|
HANS von AIBERG'İN YENİ YAZILARI
- 3 :
Slm & Slm !
Kur'an-ı Kerim'in Vakıa Suresi 25. ayet: "İlla kıylen Selamen Selama",
yani "Selama, selamdan başka bir şey eklemek boş sözdür" buyurmaktadır.
"Selamına selam" demektir. "Senin selamına benden de
selam" demektir ki, gereksiz bir sürü Arapça cümlenin yerine, hatta,
"Merhaba, nasılsın, çoluk-çocuk sıhhat ve afiyette mi? Daha daha nasılsın"
vb. yerine geçer.
Sevgideğer mektup arkadaşlarım! Bizim anadilimiz Arapça'ymış gibi, taklidi
Müslümanlık gereği, Allah'ın kısalttığı o mübarek söz yerine uzun uzadıya takılar kullanıyoruz. Bu yüzdendir ki, açılışı
"Slm & Slm" diye kısalttım. Biliyor musunuz
sevgideğer okurlar, içime doğmuş gibi, bilgisayar terminolojisini (kendi formatım olan
html ve http'yi ilk test ederken, ilk mesajım da "SLM"
olmuştu. Yerleşti ve iyi gidiyor...
"Selam", Dünya uygarlıklarının en eski kelimesidir diyebilirim. İnsan yaratıldığında yalnızdı. Kendisinden başka biri yoktu. Bu asıl insandan üç cins çıkarıldı:
Erkek (Adem=XY), Kadın (Havva=XX) ve Huri (YY). Bu sonuncu insan türü, Cennet'ten yeryüzüne sürgüne gönderilmedi ve orada kaldılar).
Bir insandan üç insan cinsi çıktığında, birbirlerini ilk gördüklerinde, ilk kelimeleri
"Selam" ve karşılığında yine "Selam" idi sevgideğer kalemdaşlarım.
Bu kelime Ademce'dir; hiç bir dile ait değildir ve ilk nezaket görgü kuralı, ilk sevgi sözcüğüdür. Anlamı ise muhteşem:
Barış!. Barışa barış... Kur'an nasıl ki "Oku!"
emriyle başladıysa, bundan milyonlarca yıl önce de İslam dini barış
adıyla başlamıştır. İslam, Müslüman, teslim, selim, selam ve daha türevleri
hep bu SLM üç harfi üzerine kuruludur Örneğin: iSLaM, müSLiM, SeLaM,
teSLiM...
Barış hissedilmelidir. Yani, anlamı sulh olan barış kelimesi İslam kelimesinden çok farklıdır. İki can düşmanı geçici olarak
sulh yaparlar. Örneğin, cesetlerini toplamak için ara veren iki ordu, daha sonra yeniden savaşırlar. Oysa,
Selam = İslam kelimesinde zoraki sulh yoktur, içinizden gelir. Sulh kelimesinin tersi
savaş tır. Ama selam kelimesinin bir tersi yoktur,
selam ve İslam''ın tersi savaş demek değildir. Onun tersi, ikinci kez selamdır:
Selam ve Selam...
Bizler İslam dininin mensuplarıyız. Artık bu kavramları da aşalım ve ağzımızı alıştıralım: Bizler
Barış dininin mensuplarıyız. Haydi barışın, barışmakta yarışın...
Önce kendiniz ile barışın. Sonra doğa ile barışın, unutmayın ki Cennet yemyeşil
ve tertemizdir.
Doğaya borcunuzu ödemek için lütfen yılda en az bir kez ağaç dikin.
Unutmayın ki, diktiğiniz o ağaç görünürde buradadır, ama, aslında sizin için bir gezegen büyüklüğünde bir orman olacaktır. Rabbimiz, ateştopu halindeki doğaya
ağaç dikmedi mi?.. Haydi barışçıllarım, Allah'ımızın ahlakıyla
ahlaklanalım, doğayla barışalım.
Artık musluklardan akan o dupduru leziz su yok! Onbeş yıl geçmeden, o sular pet şişelerde satılıyor. Artık o tertemiz hava yok,
Dünya'yı duhan kapladı ve daha da beteri gelecek...
Hayvanların da soyunu kuruttuk. Bize, kentlere, yani insana sığınan kedi ve köpekleri aldık, zehirledik,
Belediye'lerce katlettik. Ah o hayvan hakkı var ya, o hiç ödenmeyecek, Kul hakkı gibi
"Al gülüm ver gülüm" ödeşmeyecek... Onlar masumdur, günahı ve sevabı yoktur ki, nasıl ödeşeceğiz?
