plan ve stratejisine göre yapılmış. Böylece Emniyet İstihbarat Dairesi’nin Fethullah sicilli Başkanı Ramazan Akyürek ve ekibinin bir sorgu ekibi değil, tertip ekibi olduğu, suç işlediği bir kez daha kanıtlandı.

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, bugün (26 Mayıs 2006, Cuma) İP İstanbul İl Merkezinde bir basın toplantısı düzenleyerek, Danıştay’a silahlı baskını yapan Alparslan Arslan ekibinin MOSSAD tarafından Bulgaristan’da eğitildiğini açıkladı.

Perinçek açıklamasında şunları belirtti:


ALPİRAS FİRMASI TESİSLERİNDEKİ EĞİTİM


Danıştay baskının gerçekleştiren Alparslan Arslan ve ekibi, Bulgaristan’da faaliyet gösteren MOSSAD destekli Alpiras adlı firma tesislerinde özel eğitim gördüler. Bu özel eğitime katılanlar, Fethullahçılar içinden seçilmiş, davranış bozukluğu olan, psikopat karakterde, çeşitli tertip ve silahlı eylemlerde kullanılmaya elverişli tipler. Yapılan eğitim, yalnız silah kullanmayı kapsamıyor; aynı zamanda kişilik yapıları da kullanılacak eylemlere göre robotlaştırılıyor.

GONCA BAHAR İLİŞKİSİ


MOSSAD’ın eğittiği ekibin Türkiye’de Gonca Bahar kimliğini taşıyan bir kadınla ilişkili oldukları ve hesaplarına 4 trilyon Lira para yatırıldığı da biliniyor.

Ayrıca MOSSAD’ın Alparslan Arslan ve arkadaşlarına sık sık kadın temin etikleri de saptandı. Bu yöntemin özellikle MOSSAD tarafından bu tür operasyonlarda kullanıldığı belirtiliyor.

ANKARA TERÖRLE MÜCADELE ŞUBESİ DEVRE DIŞI BIRAKILDI
Alparslan Aslan ve ekibinin Bulgaristan bağlantıları, Askeri İstihbarat, Ankara Eminiyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ve MİT tarafından saptanmıştır. Ancak Fethullah sicilli Ramazan Akyürek ekibinin yetki ve görev gaspıyla yürüttükleri soruşturmada, Ankara Terörle Mücadele Şubesi tümüyle devre dışı bırakılmıştır ve bulguları da bir kenara atılmıştır. Çünkü bu bulgular, SüperNATO güdümlü Fethullah tarikatının güvenliğiyle çelişmektedir.

EMNİYET İSTİHBARATI VE MİT İZLEDİĞİ HALDE ÖNLEMEDİ
Emniyet Genel Müdürlüğü istihbarat değerlendirme verilerine göre, Danıştay baskınını gerçekleştiren suç örgütü hakkında izleme bilgileri var. Buna rağmen ne MİT, ne Emniyet, MOSSAD tarafından eğitilen suç örgütüne karşı gerekli tedbirleri almadı ve saldırıyı önlemek için herhangi bir uygulamada bulunmadı.

DANIŞTAY EYLEMİ ÖNCEDEN HÜKÜMETE BİLDİRİLDİ
Danıştay’da silahlı bir eylem yapılacağı olaydan önce Hükümete bildirildi. Hükümet, bu istihbarata rağmen, önleyici plan ve uygulama talimatı vermedi; olayların gerçekleşmesini bekledi.


İKİ ÖNEMLİ EYLEM DAHA


Eldeki istihbarat verilerine göre, iki önemli eylemin daha planlandığı bilgisi var. Bu eylemlerin hangi devlet kuruluşlarını hedef alacağı da biliniyor; bu bilgi bizde de var.

RAMAZAN AKYÜREK’İN SUÇUNUN YENİ KANITLARI


Bugün Hürriyet gazetesinde yayınlanan haber, Emniyette kurulan sorgulama ekibinin yeni suç kanıtlarını ortaya koydu. Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek ve ekibi, sorguladıkları Alparslan Arslan’ın önüne bir suç örgütü şeması koyuyorlar. Bu şemada Hürriyet’te de belirtildiği gibi Doğu Perinçek’in adı var. Şema, iki örgütü hedef alıyor: İşçi Partisi ve Türk Silahlı Kuvvetleri. SüperNATO ve MOSSAD’ın Türkiye’de yıpratılmasını ve etkisiz hale getirilmesini saptadıkları siyasal ve askerî güç, İşçi Partisi ile Türk Ordusu. Bu nedenle şemada Doğu Perinçek’ten başka E. Tümg. Doğu Silahçıoğlu ve bazı emekli generallerin isimleri de var.

CUMUHURİYET BAŞSAVCILIĞI DEVREDIŞI BIRAKILDI


Tayip Erdoğan yönetimi, Ankara Başsavcılığı’nın yetki ve görevlerini gaspederek, soruşturmayı Emniyet içine yuvalandırdığı Fethullah kadrosuna yaptırmaktadır. Cumhuriyet yargısını devredışı bırakan bu uygulama da, bir suçtur.

SORUŞTURMAYI İŞÇİ PARTİSİ ÜSTLENDİ


Emniyette soruşturmayı saptırmakla görevlendirilmiş olan Fethullah sicilli Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek’in örtmeye çabaladığı gerçekleri kamuoyuna açıklamaya devam ediyoruz.

Halkımızın yüreği ferah olsun Danıştay soruşturmasını İşçi Partisi üstlenmiştir ve Cumhuriyet’imizi hedef alan bu suç, bütün boyutlarıyla aydınlatılacak ve suçlular Yüce Divan ve ceza mahkemeleri önüne çıkarılacaktır.

 

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=140

 

 

 

  Eski İstanbul Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şb.Müdürü Adil Serdar Saçan  

Emniyetteki örgütün adı: F (Fethullah) tipi Yöneten: 

Ramazan Akyürek

 

 
Danıştaya yapılan saldırı sonrası yaşanan ‘kamuoyunu yönlendirme’ faaliyetini emniyet içindeki Fethullahçı yapılanma örgütledi. Bu örgütlenmenin başında Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek bulunuyor.

İstihbarat Dairesi, Terör Dairesi, Kaçakçılık Dairesi ve Eğitim Dairesi’nde örgütlenmiş durumdalar ve illerin istihbarat teşkilatları bunların elinde. Teknik dinleme yapan polis birimleri tamamen bunların elinde. Dinlemeyi polis mi yapıyor, yoksa polis üniforması giymiş F tipi adam mı yapıyor? Bunu merak eden savcı varsa ben onları isim isim veririm.

Şemdinli’de savcı iddianameyi yazmadan önce, Meclis Araştırma Komisyonu’na İstihbarat Dairesi’nin Başkanı geliyor. Diyor ki, “hırsız içeride dışarıda aramaya gerek yok.” Onu alıyorlar onun yerine sicilinde “Fethullahçı” yazan birini atıyorlar. Adamlarda hiçbir değişiklik yok. Şemdinli iddianamesi, F Tipi örgütünün araştırmalarına göre yazıldı.

