|
SAYGI ÖZTÜRK
sozturk@hurriyet.com.tr |
|
ONUN ADI, HRANT DEĞİL AYDIN 2007-02-03
Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı
Ramazan Akyürek, daha önce İstanbul Emniyet Müdürlüğü
İstihbarat Şubesinde görev yapıyordu. Dönemin İstanbul
Valisi Erol Çakır, bu kişinin ikinci sicil amiri olarak
Ramazan Akyüreke notları 69 ve altında verdikten sonra
düşünceler bölümüne Emniyetteki hizipleşme içinde.
İrticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir
diye yazmış. Bunu da daha önce bu köşenin okurlarına
belgeleriyle duyurmuştum.
http://www.yozgathavadis.com/a_article_view.php?idx=202 |
|
"ÖZEL İSTİHBARAT ÖRGÜTÜ" FAALİYETTE SAYGI ÖZTÜRK 26 Ocak 2007
http://www.objektifhaber.com/yeni/yazarDetay.asp?GuvenlikID=64O69O66O70O |
||
|
Emniyette F Tipi Örgütlenme SAYGI ÖZTÜRK 13.03.2006
Emniyet Örgütünün politikacıların oyuncağı haline getirildiği ülkemizde, özellikle irticai kesim 1970li yıllardan itibaren müthiş bir kadrolaşma faaliyeti içerisine girdi. Bu faaliyetler, Korkut Özalın İçişleri Bakanlığı döneminde kurumsallaştı. Başta Polis Koleji olmak üzere Polis Akademisi ve Polis Okulları bu kadroların eline geçti. Tarikatçı kadrolaşmanın yanı sıra, Emniyet Örgütünde ki en ciddi kadrolaşma Işık Evleri vasıtası ile F tipi kadrolaşma oldu. Bu gün Emniyet Örgütünün İstihbarat, Kaçakçılık, Personel ve Eğitim Daireleri başta olmak üzere, Emniyet Genel Müdürlüğünün merkez teşkilatı, İstanbul, Ankara, İzmir ve diğer büyük iller ile tüm Polis Okulları, Polis Koleji ve Akademisi F tipi kişiler hayli etkin. F tipi örgütlenmeye karşı ülke genelinde operasyon yapılamamasının nedeni de budur. En ufak soruşturma ve araştırma girişiminde F tipi hemen tedbir alıyor ve aldırtıyor.
Polisin elindeki tüm telefon dinleme, izleme ve diğer teknik takip olanakları F tipi kişilerin elinde bulunuyor. Devlet olanaklarını kullanarak elde edilen bazı bilgi ve belgeler gerekli görüldüğünde devletin arşivine değil, F tipi örgütün arşivine konuluyor. Bugün İstanbulda ki MOBESE sisteminin başındakiler F tipidir ve 28 Şubat sürecinde takibe alınanlardandır. Yine, İstanbulda istihbarat ve teknik birimlerin başındakiler de bu süreçte takibe alınanlardandır. İstihbarat ve Kaçakçılık Dairelerinde bir çok üst düzey görevli de aynı statüde. Alınan istihbaratlar ve F tipinin istekleri doğrultusunda takip edilen ulusalcılarla ilgili bilgi ve belgeler önce F ye ve örgütlenmesine aktarılıyor, verilen talimat doğrultusunda hareket ediliyor.
Polisin iş riski ve güçlüğüyle yaptığı hizmetin önemi nedeniyle, dünyanın her yerinde polisin moral ve motivasyonu en üst düzeyde tutulur. Bu kapsamda Devlet memurları arasında en iyi ücreti alan kesim de, polistir. Avrupa ülkelerinde, polis müdürlerinin maaşı, yüksek yargıç ve vali maaşı düzeyindedir. Ülkemizde ise, giderek artan hırsızlık, kapkaç, terörün yanı sıra 12 saatten fazla çalışan polisimizin işi ise daha zordur. Sizler, televizyonda izlediğiniz görüntülerden dahi çok rahatsızlık duymaktayken, olayı yaşayan polisin durumunu düşünebiliyor musunuz?
Polisin aldığı maaş, maliye Bakanlığında çalışan ve hiçbir riski olmayan sıradan bir Devlet memurundan farksız. Hatta bir polis müdürüyle, polis memuru maaşı arasındaki fark sadece 150-200 YTLdir. Bir çok polisimiz açlık sınırında. Her devlet memuru ek iş yapabilir ama polislerin bu şansı da yok. Çünkü sürekli görevde veya uykudadır. Geçim sıkıntısı yüzünden intihar eden arkadaşlarımız oluyor. İşte bu acı tabloyu gören siyasiler, her fırsatta polisin sorunlarının çözülmesi gerektiğini dile getirirler ama ne yazık ki bu iyileştirme 16 yıldır hiç yapılmadı.