Kurban denen bir katliam yapıyoruz. O hayvancıklara neler çektiriyoruz. 2001 yılında, Balıkesir'in göbeğinde,
satın aldığı süt danasının "Kaçmasın" diye dört ayağını
keserek üç gün besleyen ve o zavallıyı kestikten sonra kendisini Cennetlik görmekte bir an tereddüdü olmayan
Üniversite mezunu bir insanı tanıdım. O insan olduğu için, ben insan değilim artık;
onunla aynı kefede olamam. İstifa ediyorum ve ben insan değilim diyorum, hem de tüm içtenliğimle...
Din adına bu katliam neden? Biz atalarımızın dinini mi yapıyoruz yoksa Kur'an emrini mi? Atalarımızın dinine göre,
"Hacc, yani Kurban bayramı 4 gündür" ve orada 4 milyon kurban
(deve, sığır, koyun, keçi vb.) kesilir. Suudiler'in soğuk hava depoları 150 bin kurban içindir. Yani 4 stadyum dolusudur. Ya geriye kalan 3 milyon 850 baş hayvan nereye gidiyor dersiniz? Toprağa gömülüyor, ceset tarlaları oluşturuluyor. Mekke'nin limanı Cidde'nin hemen karşısında bir feribot mesafesi uzakta duran Sudan, Somali ve Eritre gibi açlıktan kitle halinde ölen
Müslüman ülkelere bile gönderilmiyor. Kurbanların çoğu da hacıların
talebini karşılamak üzere hamile hayvanlardan da tedarik ediliyor; bunların nüfusu azalırken
Dünya çapında et fiyatları her yıl yukarı
tırmanıyor. Acaba benim Rabb'im kurbana ve kana bu kadar aç olabilir mi?
Şimdi, barış adına lütfen şu ayetleri araştırın:
9 / 36: Haram aylar dört tanedir. Bu aylara saygısızlık etmek haramdır.
9 / 37: Haram aylar ard arda değil, dört ay halinde dağıtılmıştır ve yerlerini keyfi olarak değiştirmek büyük günahtır.
5 / 97: Haram aylar insanların barış dayanağıdır. Haram aylarda sadece
Hacc yapılır ve savaşılmaz.
2 / 217: Haram aylarda savaşmak büyük günahtır.
Haram aylar, yıl içindeki 4 aydır ve birbirini izlemez; kimi kış içinde, kimi yaz içindedir. Toplam 120 gündür ve yılın üçte-biri tutarındadır. Haram ayların amacı
Hacc'a gitmektir. Bunun için, haram aylar 120 gündür ve Hacc edilmesi içindir; insanlar
hacı olurlar. Kalan 240 gün ise, Umre'dir, yani Hacc
dışı nafile ziyarettir.
Pek iyi, Allah'ın emri böyle de, 4 aylık bir Hacc farizasını neden tepiş-tıkış dört milyon kişi olarak dört günde yapıyoruz? Hem de adam başı birer kurban keserek ve sanki koca ineği orada yiyecekmişiz gibi cinayet işleyerek...
Allah'ımız 4 ay Hacc diyor, biz bunu 4 güne, birbirini çiğneyip öldüren
tepiş-tıkış 4 güne indirgiyoruz. Koşun şehit olmak için o milyonluk kuru kalabalıkta birbirinizi öldürün!.
Rabbimiz, bize, 120 gün içinde değişik günlerde kurban kesilmesini ve bunların peryodik olarak diğer yoksul ülkelere düzenli sevkini ve özellikle yetimlere ve çocuklara gönderilmesini istiyor. Ayet, isteyene de istemeyene de,
"Kurbandan armağan ediniz" buyuruyor. Bunun içinde Dünya çocukları var. Onlar sabi, masum, yani akil-baliğ
/ ergin olana dek Müslüman değiller mi? Onların anne-babaları gayrımüslim diye göndermeyelim
mi?
Evet, hep birlikte Müslüman'ız; ama ben bunlarla aynı dinden değilim
(Zaten, Hanif'im).
Bir türlü anlayamadık şu mübarek Kur'an'ı. Kur'an kurumsaldır.