Devletin belirli kademeleri ele geçirilmiş. Bu örgütün başı, bir başka ülkenin istihbarat servisi ne derse onu yapıyor. O ülke, o örgüt vasıtasıyla bizim ülkemize operasyon yapıyor. Burada hem hükümete operasyon yapılıyor, hem de bize yani ulusalcı güçlere…


Aydınlık, 28 Mayıs 2006

Türkiye’de ilk Kaçakçılık ve Organize Suçlar Müdürlüğü 1998 yılında kuruldu. Müdürlüğün İstanbul’daki şubesinin kurucusu Adil Serdar Saçan. Saçan, 5 yıllık görev süresince Ömer Lütfi Topal cinayeti, Malki cinayeti, Korkmaz Yiğit, Albayraklar Holding, İGDAŞ, Akbil ve İSTAÇ gibi operasyonlarını yürüttü. AKP’nin iktidar olmasıyla birlikte görevden alındı. Nedeni, Emniyetteki irticai kadrolaşmaya karşı olması.

Aydınlık Genel Yayın Yönetmeni Emcet Olcaytu, Dr. Adil Serdar Saçan’la İstanbul’da bürosunda konuştu.
AYDINLIK: Telefon görüşmemizde “Danıştay saldırısı sonrası yaşanan gelişmeleri Emniyet içindeki Fethullahçı yuvalanmanın organize ettiğini” söylediniz. Bu örgütlenmeyi ve bu olay içindeki rolünü anlatır mısınız?

A. SERDAR SAÇAN: Polis Koleji’ne 1978 yılında girdim. Birden Işık Evleri’ni buldum karşımda. Bu yıllar Polis Koleji’nin bu örgüt tarafından ele geçirilme dönemidir. Polis Akademisi’nden o dönem mezun ilk komiser yardımcıları -seçilmiş bir grup Polis Koleji’ne gelmişti. Şimdi kolejdeki örgütlenmeyi yapan bu kişilerin hepsi şu anda emniyet müdürü. Bunlardan birisi de şu anki İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek.

İKİ YIL İÇİNDE İL EMNİYET MÜDÜRÜ OLACAKLAR


Komiserler, Kolej’deki öğrencileri Işık Evleri’ne götürmeye başladılar. Bizim dönemimizden Işık Evi eğitimi almış birçok kişi var. Önümüzdeki 2 yıl içinde onlar il emniyet müdürü seviyesine çıkacaklar. Şu anda müdür yardımcısı durumundalar. O tarihten sonra Polis Koleji ve Polis Akademisi, daha sonra Polis Okulları bu F Tipi örgütlenmenin (Fethullah Gülen örgütlenmesi – Aydınlık’ın notu) eline geçti. Ve emniyet örgütünün yönetici kesiminin büyük bir bölümü, bunlardan oldu.

ÖZAL DÖNEMİNDE ÇIKAN ÖZEL YASA


1985 yılında, “Özel Sınıf” adı altında polis koleji değil, üniversiteyi bitirmiş olan kişileri de aldılar. Bir sene eğitip, 1986 yılında amir yaptılar. Atatürk, Polis Koleji’ni, Cumhuriyet’e bağlı bir polis teşkilatı yetişsin diye kurmuştu. Ama 1985 yılında. Özal döneminde bir yasa çıkarıldı. Böylece; örneğin İlahiyatı bitirmiş adam Polis Koleji’ne girmeden, sınavla Polis Akademisi’ne girdi. 8 ay eğitim görüp, Kolej ve Akademi mezunları gibi yetki sahibi oldular. Bunların büyük bir bölümü “F tipi”dir (Fethullah Tipi). Bunlar şu anda il emniyet müdür yardımcısı düzeyindeler. Önümüzdeki sene itibariyle birinci sınıf emniyet müdürü olacaklar. Emniyet örgütlenmesi içindeki üst yapılanmanın büyük bir bölümü şu anda ne yazık ki, örgütün kontrolüne geçti. Dolayısıyla emniyet birimleri de F tipi örgütlenmenin kontrolüne geçti.
Işık Evleri eğitiminden geçmiş emniyet müdürleri, imam emniyet müdürleri... Üzerlerinde resmi üniforma var ama üniformanın arkasında çok ciddi bir örgütlenmeye bağlı emniyet mensupları var.

“SAVCILARA İSİM VERİRİM”


AYDINLIK: Emniyet Genel Müdürü, Danıştay’a saldırı olayının arkasında, adı belli olmayan bir örgütün varlığından bahsediyor?
SAÇAN: Ben F Tipi örgütten bahsediyorum. İstihbarat Dairesi, Terör Dairesi, Kaçakçılık Dairesi ve Eğitim Dairesi’nde örgütlenmiş durumdalar ve illerin istihbarat teşkilatları bunların elinde. Teknik dinleme yapan polis birimleri tamamen bunların elinde. Dinlemeyi polis mi yapıyor, yoksa polis üniforması giymiş F tipi adam mı yapıyor? Bunu merak eden savcı varsa ben onları isim isim veririm.

F TİPİ ÖRGÜT SOKAKLARI İZLİYOR
Dinleme kapsamında MOBESE (Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu) diye bir sistem kurdular. Bu sistem bütün sokakları izliyor. Yasal alt yapısı yok. Her yere bir kamera koydular ama her sokağa kamera koyan devlet Danıştay’a kamera koymayı unutmuş. MOBESE’yi kuran firma, bu sistemi kuran örgüt, biraz önce bahsetmiş olduğum grubun kontrolünde.

DANIŞTAY SALDIRISI VE ÖNCESİ
Son olayda Cumhuriyet’e doğrudan sıkılmış bir kurşun var. Atatürkçü olduğu, Cumhuriyetçi olduğu, laik olduğu kesin olan bir üst yargıya Cumhuriyet tarihinde ilk defa sıkılmış bir kurşun. Danıştay’a yapılan saldırı sonrası yaşanan “kamuoyunu yönlendirme” faaliyetini Emniyet içindeki Fethullahçı yapılanma örgütledi. Bu örgütlenmenin başında Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek bulunuyor.


Ancak son olaylar yaşanmadan önce Türkiye’de bir takım olaylar oldu. Bunlardan bazı örnekler vereceğim.


Bir terörle mücadele komiseri, 2001 veya 2002 senesinde Çağdaş Eğitim Vakfı’nda bir kaset buluyor. Önce sızıyor oraya güya komiser. Ve sonra arama yapılıyor vakıfta ve orada kaset bulunuyor. Kaseti bir dinliyorlar. Fethullan Gülen’le ilgili soruşturma yapmakta olan Nuh Mete Yüksel’in seks kaseti. Tesadüfe bakın şimdi. Kim yapıyor operasyonu? Devlet yapıyor ama; devlete sızma, üniforma giyme budur yani. Peşinden Nuh Mete Yüksel görevden alınıyor, sürülüyor.

YÜKSEK YARGIYA SALDIRININ MERKEZİ DE AYNI
Peşinden tekniğe dayalı bir istihbarat operasyonu daha. Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya olayı. Yöntemi bildiğim için söylüyorum. Özkaya laiklikle ilgili bir konuşma yapıyor, laikliği başka tarif eden grup bunu beğenmiyor. Ve Eraslan Özkaya birden bire Alaaddin Çakıcı ile ilişkilendiriliveriyor. Soruşturma yapılınca adamın suçsuzluğu ortaya çıkıyor ama daha evraklar adliyeye gitmeden basında çarşaf çarşaf yazıyor. Burada da operasyonu yapan istihbarat ve kaçakçılık daireleri.


Danıştaya silahlı saldırı yapıldı. Fakat yüksek yargıya yapılan silahsız saldırılar daha önemli. Yüksey yargıya Yargıtay Başkanı’nın şahsında saldırı yapıldı.