Devlet memurlarının durumlarının iyileştirilmesi için hazırlanan tasarı incelendiğinde, kamuoyunda polise zam diye yansıtılan haberlerin de pohlisin beklentilerini karşılamaktan uzak olduğu görülür. Açıkçası, bu tasarıda polisin adı kullanılıyor ama polisten çok diğer Devlet memurlarının durumu düzeltiliyor. Polise verilen 100 YTL sabit tutuldu. Oysa diğer memurlara verilen 40-220 YTL arasında değişen oranlarda yapılan zam, gösterge ve katsayıya bağlandığından enflasyon oranında artacak. Bu uygulama, vicdanen de kabul edilemez.
Toplam 34 unvandaki kamu görevlilerine, emekli maaşına da yansıyan 344 YTL tutan makam tazminatı verilmesi öngörülmesine rağmen, polis amiri ve müdürlerine makam tazminatı verilmiyor. Makam tazminatı alan il Emniyet Müdürleri de çok düşük tazminat almaya devam edecek. Geçmişte Emniyet Şube Müdürü emrinde görev yapmış olan dernek denetçisi bu gün il emniyet müdürünün iki katı makam tazminatı alıyor.
Maliye Bakanlığında görevli her üniversite mezununa makam tazminatı öngörülüyor. Mali Suçları Araştırma Uzmanı makam tazminatını hak ediyor ama mali suçları belirleyen, organize suçları çökerten emniyet müdürü uzman değil mi? Açıkçası, Maliye Bakanlığı bürokratları, polisin adını kullanarak gizli gizli kendi personeline zam yaptığı görülüyor. Polise yapılan haksızlıkları giderme yerine daha da haksızlıklar yapılıyor.
http://www.internetajans.com/default.asp?t=wa&wid=14&aid=182 |
|
Fethullahçı Yapılanma Kırılamıyor SAYGI ÖZTÜRK
Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu'na sunulmuş
bir belgede Polis Akademisinde görevli 8 öğretim üyesi ile daha
önce Akademi'de görev yapan ve o dönem E
http://www.medya24.com/yazar.php?yid=1260 |
|
.Buyurun, Büyükanıtlı İfade Servisine SAYGI ÖZTÜRK 25.03.2006
Şemdinli iddianamesiyle ilgili olarak askerden sert bir cevap
alanlar boş durmuyor.
http://www.internetajans.com/default.asp?t=wa&wid=14&aid=214 |
|
Doğu'ya asker sevkiyatının perde arkası SAYGI ÖZTÜRK 24.04.2006
http://www.turkdirilisi.org/haber_detay.asp?id=247 |
|
Müfettişlerin 'Fethullah Raporu'nu açıklıyoruz SAYGI ÖZTÜRK Star 30 Agustos 2000
http://www.geocities.com/fettosh/rapor1.htm |
|
.Fethullah Gülen, gerçekleri gizliyor! SAYGI ÖZTÜRK
Son
dönemde Fethullah Gülen manşetlerden inmiyor. 1999da ortaya çıkan
kasetleri, o kasetlerdeki sözleri unutulmuş değil. Adliyenin,
mülki idarenin ele geçirilmesi, silahlı kuvvetlere ve emniyete öğrenci
yerleştirilmesi için yapılan girişimler de basında
uzun süre yer almıştı. Fethullah
Gülenin açıklamalarını kimisi ilgiyle okuyor, kimisi
sözlerine gülüyor. Güleni yakından tanıyan, 35 yıl
birlikte olan, bir dönem Fethullahçı
grubun ulusal gazetesinin yayın koordinatörlüğü,
televizyonun yönetim kurulu başkanlığı, Yazarlar
vakfının kurucu başkanlığı görevinde
bulunan, Türk Cumhuriyetlerinde üniversitelerin kuruluşunda etkin
rol oynayan Nurettin Veren, GÖZCÜye ilginç olaylar anlatmıştı.