Müessesseleşmemizi istiyor. Nasıl ki Zekat, vergi çıkışlı mali bir kurumsal unsur ise, Kurban da çoluk-çocuk önünde vahşet tablosu yaratmak değildir. Onun da,
mezbaha denilen gezgin bir kurum içinde (bu bir seyyar TIR da olabilir) ve gözardında olması gerekir.
Tevrat'a dayalı Musevilik intikamcı ve savaşçı bir dindir. Her milletin bir
Tanrı'sı vardır ve Yahudi'erin özel ilahı olan Yahowa başka ırkların can düşmanıdır. Başka milletlerin katledilmesini, bu yapılamıyorsa, burunlarının kesilmesini, ellerinin ve
kemiklerinin kırılmasını emreder. Oysa, onlar da Müslüman'lardı
ve barışa (selama) dayalılardı.
(Şalom, İbranice Selam = Barış demektir ve Museviler kendilerinden başkasına bu selamı kullanmazlar).
İkinci olarak da, İncil'e dayalı Hıristiyanlık gelmişti. O da çok barışçıydı ve selama
(salut) dayalıydı. Öyle ki, asla ve asla savaşmak yoktu. "Birisi yanağınıza tokat atarsa, öteki yanağınızı uzatın. Buna da tokat atarsa yeniden ilk yanağınızı uzatın." felsefesi vardı.
İslamiyet ise, Selam (Barış) ile geldi ve hatta Cihat'a, yani özsavunmaya , nefsi müdafaanıza bile yıllarca izin çıkmadı. Daha sonra da, gerçekten mücahede emri geldi. Bu haliyle, Kur'an,
"Hem yanağımızı uzatmamızı; fakat tokat yersek, ötekini uzatmak yerine, kendimizi savunmamızı"
istemektedir (Yahudi'lerin intikamcı ve insan düşmanı Tanrı'sı ile Hıristiyanlar'ın çok hoşgörülü
Tanrı'sının ortalaması sanki).
İslam (Barış) kelimesi, Kur'an'da, örneğin
Al-i İmran Suresi 102 -103. ayetlerde yer alır:
"Ey inananlar! Allah'tan korkun (aşık olmaya kalkmayın) ve son nefesinizde
barış içinde can verin. Topluca Allah'ın ipine tutunun (şeyhlerin ipine değil), sakın dağılmayın; ayrılıp (mezheplere)
bölünmeyin. Allah'ın size olan nimetlerini anın. Hani siz, birbirinizin can düşmanı kalleşler iken,
O (Allah) gönüllerinizi sevgi ile birleştirdi de,
barış sayesinde birbirinizin kardeşi oldunuz."
Maide Suresi 3. ayet içinde yanlışlıkla yer alan (ki Kur'an'ın son
ayetidir; bundan sonra ayet gelmemiştir) pasajda şöyle buyuruluyor:
"Bugün, üzerinize olan nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslam'ı
(barışçıllığı) seçtim ve bundan razı oldum."
Selamı, İslam'ı, müslimi ve teslimi, hep dinimizin adı sandık. Oysa, hiç barışı,
barışıklığı, barışçıllığı, barışmayı dinimizin ismi olarak özümseyemedik. Keşişler gibi, hep İslam'ı
(Barış'ı) bir kavga aracı olarak, cihad, silah, Hizbullah cinayetleri, insanları taşlayıp öldüren Mollacılık, kılıçla kafa kesen arabesklik, diğer din gruplarını da kitle halinde kesip biçen Taleban zıpırlığı diye düşündük. Bunun barış neresinde? Kan ve vahşetin adı ne zamandan beri
barış oldu?
Bu bakımdan, ben nasıl ki insan olmaktan istifa ettimse, Müslümanlık'tan da bir bakıma istifa etmeyi düşündüm. Daha doğrusu
Müslümanlığı aşmayı, yani Hanif olmayı seçtim. Barış, yani
İslam, bir amaç değil, araçtır. Amaç olan, Hanif
olmaktır.
Sevgideğer Hanif dostlar!. Size, Müslümanlık'tan daha doğru, daha gerçek, daha güzel bir dinin adını, araştırmanız için ödev olarak vereyim mi? Arapçası
Hanif olan bu kavram için, bir altyapı ve ön bilgi olarak şu ayetleri ödev edininiz ki, anlaşılayım ve anlaşabilelim. Çünkü, söyleşilerimizin temeli için böyle bir hazırlığa gereksinimimiz olacaktır:
Bakara /135: "...De ki: Hayır, biz Hanif olan İbrahim'in dinindeniz."