Hemen devamında AKP’nin bir milletvekili (TBMM Dokunulmazlıkları Araştırma Komisyonu Başkanı Hüsrev Kutlu – Aydınlık’ın notu) diyor ki “yargıya güvenmiyoruz”. Akabinde Kaçakçılık, İstihbarat Daire Başkanlıkları “Neşter” diye bir operasyon başlatıyorlar. Yargıtay’a otomatik tüfekle saldırı gibi bir olay. “Yargıtay’ın yargıçları, rüşvet aldı” diye telefon görüşmeleri yayınlanıyor. Yüksek yargıçlar karalanıyor. Yargıtay Genel Sekreterliği topa tutuluyor. Sonuçta hepsi beraat ediyor.

BDDK OPERASYONU
Bunun peşenden BDDK Başkanı Engin Akçakoca ele alındı. Adamın evinin yanında bir depo bulunuyor. Evraklar bulunuyor ihbar gelmiş falan filan. Adam “lanet olsun” dedi gitti. Hedef gösteriliyor. Polis hazır. Polis dediğim, bizim Türkiye Cumhuriyeti polisi değil.

FERHAT SARIKAYA IŞIK EVLERİNE GİTMİŞ Mİ? ARAŞTIRILSIN
Devam ediyorum... Van 100. Yıl Üniversitesi meselesi. Orada hedef kim? Üniversiteler. Neden Çete’ye sokuldu orada rektör. Çünkü o tarihteki mevzuata göre telefonları dinlemek için çete mensubu olması lazım. Hemen İstihbarat Dairesi ve malum örgüt faaliyete başladı. Daha enteresan bir şey. Rektör Aşkın’ın avukatı (TBB eski başkanı Teoman Evren-Aydınlık’ın notu) Ankara’da, şimdiki Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok’la birlikte aynı büroyu kullanıyor. Bu büroya giriliyor, talan ediliyor. Bu da yüksek teknik kullanabilecek kişiler tarafından yapılabilecek bir arama. Ondan sonra da Şemdinli olayı meydana geliyor. Burada da askere kurşun sıkılıyor. Herkes bu savcı yetkisini aştı falan filan dedi. Peki bu savcı kim? Son olayda Muzaffer Tekin’in dedesine kadar araştırıyorsun. Bu savcıyı araştırdılar mı? Bu savcı ışık evlerine hiç gitmiş mi acaba? Şemdinli’de bir güç gösterisi var. TSK’nın en üst düzeydeki paşası çetecilikle suçlanıyor. Bu güce kim sahip Türkiye’de.
Dikkat edin. Şemdinli’de savcı iddianameyi yazmadan önce, Meclis Araştırma Komisyonu’na İstihbarat Dairesi’nin Başkanı geliyor. Diyor ki, “hırsız içeride dışarıda aramaya gerek yok” Onu alıyorlar onun yerine sicilinde “Fethullahçı” yazan birini atıyorlar. Adamlarda hiçbir değişiklik yok. Şemdinli iddianamesi, F Tipi örgütünün araştırmalarına göre yazıldı.

SAVCI İSTANBUL POLİSİ HAKKINDA SORUŞTURMA AÇMALI


AYDINLIK: Son soruşturmada da Bakan Mehmet Ali Şahin, “Süprizlere hazır olun” dedi.

SAÇAN: Somut olay şu. Cumhuriyet Gazetesi üç defa bombalandı. Birinci bombalamada, tamam, polis olarak bu eylemi yersiniz. İkinciyi yemezsin, gazetenin önünde tedbirini alırsın. Bu olay örneğin Zaman Gazetesi’ne olsaydı, ikinci eylem yapılabilir miydi? İddia ediyorum yapılamazdı. Neden oraya bir izleme aracı atmıyorsunuz. Üçüncüyü de attılar. Ekipler orada duruyor, adamlar yürüyüp gitti. Aynı adamlar Danıştay’da Cumhuriyet’in hâkimini katletti. Ondan sonra polis çıkıp “biz başarılıyız” diyor. Aynı yerde üç olay oluyorsa bir kere bu görevlilerin yakasından tutacaksın. Hiç soruşturma açıldı mı bunlar hakkında? Aksine ödüller veriliyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın bu konuda soruşturma açması lazım. En azından “görevi ihmal” var burada. Ondan sonra Ankara adamı yakalayınca İstanbul polisi, “Ben bu adamları vermem, bu adamlar Cumhuriyet Gazetesi’ne bomba attı” diyor. Ankara’daki eylem olmasaydı sen yakalayamıyordun ki bunu. Bence o adam oraya yakalanmak için gitti zaten. Bu ya görevi ihmaldir, ya da acemilik sebebiyle ölüme sebebiyettir. Bir komplo varsa komplo buradan başlıyor.

İSTİHBARAT DAİRESİ’NİN OLANAKLARINI KULLANIYORLAR

AYDINLIK: Komplo, Fethullahçı yuvalanmadan sağlanan imkânlarla mı yapılıyor?

SAÇAN: Tabii tabii. İstihbarat dairesi, kaçakçılık dairesi. Dikkat edin hepsi tekniğe dayalı. Telefon görüşmeleri... Eraslan Özkaya telefonla görüşmüş, bir avukatın bürosunda Nuh Mete Yüksel’le ilgili kaset çekiliyor. Planlı...
Danıştay saldırısı öncesi de Başbakan, “Danıştay 2. Daire’nin kararı şöyle böyle” dedi saldırı oldu. Polis Yargıtay’a operasyon yaptı.

BASIN İŞİN PSİKOLOJİK HAREKATINI YAPIYOR


AYDINLIK: Basın, polisten gelen bilgileri sorgulamadan bunun peşinde koşturup gidiyor. Muzaffer Tekin bağlantısı diye bir şey ortaya atıldı. Basının bilgi yetersizliğinden mi?

SAÇAN: Basın ne veriliyorsa onu yazıyor. O merkez aynı zamanda bu işin psikolojik harekâtını da yapıyor. Onlar ne verirse basın da onu yazıyor.

AYDINLIK: Tüm bunları kim planlıyor?

SAÇAN: Şemdinli olayıyla bu iki olaya baktığınızda bu olaydan zarar görenlerden biri kabul etsek de etmesek de hükümet. İkincisi, ulusalcı olan bir yargıç öldü, ulusalcı olan bir grup zarar gördü. Bir de askere bağladılar işi. Bu iki gücü “İstediğim an kafa kafaya tokuştururum” diyen üçüncü bir güç çıkıyor ortaya. Bu üçüncü gücü destekleyen yer neresi? Biraz evvel bahsettiğim devlete sızmış olan, “biz X imamına bağlıyız” diyen grup. Bunlar taşeron. Planlayan kim peki? İran meselesinde hem hükümet hem ordu bir merkezin verdiği işi yapmadılar veya geciktiriyorlar. Devletin belirli kademeleri ele geçirilmiş. Bu örgütün başı, bir başka ülkenin istihbarat servisi ne derse onu yapıyor. O ülke, o örgüt vasıtasıyla bizim ülkemize operasyon yapıyor. Burada hem hükümete operasyon yapılıyor, hem de bize yani ulusalcı güçlere…


O güç diyor ki, “siz biz ne dersek yapmak zorundasınız. Yapmadığınız zaman biz artık sizin ülkenizde Danıştay’ı basacak güçteyiz. Yarın kafamızı bozarsanız Milli Güvenlik Kurulunu da basarız” diyor adam yani.