Gülen-Veren
ilişkisini merak edenler, bu iki kişinin internet sitelerinde
de birlikte fotoğraflarını görebilirler. Verenin
nurettinveren.org sitesi çökertilince bu kez
nurittinveren.orgu devreye koydu. Verene, Gülenin son açıklamalarını
sordum. Veren, anlatmaya başladı: ABDDE
Kİ ÇİFTLİK, YEĞENİNİN
DEĞİL, ŞÖYLE
ALINDI Fethullah
Gülen, Amerikada bulunmasını, önce hastalık, sonra
hicrete bağladı.
Buna kendisi de inanmıyor. Pensilvanyada 137 dönüm çiftlik içerisinde,
yedi villa ve beraberinde yaşayan 100den fazla insanla yaşadığı
ortamı Yeğenimin evinde kalıyorum diye açıkladı.
Bu gerçek değil. Ben
kendisini, ailesini, yeğenlerini, köyünü, hayatının bütün
safhalarını en iyi bilen kişiyim. Değil yeğeninin,
ailesinin hiçbir ferdinin Türkiyede aldıkları bir evi
olmadığı halde, hangi kaynakla, hangi yeğeni bu çiftliği
aldı? Açıklasın! Benim bildiğim ve hatırladığım,
90 öncesi halktan toplanan himmet ve talebe bursu adı altında
her vilayetten, her ay, kayıtsız ve makbuzsuz olarak toplanan
paraların yüzde 15i Kutsal Hocanın hakkı
olarak örtülü ödenek tahsisiyle kendisine bölge imamları
aracılığıyla gidiyordu. Çiftlik böyle alındı. 1990
öncesi yıllarda, Hollandada bulunan Necdet Başaran,
Amerikada Altın Nesil Vakfı diye bildiğim bir vakıf
için yer almaya ve Amerikada yer bulmaya gönderilmişti. 20 yıl
Hollandada kalan tek kelime Hollanda dilini bilmeyen bu arkadaş
Amerikaya gidip, nasıl bu çiftliği almıştır?
Kimin üzerine almıştır? Sorulması lazım.
Necdet Başaran şu anda Amerikada, Gülenin yanındadır.
DEVLETTEN, MİLLETTEN ÖZÜR DİLEMELİ Gazetecinin
Orduda
Fethullahçı var mı? sorusuna, Gülenin verdiği
cevap çok düşündürücü. Net
bir cevap da değil. Gülenin
takiyyeli cevaplar yerine, bu işlerle ilgili net cevaplar
verip, devletten ve milletten özür dileyerek daha önce yapılan
hataları ve suçları itiraf etmeli. Bundan sonraki düşünce
değişikliğini ve davranışını ve
projelerini açıkça ortaya koymalıdır. Dün dündür
bugün bugündür demesi daha mertçe olur. Çünkü, Yüksek Askeri
Şura (YAŞ) kararıyla
Kurmay Binbaşı seviyesinde atılan pek çok asker arkadaşların
isimleri ilgili makamlarda mevcuttur. Bunlar,
hem Fethullah Gülenin hem de cemaatin tanıdığı,
kendisiyle sürekli beraber olan insanlardır. Bunları sadece
tanıdığını, birlikte olduklarını söylemeyip
işi örtbas etmek her iki tarafı da yakın bir zamanda çok
zor durumlara sokup mahcup edecektir. Örneğin, O.S (isimleri biz
de saklı. Bu arkadaşlara zarar vermemek için açıklamadık),
M.Zye sorulabilir. Bu kişilerle Fethullah Gülenin kaldığı
her yerde görüşmeler oluyordu. Ben de tanığıyım.
Bu isimleri öğrenciliğinden bu yana tanıyorum. Emniyet
teşkilatındaki örgütlenme de K.Ö. hoca yürütüyor.. GÜLENİN
İSTİHBARAT AĞI Bir
gün Fethullah Gülen, elinde bir kağıtla (1990 öncesi) içeriye
girip, Şu anda bana gelen habere göre 20 ülke bölünecek.
Haberini aldım. Maalesef Türkiyede bu 20 ülkenin içerisinde
dedi. Bornovadaki bir vaaz kürsüsünden de, Rusyanın çok
yakında gümbür gümbür yıkılacağını söyledi.
Gerçekten de, Rusya yıkıldı.