Ali İmran / 67: "İbrahim, ne Yahudi, ne Hıristiyan'dı; o Hanif dinindendi."
Al-i İmran / 95: "...De ki Allah gerçekçidir. O halde, İbrahim'in dini olan
Hanif'liğe uyun..."
Nisa /125: "Kim vardır ki, ondan daha güzeli var olsun? İyilik halinde, tam bir ihlas ile kendini Allah'a teslim etmiş
(Yaratan ile barışmış) ve Allah'ın indindeki en güzel din olan İbrahim'in dini
Hanif'liğe tabi olmuştur. Allah İbrahim'i dost edinmiştir."
Enam / 79: "Kuşkusuz ben her dinden vazgeçip, yüzümü Hanif olarak o gökleri ve yeri yaratan Allah'a döndüm."
Enam /161: "De ki: Muhakkak Rabbim beni İbrahim'in doğru yoluna dosdoğru olan Hanif dinine iletti."
Yunus /105: "Ey Resul! De ki: Ayrıca yüzünü Hanif dininden ayırma ve sakın ortak koşanlardan olma diye
emrolundum."
Hac / 31: "...Allah'a Hanif olarak muhatap olun, habis ortak koşmalardan kaçının."
Nahl /120: "Doğrusu İbrahim Hakk'a yönelen bir kurucuydu. O Hanif idi."
Nahl /123: "Ey Resul! Sana Hanif ol, İbrahim'in dinine uy diye
vahyettik."
Beyyine / 5: "Halbuki, onlar yalnızca Hanif olmak üzere, dini sadece Allah' a has (özgün kılarak, mezhep imamlarına, şeyhlere, kullara vb. has kılmayarak),
Allah'ı bilmekle, salatı ikame etmekle ve zekat vermekle emrolunmuşlardı. En dosdoğru ve gerçekçi din de işte bu
Haniflik'tir."
Yunus / 30: "Sen artık yüzünü hakka yönelmiş Hanif dine dön ki, Haniflik Allah'ın mayasıdır. İnsanları o maya üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışında hiç bir değiştirme ve değişiklik bulunmaz. İşte En doğru ve en sağlam din
Haniflik'tir; fakat insanların çoğu bilmezler."
Yunus / 43: "Allah katından geri çevrilmez bir gün gelmezden önce, yüzünü Hanif dinine çevir. Ki o gün insanlar bölük bölük ayrılırlar."
Dikkat ettiniz mi sevgideğerler, İslam, Müslümanlık'tan çok, Kur'an, Hanif
diye Müslümanlık üstü bir dini emrediyor. Hem de Resulullah'a emrediyor ve
İslam kalmakla yetinmeyip, yüzünü Hanif dinine çevirmeye
emrolunuyor (10 /105). Bunu aklından çıkardığı anda, "Yüzünü yeniden Hanif dinine çevir."
(30/ 30) demiş ve 13 ayet sonra, "Yüzünü dosdoğru Hanif dinine çevir" diye uyarılmıştır
(30 / 43).
Bilmem anlatabildim mi Hanif dostlarım, (Allah İbrahim'i Hanif olduğu için
dost edinmiştir). Bilmem anlaşabildik mi sevgdeğerlerim. Müslümanlık
= Sevgi + Barış'tır.
Bilmem anlaşıldım mı ? Müslümanlık araçtır; aracı amacından çok sevenin yeri, Vakıa
Suresi'ndeki Ashab-ı Meymene'nin Cennetleri'dir. Amaç olan Haniflik'tir.
Amacını aracından çok sevenlerin yeri ise, bu Cennet'in üzerindeki Allah dostları mekanı olan
Sabıkun'dur. Vakıa Suresi'nin başlarında: "Sizler üç sınıf olacaksınız: Cehennemlikler, Cennetlikler, bir de bunların üzerinde
Allah Dostları..." buyurulmuştur.
En güzel ve gerçekçi din Haniflik'tir .Müslümanlık'la yetinmeyin, küçük hesaplara girmeyin. Eğer Sabıkun'a giderseniz, orada
(Vakıa Suresi - 25) sadece Selam ve Selam var.
Slm & Slm
13 Haziran 2001
|