 

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=149

 

 
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek  
VARAN 7 : Ramazan Akyürek’in Fethullah sicili
Mahkeme kararıyla belgeli
 

Zaman gazetesinde dün çıkan “Eski vali Erol Çakır, Perinçek’i yalanladı” başlıklı haberin yalan olduğu mahkeme kararıyla belgelidir. Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek hakkında Vali Erol Çakır’ın kendi elyazısıyla işlediği sicilin belgesi, yalnız İstanbul Valiliği Arşivi’nde değil, Ankara Asliye 24. Hukuk Mahkemesi’nde görülmüş olan 2001/919 Esas, 2003/82 sayılı dosyada da bulunmaktadır. Mahkeme, bu belgeye dayanarak verdiği 17.12.2003 tarihli kararında, İstanbul Valisi Erol Çakır’ın 2001 yılında, Ramazan Akyürek hakkında şu sicili yazdığını saptıyor: "Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir”

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, bugün (14 Haziran 2006, Çarşamba) İP İstanbul İl Merkezinde bir basın toplantısı düzenleyerek, Danıştay soruşturmasını saptıranların başında bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in Fethullahçı sicilinin mahkeme kararıyla belgeli olduğunu açıkladı ve basın mensuplarına Ankara Asliye 24. Hukuk Mahkemesi’nin 2001/919 Esas ve 2003/82 sayılı, 17.12.2003 tarihli kararının örneklerini verdi.

Perinçek özetle şunları belirtti:

MAHKEME DOSYASINDAKİ BELGE VE MAHKEME KARARI
ZAMAN GAZETESİNDEKİ HABERİN YALAN OLDUĞUNU KANITLIYOR


Zaman gazetesinde dün (13 Haziran 2006) çıkan “Eski vali Erol Çakır, Perinçek’i yalanladı” başlıklı haberin yalan olduğu mahkeme kararıyla belgelidir.

ANKA Ajansı’nın kaynak gösterildiği haberde, Vali Erol Çakır’ın kendi eliyle yazdığı sicilden haberi olmadığı belirtiliyor. Oysa bu sicil belgesi, yalnız İstanbul Valiliği Arşivi’nde değil, Ankara Asliye 24. Hukuk Mahkemesi’nde görülmüş olan bir davanın dosyasında da bulunmaktadır.

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’e 2001 yılında İstanbul Valisi Erol Çakır tarafından verilen sicilde, aynen şöyle yazmaktadır:

"Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir”

Ankara Asliye 24. Hukuk Mahkemesi, 2001/919 Esas, 2003/82 sayılı, 17.12.2003 tarihli kararında, Vali Erol Çakır’ın verdiği sicil aynen yer alıyor ve Mahkeme kararı bu sicil notuna dayanılarak veriliyor.

DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN FETHULLAH SİCİLLİ
HÂLÂ İSTİHBARATIN BAŞINDA


Ve “dikkat edilmesi” gereken Fethullah sicilli daire başkanı, Danıştay cinayeti soruşturmasını yönlendirmeye devam ediyor.

“Dikkat edilmesi” gereken Fethullah sicilliye, Türk Emniyetinin istihbarat dairesi, yani beyni teslim edilmiştir.

SORUŞTURMAYI SAPTIRMA VE KARARTMA EKİBİ

Danıştay’a saldırıyı araştıran polis ekibi, bir soruşturma ekibi olarak değil, soruşturmayı karartma ve saptırma ekibi olarak faaliyet yürütmüştür. Bu ekip, suça azmettiren merkezlerin üzerini örtmeye, böylece suçun aslî faillerini gizlemeye çalıştığı için, suça ortak olmuştur. Soruşturma ekibinin kendisi bir tertip ekibine dönüşmüştür ve suçlu konumundadır. Bu ekip, Alparslan Arslan’ın işlediği suçu emperyalizme karşı mücadele eden ulusal güçlerin üzerine yıkmak için yalan haber imal etmiş ve basına servis yapmıştır. Bu ekip, Fethullah cemaati üzerinden SüperNATO bağlantılıdır. Dolayısıyla Danıştay yargıçlarına kurşun sıkanlar ile suçu sözümona araştıranlar, aynı merkezden yönetilmektedirler. ABD’nin Derin Devleti faaliyettedir.


BASINA SERVİS EDİLEN YALANLAR

Soruşturmanın ilk gününden beri SüperNATO güdümlü basına yalan haberler veriliyor. Ulusal Haber diye ne idüğü belirsiz bir basın kuruluşu icat edilmiş, onun üzerinden Ulusal Kanal, İşçi Partisi, Doğu Perinçek, “Danıştay’a saldıran karanlık çete”nin merkezine konmuştur. Artık kamuoyunda alay konusu olan uydurma haberler, MİT İstanbul Bölgesi Bilgi Toplama Merkezi’nden ve İstanbul Emniyeti Güvenlik Şubesi’nden basına servis yapılmıştır.

Uydurma habercilik öyle düzeye varmıştır ki, oğlum Mehmet Perinçek’le ilgisi olmayan fotoğraflar, Mehmet Perinçek diye basına servis edilmiş ve bu fotoğrafları yayınlayan Zaman, Vatan ve Yeni Şafak gazeteleri yalan haberlerini hâlâ düzeltmemişlerdir.

Fotoğrafta Mehmet Perinçek diye gösterilen şahısın Mehmet Perinçek ile en küçük benzerliği yoktur. MİT kamerasıyla çekilen görüntü, İstanbul MİT Merkezi tarafından gazetelere iletilmiş ve bu gazeteler de amirleri tarafından verilen psikolojik savaş görevlerini yerine getirmişlerdir. ABD’nin psikolojik savaş kurallarına göre, düşman diye tanımlanan “ulusal” güçleri yalan haberle yıpratmak caizdir.

BASINA YALAN HABER SERVİSİ YAPANLAR VE
FETHULLAHÇI KADRO EMNİYETTEN VE DEVLET DAİRELERİNDEN TEMİZLENECEK


Emniyet’teki Fethullahçı kadro, Türk Emniyeti’nin içine yuvalandıkları mevzilerden temizleneceklerdir.

SüperNATO’nun astüst ilişkileri içinde basına yalan haber servisi yapmayı, devlet görevleriyle karıştıranlar da, hukukun emrettiği cezalara çarptırılacaklardır.

 

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=175

 

 

 

  Doğu Perinçek'in Aydınlık Dergisi'ndeki başyazısı  
Cumhuriyet hükümetinin inşası
 

Şemdinli'den başladılar; Diyarbakır'da Türkiye'nin kepenklerini kırdılar; Danıştay'da yargının, ODTÜ'de üniversitelerin.


Dizi devam ediyor. Ertuğrul Özkök'ün yazdığına göre, "en derin komplo daha sırada" imiş.
Operasyonun arkasındaki gücün ABD olduğu apaçıktır. MOSSAD, bölgemizde hep iş ortağıdır ve bu tür operasyonlara İsrail devletinin çıkarlarını da katar.


AT DEĞİŞTİRME OPERASYONU


ABD'nin at değiştirme kararı verdiği gözüküyor. Bu saptamaya itiraz eden yazılara rastladım. Deniyor ki, ABD Tayip Erdoğan'lardan vazgeçmiş değildir. Bütün bunlar, Tayip Erdoğan'lara daha ağır yükler vurmanın hazırlıkları olarak tanımlanıyor.


TÜSİAD çevrelerine Ertuğrul Özkök'lere ve genel olarak Aydın Doğan medyasına bakılırsa, ABD politikası yansır. Tayip Erdoğan'ın boynuna ilmik geçirildiği görülüyor.