Bu istihbarat halk tarafından Fethullah Gülenin geleceğe
dair kehanetleri olarak değerlendirildi. Gülen her şeyi önceden
biliyordu! Yine
bir gün Gülen beni odasına çağırdı, yine elinde
100 sayfalık kağıt ve dört beş tane teyp kaseti
vardı. Bunları bana gösterdi. Bak Nurettin Bey, bunlar
sizin ve pek çok kimsenin telefon dinleme kasetleri ve raporları
dedi. Aldım, baktım. Dinlenen telefonlar, başta benim,
İlhan İşbilenin ve kendisiyle beraber hareket eden
bizim arkadaşlarımızın telefonlarıydı. Ben
de kendisine Bu dinlediklerinizin içinde ne gibi mahsurlu bir şey
var ki... Bunu bize sorabilirsiniz. Fakat Müslümanlıkta, değil
telefon dinlemek, birisinin penceresinden içeriye bakmak bile günahtır.
Bunu siz anlatmıştınız dedim. Sözlerim
üzerine Gülen, şu karşılığı verdi;
Ben sizin cüzdanlarınıza bile baktırırım.
Bu benim hakkım. İşte Gülen, Nazlı Ilıcakın
da yazdığı gibi yeni değil eskiden bu yana çok büyük
bir istihbarat ağını kurmuştu. Fakat biz çok geç
anlamıştık. Bu durumu İlhan İşbilene
gidip, anlattım. Telefonlarımızı dinlettiğini söyledim.
O da 35 senedir, Gülenle beraber aynı binada, Altunizadede
ve Bornovada kalan ilk arkadaşlardandır. Dedi ki odalarımıza
bile dinleme cihazı konulmuş. Ben buldum dedi ve bunu bana
gösterdi. Ben o zaman anladım ki, Fethullah Gülen
korkunç bir istihbaratçı ve teşkilatçıydı.
Bu muhalefetlerimle ve çıkışlarımla, bütün
cemaati bana boykot ettirerek, beni karalayarak, iftiralarla, ekonomik sıkıntılarla,
tuzaklarla üzerime geldi. Bu
tuzaklardan birisi de en son, yeğeni GÜLEN
RUHBAN OKULUNU NİÇİN İSTİYOR? Fethullah
Gülen, Heybeliada Ruhban Okulu açılsın, ekümeniklik tanınsın
diyor. Amerikaya gitmeden önce Fethullah Gülen, Türkiyedeki
askeri dönemlerde gördüğü aranmalar ve soruşturmalardan çok
etkilenmişti. Her an tekrar sorgulanacağı endişesi içindeydi. Bir
gün toplu halde otururken Altunizadede Beni içeriye alsalar bir
gün yaşayamam, ölürüm. Ben ilaçlarımı dahi Cevdet
olmazsa içemem dedi. Aşırı vehim ve hapse girme
korkusu, sürekli, kendisine Türkiye dışından bir destek
arama ihtiyacını hissediyordu. Vatikanla, bir gazetenin sahibi görünün kişi aracılığıyla temasa geçmeyi, Papayla görüşmeyi planladı. Görüşme gerçekleşti. Gitmeden önce, geldikten sonra, papazlarla diyalogunun cemaate Papazları Müslümanlaştırmak ve onlara Müslümanlığı anlatmak üzere temasa geçtim mesajını verdi. PAPAYA
8 MADDELİK ÖNERİ VERİLDİ Papaya
8 maddelik bir mektup sunduğunu söyledi. Bu mektubun birkaç
maddesi şöyle: Harranda
ortak bir üniversite açıp, bütün devletlerin kontrolü dışında,
bütün dinlerin okutulduğu, müstakil bir üniversite kurulması,
üniversitenin devletten bağımsız olması öngörüldü.
Ekümenikliğin ve Ruhban Okulunun kabulü hususunda destek
verilecek, bunu makul göstermek
için de, Atinada bir cami açılması için Bartholomeos ve
Papanın destek vermesi istendi. Bununla, Hıristiyan dünyasının
sempatisini kazanıp, Türkiyedeki baskılardan, özellikle
askerin sorgulamasından, kurtulmayı düşünüyordu.