ABD, Tayyip'lerden vazgeçmek zorunda kalmıştır. Çünkü bu yönetim, artık ne Ordu'ya, ne yargıya, ne de üniversitelere hükmedebiliyor. Hükmedemeyen hükümet, hele İran'la cepheleşmeler döneminde hiç kimse için hükümet değildir.


TERTİBİN HEDEFLERİ


ABD açısından bu at değiştirme döneminde, iki kurum hedef tahtasındadır: Türk Silahlı Kuvvetleri hizaya getirilmelidir. İşçi Partisi ise bastırılmalıdır.


Tertipler o kadar geri zekâların yapımı ki, amacı ortaya koymak için araştırma ve incelemeye bile gerek kalmıyor. Soruşturma dosyaları, mizah tarihine geçecektir. Geçen hafta Fikret Otyam ağabeyin yazısını okuyanlardan, kasıklarını tedavi ettirenler oldu.


Sorguda İşçi Partisi ve Doğu Perinçek bağlantısı imal etmek için gösterilen gayretler, artık tutanaklara da geçmiştir. Sorguda Alparslan Arslan'a ısrarla "Suikast emrini Doğu Perinçek'ten mi aldın" sorusu yöneltiliyor. "Israrla^sözcüğü, Sayın Saygı Öztürk'ün Hürriyet ve Gözcü'de çıkan haberinde bulunuyor.
Soruşturma görev ve yetkisi, yasalarla belirlenmiş savcılıkların elinden gasp edilirse, böyle olur. Böyle iktidarın böyle soruşturmacıları olur. Yasadışı iktidarların soruşturmacıları da yasadışıdır.


ODTÜ'DE MÜDAHALE ETMEYECEKSİN EMRİNİ VEREN MAKAM KİM


Geçiyoruz ODTÜ'ye, orada da bir kamu faciası yaşandı. Türkiye, yeni bir Danıştay tertibinden kurtarılmıştır. Öncü Gençlik üyeleri ve Atatürkçü gençler, uyanık ve disiplinli davranışlarıyla suçu önlediler. Yüzlerine sol maskesi takılan Alparslan Arslan'lar yarım dakikada amfiden ve üç dakikada binadan çıkardılar.


Jandarma araya girince, salondan sopalarını ve kimliklerini bırakarak kaçan bu kahramanlar cesaret bulmuşlardır. Çünkü jandarma tam üç saat, orada onların binaya taş atma eylemlerinin güvenliğini sağlamıştır. Amaç ne olursa olsun, yapılan budur.


Kamu güvenliğini sağlamakla görevli olanların, suçu seyretme yetkisi var mıdır? Jandarma Alay Komutanı, "Bana müdahale emri verilmiyor" diyor. Bir güvenlik amiri, iki adım, evet iki adım önünde taşlar atılırken, sopalar sallanırken, cana ve mala tecavüz edilirken, emir ve yetki istemez. Suçu önlemek onun görevidir. Suçluyu yakalamak, onun görevidir. Suçüstü durumu vardır.


Müdahale etmeyeceksiniz diye emir veren makam kimdir? Jandarma Ankara Valilik makamından emir alır. Emir, hangi kamu yöneticisinden gelmiştir, ona emreden kimdir? Bunların açığa çıkarılması, tertibin açığa çıkarılmasıdır.


Üniversite de, zavallı duruma düşürülmüştür. Aciz ve kurumu savunma kararlılığından yoksunluk, bugün kamu yönetiminin neredeyse genel hastalığıdır. Hukuk, otorite, disiplin, bütün bunlar liberalizmin mabetlerinde kurban edilmektedir. ODTÜ yönetimi o korku tapınağının dışına çıkma iradesi gösteremiyorsa, istisna olmak istemiyor demektir.


MİT MÜSTEŞARLIĞI NOTER GÖREVİ YAPIYORSA


Ancak Danıştay tertibinde, MİT bağlantılarını bütün çıplaklığı ve kanıtlarıyla ortaya koymuş bulunuyoruz.
Boynuna "Kilit adam" fermanı asılan Muzaffer Tekin'i teslim olmamaya ikna eden ve onu kuşatıp denetim altına alan Ertaç Giray, M. Zekeriya Öztürk ve İsmail Paker'in üçünün de MİT bağlantılı olması, bir rastlantı mıdır? Ertaç Giray ile Gonca Bahar ilişkisi, araştırmayı MOSSAD ve Bulgaristan'daki CIA-MOSSAD eğitimine götürür.


MİT, Zekeriya Öztürk'e kendi bünyesinde, İstanbul MİT Bölge Başkanlığı'nda hangi eğitimin verildiğini ve üç buçuk saat hangi bantların doldurulduğunu araştırmayacak mıdır?


MİT Müsteşarı için, "noterdir o" değerlendirmeleri duyuyoruz. Noterlik gerçekten seçkin ve saygın bir meslektir. Ama MİT Müsteşarlarının noter olması, yasada kendilerine verilmeyen başka görevler yaptıkları anlamına gelir. O zaman, MİT'in tertibin içindeki üçlü ile bağlantılarını hangi makam araştıracaktır?


EMNİYET GENEL MÜDÜRÜ VE EMNİYET İSTİHBARAT DAİRE BAŞKANI
GÖREVDEN NASIL ALINCAK


MİT bağlantılı elamanlar, Fethullah sicilli Emniyet istihbaratçıları, ABD tezgâhlarında el ele vermişler, Cumhuriyet'e karşı büyük suçu işliyorlar.


Peki bunlara kumanda eden zincir nerelere uzanmaktadır?


Emniyet Genel Müdürü, daha soruşturmanın ilk günlerinde, suç örgütünü bütünüyle ortaya çıkarttıklarını söyledi. Bu açıklama, yaşanan fiyaskodan sonra tertibi onaylamaktan başka bir anlam taşımıyor.
Tertibin aydınlatılması için, öncelikle Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner'in ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Fethullah sicilli Ramazan Akyürek'in istifa etmeleri veya görevlerinden alınmaları gerekiyor.


CUMHURİYET MAKAMI ARANIYOR


Onları görevden alacak Cumhuriyet makamı nerede?


Şu an kamu makamları, Tayip Erdoğan'ı kurtarma tertipleriyle iştigal ediyorlar.
Bugün hükümet görevini yapan kurum, İşçi Partisi'dir. Bismil'de ve Çat'ta, Türkiye'nin bütünlüğü görevini yapıyor. Lozan'da ve Berlin'de Cumhuriyet'in Dışişleri Bakanlığı görevlerini yaptı. Şemdinli, Diyarbakır, Danıştay, ODTÜ ve Atabey'ler sürecinde de Cumhuriyet'in güvenlik görevini yerine getiriyor.
İşçi Partisi, Cumhuriyet iktidarının görevlerini yaparak, Cumhuriyet iktidarını inşa ediyor.
Bütün iktidarlar böyle kurulmuştur

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=161

 

ABD’NİN DERİN DEVLETİNİN KÖKÜ KAZINACAK

 

 

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek: Tayyip Erdoğan’ın Emniyet Genel Müdürü Necati Altuntaş’ın PKK itirafçılarıyla ilişkileri hala karanlıktadır.

 

- Türkiye, Kuzey Irak ve Kıbrıs cephelerinden tehdit edilirken, içerden de vurulmaktadır. ülkemizi içerden hançerleyen “Derin devlet”in başında, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi görevlisi Tayyip Erdoğan, Fethullah hoca ve Emniyet içine yuvalanmış Fethullahçı ekip bulunmaktadır.

- Altuntaş, Susurluk olayının aktörleri arasındadır. Denizli’de Emniyet Müdürü iken pek çok suça karışan iki PKK itirafçısıyla ilişkisi yüzünden soruşturma geçirmiş, açığa alınmış ve ardından da kızağa çekilmiştir.

- Murat Demir ve Murat İpek adlı itirafçıların DEHA TV’yi kurşunlamakta kullandıkları kalaşnikofların Terörle Mücadele Şubesi’ne ait 78GF6161 seri no.lu silahlar olduğu soruşturma sırasında belirlenmiştir.

- İki PKK itirafçısı 13 Şubat 1997’de DEHA TV’de yaptıkları açıklamada “Sizin televizyonunuzu biz taradık. Denizli Emniyet Müdürü Necati Altuntaş’ın ve polis teşkilatı bize yardımcı oldu” demişlerdir.

- İtirafçılar 40 gün boyunca Denizli’de kaldıklarını, bazı işadamlarından tehditle para istediklerini, HADEP Yöneticileri ve dönemin Kürt kökenli belediye meclis üyesi Yavuz Altınmakas aleyhine suikastler planladıklarını ve Denizli’de bulundukları sürece Denizli Polisevi’nde barındıklarını anlatmışlardır.

- Bu olay TBMM’de kurulan Uğur Mumcu Komisyonu’nun raporuna da yansımıştır. Raporun 32 no.lu paragrafı şöyledir: “Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı, 21.03.1997 tarih ve 1997/497 sayılı yazılarıyla, Denizli DEHA Televizyonu’nda Murat İpek ve Murat Demir isimli iki itirafçı ile yapılan röportajdan sonra, Denizli Emniyet Müdürü Necati Altuntaş ve 4 Emniyet görevlisi ile itirafçılar hakkında hazırlık soruşturması yapılarak gereğinin ifası için İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı’na gönderildiği ifade edilmiştir. (EK:11/292)”

- Altuntaş’ın adı 1987’de ortaya çıkan MİT Raporu’nda da geçmektedir. Altuntaş o dönemde karıştığı olaylar nedeniyle dönemin Emniyet Genel Müdürü Saffet Arıkan Bedük tarafından başka ile tayin edilmiştir.

- Altuntaş, Denizli’de görev yaptığı sırada İşçi Partisi’ne karşı da çeşitli yasadışı uygulamalarda bulunmuştur.

- Emniyet Genel Müdürlüğü makamı 6 ayı aşkın süredir “boş” bulunmaktadır. Bu görev, yukarıda sayılan eylemlerin içerisinde yer aldığı için “açığa alınan”, “yargılanan” Necati Altuntaş tarafından yürütülmektedir.


İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek 2 Şubat 2007 (Bugün) Partisinin İstanbul İl Merkezi’nde bir basın toplantısı yaparak Emniyet Genel Müdür Vekili Necati Altuntaş hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Perinçek’in açıklaması şöyle:

TÜRKİYE İÇERDEN VURULUYOR


Türkiye, Kuzey Irak ve Kıbrıs cephelerinden tehdit edilirken, içerden de vurulmaktadır. ülkemizi içerden hançerleyen “Derin devlet”in başında, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi görevlisi Tayyip Erdoğan, Fethullah hoca ve Emniyet içine yuvalanmış Fethullahçı ekip bulunmaktadır.
Halen Başbakanlık Makamı’nı işgal etmekte olan Recep Tayyip Erdoğan, Hrant Dink cinayetine ilişkin açıklamaları sırasında, bu olaydan “Derin Devlet”i sorumlu tutarak sıyrılmaya çalıştı. Oysa, Hrant Dink cinayeti sonrasında ortaya çıkan bütün bulgular, Emniyet teşkilatı içerisindeki “Fetullahçı yuvalanma”yı gözler önüne seriyordu.

“Hasıraltı edilen bilgiler”, “Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Şube Başkanı Ramazan Akyürek’in Fetullah sicili”, “Emniyet Müdürlüğü içerisinde oluşturulan yasa dışı operasyon ekipleri”, “suç işletilip, yargıdan kaçırılan abiler”, bu olgulardan bazılarıdır.

Bunlar tesadüf değil elbette. Çünkü, Tayyip Erdoğan’ın Emniyet Genel Müdür Vekili olarak tayin ettiği kişi, “PKK itirafçılarını suç işlemeye azmettirmek” nedeni ile şaibeli bulunuyor.

Üzerinden 10 yıl geçtiği için hafızalardan silinen ve halen Emniyet Genel Müdür Vekili sıfatını taşıyan Necati Altuntaş’a ilişkin olayları kamuoyuna hatırlatalım:

DENİZLİ’DE YAYIN YAPAN TELEVİZYON BİNASINA SALDIRININ SORUMLULARI…


30 Haziran 1996 günü Denizli’de yayın yapan DEHA-TV’nin merkezi gece yarısı, ağır silahlarla tarandı. Saldırı olayı ile ilgili araştırmadan bir sonuç çıkmadı.
3 Kasım 1996 da Susurluk kazası meydana geldi. Susurluk kazası sonrası 1997 Şubat ayında İstanbul’daki televizyon ve medya kuruluşlarına giderek açıklamalarda bulunan Murat İpek ve Murat Demir isimli PKK itirafçıları, daha sonra DEHA-TV’yi arayarak görüşme talebinde bulundular. DEHA –TV yöneticilerine; bazı devlet görevlileri ile birlikte düzenledikleri eylemler arasında DEHA TV’nin kurşunlanması olayını da kendilerinin gerçekleştirdiğini ve bu eylemde Denizli’deki Emniyet Müdürü ve Emniyet mensupları ile birlikte hareket ettiklerini açıkladılar. “Sizin televizyonunuzu biz taradık. Denizli Emniyet Müdürü Necati Altuntaş’a ve polis teşkilatı bize yardımcı oldu” dediler.

PKK İTİRAFÇILARI POLİS EVİNDE BARINDIRILDI


DEHA-TV ekibi 13 Şubat 1997’de itirafçı Murat İpek ve Murat Demir ile İstanbul’da röportaj için buluştu. İtirafçılar 40 gün boyunca Denizli’de kaldıklarını, bazı işadamlarından tehditle para istediklerini, HADEP Yöneticileri ve dönemin Kürt kökenli Belediye meclis üyesi Yavuz Altınmakas aleyhine suikastlar planladıklarını ve Denizli’de bulundukları sürece Denizli Polisevi’nde barındıklarını anlattılar.
DEHA-TV’nin de korkutma ve sindirme amaçlı olarak Emniyet Müdürü Necati Altuntaş ile bir işadamı ve bir üniversite yöneticisi tarafından hedef gösterilerek tarandığını açıkladılar.

POLİSİN DEMİRBAŞINDA KAYITLI SİLAH SALDIRIDA KULLANILDI


Aynı itirafçılar, Denizli Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne ait resmi araç ile olay yeri olan DEHA Merkezi’nin önüne geldiklerini ve DEHA’ya yapılan saldırıda Terörle Mücadele Şubesi’ne ait 78GF6161 seri nolu Kalaşnikov marka silahı kullandıklarını da açıkladılar.

TV binasını Tuncer ve Mehmet isimli iki polisle birlikte taradığını söyleyen İpek'in olayda kullandığı Kalaşnikof marka silahın, Denizli Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nin demirbaşları arasında yer aldığı belirlendi.