İşte bugün de söylediği gibi, ekümeniklik ve Ruhban
Okulunu mahsursuz görüyor, cemaate de masum ve doğru bir iş
yaptığını anlatmaya çalışıyor. Şunu
da belirteyim, eğer öbür dinlerin din olarak kabul edilebilir ve
gerçek bir yanı olsaydı Allah o dinleri feshedip, İslamı
ve Kuranı göndermezdi. Hoşgörü ve diyalog aldatmacasıyla,
Vatikanı ve Amerikayı kullanabileceğini, İslamlaştıracağını
söyleyerek cemaati de bu fikre alıştırmaktadır. Bu
gibi tehlikeli hayallerle, uluslararası gizli örgütlerle, ilişkiye
girip, eğitim müesseselerini ve samimi Müslümanları ve
devletimizin hakkı olan bu itibarın kullanılmasını
sadece Fethullah Gülenin kontrolüne bırakmak çok büyük
maceralara ve risklere, hayal kırıklıklarına
yelken açmaktır. Bunları,
bir zamanlar Fethullah Gülenin en yakınında olan, onu en
yakından tanıyan birisi söylüyor. Gülene sorulan soruların
da, Milletvekili Emin Şirinin gündeme getirdiği sorular
olduğu, sanki Şirine cevap verdiği dikkatlerden kaçmıyor... |
|
.Fethullah Gülen dosyasında "32 gün" ayrıntısı! SAYGI ÖZTÜRK
Emekli Vaiz Fethullah Gülen, gündemden düşürülmüyor. Açıklamaları yazı dizileri yapılıyor. Ancak, bu kişi ile ilgili iddialar, geçmişte ortaya çıkan kasetlerinden söz eden yok. Ne ile suçlandığı, sonra ne olduğunu kimse anımsamıyor. Yani Gülenin bir yüzü gündeme getirilirken öteki yüzü yok sayılıyor. Bu kişinin yaptığı son açıklamalar ilgili makamlar tarafından inceleniyor, konuşmalarını hangi sıfatla yaptığının da üzerinde duruluyor Genelkurmay Başkanlığının Basını bilgilendirme toplantısında Fethullah Gülenle ilgili soruya İkinci Başkan Orgeneral İlker Başbuğ, Laik devlet yapısını değiştirmek amacıyla yasa dışı örgüt kurarak faaliyetlerde bulunmak dava açıldığını, bunun afla 5 yıl ertelendiğini anımsattı. Gülenin
Ankara Adliyesinde bulunan 2000/124 esas sayılı dosyayı
incelediğinde ilginç bir ayrıntı dikkati çekiyor. Gülen,
aftan sadece 32 günle yararlanmış. Af, 23 Nisan 1999a değin
işlenen suçları kapsıyor. Gülenin suç tarihi ise
21 Mart 1999 ve öncesi olarak belirtiliyor. İşte o dönemde
Gülen yurtdışına çıktı ve suçları da
yurtdışına çıkmadan önceki tarihini kapsıyor. GÜLEN
DOSYASINDAKİ İDDİALAR
- KAYNAĞI BELİRSİZ FİNANS DESTEĞİ: Siyasi parti, kişi ve bazı devlet kadroları tarafından kabul görmesi nedeniyle hedefine ulaşmada devlet rejimini istismar ettiği, dini ve siyasi yapısını sürekli canlı tutan kaynağı belirsiz finans desteğine sahip olduğu, bünyesinde bulunan vakıf okul ve dershaneleri kullanarak eğitilmiş gençlerden oluşan bir taban oluşturduğu, devletin tüm kadrolarında, bütün bürokraside, milli eğitim bakanlığı ve emniyet teşkilatında kadrolaşıyor. -
HEDEF,
ŞERİAT DÜZENİ: Oluşturduğu ekipler ile köyleri
dolaşarak zeki ve becerikli öğrencileri seçerek sağladığı
imkanlar ile kendisine bağlıyor. Sanığın düşünceleri,
öğrencilere evlerde, okullarda, kamplarda beyin yıkama
metotları ile öğretiliyor. Şeriat düzeni hedefine ulaşmak
için özellikle bunlar aracılığı ile toplumun bütününe
hakim olmayı ve diğer yönden yürütme ve yasama erklerini
hedefi doğrultusunda kullanmayı amaçlayan bir politika
izliyor. -
İŞTE
DENETİM ALTINDAKİLER: Bu amaçla yurt içi faaliyetlerinden
olarak 88 vakıf, 20 dernek, 128 özel okul, 218 şirket, 129
dershane ve 500 öğrenci yurdunun yanı sıra 17 yayın
organı, gazete, TV istasyonu, ulusal iki radyo istasyonu, faizsiz
finans kurumu ve bir sigorta şirketini denetim altında
bulunduruyor. -
TEK