Saldırganlar, “kurşunlama emri”ni Emniyet Müdürü Necati Altuntaş’ın verdiğini, silahı ise Terörle Mücadele Şube Müdürü Ali Soysal’ın temin ettiğini ve diğer polis memurlarının da kendilerine kılavuzluk ve yardım ettiğini açıkladılar.

Bunun üzerine İçişleri Bakanlığı, Denizli’deki Emniyet görevlileri hakkında soruşturma başlattı.

DEHA-TV de, saldırganların açıklamalarını haber yaptı. Olay o tarihte ulusal basına da yansıdı.

NECATİ ALTUNTAŞ’A İŞTEN EL ÇEKTİRİLMİŞTİ


Bu açıklamalar üzerine Emniyet Müdürü Necati Altuntaş, Terörle Mücadele Şube Müdürü Ali Soysal ve Denizli Emniyet Müdürlüğü’nde görev yapan Polis Memurları Mehmet Kılınç, Tuncer Onbaşıoğlu, Ali Oktay ve Celal Bayar olay üzerine açığa alındı ve haklarında soruşturma açıldı.

Aynı Emniyet mensupları hakkında önce lüzumu muhakeme kararı, ardından da, Danıştay tarafından yargılanmalarına karar verildi.

Bu olay sonrası şu anda Emniyet Genel Müdür Vekili olan Necati Altuntaş Merkeze çekildi ve APK uzmanı olarak kızağa alındı.

TBMM’NİN TESPİT ETTİĞİ GERÇEKLER


Bu olay TBMM’nde kurulan ve “Uğur Mumcu Komisyonu” olarak bilinen Araştırma Komisyonunun Raporunda da yer aldı. Bu raporun 32 numaralı paragrafında olayla ilgili verilen bilgi şöyle:

“Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı, 21.03.1997 tarih ve 1997/497 sayılı yazılarıyla, Denizli DEHA Televizyonu’nda Murat İpek ve Murat Demir isimli iki itirafçı ile yapılan röportajdan sonra, Denizli Emniyet Müdürü Necati Altuntaş ve 4 Emniyet görevlisi ile itirafçılar hakkında hazırlık soruşturması yapılarak gereğinin ifası için İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı’na gönderildiği ifade edilmiştir. (EK:11/292)”
Aynı raporun devamında:

“Ali Soysal (Denizli TEM Şube Müdürü) Komisyon’un huzurunda 25/02/1997 tarihli sorulu cevaplı konuşmasında; itirafçılardan sadece Murat İpek’i tanıdığını, Murat Demir’i televizyonlarda gördüğünü, Murat İpek’in kısa bir süre Denizli’de kaldığını, tahmini bir ay kaldığını bildiğini, tarihini hatırlamadığını, Şırnak’ta devlet yanlısı olarak istihbari işlerde çalıştığını, korunmaları kanun gereği olduğundan, korunmaya en müsait olan polis evinde kalmalarının normal olduğunu”, kabul ettiği aktarıldıktan sonra; DEHA-TV Genel Müdürü Bülent Öztürk’ün komisyon huzurundaki 25/02/1997 tarihli sorulu cevaplı konuşmasında:

“29 Haziran 1996 tarihinde DEHA-TV’nin tarandığını, bu olaydan sonra telefonla kendisini arayan M.İpek’in olayı kendisinin yaptığını söylediğini, bunu müteakip Kadir Çelik’in programına gittiklerini, Radikal gazetesinde röportaj yapıldığını, bilahare kendilerinin de Murat İpek ve Murat Demir ile program yaptıklarını ve bunları takdim ettikleri”ne ilişkin ifadesini kayda geçirmiş bulunmaktadır”.

Aynı raporda:
“Murat İpek'in 1973 Diyarbakır İli Eğil İlçesi nüfusuna kayıtlı olduğu, PKK terör örgütüne üye olmak suçundan Şırnak Sulh Ceza Mahkemesi’nin 26.2.1992 tarih ve 1992/30 sayılı tevkif müzekkeresi ile tutuklandığı, 27.2.1992 tarihinde Diyarbakır cezaevine alındığı ve Diyarbakır 1 nolu DGM'nin 16.4.1992 tarih ve 1992/108 sayılı tahliye müzekkeresi ile aynı tarihte tahliye edildiği” tespit edilmiştir.

SUÇLULAR NASIL HİMAYE EDİLİYOR


Bu olayda dikkat çeken başka bir husus, aynen Trabzon’da McDonalds’ın bombalanması olayında Erhan Tuncel’in “himaye” edilmesi gibi, Denizli TV’ye yapılan saldırı nedeniyle, sonradan tutuklandığı ve ceza evinde bulunduğu dönemde, Murat İpek’in de “himaye” edildiği, Denizli Milletvekili Hilmi Develi’nin, dönemin “Adalet Bakanı”na yönelttiği “yazılı soru önergesi”nden anlaşılmaktadır.

Hilmi Develi’nin yazılı soru önergesi şöyledir:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na
Konu: Denizli DEHA Televizyonu’nu kurşunlama olayından dolayı Denizli Cezaevinde tutuklu bulunan itirafçı Murat İpek hakkında.

Denizli Cezaevi’nde bayram öncesi yapılan genel aramada tutuklu bulunan itirafçı Murat İpek’in eşyaları arasında bir cep telefonu ele geçtiği doğru mudur? Bu konuda kayda geçmiş resmî bir belge var mıdır?

Telefon bulunmuş ise; itirafçı Murat İpek’in’in kullandığı cep telefonu kimler tarafından sağlanmış, kimin üzerine kayıtlı bulunmakta, cezaevine nasıl sokulmuş ve hangi tarihten beri bu kişi tarafından kullanılmaktadır?

İtirafçı Murat İpek bu telefonla kimlerle görüşme yapmıştır? Bu görüşmelerin tespiti yapılmış mıdır?

Cezaevinde telefon bulundurmak suç mudur? Suç ise, bu kişiye herhangi bir disiplin cezası verilmiş midir?

SUÇLULARI KORUMAK İÇİN KANUN ÇIKARTILMIŞ


Adalet Bakanı ise, bu önergeye verdiği cevapta;
“3419 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanunun 2 nci maddesine göre, ilgilinin isteği halinde gerekli görülen koruma tedbirlerinin Devlet tarafından alınması ve bu tedbirlerin uygulanmasında ilgili kurum ve kuruluşların gerekli her türlü gizlilik kurallarına uyması zorunluluğu bulunmaktadır. Bu itibarla, gizlilik kurallarına uyulması bakımından soru önergesine konu olan hususların cevaplandırılması mümkün görülemediği”ni bildirmiştir.

Necati Altuntaş’ın ismine, 1987 yılında 2000’e Doğru Dergisi tarafından kamuoyuna açıklanan “ünlü” MİT Raporu’nda da rastlıyoruz.

BANKER BAKO OLAYI VE NECATİ ALTUNTAŞ


Mehmet Eymür tarafından kaleme alındığı açıklanan MİT Raporunda,
“Banker BAKO olayının arkasındaki diğer güçler ise, İstanbul Emniyet Müdürü Ünal ERKAN, Yadımcısı Mehmet AĞAR, Mali Şube Müdürü Cevdet SARAL ve İstanbul Emniyet Müdürlüğünün diğer üst düzeydeki yöneticileridir” denildikten sonra, şu bilgilere yer verilmektedir:

“Mali Şube Müdürünün telsiz emri ile tayin edilmesi üzerine aynı akşam Ünal ERKAN, Mehmet AĞAR, Cevdet SARAL, Narkotik Şube Müdürü Sarper BALTACIOĞLU, İkinci Şube Müdürü Ömer TÜZEL, Personel Şube Müdürü Sefer VURUCU ve diğerleri Beylerbeyi’ndeki Polis Evi’nde toplanmışlar ve durum değerlendirmesi yaparak Hürriyet Gazetesi’nden Kasım GENCE’ye Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı yetkililerini “Takunyalı “olarak niteleyen, hükümeti suçlayan ve olayı kapatan Mali Şube Müdürü’nü öven yazıyı yazdırtmışlardır.

“Ertesi akşam İstanbul Valisi ile aynı yerde yemek yiyen Ünal ERKAN ve yardımcıları yemekten sonra Çevik Kuvvet Şube Müdürü Necati Altuntaş’ı, Kasım GENCE’yi bulup gazeteye gitmesi ve Ankara baskısını alıp gelmesi için görevlendirmişler, Necati Altuntaş da görevi yerine getirmiştir.

“Hürriyet Gazetesi’ne Kasım GENCE ile birlikte gidip gazeteyi alan Necati Altuntaş “Neler yazmışsınız başımız belaya girecek” demiş, Kasım GENCE ise gülerek “Dün akşam sizinkilerle birlikte yazdık. Onlarla birlikte kaleme aldık” şeklinde cevap vermiştir. Gazeteyi Ünal ERKAN’a götüren Necati Altuntaş “Müdürüm bu yazı başımızı ağrıtır” demiş Ünal ERKAN ise “Merak etme hiç bir şey olmaz” şeklinde cevaplamıştır.

“Necati Altuntaş’ın Hürriyet Gazetesi’ne gidişi Emniyet Genel Müdürü Saffet Arıkan BEDÜK tarafından öğrenilmiş, neticede Necati Altuntaş’ın Urfa’ya tayini çıkmıştır.

Ünal ERKAN ve Mehmet AĞAR ise Emniyet Genel Müdürü’ne, İstanbul Valisi Nevzat AYAZ’ı şahit göstermek ve yemin etmek suretiyle olayla ilgileri olmadığını söylemişler ve Genel Müdürü kandırmışlardır. Necati Altuntaş bir tertibe kurban gittiğini söylemekte ve Ünal ERKAN ile Mehmet AĞAR’a çok kızmaktadır.”
bilgisi, 20 yıl önce kamuoyuna yansımıştır.

PARTİ BİNASINA TEKMELEYEREK GİRENLER


Necati Altuntaş, Denizli Emniyet Müdürü olduğu dönemde, İşçi Partisi Denizli İl Örgütü’nü faaliyetini engellemeye uğraşmıştır.

27.7.1996 tarihinde o dönemki Terörle Mücadele Şube Müdürü Ali Soysal, yanında iki sivil polisle birlikte parti binasının kapısını tekmeleyerek içeri girmiş, duvarda asılı bulunan Türk bayrağını gösterip ‘Bu bayrak buradan inecek’diyerek il Başkanı Mustafa Güleç’i ve parti üyelerini tehdit etmiştir.

Parti binasının dışına hafta sonları asılan bağımsızlımızın sembolü olan bayrağımızın da indirilmesini istemiştir. Böylece HADEP ile partimizi aynı paralelde göstermeyi amaçlamaktaydı. Çünkü o dönemde HADEP kongresinde Türk Bayrağı salondan indirilmişti.

İŞÇİ PARTİSİ’NİN KAPISI KIRDIRILIYOR


26.09.1998 günü gecesi İşçi Partisi İl Örgütünün kapıları kırılarak içeri girilmiş ve üye kayıtlarının bulunduğu dosyalar çalınmıştır. Emniyet Müdürlüğü olayı soruşturmamıştır.

Aynı dönemde Emniyet Müdürü Necati Altuntaş ve Terörle Mücadele Şube Müdürü olan Ali Soysal, Aydınlık Dergisi sattığı gerekçesi ile İl Başkanı Mustafa Güleç ve parti üyelerini fiziki saldırıda bulunarak gözaltına almıştır. Bu gözaltılar defalarca tekrarlanarak İşçi Partisinin Denizli’deki çalışmaları sürekli olarak engellenmiştir.

TAYYİP ERDOĞAN NEYİN PEŞİNDE


Emniyet Genel Müdürlüğü makamı 6 ayı aşkın süredir “boş” bulunmaktadır.
Bu görev, yukarıda sayılan eylemlerin içerisinde yer aldığı için “açığa alınan”, “yargılanan” Necati Altuntaş tarafından yürütülmektedir.
Acaba Tayyip Erdoğan’ın yok etmeye çalıştığı “derin devlet” hangisidir?
Emniyet Teşkilatı’nın tamamını Fethullahçı kişilerle doldurmak amacını mı açıklamaktadır?

Bu sorular, Hrant Dink Cinayetinin ardından bir kere daha gündeme gelmiştir.

DERİN DEVLETİN EN DİBİNDE TAYYİP ERDOĞAN VAR


Eşbaşkan Tayyip Erdoğan, 30 Ocak 2007 günlü gazetelerde yazıldığı üzere, “Derin Devletin dibine inmek”ten sözetti. Amaç, astüst ilişkileriyle bağlandığı SüperNATO’yu perdelemek ve milli devleti yıpratmaktır. “Derin Devlet” ABD’nin Türk Devleti içine yerleştirdiği SüperNATO’dur ve o “Derin Devlet”in en derin karanlığında Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanlığı bulunmaktadır. Bütün tertiplerin altından çıkan Emniyetteki Fethullahçı ekip, Eşbaşkanlığa bağlıdır.

DERİN DEVLETİN MİLLİ DEVLETLE SAVAŞI


Her siyasal cinayetten sonra “Katil devlet” sloganı atılır; kumandalı işaret parmakları Türkiye’ye doğru uzanır. Mesele, Türklerin milli devletinin kendini savunma iradesini çökertmektir.

Oysa Türkiye’de siyasal cinayet işleme tekeli, ABD “Derin Devlet”ine bağlı olan SüperNATO’ya aittir. Uğur Mumcuları, Muammer Aksoyları, Eşref Bitlisleri katleden o karanlık merkez, en son Hırant Dink’i de öldürtmüştür.

SüperNATO’nun “Derin Devlet”i milli devlete karşı savaşmaktadır. Milli devlet, büyük ölçüde yıkıma uğramıştır ve iradesiz bırakılmıştır. İşçi Partisi, öncü kadroları ve Milli Hükümet Programı’yla o iradeyi yaratma mücadelesi vermektedir.

ABD’NİN DERİN DEVLETİNİN KÖKÜ KAZINACAK


Türkiye, önümüzdeki döneme bu acz ve zavallılıkla giremez. Türk devletinin içine son elli yıl içinde yuvalanan ABD “Derin Devlet”inin kökünü kazımak, Türkiye’nin geleceği için bir hayat memat meselesi olmuştur.

HALKÇI DEVLET GÜÇLÜ DEVLET


Yaşanan Kriz, Alantik sisteminin krizidir; “Derin Devlet”in” krizidir. Bu kriz, milleti ayağa kaldırmamızla ve milli devleti yeniden örgütlememizle sonuçlanacaktır. Krize cevap verebilecek, krizi yönetecek tek parti, İşçi partisi’dir. O nedenle iktidarı kaçınılmazdır.

Devlet, büyük tefecilerin, hortumcunun, dolar ve borsa vurguncusunun olmayacaktır: Devlet halkındır.

Aciz devletin sonuna gelinmiştir; halkın güçlü devleti gelmektedir.

 

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=498

 

.