ENGEL SİLANHLI KUVVETLER: Eğitim alanında zaman zaman
devletten de ileri imkanlara sahip. Önünde tek engel olarak gördüğü
Türk Silahlı Kuvvetlerine sızma politikasını sessiz
ve derinden devam ettiriyor. Subay ve astsubay çocuklarını
kendi okullarına ve dershanelerine kaydettirmeye ve bu çocukları
askeri okullara sokmaya çalışıyor. -
YURTDIŞINDA
TABAN OLUŞTURUYOR: Yurtdışı faaliyeti olarak da
sosyo-ekonomik ihtiyaçları fazla olan yeni Türk devletlerinde
taban oluşturup finans ihtiyacını karşılayacak
olan şirketlerin ticari akımlarını sağlayıp
bu devletlerde ihtiyaç duyulacak bürokrat kadroları yetiştirme
çabası içinde bulunuyor. Bu doğrultuda yurt dışında
6 üniversite ve yüksekokul, 236 lise, 2 ilkokul, 8 yabancı dil ve
bilgisayar merkezi, üniversite hazırlık kursları ve öğrenci
yurtlarını faaliyete geçirdi. -
BAŞKANLIK
SİSTEMİ: Ilımlı ve modern imajı ile siyasi
partiler ve hatta Atatürkçü laik kesim içinde desteğini artırmaya
çalışıyor. Böylelikle TBMMde yandaşlarının
mutlak çoğunluğunu elde etmelerini sağlarken hedeflediği
teokratik diktatörlüğe yumuşak geçiş sağlamak için
başkanlık sistemini destekliyor. Yeterli güce eriştiğinde
Atatürk ilk ve inkılaplarını ortadan kaldırmayı,
laik demokratik sosyal hukuk devletini ortadan kaldırarak şeriat
devleti kurmayı hedefliyor. -
ÜLKEYİ
AĞ GİBİ SARIYOR: Böylece, oluşturduğu örgütün
devletin laik yapısını yıkmak amacıyla kurulmuş
olup, istişare kurulu, bölge imamları, şehir imamları,
semt imamları, ev imamları gibi illegal yapılanma ile bütün
ülkeyi bir ağ gibi sarıyor. GÜLENİN
AVUKATINDAN AÇIKLAMA Gülenle 35 yıl birlikte mücadele eden, gruba ait gazetenin koordinatörlüğünü, televizyonun yönetim kurulu başkanlığını yapmış olan Nurettin Verenin, Gülenle arası açık. Nurettin Verenin, açıklamaları 19, 20 Ve 22 Kasım 2004 tarihinde yayımlandı. Gülenin Avukatı Orhan Erdemliden gelen cevap ve düzeltme yazısında Verenin Fethullah Gülen Hakkındaki İddialarının İftira ve gerçekdışı olduğu öne sürüldüğü yazıyı okuyoruz:
Öncelikle
belirtmem gerekir ki, müvekkilim ülkemizin, milletimizin ve bütün
insanlığın meselelerine karşı hassasiyet gösteren
ve anayasal haklarını kullanarak hukuki çerçevede ilmi ve
fikri faaliyetlerde bulunan mütefekkir bir şahsiyet, bir ilim ve
fikir adamıdır. Bütün kamuoyunca bilinen bu gerçeklere rağmen müvekkilim, bu yazıda olduğu gibi, bazı marjinal çevrelerce karalama kampanyalarına ve iftiralara maruz kalmaktadır. Bu yazı da, malum kampanya çerçevesinde, sorumlu ve objektif gazetecilik ilkelerine aykırı olarak, iyi niyetli ve özenli herhangi bir araştırma yapılmadan, sadece müvekkilimi karalamak amacıyla hazırlanmıştır. Sanki kesinleşmiş bir yargı kararı varmış gibi, Nurettin Verenin bütün iftiraları doğru kabul edilerek yayınlanmak suretiyle yasalar ve basın ahlak ilkeleri ihlal edilmiştir.
Bu açıklamadan
sonra Nurettin Verenle konuştuk. İddialarının doğru
olduğunu yineledi, Gülenin demir sopayla öldürün bunu
diye bağırdığı ve üzerine yürüdüğünü
belirtti. Buna tanık olanlar arasında Ali Ünal, Dr. Kudret Ünal,
İsmail Büyükçelebi, Polis Arif, Necdet Başaran, Cevdet Türkyolu,
Rasim Özün de bulunduğunu öne sürdü. Veren, Eğer böyle
bir olay olmadığına ilişkin Fethullah Gülen ve
olaya tanık olanlar kuranı
Kerime el bassın, ben bütün iddialarımı geri alacağım
dedi.
--- NOT: Belge faksla geçilecek...
http://www.medya24.com/yazar.php?yid=285 |
| .
|
| .
|
| .
|
| .
|
| .
|
| .
|
| .
|
| .
|